Ana Sayfa Blog Sayfa 5315

Türkiye yasakta dünyayı solladı

Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (TAPDK) yeni yönetmeliğinin yürürlüğe girmesi ile birlikte Türkiye’de de tartışmaların ardı arkası kesilmedi. AB düzenlemelerine uyum için olduğu söylenen ve yaşamın her alanında alkol kullanımını düzenleyen, ancak çok sayıda belirsizliği bulunan yönetmelik düzenlemeden çok kısıtlama içeriyor. Zira her şey izne tabi tutuldu, yani izinler biraz da yetkili makamların keyfine kalmış gibi bir izlenim var. Örneğin, internet sitesine gelen yanıtlarla kesinleşti ki artık kır düğünlerinin yapıldığı mekanlarda açıkta içki satış belgesi şart olacak. Ayrıca alkollü içecek ya da sektör fuarı, herhangi bir festival ya da konser gibi geçici etkinliklerde ancak TAPDK’nın izni ile alkollü içki satılabilecek.

İskandinav ülkeleri yakın
Türkiye’deki yeni düzenlemelerle dünyadaki düzenlemeleri karşılaştırıldığında en yakın uygulamalar İskandinav ülkelerinde görülüyor. Finlandiya, İsveç ve Norveç’te de TAPDK benzeri düzenleme kurulları yer alıyor. Bu ülkelerde alkol tüketimi, satışı ve reklamı belirli kısıtlamalara tabi. Ancak bunun nedeni bu ülkelerin tutucu olmaları değil. Zira yılın uzun bir bölümünü güneş görmeden geçiren bu ülkelerde intihar, depresyon ve alkolizm eğilimi yüksek. Örneğin İsveç hükümeti son 10 yılda 135 milyon dolar yatırım yapmasına rağmen özellikle gençler arasındaki alkol kullanım oranını düşüremedi. ABD’de ise düzenlemeler eyaletler bazında değişiyor ama yaş sınırı 21. Britanya’da spor faaliyetlerine de açıkça sponsor olabilen alkollü içki firmaları Fransa’da isimleri kullanılmamak üzere sponsorluk verebiliyor.

ABD
Düzenleyici kurum: TAPDK benzeri federal bir yapı yok, eyaletlerin alkollü içki komisyonları var.

Sponsorluk: Alkollü içecek markaları spor müsabakalarına, konserlere, festivallere sponsor olmakta serbest. Konserlerde vs içki satışı serbest. Açık hava konserleri için eyalet alkollü içki komisyonundan geçici izin almak lazım. Spor müsabakalarında alkollü içecek satışı serbest ancak maçın son devresinde/çeyreğinde satış durdurulmak zorunda.

Reklamlar: Alkollü içecek reklamlarında çocuklar için özendirici unsurlar bulundurulması ve oyuncuların içki içerken gösterilmeleri yasak

Satış sınırlamaları: Bazı eyaletler benzin istasyonlarında alkol satılmasını yasaklıyor ya da sadece yüzde 5 alkollü içeceklerle sınırlıyor (50 eyaletten 4’ü). Bazı eyaletlerde marketlerde alkol satışı yasak ya da alkollü içecekler ayrı bir bölümde olmak zorunda. Pek çok eyalette alkol satışı gece 2’de sona eriyor. Şişe/kutuların üzerinde hamileyken alkol almanın ve alkollü bir biçimde trafiğe çıkmanın tehlikeli olduğuna dair bir uyarı bulunmak zorunda.

Yaş sınırı: İçki içme yaşı federal yasayla 21 olarak belirlenmiş. Çoğu eyalette açık alanda içki içmek yasak. Bazı özel turistik bölgelerde (mesela Las Vegas, Coney Island vs) açık alanda içki yasağı geçerli olmayabiliyor.

BRİTANYA
Düzenleyici kurum:
Alkol komisyonu yok. Alkollü içki lisanslarını mahkemeler veya yerel yönetimler veriyor.

Sponsorluk: Alkollü içecek markaları spor müsabakalarına, konserlere, festivallere sponsor olmakta serbest. İngiltere Lig Kupası ülkenin en ünlü bira markası olan sponsorunun ismiyle, Carling Cup olarak anılıyor. Konser, maç gibi organizasyonlarda gerekli izinler alındığı takdirde içki satışı serbest.

Reklamlar: Alkollü içeceklerin internetteki reklamlarına sınırlama var. İçecek markalarının sitelerine girerken kullanıcılar yaşlarını yazmak zorunda.

Satış sınırlamaları: Benzin istasyonlarında içki satışı serbest. Hafta içinde barlar genelde 23.00’da kapanıyor. Hafta sonlarında ve özel günlerde bu süre gece 2’den 5’e kadar uzayabiliyor. 24 saat içki satışı yapabilmek için lisanslar da var ancak almak oldukça zor. Genelde sadece lüks gece kulüpleri alabiliyor. Bazı yerel yönetimler daha sıkı yasalar uygulayabiliyor. Kuzey İrlanda’da barlar hafta içi erken kapanma karşılığında hafta sonu daha fazla açık kalma hakkı elde edebiliyor.

Yaş sınırı: 18

FRANSA
Düzenleme kurulu: 1991’de yürürlüğe giren Evin Kanunu tütün ve alkollü içeceklerin ortak kullanılan alanlarda sigara tüketimini ve alkollü içeceklerin reklamlarda kullanımını düzenliyor.

Sponsorluk: Alkollü içki markaları konserlere veya spor organizasyonlarına sponsor olabiliyor ancak tam isimlerini kullanamıyorlar. Mesela Heineken’in sponsor olduğu Fransa rugby kupasının ismi ‘H Cup’, logosu da Heineken’in yeşil zemini üzerinde yer alıyor.

Reklamlar: Reklamlarda sadece içkinin kalitesine referans yapılabiliyor. ‘Fiks menü’ ya da ‘açık büfe’ gibi promosyonlara izin verilmiyor. İnternette alkol reklamı 18 yaşından küçüklere hitap eden siteler veya spor klüplerinin siteleri dışında serbest. Televizyonda, sinemalarda ve gençlere yönelik dergilerde alkollü içki reklamı yapmak yasak.

Satış sınırlamaları: Benzin istasyonlarında alkol satışı yasak. Ayrıca barların ‘fiks bir fiyata içebildiğiniz kadar için’ türünde uygulamalar yapması 2009’da çıkan bir yas aile yasaklandı. Okullara yakın açık alanlarda da alkol kullanımı yasak.

Yaş sınırı: 2009’da çıkan yasa ile ülkenin her yerinde 18 yaşın altındakilere alkollü içki satışı yasaklandı. Daha önce 16-18 yaş aralığı için belirli serbestlikler vardı.

İSKANDİNAV ÜLKELERİ

Denetleme kurumu: Finlandiya’da Alko adlı kurum alkollü içkilerle ilgili neredeyse her şeyi düzenliyor. Yüzde 4.7’den fazla alkol içeren içecekler sadece özel Alko dükkanlarında satılıyor, fiyatları da bu kurum belirliyor. İsveç ve Norveç’te de benzer kurumlar ve yasalar var.

Reklam: Finlandiya’da akşam 9’dan önce televizyonlarda alkollü içecek reklamı yasak. 18 yaş altına hitap eden programlarda da reklam yapılamıyor. İsveç ve Norveç’te de uygulama benzer.

Satış sınırlamaları: Finlandiya’da marketlerin alkollü içkilerdeki indirimleri, barların indirim saatlerini duyurması yasak. Marketlerde ve alkollü içki satılan dükkanlarda akşam 9’dan önce alkol satışı yapılamıyor. 6’lı veya 12’li bira paketlerine indirim yapılması da yasak. Yüksek alkol içeren ürünlerin reklamı yapılamıyor. Sigaraların üzerindekilere benzer uyarı yazıları da zorunlu. İsveç ve Norveç’te bu gibi sınırlamalar görülüyor.

Yaş sınırı: Alkol tüketimi ve alımında 18 yaş sınırı var. İskandinav ülkelerinde yaşayanlar Danimarka’da alkol kullanımı daha serbest olduğu için feribotlarla bu ülkeye doğru yola çıkıyor, uluslararası sulara girildiğinde istedikleri kadar alkol tüketebiliyor.

ALMANYA
Denetleme kurulu: Ülkede alkollü içki satışı yapabilmek için belediyelerden satış ruhsatı almak gerekiyor.

Sponsorluk: Alkollü içecek şirketleri müzik festivalleri, konserler, tiyatrolara, spor takımlarına sponsor olabiliyor. Konserlerde ve müzik festivallerinde ruhsatlı olması şartıyla içki satışı yapılabiliyor. Alkollü içkiler hediye paketlerine, yılbaşı sepetlerine konabiliyor.

Reklam: Televizyonlarda alkollü içecek reklamı yapılabiliyor ama sigara reklamı yasak. Ülkede kır ya da salon düğünü ayrımı olmadan tüm düğünlerde içki içilebiliyor.

Satış sınırlamaları: Alkol ruhsatı olan her yerde, yaşı tutan herkese içki satılıyor. Buna plajlar da dahil. Herkes istediği yerde içki içebiliyor. Bazı bölgelerde benzin istasyonlarında ve otoban kenarlarında gece saat 10’dan sonra içki satışı yasak. Ancak ülkenin genelinde otoban kenarlarındaki tesislerde alkol satışı yapılıyor. Bir sınırlama yok.

Yaş sınırı: 14-16 yaş arasındaki gençler ebeveynlerinin gözetiminde bira veya şarap alabiliyor. 16-18 yaş arasına bira ve şarap serbest. 18’den itibaren yüksek alkollü içkiler de dahil herhangi bir sınırlama yok.

YUNANİSTAN

Sponsorluk: Alkollü içki üreticileri pek çok alanda sponsor oluyor. Konserler, tiyatrolar dahil. Sadece spor takımlarının forma reklamlarında içki reklamı yok. Ancak maçlarda devre arasında plastik bardaklarda her türlü içki satılıyor. Konserlerde alkollü içki tüketiliyor.

Satış sınırlamaları: Otoban kenarlarındaki benzin istasyonlarında, restoran ve cafelerde her türlü içki satılıyor. Benzin istasyonlarında biradan başka şarap, viski bulmak mümkün. Bütün büfeler, bakkalar, süpermarketler, kiosklar, hastane kantinleri ve hatta yoldaki seyyar kantinlerde bile içki satışı var. Yılbaşı, noel, doğumgünü gibi günlerde içki sepeti göndermek neredeyse gelenek. Marketlerde de indirim kapmanyaları yapılabiliyor. Düğünlerde izin almaya gerek yok, alkol tüketimi serbest. Deniz kenarı, plaj, kaldırım kenarı, havuzbaşı ve bahçelerde alkollü içki tüketimi ve satışına sınırlama yok.

Yaş sınırı: Alkollü içki satın alma yaşı 18 ancak buna kimse uymuyor. Ülkede herhangi bir bölgede ya da saat aralığında satış sınırlaması yok.(radikal)

Ürdün’de de halk sokaklarda

0

Dün, başta başkent Amman, kuzeydeki İrbid ve güneydeki Diban kentleri olmak üzere Ürdün’ün birçok yerinde binlerce kişi sokaklara döküldü. Yüksek enflasyon, işsizlik, yoksulluk, sürekli artırılan vergiler ve özellikle akaryakıt ve gıda maddelerindeki pahallılığa isyan eden yaklaşık sekiz bin Ürdünlü, Samir Rifai hükümeti istifa etmeye çağırdı.

“Ürdün sadece zenginlerin ülkesi değil. Ekmeğimizden elinizi çekin. Açlık ve öfkemizden korkun” pankartı arkasında yürüyen binlerce kişi, “Rifai hükümeti istifa”, “Birleşin, çünkü hükümet sizi yemek istiyor”, “Yiyecek ekmek bulamıyoruz”, “Yakıt fiyatını yükseltin, cebinizi doldurun” sloganları attı.

Çok sayıda sol örgüt ve sendikanın katılımıyla gerçekleştirilen gösterilerin Pazar günü hükümetin istifa etmesi için Parlamento önünde yapılacak oturma eylemi ile süreceği duyuruldu. Müslüman Kardeşler de gösteriler destek verdiğini açıkladı.

Hükümet “önlem” almıştı
Hafta başında Ürdün hükümeti Tunus’taki gösterilerin ülkeye sıçrama ihtimaline karşı bazı tedbirler almış, Başbakan Semir el Rifai yaklaşık 169 milyon dolarlık yeni bir ekonomik paket hazırlayarak, temel gıda fiyatlarını aşağı çekmişti. Ancak halk tarafından “göz boyama” olarak nitelendirilen bu düzenleme protesto gösterilerine engel olamadı.

Ürdün’de resmi rakamlara göre enflasyon ise 6,1, işsizlik oranı ise yüzde 14 civarında. Ancak uzmanlar gerçek oranın yüzde 30 civarında olduğunu tahmin ediyor. 6 milyon nüfuslu ülkede nüfusun yüzde 70’i 30 yaşın altında. Oldukça genç bir nüfusa sahip olan Ürdün, bu sebeple yatırımcıların gözbebeği.

Ürdün’ün başkenti Amman, Arap dünyasının en zengin şehri olarak anılıyor. Ancak çöllerle kaplı Ürdün Krallığı’nda yoksulluk oranı yüzde 25’in üzerinde. Ürdün, kişi başına düşen gelir ile kıyaslandığında ekmek fiyatlarının en yüksek olduğu ülkelerden biri olarak kabul ediliyor.

Hükümetin 2009’dan beri sürdürdüğü ekonomi politikaları Ürdün’de zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmakla eleştiriliyor. Geçtiğimiz günlerde hazırlanan paketin de gelir dağılımındaki eşitsizliğe son vermeye yönelik olmadığı biliniyor. (Sol)

Bir sel felaketi de Güney Afrika’da!

Güney Afrika hükümeti tek bir ayda 40 kişinin hayatını kaybettiği seller nedeniyle ülkenin belirli kesimlerini felaket bölgesi ilan etmeye hazırlanıyor.

Geçen ay yağan yağmurlar ülkenin doğusundaki Kwa-Zulu Natal bölgesinden batıdaki Northern Cape bölgesine kadar olan bölümü etkiledi.

Sellerden binlerce ev etkilendi ve Orange River nehri çevresinde yaşayan halk tahliye edildi.

Nehir üzerindeki bazı köprüler ulaşıma kapatılırken Güney Afrika Hava Kuvvetleri tahliye işlemlerine yardım ediyor.

Polis dalgıçlar boğulmuş kişilerin cesetlerine ulaşmaya çalışıyor.

Başkan Jacob Zuma, felaketle mücadele etmek için Bakan Shiceka başkanlığında bir birim kurdurdu.

Shiceka BBC’ye yaptığı açıklamada birimin uzun süreli işlev göreceğini belirtti.

“İlgilendiğimiz işler arasında insanların sel bölgelerine ev yapmalarının engellenmesi de var.”

Bakan “evlerinden olanlar geri dönmemeli” şeklinde konuştu. (bbc)

Çev: Serkan Köybaşı

Tunus’ta belirginleşen seyir

Tunus’ta Anayasa Konseyi, Cuma günü halk ayaklanması üzerine hükümeti ve

Tunus
Tunus Anayasa Konseyi de facto devrim sonrası yürütme krizine el koydu

parlementoyu feshettikten sonra ülkeyi terk eden Zeynülabidin bin Ali yerine Meclis Sözcüsü Fuad el-Mubaza’a’yı vekaleten cumhurbaşkanı ilan etti.

Cuma günü cumhurbaşkanlığı yetkilerinin anayasaya göre kendisinde olduğunu ilan eden sakıt başbakan Muhammed el-Gannuşi, el-Mubaza tarafından ülkeyi seçimlere götürmekle yükümlü bir koalisyon hükümeti kurma göreviyle başbakan tayin edildi.  Tunus anayasasınca ülke altmış gün içinde seçime gitmek zorunda. Al-Jazeera English’in naklettiğine göre, Tunuslular diktatörlük olarak tanımladıkları eski hükümetin başbakanının bu göreve getirilmiş olması konusunda karmaşık hisler içindeler.
Cumartesi akşamı itibarıyla Tunus’ta olayların dinmiş olduğuna dair bir haber yok.
(Al-Jazeera English)

Erdoğan Arena’da yuhalandı, stadı terk etti!

Türk Telekom Arena Stadı’nın açılışına katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı, Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener, UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik, Gençlik ve Spor Genel Müdürü Yunus Akgül ve Galatasaray Kulübü Başkanı Adnan Polat karşıladı.

Canlı yayına katılan Başbakan Erdoğan, kendilerini UEFA’da bugünlere getiren Galatasaray’ın böyle bir stada sahip olmasına inandıkları için bu stadın yapılmasına karar verdiklerini söyledi. Erdoğan, Türkiye’nin, geleceğe yönelik futbol şampiyonaları için böyle bir stadı kazanmasını görev telakki ettiklerini kaydetti.

Yaklaşık 40 bin taraftarın doldurduğu Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena’nın açılışında yapılan protestolar geceye damgasını vurdu.

Erdoğan’ın stada girişinde isminin anons edildiği sırada bazı taraftarlar ıslıklı protesto etti. Erdoğan’ın yerine oturmasının ardından Galatasaray Başkanı Adnan Polat açılış konuşması yaptı.

Stadı tamamlayan TOKİ’nin Başkanı Erdoğan Bayraktar‘ın yaptığı konuşma sırasında tribünlerden protestolar yükseldi. Taraftarlar, TOKİ Başkanı’nın Başbakan Erdoğan’a teşekkür sözleri sırasında protestolarını yükseltti.

Bunun üzerine Başbakan Erdoğan stadyumdan ayrıldı. Başbakan Erdoğan’ı çıkışta Galatasaray Başkanı Adnan Polat, Devlet Bakanları Hayati Yazıcı, Egemen Bağış ve Faruk Özak uğurladı. Erdoğan’ın aracına binmeden önce Bakan Hayati Yazıcı ile konuştuğu gözlendi.

Daha sonra Başbakan Erdoğan’ın yanına işadamı Abdurrahim Albayrak geldi. Erdoğan’a sarılarak yanaklarından öpen Albayrak, Başbakan’a bir şeyler anlattı.

Egemen Bağış: Yapılanlar nankörlük

Devlet Bakanı ve Başmüzekereci Egemen Bağış “Bu yapılan nankörlük, sayın başbakanımızın bu stadın yapılışında büyük emeği var. Defalarca durma noktasına gelen bu stat inşaatı, başbakanımız sayesinde devam etti ve böyle mükemmel bir tesis ortaya çıktı” dedi.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı (TFF) Mahmut Özgener, “Başbakan’a yapılanlar kabul edilemez. Bu stadın yapılmasında tabii ki Galatasaray camiasının payı büyüktür ancak, en büyük pay Başbakan Erdoğan’ındır” dedi. Özgener ayrıca, Bakan Egemen Bağış’ın tepkili sözlerini savunurken, “Bu yapılanlara karşı söylenen her söz doğrudur” diye konuştu.

(Cumhuriyet, Radikal ve Ntv’den derlenmiştir.)

Yeşil Gazete

DP’de Genel Başkan Zeybek

Demokrat Parti’nin 10. Olağan Büyük Kongresi’nde Namık Kemal Zeybek ilk turda 575 oy aldı. Salt çoğunluk sağlanamadı, ikinci tura geçildi. Tekin Enerem, Ahmet Özal ve Salih Uzun, genel başkanlık adaylığından çekildi.

Zeybek ikinci tur oylamada da 624 oyla rakiplerine fark attı.

Üç adayın yarıştığı üçüncü tur oylamada Zeybek, geçerli 586 oyun 566’sını alarak DP Genel Başkanı seçildi.

Bu turda adaylardan Rıfat Serdaroğlu 19 oy, Adnan Dağıstanlı ise 1 oy aldı.

ALTI ADAY YARIŞTI
Kongrede genel başkanlık için 6 kişi başvuruda bulundu. DP Genel Başkanlığı için Kongre Divan Başkanılığı’na adaylık başvurusunda bulunanlar şöyle:

  • DP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Özal,
  • Eski Bakan Namık Kemal Zeybek,
  • Eski Bakan Rıfat Serdaroğlu,
  • Eski Anavatan Partisi Genel Başkanı, DP Genel Başkanvekili Salih Uzun,
  • Eski DYP İstanbul İl Başkanı Tekin Enerem,
  • DP Gençlik Kolları Kurucu Genel Başkanı Adnan Dağıstanlı     (NTV)

Yeni anayasa için vatandaşlık önerisi – Sevan Nişanyan

Şimdiki anayasanın 66. maddesi, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” demiş.
Bu ne demektir sizce? “Vatandaşlık bağı ile bağlı” nasıl bir şeydir? “TC vatandaşı olan herkes Türk’tür” mü demek istemiş? Öyleyse neden dümdüz dememiş, lafı neden dolandırmış?

Ben size söyleyeyim. Nüfus kâğıdı yetmez diyor, ideolojik deli gömleğini de giyeceksin. ‘Onuncu Yıl Marşı’nı ciğerlerini şişirerek söylüyor musun? Höt deyince susta durup ‘vatan-millet-Sakarya’, ‘Atam sen kalk ben yatam’ şiiri okuyor musun? O zaman sen Türksün. Yoksa kanı bozuk soysuzsun, Lozan Antlaşması yüzünden mecburen seni de vatandaş sayar gibi görünmek zorundayız ama Türklüğün yüce payesini bahşeder miyiz hiç?

İtiraf edeyim, benim ‘Türk’ olmak gibi bir derdim yok. TC vatandaşı olan hayli yüklü bir nüfusun da öyle bir arzusu ya da beklentisi olduğunu sanmıyorum. Vatandaş olmak bize yetiyor. Ciddiye alınırsa kan bağından çok daha güçlü bir aidiyet zeminidir bence. Akrabasının yüzünü görmeye tahammül edemeyen çok insan tanıyorum, ama ortak hak ve sorumlulukları paylaştığın insanlarla en azından oturup konuşabilirsin.
Üstelik 66. maddedeki tanımın harbi Türklere de haksızlık ettiğini düşünüyorum. Ya adam doğma büyüme Türk olduğu halde o devletin resmi değerlerine ‘bağlı’ olmamayı seçerse? Onun kimliğini, Türklüğünü sen hangi hakla sorgularsın?

Aidiyet ve haksız üstünlük Sonra Kerkük’te, Batı Trakya’da, İsveç’te TC devletine hiçbir bağla ‘bağlı’ olmayan Türkler var, onlar Türk değil mi? Bilge Han bile Orhun Yazıtı’nda “Ey Türk titre ve kendine dön” demiş. “Titremezsen Türk değilsin soysuz herif” diye alenen hakaret etmemiş.
Bırakın Türklük bir sosyolojik kategori olarak kalsın. Kendini Türk sayan herkes Türk’tür de geç. Arzu ederlerse gurur duysunlar, övünsünler, güvensinler, soydaş muhabbeti yapsınlar, kime ne? İnsanın bir topluluğa ait olması fena bir şey değil. Yeter ki bunu kullanıp kamu yönetiminde haksız üstünlük elde etmeye kalkışmasın.
MADDE: Türkiye vatandaşı ana veya babanın çocuğu Türkiye vatandaşıdır. Vatandaşlık statüsü, kişinin başvurusu üzerine derhal [en geç bir ay içinde] tescil edilir.
Sade, basit.
‘Ana ve babadan’ değil, ikisinden BİRİ vatandaş olsa yeter. “Ana veya babadan doğan” değil, evlatlık edinilenler dahil. Sonradan Türk vatandaşı olanların eskiden olma çocukları da dahil.
Birinci cümle aşağı yukarı bugünkü 66/b eşdeğeridir; 2001’de kısmen AB baskısıyla düzeltildi. İkinci cümleyi ben ekledim. Şimdiki durumda inisiyatifi polise bırakmışlar. Anayasa güvencesi altında olan bir hakkı ‘tanımak’ için aylar yıllar boyu insanın anasından emdiği sütü burnundan getiriyorlar. Onu önlemek için.
MADDE: Yasal olarak beş yıl Türkiye’de ikamet eden herkes, anayasaya bağlılık yemini etmek suretiyle Türkiye vatandaşlığı kazanır. Yasal ikamet süresi özel hallerde Bakanlar Kurulu kararıyla kısaltılabilir veya kaldırılabilir.
Türkiye, dünya ülkelerine önder olsun, öncü olsun diyorsanız böyle bir şey lazımdır. Bırakın yaşlı Avrupa, çağı geçmiş kokonalar gibi kendini yabancılardan korumaya çalışsın: Delikanlı adam yeni kandan korkmaz.

Bağlılık yemini
Ülkelerarası gidiş gelişin hızlandığı bir çağda yaşıyoruz. Benim görebildiğim kadarıyla başka bir ülkede beş sene yaşayan insan, o ülkede yaşama sanatının sırlarına çoğu yerliden daha fazla vakıf olur. İş aramayı, ev kiralamayı, su faturası ödemeyi, çocuğu okula yazdırmayı, kapıda ayakkabı çıkartmayı, bir buçuk Adana ısmarlamayı, pazar bulmacası çözmeyi öğrenir. Ayrıca o ülkeyi çoğu yerliden daha fazla sever, sorunları çoğu zaman daha iyi tanımlar, daha taze çözümler bulur. Neden ülkenin yönetiminde yerlilerden daha az hak sahibi olsun?
‘Yasal olarak’ tabirini eklerken tereddüt ettim. Bunu demekle kaçak göçmen sorununu bir yere kadar kontrol altına almış oluyorsun. Buna karşılık idarenin eline belki istismar edebileceği güçlü bir silah vermiş oluyorsun. Dilerse yasal olarak beş yıl ikamet etmeyi imkânsız derecede zorlaştıran kurallar koyar, anayasanın hükmünü fiilen işlemez hale getirebilir. Olsun o kadar esneklik payı deyip geçeceğiz.
Anayasaya bağlılık yemini ettirmek veya buna benzer bir irade beyanı almak şart. Yoksa TC vatandaşı olmaktan doğan hak ve yükümlülükleri empoze edemezsin. Vatani hizmet yapması gerekiyorsa mesela neye dayanarak yaptıracaksın?
MADDE: Türkiye vatandaşları sınırdışı edilemez. Kimse kendi rızası olmadan vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlık hakkı -kendi vatanında yaşama ve o vatanın kaderinde söz sahibi olma hakkı- en temel insan haklarından biridir. Bu hakkı herhangi bir bahaneyle ihlal eden devlet insanlık düşmanı sayılmalı ve mümkünse bertaraf edilmelidir. Nokta.

MADDE: Geçmişte kendi rızası dışında vatandaşlıktan çıkarılan kişilerle bu kişilerin üçüncü kuşağa kadar altsoyu, başvuruları üzerine Türkiye vatandaşlığına kabul edilir.

Ayıptan kurtulmak gerek
Haksızlık üzerine hak inşa edilemez. Yirminci yüzyıl boyunca yüzbinlerce insan bu ülkeden dini, etnik, siyasi, ideolojik nedenlerle ya da sadece mallarına el koyma hırsıyla kovulmuştur. Bu namussuzluğun hak doğurmasına izin vermek, zımnen o namussuzluğa ortak olmak demektir. Türk halkının bu ayıptan kurtarılması gerekir.
Bunun en basit yöntemi, sembolik olarak dahi olsa, kovma eylemini hukuken yok saymak ve kovulan kişilerden hayatta olanların, çocuklarının ve torunlarının gasp edilmiş olan vatandaşlık haklarını teslim etmektir.
Önceki maddeden farklı olarak burada anayasaya yemin etme şartı yoktur. Çünkü yeni bir hak yaratmıyorsun, gasp edilmiş bir hakkı iade ediyorsun. Bunun şartı olmaz. Olsa da söylenmez, çünkü ayıptır.
Dikkat edilirse bu, bazı çevrelerde dile getirilen tazminat hakkından çok farklı bir yaklaşımdır. Türkiye suçu üstlensin, cezasını ödesin denmiyor. Tam tersine o suçu reddetsin, sembolik bile olsa elini yıkasın deniyor, ki samimi bir barışa götürecek olan yol budur. Tazminat ödeyip de iyi niyet satın alan kimse görülmemiştir: Ne ödeyen helal eder, ne alan memnun olur. Ama kırık kalpleri tamir etmek için bazen böyle ufak bir jest yetebilir.
Ayrıca sizi bilmem ama ben, suçu tescil edilmiş, sırtına ceza bindirilmiş bir devletin vatandaşı olmaktansa, “O suçu işleyen ben değilim başkasıdır, o alçakların suçuna ortak olmayı reddediyorum” diyen bir devletin vatandaşı olmayı yeğlerim. Yeter ki samimi olsun, sonuçlarıyla yüzleşsin.
Hem böylesi daha masrafsızdır, akıllıca uygulansa memlekete getirisi bile olabilir.

-Radikal-

İleri “hızda” demokrasi: 6 saniyede 1 madde

Meclis Genel Kurulu hafta içinde çıkardığı yasalarla tarihi bir rekora imza attı. Milletvekilleri jet hızıyla çalıştı, üç günde Türk Ticaret Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Borçlar Kanunu yasalaştı.

Toplam 2 bin 720 madde 72 saatte meclis’ten geçti..neredeyse dakikada bir madde kabul edildi.

Yasaların hızla çıkmasında AK Parti’nin CHP, BDP ve MHP’den beklediği desteği alması etkili oldu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli sağlanan uzlaşı ortamının önemine vurgu yaptı, tüm partilere bir teşekkür mesajı yayımladı. Başbakan Erdoğan da sonuçtan memnun.

Danışma Kurulu bile milletvekillerinin bu hızla çalışacağını hesap edemedi. 11-21 Ocak tarihleri arasında çalışılması öngörülüyordu. Düzenlemeler hızla yasalaşınca Meclis 25 Ocak’a kadar tatile girdi.

2011 bütçesi nedeniyle ara vermeden çalışan milletvekillerinin sürpriz tatili seçim bölgelerinde geçirmeleri bekleniyor. (Ntv)

TT Arena “Merhaba” diyor

0

Galatasaray’ın, bu sezonun ikinci yarısından itibaren maçlarını oynayacağı Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena’nın resmi açılışı bugün yapılacak. Stat açılışında Galatasaray ile Hollanda’nın Ajax takımları saat 20.45’te başlayacak özel maçta karşı karşıya gelecek.

Toplam 52 bin 647 seyirci seyirci kapasitesi, 190 metre eni, 228 metre boyu ile dünyanın sayılı statları arasında yer alan Türk Telekom Arena, aynı zamanda Türkiye’nin en teknolojik ve özgün spor komplekslerinden biri olma özelliğini taşıyor. Kulüp başkanı Adnan Polat’ın, “FIFA ve UEFA’nın 2016 kriterlerine sahip stat” diye nitelendirdiği Türk Telekom Arena’nın toplam 4 bin 500 araç kapasiteli otoparkı bulunuyor.Türk Telekom Arena’da ayrıca özel VIP girişleri, yeme içme hizmetlerinin dahil olduğu VIP salonları, loca-VIP koltuklara özel olarak ayrılmış stat içi otopark alanları, özel giriş yolları, stat girişi öncesi araç bırakma alanları gibi birçok özel hizmet sunuluyor.

Yeni statta 3. ve 4. katlarda satışa sunulan 6, 8, 10, 12, 15 ve 18 kişilik olmak üzere toplam 157 loca ve 4 bin 845 adet VIP koltuk bulunuyor. Türk Telekom Arena’nın mimari kalitesi, kullanılan üstün teknik formu, karakteri ve estetik özellikleriyle dünya mimarisinde ulaşılan en üst seviyeyi temsil ediyor.

TEPE ÜZERİNE YAPILAN STAT
Dünyadaki çoğu örneğin tersine düz arazi yerine Seyrantepe’nin engebeli arazisi üzerine tepede konumlanması, stadın estetik görünümünü daha da güçlendiriyor. Engebeli arazinin yol açtığı güçlüklerin en ileri teknik uygulamalarla aşıldığı mimari yapı, bu özelliğiyle de dünyanın özel projeleri arasında yer alıyor. Türk Telekom Arena’nın loca ve koltuklarının konumları eşsiz bir görüş açısıyla her maç deneyiminin bir görsel şölene dönüşmesini sağlıyor.Dünyaca ünlü mimar Mete Arat’ın proje mimarlığını yaptığı Türk Telekom Arena, tasarımından işletmesine, ulaşımından ve teknolojik altyapısına kadar daha önce Türkiye’de görülmemiş olan bir anlayışla inşa edildi.

BAŞBAKAN ERDOĞAN DA KATILACAK
Galatasaray’ın yeni stadı Türk Telekom Arena’nın görkemli açılış törenine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılması bekleniyor.Kulüp yönetimi tarafından, stadın yapımı ve tamamlanması aşamalarında büyük desteği bulunduğu defalarca vurgulanan Başbakan Erdoğan, açılış gecesinde de sarı-kırmızılı camiayı yalnız bırakmayacak.

GÖSTERİLERDE ASLAN KONSEPTİ
Toplam 560 kişinin çalıştığı Türk Telekom Arena açılışında düzenlenecek gösteriler saat 18.00’de başlayacak.Gösteriler, Galatasaray’ın bu güne kadar Ali Sami Yen Stadı’ndaki başarılarını simgeleyen ögelerle süslenecek. Galatasaray’ın sembolü olan “aslan” konsepti üzerinden yola çıkılarak hazırlanan multimedya efektleri sahaya yansıtılacak.Türk Telekom Arena üzerine hegzagon ekran kurularak, gösterilerin tamamı hem yeşil çim üzerine yapılacak ekrana yansıtılacak hem de bu ekranda gösterilecek. Gösteriler için hazırlanan yaklaşık 2 metre çapındaki davullar ovun önemli bir parçası olarak saha ortasında multimedya efektlerin desteğiyle kullanılacak.

Gösteriler Galatasaray’ın maçlarından görüntülerle bütünleştirilirken, gösterinin sonunda takım topluca sahaya çıkacak ve Ali Sami Yen Stadı ruhunun artık tamamen Arena’ya taşındığını simgeleyecek son multimedya gösterisiyle etkinlik tamamlanacak.Toplam 90 dansçının yer alacağı açılış töreninde Kenan Doğulu da konser verecek. Açılış gösterilerini hazırlayan Kanadalı Sanat ve Multimedya Yönetmeni Erick Villeneuve, açılışta Galatasaray taraftarlarını beklenmedik bir sürprizle karşılamak istediklerini, ancak gösterinin sporla çok ilgisinin olmayacağını ifade ederek, gösteriler için gerekli olan malzemenin 4 kamyonla İstanbul’a getirildiğini açıkladı. Villeneuve, yapacakları gösteriye ilişkin şu bilgileri verdi:”Sahanın ortasında televizyon ekranı gibi beyaz bir ekran olacak ve onun üzerinde yaklaşık 90 dansçımız gösteri yapacak. Onların performansıyla birlikte multimedya olarak ekranda da gösteriler izlenecek. Yukarıdan seyrettiklerinde oldukça güzel bir görüntü ortaya çıkacak. Başka sürprizler var ama onları gelen seyirciler o gün izleyecekler.”

PROGRAM
Stadın açılış töreni saat 18.00’de şarkıcı Kenan Doğulu’nun konseriyle başlayacak.Açılışta saat 18.30’da hazırlanan gösterilerin 1. bölümü yapıldıktan sonra, saat 20.45’te Galatasaray-Ajax karşılaşması oynanacak.Açılış töreni, saat 22.30’da gösterilerin 2. bölümünün sunumu ile sona erecek.

STAT KAPILARI 14.00’DE AÇILACAK
İstanbul İl Spor Güvenlik Kurulu, Galatasaray’ın yeni stadı Türk Telekom Arena’nın bugün yapılacak açılış töreni için bir dizi önlem aldı.Galatasaray Kulübü’nden yapılan açıklamaya göre, İstanbul İl Spor Güvenlik Kurulu’nun aldığı karar uyarınca, stat kapıları saat 14.00’te açılacak.Kararda, stat girişinde yoğunluğun azalması için seyircilerden erken saatte gelmeleri istenirken, stat ve çevresinde alkollü içeceklerin tüketilmesi, bulundurulması ve satılmasının yasak olduğu, stat içindeki hiçbir alanda sigara içilmesine izin verilmeyeceği kaydedildi. Stada girilebilmesi için önceden temin edilmiş, geçerli sezonluk kart veya maç biletine sahip olunmasının zorunlu olduğu, açılış günü bilet satışı yapılmayacağı belirtildi.

OTOPARK ALANLARI
Stat otopark alanları, sadece otopark giriş kartı bulunan VIP koltuk ve loca sahipleri için saat 13.00’te açılacak. Otopark girişinde belirtilen kart ile araç plakasının aynı olmaması halinde otopark alanına giriş izni verilmeyecek. Araçlarda arama yapılacak. Saat 17.00’den sonra stat otopark alanlarına girilemeyecek. LPG’li araçlar otoparktan yararlanamayacak.Ticari araçların açılış günü stada girişlerine, TEM otoyolunda yolcu indirip bindirmeye ve yaya geçişine izin verilmeyecek.

ULAŞIM NASIL OLACAK?
Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena’ya ulaşım, bir kaç yoldan yapılabilecek.Kulüp daha önce yaptığı açıklamada, taraftarları metroyu tercih etmeleri konusunda uyarırken, stada en kolay ulaşımın metroyla sağlanacağı belirtildi.Sarı-kırmızılı kulüpten yapılan açıklamada, metro ulaşımıyla ilgili olarak şu bilgilere yer verildi:”Hacıosman-İTÜ Ayazağa hattı ve Taksim-Sanayi hattındaki metro istasyonlarından binecek olan biletli seyirciler, Sanayi durağında inerek Sanayi-Seyrantepe mekik seferini yapan metro trenlere aktarma yapacak ve Sanayi’den 2 dakikalık yolculukla Seyrantepe metro istasyonuna ulaşacak. Seyrantepe Metro İstasyonu saat 12.00 itibarı ile açılacak olup, Seyrantepe Metro İstasyonu’na ulaşan izleyiciler tünellerden geçerek stada ulaşacaklar. Seyrantepe İstasyonu’ndan stada geçilen tünel saat 12.00’de açılacak. Bileti veya davetiyesi olmayanların bu tünellerden geçmesine izin verilmeyecek. Metro ile gelen izleyiciler biletlerine göre Doğu, Batı, Pegasus ve Güney tribünlerindeki turnikelere giderek stada giriş yapacaklar.”

OTOBÜSLE ULAŞIM
Açıklamada, İETT otobüslerini kullanmak isteyen taraftarlar için özel seferlerin düzenlendiği, 2’si Avrupa, 1’i Asya yakasında olmak üzere 3 buluşma noktası belirlendiği kaydedilirken, buluşma noktaları ve güzergahlar şöyle açıklandı:”Birinci Buluşma Noktası: Avrupa yakasında Beylikdüzü-Avcılar-Başakşehir-Küçükçekmece-Büyükçekmece-Bakırköy ve Esenler duraklarından Esenkent-Bahçeşehir İETT hareket amirliği noktasında ulaşan taraftarlar saat 11.45 ile 16.00 arasında yapılacak, İETT otobüs seferleriyle stada götürülecek ve Cendere yolu girişinde indirilecek.İkinci Buluşma Noktası: Avrupa yakasından bir diğer hareket noktası da Mecidiyeköy Ali Sami Yen Stadı’nın arkasında bulunan otobüs durakları olacak. Burada toplanan taraftarlar saat 11.45 ile 16.00 arasında yapılacak İETT otobüs seferleriyle stada taşınacak.Üçüncü Buluşma Noktası: Anadolu yakasından gelecek taraftarlariçinse toplanma noktası Ümraniye-Tepeüstü olacak. Buradaki taraftarlar da saat 11.45 ile 16.00 arasında yapılacak İETT seferleri ile stada götürülecek.Divan Kurulu üyeleri için Galatasaray Spor Kulübü özel sefer düzenleyecek. Ali Sami Yen Stadı’nın önünden saat 15.00-16.00 arasında kalkacak özel otobüsler, Divan Kurulu Üyeleri’ni taşıyacak.”

DÖNÜŞ
Ajax maçı sonrası metroyu kullanacak olan taraftarlar saat 02.00’ye kadar tünellerden geçerek aktarmasız, direkt seferlerle yolculuk edebilecek.İETT otobüsleri ile stattan ayrılacak seyirciler, Başakşehir-Esenkent istikameti için stadın batı tarafındaki Cendere yoluna iniş yaparak, Mecidiyeköy İETT durağı ve Ümraniye-Tepeüstü durakları istikametine gidecekler ise TEM üstünde bulunan Seyrantepe Köprüsü üzerinden stattan ayrılabilecek. (Ntvspor)

İHOP, İnsan Hakları Kanunu Tasarısı’nı eleştiriyor

Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı’na ilişkin son günlerde kamuoyunda yaratılmaya çalışılan yanlış izlenimlere ilişkin insan hakları kurumlarının zorunlu açıklaması şöyle:

Türkiye’nin siyasal ve sosyal gündemi tüm yoğunluğunu koruduğu bir sırada sadece insan hakları örgütlerini değil tüm kamuoyunu açısından büyük bir öneme sahip olan “Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı” önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurulu gündemine alınacak.

İhlallerin önlenmesi, insan haklarına saygının güçlendirilmesi dolayısıyla da ülkenin demokratikleşmesi bakımından önemli fonksiyonlar üstlenebilme potansiyeline sahip bir ulusal insan hakları kurumunun oluşturulması hem Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler (BM) belgeleri tarafından vaaz edilen bir gerekliliktir, hem de AB üyeliği sürecinde “Katılım Ortaklığı Belgesi” ve “İlerleme Raporları”nda da belirtilen Türkiye’nin mutlaka yerine getirmesi gereken bir ev ödevidir.

Ancak gerçekten de uluslararası normlara uygun biçimde oluşturulacak böylesi bir kurumun sahip olduğu önem ve yaratacağı etki nedeniyle olsa gerek son günlerde basında yer alan bazı haberlerle kamuoyunda Tasarı’ya dair yanlış bir izlenim yaratılmaya çalışılmaktadır.

Aslında “Türkiye İnsan Hakları Kurumu”nun oluşturulmasına yönelik tartışmalar 2004’den bu yana gündemdedir. Daha önce hazırlanan iki kanun tasarısı emrivaki tarzında ve insan hakları örgütlerini sürece dahil etmeden hazırlandığı için yoğun tepkiyle karşılanmıştı. Hükümet tarafından hazırlık çalışmaları Mayıs 2009 da başlatılan son yasa tasarısı ise bu konudaki üçüncü girişimdir.

28 Ocak 2010 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan şimdiki Tasarı’da yine kurumlarımız tarafından 2010’un Şubat ve Mart aylarında gerek tek tek gerekse topluca yapılan basın açıklamaları ve hazırlanan raporlar ile eleştirilmişti.

Bu eleştirilerin odak noktasını Kurumun oluşturulması sürecinin sine qua non’ı (olmazsa olmazı) olan insan hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarından görüş alınmaması ve söz konusu Tasarı’nın, kısaca “Paris İlkeleri” olarak bilinen “İnsan Haklarının Geliştirilmesi ve Korunması İçin Kurulan Ulusal Kuruluşların Statüsüne İlişkin İlkeler”de1 belirtilen biçimde söz konusu Kurum’un diğer devlet kuruluşlarından ve siyasal iktidardan özerk olmasını güvence altına almaması oluşturuyordu.

Geçen süre içersinde Yasa Tasarısı TBMM Anayasa Komisyonu Alt Komisyonu’nda görüşülürken kurumlarımız sınırlı da olsa Alt Komisyon’da görüşlerini ifade etme imkânı bulmuş ve Tasarı’ya yönelik eleştiri ve önerilerini dile getirebilmiştir.

Bütün bu görüşmelere karşın Alt Komisyon, tasarının ana yapısındaki sorunları çözmekten uzak birkaç düzenleme ile yetinerek Tasarıyı Anayasa Komisyonuna göndermiştir. Elbette Alt Komisyon’un örgütlerimizin görüşlerini dinlemiş olmasını ve bunun sonucunda Tasarıda küçük de olsa bazı değişikliklere gitmiş olmasını önemsiyoruz. Bununla birlikte Tasarı’nın eleştirilerimizin odak noktasını oluşturan temel mantığında hiç bir değişiklik olmamıştır. Bunun en temel nedenlerinden birisi, tasarının TBMM’ne gönderilmeden önceki hazırlanma sürecine insan hakları örgütlerinin ve ilgili akademik kuruluşlarının katılımının engellenmiş olmasıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Alt Komisyonu kabul ettiği tasarının önünde 28 maddede formüle edilerek kurumlarımızın önerilerine de yer verilen bir rapor da hazırlamıştır. Doğal olarak alt komisyon raporunda da yer verilen bu önerilerden özellikle tasarının temel mantığı ile ilgili önerilerimize, kabul edilen tasarıda neden yer verilmediğinin en azından bir açıklamasının yapılması gereğini de hatırlatmak isteriz.

Alt Komisyona verdiğimiz ve görüşmeler sırasında önemle üzerinde durduğumuz konulardan birisi, oluşturulacak Ulusal İnsan Hakları Kurumu’nun gerçekten işlevli ve etkili bir mekanizma olabilmesi için diğer devlet kuruluşlarından ve siyasal iktidardan her bakımdan özerk olması ile ilgili idi. Çünkü evrensel bir gerçeklik olarak biliyoruz ki insan haklarının en büyük ihlalcisi devletler ve hükümetlerdir. Dolayısıyla ihlalleri önlemeye, hakları korumaya yönelik olarak oluşturulacak bir Kurum da mutlak surette yönetim hiyerarşisinden bağımsız, onu dışarıdan gözlemleyebilen ve denetleyebilen bir örgütlenme modeline sahip olmak zorundadır.

Oysa 13 Ocak 2011 tarihinde TBMM Anayasa Komisyonu’nda da kabul edilen Yasa Tasarısı’nda yer alan kuruluş maddesine göre oluşturulacak Kurum’un başkanı dahil tüm üyeleri, konu ile ilgili her hangi bir nesnel ölçüt aranmaksızın, Bakanlar Kurulu tarafından atanmaktadır. Üstelik atanan bu kişilerin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda belirtilen şartları taşıması da istenmektedir. Bu biçimde oluşturulacak bir İnsan Hakları Kurumu’nun daha baştan işlevsiz ve etkisiz hatta ölü doğmuş bir kurum olacağı açıktır. Kısacası bu yönde yaptığımız tüm uyarı ve eleştirilere karşın tasarıda hiçbir değişikliğe gidilmemiş olması en yalın ifadeyle samimiyetsizliktir.

Alt Komisyonun tasarı üzerinde yaptığı değişiklikler açısından bakıldığında ise yapılan değişikliklerin bazı konularda tam bir güvence sağlamaktan uzak olduğu gözlemlenmektedir. Örneğin, yine görüşmelerimizde vurguladığımız bir diğer konu, kurumda görev yapanların görevlerini yerine getirirken dokunulmazlıklarının mutlak surette güvence altına alınmasına ilişkindi. Alt Komisyon, bu konudaki uyarılarımızı dikkate almış gibi görünse de değişikliğin içerisinde yer alan “münhasıran insan haklarının korunması ve geliştirilmesine ilişkin görevleriyle ilgili suç işlediği öne sürülen Başkan, İkinci Başkan ve üyeler yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya çekilemez” ibaresinde yer alan “münhasıran” kelimesi dokunulmazlık ilkesini mutlak olmaktan çıkarmaktadır.

Bizleri fazlasıyla kaygılandıran diğer önemli bir nokta ise yine TBMM gündeminde bulunan BM İşkenceyi Önleme Sözleşmesi’nin ek Protokolü (OPCAT)’nün onaylanmasına ilişkin kanun tasarısı ile ilgilidir. Hükümet tarafından 14 Eylül 2005’te imzalanmasına karşın yıllardır onaylanmayan OPCAT’in gerekli kıldığı bağımsızlığı güvence altına alınmış “önleme mekanizmasını” söz konusu bu tasarılarla oluşturulacak Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun bir alt organı haline getirilmek istenmektedir. Zaten sınırlı sayıda kişiyle görev yapacak olan Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun öngörülen yapısıyla işkenceyi önleme fonksiyonunu etkin bir şekilde yerine getirebilmesi mümkün değildir. Biran için OPCAT’in gerekli gördüğü mekanizmayı Kurumun bir alt organı olarak çalışabileceğini düşünsek bile bunun için Tasarı’da söz konusu mekanizmayı işlevli ve etkin kılacak ayrıntılı düzenlemelere yer verilememiştir.

Sıralanan bu eleştirilerin yanı sıra kurum başkanına çok fazla yetki verilmekte, başkan merkezli bir yapı oluşturulmaktadır. Başkanın istememesi durumunda Kurumun çalışma imkânı neredeyse bulunmamaktadır. Başkana verilen bazı yetkilerin kurula devredilmeli ve başkan yerine kurul ön planda olmalıdır. Ayrıca başkan bakanlar kurulu tarafından atanmamalı kurul üyeleri tarafından seçilmelidir.

Tasarıda Kurum üyelerinin tarafsızlık ve bağımsızlığı, bilhassa da Kurumun mali bağımsızlığı yeterince güvence altına alınmamaktadır.

Sonuç olarak eleştirileri daha da çoğaltmak mümkün ancak daha önce bunu defalarca yapmıştık. Ben yaparım olur anlayışıyla eleştirilere hiçbir şekilde kulak verilmiyor. Dahası, ortaya çıkan sonuç tasarının neden bir yıldır Alt Komisyonda bekletildiğini açıklamaya da yetmiyor.

Bu nedenle de sözümüz insan hakları ve demokrasiden yana duyarlılığı olanlara yönelik: Gerçeklikte bu kanun tasarısı, insan haklarının hayata geçirilmesi adına bir adım atmaktan ziyade Başbakanlığa bağlı İnsan Hakları Başkanlığı’nın Paris İlkelerinin ruhuna tam yansıtmayacak bir şekilde “yeniden yapılandırılması”ndan başka bir anlam taşımamaktadır.

Kısacası, bir kere kurulacak, Türkiye’de insan haklarının geliştirilmesi ve korunması bakımından son derece önemli bir role sahip olacak ve uluslar arası camianın önemli bir muhatabı haline gelecek olan bu kurum siyasi beklentilerle değil evrensel standartlar ve halkımızın gerçek ihtiyaçları öncelenerek oluşturulmalıdır.

1 BM İnsan Hakları Komisyonu’nun 3 Mart 1992 tarihli 1992/54 sayılı ve BM Genel Kurulu’nun 20 Aralık 1993 tarihli 48/134 sayılı kararlarıyla kabul edilmiştir.

Helsinki Yurttaşlar Derneği

İnsan Hakları Derneği

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği

Türkiye İnsan Hakları Vakfı

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi

(Yeşil Gazete, www.ihop.org.tr)