Ana Sayfa Blog Sayfa 5090

Trafik kazası tedavi masrafları SGK güvencesinde

Resmi Gazetenin bugünkü nüshasında yer alan yönetmeliğe göre artık trafik kazası sonucu meydana gelen  tüm tedavi masrafları kazazedenin sosyal güvencesinin olup olmadığına bakılmaksızın SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu) tarafından karşılanacak.

Trafik Kazaları Nedeniyle İlgililere Sunulan Sağlık Hizmet Bedellerinin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile tüm üniversite hastaneleri ile diğer resmi ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları tedavinin gerektirdiği tüm sağlık hizmet bedelleri ilgili güvence kapsamına alındı.

Resmi Gazete’nin 27.08.2011 nüshasında yer alan ilgili yönetmelik maddeleri www.resmigazete.gov.tr ‘den incelenebilir

(Yeşil Gazete)

 

Blok, Kongre hareketine dönüşüyor

12 Haziran seçimlerinden önce kurulan ve seçimlerde 36 milletvekili çıkaran Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu Kongre hareketine dönüşme kararı aldı.

Kongre hazırlık grubu adına bugün yapılan basın açıklamasında Kongre’nin Ekim ayında toplanacağı bildirildi.

Kongre çalışmalarının BDP-Blok milletvekilleri Gültan Kışanak, Levent Tüzel, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder ve Ertuğrul Kürkçü’nün yer aldığı bir koordinasyonun çağrısıyla başlatıldığı belirtilen açıklamada “tüm demokrasi güçlerinin, Kongre’de bir araya gelmesi, Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek isteyen politikalara karşı verilebilecek en anlamlı yanıt olacaktır” denildi.

Kongre çalışmalarını başlatan Blok bileşenleri arasında BDP, EMEP, EDP, Yeşiller Partisi, DSİP gibi siyasi partilerin yanı sıra siyasi gruplar, dergi çevreleri ve parti girişimleri de bulunuyor. Açıklamada Kongre sürecine Blok bileşenleri dışında sendika, emek ve meslek odaları temsilcileri, sosyalistler, demokratlar, devrimciler, yeşiller, anarşistler, feministler, savaş karşıtları; kadın hareketlerinin, LGBT örgütlerinin, çevre ve ekoloji mücadelelerinin, engellilerin, Alevi dernek ve oluşumlarının, Ermeni, Süryani, Çerkes, Gürcü, Laz ve Arap çevrelerinin temsilcileri ile kanaat önderleri, aydın ve akademisyenler arasından isimlerin de bulunduğu geniş kesimlerin katılacağı bildirildi.

Basın açıklamasının tam metni şöyle:

Halklardan, ezilenlerden, yok sayılanlardan, emekten, özgürlükten, doğadan, eşitlikten, barıştan ve demokrasiden yana olanlar gerçek bir alternatif yaratmak için örgütleniyor.

BDP’nin desteklediği Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku olarak, 12 Haziran genel seçimlerinde kazandığımız büyük başarıyı daha yaygın ve kalıcı bir niteliğe kavuşturmak için, seçim döneminde ortaya koyduğumuz hedeflere uygun olarak halk inisiyatifleri üzerinde yükselen güçlü bir demokratik halk seçeneği inşa etmek üzere harekete geçiyoruz.

TBMM’de 36 milletvekiliyle temsil edilen Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku, şimdi yeni katılımlarla büyüyerek bir Kongre hareketine dönüşüyor.

Hedefimiz, emek, özgürlük, eşitlik, barış ve demokrasi güçlerinin toplumsal mücadelelerine siyasal bir bağlam kazandıracak bir Kongre yoluyla, baskı ve sömürüye dayalı mevcut iki kutuplu siyasal rejime karşı toplumsal ve politik bir seçenek yaratmak, parlamenter demokratik mücadeleleri ve halk hareketlerini bu toplumsal temele dayanarak büyütmek.

Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku’nun bileşenleri olarak toplumsal, politik, ekonomik haklar; inançlar, kültürel kimlikler, toplumsal cinsiyet, cinsel kimlik ve yönelimlerin hakları için ve yeryüzünün ve doğanın yıkımını durdurmak amacıyla mücadele eden parti, hareket ve güçlerin sözcüleri ile ortak bir mücadele zemininde buluşuyoruz.

Kongre çalışmalarımız BDP-Blok milletvekilleri Gültan Kışanak, Levent Tüzel, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder ve Ertuğrul Kürkçü’nün yer aldığı bir koordinasyonun çağrısıyla başlatılmıştı.

İstanbul’da, 20 Ağustos 2011’de düzenlediğimiz toplantının ardından Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku’nun bileşenleri olan siyasi parti ve grupların* yanı sıra, sendika, emek ve meslek odaları temsilcileri, sosyalistler, demokratlar, devrimciler, yeşiller, anarşistler, feministler, savaş karşıtları; kadın hareketlerinin, LGBT örgütlerinin, çevre ve ekoloji mücadelelerinin, engellilerin, Alevi dernek ve oluşumlarının, Ermeni, Süryani, Çerkes, Gürcü, Laz ve Arap çevrelerinin temsilcileri ile kanaat önderleri, aydın ve akademisyenler olarak, yerellerden başlayarak örgütlenecek bir Kongre’nin toplanması için harekete geçmeye karar verdik.

20 Ağustos’ta yaptığımız toplantıda siyasal süreci de değerlendirdik. Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmek istendiği bu süreçte, Türkiye’de savaş politikalarının ön plana çıkartılmasının bir tesadüf olmadığı belirtilerek şu görüşler dile getirildi:

“Böylesi bir süreçte, Türkiye’nin tüm renklerinin ve barıştan, özgür, eşit bir yaşamdan yana olan tüm demokrasi güçlerinin, Kongre’de bir araya gelmesi, Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek isteyen politikalara karşı verilebilecek en anlamlı yanıt olacaktır.

Bizler Türkiye’nin demokratik direniş güçleri olarak, AKP hükümetinin Kürt halkının demokratik taleplerini şiddet politikaları ile bastırmasına ve Türkiye’yi bir iç savaşa sürüklenmesine seyirci kalmayacağız. Gücümüz, emeğimiz, sözümüz her zaman savaşın karşısında, barışın yanında olacaktır.”

Kongre’nin politikalarını bir parti ile devam ettirmek girişimimizin hedefleri arasında bulunuyor. Ancak önceliğin Kongre’de olması, Parti oluşumunun Kongre kararlarını takip etmesini öngörüyoruz.

Türkiye’nin her yerinden, 20 bölge esasına göre seçilecek 600 delegeden oluşmasını planladığımız Kongre’yi Ekim ayında toplamayı amaçlıyoruz.

Hazırlık Kurulumuz, Kongre delegasyonlarının oluşturulması amacıyla illerde ve bölgelerde çalışmak üzere bayram sonrası yola çıkıyor.

KONGRE HAZIRLIK GRUBU, 26 Ağustos 2011

* Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bileşenleri: Barış ve Demokrasi Partisi, Demokrasi ve Özgürlük Hareketi, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi, Emek Partisi, Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, İşçilerin Sosyalist Partisi, Hak ve Özgürlükler Partisi, Kaldıraç, Köz, Sosyalist Birlik Hareketi, Sosyalist Dayanışma Platformu, Sosyalist Demokrasi Partisi, Sosyalist Gelecek Parti Hareketi, Toplumsal Özgürlük Platformu, Türkiye Gerçeği, Yeşiller Partisi. (Ayrıca Özgürlük ve Dayanışma Partisi ile Halkevleri süreci gözlemci olarak izlemektedir.)

(Yeşil Gazete)

“Tam gün” adaletten adalet KHK’sine eklenerek kaçırıldı

Hükümet, daha önce iptal edilen “Tam gün” uygulamasını sürpriz bir şekilde Adalet Bakanlığı’na ilişkin bir kararnameye koyarak yeniden başlattı. Artık muayenehanesi bulunan öğretim üyeleri, kendi üniversitelerinde hasta bakamayacak, ameliyat yapamayacak.

Binlerce doktoru ilgilendiren tam gün uygulaması Resmi Gazete’de yayımlandı.

Ancak uygulamaya ilişkin düzenlemeler Adalet Bakanlığı’nın teşkilat ve görevleri hakkındaki kanun hükmündeki kararnamenin içine gizlendi. Meslek dernekleri bile Resmi Gazete’deki düzenlemeyi akşam saatlerinde farkedebildi.

Kararnameye göre, üniversite öğretim üyesi, muayenehane açması durumunda kendi üniversitesinde sadece eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunabilecek, hasta bakamayacak ve ameliyat yapamayacak.

Kendi üniversitesi dışında özel bir hastane ya da kendi muayenehanesinde çalışan öğretim üyesine döner sermaye payı verilmeyecek.

Önceden sadece devlet hastaneleri başhekimlerine getirilen bir yasak, üniversitelere de yaygınlaştırıldı.

Buna göre başhekimin yanında, rektör, dekan, enstitü, bölüm, anabilim ve bilim dalı başkanları da muayenehane açamayacak.

Söz konusu yasaklar bu kararname ile GATA’daki doktorlar için de geçerli kılınıyor.

Kararname ile önceki yargı kararlarının ortadan kaldırıldığını savunan Türk Tabipleri Birliği ise iptal davası açmaya hazırlanıyor.

Tam gün yasası devlet ve üniversite hastanelerinde çalışan doktorlara “ya hastane ya muayenehane” seçme zorunluluğu getiriyordu.

Ancak CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi yasanın bazı maddelerini iptal edince üniversitede çalışan doktorlara 8 saatlik mesainin ardından muayenehane ya da özel hastanelerde çalışma yolu tekrar açılmıştı.

(NTV)

Üç çocuk anne daha

0

Şanlıurfa’da 14, 15 ve 16 yaşlarındaki kızların hamile olduğu ortaya çıktı.

Şanlıurfa’da hastaneye başvuran yaşları 14 ile 16 arasında değişen 3 kızın hamile olduğu ortaya çıktı. Doktorların şikâyeti üzerine, hamile kızların imam nikâhıyla evlendirildikleri kişiler gözaltına alındı.

Sancıları artan K. A. (14) yakınları tarafından otomobille Akçakale Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Yapılan kontrolde hamile olduğu ortaya çıkan K. A’nın durumu doktorlar tarafından polise bildirildi. Doktorların başvurusu üzerine harekete geçen polis, ifadesine başvurdukları K.A’nın, 1 yıl önce imam nikâhıyla evlendirildiği akrabası Mehmet K’yi (23) gözaltına aldı.

Şanlıurfa Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi’ne getirilen F.G’nin (15) de yapılan muayenesinde hamile olduğu saptandı. Doktorların durumu bildirmesinin ardından hastaneye gelen jandarma F.G’nin ifadesine başvurdu. F.G. ifadesini alan jandarmaya, Abdullah K. (20) ile 1 yıl önce dini nikâh kıydıklarını ve birlikte yaşadıklarını söyledi. F.G. yakınlarına teslim edilirken birlikte yaşadığı Abdullah K. ise merkeze bağlı Sağlık köyünde gözaltına alındı. Aynı hastaneye getirilen F.D’nin (16) de hamile olduğu belirlendi.

Muayenenin ardından doktorlar, durumu jandarmaya bildirdi. Şikâyet üzerine hastaneye gelen jandarmanın ifadesine başvurduğu F.D, akrabası olan İsmail İ. (27) ile dini nikâhlı olarak birliktelik yaşadığını söyledi.

(Cumhuriyet)

Trablus’ta yüzlerce terkedilmiş ceset bulundu

Libya‘nın başkenti Trablus‘ta bir hastanede çürümekte olan 200’den fazla terkedilmiş ceset bulundu.

Şiddetli çatışmaların yaşandığı Trablus’ta aralarında kadın ve çocuklara da ait olan cesetler Ebu Salim Hastanesinin koridorlarında bulundu.

Hastanedeki doktor ve hemşirelerin Albay Muammer Kaddafi’ye bağlı güçler ile isyancılar arasındaki çatışmalar üzerine hastaneyi terketmiş.

Hastanedeki kişilerin nasıl öldükleri bilinmiyor.

Cesetlerin bir kısmının sivillere, bazılarının askerlere ve bazılarının da Afrikalı paralı askerlere ait olduğunu söyleniyor.

Bu arada, Libya lideri Kaddafi’nin güçlü olduğu son kent olan Sirte’ye doğru hareket eden isyancıların güçlü bir direnişler karşılaştıkları bildiriliyor.

İngiltere‘ye ait Tornado savaş uçaklarının, Libya lideri Albay Muammer Kaddafi’nin doğduğu Sirte kentindeki büyük bir sığınağı bombalamışlardı.

İngiltere Savunma Bakanlığı Sirte’yi bombalayan uçakların İngiltere’nin Norfolk kentindeki hava kuvvetleri üssünden havalandıklarını açıkladı.

Libyalı isyancılar da Sirte’ye doğru taarruza geçmeye hazırlanıyor ve kente tanklar ve füze rampaları sevk ediyor.

Büyük ölçüde isyancıların kontrolünde olan Trablus’ta ise çatışmalar hala devam ediyor.

Başkentte dün Kaddafi güçlerinin denetiminde olan Ebu Selim bölgesinde de çatışmalar patlak verdi.

Kaddafi’nin memleketi Sirte’ye girmeyi hedefleyen isyancıların sert direnişle karşılaştıkları haber veriliyor.

İsyancılar, önceki aylarda yabancı hükümetler tarafından dondurulan Libya fonlarının erişimine izin verilmesi çağrısında bulundu.

Birleşmiş Milletler daha önce Libya’ya ait 1,5 milyar dolar değerinde varlığın, acil insani yardım amacıyla kullanılmak üzere kullanılmasına izin vermişti.

İngiliz Savunma Bakanlığı’nın nokta atışı yapan güdümlü füzelerle vurulduğunu belirttiği Sirte’deki Kaddafi’ye ait sığınakta bir komuta kontrol merkezinin de bulunduğu bildiriliyor.

Birleşmiş Milletler’in insan hakları sözcüsü Rupert Colville, tarafların yakaladıkları kişilere işkence ettiği ve öldürdüğü iddialarını doğrulamanın zor olduğunu ancak bunların Libya için görevlendirilen komisyon tarafından araştırılacağını söyledi.

Örgüt daha önce Libya’daki bazı askeri eylemlerin savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamına girebileceğini açıklamıştı.

Hafta başında isyancıların kurduğu Geçici Ulusal Konsey’in Başkanı Mustafa Abdül Celil, isyancıları intikam saldırılarına girişmemeleri konusunda uyarmış, bu çağrısına uyulmaması halinde istifa edeceğini söylemişti.

Doktorlar, Kaddafi güçlerince tutsak alınınan bu kişilerin, isyancıların başkenti ele geçirmesinden sonra işkence edilip öldürüldüğünü söyledi.

Hastanede görevli bir İngiliz doktor, cesetlerin bazılarının başlarının arkasında kurşun izi olduğunu belirtti.

Bu doktor, cesetleri savaş suçları mahkemesine sunulma olasılığı üzerine incelediklerini kaydetti.

Bu arada kent merkezinde 10’dan fazla Kaddafi yanlısının cesetleri bulundu. Bu kişilerden ikisinin ellerinin arkadan bağlı olduğu görüldü. (BBC)

CHP, Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu

0

Cumhuriyet Halk Partisi, Anayasa Mahkemesi‘ne başvurarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘yla Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘nın teşkilat ve görevleri hakkındaki kanun hükmündeki kararnamelerdeki bazı maddelerin iptalini istedi.

Gerekçeyi CHP Grup Başkanvekili Mehmet Akif Hamzaçebi açıkladı.

“Gerekçe çevre ve şehircilik Bakanlığı’nın Anayasa’da yerel yönetimlere ait olan imar planı yetkisini çok büyük ölçüde kendisine almasıdır” dedi.

Hamzaçebi, iptalini istedikleri düzenlemelerin amacının gayrimenkul üzerindeki rantın Bakanlık eliyle AK Parti tarafından istenilen kişilere aktarılması olduğunu iddia etti.

“Özel yapım” gerektiren bütün projelere ilişkin imar planı yapma yetkisinin doğrudan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verildiği örnek gösteren Hamzaçebi, özel yapım kavramı içine girmeyecek hemen hemen hiçbir proje olmadığını söyledi.

CHP’li Hamzaçebi, Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği gibi Anayasal güvenceye sahip bazı sivil toplum kuruluşlarının Bakanlık denetimine alınmasının da Anayasa’ya aykırı olduğunu savundu. (Ajanslar)

Barış için 7’ler mesajı: Savaşla değil, barışla olur!

Artan şiddet olayları ve Ankara’nın sert tavrı nedeniyle Kürt sorununun çözümü bir kez daha kilitlenirken, çözümün barıştan geçtiğine inanan Türkiye’nin 7 saygın ismi yayınladıkları bayram mesajıyla sağduyu çağrısı yaptı. İshak Alaton, Prof.Dr. Halet Çambel, Rakel Dink, Prof.Dr. Şerif Mardin, Orhan Pamuk, Prof.Dr. Turgut Tarhanlı ve Prof.Dr. Nermin Abadan Unat yayınladıkları ortak mesajda, “Çareyi savaşmakta, çatışmakta değil, barışmakta gören bizler, TBMM’de grubu olan partileri, Meclis’in açılmasını beklemeden bir araya gelmeye çağırıyoruz” dedi.

7 saygın ismin imzalarıyla yayınlanan sağduyu çağrısı metni şöyle:

Bayram Barışma Günüdür. Savaşla Olmaz Barışla Olur!

Savaşmakla, çatışmakla, bastırmakla, sindirmekle, yok etmekle olmaz, barışmakla olur!  Otuz yıldır on binlerce can alan, yüz binlerce can yakan, milyonlarca insanı derinden yaralayan bir çatışmanın yeniden başlaması kabul edilemez.

Savaş, çatışma, operasyon, silah, mayın, top, tüfek, ateş, barut, hapis, tehdit çözmez; sağduyulu diyalog çözer. El kırmak çözmez; el uzatmak, el sıkışmak çözer.  Barış diz çöktürmek değildir, öylesi kalıcı barış olmaz. Barışmanın yolu güç gösterilerinden ve toplu cenazelerden geçmez, hakları temel alan mutabakattan geçer.

Kürt meselesinin çözümü için barışmaktan yana bir süreç acilen başlatılmalı, başta hükümet olmak üzere, tüm siyasi parti ve çevreler bu sürece katkıda bulunmalıdır.

Çareyi savaşmakta, çatışmakta değil, barışmakta gören bizler, TBMM’de grubu olan partileri, Meclis’in açılmasını beklemeden bir araya gelmeye çağırıyoruz. Ortak aklı oluşturacak, sürekli bir diyalog ortamı hazırlayacak  adımları atmaya davet ediyoruz. BDP’nin  bu sürece katılmasının kritik önemde olacağını düşünüyoruz.

Bu Bayram’ın barış umudunun gerçekleşmesine vesile olmasını diliyoruz.

İshak Alaton
Prof.Dr. Halet Çambel
Rakel Dink
Prof.Dr. Şerif Mardin
Orhan Pamuk
Prof.Dr. Turgut Tarhanlı
Prof.Dr. Nermin Abadan Unat

Seyhan’dan mesaj: ‘Seyhan’ı kaybettik’ – Levent Kazak

seyhan’dan mesaj : ‘seyhan’ı kaybettik..’
‘sabaha karşı değişik bi şaka biçimi üzerine çalışıyor..’ dedim kendi kendime.
‘seyhan’ı kaybettik..’
belki de bi şeyin adıydı bu,
edepsiz bi şiirin parçası belki..
ya da seyhan kendini kaybetti de, mesela fazla çikolata yedi..
gibi…
cümlenin yalın anlamı dışında her şey geçti aklımdan.
baktım aramıyor, yattım.
sabah gelen telefonlara fırladım,
‘olamaz, gece mesaj attı bana!’
mesaj yerinde,
‘rüya belki’,
tuhaf bi refleksle ‘ara’ düğmesine bastım,
bir iki çaldı,
‘ne yapıyorum ben?’,
kapattım.
tam o an dank etti işte,
meğer sevgili sansar ölmüş..

gece uyuduğum uyku ilelebet boğazımda kaldı..

sansar’la boğaziçi’nin merdivenlerinde tanışmıştık.
ben okulun en yeni öğrencisi olarak bulunuyordum orada,
o ise henüz ‘sansar’ olmuş eski bi öğrenci;
altında şortu, çizgili çorapları,
ve o çizgilerinden en az bi tanesiyle uyumlu deri ayakkabıları..
gün ciddi adamların şort giymediği gündü,
arkadaş olduk.
sansar şort, gözlük, biraz şiir ve biraz tango, biraz da alkolden olmaydı,
okul ve ali baba’nın kahvesi arasında mekik dokumaya başladık,
geceleri çımacı ceketlerinin içine yerleştirdiğimiz pompalı konyak düzeneği ile bar bar dolaştık,
perşembeleri ece bar’da sahne alan,
aldığı sahnede de zırnık kıpırdamayan şecaattin tanyerli’yi hiç kaçırmadık.
komünist eylemlerden ziyade feminist eylemlerde tutuklandık.
bir gömleği hiç çıkarmadan bir hafta giyebilir, ütüsü hiç bozulmazdı,
o reklamcılığa başladı, ben de tiyatroya.
evimiz yoktu, paraları birleştirdik ve sormagir’de bi ev tuttuk,
şahane üst kat komşumuz da ‘kurt adam aslı’..
iktisatçılara giderdik,
çello’ya, cavit’e, taksim sanat evi’ne..
yalnız değildik,
ali, bahadır, yeşim, ertan, harun, nazlı, iskender, kemal gökhan, hulusi vardı,
derviş, ayşen, belgin, hasan, serdar, adil, kaan, tayyar abi, noyan, sinan, banu, nilgün, ali, pertev, sami, barış, orbay, nilüfer, okan, uzay, nihat, levend, zühtü, orhan, yıldırım, okan, temel, seçkin, fuat, sibel, cumhur vardı,
kalabalıktık..
ve asaf halet çelebi, ve cemal süreya, ve edip cansever, ve tom waits vardı masamızda.

seyhan’ın deyimiyle,
biz çok taş düşürdük birlikte.

ölümünden bi 5 gün evvel aradı.. sabah ve son konuşmamızdı..
tatlı tatlı ali met’i çekiştirdi, dedi ki,
‘gümüşlük’e yerleşmek de neyin nesi?’
belli ki uzaklaşıyor olması canını sıkmış biraz..
sonra ‘facebook fotosunu değiştirmelisin..’ dedi, ‘çok dumanlı!’..
kızlarımızdan bahsettik biraz ve onlara ne bırakacağımızdan,
‘para diil’ tipi bi konuşma sabah sabah,
‘di mi?’,
şiirler, oyunlar, anılar var..
yapamadığımız şeylerden konuştuk nedense,
‘bezik oynayan kadınlar’ı film yapma üzerine mefharet hanımdan icazet almıştık,
‘filmi çekemedik, büyükada’ya da gelemedim, kaş belki..’ dedi..
kapattık..

‘taşın dili yok. çözüldü. artık taş yok…’

Ali Koç’un Fenerbahçe’yi kurtarma planı

0

3 Temmuz’dan beri spor gündeminde şike, sporda şiddet, çete kelimelerinin geçmediği bir tek gün yaşamadık. Küme düşecekler mi, puanları silinecek mi, Avrupa’ya gidecekler mi derken Şampiyonlar Ligi kura çekiminden bir gün önce TFF, (Türkiye Futbol Federasyonu) UEFA’nın da zorlaması ile ilk kararını verdi ve Fenerbahçe’yi  Şampiyonlar Ligi’ne katılmaktan men etti.

Bu gelişme üzerine acil olarak toplanan Fenerbahçe Spor Kulübü yöneticileri olağanüstü kararların alınacağı söylenen bir toplantı yaptı. Toplantı sonunda konuşan 2. Başkan Ali Koç, futbolcular ve taraftarlardan gelen talepler  doğrultusunda  TFF’den kendilerinin Bank Asya 1. Lige düşürülmelerini isteyeceklerini basın toplantısı ile duyurdu.

İşte ne olduysa Ali Koç bu taleplerini iletmek için gittiği TFF’nin binasından içeri girerken oldu. Ali Koç toplantıya elinde kağıtlarının bir bölümü açıkta kalan bir dosya ile geldi. Dikkatli bir bloggerın gözünden bu detay kaçmadı ve kendi blogunda o açıkta kalan kağıtlarda yer alan maddeleri aktardı.

Petit’in Yeri blogda yer alan habere göre Ali Koç’un elindeki toplantı notlarında şu ibareler yer almakta idi.

 

1- F.Bahçe’yi ligden çekemeyiz, kulüp olarak devasa küçülürüz.
2- Havuzdan çekilemeyiz.
3- (Bu bölümden benim çıkardığım) Maçlara çıkmayıp Bank Asya’ya düşme durumu ve benzeri şeyler şikeyi kabul etmek olur.
4- (Bu bölümde de milli takıma oyuncu gönderip göndermemenin etkili olmayacağı anlatılıyor.)

Gol atabileceğimiz 3 yer var.
1. Kale PFDK tahkim kurulu yarın o kararı göreceğiz
2. Kale CAS, UEFA kararını oraya götürürüz yerel tahkim kararından sonra savunmamız gol gelirse gelir.
3. Kale UEFA boş boşladık çok ilgisiz bıraktık. El oğlu geldi hat-trick yaptı gidiyor ama bundan sonra hala vakit var. İsviçre’de eminim nitelikli kamu otoritesi ile iletişim yürüten lobi.


Petit’in Yeri’nin de işaret buyurduğu gibi bu taslak çok şey anlatıyor anlatmasına da yarınlarda belki de F.Bahçe’nin başkanı olacak bir yöneticinin bu kadar dikkatsiz davranması doğru değil.

Petit’in Yeri Blogspot.com’daki yazı

Libya! Kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyen “gelişmiş” ülkeler

Libya’da olanlar malum. 42 yıllık despot bir yönetim NATO, isyancı, yağmacı ve aşırı dinci bir koalisyon tarafından yıkılıyor ve yerine yeni bir yönetim geçiyor. Tabii ki bu koalisyondan yeni bir yönetim çıkabilir mi, çıkarsa neye benzer gibi sorular henüz sorulmuyor. Önemli olan, Kaddafi yönetiminin değişmesi ve Libya’nın altında ve üstünde kartların yeniden dağıtılması. Sonra elbette imzalanan o anlaşmalara sadık kalacak yöneticiler bulunacaktır.

AKP yörüngesindeki medyaya bakarsak, çok olumlu gelişmeler bunlar. Bir zamanlar dost denilen kim varsa, devriliyor, birileri dost derken de destekliyor, devrilmesine alkış tutarken de destekliyor. Aynı medyaya bakarsak, fazla uzağa gitmeye gerek yok, bir yıl öncesine mesela, Kaddafi yönetimi çok olumluydu. Kaddafi, Afrika’nın işini bilen, biraz magazinsel, biraz çapkın önemli bir lideriydi onlar için. Mesela Kasım 2010’un en önemli haberlerinden bir tanesi şu: Başbakan Erdoğan’a ‘Kaddafi İnsan Hakları Ödülü’ Şöyle konuşmuş Erdoğan ödülü alırken, “Aynı şekilde bütün Ortadoğu’da ve dünyada haksızlığa, zulme, işgale maruz kalan insanların haklarını savunmaya devam edeceğiz. Çünkü insan, her yerde insandır. İnsan hakları, evrenseldir ve herkes için kutsaldır. Öte yandan biz inanıyoruz ki, Ortadoğu huzursuz ise biz huzurlu olamayız. Afrika refah içinde değilse, bizim refahımız kalıcı olamaz. Bizim Türkiye olarak niyetimiz, gayemiz, hedefimiz apaçıktır. Medeniyetler İttifakı girişimiyle küresel ölçekte barış çağrılarımızı samimi şekilde dile getiriyoruz.”

Haberlere kısa kısa devam edelim. Hepsi AKP yörüngesinde yayın yapan gazetelerden: “Kaddafi ödemeyi yaptı, masaya 50 milyar dolarlık yeni iş koydu. Devlet Bakanı Çağlayan, Türk müteahhitlerinin Libya’dan 250 milyon dolarlık alacaklarının ödenmeye başladığını açıkladı. Çağlayan, Libya’nın 50 milyar dolarlık projeler için de yatırımcı beklediğini kaydetti.”

“Kaddafi’den Erdoğan’a ‘görüşme’ jesti. Görüşmede, Libya lideri Kaddafi’nin, Başbakan Erdoğan’a “Birçok liderle görüşmemiz var ancak ilk sizinle başlamayı uygun gördük. Zira onur konuğumuzsunuz. Katılımınız ve konuşmanız çok güzel. Konuşmanız için çok teşekkür ederiz, bizi mutlu ettiniz” dediği öğrenildi. Kaddafi’nin davetiyle “3’üncü AB-Afrika Zirvesi”ne “Onur konuğu” olarak katılan Erdoğan (…)”

“Kaddafi, Erdoğan’ın hatırına Türk müteahhitle helalleşti. Başbakan Erdoğan’ın ziyareti öncesi, Kaddafi’den jest geldi. 30 yıldır çözülemeyen müteahhit alacakları Erdoğan’ın Libya’ya hareketinden önce sıfırlandı. Ziyaretten çıkan ilk önemli kararla ise vize kalktı. Erdoğan’ın Libya ziyaretine Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Enerji Bakanı Taner Yıldız ile Devlet Bakanı Zafer Çağlayan da eşlik ediyor.”

Tabii bir haksızlk yapmamak gerek. Kaddafi, bir süre öncesine kadar sadece Türkiye için bir dost değildi. Batılı ülkeler için de aynı durum vardı: “Obama, Kaddafi’yi ‘bilge’ ilan etti!” ve “Berlusconi Kaddafi’nin elini öptü!” Fransa Cumhurbaşkanı’nın partisinin Libya’dan seçim yardımı aldığı da ortaya çıkmıştı.

Bu sözlerin, olayların üzerinden çok çok uzun zaman geçmedi. Olanlar oldu, yeni bir paylaşım gerekti. 20 Mart günü, başladı, Şafak Yolculuğu denilen operasyon. NATO, Libya’yı vurdu, hala da vurmaya devam ediyor, Kaddafi yönetimini devirmeye çalıştı. Başarıya da ulaşacak gibi. Bugün, yarın haber gelecektir.

Neden vuruyor NATO? Çok açık! Libya petrolü, hem çıktığı yer, İtalya’nın hemen güneyi, hem de kalitesi ile çok iştah kabartıcı bir mal. Bir de petrol ile birlikte elektirik ihtiyacı da yüksek. Afrika’nın çöllerine kurulmak istenen güneş paneli tarlaları var.  Kaddafi buna da karşı. Bunları alt alta yazınca neden ortaya çıkıyor ama, bu neden öyle açık açık söylenemiyor. Hemen devreye o bildik nedenler giriyor. Demokrasi, insan hakları, özgürlükler vb. Bunu diyenler de Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, İtalya… Ne kadar ironik değil mi?

Diyelim ki değil. Hadi, bu ülkelerin insan haklarıyla, demokrasiyle olan ilişkilerinin “temiz” bir ilişki olduğunu kabul edelim. Olur! Peki şu anda Libya’da olan rezalete neden ses çıkarmıyor bunlar? Savaş suçu, yargısız infaz haberlerinin ardı arkası kesilmezken, hala NATO’nun, hala İngiltere’nin bir yerleri bombalaması, birilerine silah vermesinin anlamı ne? Kabul ettik, Kaddafi, gaddar bir kişi! Desteklenilenler ne? Elleri arkadan bağlı, ensesine kurşun sıkılmış insanlar Trablus sokaklarında… İki ateş altında kalmış bir erkek, yanında ailesiyle kaçarken, “Ben bunlar gibi insanlar görmedim!” diyor. Bizim büyük insan hakları, demokrasi savunucusu ülkeler de bu insanları destekliyor, onlara bomba, silah, para yardımı yapıyor.

Yani? Yani gözlerini kapıyorlar petrol için, elektirik için, Libya’nın yeniden inşasından pay almak için. Feda ettikleri ise, sözlerine inanırsak, yola çıkış amaçları: Demokrasi, özgürlük, insan hakları… Kısaca kaz gelecek yerden tavuk esirgemiyorlar! Tavuk ağızlarından düşürmedikleri ilkeler ama olsun.

Libya konusunda en açık konuşan Türkiye Dış İşleri Bakanı oldu. Türkiye’nin tavuk olarak feda edeceği bir özgürlük, demokrasi ya da insan hakları anlayışı olmadığı için (dön de kendine bak derler!) Türkiye bavullar dolusu milyon dolarlar götürdü isyancı, yağmacı, aşırı dinci koalisyonuna. (Bu koalisyonun ilk hedefinin gerçekten özgür, gerçekten demokratik bir Libya ve Dünya isteyenler olduğu konusunda en ufak bir kuşkum yok.) Bu gelecek rüşvetini verirken Ahmet Davutoğlu, o çok acık cümleleri söyledi (Kullanılan kelimelere dikkat):

* Demokratik, özgür bir Libya inşa edilmeli.

* Toprak bütünlüğü çok önemli. Güvenlik ve istikrar kaybedilmemeli.

* Birlik ve beraberlik korunmalı.

* Bir bütün olarak yeniden inşa edilmeli.

* Libya’nın dondurulmuş finans kaynakları serbest bırakılmalı.

* Zengin yeraltı kaynakları ile dünyada yükselen bir yıldız olmalı.

Durum aslında bu kadar basit ve bu kadar açık. Başka hiçbir ilkeyle, hele de Dünya liderlerinin yanlarından bile geçemeyeceği ilkelerle gizlenemeyecek kadar açık.

Bir iddia ortaya koymuştu Batılı ülkeler. Bizim için çalışmayanı, bize karşı duranı kendi meşrebine göre deviririz. Ülkesini bombalarız, yakalarsak asarız, keseriz. Arada da zaten bizim iki yüzlülüğümüz kaynar gider. Zaten bu bizim tarzımız. Hiçbir sınır, hak, hukuk tanımayız. Hak bizim elimizdeki füzedir, hukuk bizim uçağımızdır. Bu iddia bir kere daha gerçek oldu denilebilir. İnsani müdahale denilen “şey” Libya’da şimdi sokaklarda insan öldürüyor. NATO’dan Libya’nın payına düşen özgürlük bu!

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net