Ana Sayfa Blog Sayfa 5091

Şık ve Şener’in iddianamesi hazır

Ergenekon” soruşturması kapsamında Odatv‘de yapılan aramalara ilişkin yürütülen soruşturmayla ilgili olarak, eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener ve Soner Yalçın‘ın da aralarında bulunduğu 12’si tutuklu 14 şüpheli hakkında iddianame hazırlandı.

Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız‘ın hazırladığı 134 sayfalık iddianame, İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Fikret Seçen tarafından incelenmesinin ardından, Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda yeni açılan özel yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

İddianamede, şüpheliler Yalçın Küçük, Soner Yalçın, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Doğan Yurdakul, Müesser Yıldız, Coşkun Musluk, Mehmet Sait Çakır, Ahmet Şık, Hanefi Avcı, Nedim Şener, Kaşif Kozinoğlu, Ahmet Mümtaz İdil ve İklim Ayfer Kaleli‘nin, ”silahlı örgüt kurma, yönetme, üye olma, yardım etme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme, devlet güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, açıklanması yasaklanmış gizli belgeleri temin etme, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel belgeleri kayıt altına alma ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlarından cezalandırılmaları istendi.

9 şüpheli hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği belirtilen iddianamede, Ahmet Şık ve Nedim Şener’in ”terör örgütüne yardım etmek” suçlamasıyla 7,5 ile 15 yıl arasında değişen hapisle cezalandırılması talep edildi.

Bu arada, iddianamede bir numaralı şüpheli olarak görülen Yalçın Küçük hakkında ”terör örgütü yöneticiliği” suçlaması bulunduğu öğrenildi.

Deniz Feneri’ne de dokunan yanıyor! – 2

Deniz Feneri e.V soruşturmasını yürüten 3 savcı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘nın kararı ile görevden alındı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, haklarında HSYK tarafından yapılmakta olan incelemeyi gerekçe göstererek Deniz Feneri e.V soruşturmasını yürüren Ankara Cumhuriyet Savcıları Nadi Türkarslan, Abdulvahap Yaren ve Mehmet Tamöz‘ü görevden aldı. Görevden alınan savcılar yerine 2 yeni savcının görevlendirildiği belirtildi.

HSYK, soruşturmayı yürüten üç savcı hakkında ‘usulsüz soruşturma yürüttükleri’ iddiasıyla inceleme başlatmıştı.

Hazırlık soruşturması devam ederken Ankara Adliyesi’ne gelen müfettişler gizli soruşturma evraklarını incelemişti.

2 gün önce yapılan bir başka değişiklikle de soruşturmadan sorumlu Başsavcıvekili Nuri Yiğit görevden alınmış, yerine HSYK yedek üyesi Harun Kodalak getirilmişti. Harun Kodalak’ın memur suçları savcılığı yaptığı dönemde Almanya’nın, Türkiye’deki zanlıların ifadesini almak için soruşturma savcılarını Ankara’ya gönderme talebini Harun Kodalak’ın reddettiği biliniyor. Bu nedenle Harun Kodalak’ın soruşturmanın başına geçirilmesi, HSYK’nın bütün üyelerinin AKP’ye yakın isimlerden seçildiği bilindiği için, soruşturmaya yargı darbesi yapıldığı yorumları yapılmıştı.

Soruşturma hazırlığı 2,5 yıl sürdü
Deniz Feneri e.V soruşturması, Almanya’daki yargılama sırasında kamuoyuna da yansıyan ciddi iddialara rağmen uzun süre başlatılamamış, iddianamenin Almanca’dan Türkçe’ye çevrilmesinin bile aylar sürmesi tepkilere neden olmuştu.

2011 Temmuz başında, 2,5 yıllık hazırlık tamamlanmış ve düğmeye basılmıştı. 4 ayrı dalgada 20’ye yakın kişi gözaltına alınmıştı. Bunlardan 9’u çıkarıldıkları mahkemelerce tutuklanmıştı. Tutuklanan kişiler arasında eski RTÜK Başkanı Zahit Akman ve Kanal 7 televizyonunun ortakları bulunuyor.

Soruşturmanın çıkış noktasını, Almanya’da Deniz Feneri E.V. Derneği’nce toplanan milyonlarca Euro’nun usülsüz bir şekilde kuryeler aracılığıyla Türkiye’ye sokulduğu iddiası oluşturuyor.

Geçtiğimiz günlerde savcılar, soruşturmanın Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği’ne de uzanması kararı alınmıştı. (Sol)

“3. Köprü hiçbir ilkeye uygun değil!”

Kuzey Marmara Otoyolu Planı‘nın iptal istemiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı‘na karşı açılan davanın Bilirkişi Heyet Raporu’nda, dava konusu işlemin planlama tekniklerine, şehircilik ilkelerine, kamu yararına ve imar mevzuatına uygun olmadığı kanısına varıldığı belirtildi.

CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal tarafından açılan davada, Bilirkişi Heyeti Raporu, İstanbul 2. İdare Mahkemesi Başkanlığı’na gönderildi.

Bilirkişi Heyeti Raporu’nun “Değerlendirmeler” bölümünde, “Dava konusu Kuzey Marmara Otoyolu Planı değerlendirildiğinde alt ölçekli plan kararlarının üst ölçekli planda yer almadığı bu bakımdan da uygun olmadığı tespit edilmiştir” denildi.

Raporda, şu ifadeler yer aldı:
“Dava konusu durumda 3. Köprü güzergahı gibi plan sınırları içindeki tüm arazi kullanım kararlarını etkileyecek ölçekteki bir konunun plan notlarına eklenerek çözümlenmesi planlama tekniklerine aykırıdır.

Gebze ve Kınalı noktalarında TEM’den ayrılan yeni bir çevreyolu ile bağlantılı olan 3. köprünün ayakları Anadolu yakasında Poyrazköy, Avrupa yakasında Garipçe üzerinde yer alacaktır ve köprü geçişi güzergahı itibariyle kentin kuzeyinden bypass olarak geçmektedir. Bu bakımdan da transit amaçlı kullanım öncelikli olduğu için kent içi ulaşım sistemini rahatlatması söz konusu olmayacaktır.

Yapımına gerekçe olarak gösterilen transit trafiğin boğaz geçişlerindeki payı sadece yüzde 2-3 dolayındadır ve bu pay, yeni bir transit ulaşım odaklı köprü yapımını gerektirmeyecek derecede düşüktür.”

Prof. Dr. Lale Berköz, Doç. Dr. Funda Yirmibeşoğlu, Y. Doç. Dr. Özhan Ertekin imzalı raporun sonuç bölümünde de şöyle denildi:

“Yukarıda belirtilen değerlendirmeler sonucunda, 17.06.2010 tarihinde onaylanarak 01.09.2010 tarihinde askıya çıkarılan 1/25.000 ölçekli Kuzey Marmara Otoyolu Nazım İmar Planı’nın iptali istemiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na karşı açılan davada Bilirkişi Heyeti; dava konusu işlemin planlama tekniklerine, şehircilik ilkelerine, kamu yararına ve imar mevzuatına uygun olmadığı kanısına varmıştır.” (Ajanslar)

Beşiktaş’ın rakipleri belli oldu

UEFA Avrupa Ligi‘nde grup maçlarının kura çekimi Monaco’da yapıldı. Beşiktaş‘ın da rakipleri kura çekiminde belli oluyor. E Grubu’na yer alan siyah beyazlıların rakipleri Ukrayna’dan Dinamo Kiev, İngiltere’den Stoke City ve İsrail’den Maccabi Tel-Aviv.

Play-off turunda Rusya’nın Alania takımını eleyerek UEFA Avrupa Ligi’nde gruplara katılma hakkını elde eden Beşiktaş, kuraya ikinci torbadan katıldı.

A Grubu
Tottenham
Rubin Kazan
PAOK
Shamrock Rovers

B Grubu
Copenhag
Standart Liege
Hannover 96
Vorskla

C Grubu
PSV
Hapoel Tel Aviv
Rapid Bükreş
Legia Varşova

D Grubu
Sporting Lizbon
Lazio
Zurich
Vaslui

E Grubu
Dinamo Kiev
Beşiktaş
Stoke City
Maccabi Tel Aviv

F Grubu
Paris Saint Germain
Athletic Bilbao
Slovan Bratislava
Bratislava

G Grubu
Az Alkmaar
Metalist Kharkiv
Avusturya Wien
Malmö

H Grubu
Braga
Club Brugge
Salzburg
Birmingham
Maribor

I Grubu
Atletico Madrid
Udinese
Rennes
Sion

J Grubu
Schalke 04
Steaua Bükreş
Maccabi Haifa
AEK Larnaca

K Grubu
Twente
Fulham
Odense
Wisla Krakow

L Grubu
Anderlecht
AEK
Lokomotiv Moskova
Strum Graz

UEFA AVRUPA LİGİ GRUPLARI’NDA TORBALAR:
1. TORBA: Tottenham Hotspur (İngiltere), PSV Eindhoven (Hollanda), Atletico Madrid (İspanya), Sporting Lisbon (Portekiz), Sporting Braga (Portekiz), Schalke 04 (Almanya), Dinamo Kiev (Ukrayna), Paris Saint-Germain (Fransa), Kopenhag (Danimarka), AZ Alkmaar (Hollanda), Anderlecht (Belçika), Twente (Hollanda)

2.TORBA: Fulham (İngiltere), Beşiktaş (Türkiye), Hapoel Tel-Aviv (İsrail), Metalist Kharkiv (Ukrayna), Standard Liege (Belçika), Rubin Kazan (Rusya), Club Brugge (Belçika), AEK Atina (Yunanistan), Steaua Bükreş (Romanya), Udinese (İtalya), Athletic Bilbao (İspanya), Lazio (İtalya)

3. TORBA: Salzburg (Avusturya), Maccabi Haifa (İsrail), Zürih (İsviçre), OB Odense (Danimarka), Lokomotiv Moskova (Rusya), PAOK (Yunanistan), Birmingham (İngiltere), Stoke City (İngiltere), St.Rennais (Fransa), Austria Wien (Avusturya), Rapid Bükreş (Romanya), Hannover (Almanya)

4. TORBA: Vorskla Poltava (Ukrayna), Wisla Krakow (Polonya), Vaslui (Romanya), Sion (İsviçre), Sturm Graz (Avusturya), Maccabi Tel-Aviv (İsrail), Slovan Bratislava (Slovakya), Legia Varşova (Polonya), Maribor (Slovenya), AEK Larnaka (Kıbrıs R.K.), Malmö (İsveç), Shamrock Rovers (İrlanda).

Aynur tekrar Açıkhava’ya çıkıyor

Kardeş Türküler, 14 Eylül akşamı Harbiye Açıkhava Tiyatrosu‘nda gerçekleştirecekleri ‘Yeni Bir Gün’ adlı konserde Aynur, Açıkhava’da geçen ay ‘yarım kalan’ konserini Sezen Aksu‘yla birlikte ‘tamamlayacak’.

Kardeş Türküler, 14 Eylül akşamı Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleştirecekleri ‘Yeni Bir Gün’ adlı konserde Sezen Aksu, Arto Tunçboyacıyan ve Ara Dinkjian ile birlikte sahne alacak. Aynı gece Kürtçe müziğin önemli yorumcusu Aynur, Açıkhava’da geçen ay ‘yarım kalan’ konserini Kardeş Türküler ve Sezen Aksu’yla birlikte ‘tamamlayacak’, Okmeydanı Çocuk Korosu ise sanatçılara eşlik edecek.

Sezen Aksu’nun kendi şarkılarının yanı sıra Kardeş Türküler şarkılarını da yorumlayacağı konserde sanatçılar barış içinde yaşama çağrısı yapacak. Kardeş Türküler, birkaç ay önce müzik direktörlüğünü Arto Tunçboyacıyan’ın üstlendiği ‘Çocuk (H)aklı’ adlı bir albüm çıkarmıştı.

Kıyılardaki nitelikli tarım arazileri satılacak!

Kıyılara yeni darbe Hükümet, düzenlemeleri Meclis’ten kaçırmak için çıkardığı KHK ile meralardan sonra tüm tarım arazilerini de yapılaşmaya açacak bir düzenlemeye gitti. Özellikle kıyı şeridindeki nitelikli tarım arazilerinin üzerine serbestçe lüks konutlar ve turistik tesisler kurulabilecek.

Cumhuriyet’ten Murat Kışlalı’nın haberine göre, hükümetin 17 Ağustos’ta yürürlüğe soktuğu çok tartışılan 648 sayılı kanun hükmünde kararname (KHK) ile mera, yaylak ve kışlaklardan sonra tüm tarım arazilerini de yapılaşmaya açacak bir düzenleme getirdiği ortaya çıktı.

Hükümet, imar yetkisini belediyelerden alıp yeni kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verdiği ve koruma kurullarını kaldırdığı için çok tartışılan 648 sayılı KHK’de tarım arazilerini de yapılaşmaya açacak bir düzenleme yaptı. KHK ile 3194 sayılı İmar Yasası’nın 27. maddesi değiştirilerek “Köylerde yapılacak yapılar ve uyulacak esaslar” başlığı altında “Köy yerleşik alan sınırı içerisinde 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri uygulanmaz. Köy yerleşik alan sınırlarının parselleri bölmesi durumunda yerleşik alan sınırı 5403 sayılı kanun hükümlerine tabi olmaksızın ifraz hattı olarak kabul edilir” hükmü getirildi.

Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı “Bu değişikliğin Türkçesi şu: Köy yerleşim alanı sınırları içinde tarım arazisinin niteliği dikkate alınmadan her türlü yapılanma gerçekleştirilebilir” derken, Ziraat Mühen-disleri Odası Başkanı Turhan Tuncer de değişikliği şöyle değerlendirdi: “Köylerde yapılacak yapılarla ilgili olarak daha önce sadece köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanlar için sağlanan istisnaların yapılan değişiklikle herkese tanınması, tarım arazilerinin hızlı bir şekilde tahribine yol açacak uygulamaların başlangıcını oluşturacaktır. Özellikle kıyı şeridindeki köy yerleşim alanları ve çevreleri tarım arazilerinin özellikleri dikkate alınmaksızın tümüyle ranta açılacak; nitelikli tarım arazilerinin üzerine serbestçe lüks konutlar ve turistik tesisler kurulabilecektir.”

Metrobüs de özelleştiriliyor

İstanbul trafiğini rahatlatmak amacıyla hayat geçirilen metrobüs de özelleştiriliyor.

Karara göre, İETT bünyesinde metrobüs hatları İstanbul Büyükşehir Belediyesi şirketi olan İstanbul Otobüs A.Ş’ye devredilerek özel sektör işletmesine açılacak.

İlk etapta 29 Ekim’de hizmete açılması planlanan Avcılar-Beylükdüzü hattındaki 100 metrobüsün işletme hakkı özel sektöre devredilecek.

Ardından diğer hatlardaki metrobüslerinde ihale yoluyla 10-15 yıllığına özel sektöre kiralanması planlanıyor. Bu kararla İETT hatları yanında metrobüsün özelleştirilme süreci de resmen başlamış oluyor.

İstanbul Otobüs A.Ş, önümüzdeki günlerde Avcılar-Beylükdüzü hattında çalışacak 100 metrobüsün kiralama yöntemi ve tarihi hakkında karar verecek.

(Ajanslar)

[Son Dakika] Fenerbahçe’nin kaderi haftabaşı belli olacak

0

Fenerbahçeli yönetici Ali Koç’un Türkiye Futbol Federasyonu ile yaptığı görüşme sona erdi. Koç’un yaptığı açıklamaya göre, önümüzdeki sene Fenerbahçe’nin önümüzdeki sene Bank Asya Birinci Ligi’nde oynayıp oynayamayacağı öğleden sonra yapılacak araştırmasından sonra belli olacak! Koç, en iyi ve sağlıklı şekilde alt ligde oynamayı araştıracağız, bu karar haftabaşı açıklanacaktır diye konuştu.

Fukuşima, Japonya Başbakanı’nı istifa ettirdi

Japonya‘da 11 Mart’ta meydana gelen deprem ve tsunaminin dalgaları siyaseti de vurdu. Fukuşima nükleer santralindeki felaketle mücadelede yoğun eleştirilere maruz kalan Japonya Başbakanı Naoto Kan görevinden istifa etti.

Japonya Başbakanı Naoto Kan, 2010 yılının haziran ayından bu yana sürdürdüğü görevinden istifa ettiğini açıkladı. Japon haber ajansı Jiji’de yer alan haberde, Kan’ın Japonya Demokrat Parti‘nin liderliğini de bıraktığı duyuruldu.

Kan’ın istifası beklenen bir haberdi. 11 Mart’ta meydana gelen şiddetli depremin yol açtığı tsunami ve nükleer reaktör felaketiyle mücadelede yetersiz kalmakla suçlanan Kan, muhalefetin bazı kritik yasalara onay vermesi karşılığında başbakanlıktan ayrılmayı kabul etmişti.

Parlamentoda muhalefetin onay verdiği yasalardan biri felaketten zarar gören bölgelerin yeniden imarı için özel bir bütçe oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca yenilenebilir enerjilerin teşvikine dair yasal düzenlemeler de yapıldı.

Hakkında güvensizlik önergesinin verildiği Naoto Kan kendi partisinde de eleştiriliyordu. Kan’ın istifasıyla Japonya beş yıl içinde beş başbakan eskitmiş oluyor.

(DW)

Ahmet Şık’tan mektup var!

İnsanların kendilerine şunun ya da bunun niçin yapıldığını anlayamama durumunda bırakılmasıdır tecrit; insanın sadece kendi zihnine mahkûm bırakılması… Dışarıda çoğumuza gereksiz gelecek şeyler döner dolaşır kendini hatırlatır; sonra kendi donunuza gıcık olursunuz…

Geçen Pazartesi (8 Ağustos) kalabalık bir grup CHP’li milletvekili ziyaretimize geldi. Bir kez daha buradan da teşekkür edeyim. Görüşmemiz sırasında dile getirdiğim cezaevi koşullarına ilişkin sorunlar birkaç gazetede yayımlandı. Her birinde farklı anlamlar taşıyacak şekilde yer almıştı haber. Ben de birinci elden doğrusunu anlatmak üzere bu yazıyı kaleme almak istedim.

Tutukluluğumuzun üzerinden beş aydan fazla zaman geçti. Bu satırlar yazıldığında 160 gün olmuştu. Yazarken kolay da, içerideyken hem de polis, savcı, hâkimler ve elbette ki malum medyanın rol aldığı bir pusu ve komplo ile haksız, hukuksuz biçimde içerideyseniz o kadar kolay geçmiyor günler. Elbette bu durumu ağırlaştıran unsurlarla beraber düşünüldüğünde işler çok daha zorlaşıyor.

Önce başlıkta yer alanla başlayalım. Hangi yasal hüküm ya da mevzuata dayalı olduğunu bir türlü öğrenemediğim bir kural var: “Cezaevi kantininde satılan ürünlerin dışarıdan getirilmesi yasak”. Cezaevi idaresine iki kez dilekçe verip yazılı yanıt istememe karşın bu hükmün yasal dayanağını öğrenmem mümkün olmadı. Herhangi bir yanıt verme gereği dahi duyulmadı. Hatta idarecilerden biri “unut o dilekçeleri” dahi dedi.

İşte yasal dayanağını bilmediğim bu “kural” uyarınca iç çamaşırı, çorap, havlu gibi kişisel eşyalarım cezaevine alınmıyor. Kantin de satılanların alınması zorunluymuş. Cezaevi değil sanki alışveriş merkezi. Biz de öyle yaptık. Ayaklarımızda mantar oluşturan naylon çoraplar, sürekli kaşındıran külotlar ve kurulama özelliği barındırmayan havlular satın aldık. Kısa süre sonra da bu ürünleri kullanmamız sonucunda oluşan rahatsızlıkları tedavi için cezaevi revirinden verilen ilaçları. Bu ilaçları düzenli olarak kullanıyorum şimdi.

Bu don sorunsalıyla ilgili bir başka mevzu ise spor yaparken şort kullanmak istememizle ilgili. Yanıt standart: YASAK. Dizimize dek uzanan kapri pantolonlarla havalandırmada spor yapıyor, her biri 45 dakikadan ayda 3 kez halı sahada koşturuyoruz. Her akşam yıkaması da kurutması da ayrı bir dert. Bu yüzden spor şortu istedim eşimden. İçeri sokması mümkün olmadı. İçeri alınmadığına dair tutanak da verilmediğini belirteyim. Sözel gerekçe: YASAK. Ancak mevzuatta spor şortlarının yasak olduğuna dair bir düzenleme yok. Ama serbest de denmediği için yasak olduğuna hükmedilmiş. Oysa ben hukuk yasak dememişse hak olarak düzenlendiğini belirtir diye biliyorum. Anlatmaya kalkıyorsunuz nafile. Daha ilginci bana yasak olan bu şortları başka mahkûmların üzerinde görmüş olmam. Cezaevi müdürüne bunu anlattığımda aldığım yanıt “Haklısınız” oldu. Ama halen şortumu alabilmiş değilim.

CHP’li milletvekillerinin ağzından gazetelere yansıyan nevresim sorunumuz ise ayrı bir dert. Tıpkı t-shirt, gömlek ve pantolonlarımız için olduğu gibi koca koca nevresimleri ve havlularımızı da görüşe gelen yakınımıza verip ertesi hafta yıkanmış olarak almamız YASAK. Bunu düzenleyen bir yasal hüküm elbette ki bu sefer de yok. Tecrübeli gardiyanlarda açıklama çok. “Yıkanmaya giden eşyalar uyuşturucu dolu suya batırılıp kurutuluyormuş. Cezaevinde de bu eşyalar bir kabın içinde ıslatılıp suyu buharlaştırıldıktan sonra uyuşturucu elde ediliyormuş.” Mübarek uyuşturucu laboratuvarı sanki. “İyi de aynı işlem t-shirtlere, gömleklere de yapılabilir onlara neden yasak yok” diye sorduğunuzdaysa elbette yanıt yok. Anlayacağınız cezaevini ezaevine dönüştürmenin yollarından biri olarak elde nevresim yıkamaya mahkûmsunuz.

Geçen ay cezaevini denetlemeye Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Sefa Mermerci gelmişti. Kibarlık edip bizim koğuşa da geldi. Eyvallah. Ben de anlattım. Birazdan okuyacağınız diğer sorunlarla birlikte. Genel Müdür’e nevresim ve havluların elde yıkatılacağına dair bir mevzuat, yasal hüküm olmadığını söyledim. Bana koğuşlara çamaşır makinesi alınması için çalışma yapabilecekleri yanıtını verdi. Bu arada gelinlik kız gibi çeyiz düzüyoruz burada. Buzdolabı, televizyon, vantilatör, su ısıtıcısı, semaver… Her biri elbet ihtiyaç. Ama aldıklarınızı cezaevine hibe ettiğinize dair kâğıtlar imzalatıyorlar. Her şeyden önce bu devlete tırnağımı hibe etmek istemiyorum. Öte yandan cezaevleri parasız pulsuz mahkûmlarla dolu. Böyle saçma çözüm olur mu? Oluyor. Genel Müdür’ü yakalamışken her bir derdimizi anlatalım dedik. Elbette ki bilgisayar kullanımından bahsettik. Neden koğuşlarımıza bilgisayar alamadığımızın “makul sayılabilecek” gerekçesi var: İnternete girilebilir. Bu teknik işlerden çok anlamasam da modem kartı olmayan bir bilgisayarın internete giremeyeceğini, telefon hattını nereden bağlayacağımızı anlatmaya kalktık. Nafile. Bu kez de “Sizlere cezaevindeki bilgisayar odasını kullandırtıyoruz” yanıtını aldık. Haftada 3 saat. Açık görüş haftası ise yasak. Yani ayda 9 saat.

Mesela bir türlü yazılmamış olan hakkımdaki iddianame muhtemelen yüzlerce sayfa olacak. Delil klasörleriyle birlikte binlerce sayfa. Ayda 9 saat bilgisayar kullanımıyla savunma hazırlayacağım. Daktilo bile sokamıyoruz içeri. Ne diyeyim? Bravo diyorum. Genel Müdür’e en çok şikâyet ettiğim konu ise herkesin bildiği, birçoğunun bilmezden geldiği tecrit durumumuz oldu. Ben henüz tecrit demişken Genel Müdür lafı ağzımdan aldı. Ne kadar modern, güzel cezaevleri inşa ettiklerini söyledi. Hemen ardından da “F tiplerindeki mahkûmların da cezaevlerini övdüğünü hatta tek kişilik hücrelerde kalmak istediklerine” ilişkin bürokrat söylevi çekti. Kendisine sadece; bu cezaevi uygulamasını savunan bürokrat, politikacı, karar verici her kim varsa, Nazi kafası örneği bir mimari facia olan bu cezaevlerinde birkaç ay kaldıktan sonra bu konuyu tekrar tartışabileceğimizi söyledim. Bu konuşma esnasında yasal olarak haftada 10 saat diğer tutuklularla sosyalleşme amaçlı zaman geçirme hakkım bulunduğunu ancak yerine getirilmediğini de dile getirdim. Genel Müdür kendisine eşlik eden Silivri Başsavcısı ile cezaevinden sorumlu savcılardan birine nedenini sordu. Verilen yanıt önce “suç türleri değişik, can güvenliği sorunu olabilir” oldu. Bu gerekçenin hukuksuzluğunun kendisi de farkında olacak ki bu kez de şaşkınlık içinde kalmama neden olan açıklamasını yaptı: “O hak sadece hükümlüler için geçerli” dedi. Nasıl ama!

“Tutuklamaların cezaya dönüştüğü, bu kadar uzun tutukluluk süreçlerinin olduğu bir memlekette bu dediğinizden emin misiniz?” soruma da “Evet” yanıtı verildi elbette. Herhalde ben yanlış biliyordum. Bir “hukuk insanından” daha mı iyi bileceğim diye uzatmadım. Gel gör ki savcı yalan söylemiş. Ben doğruyu biliyormuşum. Avukatım Can Atalay şimdi yazılı olarak savcılığa müracaat etti. Bakalım ne yanıt alacağız?

İç çamaşırı, şort, don, nevresim… Biraz gereksiz şeylerden bahsettiğim düşünülebilir belki. Ne anlatırsak anlatalım ya da ne yazarsak yazalım sonuç olarak hayattan söz ettiğimizi düşünürdüm; oysa burada her şey sadece tecridi çağrıştırıyor hayatı değil. İnsanların kendilerine şunun ya da bunun niçin yapıldığını anlayamama durumunda bırakılmasıdır tecrit; insanın sadece kendi zihnine mahkûm bırakılması. Dışarıda çoğumuza gereksiz gelecek şeyler döner dolaşır kendini hatırlatır; sonra kendi donunuza gıcık olursunuz…

Bu bahsi kapatmadan önce nasıl bir tecrit ortamında yaşadığımızı da biraz anlatmam gerek. 160 gündür Nedim ve Doğan Ağabey’le birlikte kalıyoruz. Haftada bir kez kapalı ayda bir kez ise açık görüş hakkımız var. Açık görüşte bir saat eşim, çocuğum ve görüşe gelen arkadaşlarımdan biriyle yüz yüze geliyorum. Açık görüş dışındakiler camın ardından ve kayıt altına alınan telefon görüşmesi şeklinde yapılıyor. Ben şanslıyım ki avukat arkadaşlarım hemen her hafta görüşe geliyorlar. Böylelikle hücreden, koğuştan çıkabiliyor, farklı bir ses duyup, değişik bir yüz görebiliyorum. Bunların dışındaysa her gün üç kez kapımıza gelip yemek veren ancak konuşmamızın yasak olduğu işçi mahkûmları ve onlara eşlik eden gardiyanları görüyorum. Burası L tipi cezaevi. Anlayacağınız Türkiye cezaevlerinin tecridi harf grubuna bağlı değil. Ben bunları yaşarken F tiplerinde duyurmaya çalıştıkları seslerine hiç karşılık alamayanların hali nasıldır varın siz hesap edin. Şu “ileri demokrasi medyası” neden bu konuya el atmaz merak içindeyim!

Emin olun ki cezaevlerindeki tecrit politikası medyadaki malum şahısların çok sevdiği, hatta kimilerinin şahsi meselesi olan Ergenekon’la çok ilgili. Ama soruşturma sürecinin bir türlü oralara uzanmadığı Ergenekon ile. Bir derin devlet politikasıdır tecrit. Üzerinden çok zaman geçmedi bu konuların. Araştırılsa görülecek veya geçmişte olanlar biraz hatırlansa… Adalet duygusu bellek ve hatırlama ile adaletsizlik ise unutma ile nasıl da yakından ilgili.

Bu yazı hayli uzun oldu. O yüzden saat ve cam su bardağının yasak denilerek dört ay boyunca verilmediğini anlatmayayım. Hele başta kırmızı olmak üzere renkli kalemlerin verilmediğini veya sevgilimizin, çocuğumuzun, sevdiklerimizin fotoğraflarını asmak için yara bandı kullandığımı ya da dizimdeki rahatsızlık için kullanmam gereken dizlikle ilgili meseleyi hiç anlatmayayım. Selobantlar da dizlik de YASAK’mış.

* 9 Ağustos 2011, Silivri 2 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi, tutukluluğunun 176. günü.

AHMET ŞIK