Ana Sayfa Blog Sayfa 5038

Siirt’te PKK saldırısı: 6 asker öldü

Siirt’in Pervari ilçesinde Belenoluk Jandarma Karakolu’na dün akşam 18:00 sıralarında uzun namlulu silahlarla gerçekleştirilen saldırıda 6 asker hayatını kaybetti, 11 asker yaralandı.

Saldırıyı gerçekleştiren PKK grubu, bölgeye takviye birliklerin gelmesini önlemek amacıyla saldırının gerçekleştirildiği Belenoluk köyüne çıkan yollara çok sayıda mayın yerleştirdi.

Belenoluk köyü çevresinde çatışmaların devam ettiği öğrenildi.

Başbakan Erdoğan New York’ta konuyla ilgili soruları yanıtlarken şöyle konuştu:

”Maalesef terör örgütü vahşetini devam ettiriyor. Ben size ikide bir bu tür değerlendirmeleri yapmayı da doğru bulmuyorum. Tabii o görevini yapıyor, biz de bunun karşısında görevimizi yapmaya devam edeceğiz. Üzerinde yoğun bir şekilde duruyoruz. Arkadaşlardan detayları henüz almadım. Türkiye’ye döndükten sonra değerlendirmelerimizi yapıp ona göre adımlarımızı atacağız.” (Ajanslar)

İzmir’de 350 ppm eylemi

“Moving planet (Hareketlenen gezegen)” sloganıyla iklim değişikliğini durdurmak için dünyanın dört bir yanında eş zamanlı olarak yapılan 350 ppm eylemi İzmir’de de yapıldı.

İzmir Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde saat 18:30’da toplanan gruplar yürüyüş ve basın açıklaması yaptı. Küresel Eylem Grubu, Karşı Bisiklet, Akdeniz Yeşilleri Derneği, Greenpeace, Yeşiller ve İzmir Bisiklet Derneği üyelerinden oluşan gruplar vuvuzela, düdük, slogan ve ıslıklarla iklim değişikliğine dikkat çekti. Etkinlikte İlker Kılıçer’in pandomim gösterisi de ilgi çekti. Eylem 19:30’da yürüyüş caddesi üzerine yakılan mumlarla sona erdi.

Basın açıklamasında Somali’deki açlık ve susuzluk, Rusya’daki orman yangınları, Pakistan’daki seller ve Grönland’daki buzulların erimesi hatırlatıldı. Kömür ve petrol kullanımındaki yaygınlığın düşürülmesi gerekirken Kanada’dan Amerika’ya petrol taşıyacak Keystone XL boru hattının gezegenin atmosferindeki karbon miktarını 200 ppm artıracağı belirtildi.

Aynı açıklamada AKP hükümetinin kalkınma hevesiyle yaptığı ve yapmayı planladığı termik santraller ile dünya karbon salınımını artıracağı, böylece kuraklık, sel ve orman yangınlarını körükleyeceği hatırlatıldı.

Basın açıklamasında; yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmenin, toplu taşıma ve bisikletlerin teşvik edilmesinin, tasarruflu aydınlatma ve bina izolasyonlarının yapılması ile gezegenin çıkarlarının korunabileceği hatırlatıldı.

 

 

 


Gezegen 177 ülkede ve Kadıköy’de hareketlendi

350.org internet sitesinin öncülüğünde bu sene “Moving planet (Hareketlenen gezegen)” teması ile ortaya çıkan gezegen çapında iklim değişikliğine karşı bilinç oluşturma eylemlerinin İstanbul ayağı KEG (Küresel Eylem Grubu), Yeşiller ve Greenpeace tarafından Kadıköy’de gerçekleştirildi.

Tıbbiye Caddesi girişinde toplanan eylemciler yüzlerine taktıkları gaz maskeleriyle hidroelektrik, nükleer ve termik santral karşıtı sloganlar atarak, Kadıköy İskele Meydanı’na kadar yürüdü. Barışapedal grubunun üyeleri de eyleme bisikletleriyle katıldı.

Yürüyüşçüler arasında bulunan ve üzerinde “Doğumu: 1995, Ölüm: İklim Değişikliği” yazan “kutup ayısı” ilgi çekti.

“Küresel Eylem Grubu” adına hazırlanan açıklamayı okuyan Nuran Yüce, bugün iklim krizini çözmek için 7 kıtada 177 ülkede binlerce etkinlik ve eylem yapıldığını belirterek, “Bugün her türlü değişimin mümkün olduğunu göstermek için tüm dünyadaki dostlarımızla birlikte geleceğimizi ve gezegenimizi kendi çıkarları uğruna yok sayanlara değişim istediğimizi, bu değişimi ellerimizle yapmaya hazır olduğumuzu göstermek için buradayız” dedi.

Dünyanın her yerinde iklim değişikliği kaynaklı felaketler yaşandığına işaret eden Yüce, bu felaketlerin sorumlularının, “bugüne kadar iklim değişikliğini durdurmak için adım atmayan, insanlığı, tüm canlı yaşamını ve gezegenin geleceğini tehlikeye atan, fosil yakıt şirketlerinin çıkarlarını koruyan hükümetler olduğunu” savundu.

Somali’de küresel ısınmaya bağlı kuraklık nedeniyle 13,5 milyon insanın açlıkla pençeleştiğini, şimdiden 1 milyon insanın ise iklim mültecisi olduğunu ifade eden Yüce, şöyle konuştu:

“Dünyada adaletten, barıştan, medeniyetten, dünyanın geleceğinden söz etmek istiyorsanız, Somali için bir şey yapmak istiyorsanız, kömürlü termik santrallerin yapımından derhal vazgeçin. Var olanları kapatın. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına geçin, enerji verimliliği ve tasarrufunu artırıcı adımları vakit kaybetmeden hemen hayata geçirin. Toplu taşımacılığa yatırım yapın, 3. köprü pjesinden, nükleer santral kurmaktan ve her derenin üzerine hidroelektrik santraller kurup doğayı yok etmekten vazgeçin diyoruz.”

Mitingde daha sonra Açık Radyo’dan Ömer Madra ile Yeşil Gerze Platformundan Şengül Şahin konuşma yaptılar.

Miting Bajar ve İlkay Akkaya konserlerinin ardından sona erdi.

(Yeşil Gazete)

Akdeniz Yeşilleri’nden 350 eylemi

350.org tarafından dünya çapında organize edilen iklim değişikliğine karşı bilinç oluşturma eylemine Akdeniz Yeşilleri Muğla  Sınırsızlık Meydanı‘nda katıldı.

Basın açıklamasının okunmasıyla başlayan eylem, “İklimi Değil, Sistemi Değiştir” sloganı ile yürünmesinin ardından bisikletlerle şehir içinde tur atılması ile devam etti. İklim aktivistleri son olarak konu hakkında bilgilendirme maksadı ile yerel basını tek tek ziyaret ettiler.

(Yeşil Gazete)

Filenin Sultanları Hırvatistan’a boyun eğdi

0

İtalya ve Sırbistan tarafından ortaklaşa düzenlenen Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonası’ndaki ikinci maçında Hırvatistan ile karşılaşan Ay yıldızlılar karşılaşmayı 25-21, 25-23 ve 25-22’lik setlerle 3-0 kaybederek 2. maçında ilk yenilgisini almış oldu.

Filenin Sultanları ilk maçta Azerbaycan’ı maplup etmeyi başarmışlardı.  Filenin Sultanları, bu sonuçla gruptan çıkma şansını son maça bıraktı.

 

 

 

2012 Londra için Masa Tenisi’nden 2 kota daha

0
Neslihan Kavas Pekin Olimpiyatlarında kazandığı bronz madalya ile

2011 Uluslararası Bedensel Engelli Masa Tenisi Sheffield Turnuvası 14-17 Eylül 2011 tarihlerinde İngiltere’de gerçekleştirildi.

Milli Takım turnuva sonucunda elde ettiği dereceler ile 2012 Londra Paralimpik Oyunları için kota sayısını arttırdı..
Bedensel Engelli Masa Tenisi Milli Takımı İngiltere’de düzenlenen uluslararası turnuvadan toplamda 1 altın 4 gümüş madalya ile döndü. Bu sonuçla 43 ülkeden yaklaşık 360 sporcunun katıldığı yarışlarda Milli Takımımız 2012 Londra Paralimpik Oyunları için kota sayısını 6 ya çıkarmış oldu.
 

Kübra Öçsoy

Neslihan Kavas 9.klasta Altın madalya kazanırken, Ümran Ertiş takım yarışlarında Gümüş madalya elde etti. Kübra Öçsoy 7.klasta ve takım yarışlarında; Abdullah Öztürk ve Nesim Turan ise TS Takımlarda Gümüş madalya kazanmayı başardılar.

Milli Takım Teknik Direktörü İlhami Kılınçkaya elde ettikleri sonuçlardan oldukça memnun olduğunu açıkladı ve hedeflerinin 2012 Londra Paralimpik Oyunlarından da madalya ile dönmek olduğunu sözlerine ekledi.
(tbesf.org.tr)

 

Antik Kent Kyme’ye termik santral!

1. dereceden SİT alanı olan ‘Kyme’ antik kentinin statüsü üzerine liman ve dört termik santral yapmak için değiştirildi.

Aliağa ve Foça aylardır uyumuyor. Halk arasında ‘Küme’, antik ismiyle ‘Kyme’ antik kenti üzerinde yapılacak olan liman ve dört termik santral çevrecileri ayağa kaldırdı.

Radikal Gazetesi’nin haberine göre, Kyme antik kentinin 1. derece arkeolojik sit olan alanları bu statüden düşürüldü. Antik kent, Nemrut Limanı’nı gören tepeden, limana kadar olan kısma kadar sıkıştırıldı.

Özellikle nekropol (antik mezarlık) alanı, yasadaki “Nekropol alanları taşınmaz kültür varlıklarıdır” hükmüne rağmen üzerine termik santral yapılabilmesi için 1. derece arkeolojik sit’ten düşürülüp 3. derece yapıldı. Kent demir-çelik üretim faaliyeti, LPG dolum tesisleri ve dopolama alanları, kömür kırma-eleme tesisleri ve depoları, iskeleler ve termik santrallarla sıkıştırıldı.

EN ESKİ LİMAN KENTLERİNDEN
Batı Anadolu’nun en eski liman şehirlerinden olan Kyme, 3500 yıllık geçmişiyle birçok antik çağ yazarının dikkat çektiği bir şehir. Ancak bugün sanayileşme adına sınırları her geçen gün daralıyor. İzmir 2 No’lu Bölge Koruma Kurulu antik kentin sit sınırlarını son bir yıl içinde düşürdü.

1. derece arkeolojik sit olan nekropol alanları 3. dereceye düşürülerek sanayi amaçlı kullanıma açıldı. Bilimsel kazıyı yapan Prof. Dr. Antonia La Marca başkanlığındaki İtalyan arkeoloji ekibinin de kazıyı kaybetmek korkusuyla sanayiye açılan bölgede yapılaşmaya ses çıkarmaması bölgedeki sanayi kuruluşlarının elini rahatlattı. FOÇEP (Foça Çevre ve Kültür Platformu) Başkanı Bahadır Doğutürk, “Kazı heyetinin finansmanını bölgedeki sanayi tesisleri karşılıyor. Kazıya sponsor oluyorlar, sonra da kazı ekibinden istedikleri raporun çıkmasını sağlıyorlar” diyor.

TARİH CÜRUF ALTINDA KALDI
Kyme, 12 kentten oluşan ‘Ailos birliği/ülkesi’nin en büyük antik kentiydi. Arkeologlar kazılarda çıkan onlarca mezardan kentin büyük bir nekropol (toplu mezar bölgesi) olduğunun görüldüğünü söylüyor. Bölgede gübre fabrikasıyla başlayıp demir-çelik fabrikalarıyla devam eden sanayi kirliliği, antik kenti yok olmanın eşiğine getirdi.

Birçok demir-çelik tesisi ve bunların cüruf döküm alanı Kyme antik kenti içine yapıldı. Kyme’nin antik limanının uzandığı Nemrut Körfezi’nde 1. derece sit alanına yapılan iskeleler zamanla liman halini aldı. Şu anda körfezde yedi iskele var. LPG dolum tesisleri, kömür kırma-eleme tesis ve depolarının yanı sıra geçen günlerde ÇED olumlu belgesini alan ENKA termik santral projesi de Kyme sınırları içinde kalıyor.

Özellikle demir-çelik fabrikalarının yarattığı kirlilik Kyme’nin 2. ve 3. derece sit alanlarını kapladı. Binlerce yıllık tarih, çoğu yerde 5-6 metreyi geçen cürufla örtülmüş durumda.

SPONSOR OLAN İSTEDİĞİNİ YAPTIRIYOR
FOÇEP Başkanı Bahadır Doğutürk: “Kyme’nin 1. derece arkeolojik sit alanı olan büyük kısmı, kurtarma kazısı adı altında 2. ve 3. derece arkeolojik sit alanına dönüştürülüp, sanayinin yayılmasına ortam hazırlandı. Yeni yapılan kazılarda dahi nekropol ve temeller bulunuyor.

Korkumuz 1. derece arkeolojik sit alanı iken 2. ve 3. derece sit alanı yapılan yerlerin üstüne, yakında yeni iskeleler, sanayi tesisleri ve depolar yapılması. Kyme kentinin Kültür Bakanlığı tarafından belirlenen sınırları sanayicilerin istekleri doğrultusunda sürekli küçülüyor. Kazı heyetinin finansmanını bölgedeki sanayi tesisleri karşılıyor. Kazıya sponsor oluyorlar, sonra da kazı ekibinden istedikleri raporun çıkmasını sağlıyorlar. Kültür Bakanlığı ve İzmir Belediyesi Kyme’yi korumalı.”

Filmekimi 10. yılında Anadolu’ya açılıyor -Filmler:

Filmekimi bu yıl 8-15 Ekim tarihlerinde 10. yaşını kutluyor. 10. yıla özel olarak, Filmekimi ilk kez İstanbul sınırlarını aşıyor ve Türkiye’nin beş kentinde daha sinemaseverlerle buluşuyor. Programdaki filmleri Yeşil Gazete okurları için derledik.

Bu yıl da dünyanın belli başlı festivallerinde ödüller kazanmış, Berlin, Cannes, Venedik ve Toronto’da dünya prömiyerlerini yapan filmlerle usta yönetmenlerin son yapıtlarının da aralarında bulunduğu 39 film, Filmekimi boyunca izleyicilerin karşısına çıkıyor. Bu zengin program 8 gün boyunca Beyoğlu’nda Atlas ve Beyoğlu sinemalarının yanı sıra Nişantaşı Citylife City’s ve Cinebonus Maçka G-Mall olmak üzere 4 sinemada izleyicilerle buluşacak.

 

Filmekimi kapsamında bu yıl Avrupa Birliği MEDIA programının desteğiyle İstanbul’un yanı sıra İzmir, Bursa, Konya, Trabzon ve Diyarbakır‘da hafta sonları gösterimler yapılacak ve böylece Filmekimi Türkiye’nin dört bir yanında yeni sinema sezonunu müjdeleyecek. Filmekimi seçkisi 13-16 Ekim‘de İzmir YKM Cinebonus, 20-23 Ekim‘de Bursa Burç ve Konya’da Kule Site Sineması, 27-30 Ekim‘de Trabzon‘da Cinebonus Forum Trabzon ve Diyarbakır‘da Avrupa Sineması‘nda izleyicilerle buluşacak. İstanbul dışındaki kentlerde yapılacak gösterimlerin programı, ağırlıklı olarak Avrupa filmlerinden oluşacak.

 

 

PROGRAMDA NELER VAR?

Melankolia / Lars von Trier

Çektiği her filmiyle olay yaratan Danimarkalı yönetmen Lars von Trier’in son filmi Melankolia Filmekimi’nin en çok ses getirecek filmlerinden. Cannes Film Festivali’nde gerek konusu gerekse yönetmeni Lars von Trier’in demeçleriyle oldukça konuşulan Melankolia, yönetmeninin kendi sözleriyle “dünyanın sonu hakkında güzel bir film”. Kirsten Dunst ile Charlotte Gainsbourg’un iki kız kardeşi canlandırdığı filmin kadrosunda Kiefer Sutherland, Charlotte Rampling gibi deneyimli isimler de yer alıyor. Kirsten Dunst, bu rolüyle Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nün de sahibi oldu.

 

 

 

 

Snowtown / Justin Kurzel

Avustralyalı yönetmen Justin Kurzel’in 2005 yılında çektiği Blue Tongue’dan sonraki ikinci filmi Snowtown, Cannes’da bu yıl FIPRESCI Ödülü’nü kazandı. Film, Avustralya’nın Adelaide kentinin kenar mahallelerinde iki erkek kardeşi ve annesiyle birlikte yaşayan

16 yaşındaki Jamie’nin etrafındaki şiddetten kurtulmak için farkında olmadan azılı seri katil John Bunting’le yakınlaşmasının öyküsünü anlatıyor.

 

 

 

 

 

 

Artist / Michel Hazanavicius

Michel Hazanavicius’un son filmi Artist’te başrolü üstlenen Jean Dujardin, muhteşem performansı ve Cannes’da kazandığı En İyi Erkek Oyuncu ödülünün rüzgarıyla şimdiden Oscar’larda adı geçen oyunculardan. Konuşmasız, siyah-beyaz ve eski filmler gibi saniyede

22 kare çekilen Artist, sessiz film çağına bir saygı duruşu niteliğinde… Film, 1927 yılında sesli filmlerin piyasaya çıkmasıyla kariyeri dibe vuran bir aktörün, George Valentin’in hikâyesini anlatıyor. Jean Dujardin, bu yıl 30. İstanbul Film Festivali’nde beğeni toplayan Küçük Beyaz Yalanlar ve Buz Sesi filmlerinde de rol almıştı.

 

 

 

 

 

La Guerre est Declarée / Valérie Donzelli

Cannes Eleştirmenler Haftası’nın açılış filmi olan La Guerre Est Declarée, senaryosunu da yazan başrol oyuncuları Valérie Donzelli ve Jérémie Elkaïm’in kendi yaşadıklarından yola çıkarak çektikleri bir yapım. Film, oğullarının hastalığı yüzünden yaşamın acımasız, beklenmedik karmaşıklığına atılıveren genç bir çiftin aşkını canlı ve dinamik bir tarzda anlatıyor.

 

 

 

 

 

 

Bu bir film değil / Mojtaba Mirtahmasb & Cafer Panahi

Cafer Panahi’nin son filmi Bu Bir Film Değil, Cannes’daki prömiyerinde gösterilmek üzere bir kekin içine saklı bir USB bellekte İran’dan Fransa’ya kaçırıldı. Ayna, Daire ve Ofsayt gibi başyapıtların yönetmeni Panahi’nin film yapması, “ulusal güvenliğe karşı işlenen suçlara” istinaden 20 yıl boyunca yasaklanmıştı. Panahi bu yüzden, yönetmen arkadaşı

Mojtaba Mirtahmasb ile bir gün geçirerek bir şeyler içip bir şeyler atıştırırken üzerinde çalıştığı bir senaryoyu sahne sahne anlattı. Panahi filmde şu yakıcı soruyu da sordu: “Madem anlatılabiliyor, film yapmaya ne gerek var?”

 

 

 

 

Olmak İstediğim Yer / Paolo Sorrentino

The Cure’un solisti Robert Smith’in biraz hırpalanmış halini andıran Sean Penn, “kariyerinin en eksantrik, en tuhaf ama harika performanslarından biriyle” Filmekimi’nde olacak.

Oscar için şimdiden adı geçmeye başlayan Penn, Paolo Sorrentino’nın İngilizce çektiği ilk filmi Olmak İstediğim Yer’de emekli olmaya karar vermiş, ellili yaşlarındaki bezgin bir rock yıldızını canlandırıyor. Otuz yıldan uzun süredir görüşmediği babasının ölümü üzerine 2. Dünya Savaşı sırasında Auschwitz toplama kampında babasına işkence eden Nazi subayı bulmayı kendine misyon edinerek uzun bir yolculuğa çıkan Penn’e filmde Frances McDormand, Judd Hirsch ve Eve Hewson gibi isimler eşlik ediyor.

Bu yıl Cannes’da Kiliseler Birliği Ödülü’nü kazanan filmin müzikleri David Byrne ve Will Oldham’a ait.

 

 

Peki Şimdi Nereye? / Nadine Labaki

İstanbul Film Festivali’nde açılış filmi olarak gösterilen ve büyük beğeni toplayan Karamel’in ardından Nadine Labaki senaryosunu yazdığı, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenip başrolünde de oynadığı son filmi Peki Şimdi Nereye? ile dinsel çatışmaları ve savaşın anlamsızlığını kadınların kıvrak zekâsı üzerinden eleştiriyor. Cannes’daki dünya prömiyerinde dakikalarca ayakta alkışlanan Labaki’nin mizah ve içtenlikle dolu son filmi, memleketi Lübnan’da hiçliğin ortasında güneşten kavrulmuş, savaşın ardından yaralarını sarmaya çabalayan küçük bir köyde geçiyor.

 

 

 

 

Senin İçin / Gus Van Sant

Amerikan bağımsız sinemasının usta isimlerinden, İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülü sahibi yönetmen, senaryo yazarı, müzisyen Gus Van Sant’ın Milk’ten sonra çektiği son filmi Senin İçin ölümcül bir hastalığa yakalanan genç bir kız ile kendi kendinden kaçan genç bir adamın aşk öyküsünü konu ediyor. Alice in Wonderland ve The Kids Are All Right gibi yapımlardan seyircilerin yakından tanıdığı Mia Wasikowska ile usta oyuncu Dennis Hopper’ın oğlu Henry Hopper’ın başrolleri paylaştığı film dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yaptı.

 

 

 

 

Salgın / Steven Soderbergh

2000 yılında Traffic filmiyle En İyi Yönetmen Oscar’ını kazanan Steven Soderbergh türler arasında gezinmeyi seven bir yönetmen. Soderbergh bu kez de bir virüs salgınını konu edinen, oyuncu kadrosu yıldızlarla dolu bir aksiyon-gerilim filmiyle Filmekimi izleyicilerinin karşısına çıkıyor. Marion Cotillard, Matt Damon, Laurence Fishburne, Jude Law, Gwyneth Paltrow ve Kate Winslet gibi isimleri kadrosunda barındıran Salgın, küresel bir felaketi engellemek amacıyla zamana karşı koşan, ölümcül bir virüsün peşinde farklı ülkelerden bir grup doktorun mücadelesini anlatıyor. Film, halen devam etmekte olan Venedik Film Festivali’nde de gösteriliyor.

 

 

 

 

A Dangerous Method / David Cronenberg

David Cronenberg’in merakla beklenen son filmi A Dangerous Method, senaryoyu da yazan Christopher Hampton’ın The Talking Cure adlı oyunundan beyazperdeye uyarlandı. Viggo Mortensen Keira Knightley ve Michael Fassbender gibi yıldızlarla dolu oyuncu kadrosuyla dikkat çeken film, 1904 yılında geçiyor ve psikolojinin iki büyük öncüsü Sigmund Freud ile öğrencisi Carl Jung’un ilişkisini ve bu iki büyük ismin aralarındaki dostluğun nasıl bozulduğunu anlatıyor. Cronenberg, bu yılki Venedik Film Festivali’nde ana yarışmada.

 

 

 

 

 

Kevin Hakkında Konuşmalıyız / Lynne Ramsay

Tanınmış İskoç yönetmen Lynne Ramsay, müziklerini Radiohead’den Johnny Greenwood’un yaptığı psikolojik gerilim Kevin Hakkında Konuşmalıyız ile Morvern Callar’dan dokuz yıl sonra sinemaya dönüyor. Filmin başrolündeki, kötü yürekli oğlunun yaptıklarıyla dünyası kararan bahtsız anne rolündeki Tilda Swinton, muhteşem performansıyla adını şimdiden Oscar adayları arasında geçirtmeye başladı. Tilda Swinton’a başrollerde John C. Reilly, genç yıldız Ezra Miller ve Ashley Gerasimovich eşlik ediyor. Lionel Shriver’ın Türkiye’de de aynı adla yayınlanan Kevin Hakkında Konuşmalıyız adlı ödüllü romanından uyarlanan film, bu yıl Cannes Film Festivali’nin en ses getiren filmleri arasındaydı.

 

 

 

 

Tiranozor / Paddy Considine

Tanınmış İskoç oyuncu Paddy Considine, hem senaristliğini hem yönetmenliğini üstlendiği ilk filmi Tiranozor ile bu yıl Sundance’den hem En İyi Yönetmen, hem Jüri Özel Ödülü, Münih’ten ise En İyi İlk Film Ödülleri ile döndü. Film, karısının ölümünün ardından şiddet, acı ve öfke duyan Joseph’in dini bir yardım kuruluşunda çalışan Hannah ile yaşadığı dokunaklı aşk öyküsünü anlatıyor. Peter Mullan’ın başrolünde oynadığı bu sarsıcı film Considine’ın, tıpkı Mullan gibi, oyunculukta olduğu kadar yönetmenlikte de başarılı olduğunu kanıtladı.

 

 

 

 

 

Erkek Fatma / Céline Sciamma

1980 doğumlu genç Fransız yönetmen Céline Sciamma’nın son filmi Erkek Fatma, oyunlar, çocuk dünyası ve mutlu güzel yaz günlerini fon alarak cinsiyetle ilgili kalıpları inceliyor.

Erkek Fatma, Berlin’den Jüri Ödülü ile dönerken, Philadelphia’da Gay – Lezbiyen Jüri Özel Ödülü, San Francisco’da Gay – Lezbiyen İzleyici Ödülü ve Torino’da Gay – Lezbiyen En İyi Film ödüllerini kazandı. 10 yaşındaki kız çocuğu Laure’un yeni taşındıkları kasabada kendisini erkek olarak tanıtmasını konu eden ve amatör çocuk oyuncuların olağanüstü performanslarıyla dikkat çeken Erkek Fatma, Berlin Film Festivali’nin Panorama ve Nesiller bölümlerinin açılışlarında gösterildi.

 

 

 

 

 

Ölüm Denizi / Na Hong-Jin

Kuzey Kore, Güney Kore ve Çin arasına sıkışmış Yanji kentinde geçen Ölüm Denizi, araba kovalamacaları, cinayetler ve bıçaklı kavgalarla dolu bir aksiyon-gerilim filmi.

“Bu yılın en zekice çekilmiş en yaratıcı aksiyon filmlerinden biri” olan Ölüm Denizi’nin yönetmeni Na Hong-Jin 2009’da aksiyon-gerilim filmi The Chaser / Takipçi ile büyük beğeni toplamıştı. Filmin başrol oyuncularından Ha Jung-Woo performansıyla 2011 Asya Film Ödülleri’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülüne de layık görüldü. Film bu yıl, Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış Bölümü’nde gösterildi ve büyük beğeni topladı.

 

 

 

 

The Future / Miranda July

Me And You And Everyone We Know / Ben, Sen ve Diğerleri ile büyük bir çıkış yapan ve kendine büyük bir hayran kitlesi edinen Miranda July, “kozmik bir aşk öyküsü” olan The Future ile iki yıl aradan sonra beyazperdeye dönüyor. Dünya prömiyerini Sundance’te yapan ve eleştirmenlerden övgü toplayan The Future, yaşamlarına yeni bir bakış açısı kazandırmaya çalışan bir çiftin öyküsünü anlatıyor. Filmde, Miranda July’nin kendini canlandırdığı otuzlu yaşlarındaki Sophie’ye Hamish Linklater eşlik ediyor.

 

 

 

 

 

Almanya’ya Hoşgeldiniz / Yasemin Şamdereli

2002 yılında çektiği Her Şey Türkleştirildi / Alles getürk! filmiyle dikkatleri üzerine çeken yönetmen Yasemin Şamdereli, Almanya’ya Hoş Geldiniz filmiyle 2011 yılında Alman Film Ödülleri’nden En İyi Senaryo Ödülü ile döndü. Film, 1964 yılında Almanya’ya giden bir milyon birinci “misafir işçi” olan Hüseyin Yılmaz’ın öyküsünü anlatıyor. Almanya’ya Hoş Geldiniz, Avrupa ve Almanya’da çok kültürlülük ve göçmenlerle ilgili tartışmaların sürdüğü bir dönemde 50 yıldır Almanya’da yerleşik Türklerin macerasını iyimser bir yaklaşımla ele alıyor. Film, bu yıl gösterildiği Berlin Film Festivali’nde de büyük ilgi topladı ve çok iyi eleştiriler aldı.

 

 

 

 

Ruh Eşim / Jean-Marc Vallée

2005 yılında ilk filmi C.R.A.Z.Y. ile dünya çapında müthiş ilgi toplayan ve İstanbul Film Festivali’ne de konuk olarak gelen Kanadalı genç yönetmen Jean-Marc Vallée, halen sürmekte olan Venedik Film Festivali’nde prömiyeri yapılan üçüncü filmi Ruh Eşim ile izleyici karşısına çıkıyor. Film, biri 1960’ta, diğeri günümüzde geçen ama birbirine paralel ilerleyen iki farklı olay örgüsünü bir şarkı ve bir mekânı birleştirerek izliyor. Eleştirmenlere göre film sevgiye dair fantastik bir macera, “aşk hakkında mistik ve doğaüstü bir yolculuk”.

 

 

 

 

 

 

Beginners / Mike Mills

Mike Mills, otobiyografik öğeler taşıyan filminde, babasıyla sürprizli ilişkisini gayet içten bir şekilde anlatıyor. Beginners, yıllar süren evliliğinden sonra, karısının ölümü üzerine eşcinsel olduğunu açıklayan 75 yaşında bir baba ve oğlu arasındaki ilişkiyi ve içten sevgiyi anlatan “harikulade yaratıcı bir komedi”. Mike Mills’in 2005 yapımı ilk filmi Başparmak İstanbul Film Festivali’nde gösterildiğinde büyük ilgi toplamıştı.

 

 

 

 

 

Şeytanın İkizi / Lee Tamahori

Lee Tamahori’nin son filmi Şeytanın İkizi, dünya prömiyerini Sundance’te yaptı.

Film, Saddam Hüseyin’in oğlu Kara Prens Uday Huseyin ile kendisine benzerliğinden dolayı görevlendirdiği subay Latif Yahya’nın ilişkisini ele alıyor. Kadınları dövmesiyle, insanları olur olmaz işkence edip öldürmesiyle meşhur, ahlaksız, hukuk tanımaz Uday Hüseyin ve Latif Yahya’nın para, güç, yalan, kan ve şiddetle örülü bu gerçek gangster öyküsünde Dominic Cooper hem Uday’ı hem de Latif’i canlandırıyor. Bu rolde harikalar yaratan Cooper’a Ludivine Sagnier eşlik ediyor.

 

 

 

 

Tatilde Katil / Guillaume Nicloux

Tanınmış oyuncu ve yönetmen Guillaume Nicloux’nun son filmi Tatilde Katil, tek bir mekânda geçiyor. Agatha Christie romanlarının kurallarını izleyen bu hareketli cinayet komedisi, cinsel hayatlarını canlandırmak ve evliliklerini kurtarmak amacıyla bir otele giden bir çifti, daha doğrusu komik bir suç sarmalında dibe vuran acayip karakterleri izliyor.

Çaresiz çift, meşhur opera sanatçısı Eva Lopez’in ölümü üzerine baş şüpheli olarak görülüyor ve olaylar sarpa sarıyor.

 

 

 

 

Jane Eyre / Cary Joji Fukunaga

Yönetmen Cary Joji Fukunaga ve senarist Moira Buffini, Charlotte Brontë’nin klasik başyapıtı Jane Eyre’yi beyazperdeye yeniden uyarladı. 19. yüzyılda geçen öykü, göz alıcı, zengin, romantik bir dönem filmine; ürpertici, gotik bir gerilime dönüştü. Buffini, aynı zamanda 30. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Tamara Drewe filminin de senaristiydi. Film, bir yetim olarak geldiği malikaneyi yıllar sonra terk eden Jane Eyre’in bu kararının ardından olanları anlatıyor.

 

 

 

 

 

Oyunun Sonu / J.C. Chandor

Yönetmen J.C. Chandor’un ilk filmi Oyunun Sonu, 2008’de ABD’de patlayan finans krizinin Wall Street’te Lehmann Brothers benzeri bir yatırım bankasındaki etkilerini 24 saat boyunca izliyor. Sundance’te ilk kez izleyici karşısına çıkan, ardından Berlin’de Altın Ayı için yarışan bu finansal gerilim filmi, Zachary Quinto, Stanley Tucci, Jeremy Irons, Demi Moore ve Kevin Spacey’li müthiş oyuncu kadrosuyla dikkat çeken bağımsız bir yapım.

 

 

 

 

 

 

My Piece of the Pie / Cédric Klapisch

En üretken Fransız yönetmenlerden Cédric Klapisch’in İspanyol Pansiyonu (2002), Rus Bebekler (2005) ve Paris’in (2008) ardından çektiği hareketli filmi My Piece of the Pie, Dunkirk’te bir sanayi şirketinde çalışan, üç çocuk annesi France’ı izliyor. Başrollerini Karin Viard ve Gilles Lellouche’un oynadığı sosyal içerikli bu komedide, işinden yeni atılmış bir fabrika işçisi ile bir borsa simsarının birlikte yaşadığı olaylar mizahi bir şekilde aktarılıyor.

 

 

 

 

 

Dünyada Bir Gün / Kevin Macdonald

Beşinci yıldönümünü kutlayan YouTube, Ridley ve Tony Scott’la işbirliği yaparak internet üzerinden, herkesten 24 Temmuz 2010 günlerini anlatan bir video günlüğü çekmelerini istedi. 192 ülkeden toplam 4.500 saatlik başvuru arasından işte bu film kotarıldı. İskoçya’nın Son Kralı filmiyle adını duyuran yönetmen Kevin Macdonald, Scott kardeşlerin yapımcılığında, “antropolojik bir çalışma” olarak tanımladığı son filmi Dünyada Bir Gün’de insana dair küçük anları, her tür âlemden sessiz, komik, iç burkucu anları bir araya getirdi. Sonuç, günlük hayatın evrenselliğini anlatan, tuhaf olduğu kadar göz alıcı bir kolaj, 21. yüzyıl yaşamının nasıl olduğunu gösteren, uzun metrajlı, müthiş “röntgenci” bir film.

 

 

 

 

Aşkın Formülü Yok / Andreas Öhman

İsveç’in Oscar adayı olan Aşkın Formülü Yok, genç yetenek Andreas Öhman’ın yönetmenliğini yaptığı üçüncü filmi. Filmin kahramanı, abisi Sam kız arkadaşı tarafından terk edilince dünyası altüst olan, Asperger sendromundan muzdarip Simon adında 18 yaşındaki bir genç. Hastalığı nedeniyle aşk ve duygu hakkında bir şey bilmeyen Simon, parlak zekâsını kullanarak tamamen bilimsel yöntemlerle abisi Sam’e yeni bir sevgili bulmayı kendine görev ediniyor.

 

 

 

 

 

Gökten Bir Uydu Düştü / Julie Delpy

Oyuncu, senaryo yazarı, yönetmen ve şarkıcı Julie Delpy, 2007 yılında büyük ilgi gören Two Days in Paris / Paris’te İki Gün ve The Countess / Kontes’in ardından son filmi Gökten Bir Uydu Düştü ile Filmekimi’ne konuk oluyor. Delpy, filmin başrolünü de üstleniyor. Filmin öyküsü 1979’da, babaannelerinin doğumgününü kutlamak için Fransa ‘nın Brittanny bölgesindeki bir evde, yaz tatili sırasında bir araya gelen geniş bir ailenin iki gününe odaklanıyor. Gökten Bir Uydu Düştü, eğlenceli, insanın içini ısıtan, bir aileyi üç nesil boyunca izleyen dokunaklı bir komedi.

 

 

 

 

Uyuyan Güzel / Julia Leigh

Avustralyalı roman ve senaryo yazarı, yönetmen Julia Leigh’in kendi romanından beyazperdeye uyarladığı Uyuyan Güzel, “tuhaf bir cinsel kâbus” olarak tanımlandı. Filmin kahramanı, okul masraflarını karşılamak için tıbbi denek olmaktan arada bir fahişeliğe kadar çeşitli işlere girip çıkan Lucy. Uyuyan Güzel, Cannes jürisinde yer alan Jane Campion’ın sözleriyle “varoluşçu sinemanın çağdaş bir örneği, yürek yakan, korkutucu, şaşırtıcı ve güzel bir film”.

 

 

 

 

 

 

Hırsız Kedi Paris’te / Jean-Loup Felicioli & Alain Gagnol

Kukla canlandırmacısı ve grafik tasarımcı Jean-Loup Felicioli ile Alain Gagnol’un yönetmenliğini yaptığı Hırsız Kedi Paris’te sinemaseverleri çocukluklarına götürecek sımsıcak, kahkaha dolu bir animasyon… Film, başroldeki kedi Dino’nun gündüzleri sahibi Zoé, geceleriyse Paris’in arka sokaklarında meşhur hırsız kedi Nico arasında birbirinden apayrı ikili dünyasında geçiyor. Le Monde gazetesinin “bir müzik ve renk senfonisi” olarak nitelendirdiği, kara filmlerden esinlenen, ilk gösterimini Berlin Film Festivali’nde yapan Hırsız Kedi Paris’te, caz esintileri taşıyan müzikleriyle de dikkat çekiyor.

 

 

 

 

Bisikletli Çocuk / Jean-Pierre Dardenne & Luc Dardenne

Rosetta, L’enfant / Çocuk, Le fils / Oğul, Le Silence de Lorna / Lorna’nın Sessizliği gibi filmleriyle birçok festivalden ödüllerle dönen Dardenne Kardeşler, son filmleri Bisikletli Çocuk ile Filmekimi izleyicisiyle buluşuyor. Screen dergisine göre “çocukluk hakkında yapılmış en iyi filmlerden biri” olan Bisikletli Çocuk, Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filmiyle paylaştı.

Film, babasının artık onu istemediğini söyleyen ve yetimhanede bir başına kalan 11 yaşındaki Cyril’in iyimser, bir o kadar da masalsı hikâyesini anlatıyor. Başroldeki küçük Thomas Doret oyunculuğu ile büyük beğeni topladı.

 

 

 

 

Elena / Andrey Zvyagintsev

Dönüş ve Sürgün filmleriyle İstanbul Film Festivali takipçilerinin yakından tanıdığı Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev’in son filmi Elena, Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünün kapanış filmi olarak gösterildi. Belirli Bir Bakış Jüri Ödülü’nü de kazanan film, başroldeki karakter Elena’nın oğlunun geleceği uğruna verdiği zor kararla hüzünlü bir dönüşüme uğrayan hayatını beyazperdeye taşırken, günümüz Rusya’sında ahlak ve fedakârlık kavramlarını sorguluyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Biletler 1 Ekim’de satışta

Filmekimi biletleri, 1 Ekim Cumartesi saat 11.00’den itibaren; Biletix satış noktaları, biletix.com, Biletix çağrı merkezi ile Atlas, Beyoğlu ve City’s gişelerinden satışa sunulacak.

Filmekimi’nde hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30, 16.00) sadece 5 TL. Haftaiçi 19.00 ve 21.30 seansları ile hafta sonu tüm seanslar tam 14, indirimli 8 TL. Filmekimi gösterim saatleri, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30.

Bilet fiyatları İzmir için 10 TL ve 8 TL (indirimli), Bursa, Konya ve Trabzon için 8 TL ve 5 TL (indirimli), Diyarbakır için 5 TL ve 3 TL (indirimli) olarak belirlendi.

Bu beş şehirdeki biletler de yine Biletix üzerinden, İstanbul’daki biletlerle aynı tarihlerde satışa çıkacak.

Filmekimi broşürleri 24 Eylül Cumartesi gününden itibaren Filmekimi sinemaları (Beyoğlu Atlas, Beyoğlu Beyoğlu, Nişanyaşı Citylife Citys, Cinebonus Maçka G-mall), ana gişe İKSV ve Bienal gişelerinden (Antrepo 3 ve 5) 1 TL karşılığı alınabilir.

Gezegen hareketlenmeye başladı

Kamboçya'da bu sabah yapılan "hareketlenen gezegen" eyleminden

“Moving planet (Hareketlenen gezegen)” sloganıyla iklim değişikliğini durdurmak için dünyanın dört bir yanında eş zamanlı olarak yapılan eylemler dünyanın dönüş yönüne göre en doğuda bulunan ve iklim değişikliği nedeniyle denize gömülmekte olan Tuvalu’dan başladı.

Kamboçya’dan Çin’e, Hindistan’dan Mısır’a kadar iklim aktivistlerinin yaptığı bisikletli eylemler, mitingler ve yürüyüşlerin fotoğrafları http://moving-planet.org/ sitesinden takip edilebilir.

Türkiye’deki eylemler İstanbul, İzmir ve Ankara’da yapılıyor. İstanbul’daki yürüyüş 14:00’de Kadıköy Et Balık’ın önünden başlayacak ve ardından 16:00’da Kadıköy meydanında bir miting yapılacak. İklimi değil sistemi değiştir sloganıyla yapılan bu yılki mitingin süprizi İlkay Akkaya ve Bajar konseri olacak.

(Yeşil Gazete)

Kemalist Ermenistanlılar – Aris Nalcı

Yazmaya vakit bile olmuyor bu aralar. Çok iş var çok.

Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları her gün bir başka yazı konusu olabilecek şeyler getiriyor aklıma. Ülke gündemi Kürt sorunu ile meşgulken. Bir yandan da olaylar dipten dibe gelişiyor. Gündemin altından yürüyen suları kaçırmamak gerek diye düşündüğüm için uzun süredir yazmadıklarımı birleştireyim dedim…

RTE geçtiğimiz haftalarda Eğitim Öğretim yılı tam başlamak üzereyken Ermenistanlı göçmen ailelerin çocuklarının artık Türkiye’deki Ermeni okullarına misafir öğrenci olarak kabul edilebileceğini söyledi. Bu konuda yönetmelik bile çıkarıldı. Düşünebiliyor musunuz? Yine birkaç ay önce Ermenistanlı “100 bin göçmeni sınırdışı ederiz” diyen başbakan şimdi Ermenistanlı göçmen çocuklar için bir şeyler yapıyor.

Konu vicdanına seslenmiş olmalı. Türkiye’deki sayıları 25 bin kişiye ulaştığı düşünülen Ermenistanlı göçmenlerin en az 200-300 çocuğu olduğunu biliyoruz. Bu başlı başına uluslararası bir sorun aslında. Zira Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesine imza atmış bir ülke olan Türkiye komşusuyla diplomatik ilişkisi olmadığından dolayı yıllardır Ermenistanlı çocukların bu durumunu görmezden geliyordu. Sonuç tabii ki Ermenistan’dan gelen ilk neslin zihninin hebası oldu. 10 yıldır burada yaşayan ailelerin çocuklarının bazıları ne Türkçeyi öğrenebildi ne Ermeniceyi.

Neden mi?

Gelin anlatayım.

Ermenistan’dan 1992’den sonra yurtdışına başlayan göç zaten ülkedeki milyonu aşkın insanı anavatandan uzaklaştırdı. Bu insanların onbinlercesi de Türkiye’ye gelip döndü. Göç halen sürüyor. Türkiye maddi olarak getirisi en yüksek işlerle dolu olduğundan göç eden ailelerin ülkeye geri dönmek isteyenlerinin ilk tercihi oldu. Ama Türkiye’ye gelen Ermenistanlı aileler çoğunluk tüm göçmenler gibi ucuz iş gücü olarak görüldü. Kaçak çalıştırıldı. Bu sebepten dolayı da ülkelerine göndermek istedikleri parayı biriktirebilmek ve vizeleri dolmadan ayda bir yurtdışına çıkabilmek için daha çok çalışmak, resmi anlamda resmi olmayan şekilde mesaiye kalmak zorundalar.

Göç edenlerin büyük bir kısmı kadınlar. Daha kolay iş bulabildikleri için işçi olarak çalışmak durumunda kalanların çoğunun anne olduğunu da ekleyelim bu duruma. Evde annesini sadece gece uyurken görebilen çocukların durumunu tam olarak anlatmış oluruz herhalde.

Tarihsel korkular sebebiyle sokağa da bırakılmaktan çekinilen bu çocuklar hem asosyal hem de iki dilden avare bir şekilde büyüdüler. İlk nesil bu zorlukların en çirkinlerini yaşadı. Burada çocuk yaşta hamile kalan kızlar. Kaçırılıp Silivri’deki barlarda çalıştırılmak zorunda bırakılanlarla doldu bu nesil.

Sonrasında Gedikpaşa Protestan Ermeni Kilisesi duruma el koydu. 10 yıl önce ürkek adımlarla başlayan girişimler sonucunda kilisenin din görevlisi Krikor Ağabaloğlu yıllar önce Anadolu’dan gelen Ermeni yetimlere kapılarını açan, Hrant Dink gibi insanlara hayatı öğreten Protestan kilisesinin bodrumunu bu kez göçmenler için açtı.

Bodrum bir okula döndü. Önceleri aileler az da olsa bir katkı yapmak zorunda kalıyorlardı. Zira Gedikpaşa’da yaşayan Ermeni olmadığından bağış da toplanamıyordu. Şimdi artık iki yıldır uluslararası desteklerle okul kendi kendini döndürebiliyor. Öğretmenler Ermenistan’dan geliyor.

10 yıl önce devlet ne der korkusuyla başlayan girişim için bugün Ağabaloğlu korkmadan konuşabiliyor. “Devlet hiç gelmedi buraya, gelse de ne yapacak.” diyor.

Çünkü o da biliyor devletin de bildiğini.

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır yıllardır yapılan ve Türkiye devleti bunun hesabını hiçbir nesile vermeyecektir. O yüzden otonom olarak üretilen çözümlere karşı da söyleyecek lafı olamayacaktır Türk devletinin.

Yıllarca Anadolu’da Kürtçe eğitimi ve dili görmezden gelen Türkiye Cumhuriyeti’nin şimdi Kürtler, Ermeniler kendi okullarını açmak isteyince bir şey diyemeyeceği gibi. Çünkü yıllarca görmezden geldiğiniz toplumlar, sorunlarıyla ilgili kendi spontane çözümlerini ürettiklerinde size söyleyecek söz kalmaz.

Bu yüzdendir ki şimdi Başbakan Ermenistanlı çocuklara eğitim hakkı verdiğinde (ki eğitim hakkı doğal bir haktır kimsenin vermesine gerek yoktur) inanası gelmiyor kimsenin.

Öte yandan 100’ü aşkın Ermenistanlı öğrencinin aileleriyle konuştuğumuzda duyduklarımız yeni bir geleceğin de kapılarını aralıyor.

“Kaçak” okulun öğrenci velileri çocuklarının Türkiye’deki Özel Ermeni Azınlık Okulları’nda eğitim almasını istemiyor. Neden mi?

Aslında Türkiyeli Ermenilerin kendisinin rahatsız olması gereken bir durumdan ötürü. Eğitimdeki ayrımcılık…

Türkiye’deki Ermeni Azınlık Okulları’nın şu anda devlet okulları ile aynı müfredatı küçük ayrıntılar dışında paylaştığını hatırlatarak yazmaya devam edelim.

Bu okullarda Batı Ermenice dil eğitimi ve din dersi dışında resmi olarak herhangi bir şekilde çocuklara Ermenilikle ilgili bir şey anlatılmıyor. Ama Türk Tarihi ve Atatürk İlke İnkılapları ve Coğrafya’yı Türkiye kaynaklarından, tek taraflı olarak öğreniyorlar. Yani “Kemalist” bir eğitimin bir öğesi haline geliyor, her sabah “Türküm, doğruyum, çalışkanım” sözleriyle derse başlıyorlar.

Şansları var ise Ermenice dil eğitimi sırasında arada birkaç tarihsel bilgi de alıyorlar.

Oysa ki Ermenistanlı öğrenciler “kaçak” okullarında kendi tarihlerini, mitolojiden bugüne, cumhuriyet tarihine kadar her şeyi öğreniyor üstüne Türkçe’yi de gayet iyi konuşuyorlar.

İşte gelecekle ilgili yeni önermelerde bulunmamızı sağlayacak olan da bu. Ermenistanlı veliler kendi okullarını istiyorlar. Çok şey mi istiyorlar. Hayır. Türkiye’de bir şeyin doğru yapılabilmesi için var olan sistemin kökten yıkılması gerektiğinin farkındalar. Çocuklarına Türkiye’deki Azınlık okullarında eğitim aldırmakla yetinebilirlerdi. Ama o zaman ileride Ermenistan’a gidecek olan çocukları “Kemalist Ermeniler” olarak döneceklerdi…

Bugüne kadar var olan haklarını dahi doğru dürüst kullanamayan Türkiyeli Ermenilerin bu okulların özerkliğini istemeleri şimdilik hayal gözüküyor. Dolayısı ile Ermenistanlılar da kendi özerk okullarını talep ediyorlar. Bu da ekonomik olarak bir hayal gibi duruyor şu anda. Çünkü milyon dolarlara mal olacak bir okulu Ermenistan’ın finanse etmesi mümkün gözükmüyor.

Çözüm… Öğrenci sıkıntısı çeken Türkiyeli Ermenilerin bugüne kadar birçok farklı sebepten dolayı ilişki kurmaktan sakındığı, sadece hizmetli olarak görmek istediği göçmenlerle entegre olması…

Aris Nalcı [email protected]www.demokrathaber.net