Ana Sayfa Blog Sayfa 5088

Yaklaşan insan dalgası, iklim mültecileri – Pelin Cengiz

Ramazan ayı vesilesiyle tüm detaylarıyla Somali’deki açlık, kuraklık ve ölümle yoğrulan hayatların dramına tanık olduk. Bu hayatta kalabilme savaşının temelinde iklim değişikliği ve buna bağlı gelişmelerin büyük payının bulunduğunu görmek gerekiyor. Her yıl sayıları giderek artan oranlarda mülteci ve sığınmacı, ülkelerindeki başta siyasi sorunlar, iç çatışmalar ve insan hakları ihlallerinden kaçarak, daha güvenli bir yaşam özlemiyle bulundukları bölgelerden sınırları aşmaya çalışıyor. Artık mülteci kavramı sadece bunlarla ifade edilmiyor. Küresel iklim değişiklikleri, günümüzde mülteci kavramının tanımını da genişletmiş durumda. Küresel ısınmaya sebep olan gelişmiş ülkelerin sorumluluğunu, iklim değişikliğine hiçbir etkisi olmayan ancak iklim felaketlerinden en çok zarar gören yoksul Asya ve Afrika ülkeleri taşıyor.

İklim mültecisi kavramı, 1980’lerin ortalarında ortaya çıkmış. Bu kavramı çevresel mülteci olarak ifade edenler de var. 1990’larda bu sebeplerle yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalanların sayısı 25 milyonken, bugün bu rakamın 50 milyonu bulduğu belirtiliyor. İklim mültecilerinin sayısının 2050’ye kadar 1 milyarı bulacağına ilişkin yapılan tahminler, insanlığın karşı karşıya bulunduğu trajedinin ciddiyetini büyük ölçüde gözler önüne seriyor.
Toplam yüzölçümü Türkiye’ye yakın olan ve 10 milyon civarı nüfusa sahip Somali’den, artık kuraklık ve açlıkla savaşmaktan yorulmuş yüzbinlerce insan sığınmak için Kenya sınırını geçmeye çalışıyor. Uluslararası Göç Örgütü’ne göre, çevre kirliliği, çölleşme, su taşkınları, kıyı erozyonları ve doğal afetler nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan iklim mültecilerinin sayısı çığ gibi artıyor. The International Organization of Migration verilerine göre, dünyada 2050’de her 45 kişiden biri iklim değişiklikleri ya da çevresel etkiler nedeniyle yer değiştirmiş olacak. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü doğdukları yerin dışında yaşıyor ve bu rakamda da artışlar gerçekleşecek. Örneğin, doğal afetin ardından meydana gelen nükleer sızıntı sonrası denize, havaya ve toprağa karışan radyasyon nedeniyle Japonya’daki Fukuşima bölgesi bir daha yerleşime açılmayacak.

Yardım kuruluşu Christian Aid’in raporuna göre, “insan dalgası” olarak nitelendirilen bu iklim değişikliklerine bağlı dev nüfus hareketleri, gelecek 40 yılda artacak. Christian Aid’in çalışması küresel ısınma mültecilerinin, insanlık tarihinin en büyük nüfus hareketi olacağına dikkat çekiyor. Christian Aid, kaynakların zaten kıt olduğu bölgelerdeki nüfus hareketlerinin güvenlik riskleri yaratacağına, bunun da eninde sonunda dünya çapında istikrarsızlık tehdidi oluşturacağı görüşünde.

Geri dönme imkânı yok
Uzman kuruluşların raporlarına göre, küresel iklim değişimlerinin sonuçları dünyanın her bölgesinde aynı etkiyi göstermiyor. Bir bölgede aşırı yağışlar, kasırgalar ve seller yaşanırken, bir başka bölgede ise aşırı kuraklık ve çölleşme hızlanıyor. Her iki durumda da insanların temel ihtiyaçlarını karşıladıkları tarım alanları zarar gördüğü için zorunlu iç ve dış göç yaşanıyor. İklim mültecilerini, diğer mülteci ve sığınmacılardan ayıran en önemli unsur, bu kişilerin yaşam alanlarını kaybetmeleri ve bir daha evlerine geri dönme imkânlarının olmaması.

Küresel ısınma ve iklim değişiklikleri, her yıl pek çok felaketi de beraberinde getiriyor. ABD’nin yeni kasırgası Irene kaç kişiyi evinden, yaşadığı yerden edecek kestirmek zor. 2005’te Katrina ve Rita kasırgaları, New Orleans’ta binlerce kişinin ölümüne neden olurken, iki milyon kişiyi evsiz bıraktı. 2006’da Çin’de meydana gelen tayfunlarla 500 bin kişi evsiz kaldı. Örnekler çoğaltılabilir, Pakistan’ı, İngiltere’yi vuran seller, Avustralya’da kuraklık, Rusya’daki orman yangınları. Dünyanın ilk iklim mültecileri, buzulların erimesi ve deniz seviyesinin yükselmesiyle sebebiyle kıyıları sular altında kalan Tuvalu halkıydı. 12 bin nüfuslu Tuvalu’nun önemli bir bölümü Yeni Zelanda’ya göç etmek zorunda kaldı.
Yakın gelecekte ise en fazla zarar görecek kesimler, alçak kıyılar ve Afrika’daki kuraklık tehlikesi altındaki bölgeler.

Uzun vadede, İngiltere, Hollanda ve hatta ABD gibi zengin ülkelerin de iklim değişikliklerinden olumsuz etkileneceği belirtiliyor. Dolayısıyla iklim mültecileri sorunu tüm dünyanın önemini kavraması gereken son derece ciddi bir sorun. Küresel ısınmanın yol açtığı iklim göçleriyle birlikte iklim mültecileri, gittikleri ülkelerdeki konumlarını güvence altına alacak hukuki düzenlemeler talep ediyor. Bu durum uluslararası hukuk ve devletler hukuku bakımından yeni tartışma alanları olarak ortaya çıkıyor.

Taraf, 28 Ağustos 2010

Deniz Üçok: “İstanbul’un orta yerinde permakültür mümkün!” – Aytaç Tolga Timur

Permabligz grubunun öncülerinden Deniz Üçok

Bir bahçeniz var ve nasıl ekeceğinizi bilmiyorsunuz. Permablitz grubuna haber verin, yıldırım hızıyla gelsin ve bahçenizi permakültür ilkeleriyle eksinler. Grubun öncülerinden Deniz Üçok sorularımızı yanıtladı.


Türkiye’de yeni bir kavram permakültür, biraz anlatır mısın?

Permakültür, kendine yeten sürdürülebilir yerleşim alanları tasarımıdır. Bunu yaparken pek çok bilim dalından ve yerel bilgelikten akıl alır, ancak ayırıcı özelliği dayandığı etik prensiplerdir. Bunlar dünyaya özen göstermek, insana özen göstermek ve adil paylaşımla ihtiyaç fazlasını sisteme iade etmektir.

Burada sistemden kastedilen şudur: Doğa, insanıyla toprağıyla, ağaç ve hayvanlarıyla bütüncül bir döngü içindedir. Bu döngüye uyumlanmaya başladığınızda yaşayan sistemlerin asla “çöp” yaratmadığını görürsünüz. Doğanın kullanmadığı bir girdi asla olamaz. Bir elma ağacı meyvesiyle insanı beslediği gibi kurdu kuşu da besler, yere düşüp komposta dönüşerek toprağı da besler. Çekirdeğini salarak yeni elma ağaçları olur ve döngüdeki hammadeyi hep daha da zenginleştirmek üzere çalışır. Bu yüzden gerçek adil paylaşım uygulandığında bir elma ağacının meyvelerini insan kadar kuşun da yemeğe hakkı vardır. Üstelik bir miktarının toprağı zenginleştirmek üzere komposta katılımasını ister.

Tabii adil paylaşım yapmanın imkanlar doğrultusunda çok çeşitli yolu var. Mesela her permakültürcünün inandığı birşey vardır ki o da insanın bu döngünün parçası olarak kendi ihtiyaç fazlasını sisteme vakfetmesidir. Bunun en yaygın biçimi bilgi paylaşımıdır.

Bahçedeki budama işlemleri sonrasında karton, gazete kağıdı ve yabani otlarla örtü malç uygularken.

Toprağı işleyip ondan ürün aldığınız zaman, içindeki zengin mineral ve canlı hayatı da sürekli azaltmış olursunuz. Toprağı bir şekilde beslemek gerekir ki o da bizi beslemeye devam etsin. Bu kompost yapmakla mümkün.

Kompost, yaşamış ve çürüyebilen herşeyle yapılabilir ve türlü yapım biçimi vardır. Temel ilkelerden biri kompost içeriği ne kadar zenginse, kompostunuz da size o kadar fayda sağlar. Bu aynı insanın beslenmesi gibidir; ne kadar çeşitli beslenirseniz o kadar farklı vitamin ve minerali bünyenize alıp sağlıklı olabilirsiniz. İşte toprak da aynı… aslında bizler toprağa benziyoruz desek daha doğru olur.

Bahçesinde imkanı olanlar sıcak kompost dediğimiz, çürüyen maddenin ısınarak hızla dönüştüğü yöntemi uygulayabilirler. Bu kompost türü doğru azot-karbon dengesinin gözetilmesini, düzenli olarak izlenmeyi ve müdahaleyi gerektirir. Avantajlarından biri yaklaşık 2-3 hafta gibi kısa bir sürede ortalama büyüklükteki bir şehir bahçesinin 6 ay için ihtiyaç duyacağı kompostu kullanıma hazır etmesidir.

“Uğraşamam” diyenlerse bahçelerinin bir köşesini, tıpkı ormanda toprağın oluştuğu gibi, soğuk kompost yapmak üzere ayırabilir; yaprak, budanmış küçük dallar, bozulmuş meyveler vb. bahçe atıklarını bir köşeye yığarak uzun dönemde çözünüp komposta dönüşmesini sağlayabilirler. Bu yığına atılan parçalar ne kadar küçük olursa komposta dönüşme süreci de o kadar hızlanır.

Bahçesi olmayanlar mutfak atıklarıyla solucan kompostu yapabilirler. Bu aslında bazı çevrelerde “altın” diye nitelenen çok faydalı bir kompost türüdür. O kadar ki bundan elde ettiğiniz sıvıyı da, katı kompostun kendini de sulandırarak toprağa verebilirsiniz.

Bunların yanı sıra bir de anaerobik sınıflamasına giren kompost türü var ki bu aslında doğada daha çok bataklıklarda görülür diyebilirim. Oluşum sürecinde nahoş kokular meydana gelir. Yukarıda bahsettiğimiz diğer kompost türleri ise yeni yağmur yağmış bir orman gibi hoş kokuludur.

“Permablitz” diye bir grubunuz var. Bu permakültürden farklı birşey mi?

Permablitz permalkültür dahilinde bir oluşum. İlk olarak 2006’da Melbourne’dan çıkıyor ve kelime olarak permakültürün perma’sıyla yıldırım anlamındaki blitz kelimelerinin birleşiminden meydana geliyor. Amacı, aynı gün içinde yıldırım harekatıyla bir şehir bahçesini permakültür bakış açısı kullanarak yenebilir bir bahçeye dönüştürmek. Tabii öncesindeki planlama öyle yıldırım hızında olmuyor, biraz vakit alıyor. Yaptığımız aslında bir tür şehir permakültürü ve uygulamalarımız topluluk oluşturmak ve bilgi paylaşımı gibi permakültürün sosyal ayağı olarak bilinen alanlara da giriyor.

Permabiltz tamamen gönüllü bir oluşum mu?

Evet. Üç permablitz uygulamasına katılıp bizzat çalıştıktan sonra siz de kendi bahçenizde uygulama yaptırmaya hak kazanıyorsunuz. Uygulama günlerinde kimse kimseden ücret talep etmiyor, bahçe sahibinin sunduğu yiyecek ve içeceklerle “karın tokluğuna” çalışılıyor. Katılımcılar açısından önemli olan deneyim edinmek, beraber öğrenmek ve hoş bir grup insanla güzel vakit geçirmek oluyor. Bahçe sahibi de güzel vakit geçirmenin yanı sıra yenebilir, verimli bir bahçe sahibi oluyor.

Yurtdışında da bu ücret alınmadan yürütülen bir proje. Bahçe planlamasının “Permakültür Tasarım Sertifikası” almış kişiler tarafından deneyim için yapılması öngörülüyor ancak bunu yapacak bir gönüllü çıkmadığı durumlarda bahçe sahibi isterse ücretle de yaptırabiliyor. Araştırdığım örneklerde oluşumu yönetenler geçimlerini profesyonel permakültür tasarımı, eğitim ve oluşturdukları seradan fide satışı gibi kollardan sağlayıp, permablitz dahilindeki proje uygulamalarını ücretsiz ve tamamen gönüllü olarak yürütüyorlar. Tasarımlar bazen gönüllü bazen ücretli oluyor. Biz İstanbul’da tüm aşamaları gönüllü yürütüyoruz. Henüz kimse geçimini tam zamanlı olarak permakültür tasarımından sağlamıyor ancak umarım önümüzdeki senelerde Türkiye’de bunun da talebi doğacak, sonrasında herkes permakültüre vakıf olduğunda artık buna da ihtiyaç kalmayacak.

İstanbul’da bahçe sahibi olanların büyük bölümü sadece çiçek ekmek istiyor, bu sizin çalışmanızda da bir sorun mu?

Bu ilk karşılaştığımız “engel”lerden biri oldu. Bunu tırnak içinde söylüyorum çünkü bu aynı zamanda bizim için toplumsal bilinçlenme açısından çok yol gösterici oluyor. Şehirde insanlar doğadan büyük ölçüde koptuğu için meyve sebzelerin büyük kısmının doğası gereği önce çiçek açtığını bilmiyor. Sadece çiçek olarak bildiği birçok türün de aslında yenebilir olduğunu… Tabii bunun için doğru türleri seçmek önemli ancak çoğu kişi bahçesine dikeceği bir lavantadan veya gülhatmiden çay yapabileceğinin, soğan veya sarmısağın çiçeğini salatasına koyarak afiyetle yiyebileceğinin farkında değil. Yenebilir bir bahçe yaratmak için bahçesinin güzelliğinden ödün vermesi gerekmiyor.

Yenebilir ürünler ekilmesi permabiltz’in ilkelerinden biri mi?

Evet, insanın hayat döngüsüne katkıda bulunarak barınma ve gıda ihtiyacını karşılayabilmesi permakültürün özünde var. Permablitz ise hali hazırda yerleşim merkezi olan alanlarda insanların kendini besleyebilmesini ve evlerinin işleyişini de bu ilkeler doğrultusunda elden geçirmesini amaçlıyor. Yani sadece gıda üretimiyle değil, aslında su yönetimi ve evin ısınma soğuma gibi ihtiyaçlarıyla da ilgileniyor.

Bahçesini açan İstanbul’lulardan neler istiyorsunuz?

Öncelikle, cesur olup bilmedikleri yöntem ve türleri denemeye açık olmalarını. Bahçelerindeki doğal hayatı daha yakından izleyip ziyarete gelen türlerin sistemin döngüsüne nasıl bir katkı sağladığını görmelerini ve böylece çeşitliliğe kucak açmalarını. Aynı zamanda bahçe sahibinin de, bahçenin oluşum sürecinde ziyarete ve yardıma gelen kişilerin de, içinde olduğumuz büyük sistem döngüsündeki her bireyin yerini gözeterek daha işbirlikçi ve paylaşımcı olmalarını istiyoruz. Bireyler gönüllülük ilkesiyle bazen zamanını veya bilgisini, bazen bileğinin kuvvetini, bazen de tohumunu veya fidesini paylaşıyor. Bu paylaşımdan herkes hem birey olarak hem de topluluk olarak faydalanıyor. “Ben”cileşmiş şehir insanı bu tür bir dayanışma ağına aslında ne kadar muhtaç olduğunun farkında değil ama bunu yeniden keşfettikçe daha mutlu olduğumuzu görüyoruz.

Bunların dışında, bahçe sahibinin kendini hazırlaması gereken birtakım masraflar var tabii. Planlama yaparken bir liste oluşturuyoruz, o liste içinden katılımcılar getirmek istediklerini ya da evlerinde bulunanı getirip paylaşıyor. Ama listedeki herşeyi temin etmek aslen bahçe sahibinin görevi. Örneğin, uygulama günü çapa, kürek, tırmık, makas gibi bahçe aletleri… Malç yapacaksak gazete/karton, saman… Baharat spirali yapacaksak tuğla, taş, toprak… Ve elbette fideler, tohumlar… Bunlar bahçenin büyüklüğüne, tasarımımıza göre değişiyor, o sebeple net bir liste söylemek doğru olmaz.

Bu çalışmalar için gereken maddi kaynağı nereden sağlıyorsunuz?

Bugüne kadar ciddi bir maddi kaynak ihtiyacımız olmadı. Dikilecek fideleri kendileri için dikim yapıp fazlasını bize veren arkadaşlarımızdan ya da kendi bitkilerimizin tohumlarından elde ettik. Kendi çevremizden temin edemediklerimizi bahçe sahibine liste olarak sipariş verdik. İleride su yönetimi gibi konularda da uygulama yaptıkça yine aynı yola başvurup kendi aramızda inşaat atıklarımızı araştıracağız, veya bunları ev sahibinden isteyeceğiz.

Uygulamaya katılanlar açısından da kendi yol masrafları dışında bir masraf yok. Plan aşamasında ise bahçelere epey gidip geldik ve bağışlanan fideleri toplamak için dolaştık. Bunlar için herhangi bir hesap tutmadık. Uzun vadede bunların ciddi bir masraf olduğunu görürsek belki kermes veya bağış gibi yöntemlere başvururuz ancak şu an için sevdiği şeyi öğrenmeye çalışan bir grup arkadaşız. Beraber birşey yapmak isteğimiz dışında dernekleşme gibi herhangi bir resmi niteliğimiz yok.

Karşılaştığınız en büyük sorun nedir?

İmkan bakımından zorluklar var. Mesela, bahçe sahibinin en önemli yardımı ölçekli harita, bahçe aletleri veya saman gibi getirtilmesi ücretle olan malzemeleri temin etmek diyebilirim. Haritasızlık gezdiğimiz birkaç bahçede uygulama yapmamıza engel oldu… ve bahçenin bulunduğu semt de yine etkenlerden biri. Ulaşım zorlaştıkça katılım düşüyor. Gezdiğimiz bahçelerden biri hala hayallerimizde.

Bir yandan da başka zorluklar var. Grubumuz henüz küçük ve yeni olduğu için ilk bahçemizde uygulama öncesi plan aşaması biraz uzun sürdü. Daha çok kişinin katılımı ve iş bölümüyle bu hızlanacak ve kolaylaşacaktır. “Önemsemek sorumluluk almaktır” düşüncesiyle her birey kendi ilgi alanı doğrultusunda öncülük yapabilir veya liderliği paylaşabilir. Mesela İsmet ablanın önerisiyle Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi’ne gezi düzenledik. İsmet abla hemen bir telefon açıp gün ayarlayıverdi, ben de duyuru yapıp talepleri topladım. Çok doğal ve organik olarak gelişti… Bir dönem işlerim çok yoğundu, hem ilk bahçe uygulamamız için gereken yazışmaları, hem de uygulamamızdan sonra yapmış olduklarımızı bir türlü toparlayıp yazamadım. Gerek yönetim, gerek blog yazma konusunda deneyimli olan Dilek bunları kolaylıkla yapıverdi. Tüm süreci çok destekledi ve birşeyler yapmak isteyen herkesi gerektiğinde eyleme geçirdi. Neticede, yapılacaklar eğilimler doğrultusunda paylaşılınca yapılanın miktarı artıyor.

Yani güçler birleştirilince, sorunların üstesinden geliniyor?

Tabii ki. Yalnız başına birşey başarmaya çalışan herkes görür ki tek kişi olarak ortaya koyabileceğiniz gücün, zamanın ve bilginizin bir sınırı var. Görünmez bir duvara tosluyorsunuz. O noktada sizinle aynı şeyleri benimsemiş, ilke edinmiş insanlarla paylaştığınızda bir anda zamanınız da bilginiz de misliyle katlanıyor. Kişiler etrafında buluşmak yerine amaç etrafında buluşmanın imkansızı imkanlı kıldığını düşünüyorum.

Permakültür ülkemiz için yeni bir kavram, ama son derece önemli. Şehirde permakültür eğitimi almak isteyenler ne yapmalı?

Türkiye’de bu konuda çok yetkin kişiler ve kurumlar oluşmaya başladı ve her geçen gün de sayıları artıyor. Eğer teorik bilgi edinmek isteniyorsa, Türkiye’de permakültüre yakın olanların mutlaka tanıyacağı, konuya son derece hakim Mustafa Bakır, Hira Doğrul gibi çok iyi hocalar var. Gerek Istanbul, İzmir gibi merkezlerde, gerekse bu konuya gönül vermiş çiftliklerde senede birkaç defa Permakültüre Giriş ve benzeri kurslar veriliyor. Bu sene bunların arasına Permakültür Tasarım Sertifika Kursu da eklendi. Internet üzerinde kendi dilimizde yayınlar ve çeviriler her geçen gün artıp, Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü veya Permakültür Platformu gibi sitelerde yayınlanıyor, çiftlikler bloglarında paha biçilmez deneyimlerini paylaşıyor. Yine bu sene Sinek Sekiz Yayınevi Bill Mollison’un Permakültür’e Giriş kitabını Türkçe’ye çevirip bizlere sundu. Bu çok emek harcanan, çok özenle hazırlanan ve gerçekten çok faydalı bir yayın oldu. Tüm bunlara destek olmak amacıyla da Permablitz grubumuz var. Bizler permakültür bilenle bilmeyeni buluşturarak ortak akıl ve deneyimden faydalanmayı ve deneyim artırmayı amaçlıyoruz. Bizim yaptıklarımız yukarıda bahsettiğim eğitimler gibi sistematik değil, biraz daha organik oluyor. Yine öğreniyoruz ama işin teorisini bilmeyen de uygulamalara katılarak mutlaka birşeyler öğreniyor. Hepimiz yaptıklarımızla birbirimizi destekliyoruz.

Yani çalışmalarınız tamamen pratik, uygulamaya yönelik. Teorik çalışmalar yapmayı planlıyor musunuz?

Evet, uygulama günleri pratiğin yanı sıra, imkan ve ihtiyaç doğrultusunda teorik atölyeler de yapmaya niyetimiz var. Zaten örnek aldığımız uygulamalarda da bu böyle yürüyor. Pratik uygulama yaparken doğal olarak bunun teorisi de anlatılıyor… fakat bunun ötesinde, bir grup bahçeyle ilgilenirken bir başka küçük grup “Permakültür’e Giriş” gibi tamamen teorik bir atölye veya “Reçel Yapımı” gibi pratiğe yönelik bir atölye yürütülebiliyor. Kendine yeterlik konusunda işimize yarayacak her tür atölyeyi prensip olarak permablitzin parçası gibi düşünüyoruz. Bunların gerçekleşmesi katılımcı sayısı ve imkanlarla şekillenecek. Bugüne kadar sadece pratik uygulama yaptık.

Şehrin göbeğinde sebze meyve yetişir mi önyargısı çok yaygın, bu önyargı nasıl yıkılır?

Bu şekilde düşünenler genelde gıdalarının nerden geldiğini, nasıl yetiştiğini bilmeyen kişiler oluyor. Ben şehrin göbeğinde kendi hazırladığınız kompostla yetişen bir ürünün, uzakta bir otoban yanında ilaçla üretilip, toplandıktan belki 1 hafta sonra alıcısına ulaşan bir üründen daha sağlıklı olduğuna inanıyorum. Endüstriyel biçimde yapılan “organik” üretim de bundan çok daha iyi değil kanısındayım. Yine monokültür olarak doğaya çok zarar verebiliyor. Bahçenizde yetiştirip, yemeden birkaç dakika önce topladığınız bir domatesin vitamini ve tazeliğini, ne kadar “iyi” yetişmiş de olsa, başka hiçbir yerde bulamazsınız. Bu gibi sebeplerden ötürü “yerel üretim, yerel tüketim” diyoruz… Ancak tüm dünyada bu bahsettiğimden çok daha acil önlem almamız, hazırlanmamız gereken bir noktaya geldik. Su havzalarımızı kirlettik ve kullanılabilir temiz suyumuz bitmek üzere. Gıdalarımız çok uzaklardan kapımıza geliyor ve tükettiğimiz her 1 kalori için 10 kalori enerji kullanıyoruz. Bu çılgınlık önünde sonunda bir gün bitecek. Bittiği noktada kendi kendimize yetebiliyor da olabiliriz, aç da kalabiliriz. Seçim elimizde.

1 kalori almak için 10 kalori enerji, bu korkunç bir oran.

Herşeyin parayla ölçüldüğü bir sistemde aslında hiçbir şey gerçek değeriyle ölçülmüyor. 1 kilo domatesin karşılığı aslında parayla değil, toprak, mineral, oksijen ve canlı hayatla ölçülebilir. Eğer parayla ölçüyorsanız aslında atmosfere kattığınız karbondioksidi ve mal olduğunuz toprak verimsizliğini hesaplamıyorsunuz demektir. Bu yüzden permakültürde genellikle 1 kalori içeri 1 kalori dışarı denklemi göz önünde tutulur.

Bahçesi olmayan ama gönlü olanlar size ulaşmak için ne yapmalı?

[email protected] adresine üye olup yazışmaları takip edebilirler. Facebook’ta da bizi https://www.facebook.com/groups/permablitz.istanbul/ adresinde bulabilirler. Yakında yeni katılımcılarla tanışmak, önümüzdeki sezonda neler yapmak istediğimizi konuşmak üzere bir toplantı yapacağız. Gruba katılıp bir e-posta gönderirlerse onları da aramızda görmekten mutluluk duyarız.

Yeşil Gazete’nin sorularını cevapladığınız için teşekkür ederim.


Röportaj: Aytaç Tolga Timur – Yeşil Gazete

Şemdinli’de 3 asker hayatını kaybetti, Kemer’de bomba patladı

Şemdinli‘de askeri konvoy geçişi sırasında mayın patladı, üç asker hayatını kaybetti. Antalya‘da plajda patlayan bomba da altı kişinin yaralanmasına neden oldu.

Hakkari’nin Şemdinli ilçesinin Övenç bölgesinde askeri konvoyun geçişi sırasında mayın patladı. Üç asker hayatını kaybetti, ikisi de yaralandı.

Yaralanan askerler Hakkari Asker Hastanesi’ne kaldırılarak tedaviye alındı. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bölgede operasyon başlattı.

Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Dağlıca bölgesi yakınlarında mayın döşemeye çalıştığı açıklanan iki PKK’lilerle jandarma ekipleri arasında çatışma çıktı. İki PKK’li öldürüldü.

Antalya Kemer’deki 7 No.lu Plaj’da, kuma gömülen patlayıcı sabah saatlerinde infilak etti. Patlamada yaralanan altı kişi tedavi altına alındı. Bazı kişiler patlama sırasında kumlarla birlikte savrulan çakıl taşlarının isabet etmesi sonucu yaralandı. (Bia)

Gaz bombasıyla vurulan il meclis üyesi hayatını kaybetti

Hakkari‘nin Çukurca İlçesi’nde yapılan müdahale sırasında göğsüne atılan gaz bombasıyla ağır yaralan ve Van’a sevk edilen BDP‘li İl Genel Meclis Üyesi Yıldırım Ayhan yaşamını yitirdi.

Hakkari’nin Çukurca İlçesi’nde canlı kalkan olarak Kuzey Irak’a gitmek isteyen kitleye yapılan müdahale sonucunda ağır yaralanan Van İl Genel Meclis Üyesi Yıldırım Ayhan yaşamını yitirdi. Çukurca’dan helikopterle Van’a getirilen Ayhan yolda yaşamını yitirdi. Ayhan’ın cenazesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna kaldırıldı.

Ayhan’ın ölümü üzerine aralarında BDP yöneticileri ve sivil toplum örgütü temsilcilerinde bulunduğu yüzlerce kişi hastane önünde toplanmaya başladı. Polis ise hastane dışında yoğun güvenlik önlemleri aldı. (ANF)

Koşaner, kasetteki sözlere sahip çıktı

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Işık Koşaner, internette yayınlanan ses kaydının kendisine ait olduğunu kabul etti ve “söylediklerinin arkasında olduğunu” söyledi.

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Işık Koşaner, bir yabancı internet sitesinde kendisine ait ses kayıtlarının yayımlanmasıyla ilgili olarak açıklama yaptı.

Konuşmanın arkasında olduğunu vurgulayan Koşaner, “İfade edilen konuların tamamı, devletin ilgili kurullarında üst düzey devlet yetkilileriyle yaptığım görüşmelerde de kendileriyle paylaştığım, hukuki olarak gereğinin yapılması için emir verdiğim konulardır. Kimseden kaçırdığımız, sakladığımız ve gizlediğimiz konular değildir” diye konuştu.

Koşaner, yaptığı yazılı açıklamada, görev süresi içerisinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) yönelik yoğun saldırıların olduğu dönemde, çeşitli birlikleri ziyaret ettiğini ve bir kısmı ses kayıtlarında da yer alan konuşmaları yaptığını ifade etti.

Ancak bu konuşmaların, “vicdan sahibi bazı yazarların da belirttiği gibi bir ‘itiraf’ değil, tamamen bir ‘özeleştiri’ ve TSK’nın geleceği açısından önemli gördüğü bazı konularda personelin dikkatini çekme, son derece hassas bir dönemde hata yapmamaları konusunda kendilerini uyarma ve motive etmeye yönelik olduğunu” belirtti. Koşaner’in açıklaması şöyle devam etti:

‘İfade edilen hususlar zaten kurum içinde tartıştığımız, özeleştirisini yaptığımız, hatalardan dersler çıkarmaya yönelik bir çabanın sonuçlarıdır. İfade edilen konuların tamamı, devletin ilgili kurullarında üst düzey devlet yetkilileriyle yaptığım görüşmelerde de kendileriyle paylaştığım, hukuki olarak gereğinin yapılması için emir verdiğim konulardır. Kimseden kaçırdığımız, sakladığımız ve gizlediğimiz konular değildir.

İfadelerde zaman zaman marjinalleşen üslup ise bazı noktaların dramatize edilerek, dinleyicilerin dikkatlerini çekilmesine yönelik bir gayretin ürünüdür. Bir kısım medya tarafından abartılan, istismar edilen bölümler de bu bölümlerdir.

Unutulmamalıdır ki samimiyet içeren, kibirden uzak ve gerektiğinde canı acıtan özeleştiri de bir erdemdir. Ancak bir insanın hatta bir kurumun kendi içinde yaptığı bu özeleştiriyi izinsiz olarak kaydedip, yayınlamak ise ahlaksızlık ve hukuksuzluktur. Dün olduğu gibi bugün de bu açıklamaların noktasına ve virgülüne kadar arkasındayım.” (Bia)

Kasırgayla birlikte nükleer alarm da yayılıyor

ABD’de devam eden Irene kasırgası nedeniyle Calvert Cliff nükleer santralinin bir reaktörü kapandı. Bu, ABD’de bir hafta içinde doğal afetler nedeniyle kapanan üçüncü reaktör.

ABD’de yaşanmakta olan Irene kasırgasının yarattığı kuvvetli rüzgar, Maryland Eyaleti’nde bulunan Calvert Cliff nükleer santralindeki bir reaktörün kapanmasına neden oldu. Bu, ABD’de bir hafta içinde doğal afetler nedeniyle kapanan üçüncü reaktör. 23 Ağustos Salı günü yaşanan 5,9 büyüklüğdeki deprem ve fırtına da Virginia eyaletindeki North Anna nükleer santralinde iki reaktörün kapanmasına neden olmuştu.

İrene kasırgasının yaratmış olduğu kuvvetli rüzgarlar, santralde bulunan iki reaktörden birinin büyük alüminyum dış çephe parçasının yerinden kopmasına neden oldu ve parçanın tesisin ana trafosu ile temas etmesi sonucunda bir numaralı nükleer reaktör otomatik olarak kapandı.

Nükleer reaktörün işletmecisi olan Constellation Nükleer Enerji Grubu ‘nükleer reaktörde olağandışı bir olay olduğu’ yönünde açıklama yaptı.

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Cenk Levi Amerika’da yaşanan deprem ve kasırgayla ardarda meydana gelen arızaların, nükleer endüstrisinin ve nükleer reaktörlerin güvenilmez oluğunu bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.

Yaşanan bu nükleer kazaların Türkiye Hükümeti’ne nükleer reaktörlerin doğal afetlere ve insan hatalarına karşı kırılganlığı ve güvenlik açıklarıyla dolu olduğu konusunda bir örnek daha sunduğunu söyleyen Levi “Hükümet bir an önce nükleer santral planlarından vazgeçerek Türkiye’nin enerji geleceğini daha güvenilir ve temiz enerji kaynakları üzerine kurmalıdır.” dedi.

(Greenpeace, Yeşil Gazete)

Bolt’u kurallar durdurabildi

0

Dünya Atletizm Şampiyonası 100 metre erkekler finalinde mutlak favori Usain Bolt, hatalı çıkış yaparak yarıştan diskalifiye edildi. Böylece yarıştığı zaman geçilemeyen Bolt, çok tartışılan bir kural ile yarış dışı kalmış oldu.

Altın madalyayı yine Jamaikalı sporcu Johan Blake 9.92 ile kazandı.

‘Yaranacağıma, limon satarım’

Deniz Feneri soruşturmasında görevden alınan 3 savcıdan biri olan Mehmet Tamöz, Adalet Bakanlığı’na verdiği savunmada “Mesleğimi kimseye yaranmak için yapmıyorum. Limon satmayı tercih ederim” dedi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, sürpriz bir şekilde Deniz Feneri e.V. soruşturmasını yürüten Nadi Türkarslan, Abdulvahap Yaren ve Mehmet Tamöz’ün görevden alınmasına karar vermişti.

Haklarında soruşturma da başlatılan savcılar, Adalet Bakanlığı müfettişlerine yazılı savunma verdi.

Hürriyet gazetesinin haberine göre; savcılar, şikâyet konusu dilekçenin mahkemede işlem görmüş gibi kullanıldığını, mahkemede olmayan bir dilekçeyi, varmış gibi gösterip şikâyette bulunulduğunu beyan etti.

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Tamöz “Mesleğini kimseye yaranmak için yapmadığını, yaranmak yerine limon satmayı tercih edeceğini” söyledi.

Savcı Tamöz, 19 sayfalık savunmasında şu ifadeleri kullandı:

“HSYK’ya dilekçe veren avukatın, dilekçenin bilgi ve gereği için Cumhurbaşkanlığı makamına TBMM Başkanlık makamına, HSYK Başkanlığı’na, Adalet Bakanlığı’na ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiğini not şeklinde belirttiği görülmektedir. Bu türlü dağıtımlı dilekçelerin ne amaçla verildiği bilinmektedir.

Ankara Başsavcılığı’nın 2010’daki olağan denetimi esnasında, bu soruşturma dosyası da denetime tabi tutulmuştur. Acaba sayın Adalet Başmüfettişlerinin, denetim sırasındaki hukuki görüşleri mi değişti? Savcıların hukuki bilgileri yanında kendilerinde vatan, millet, bayrak sevgisinin varolması gerektiği inancındayım.

Yargı mensupları arasında ‘yaranma’ duygusu ile yargı görevi yapılması, adaletin bittiği yer olduğu inancındayım ve bu inançla hareket etmekteyim. Tarafımda var olan vatan, millet ve bayrak sevgisinin hiçbir zaman kaybolmayacağı bir gerçektir. Ancak cesaretimin kırılması veya kırdırılması, yüreğimin yaralanması mümkündür.

Kırılma veya yaralanmanın iyileşmemesi halinde meslekte kalmayacağım gerçektir. Bu durumda geldiğim yere döneceğim ve baba mesleği olan limon satma ve tarımla uğraşacağım da bir gerçektir.”

(Cumhuriyet)

Irene kasırgası 8 can aldı

ABD‘de Irene Kasırgası New York’a ulaştı. Virginia ve Kuzey Carolina eyaletlerinde de seller ve çatıların uçmasıyla büyük hasarların yaşandığı ülkede, kasırga nedeniyle 8 kişi hayatını kaybetti.

Karayıp ülkelerinde ağır hasara yol açan kasırga bu sabah Kuzey Carolina eyaletini etkisi altına almaya başladı.  Amerika’nın Atlantik Okyanusu kıyıları boyunca kuzeye doğru ilerleyen kasırga saatte 150 kilometre hızla esen rüzgârlar sağanak yağışlarla deniz kabarmasına ve su baskınlarına sebep oluyor. Kuzey Carolina ve Virginia eyaletlerinde sekiz kişi, fırtına nedeniyle devrilen ağaçların evleri ve içinde bulundukları otomobiller üzerine düşmesi sonucu hayatlarını kaybetti.

Gücünü biraz yitirmesine rağmen kasırga nedeniyle kıyı bölgelerinin çoğunda zorunlu tahliye devam ediyor. Güneyden itibaren kasırganın yolu üzerindeki Kuzey Carolina, Virginia, Maryland, Delaware, New Jersey ve New York eyaletlerinde acil durum ilan edildi.

Bu bölgedeki havaalanlarının çoğu kapatıldı, tren seferleri iptal edildi. New York kentinde metro ve diğer kent içi ulaşım sistemleri çalışmıyor.

İrene kasırgasının çok tehlikeli olduğunu söyleyen Başkan Barack Obama,  federal kurumları teyakkuz durumuna geçirdi. Kasırga nedeniyle bazı yerlerde zorunlu olmak üzere kıyı kentleri tahliye edildi, yüz binlerce turist evlerine geri döndü. Amerika’nın Atlas Okyanusu filosunu bulunduğu Norfolk’da, savaş gemileri, kasırgaya limanda yakalanmamak için denize açıldı.

Amerika Kasırga Merkezi, İrene’in metrekareye 25 ile 50 santim arasında yağış getireceğini tahmin ediyor. Yetkililer, Florida’dan Maine’e kadar tüm kıyı eyaletlerine sel ve su baskını uyarısında bulundu. Kıyı kentlerini bekleyen en ciddi tehlike, rüzgârdan çok, kasırgadan ötürü deniz seviyesinin kabarıp birkaç metre yükselmesi.

Kasırga saatte 25 km hızla kuzeye doğru ilerlerken önündeki kıyı kentleri boşaltılıyor.
New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg, kentin tarihinde ilk kaz deniz seviyesindeki tüm semtlerin zorunlu tahliyesine karar verdi. Hastane ve huzur evleri boşaltıldı, New York Borsasının bulunduğu Wall Street trafiğe boşaltıldı. New York metrosu da tarihte ilk kez durdu, Kennedy, La Guardia ve Newark havaalanları trafiğe kapandı. Kıyı bölgelerindeki uçuşların çoğu iptal edildi, tren seferleri askıya alındı.

Washington’da ise yeni Martin Luther King anıtının Pazar günü yapılacak açılış töreni iptal edildi. Törene Başkan Obama da katılacaktı.

Bahama adaları, Porto Rico ve Dominik Cumhuriyetinde ağır hasara yol açan Irene, son üç yıldır Amerika’yı tehdit eden ilk ciddi kasırga.

(Voa)

Kadrolaşma KHK’si Tübitak’ı vurdu

Kamuda yeniden yapılanmayı düzenleyen ‘Kanun Hükmünde Kararname’lerle bürokraside yeni bir atama operasyonu gerçekleştirildi. Hükümete kamuda yeniden yapılanma yetkisi veren yasaya dayanılarak dün TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Nükhet Yetiş görevden alındı.

Düzenleme, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı‘yla ilgili kararnameye yerleştirilen ‘torba’ hükümlerle gerçekleştirildi. Yeniden yapılanmada Bilim, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile ilişkilendirilen TÜBİTAK Başkanlığı’na atanacak yeni ismin gelecek günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından belirlenmesi bekleniyor.

8 yıldan beri TÜBİTAK’ı yöneten Yetiş, bundan sonra akademik çalışmalarına ağırlık vereceğini ve ailesine daha çok zaman ayıracağını söyledi. Türkiye’de son yıllarda bilim ve teknoloji alanında önemli atılımların gerçekleştirildiğini belirten Yetiş, Türkiye Araştırma Alanı’na aktarılan mali destekler ve sunulan hizmetlerin onlarca kat arttığını söyledi