Ana Sayfa Blog Sayfa 5165

Haber ve Galeri: Direniş şenliği sürüyor

Büyük Anadolu Yürüyüşü Gölbaşı Direnişçileri’nin gerçekleştirdiği şenlik ikinci gününde sürüyor. Yoğun katılım ve sürekli gelen gidenlerin olduğu şenlikte dün açık tartışmalar yapıldıktan sonra direniş yemeği yendi ve hep birlikte müzik yapıldı.

Kamp alanına dair olumlu gelişmeler de yok değil. Seyyar tuvalet sorununun çözülmesinden sonra, dün de biten suyun doldurulmasına verilmeyen izin aşıldı ve su sorunu da çözüldü.

Direniş bugün de devam ediyor.

Kars’a bal ve kaşar heykeli

İnsanlık Anıtı’nı yıkma kararı alan Kars Belediyesi, kentin kaşar ve balını tanıtmak için anıt heykel yaptıracak

 

İnsanlık Anıtı’nın yıkımı sürerken, Kars Belediyesi yeni bir sanat hamlesine hazırlanıyor. Kentte bir önceki CHP’li belediye başkanının yaptırdığı heykelleri kaldırdığı için adı “Heykel karşıtı başkan” olarak anılan Kars Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş, “kaşar” ve “bal” heykeli yaptırarak bu imajı silmeye çalışacak. Başkan Bozkuş, bu heykellerin kentin tanıtımına katkıda bulunacağını da söyledi.

BELEDİYE DUYURU YAPTI
Kars Belediyesi, Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraş Derneği başta olmak üzere üniversitelerin güzel sanatlar bölümlerine gönderdiği yazıda Kars’ın bal ve kaşarını tanıtıcı heykel yaptıracağını duyurdu. Heykelin kaidesinin ise belediye tarafından yaptırılacağı belirtildi.

BETONDAN KAŞAR
Kaşar ve bal heykellerinin ölçülerinin nasıl olacağına da karar veren belediye kaşar heykelinin dört kademe beton kaide üzerinde 1.5 metre yükseklikte ve 2.1 metre genişlikte planlamış. Kaşar, polyester dökümden olacak. Bal heykelinin 3.30 metre yüksekliğinde ve 1 metre genişliğinde olması planlanıyor.

YAKLAŞIK MALİYET İSTEDİ
Kars Belediyesi’nin kaşar ve bal heykellerini nasıl yaptıracağı açıklanmadı. İhale ya da sipariş usulü yaptırılması beklenen heykellerle ilgili projeyi hayata geçirebilmek için belediye üniversitelerden yaklaşık bir fiyat istedi.

‘İYİ-KÖTÜ TASARLADIK, GÜZEL OLACAK’
Habertürk’e konuşan Kars Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş “Heykellerin nasıl olacağını iyi kötü tasarladık, çok güzel olacak. Kaşar ve bal heykellerini kentin girişinde yolun iki yanına koyacağız. Görenler ‘Demek buranın kaşarı meşhurmuş’ diyecek” dedi. Başkan Bozkuş, iki heykelle birlikte sanata karşı olmadıklarının da görüleceğini söyledi, “Şehri tanıtan şeyler yapmakta fayda var. Kars’taki ürünlerin pazar sorununu çözebilmek için proje geliştirmemiz lazımdı. Bu nedenle Kars ile özdeşleşmiş heykeller yapalım, insanların dikkatini çekelim istedik” diye konuştu.

AKSOY: KAŞAR DÜŞÜNCE
Yaptığı İnsanlık Anıtı yıkılırken belediyenin ballı kaşarlı heykel yaptırma planına tepki gösteren Mehmet Aksoy şöyle konuştu:

“Aslında bu bir kaşar düşünce. Heykeli yıkan kafanın zihniyetini gösteriyor. Heykeli yenilir içilir bir şey gibi düşünüyorlar.”

Habertürk

10 doğa direnişçisine gözaltı

Doğaya ve canlı yaşama zarar veren tüm yatırımların durdurulması amacıyla çeşitli illerden yola çıkıp yürüyerek Ankara’da buluşacak “Büyük Anadolu Yürüyüşü”ne katılanların Ankara’ya alınmaması üzerine bu gruplara destek amacıyla Çevre Bakanlığı önünde açlık grevi başlatan 10 kişi gözaltına alındı.

Çevre ve Orman Bakanlığı önündeki açlık grevini sonlandırmaları için kendilerini uyaran polise direnen gruptakiler, gözaltına alınarak, Karşıyaka Polis Karakolu’na götürüldü.

Bakanlık önünde dün saat 11.00’de açlık grevini başlatanlardan Senoz Vadisini Koruma Platformu sözcülerinden Sinan Akçal, Rize Çayeli’nin Senöz Vadisi’nde 85 yaşındaki annesi ile birlikte yaşadığını, ancak onlarca HES nedeni ile suları ve topraklarının ellerinden alındığını söylemişti.

Sinan Akçal, “Üç defa mahkeme tarafından yürütmeyi durdurma kararı alınmasına, bir defa da iptal kararı verilmesine karşın vadim ve yaşadığım topraklar gözlerimin önünde yok ediliyor. Artık yapacak hiçbir şeyim kalmadığından sesimi duyurabilmek için Büyük Anadolu Yürüyüşü ile 40 gün boyunca Senöz’den Ankara’ya kadar yürüdüm. Ancak Ankara’ya alınmadık. Açlık grevi yapmaktan başka çarem kalmadı” demişti.

Nükleer karşıtları Taksim’e bekleniyor

0

Taksim’de dün başlayan nükleer karşıtı eylem birinci gününü doldurdu.

Gece boyunca 20’den fazla aktivistin Taksim meydanındaki nükleer karşıtı kampta kaldığı eyleme yaptıkları ziyaret ve destekler sürüyor. Dün öğle saatlerinde Hollandalı bir müzik grubunun yaptığı gösteri de bunlardan biriydi.

Eylemi sürdürüen aktivistler bu sabah bir toplantı yaparak bugünkü takvimi belirlediler. Alınan kararlar arasında eylem alanının katılımlara daha açık bir hale getirilecek şekilde yeniden düzenlenmesi de vardı.

Hükümetin bütün nükleer planlarından vazgeçmesi çağrısıyla başlayan eyleme bütün nükleer karşıtlarının desteği ve katılımı bekleniyor. Katılmak isteyen nükleer karşıtlarının uyku tulumlarıyla alana gelebilecekleri ve gece boyunca eylem alanında kalabilecekleri bildiriliyor.

Birinci günden fotoğrafları görmek için TIKLAYIN

(Yeşil Gazete)

Foto galeri: Taksim’de nükleer karşıtı eylem sürüyor

Taksim’de nükleer karşıtı eylemde birinci gün: 3 Haziran 2011

Fotoğraflar: Ümit Şahin

Mem û Zîn’e “X” yasağı

Günay’ın Meclis’te dağıttığı, Erdoğan’ın meydanlarda andığı Mem û Zîn, Ağrı’da ceza aldı. Gerekçe, yazarın parka verilen adındaki ‘X’.

Başbakan Tayyip Erdoğan, ünlü aşk destanı ‘Mem û Zîn’i seçim meydanlarında dile getirdi, Kültür ve Turizm Bakanı bir ilke imza atarak Mem û Zîn’i Türkçe bastırıp Meclis’te dağıttı. Ancak ‘Mem û Zîn’in yazarı, Kürt şair ve filozof Ehmedê Xani’nin isminde yer alan ‘X’ harfi dava konusu oldu, ‘sorumlular’ hapis cezası aldı.

Mahkemelik olmuştu
Ağrı’nın Doğubeyazıt Belediyesi dört yıl önce, ilçede yaptırdığı parka Kürt edebiyatının simge isimlerinden ‘Ehmedê Xanî’nin adını verdi. Parka verilen isimdeki ‘X’ harfi konuyu 2008’de mahkemeye taşıdı. Doğubeyazıt 1. Asliye Ceza Mahkemesi, 3 Mayıs 2011’de sona eren davada dönemin Doğubeyazıt Belediye Başkanı Mukaddes Kubilay ve 23 meclis üyesi hakkında hapis cezası verdi. Mahkeme cezanın gerekçesini ‘Türk alfabesine aykırı hareket’ olarak açıkladı. Kubilay’a altı ay, AK Parti ve BDP’li meclis üyelerine ise birer ay 20’şer günlük hapis cezası verildi. Ayrıca hapis cezasının yanı sıra 3 bin TL de para cezasına hükmedildi. Ertelenen ceza temyiz için Yargıtay’a gönderildi.

Sanık avukatı Murat Rohat Özbay karara tepkisini “Ya Ehmedê Xanî Kürt olduğu için bu ceza verildi ya da bu parkı yapan insanlar Kürt olduğu için bu cezaya maruz kaldılar” sözleriyle dile getirdi. “Türk alfabesinde her ne kadar x harfi yer almasa da “X,W,Q” harfleri neredeyse tüm devlet organlarında kullanılmaya devam etmektedir” diyen Özbay, bu harflerin devlet kurumlarında kullanıldığında herhangi bir suç unsuru olarak görülmediğine işaret etti.

Şapka Kanunu’nu uygula
Özbay, TRT Şeş’in yayınlarında ‘yasaklı harfleri’ sıklıkla kullandığını söyleyerek “Eğer suçsa biz de bu konuda İçişleri Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Bu durumda onlar da suç işliyor” dedi. “Türk harflerinin kabulü ve tatbiki” gibi kanunların artık anlamını yitirdiğini savunan Özbay, verilen karar için temyiz haklarını kullanacaklarını söyledi.

TBMM’de Şapka Kanunu’nun da uygulanmadığına dikkat çeken avukat Özbay, Ankara Savcılığı ile Doğubeyazıt Savcılığı’na bu kararların niye uygulanmadığının araştırılması için dilekçe vereceklerini kaydetti.

Bu arada Kültür Bakanlığı tarafından basılan ‘Mem û Zîn’ isimli eser, yakınları tarafından Sincan 2 Nolu F Tipi’nde bir mahkûma verilmek istenmiş; ancak cezaevi engellemişti.

Radikal

 

Nazım için…

48 yıl önce bu sabah gözlerini açtığında, güneş henüz ısıtmaya başlamıştı ortalığı. Haziran sabahları tatlı bir rüzgar uyandırırmış insanı oralarda, belki de Haziran’da ölmek bu yüzden zordur Moskova’da. Yatağından doğruldu, usul usul çıkardı üstündekileri, başlayan günün kaygı ve sıkıntılarını giyindi besbelli. Gazetesini alacaktı. Memleketten haberler ve dünyanın ahvalini anlatacak yeni yeni sözler bekliyordu. Kahvesinin suyunu koymuş muydu ocağa, penceresini açıp “yaşamak güzel şey be kardeşim” demiş miydi o sabah? Kimbilir …

Apartman dairesinin kapısını açtı, yavaşça ikinci kata indi. İşte gazetesi oracıkta bekliyordu. Uzandı ama kalbi durdu Nazım’ın. O anda durdu. Yine de hazırlıksız yakalanmış değildi ölüme, veda şiirini çoktan yazmıştı Hoşçakal kardeşim deniz diyerek:

İşte geldik gidiyoruz
Hoşçakal kardeşim deniz
Biraz çakılından aldık
Biraz masmavi tuzundan
Sonsuzluğundan da biraz
Işığından da birazcık
Birazcık da kaderinden
Biraz daha umutluyuz
Biraz daha adam olduk
İşte geldik gidiyoruz
Hoşçakal kardeşim deniz

Mücadele, sürgün, ve hasret kadar coşku, aşk ve umut dolu bir hayattı onunki. Şiir ve sevda, şiir ve hayat hep aynı şeylerdi. Mücadele vardı, gerçekti ama bir yanıyla da masaldı tüm yaşadıklarımız ve yaşayacak olduklarımız.

Nazım Masalların Masalı şiirine: “Su başında durmuşuz” diye başlar ve tek tek taktim eder su başında duranları. Yanında bir çınar vardır, çınarın yanında bir kedi, kedinin yanında güneş, güneşin yanında ömrümüz. Etrafını saran ve parçası olduğu yalın gerçekliğin olağanüstülüğünü selamlar. Bu mucizevi birlikteliğin birgün dağılacağı bilgisi içini acıtır ama olsun “çok şükür yaşıyoruz” der. İnsanoğlunun yazgısına hem güzelleme hem de ağıt sayılabilecek olan bu şiiri ömrünün son yıllarında 1958’de Varşova’da yazmıştır büyük şair.

Su başında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

Su başında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze .

Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek…

Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze…

Hepsi masaldır, hem de “masalların masalı”, su başında durmamız da, suya yansıyan görüntümüz de, “çok şükür” yaşamamız da … Ama bu öyle bir masaldır ki, onu birgün daha fazla yaşamak boynumuzun borcudur. 3 Haziran 1963’de Moskova’da ayrılır aramızdan büyük şair. O kendi borcunu ödemiştir ve masalı da; sayısız şiir, oyun ve mektupla birlikte bizlere miras kalır.

İyi ki yaşadın Nazım, iyi ki vardın, iyi ki yazdın, iyi ki kendi masalını bize miras bıraktın, senin mısralarınla her gün güneşe çıktık biz, biraz daha insan olduk..

Alper Tolga Akkuş/Gülden Akyol

Hopa’da işkence iddiası ve ölüm orucu

Başbakan Erdoğan’ın Hopa mitingi sırasında çıkan olaylara karıştıkları iddiasıyla gözaltına alınanların sayısı 30’a yükseldi. İlçede gözaltında dayak iddiaları artarken gözaltına alınanlardan 10’u ölüm orucuna başladı.

Yaşanan olayların ardından gözaltına alınanlara destek vermek amacıyla Hopa’ya gelen Ankara Barosu avukatlarından Suna Coşkun, İstanbul Barosu’ndan Nurhayat Akman, Nermin Kaplan ve Çağdaş Hukukçular Derneği üyeleri Can Tambul, Gülşen Uzuner ile Artvin Barosu’ndan Muhammet Altunal, bugün Hopa Adliye’si önünde basın açıklaması yaptı. Burada konuşan Avukat Suna Coşkun, olay günü gecesinden başlayarak Hopa’da tam bir insan avı başlatıldığını belirterek şunları söyledi:

“İlk baskın gece saat 23.00 sıralarında bir kafeteryaya yapıldı. İşyeri sahibi dahil olmak üzere orada bulunan müşteriler özel harekat timleri tarafından yoğun şiddete maruz bırakılarak, kafalarına postallarla basılarak gözaltına alındı. Bu muameleye maruz kalan kişiler arasında yüzde 90 oranında zihinsel engelli olan Erkut Kibar adlı vatandaşımız da bulunmaktaydı. Bu baskınlar evlerde sabaha kadar devam etti ve halen daha da devam ediyor. Gözaltına alınan kişilere ilişkin tarafımıza hiçbir bilgi verilmedi, isimler ve durumları saklandı.”

KABURGASI KIRILDI
Gözaltına alınanların darbeye maruz kaldıklarını iddia eden Coşkun, “Gözaltında bulunanların kafalarında, kaşlarında, gözlerinde, ağız ve burunlarında ve vücutlarının çeşitli yerlerinde darp izleri var” dedi. İki kişinin gözlüklerinin kırıldığını, birçok kişinin kafasında ve gözünde şişlik ve morluklar olduğunu kaydeden Suna Coşkun, “Yakalama sonrasında alınan ilk adli raporunda sağlam olduğu belirtilen İbrahim Aksu, 2 Haziran günü gözaltında tutulduğu sırada Hopa Devlet Hastanesi’ne sevk edildi, saat 23.30 sıralarında ise kaburga kırığı tespiti ile Trabzon Numune Hastanesi’ne sevk edildi” dedi.

Coşkun Hopa Emniyet Müdürlüğü’nde müvekkillerle görüşme istediklerini, ancak soruşturmanın Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Rasim Karakullukçu nezaretinde yürütüldüğü, yetkili savcılıkça şüpheliler arasında menfaat çatışması bulunduğu, bu nedenle her avukatın bir kişinin müdafiliğini üstlenebileceğinin söylendiğini belirtti. Coşkun, “Sağlık durumlarından endişe ettiğimiz şüphelilerle görüşme talebimiz kısıtlandı, savunma hakkımız yasa dışı usuller uydurularak bertaraf edildi” dedi.

Gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan Artvin Bağımsız Milletvekili adayı Birsen Kaya da, kendi yaslarını tutmalarına izin verilmediğini belirterek, “Bu yaşananların sorumlusu Hopa halkı olarak gösterildi. Ama herkes biliyor ki burada yaşananların sorumluluğu Tayyip Erdoğan’a aittir” dedi. Kendisinin de 8 arkadaşıyla birliktte hukuksuz olarak gözaltına alındığını anlatan Birsen Kaya, “Bunlardan biri olan İbrahim Aksu’nun kaburgası kırık olduğu için hastanede yatmaktadır. İbrahim Aksu arkadaşımız evinden gözaltına alınırken kaburga kemiği kırıldı. Polis şiddeti sonucu yaralandı. İki gün gözaltında tutulduktan sonra durumu anlaşıldı ve hastaneye sevk edildi” dedi.

Bu arada, gece saat 02.06 sıralarında göğüs ağrısı şikayeti ile Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne getirilen ve Göğüs Cerrahisi bölümünde 292 numaralı odaya yatırılarak kontrolleri yapılan ESP üyesi İbrahim Aksu, bugün saat 15.30 sıralarında taburcu edildi. Aksu, sivil polislerce Artvin’e götürüldü.

10 KİŞİ ÖLÜM ORUCUNA BAŞLADI

Hopa’ya gelen Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkanı Figen Yüksel Dağ ise, “Tayyip Erdoğan buraya gelerek bir kışkırtma hareketi ortaya koydu. Hopa’da yaşanan gelişmeleri kışkırtan Başbakan Erdoğan’dır. Burada gözaltına alınması ve hukuki soruşturmaya uğraması gerekenler Hopa halkı değil, hükümet yetkilileridir. Adalet tersine işliyor. Hukukun durmadan çiğnendiği ve ayaklar altına alındığı ülkede en basit hukuk kurallarının uygulanması için suç duyurusunda bulunacağız” diye konuştu.

Avukatlar, Hopa Cumhuriyet Başsavcılığı’na gözaltı olaylarının hukuksuz olduğu gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Gözaltıların sürdüğü ilçede rakamın 65’e ulaşacağı belirtilirken, gözaltına alınanlardan 10’unun ölüm orucuna başladığı belirtildi. (Ajanslar)

Seçim 2011: The Economist: “Demokrasi için CHP’ye oy verin”

Türkiye’deki genel seçimlere geniş yer veren Economist dergisi Türk seçmenleri, AKP’nin seçimden sonra tek başına anayasa yapmasını önlemek için CHP’ye oy vermeye çağırdı.

Dergi, AKP’nin ekonomi, dış politika ve ordunun siyasetin dışına itilmesi gibi alanlarda başarılı bir performans sergilediğini söylüyor. Economist bu sayede Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada ekonomik ve siyasi bir güç haline geldiğini belirtiyor. Dergi, bu portrenin AKP’nin 2002’de devraldığı enkazdan çok farklı olduğuna dikkat çekiyor.

‘Erdoğan’a destek kaygı verici’
Economist, bu durum karşısında Türk seçmenlerin yine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelmesinin şaşırtıcı olmadığını söylemekle birlikte, bunun kaygı verici olduğunu da vurguluyor ve şöyle devam ediyor; “Erdoğan kamuoyu yoklamalarında çok istediği üçte iki meclis çoğunluğuna yakın gözüküyor. Çünkü bu tek başına anayasa yapmasına izin verecek. Bu Türkiye için kötü olur. Bu yargının nedeni, Türkiye’yi bir teokrasiye dönüştürmeye çalıştığı gibi asılsız bir temele dayanmıyor. Ordu, çok sayıda İsrailli ve Amerikalının fısıldadıklarının tersine, AKP’nin genel anlamda hoşgörülü Türkiye’yi, bir sonraki hoşgörüsüz İran’a çevirmek istediğine dair çok az kanıt var”

‘Kaygı din devleti değil, demokrasi’
AKP’nin kısıtlanmayan yönetimiyle ilgili asıl kaygının din değil, demokrasiyle ilgili olduğunu söyleyen dergi, Erdoğan’ın ordu ve yargıya karşı mücadelelerini kazandıktan sonra, çok az sınırlandırmayla karşılaştığını söylüyor.

Dergi şöyle devam ediyor; “Bu durum Erdoğan’ın doğasından gelen eleştiriye karşı hoşgörüsüz tutumunu şımartmasına izin verdi ve otokratik içgüdülerini besledi. Yolsuzluk artıyor gibi görünüyor. Basın özgürlüğü saldırı altında. Türkiye’de Çin’dekinden daha fazla sayıda gazeteci hapiste. Erdoğan’ın kaygı verecek kadar çok sayıdaki karşıtı ve düşmanı, ki bunlara çok sayıda emekli subay da dahil, soruşturma altında. Bazı vakalarda da abartılı komplo suçlamalarıyla”

Economist, tüm bunlara ek olarak, Erdoğan’ın seçim kampanyasında da giderek milliyetçi bir söylem takındığını ve “Türkiye’nin en büyük ve hoşnutsuz azınlığı” diye tanımladığı Kürtlere ciddi öneriler yapmadığını söylüyor.

‘Erdoğan Fransız sistemini istiyor’Dergi ayrıca, Erdoğan’ın seçimde üçte iki meclis çoğunluğu kazanırsa Fransa’dakine benzer bir başkanlık sistemi kuracağına ve kendisinin başkan olacağına dair ipuçları verdiğini belirtiyor.

Economist Kılıçdaroğlu’nun güneydoğu illerinde daha çok kalabalık topladığını söylüyor. Economist’e göre zaten fazlasıyla merkeziyetçi bir yapıya sahip olan Türkiye’de bu bir hata olur. Bu noktada CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na işaret eden dergi, Kılıçdaroğlu’nun partide Deniz Baykal döneminden kalan isimleri tasfiye ettiğini ve partinin ordunun siyasete müdahalesine sempatiyle bakan tavrını değiştirdiğini söylüyor.

‘CHP’ye oy verin’
Ayrıca, CHP’nin daha önce zayıf olduğu Güneydoğu illerindeki seçim mitinglerinde, AKP’den daha büyük kalabalıklar topladığını belirtiyor. Yazı şu tavsiyeyle sona eriyor; “AKP’nin bir sonraki hükümeti kuracağı kesin. Ama biz Türklere CHP’ye oy vermelerini tavsiye ediyoruz. Kılıçdaroğlu’nun partisinin iyi bir performans göstermesi, anayasayı daha da kötüleştirecek, tek taraflı değişiklik riskini azaltır ve muhalefete gelecekteki seçimleri kazanma adına daha adil bir şans verir. Bu Türkiye’de demokrasiyi garantilemenin açık ara en iyi yöntemi.”

Yazının orjinali: http://www.economist.com/node/18772078

(BBC)

Yemen Devlet Başkanı öldürüldü iddiası…

Yemen’deki bir muhalefet televizyonu, Yemen Devlet Başkanı Salih’in öldürüldüğünü iddia etti.

Yemen’in başkenti Sana’da Devlet Başkanlığı Sarayı’nın içindeki bir camiye havan topu mermisinin isabet etti.

İktidardaki Genel Halk Kongresi Partisi’nin sözcüsü Tarık Şami, camide cuma namazı kılan Devlet Başkanı Abdullah Ali Salih’in öldüğünü, Başbakan ve Meclis Başkanı’nın yaralandığını belirtti. Sözcü, saldırıdan Haşed aşiretinin lideri Şeyh Sadık El Ahmar’ı sorumlu tuttu.

Bu arada El Arabiya televizyonu, devlet başkanının 4 korumasının da öldüğünü bildirdi.

Yemen Devlet Başkanı Salih’e bağlı güçlerle muhalif aşiret üyeleri, Salih’in geçen hafta uzlaşma anlaşmasını imzalamaktan vazgeçmesinden sonra çatışmaya başlamıştı. Çatışmalarda bugüne kadar 150’den fazla kişi yaşamını yitirdi.