Ana Sayfa Blog Sayfa 5071

Kaddafi: Nijer’e kaçmadım

0

Libya‘nın devrik lideri Muammer Kaddafi, komşu Nijer‘e kaçtığı yönündeki haberleri psikolojik savaş diye niteleyerek hakkında yalanlar çıkarıldığını söyledi.

Suriye’deki bir televizyon kanalına telefonla bağlanan Albay Kaddafi, kendisine sadık güçlerin Nato’yu ve isyancı güçlerin oluşturduğu Ulusal Geçiş Konseyi’ni yenilgiye uğratacağını vaadetti.

Suriye televizyonu telefon bağlantısının Libya içinden yapıldığını söylüyor.

Bundan önceki saatlerde Nijer hükümeti, Kaddafi’ye sığınma hakkı tanıyıp tanımayacağına ancak böyle bir durum doğarsa karar vereceğini açıklamıştı.

İnsanlar Cehennemi

Avusturya’daki bir laboratuvara kapatılarak deney hayvanı olarak kullanılan şempanzelerin ilk kez dışarı çıktıklarında yaşadıkları sevinç etraflındakileri gözyaşlarına boğdu.

İçlerinde inanılmaz bir boşluk, yüzlerinde şaşkınlık ve gözlerini alan gün ışığı… Şempanzeler, gördüklerinin “gerçek” dünya olduğuna inanamaz bir haldeydiler.

Habertürk’ün haberine göre, Avusturya’daki bir laboratuvarda yıllardır deney hayvanı olarak kullanılan şempanzeler, Salzburg yakınlarındaki, ünlü “kaçak inek” Yvonne’un da barındığı Gut Aiderbichl Hayvan Koruma Merkezi’ne getirildi.

30 yıl sonra ilk kez güneşi gören ve yeşilliklere basan şempanzelerin tepkilerini görenler gözyaşlarına hâkim olamadı. Önce korkuyla çevrelerine bakınan, ardından birbirlerine sarılan, daha sonra da sevinç çığlıkları atarak yeşilliklere koşan maymunlar küçük çocuklar gibiydi.

Maymunlar üzerinde tıbbi testler yapılıyor; vücutlarına HIV ya da hepatit virüsü enjekte edilip ilaçlar deneniyordu.

Hiç dışarıya çıkarılmayan şempanzelerin doğan bebekleri ise hemen ellerinden alınıyordu.

Balıkçı diziden neden ayrıldı?

Yeni sezonun ilk bölümü dün akşam ekranlara gelen Öyle Bir Geçer Zaman Ki‘nin “Balıkçısı” Orhan Alkaya, ilk kez konuştu.

Geçen sezon dizinin önemli karakterlerinden biri olan “Balıkçı”yı canlandıran Orhan Alkaya dizide bu sezon neden rol almadığını ve yeni projelerini bir internet sitesine anlattı…

İşte Alkaya’nın açıklaması:

“Öyle Bir Geçer Zaman Ki’yi güzel bir şekilde tadında bıraktım. Herhangi bir problem yaşamadık zaten dostça ayrıldık. Şu an İstanbul Şehir Tiyatroları’nda ‘Rosenbergler Ölmemeli’ adlı oyunu yönetiyorum ve onunla ilgileniyorum. Öyle Bir Geçer Zaman Ki’nin dünkü bölümünün sadece son sahnelerini izleyebildim o yüzden diziyle ilgili bir yorum yapmam doğru olmaz ama internetten mutlaka izleyeceğim”.

Gazete kağıdından biyoyakıt

0

Bilim insanları clostridium grubundan bir bakterinin gazete kağıdını biyoyakıta dönüştürebildiğini keşfetti.

New Orleans‘taki Tulane Üniversitesi‘nden bilim insanları, David Mullin başkanlığında yürüttükleri araştırmada, doğal TU-103 bakterisinin selülozu butanole çevirebildiğini gördü.

Yapılan deneylerde, TU-103’ün 100 gram selülozden 12-23 gram arasında butanol ürettiği tespit edildi. Bu miktarı artırmanın yollarını araştıran bilim adamları, bakterinin sadece kağıttan değil, selüloz içeren her türlü maddeden biyoyakıt elde edebileceğini belirtiyor.

Dünyada en yaygın bulunan organik materyal olan bitkilerin içinde selüloz bulunduğunu hatırlatan bilim adamları, atık bitkilerden biyoyakıt elde edilebileceğini, özel olarak enerji bitkileri yetiştirmeye gerek kalmayacağını söylüyor.

Biyoyakıt olarak genelde etanol kullanılıyor. Butanol ise araç motorlarında modifikasyon yapılmadan kullanılabildiği, daha yüksek enerji içerdiği ve mevcut boru hatlarıyla taşınabileceği için daha elverişli olarak değerlendiriliyor.

(Ajanslar)

Onlar ermiş muradına Saz Kedileri ve Deniz Kaplumbağaları çıksın kerevetine

Bahar ve Barış evleniyor. Hatta nikah törenleri de bugün.  Yaygın uygulamanın aksine nikah şekeri dağıtmak ya da düğün davetiyesi bastırmak yerine bir sosyal sorumluluk projesini düğün davetiyeleri yolu ile duyurmak, kendi düğünlerini doğanın da bayramı kılmak istemişler.

Bunun içinde WWF Türkiye‘nin 2 yıldır hayata geçirdiği “Özel Günlerinizde Bağış Yapın” uygulamasından faydalanmışlar. Artık onlar hem davetiye ve nikah şekeri gibi detaylar ile meşgul olmak durumunda değiller hem de nesilleri tükenme tehlikesi altında olan Saz Kedileri ve Deniz Kaplumbağalarının koruma altına alınmasına destek sağlıyorlar.

Biz de konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek için WWF Türkiye Ofisi ile görüştük. WWF Türkiye Doğal Hayatı Koruma Vakfı 3 tür için düzenlemekte bu tür bağış kampanyalarını

Saz Kedisi ve Deniz Kaplumbağaları için davetiye üzerinde de belirtildiği gibi Adana İl Çevre Orman Müdürlüğü ile ortaklaşa Akyatan Yaban Hayatı Geliştirme Sahası‘nda yürütülen koruma çalışmalarına aktarılıyor bağış tutarları.

Orfoz için de benzer bir koruma çalışması Kekova bölgesinde yürütülmekte.

WWF Türkiye’den görüştüğümüz yetkili daha önce hakkında pek bilgi bulunmayan bir tür olan Saz Kedisi’nin bu çalışmalarla hakkında daha fazla bilgi edinildiğini, bu bağışlar sonucu 38 adet Saz Kedisi’ne ulaşabildiklerini aktardı.

İsteyenler bu uygulamanın yanı sıra nesli tükenmekte olan bir türe evlat edinme seçeneği ile de yardımda bulunabiliyor.

Bahar ve Barış’a bir ömür boyu mutluluklar dileriz.

WWF Türkiye Özel Günlerinizde Bağış Yapın sayfası için buradan bilgi alabilirsiniz

Ayrıca bilgi almak ve bağışta bulunmak için (0212) 528 20 30‘dan veya [email protected] adresinden  Pınar İman ile temas kurabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

 

 

Osmanlıca gazeteler okunabilecek

Milli Kütüphane, Osmanlıca gazetelerin transkripsiyonunu yaparak araştırmacıların hizmetine sunacak.

Milli Kütüphane Bilgi İşlem Müdürü ve projenin bilgi teknolojileri koordinatörü Erdal Naneci, AA muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtladı.

Avrupa Birliğine üye ve aday ülkeleri ilgilendiren “Bilgi ve İletişim Teknolojileri Politika Destek Programı“ (ICTPSP) çerçevesinde iki projeye paydaş olmak için başvurduklarını belirten Naneci, bunlardan “Newspaper“ projesinin Avrupa Birliği Komisyonu tarafından kabul edildiğini anlattı.

Naneli, Berlin Devlet Kütüphanesinin organize ettiği proje hakkında şu bilgiyi verdi:

“Milli Kütüphane koleksiyonunda bulunan ve elektronik ortama taşınan 800 bin sayfa `Eski Harfli Türkçe` gazete içeriğinde yer alan tüm haber ve makale başlıklarının transkripsiyonu yapılacak ve makalelere erişme olanağı sağlanacak. Bir araştırmacı yapılacak transkripsiyon sayesinde 1928 yılından önceki gazetelerin içeriğini anlamış olacak.

Haber başlığını ve makale başlığının birebir transkripti yapılacak. Bir araştırmacı bu başlığı gördükten sonra içeriğini merak ettiği takdirde metni tercüme ettirmenin yollarını arayacak.“

Naneci, Uluslararası alanda Türk kültürünün tanıtımına katkı sağlayacak olan bu projeyi yapmak amacıyla Avrupa Birliğinden 214 bin 500 Avro destek sağlandığını ifade etti.

800 milyon kişi okuma yazma bilmiyor

BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO‘dan yapılan açıklamada, dünyada çoğu kadın olmak üzere 793 milyon kişinin okuma yazma bilmediği belirtildi.

Benin, Burkina Faso, Etiyopya, Gambiya, Gine, Haiti, Mali, Nijer, Senegal, Sierra Leone ve Çad‘da yetişkinlerin yarısından çoğunun okuma yazma bilmediğini açıklayan UNESCO, okul çağına gelen 67 milyon çocuğun ilkokula başlamadığına, 72 milyon gencin liseye gidemediğine dikkati çekti.

UNESCO Genel Müdürü Irina Bokova, dünyanın okuma yazma konusunda daha fazla siyasi taahhütte bulunması gerektiğini belirterek, taahhütlerin yanı sıra gerekli kaynakların sağlanmasının da önemli olduğunu ifade etti.

Bokova, hükümetleri, uluslararası örgütleri, sivil toplum kuruluşlarını ve özel sektörü okuma yazma konusuna öncelik vermeye çağırdı. (Ajanslar)

“Gelin hep birlikte barış umudumuz için oturalım”

0

Barış İçin Kadın Girişimi yazılı bir basın açıklamasıyla tüm kadınları “ Barış içinde yaşamaya mecbur olduğumuzu biliyoruz, barış için ısrar ediyoruz.” diyerek, 9 Eylül 2011 Cuma günü saat 18.00 – 24.00 arası Taksim Meydanı’na kurulacak olan barış noktasında oturma eylemine davet etti.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Biz kadınlar, ‘barış için söyleyecek sözümüz, çözümü geliştirecek gücümüz var’ demeye devam ediyoruz. Bugün, otuz yıldır devam eden savaşın en tehlikeli günlerindeyiz. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yaşadığımız şiddet ortamı nasıl bir noktaya geldiğimizi anlatmaya yetiyor. Barışı savaşarak sağlayacağını savunanların yalan söylediğini, aslında savaş istediğini biliyoruz. Biz, halklar arasında yaratılmak istenen ayrıştırmayı, içimize işlemeye çalıştıkları düşmanlığı ve korkuyu kabul etmiyor, tek çözüm yolunun barış olduğunu söylüyoruz.

Savaşın ülkenin doğusunda ve batısında bütün kadınları derinden etkilediğini anlatmak için sokaklarda olmaya devam ediyoruz. Savaş biz kadınlar için göçe zorlanmak, yoksulluk, güvencesizlik ve ucuz iş gücü olmak demektir. Savaş bedenlerimizin gasp edilmesi, taciz ve tecavüz demektir.

Daha ne kadar söyleyeceğiz, bu savaş cinsiyetçiliği, militarizmi, ev içi şiddeti, milliyetçiliği, homofobiyi besliyor. İşte bu yüzden biz kadınlar hayatımızı yaşanmaz kılan savaşı söküp atalım, silahların susması için barıştan yana konuşalım diyoruz. Barış noktalarında buluşup barış talebimizi hiç durmadan, her yerde, herkese, hep beraber çoğalarak söylemeye devam edelim.

Barış İçin Kadın Girişimi – İstanbul

Savaşan ülkenin katil erkekleri – Mehveş Evin

Sadece son bir haftada basına yansıyan kadın cinayetlerine bakın… Yemek pişirmedi diye, ayrılmaya kalktı diye, boşanma davası açtı diye öldürülüyor kadınlar.
Pompalı silahlarla, onlarca bıçak darbesiyle, bazen baltayla, çekiçle…
Akıl almaz bir vahşet ve gözü dönmüşlükle. Bazen de planlanarak, serinkanlılıkla…
Kadınlar niye öldürülüyor?
Kimilerine göre neden, köyden kente göçle değişen, altüst olan hayatlar.
Kimilerine göre neden, toplumun hücrelerine işlemiş cinsiyet ayrımcılığı…
Kimilerine göreyse kadının bilinçlenmesi ve artık “yeter” demeye başlaması.
Bunların hepsi doğru, ancak vahşetin boyutunu tarif etmek için yetersiz kalıyor.
Göç ve toplumsal eşitsizlik, bu topraklar için yeni bir şey değil… Öyleyse neden şimdi patlama yaşanıyor? Bu sorunun cevabını bulmadan hiçbir önlemin anlamı yok.

Şiddet hücrelerimize işledi
Belki de artık “kadınlar niye öldürülüyor?” sorusunu farklı sormalıyız: TC vatandaşı erkekler, nasıl bir ülkede yaşıyor? Nasıl kendilerini şiddet sarmalına böylesine kaptırabiliyor? Nasıl bir psikolojiye sahip?
Sevdiği kadının canını alırken, sadece kendinin değil, ailesinin ve çocuklarının hayatını karartmayı nasıl göze alıyor? Nasıl bir tahakküm kurma çabasında ve neden?
Galiba bu ülkede 30 yıldır süren iç savaşın, sadece şehit ve PKK’lı ölümlerinden ibaret olmadığını konuşmanın zamanı geldi…
İster şehirde, ister köyde olsun… Sıradan vatandaşın, her daim savaşla yatıp kalktığı, kan kokusunu hücrelerine kadar teneffüs ettiği… Kardeşin kardeşi katlettiği, mayına karşı bomba, bombaya karşı hain pusu, hain pusuya karşı faili meçhullerin yaşandığı bir ülke burası.
Erkeklerimiz, vahşetle, ölümle, nefretle kavrularak büyüdü. Erkeklerimiz, başka erkeklerin kendi vatandaşını, arkadaşını, hatta kardeşini vurduğunu izleyerek büyüdü.
Bir kısmı askere, bir kısmı dağa gitti. İnsan yaşamına saygı duymamayı, ellerine silah almayı, nefreti öğrendiler.

Yer değişir travma geçmez
Kaçmaya çalışanlar, bambaşka hayallerin peşinden gitti. Yabancı şehirlerde, yabancı bir hayata tutunmaya çalıştılar. Ama yer değiştirmek, savaş ikliminde büyüyen erkeğin travmayı atlatmasına yetmedi.
İster Mersin’e kaçsın, ister Oxfordshire’a… En son tahammül edecekleri şey, bir kadının ses çıkarmasıydı. En dayanamadıkları şey, hâkim olduğunu sandığı tek alanın aslında varolmadığını anlamaktı.
Geriye hiçbir şeyleri kalmıyordu çünkü.
Beyinlerine işlemiş travmanın öcünü, zayıf ve masum olandan alıyor erkeklerimiz. Bazen dayakla, bazen küfürle, ne yazık ki bazen de cinayetle… Kendi çocuklarını bile öldürüyorlar, daha da çok çocuk katledecekler.
Bu savaş böyle sürdükçe, daha çoook katil yetiştirecek bu ülke. Hemcinsleri sessiz kaldıkça, TC vatandaşı olan her erkek, dünyada “katil” olarak nam salacak.
Daha ne kadar seyirci kalmaya devam edeceksiniz?

 

Mehveş Evin – Milliyet

Cennetten cehenneme: Gerze Termik Santrali – Mutlu Tömbekici

Gerze Yaykıl’lılar TAM bir aydır nöbetteler. Topraklarına Anadolu Grubu’nun kurmak istediği termik santralin yapılmasını istemiyorlar. Çadırlar kurdular, iş makinelerini engelliyorlar, basının dikkatini çekmeye çalışıyorlar. İki gün önce jandarma ve polis tazyikli su ve copla müdahale etti, 25 kişi yaralandı.

İnsanlar niye termik santral istemiyor gelin bir bakalım.

Önce kömürle ilgili bilgiler:

Termik santraller insan kaynaklı karbon salımlarının (emisyon) en büyük kaynağı.

Karbondioksit salımlarının üçte biri kömür kullanımından kaynaklanıyor. Dünya, elektriğinin yüzde 40’ını kömür üretiyor ve her yıl yüzlerce yeni kömürlü termik santral planı endüstriye giriş yapıyor. (Kaynak: International Energy Agency. www.iea.org)

İklim değişikliğinin yanı sıra kömür çevreye, insan sağlığına ve dünya toplumlarına de onarılamaz zararlar veriyor. Kömür endüstrisi yarattığı bu zararın bedelini ödemiyor, onun yerine bunu dünyanın kendisi ödüyor.

İklim değişikliğinin kuraklık, seller ve ciddi yaşam kayıplarını da içine alan felaket niteliğindeki etkilerini engellemek için küresel sıcaklık artışını 1,5 – 2 derecenin altında (endüstri öncesi seviyeler ile karşılaştırıldığında) tutmamız gerekiyor. Bunu başarabilmek için, küresel sera gazı salımlarının artışını en geç 2015’te durdurup, bu tarihten sonra sıfıra doğru düşürmemiz gerekiyor.

Bugün Türkiye’de 50 yeni kömürlü termik santral projesi var. Eğer planlanan 50 yeni kömürlü termik santralin yapımı ve işletilmesine izin verilirse, bugünkü karbondioksit salımı sadece termik santraller nedeniyle yüzde 50 oranında artacak. Bu, daha çok iklim değişikliği yaratmanın yanı sıra önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin karbon salımları yüzünden ağır ekonomik cezalar ödemesine de neden olabilir. (Kaynak: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu)

Termik santraller, asit yağmurlarına neden oluyor ve bu yağmurlar da halk sağlığını tehdit edici kirleticilerin havaya ve suya karışmasına neden oluyor. Cıva kirliliğinde en büyük pay termik santrallerden kaynaklanıyor. (Kaynak: US Environmental Protection Agency)

Anadolu Grubu’nun Gerze’ye yapmayı planladığı santralin kömürü Rusya ve Güney Afrika’dan gelecek. Bölgeye 2853 metre boyunda iskele yapılacak. Sinop ile Kızılırmak burnu arasındaki iki koyda kendini 121 saatte temizleyen bir akıntı var. Bu iskeleyi yaptıkları zaman akıntı kesilecek ve denizin kendini temizlemesi engellenecek. Sinop’un hiçbir yerinden denize girme imkanı olmayacak. Akıntı kesilince deniz ekosistemi etkilenecek.

Türkiye’de 600 bin ton balık tutuluyor. Bunun 450 bin tonu bu sözü edilen bölgede tutuluyor. Türkiye’nin en verimli ovalarından Bafra Ovası’yla termik santralin kurulacağı yer arası sadece 59 kilometre. Dahası termik santralin kurulacağı ve bu nedenle istimlak edilecek olan topraklar da son derece verimli topraklar.

Ekin ve balık yok edilince ne yiyeceğiz biz hiç düşünen var mı?

 

Mutlu Tömbekici – Vatan