Ana Sayfa Blog Sayfa 5160

Türkiye hukuk devleti sıralamasında sonlarda

Dünya Adalet Projesi (WorldJusticeProject.org) tarafından hazırlanan uluslararası “Hukuk Devleti İndeksi” 2011 raporu açıklandı. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu toplam 66 ülkenin 8 değişken üzerinden değerlendirildiği raporda Türkiye’de son sıralarda yer aldı.

Raporda incelenen ve 0 ile 1 arasında puanlanan değişkenler sırasıyla şunlar:

  1. Hükümetin gücünün sınırlandırılması,
  2. Yolsuzlukla mücadele,
  3. Asayiş ve güvenlik,
  4. Temel haklar,
  5. Şeffaf yönetim,
  6. Yargı kararlarının uygulanması,
  7. Yargı yolunun açıklığı,
  8. Suçla mücadele

 

Raporda “Doğu Avrupa ve Asya” bölgesinde değerlendirilen Türkiye en düşük notu “Temel Haklar” bölümünde aldı. Bu bölgede 66 ülke arasından 58. sırada yer alan Türkiye, bölgesinde yer alan 12 ülke arasında sonuncu oldu. En iyi notunu “Yargı yolunun açıklığı” kriterinde alan Türkiye bu alanda 66 ülke arasında 27. , bölgesindeki 12 ülke arasında ise birinci oldu.

Raporda İsveç ve Norveç dünyanın en güçlü hukuk devletleri olarak gösterildi. Raporun tamamı şu adresten okunabilir (ingilizce).

 

(Yeşil Gazete)

Seçim sonuçları ve yeni olanaklar

Seçim sonuçları birçok kişide hayal kırıklığı yarattı. Ama bence beklenen bir sonuçtu. Toplumdaki eğilimleri doğru değerlendirmeden belli umutlarla, ayakları yere basmadan tahlil yapanlar ve politik hat çizenlerin değerlendirmeleri boşa çıktı.

Muhalif hareketler açısından bu sonuçları değerlendirmede iki eğilim ortaya çıkması ihtimali var.

Bunlardan birincisi biz doğru tahliller yaptık, politik hattımız doğru idi, ama halk bizi anlamayacak kadar cahil, iktidar olanakları ölçüsüz kullanıldı, hile yapıldı, halk kandırıldı gibi bir söylem. İlk açıklamalardan ve şimdiye kadarki deneyimlerden gördüğümüz böyle bir eğilimin ortaya çıkması daha olası.

İkincisi ise bütün iktidar yıpranmasına rağmen, uyguladığı tüm neo-liberal politikalara rağmen üç kez oylarını yükselterek ve %50 sınırına dayanan AKP’nin yaptıklarına halkın onay vermesinin nedenleri ne bunları anlamaya çalışmak. Bütün bu desteği de çoğunlukla muhaliflerin tabanı olması gereken yoksullar ve BDP’yi destekleyenler hariç Kürtlerden alması sıkı bir analiz gerektirmekte bence.

Bir diğer ilginç nokta da diğer tüm partilerin belli bölgelere sıkışmasına rağmen AKP’nin ülkenin tüm illerinde boy gösterebilmesi. Sonuçlar tüm ülkede var olabilen tek partinin AKP olduğunu gösteriyor. Bu da irdelenmesi gereken önemli bir sonuç…

Burada çok uzun ayrıntılı değerlendirmeler yapmayacağım ama muhaliflere düşen temel görevin hayali değerlendirmeler yerine halkın niye akp’yi desteklediğini önce enine boyuna bir araştırmaları olduğunu düşünüyorum. İkincisi de niye onlar için politika yaptıklarını ileri sürdükleri yoksulların onlara destek olmadığını değerlendirmek. Burada da iki sonuç çıkarılabilir.

Ya kendimizi anlatacak örgütlenme ve iletişim sorunu vardır ki bunun çözümü daha basittir yeni bir reorganizasyon ve yaratıcı fikirlerle çözülebilir.

Ya da politik değerlendirmelerimiz ve karşı çıkış noktalarında yani muhalefet yapma teorisinde ve biçiminde bir yanlışlık vardır( ki bunun daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum )bunun çözümünün politikaları bir daha gözden geçirmek ve yoksulların taleplerini doğru okumaktan başka çıkar yolu yoktur. Tabi ki onlar için politika yapıldığı gibi bir iddia varsa.

AKP durdurulmalıdır.Doğru… Ama bunun yolu şimdiye kadar ki politik hat ve biçimle politika üretilmesiyle olmaz ve olmadığı da şimdiye kadar net bir biçimde görüldü. Takkeyi öne koyup bu konularda iyi bir çalışma yapılması gerekmektedir.

Politika yapmak bir taraftan da var olan somut durumdan neler üretilebilir sorusuna doğru cevaplar bulmaktan geçer.

Bu açıdan bakıldığında meclis aritmetiği değişik olanaklar sunmakta ve ülkede barış, demokrasi ve yeni özgürlükçü, sivil anayasa için belki de bir şans yakalanabileceğini göstermektedir.

AKP’nin oy olarak %50 yi bulmasına rağmen tek başına referandum sayısı olan 330 u bulamaması bir şanstır. Uzlaşmak zorunda kalacaktır.

Meclisteki partilerden şimdiye kadar olan söylemlere bakarak bu konuda gerçek bir talebi olan blok 36 kişiyle mecliste temsil edilecektir. Bu çok önemli bir şanstır.

CHP Anayasa konusunda tutucu tavrının bir kısmını seçim sürecinde değiştirmiş anayasa konusunda kendisinin de değişimden yana tavır alacağını (en azından bir kısmı için) belirtmiştir. Bu da bir şanstır.

MHP geri adım atmasa bile iyi yönetilecek bir süreç sonucunda meclisten uzlaşı içinde yeni bir Anayasa doğma şansı oluşmuştur. MHP ve CHP ayak sürüse bile Blok ve AKP nin sürükleyeceği Anayasa çalışmalarının doyurucu bir sonuca gitme ihtimali vardır. Bu süreç aynı zamanda Kürt sorununun çözümü içinde bir umut ışığı olabilir. Yıllardır süren bu kirli savaşın sonlandırılabilme ihtimali bile diğer tüm sonuçların ötesinde umut verici bir sonuç olacaktır.

Burada AKP’nin ötesinde Blok’un tavrı çok can alıcı konumdadır. Mecliste anayasal değişiklik konusunda anahtar parti konumunda olan blok kendisine gelen bu fırsatı ve süreci iyi değerlendirebilirse birçok konuda önemli adımlar atma şansı oluşabilir.

Mecliste temsiliyet oranının da (%93 oranında) olması da meclisten geçecek bir yeni anayasanın yaşaması ve meşruiyet için başka bir şans olduğunu düşünüyorum.

Kısacası enseyi karartmayalım. Dünya tarihi zaferler tarihi değil yenilgiler tarihidir. Önemli olan o yenilgilerden güçlenerek çıkmak ve olanakları politik hattımız için doğru kullanmayı bilmektir.

Bir dahaki seçimlerde Yeşiller’in başarılarını analiz etmek umudu ile…

Mücadeleye devam.

Ev İşçileri Dayanışma Sendikası kuruluyor

0

Ev İşçileri Dayanışma Sendikası girişimi sendikalarını kuruyor. Girişim, herkesi 15 Haziran’da kuruluş şenliğine katılmaya ve mücadelelerine destek olmaya çağırıyor

Ev İşçileri Dayanışma Sendikası Girişimi “Ev işçisiyiz, toz bezi değiliz” diyerek pek çok eyleme ve etkinliğe imza atmıştı. İş yasası kapsamına alınmayan meslekleri ve sendikalaşmalarının önündeki yasal engeller nedeniyle sendikaları kurulamayan ev işçileri 15 Haziran’da saat 13:00’da İstanbul Valiliği önünde olacak ve sendikalarının kuruluşunu ilan edecek.

Güvencesiz ve zor şartlarda çalışarak, sistemin bütün tozlarını yuttuklarını belirten sendika, artık buna son vermek için yola çıktıklarını ifade ediyor. Sendika kuruluş etkinliklerine çağırmak için düzenledikleri etkinliğin çağrısında;

“Örgütleniyoruz çünkü artık cam silerken düşüp ölmek istemiyoruz, can güvenliği istiyoruz.

Örgütleniyoruz çünkü her türlü angaryayı, süpriz işleri sırtımıza yükleyen işverenlerin insafona kalmak istemiyoruz. Standartlaşmış bir iş tanımı istiyoruz.

Örgütleniyoruz çünkü hem evde hem işte çalışıyoruz, erken yaşta iki büklüm kalmak istemiyoruz. Yıpranma payımız göz önüne alınarak erken yaşta emekli olmak istiyoruz” diyor.

Ev işçileri, sendikalar masasına kuruluş bildirilerini sunarken, sanatçıları, aydınları, kitle örgütlerini, siyasal partileri, sendikaları ve tüm dostlarını yanlarında olmaya çağırıyor.

Yeşil Gazete Sendika.Org

Ekolojik Şehircilik: Yerel Yönetim Politikaları, Tasarım Yaklaşımları

Hollanda Mimarlik Enstitusu (NAI), Uluslararası Rotterdam Mimarlık Bienali – Making City (2012), SALT, Istanbul Bilgi Universitesi ve Urban 4 işbirliğiyle düzenlenen ikinci Gezici Çalıştaylar Programı bugün Beyoğlu’ndaki SALT binasında gerçekleştiriliyor. Programın amacı ekolojik şehircilik anlayışı üzerinden ilerleyen farklı tasarım, uygulama ve yerel yönetim yaklaşımlarının Hollanda – Ranstad ve İstanbul üzerinden örneklendirildiği bir tartışma platformu yaratmak. Bu amaçla her iki bölgede konu üzerine çalışmalar yapmış uzmanlar bir araya geliyor. Etkinliğin küratörleri Asu Aksoy (IABR), Chris Luth (NAI) ve Ceren Sezer (Urban4).

Ekolojik Şehircilik: Yerel Yönetim Politikaları, Tasarım Yaklaşımları

Etkinliğin amaç ve içeriğine dair yapılan açıklama şöyle: “Bu çalıştayda mega kentsel büyüme koşulları altında ekolojik sürdürülebilirliği sağlama konusunu ele alacağız. Bilindiği gibi dünya nüfusunun çoğunluğu artık kentlerde yaşamaya başlamıştır ve kentsel yaşam formları İstanbul gibi mega kentler şeklini alabileceği gibi, Randstad örneğinde olduğu gibi bir çok kentin birbirine yaklaşarak bir kentsel bölge rejimleri oluşturduğu yoğunlaşmalar olabilecektir. Cevap arayacağımız soru yenilikçi tasarım ve yönetişim stratejileri ve pratikleri sayesinde kentlerin ekolojik olarak kabul edilebilir büyüme sağlayarak emisyonların azaltılmasına katkı sağlayıp sağlayamayacağı olacak. Bu konuları İstanbul ve Randstad örnekleriyle ele alacağız.”

PROGRAM

13:30 – 13:45 / Hollanda Mimarlık Enstitüsü’nün Açılış Konuşması

Küratörler: Chris Luth (NAI), Asu Aksoy (IABR, İstanbul Bilgi Üniversitesi) ve Ceren Sezer (Urban4, TU Delft)

13:45 – 14:10 / Konuşmacı: Özdemir Sönmez (Planlama Koordinatörü, Istanbul Metropolitan Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi)

Konu: İstanbul’un Büyümesi ve Ekolojik Dengeleri

14:10 – 14:35 / Konuşmacı: Uğur İnan (Şehir Planlama Müdürü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi)

Konu: Büyüyen İstanbul’da Ekolojik Problematik ve Planlama Yaklaşımları

14:35 – 15:00 / Konuşmacı: Arjen van der Burg

(Şehir Plancısı, Hollanda Çevre Bakanlığı Kıdemli Strateji Uzmanı)

Konu: Hollanda’nın Yeşil Kalbi (The Green Heart) ve Ekolojik Mesele

15:00 – 15:30 / Tartışma – Değerlendirme – moderatör Zeynep Enlil

(Öğretim Üyesi, Yıldız Teknik Üniversitesi / Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü)

15:30 – 15:45 / Kahve Arası

15:45 – 16:10 / Konuşmacı: Cem Çelik (Mimar, Şehir Plancısı, Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi)

Konu: Kentsel Tarım ve Ekolojik Sürdürülebilirlik: Arnavutköy

16:10 – 16:35 / Konuşmacı: Dirk Sijmons

(Peyzaj Mimarı / H+S+N Peyzaj Mimarlık Ofisi, TU Delft Peyzaj Mimarlığı Bölümü hocası)

Konu: Ekolojik kentleşme için tasarım stratejileri: Hollanda’dan örnekler

16:35 – 17:05 / Tartışma – Değerlendirme II – Moderatör Gülnur Kadayıfçı (Şehir Plancısı Yüksek Mimar, Arnavutköy Belediyesi Projeler Dairesi Müdürü)

17:05 – 17:20 / Kahve Arası

17:20 – 17:45 / Konuşmacı: Bart Pijnenburg (Tarım/Kent ilişkisi uzmanı, Mensenland)

Konu: Kentsel tarım için stratejiler, yaklaşımlar, oluşumlar: Hollanda’dan örnekler

17:45 – 18:10 / Konuşmacı: – Barış Gençer Baykan

(Bahçeşehir Üniversitesi / Ekonomik ve Toplumsal Araştırma Merkezi)

Konu: İstanbul’da Kentsel Tarım için Değerlendirme

18:10 – 19:00 / Tartışma – Değerlendirme III – moderatör: Ömer Madra

(Yapımcı, Açık Radyo)

19:00 – 20:30 / Belgesel Gösterimi: Requiem for Detroit – Program sonu

Yeşil Gazete -Yeşil Gündem

Nükleere ağır darbe! İtalya nükleer enerjiye %95’le hayır dedi

İtalya’da nükleer enerjinin kullanımını yasaklayan kararın devamı için yapılan referanduma katılan seçmenlerin %95’i “Evet” oyu vererek İtalyan halkının nükleersiz bir geleceğe olan kararlılığını pekiştirdi.

Dün ve bugün devam eden ve üç ayrı konunun halka sorulduğu referanduma katılım %57 olurken,  seçmenlerin yüzde 95’e yakını, nükleere, suyun özelleştirilmesine ve dokunulmazlığa hayır demiş oldu.

Bu sonuçla Başbakan Berlusconi son iki ayda üçüncü politik yenilgisini aldı.

Öte yandan 11 Mart’ta yaşanan Fukuşima nükleer kazasının ardından nükleere hayır diyen İsviçre ve Almanya’nın ardından İtalya da Çernobil felaketinden sonra aldığı nükleer santralleri kapatma kararını halk oyuyla sürdürmüş oldu.

İtalya’nın 4 nükleer santrali Çernobil sonrası yapılan bir refeandumla kapatılmıştı.

(Reuters Italy, Yeşil Gazete)

“Vicdan çıkış yolu arıyor”

Uluslararası Hrant Dink Vakfı bir kez daha eli kamera tutan herkesi vicdandan yana bakmaya çağırıyor. Vakfın 2009 yılında başlattığı “Vicdan Filmleri” projesi, yeni kısa filmlerle vicdanın yeni yüzlerini görünür kılmaya devam ediyor.
Çağrıya ses veren amatör, profosyonel eli kamera tutan herkes 15 Eylül tarihine kadar yarışmaya başvurabilecek. En fazla 5 dakika olması gereken filmler için konu sınırlaması yok. Projenin sonunda jüri tarafından belirlenecek olan ilk 20 filmden oluşan bir DVD oluşturulacak.
Vicdan Filmleri’nin bu yılkı jürisinde şu isimler yer alıyor: Arsinee Khanjian, Costa Gavras, Cüneyt Cebenoyan, Ferzan Özpetek, Hale Soygazi, Nadje Al-Ali, Rakel Dink ve Serge Avedikian.

Filmler vicdanfilmleri.org adresine yüklenerek jüriye ulaştırılabilinir.

 

Hrant Dink Vakfı’nın çağrısı şöyle;

 

“Sağduyunun, vicdanın sesi suskunluğa mahkûm edildi. Şimdi o vicdan çıkış yolu arıyor.“

Hrant Dink


GELİN, VİCDANIMIZLA BAKALIM

Bu çağrı hepimize. Eli herhangi bir kamera tutabilen herkese.

Gelin, kameralarımızı elimize alıp dünyaya bakalım. Dünyaya vicdanımızla bakalım.

Gelin, vicdanımıza görünenleri birbirimizle paylaşalım.

Mesela… Yol kenarında yalnız bir kadın olmak, sokaklarımızda bir engelli olmak.

Mesela… Kendi ülkesinde ‘sürgün’ olmak, ana babanın dayağa kalkan elini izleyen küçük bir çocuk olmak, okullarımızda başörtülü olmak, HIV pozitif olmak, dayağa mahkûm olduğu evinde hapis bir kadın olmak, cinsiyet ve cinselliği kapalı kutulara hapseden bir dünyada transseksüel ya da eşcinsel olmak, ‘duyulur’ endişesiyle anadilinde konuşmaktan korkmak.

Mesela… Savaşmaya, eline silah almaya, öldürmeye mecbur kılınmak, koca şehirlerde zenginliğin orta yerinde açlık sınırında yaşamak. Hatta mesela… Bir sokak köpeği olmak… Dünyanın herhangi bir yerinde ‘öteki’ olmak.

Belki de mesela başkaları için önemsiz, sıradan bir ayrıntı olan ama tam da bizim vicdan gözümüze takılan o benzersiz şeyi bulmak.

Elbette vicdan sadece gözlerden ibaret değil. İyi ki de değil. Vicdanın bir de elleri var. Vicdan, kötülüğü sadece görmekle yetinmez, ona karşı harekete geçer. Vicdan, zulmü sadece kaydetmekle yetinmez, ona son vermek için mücadele eder. Vicdan, sadece mağduriyeti kayda geçmekle kalmaz, bizzat mağdur için, mağdurla dayanışma içinde bir şeyler yapmanın da derdinde olur.

Ve son olarak, vicdan tamamen özgürdür. En doğrusunu yine kendi bilir. Dolayısıyla yukarıda verdiğimiz tüm örneklemeler, sadece projeye katılmanız için ilham ve teşvik amaçlıdır; yollayacağınız işlerin çerçevesini tanımlama ve sizi sınırlama amacını asla gütmez.

Öyleyse gelin, dünyaya şöyle bir vicdanımızla bakalım. Ve en fazla 5 dakika uzunluğunda bir kısa film çekelim.

İhtiyacımız olan tek şey, bir çift göz, bir kamera ve gönül gözü vicdanımız.

Gelin, vicdanımızla bakalım. Ortak bir vicdan için vicdanlarımızı görünür kılalım.

“Gerçekliği kabul edip etmemek esasen herkesin kendi vicdan sorunudur, bu vicdan da temelini bizatihi insanlık denilen ortaklığımızdan, ‘insan’ kimliğimizden alır.”

Hrant Dink

 

Birgün – Yeşil Gazete

 

“Dersim’iz sanat atölyesi”

15 Haziran-3 Ağustos arasından Dersim’de yabancı gönüllülerin de  katılımıyla 7-25 arası çocuk ve gençlere yönelik sanat atölyesi yapılacak.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı, İstanbul’da 2002’den beri olanaklardan yoksun çocuk ve gençlere yönelik sanat atölye çalışmalarını bu yıl Dersim’e taşıyor. Atölyeye Avrupa Gönüllü Hizmeti (AGH) kapsamında yurtdışından da gönüllü gençler gelecek.

Bir buçuk ay sürecek atölyede “Müzik, resim, heykel, tiyatro ve sinema” alanlarında sanat çalışmaları ve etkinlikler yapılacak.

Vakıf Başkanı Şahhanım Kanat, sineması, tiyatrosu müzesi olmayan Dersim’de çocuk ve gençlerin sosyal olanaklardan yoksun olmasının bu şehrin seçilmesinde etkili olduğunu söyledi.

“Sosyal aktivitelerden eksik bir kent Dersim. Buradan oraya gönüllü gençleri taşıyarak hem farklı kültürlerin birbirini tanımasını sağlayacağız hem de çocuk ve gençlerin bir buçuk ay boyunca sanatsal faaliyetlerde bulunmasını amaçlıyoruz. Atölye sonunda yapılan eserler Munzur Festivali’nde sergilenecek.”

Kanat, fon almayarak gerçekleştirdikleri atölye için özellikle sanatçılardan destek beklediklerini söyledi.

“Geçen hafta Dersim’de ilk kez yapılan film festivalinden sonra gençler atölyeye sinema da konmasını istedi; bu yüzden bilgi birikimi ve sanat deneyimlerini paylaşacak sanatçılardan destek bekliyoruz. Malzeme anlamında da desteğe ihtiyacımız var.  Projenin hiçbir fonu yok, valilik ve belediyeden destek alacağız. Kullandığımız atölye malzemelerini de orada bırakacağız ki bu atölyeler hep sürsün.”

Vakıf, “Gelin munzurun berraklığında ve Dersım’ın doğasının gizeminde “DERSİM”İZ SANAT ATÖLYESİ” nde buluşalım diyor.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı

Tel: 0216 420 49 68

Fax: 0216 540 24 62

Bianet

AKP: %49.8, CHP: %26, MHP: %13, Blok: %6.6

12 Haziran 2011 Genel Seçimleri sonuçlandı. Oyların tamamına yakını sayıldı. Partiler ve kazandıkları vekil sayısı şu şekilde:

Adalet ve Kalkınma Partisi: %49.85 – 326 vekil

Cumhuriyet Halk Partisi: %25.93 – 135 vekil

Milliyetçi Hareket Partisi: %12.99 – 53 vekil

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu: %6.62 – 36 vekil

Seçim bitti peki ya kadınlar

Türkiye bir seçim dönemini daha bitirdi. Günlerdir seçimle yatıp seçimle kalktıktan sonra saatlerce sonuçları takip ettik. Her ne kadar seçim sonuçları hakkında konuşanların çoğu “beklenen oldu” gibi yorumlarda bulunsa da, bence bu sonuç oldukça şaşırtıcı. Evet iktidar partisi yüzde 50 civarında bir oy aldı ve bu benim gerçekten hiç beklemediğim bir sonuç oldu. Bunun nedenlerinden kısaca bahsetmek gerekirse öncelikle şunu söylemem gerekir ki AKP’nin meclisteki sandalye sayısının azalması siyasal anlamda pek çok anlama gelse de sosyal olarak en azından benim baktığım yerden çok da bir şey ifade etmiyor. Başbakan Erdoğan ve hükümetinin son altı ay içinde bile yaptıklarını, altı içinde tartışılan gündemleri düşündüğümde popüler tabirle bu ülkedeki her iki insandan birini AKP’ye oy verdiren motivasyonu gerçekten anlayamıyorum.

Nükleer santrallerden, HES’lere çevre sorunları; gözaltında işkence gören insanlardan,  biber gazıyla öldürülen Metin Lokumcu’ya gösterilen şiddet; yasaklanan kitaplardan, yargılanan gazetecilere düşünce özgürlüğü sorunları bunlardan sadece bazıları ve her biri üzerine sayfalar yazılabilir yazıldı da. Benim burada asıl üzerinde durmak istediğim konu kadın meselesi… Çünkü her ne kadar parti listelerinde gösterilen kadın milletvekili adaylarının sayısına bağlı olarak meclisin kadın oranı artsa da, bana göre bu seçim sonuçlarının asıl kaybedeni kadınlar oldu. Çünkü bu ülkenin yarısı, kadın bakanlıklarını kaldırıp, kadın meselesini aileyle sınırlandırmayı vaat eden; bunun açıklaması olarak da “Biz muhafazakar bir partiyiz. Aileyi güçlendireceğiz” diyen; yine bu ülkenin yarısı hala “kadın” diyemeyen, dahası “kreş eken huzurevi biçer” diye talihsiz bir açıklama yapabilen ve yine bu ülkenin yarısı tek kelimeyle açıklamak gerekirse cinsiyetçi bir başbakana oy verdi.

Kadınları aileyle eklemlemenin arkasında yatan nedir? Öncelikle kadını aileyle bir görmek muhafazakar ideolojilerin tipik özelliği olmakla birlikte kadınların başına gelen ve  gelebilecek en kötü durumdur. Kadını aileyle bir görmek demek; onu ailenin iffeti, namusu olarak tanımlamaya devam etmek, onu çalışma yaşamından ve sosyal yaşamdan olabildiğince uzaklaştırıp ailenin düzenini sağlayacak kişi olarak görmek demektir. Kadını ailenin içinde tanımlayan bir ideoloji kadının özgür, kendi kararlarını veren, özellikle kendi bedeni üzerinde sadece kendisinin söz sahibi olduğu bir kadınlığın önündeki en büyük engeldir. Bu durumun kökleri Türkiye için onlarca yıl öncesinde yatmaktadır. Ta cumhuriyetin ilk yıllarındaki bir modernizasyon projesi olarak haneden çekirdek aileye geçmenin her erkeğe kendi evinin hakimi, söz sahibi, kadının koruyucusu olma hakkını verdiği, dahası ailenin erkeğin sarsılmaz iktidar alanı olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Tayyip Erdoğan ve ekibinin yapmaya çalıştığı da bu durumun devamlılığını sürdürebildikleri kadar sürdürmeye çalışmak işte. Başbakan daha seçimi kazanır kazanmaz nasıl demokratik bir başbakan olacağını açıklarken kadınları çocuklarla aynı kategoride birlikte sayarak yaptığı konuşmada bunu bize bir kez daha gösterdi.

Peki tüm bunlar ne demek ve yarın bize ne getirecek? Bu ülkede yine kadına yönelik tüm politikalar kadının üremesi merkezli olacak. Kimi insanlar belirli pozisyonlara gelmiş kadınlara yine pornocu ya da konsomatris demeye, kimileri eşcinsellik hastalıktır demeye devam edecek. Kadın meselesi yine çok çok gerilere atılacak. Bu ülkenin bir kadın aktiviste “kadın mı kız mı bilmiyorum” diyerek bekaret üzerinden politika yapan, yüzde 14’ü kota olarak gören bir başbakanı olacak ve bu başbakan sık sık demokrasiden bahsedecek. Aile ve evlilik cenderesinden kurtulmaya çalışan kadınlar cinayete kurban gidecek ya da ev içi iktidarları sarılan erkeklerden şiddet görecek ve bu ülkenin yine en iyi ihtimalle en az dört yıl daha “erkek” bir siyaseti olacak.

Erdoğan’ın balkon konuşması – Tam metin

Recep Tayyip Erdoğan’ın bu akşam 22:00 sularında yaptığı “balkon konuşmasının” tam metnini aşağıda paylaşıyoruz:

—-

(Yeşil Gazete)

Aziz milletim, değerli yol arkadaşlarım,
Buradan, Ankara AK Parti Genel Merkezi’nden hepinizi muhabbetle selamlıyorum. 81 vilayetimizi 781.000 kilometrekarenin her bir adımını, 74 milyon TC vatandaşının tamamını sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Tokyo’dan Viyana’ya, Paris’ten Torontoay kadar 5 kıtadaki tüm Türkiye cumhuriyeti vatandaşlarını, tüm soydaşlarımızı selamlıyorum. Gözlerini Türkiye’ye çevirmiş, Türkiye’den gelecek haberleri büyük bir heyacanla takip eden Bağdat, Şam, Beytrut, Kahire, SarayBosna, Bakü, Lefkoşa ve diğer tüm kardeş ve dost ülkeleri buradan muhabbetle selamlıyorum. 12 haziran 2011 seçim sonuçları ülkemize milletimize bütün coğrafyamıza, bütün dünyaya hayırlı olsun. Bu sonuçlar ülkemizde barışa adalete huzur ve istikrara katkı sağlasın diyorum. Bütün milletimiz bugün katılım noktasında gösterdikleri özellikle cesaret ve ciddiyet noktasında sandığa giden ve oy kullanan tüm vatandaşlarıma yürekten şükranlarımı sunuyorum.
(Türkiye seninle gurur duyuyor tezahüratları)

Gurbet ellerden gelip vatanında oy kullanan kardeşlerimize, vatandaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Seçimlerde görev alan tüm kamu görevlilerine, güvenlik güçlerine sandık görevlerilerine, müşahitlere ayrıca teşekkür ediyorum. AKP olarak bugün çok farklı heycanları aynı anda yaşıyoruz. Bir kez daha Türkiye’deki her iki seçmenden birinin oyunu almış olmanın heycanın yaşıyoruz.

(Kıskananlar çatlasın tezahüratları)


Kardeşler, çatlamasın, onları da kucaklayacağız, onları da aramıza alacağız. Zira böyle yaptığımız için, kucakladığımız için demokrasi tarhimizde çok partili dönemde nadir rastlanan biçimde 3. dönem milletimizden yetki almanın heyacanını yaşıyoruz.

(Recep Tayyip Erdoğan ve Vur Vur inlesin tezahüratları)

Biz, vurmaya değil sevmeye geldik. Karşılık bulduğumuzda aynen bu yola devam ederiz. Karşılığını bulmadığımızda da sadece cevabını verir geçeriz. 22 Temmmuz 2007de 16 milyon kişinin oyuna mazhar olmuşken bugün oyumuzu 5 milyon arttırarak 21 milyon seçmenin oyunu almış olmanın bahtiyarlığı içindeyiz.

Sadece Türkiye değil, Dünya kazandı

Biz sizlerle gurur duyuyuruz. 22 Temmuz seçimlerine göre oy oranımızı arttırmış olmanın heyeacanını yaşıyoruz. Aziz milletimize bize, AKP’ye olan güveninden dolayı teşekkür ediyoruz. Şunu burada tüm samimiyetimle ifade etmek istiyorum. AKP’ye oy vermiş olsun ya da olmasın tüm milletimize 12 Haziran 2011 seçimlerinin galibi hiç ama hiç şüphesiz Türkiye’dir. Bu aziz millettir. Bugün bir kez daha Türkiye kazanmıştır. Bugün bir kez daha demokrasi kazanmıştır. Bugün bir kez daha milli irade kazanmıştır. Topyekun millet kazanmıştır. Bugün millet sandığa gitmiş, mührü eline almış ve son sözü söylemiş, son kararını vermiştir. Millet bütün tartışmalara, bütün soru işaretlerine, bütün tereddütlere, bütün gerginliklere son noktayı koymuştur. Bugün benim türkkardeşim, kürt kardeşim, zaza, arap, roman ve gürcü tüm kardeşlerim, tüm 74 milyon kazanmıştır. Bugün işçiler kazanmıştır, memurlar kazanmıştır, emekliler kazanmıştır, çiftçim kazanmıştır, köylüm kazanmıştr, engelliler kazanmıştır, tüm genç kardeşlerim, tüm canlılar kazanmıştır. Yoksul kardeşim, kimsesiz kardeşim kazanmıştır. Bugün küresel ölçekte mazlumların mağdurların umudu kazanmıştır. İnanın bugün İstanbul
kadar Saraybosna kazanmıştır. İzmir kadar Beyrut kazanmıştır, Ankara kadar Şam kazanmıştır, Diyarbakır kadar Batı-Şeria, Küdus, Gazze kazanmıştır. Bugün Türkiye kadar Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar Avrupa kazanmıştır. Bugün demokrasi kadar özgürlük kadar barış, adalet, istikrar kazanmıştır. Bu milletin bir evladı olarak şunu da büyük bir gururla ifade etmek durumundayım. Türkiye artık bölgesine ve dünyaya örnek temsil edecek kadar demokratik bir olgunluğa ulaşmıştır.

 

Demokrasi şehitleri…

Allah onlardan razı olsun. Mekanları cennet olsun. Adnan Menderes’in Fatih Rüştü Zorlu’nun, Hasan Polatkan’ın canlarını feda ettikleri demokrasi bu ülkede sarsılmaz bir güce ulaşıyor. Merhum Turgut Özal’ın hayalleri özlemleri artık yerini bulmuştur. Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bina ettikleri Türkiye cumhuriyet kuruluş felsefesine uygun olarak  güçlü demokrasisiyle muasır medeniyetler seviyesine ulaşmıştır. Acılarla dolu demokrasi tarimiz bugün artık çok farklı bir konuma ulaşmış, yaşanan tüm acılar, canlarını yitiren, özgürlüklerini kaybeden tüm kardeşlerimizin ruhları bir nebze olmuştur. Çetelerin ikamet ettiği Türkiye Allah’ın izniyle milletin taktiriyle geride kalmıştır geride.

(Bu millet seninle gurur duyuyor tezahüratları)

 

Türkiye kazandı, kimseyi dışlamadık

Kardeşlerim, benim milletim tartışmasız şekilde kazanmıştır. Milli iradenin üzerindeki vesayet,
hukuk dışılık, üstünlerin sultası yine tartışmasız şekilde kaybetmiştir. Vur vur inlesin CHP dinlesin tezahüratları… Türkiye’nin önüne yeni, yepyeni bir tertemiz safa açılmıştır. Şundan herkesin emin olmasını istiyorum. Önceki Ak parti hükümetlerinde olduğu gib yeni AKP hükümeti de AK partiye oy verenlerin değil, tüm Türkiye’nin, 74 milyonun hükümeti olacak. Kardeşlerim, Türkiye’nin 780 bin kilometrekaresinde dikkat edin yine AKP var. Batıda da var, doğuda da. Kuzeyde de var güneyde de. 7 bölgenin tamamında AKP birinci partidir. Neden? Çünkü biz kimseyi dışlamadık, kimseyi ayırmadık, herkesi kucakladık. Yaradılanı yaradandan ötürü sevdik. Canlar arasına milletin fertleri arasında hiçbir ayrım yapmadık. Kardeşçe, bir ve beraber yaşayacağımız bir Türkiye inşa etmenin yoğun çabası içinde olduk. Samimi bir şekilde demokrasinin standartlarını yükseltmenin çabası içinde olduk. 74 milyonun bir ve beraber yaşayacağı bir Türkiye inşa etme çabası içinde olduk. Bundan sonra da bir nebze geriye gidiş olmayacak. 74 milyonun her bir ferdinin yaşam tarzı, inancı, değerleri bizim üstümüzde mübarek bir emanettir. Bize oy verenin de vermeyenin de yaşam tarzını, inanç ve değerlerin, onurumuz, namusumuz, şerefimiz olarak göreceğimizden hiç kimsenin kuşkusu şüphesi tereddütü olmasın. Hangi partiye oy vermiş olursa olsun…

(Türkiye seninle gurur duyuyor tezahüratları)

Her bir kardeşimizin huzur güven barış, adalet içinde yaşamını idame ettireceğinden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır. Milletimizden aldığımız güçle, yetkiyle demokrasi daha ileri standartlara kavuşacak, özgürlükler çok daha genişleyecek, herkes kendisini çok daha rahat ifade edecek. Bütün kardeşimlerim 74 milyonun böyle bir gönül huzurunda olmasını yürekten temin ediyorum.

 

Kibirden sakınacağız, daha hassas olacağız

Sorumluluklarımız çok daha artmıştır, 3. dönemde bu alanda bir teveccuüh gören AKP’nin sorumluluğu kadar hassasiyeti de kat be kat artmıştır. Biz üzerimizde zaten bir emanet taşıyorduk, ama bu emanetin ağırlığı daha da artmıştır.Kibirden zaten sakınıyorduk, bugünden itibaren tüm belediye başkanlarımızla tüm teşkilatımızla… bilesiniz ki çok daha büyük bir hassasityetle sakınacağız. Gururu ve böbürlenmeyi hiçbir zaman kapımızdan içeri almadık, bundan sonra da bu konuda daha hassas olacağız. Tevazu bizim şiarımızdır, bundan sonra da tevazuda toprak gibi olmaya çok daha da fazla özen edeceğiz. Ve bu millete efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya devam edeceğiz.

(Recep Tayyip Erdoğan tezahüratları…)

 

Anayasa için herkesle uzlaşma arayacağız


Sandıktan çıkan sonucu, sandığın verdiği mesajı en doğru şekilde okumanın çabası olacağız. Aziz
milletimiz bize sadece hükümet etme değil, aynı zamanda yeni anayasa yapmak için görev verdi. Uzlaşmayla, müzakereyle, iştişareyle yapma mesajı verdi. Tüm partilerin de meydandaki vaatlerini de sevindirici, umut verici bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.330 milletvekilin altında milletvekili çıkardık veya çıkarıyoruz diye kapımızı kapamayacağız. Ana muhalefet ve muhalefete gideceğiz, kabul ederlerse, kabul buyururlarsa, oturup uzlaşmayla, parlamento
dışındaki partiler, STKlarıyla, medyayla, tüm akademisyenlerle, bu anlamda sözü olanlarla en geniş anlamda iştişare ve uzlaşma arayışı içinde olacağımızı daha bu akşamdan ifade ediyorum.
Meydanlarda ifade ettiğimiz gibi sivil, katılımcı, özgürlükçü bir anayasayı hep birlikte yapacağız. Bu anayasada herkes kendisini bulacak. Doğu bulacak, batı bulacak, kuzey bulacak, güney bulacak. Velhasıl Milletim “işte bu benim anayasam” diyecek. Bu anayasa Türkiye’nin her zerresine, milletimin her ferdine hitap edecek. Yeni bir anayasa milletin her ferdini birinci sınıf olarak görecek. Her kimlik, her değer, herkesin özgürlük, demokrasi, barış ve adalet talebine bu anayasa karşılık verecek. Bu anayasa türkün kürdün zazanın arabın çerkesin lazın gürcünün romanın tatarın türkmenin alevinin sünninin azınlıkların yani 74 milyonun anayasası olacak.
Kardeşlerim bu anayasa kardeşlik, dayanışma birlik ve beraberlik üzerine tesis edilecek.

 

Yatırımlara aynen devam, sosyal talepleri karşılayacağız

Başladığımız hiçbir işi bugüne kadar yarım bırakmadık. Bütün yatırımlarımızı hızla devam ettirecek ve tamamlayacağız. 2023 hedefleri doğrultusunda yeni yatımrımlarımızı hemen başlatacağız. Sosyal kesimlerin taleplerine bu dönemde çok daha fazla karşılık üreteceğiz. İşçinin, emeklinin, kadının, gencin ve çocukların taleplerini çok daha fazla gözeteceğiz. Milli birlik ve kardeşlik projelerini devam ettirecek, annelerin gözyaşlarını gençlerin akan kanını durdurmak için çok daha uğraşacağız. Bölgesel ve küresel meselelerde çok daha aktif olacağız. Kardeşlerim, red politikalarını, inkar politikalarını biz bitirdik. Asimilasyon politikalarını da bitirdik bitiriyoruz. Bölgemizde barışın ve adeletin tesisi için çok daha aktif rol alacağız. Bugüne kadar olduğu gibi bölgemizde hak, hukuk, özgürlük adalet ve demokrasi diyeceğiz.
Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Kardeşlerim, sevgili vatandaşlarım, değerli yol arkadaşlarım, bir kez daha tekrar etmek istiyorum, kazanan Türkiye olmuştur. Demokrasimiz, kardeşlik olmuştur. Hiç kimse hüzünlenmesin, hiç kimsenin sevinci coşkusu diğerlerini üzmesin. Çünkü biz hep birlikte Türkiye’yiz. Biz beraberiz, kardeşiz, bunu unutmayın. Her zaman ifade ettiğim gibi bugün hesaplaşma değil, helalleşme günüdür.

 

Kalbini kırdıklarım haklarını helal etsinler

Kampanya süresinde istemeden kalbini kırdığımız üzdüğümüz kardeşlerimiz varsa hepsinden başta şahsım tüm arkadaşlarım adına helallik diliyorum. Kampanya sürecinde yaşananların, söylenenlerin, meydanlarda kalmasını diliyorum. İstemden incittiğimiz siyasiler varsa onlardan da helallik diyorum. Ben bütün partilere hakkımı, hakkımızı helal ediyorum.

Bu arada AKP teşkilatına buradan mahsus şükranlarımı iletiyorum. Genel başkan yardımcılarıma, bakan ve milletvekili arkadaşlarıma, il ilçe başkanlarıma, kadın kollarıma gençlik kolları üyelerimize, tüm milletvekili aday adaylarına ve adaylarına teşekkür ediyorum. Belediye başkanlarımıza, il meclisi üyelerine, partimiz üyelerine ve gönüldaşlarına yeşekkür ederim. Sandıklarda görev yapan tüm sandık görevlilerine partili partisiz teşekkür ediyorum. Genel merkezimizden bugün kazananın Türkiye olduğu bilinciyle sevinçlerinde kimseyi hüzünlendirmemelerini diliyorum. 3. dönem AKP hükümeti herkese hayırlı olsun. Allah yar ve yardımcı olsun. Yolumuz ve bahtımız açık olsun. Herşey Türkiye için. Herşey demokrasi için. Özgürlük için. Kardeşlik için. 12 Haziran demokrasi bayramı kutlu olsun. Allh’ın selamı rahmeti bereketi üzerimize olsun diyorum. 74 milyonu bir ve beraber olarak kucaklyor hepinizi Allah’a emanet ediyorum.

(Yeşil Gazete)