Ana Sayfa Blog Sayfa 5020

Meclis’in ilk işi savaş tezkeresi

Meclis’in ilk işi sınır ötesi tezkeresi olacak. Tezkere, 5 Ekim Çarşamba günü genel kurulda görüşülecek. Tezkere ile hükümete sınır ötesi operasyonlar konusunda 1 yıl daha yetki verilecek.

Meclis Genel Kurulu, sınır ötesi operasyon konusunda hükümete verilen yetkiyi bir yıl daha uzatan tezkereyi 5 Ekim Çarşamba günü görüşecek.

(Ajanslar)

Eylül’de 771 BDP’li gözaltına alındı

Kürt Sorunu’nun yoğunca tartışıldığı ve şiddet sarmalına girdiği bir dönemde, politikacılara yönelik olarak süren gözaltı dalgası da yoğun şekilde sürüyor. Eylül ayında 771 kişi gözaltına alındı, 286 kişi de tutuklandı.

Kürt Sorunu ve yeni anayasa görüşmeleri başlarken, sürecin önemli bir aktörü olarak görülen BDP’nin Meclis’e dönmesi de çözümün siyasette aranacağı yönünde beklentilere yanıt oldu. Fakat bunun yanında, Eylül ayında, BDP’liler başta olmak üzere Kürt siyasetçilere yönelik gözaltı ve tutuklama hızla arttı. Eylül ayı içinde, 5 belediye başkanı, 19 çocuk, 2 Alman yurttaşı, 75 yaşında bir yurttaş ve 3 gazetecinin bulunduğu toplam 771 kişi gözaltına alındı. Bunlardan 4 belediye başkanı, 11 çocuk, 75 yaşındaki yurttaş olmak üzere 286 kişi tutuklandı.

(Yüksekova Haber, Yeşil Gazete)

Snooker’da Oyuncular Turu Şampiyonu Neil Robertson

0

Varşova’da düzenlenen Oyuncular Turu Şampiyonası’nda Neil Robertson, finalde karşılaştığı Ricky Walden’ı 4-1’le geçti ve şampiyon olmayı başardı.

2010 yılında Oyuncular Turu Şampiyonası 6. Turu’nda (PTC 6) şampiyonluğa ulaşan Robertson daha sonra oynadığı turnuvalarda istediği sonuçları alamamış ve formsuz görüntüsüyle dikkat çekmişti. Ancak bir yıl sonra başarısını tekrarlayarak zafere ulaştı.

76’lık açılış frame’iyle 1-0 öne geçen Avustralyalıyı, Walden ikinci frame’de yakalamayı başardı. Fakat bu Robertson’ı daha fazla ‘kızdırmaktan’ başka bir işe yaramadı.

Tecrübeli oyuncu, 69, 95 ve 68’lik ıstakalarla rakibini devirdi ve şampiyonluğa ulaştı.

Yarı finalde 54 yaşındaki Steve Davis’i epik bir maçta 4-3’le geçerek finale ulaşan Walden’ın hayallerini Robertson sonlandırmış oldu.

“Biz paramızı alamadan Sivas’a deplasmana giderken yabancılar helikopter bakıyordu”

0

TFF (Türkiye Futbol Federasyonu) nin çıkardığı Tam Saha dergisine röportaj veren eski Galatasaraylı yeni Atletico Madridli Arda Turan hem İspanya’daki günlerini hem de Türkiye’deki futbol ortamını anlattı.

Türker Tözer’in gerçekleştirdiği röportajdan satırbaşları

– Hiçbir zaman bir şeylerden korkup kaçacak, gidecek bir insan değilim. Hayatım boyunca cesaretli ve yürekli davrandım. Bu olayda da aynı şekilde karar verdim. Artık Türkiye’yi Avrupa’da temsil etme zamanımın geldiğini düşündüm. Kendi şansımı denemek istedim.

– Avrupa’ya gitme nedenlerimi sıralarsak; en şöhretli takımlara gidebilme ihtimalimi zorlamak, maddi imkânlar, futbola başka açılardan bakma isteğim, daha rahat bir yaşam alanı ve baskıdan kurtulduğumda yeteneklerimi daha ön plana çıkartabileceğime olan inancım.

– Genç oyuncuya gerekli donanımları vermeden her şeyi yapmasını bekliyoruz. Önce bir şeyler vereceksiniz, yıldızınızı yıldız yapacaksınız ki o da size fayda sağlasın. Bizde ise hep bir “ezme” durumu söz konusu. Disiplin yok, iyi eğitim yok. Hep bir yadırgama durumu var.

– Futbolcu, babasının parasıyla arabaya binmiyor ki! Eğer illa birisini eleştirmek veya birisiyle dalga geçmek isteniyorsa -ki buna hiç hakları yok- baba parası ile geçinen, hiç çalışmayıp bütün sene boyunca tatil yapanları gündeme getirsinler. Bizler ağır işçi gibi çalışıyoruz.

– Galatasaray taraftarının ıslıkladığı Arda, kulübe en çok bonservis bedelini getirerek takımdan ayrıldı. Her sene milyarlarca para verilerek getirilen yabancı futbolculardan daha fazla emek vererek oynadı. Üstelik onlardan daha az para alarak. Yeri geldi boş mukaveleye imza attı.

Beni ıslıklayanlara 4-4.5 milyon euroya gelip, paraları peşin alıp yatacak adam lâzım. Avrupa’da 500 bin euro alan adamı getirmek için 4 milyon euro veriyoruz. Sivas’a deplasmana giderken, 50-100 bin dolar alacağımız ödenmezken, bazı yabancılar satın alacak helikopter bakıyordu.

– Fatih Hocayla takım Madrid’e geldiğinde görüştük. Bayramda da aradım, konuştuk. Fatih Hocaya sevgim ve saygım sonsuz. Arada kırgınlık gibi bir durum kesinlikle hissetmedim. Onun da kırgın olduğunu zannetmiyorum çünkü giderken herkese saygılı, dürüst ve doğru şekilde davrandım.

– Altyapıdan yetişmişsin, büyük paralar bırakıp gidiyorsun, sadece tesis personeli seni uğurlamaya geliyor. Sağ olsunlar bir plaket yaptırmışlar. Üzerinde “Bize yaptıkların için teşekkür ederiz. Seni seviyoruz” diye bir ifade yer alıyor. Benim için hayattaki en değerli ödül odur.

– Şu anda kendimi o kadar rahat hissediyorum ki, bunu İspanya’ya gidince anladım. Bir birey olduğumu, insan olduğumu hatırladım. Kendimi o kadar kontrol mekanizmasının içine sıkıştırmışım ki… “Aman o üzülmesin, aman şunun kalbini kırmayayım” demekten benliğimden uzaklaşmışım.

ARDA TURAN İLE Z’DAN Z’YE

Türkiye çok sayıda yıldız üreten ama ürettiği yıldızları parlatamayan, bırak düzeyini yükseltmeyi aynı seviyede durmasını bile sağlayamayan bir ülke. Biz senin başından beri Avrupa’da oynama isteğini biliyoruz ama galiba bu gidişte biraz da ülkenin bu atmosferi etkili değil mi?

Aslında ülkenin atmosferi etkenlerden sadece bir tanesi. Hatta eğer gidişimle ilgili nedenleri 10 maddeyle sıralarsak bunların arasında en son sırada yer alır. Çünkü ben, hiçbir zaman bir şeylerden korkup kaçacak, gidecek bir insan değilim. Hayatım boyunca cesaretli ve yürekli davrandım. Bu olayda da aynı şekilde karar verdim. Artık Türkiye’yi Avrupa’da temsil etme zamanımın geldiğini düşündüm. Kendi şansımı denemek istedim. Bunun da en doğal hakkım olduğunu düşünüyorum. Türkiye’den de olabilecek en iyi şekilde ayrıldığımı düşünüyorum. Herkese saygılı bir şekilde veda ettim. Kulübüme de yüklü bir bonservis bedeli kazandırdım. Türkiye’den Avrupa’ya giden en pahalı Türk futbolcusu unvanına sahip oldum. Bunun gururu ve bana harcanan emeklerin karşılığını vermiş olmanın onuruyla bu konuşmaları yapıyorum. Benim için yeni bir hayat başlıyor.

Peki, bu 10 maddelik nedenler sıralamasının üst kısmında neler var?

En başta kendi kariyerim. Başka bir deyişle, Avrupa’ya gitmek. Oradan sıçrama yaparak daha da iyi bir takıma transfer olmak. Atletico Madrid de şöhretli bir takım ama en şöhretli olanlarına gidebilme ihtimalimi zorlamak. İkincisi, kariyerle birlikte gelmesi olası maddi imkânlar. Üçüncüsü, aktif oyunculuk dönemimi sonlandırdıktan sonra futbola başka açılardan bakma isteğim. Dördüncüsü, daha rahat bir yaşam alanı. Kendim ve ülkemle ilgili düşündüklerimi daha rahat ifade edebilmek. Beşincisi, baskıdan kurtulduğumda yeteneklerimi daha ön plana çıkartabileceğime olan inancım. Bir çırpıda beş madde sayabildim ama üzerinde düşünsek 10’u bile geçebilirim herhalde.

Türkiye’de genç bir yıldız adayını bekleyen tehlikeler neler? Bu badirenin içinden yara bere içinde geçmiş bir oyuncu olarak ülkemizdeki bu atmosferi biraz anlatır mısın bize?

Hiçbir zaman hata yapmak için krediniz olmaması ciddi bir tehlike. Genç futbolcu elbette bir takım hatalar yapacak. Yeri gelecek kötü oynayacak, yeri gelecek yanlış konuşacak, belki istemeden kalp kıracak. Genç futbolcu her türlü hatayı yapabilir. Ama biz, hata yaptıktan sonra oyuncuyu doğru yola sevk etmiyoruz. Bir genç biraz parladı mı, “Bak bu yakında müthiş patlayacak” derler. Ama hangi özelliği ile patlayacak. “Hangi eksiklerinin üzerine gidersek bu çocuk Türk futboluna daha iyi hizmet eder? diye düşünmek yok. Psikolojik yardım sağlıyor muyuz? Özel antrenman yaptırıyor muyuz? Ama, “Hadi patlasın. Yetenekliyse çıksın oynasın” diyoruz. Sen onu sistematik şekilde eğitmez, futbolun hangi alanında oynayacağı konusunda yönlendirme yapmazsan olmaz. Geçmişte ülkemizdeki futbolun altyapı eğitimiyle ilgili çeşitli açıklamalarım olmuştu. Bunları da onların devamı olarak kabul edebilirsiniz. Çocuğa gerekli donanımları vermeden her şeyi yapmasını bekliyoruz. Önce bir şeyler vereceksiniz, yıldızınızı yıldız yapacaksınız ki o da size fayda sağlasın. Bizde ise hep bir “ezme” durumu söz konusu. Mesela Avrupa’ya gideli daha çok uzun süre olmamasına rağmen, oradaki orta halli bir futbolcuyu bile ne kadar el üstünde tuttuklarını gördüm. Bizde böyle bir şey olmuyor. Hep bir yadırgama durumu var. Ondan sonra da, “Türk futbolu niye ileri gidemiyor?” deniyor. Çünkü disiplin yok. İyi eğitim yok. Bizim futbolcularımız herkesten daha yetenekli. Bunu her zaman iddia ederim. Ama niye Avrupa Şampiyonu olamıyoruz? Altında bir şeyler yatıyor demek ki. Bu durum sadece genç futbolcuların sıkıntısı değil.

Mesela Türkiye’de onca parayı kazanan bir oyuncunun külüstür arabalara binmesi, sadece erkek arkadaşlarıyla gezip tozması, yememesi, içmemesi ve hatta neredeyse giyinmemesi bile beklenebiliyor değil mi?

Futbolcunun özel hayatı gündeme düşebilir ve bu da çok doğaldır. Ama futbolcu bundan dolayı kimseye hesap vermez. Kimse babasının parasıyla arabaya binmiyor ki! Eğer illa birisini eleştirmek veya birisiyle dalga geçmek isteniyorsa -ki buna hiç hakları yok- baba parası ile geçinen, hiç çalışmayıp bütün sene boyunca tatil yapanları gündeme getirsinler. Bizler ağır işçi gibi çalışıyoruz. Sabah antrenmana gidiyoruz. Maçların, kampların baskısı ve stresini yaşıyoruz. Ailelerimizin çektiği yürek heyecanı da var. Ben, hayatını ailesine adamış biriyim. Her konuda onlara hizmet etmiş, babamı, annemi, kardeşimi rahat ettirmek için her şeyi yapmışım. Ondan sonra benim aldığım arabaya lâf edecekler ha? Böyle bir dünya yok. Zaten benim suratıma kimse bunu söyleyemez. Bu ülkede bunları kimse beceremez de hep arkadan, gazete sütunlarından söyleniyor. Artık delikanlılık böyle demek ki!

Senin için en kırıcı olanın kendi taraftarınca protesto edilmek olduğunu biliyoruz. Geçen sezon da Galatasaray kötü bir sezon geçirirken sen eleştiri odaklarından birisiydin.

Ben takım kaptanıydım ama sakattım. Oynamayan futbolcunun başarısızlıkta ne kadar payı olabilir? Maalesef taraftarlar bana gerektiği kadar sahip çıkmadı. Bunlar geçmiş konular tabii. Hiç önemli değil, ben her zaman bir Galatasaray taraftarıyım. Benim Galatasaraylılığım eksilmez. Benim bir kırgınlığım var ama Galatasaray taraftarına sesleniyorum, başkalarına da böyle yapmasınlar. Takım iyi olduğu zaman “Biz taraftarız” , takım kötü olursa “Hadi ıslıklayalım. Kimden başlayalım? Arda’dan başlayalım.” Bu mudur yani? Bu mudur Galatasaraylılık? Bunu yapanlar Galatasaraylıysa, o zaman ben Galatasaraylı değilim. O tür insanlar olduğu sürece, bu kırgınlık asla tamir edilmeyecek. Benim Galatasaray’ı sevmek için kimseye ihtiyacım yok ki. Zaten seviyorum. O yüzden kırgınlığı tamir etmek gibi bir ihtiyacım da yok. O ıslıkladıkları adam, kulübe en çok bonservis bedeli getirerek takımdan ayrıldı, İspanya Ligi’ne gitti. Her sene milyarlarca para verilerek getirilen yabancı futbolculardan daha fazla emek vererek oynadı. Üstelik onlardan daha az para alarak. Hiçbir zaman para konuşmadı, yeri geldi boş mukaveleye imza attı. Yeri geldi, parasını 8 ay sonra aldı ama hiçbir zaman bir yerlere haber uçurmadı, parasını sormadı. İşte o ıslıkladıkları adam benim. Beni ıslıklayanlara 4-4.5 milyon euroya gelip, paraları peşin alıp yatacak adam lâzım. Yabancı Avrupa’da 500 bin euro alıyor, buraya getirmek için 4 milyon euro veriyoruz. Şaka gibi ya. Sonra gelir gelmez, “Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş çok büyük takımlar” diyorlar. O kadar parayı alınca derler tabii. Biz Sivas’a deplasmana giderken, 50-100 bin dolar alacağımız ödenmezken, bazı yabancılar satın alacak helikopter bakıyorlardı. Bunları taraftar bilmez ama. Bugünlere sesimizi çıkartmayarak geldik. Bunlar Türk futbolunun genel sorunları. Bakın İspanya’da ne gördüm… “Önce kendi insanımız” diyorlar. Kendi altyapısından yetiştirdiği futbolcu yani. Daha sonra başkaları. Doğrusu bu çünkü.

Fatih Terim’in gelişiyle birlikte Galatasaray’da kaldığın gibi hava oluşmuştu. Sonrasında ne oldu da Atletico Madridli Arda oluverdin?

Ben her zaman için Galatasaray’da kalmaktan yanaydım ama Avrupa hayalim de vardı. Sonunda olaylar bu şekilde gelişti. Kariyerimde her zaman öncelikli olarak Avrupa’ya gitmek vardı. Bu olmazsa, Fatih Hoca için kalacağımı söylemiştim. Transfer teklifi kulübün menfaatlerine de uyunca ben de Avrupa’da oynamak istediğimi belirttim. Galatasaray da transferden mutlu olunca bir sorun kalmadı.

Türkiye’den ayrılırken Fatih Terim’le vedalaşma fırsatı bulamamıştın ama Madrid’de bir araya geldiniz. Neler konuştunuz aranızda? Bir kırgınlık var mıydı?

Hiçbir problem yok. Telefonla da görüşüyoruz. Takım Madrid’e geldiğinde de görüştük. Bayramda da aradım, konuştuk. Benim Fatih Hocaya sevgim ve saygım sonsuzdur. Arada kırgınlık gibi bir durum kesinlikle hissetmedim. Fatih Hocanın da kırgın olduğunu zannetmiyorum çünkü ben giderken herkese saygılı, dürüst ve doğru şekilde davrandım. Ayrılık ikimiz için de zor olabilir ama hayat böyle işte…

Kaptanlığını yaptığın takımın kampına Madrid’de bu defa “ziyaretçi” olarak girdin. Senin çok iyi bir Galatasaraylı olduğunu bildiğim için soruyorum, o anda neler hissettin?

Zor bir durumdu. Bir de ben yapı olarak çok duygusalım, biliyorsunuz. Galatasaray benim evim gibiydi, çünkü 12 yaşımdan beri oradayım. Maçı stattan izlediğimde, hâlâ sahada gibiydim. Yanımdakilere söylenip durdum hatta. Ama sonra Atletico Madrid futbolcusu olduğumu fark ettim. Bu arada, bazı şeyler de insana koyuyor. Kimi yabancı futbolcuların ne şekilde ülkemizden ayrıldığını görüyoruz. Sen altyapıdan yetişmişsin, büyük paralar bırakıp gidiyorsun, seni sadece tesis personeli uğurlamaya geliyor. Sağ olsun tesis personeli bana bir tane plaket yaptırmış. Üzerinde “Bize yaptıkların için teşekkür ederiz. Seni seviyoruz” diye bir ifade yer alıyor. Benim için hayattaki en değerli ödül odur. Bunu, onları küçümsemek için söylemiyorum. Avrupa Şampiyonası’nda aldığım “maçın adamı” ödülünden bile daha yukarı koydum onu. O ödül benim baş tacımdır. Ama isterdim ki Galatasaray Kulübü’nden de bir yönetici plaket versin. İnsan bekliyor tabii, hele de yabancıları görünce…

Türkiye’deki yoğun baskıdan kurtulup İspanya’da oynamak belki yeteneklerini de daha rahat sergilemeni ve futbol kaliteni bir basamak daha yukarı taşımanı sağlayabilir. Sen de bu düşüncede misin?

Ben sağlıklı olduğum her zaman kaliteli oynadığımı düşünüyorum. Bunu herkesle tartışabilirim. Oturalım bütün maçlarımı seyredelim. Millî Takım ve Galatasaray’daki performansımı inceleyelim. Kalitesiz oynayan Arda’ya bir bakalım. Kötü performans vermiş olduğum bir dönem olabilir ama bakıldığında maçların büyük bölümünde çok mücadele ettiğim ve yüksek performans sergilediğim görülecektir. Şu anda kendimi o kadar rahat hissediyorum ki, bunu İspanya’ya gidince anladım. Bir birey olduğumu, insan olduğumu hatırladım. Vermiş olduğum bu karardan hayatım boyunca pişmanlık duymayacağım. Türkiye’deyken kendimi o kadar kontrol mekanizmasının içine sıkıştırmışım ki… “Aman o üzülmesin, aman şunun kalbini kırmayayım” demekten benliğimden uzaklaşmışım.

Birçok transfer teklifi aldığını biliyoruz, bunların içinde Atletico Madrid’i tercih etmenin sebebi neydi?

Beni isteyen başka kulüpler de vardı ama Atletico Madrid benimle çok uzun süre ilgilendi ve bana olan güvenini hissettirdi. Sonuçta, kulüp potansiyeliyle ve beni kabul etme şekliyle, beni cezbetti. Kendimi Atleticolu Arda olarak çok iyi hissediyorum.

Atletico Madridlilerle transfer sırasında aranızda geçen konuşmalarda senden beklentileri hakkında neler söylediler?

Ciddi bir potansiyelim olduğunu inanıyorlar. Çok abartılı bir beklentileri yok. Bir adaptasyon süreci geçireceğimin farkındalar. Öncelikle takımın bir parçası olmam isteniyor.

Biz yabancı oyuncuların ülkemize ilk geldiklerinde stadyumlarda imza atmasına alışkınız. İlk kez Türkiye’den giden bir oyuncu için statta imza töreni düzenlendi. Bu konuda neler düşünüyorsun?

Güzel bir tanıtımdı ve heyecan vericiydi. Her şey gayet profesyonel şekilde hazırlanmıştı.

İspanya’da başlangıçta alışamadığın bir şeyler var mı? Lisan sorunu, yemekler ya da sosyal yaşamdaki bir şeyler gibi…

Yok, alışamadığım herhangi bir nokta yok. Bahsettikleriniz de zamanla halledilir. İspanyolcayı da kısa zamanda halledebileceğimi düşünüyorum.

İspanya Ligi, Premier Lig’le yarışan, dünyanın en iyi iki liginden biri. Bu ligde seni en fazla cezbeden şeyler neler?

Bir kere herkes oynamayı düşünüyor. Bir şeyler yapmak istiyor. Temel plan oynatmamak üzerine kurulu değil. İnsanı asıl cezbeden burası.

Bu sezon sona erdiğinde Arda Turan hakkında neler konuşturacaksın? Kısa vadede bu sezon sonu için hedeflerin neler?

Hem takımı ile önemli işler başarmış hem de A Millî Takım ile birlikte Avrupa Şampiyonası finallerine gitmiş bir Arda olmak istiyorum. Uzun vadede de Millî Takım’la Avrupa Şampiyonluğu yaşamak istiyorum.

Madrid’deki hayatından söz eder misin bize? Oldukça yüksek bir bedelle güzel bir ev tuttuğunu öğrendik. Bu ev tek başına yaşamak için çok büyük değil mi?

Önemli olan insanın yaşadığı yerde kendini mutlu hissetmesi ve içine sinmesi. Ben de bunları düşünerek evimi tuttum. Evim çok geniş çünkü benim arkadaşım çok. Madrid’de sık sık misafir ağırlayacağımı da hesap ettim. Hep beraber kalabileceğimiz bir yer olması gerekliydi.

Madrid’i gezme fırsatı buldun mu? İstanbul’la bir kıyaslama yaparsan, Madrid hakkında neler söylersin?

Gördüğüm kadarıyla çok güzel ve tarihi bir şehir. İstanbul’la kıyaslama yapmam zor, çünkü İstanbul kadar güzeli zor bulunur.

Türker Tozar / Tam Saha

Kürkçü’nün yakasındaki karanfiller

TBBM’nin açılış günü yapılan gecikmiş yemin töreninde en çok Leyla Zana’nın 20 yıl aradan sonra tekrar kürsüye çıkması ve Ertuğrul Kürkçü’nün yakasında karanfillerle verdiği resim ön plana çıktı. Kızıldere’de yitirdiği yoldaşlarının anısına yakasına taktığı karanfiller kadar, koyu renk ceketli, beyaz gömlekli, kravatlı E. Kürkçü fotoğrafı şimdiden bir ikona değeri kazandı ve uzun süre çıkmamak üzere zihinlerimize kazındı.

Leyla Zana’nın 20 yıl sonra Meclis kürsüsüne çıkması kuşkusuz çok önemlidir. Çocuk denilecek yaşından itibaren devlet baskısıyla kocası nedeniyle zaten tanışık olan Leyla Zana’nın olgunlaşan yüzünde uzun hapishane yıllarının, sürgünlerin, işkencelerin, hasretlerin izi var. 1991’de anlamsız bir yemin seremonisinin kurbanı bu genç kadın uğradığı onca haksızlığa rağmen kırgınlığını, öfkesini bir kez daha içine gömmüş, siyasi mücadelesine Meclis kürsüsünde, bırakmak zorunda kaldığı yerden devam etmeye kararlı olduğunu göstermiştir.

Ertuğrul Kürkçü’nün kürsüye çıkması ise farklı bir yönden çok daha önemlidir. Ertuğrul Kürkçü parlamenter sisteme kuşkuyla yaklaşan bir geleneğin temsilcisi. Liderliğini yaptığı gençlik hareketi Türkiye’de demokrasi tarihinin en önemli kazanımları arasında sayılması gereken T.İ.P. hareketine mesafeli durmuş ve parlamenter çalışmaları küçümsemişlerdi.

Ertuğrul Kürkçü, Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloğu adayı olarak seçim çalışmalarına katılmaya karar verdiği anda önemli bir eşiği geçmiş bulunuyordu. Seçimlerde aday olarak siyasi sorunlarının çözüm yerinin Meclis, çözüm yönteminin de ancak müzakereler olduğunu ilan etmenin daha etkili bir yolu olabilir miydi?

Tüm engellemelere rağmen kendisini destekleyen kitlelerle kısa zamanda içten ve sıcak bir bağ kuruşunun bir sebebi Ertuğrul Kürkçü’nün bir kesim için efsane niteliğindeki geçmişiydi. Nitekim Mersin mitinginde kürsüye Filistin mücadelesinin sembol ismi Leyla Halid’i çağırması ve meydanı dolduran yüz bine yakın kalabalığı birlikte selamlaması görülmeye değerdi. Kuşkusuz, Ertuğrul Kürkçü ile kitleler arasında kurulan sarsılmaz bağın tek nedeni geçmişte yaşananlar değildi. Miting meydanlarında kitlelere seslenirken ezilenler ve sistemin dışına itilenler için hak arayışları konusunda umut verdi, ekolojik yıkımlara karşı çıktı, hesap sorma sözü verdi. Söyledikleri kitlelerde karşılık buldu ve seçmenler büyük bir oy oranı ile Meclis’e gönderdiler.

Seçim sonrasındaki uzun ve gergin bekleyiş önceki gün sona erdi. Devletin tüm hoyratça engellemeleriyle beslenen ve çatışmayı ve çözümsüzlüğü tek seçenek olarak gösteren anlayış demokratik yöntemlerin sonuna kadar kullanılmasını öneren sağduyuya karşı bir kez daha yitirdi. Blok milletvekilleri halktan aldıkları temsil görevinin şekil şartını da yerine getirerek parlamento çalışmalarına katılabilecekler. Kazananın demokratik parlamenter sistem olduğunu kim inkâr edebilir? Başta yeni sivil, özgürlükçü ve ekolojik anayasanın yapımı olmak üzere birikmiş onca sorunun çözümü ve barışın tesisi için Blok milletvekillerinden çok şey bekliyoruz, en çok da Leyla Zana’dan ve Ertuğrul Kürkçü’den.

Bir gazetecinin meclisi önceden bilip bilmediği sorusu üzerine Ertuğrul Kürkçü daha önce Meclise basmak için gittiğini söylemiş. Kızıldere’den 40 yıl sonra Ertuğrul Kürkçü’nün yolu bundan 20 yıl önce Meclisten yaka paça çıkartılan Leyla Zana ile Meclis koridorlarında kesişti. Leyla Zana zaten çok önemsediği bir yolda yeniden yürümeye devam edecek. Kürkçü ise daha önce denemediği yepyeni bir yola çıkmış görünüyor. Bu yeni yol da en az Ertuğrul Kürkçü ve yakasındaki karanfillerle andığı arkadaşlarının 40 yıl önceki yolları kadar uzun, engebeli ve zorluklarla dolu. Bu yolda yürümek  de sabır, cesaret ve akıl gerektiriyor. Ve ne yazık ki önümüzde daha başka bir yol görülmüyor.

Kaniuk İsrail’in resmi ilk dinsizi

0

İsrailli yazar Yoram Kaniuk din hanesinde ‘dinsiz’ yazan ilk İsrailli oldu…

İsrail gazetesi Haaretz’in haberine göre Israilli yazar Yoram Kaniuk, tarihi bir mahkeme zaferi ile ülkede resmi olarak din hanesinde Yahudi’lik yerine “dinsiz” yazmasına hak kazandı.

İsrail İçişleri Bakanlığı resmi din hanesini değiştirmek isteyen Yoram Kaniuk’un bu talebini reddetmesi üzerine, Kaniuk Mayıs 2011’de itiraz için mahkemeye başvurdu. Sonunda Tel Aviv mahkemesi İsrail kanunlarına dayanarak Kaniuk’un bu talebi doğrultusunda “dinsiz” olarak kayıtlara geçmesine kararı verdi. Kaniuk; “Mahkeme tarafından her insanın İsrail topraklarında kendi inancıyla yaşayabilmesine meşruiyet verildiğini belirtti. Böylece “dinsiz” olabilirim ama milliyet olarak hala Yahudi kalabilirim” dedi.

Rusya ile doğalgaz anlaşması feshedildi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Batı Hattı kontratının, istenilen indirim oranlarının oluşmaması nedeniyle sonlandırıldığını bildirerek, ”Bu tür kontratların sonlandırılmış olması gaz girişinin sonlandırılmış olması anlamını taşımıyor”dedi.

 

Suriyeli muhalifler Birleşik Cephe kurdu

0

Suriyeli muhalefet grupları, Beşar Esad yönetimine karşı bir ulusal konsey kurma kararı aldıklarını açıkladı.

Açıklama, hükümet karşıtı grupların İstanbul’da düzenledikleri toplantının ikinci gününde yapıldı.

Suriye Ulusal Konseyi, tüm muhalif grupları bir birleşik cephede toplayıp temsil etme amacı taşıyor.

Öteyandan Suriye’nin Rastan kentinde isyancı askerlerle hükümet birlikleri arasında günlerdir süren çatışmalardan sonra durumun sakin olduğu bildiriliyor.

Tank ve helikopterlerle desteklenen hükümet birlikleri Şam’ın 180 kilometre kuzeyindeki kentin kontrolünü Cumartesi günü yeniden ele geçirdi.

BM’e göre Beşar Esad yönetimine karşı altı aydır süren ayaklanmada en az 2,700 kişi öldürüldü.

(Voa)

2011’de Arktik Ozon tabakasında tahminlerin ötesine geçen azalma

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi‘nin (NASA) internet sitesinde yer alan ve Nature Dergisi‘nde yayımlanan bir makalede , arktik bölgedeki  ozon tabakasında 2011 yılı içerisinde önceden tahmin edilemeyen ölçüde bir azalma görüldüğüne işaret edildi.

Bu duruma neden olarakta arktik kutup bölgesinde beklenenin çok ötesinde uzun süredir devam eden aşırı soğuk  dönem gösterildi. 2011’de arktik ozon, antartika üzerindeki oozn tabakasına nazaran daha fazla azalma gösterdi. Bunun nedeni ise Arktik kutup vorteksindeki kasırgaların daha uzun dönemli olması ve bu durumunda bu bölgedeki ozon tabakasındaki kaybı arttırması. Bu nedenle arkitk kutup bölgesinde ozon tabakası, antartikaya kıyasla %40 oranında daha fazla azalıyor.

Nasa tarafından yürütülen bu çalışma Nature dergisinin internet sitesinden yayınlandı. Ozon tabakası bilindiği gibi yeryüzünün 15 ila 35 kilometre üzerinde stratosfer tabakası içinde bulunuyor ve dünyayı güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınlardan koruyor.

 

Hopa protestocularına 22 yıl hapis istemi

Hopa’da öğretmen Metin Lokumcu’nun biber gazı ve polis şiddetiyle öldürülmesiyle sonuçlanan olayları AKP Ankara İl Başkanlığı önünde protesto eden 28 gösterici hakkında “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla iddianame hazırlandı. Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel, 22 yıla kadar hapis cezası isterken, Halkevleri Derneği hakkında işlem yapılmasını istedi.

Savcı Hakan Yüksel 28 gösterici hakkında düzenlediği iddianamede, göstericilerin masum olmadığını öne sürerek, “terör örgütü üyesi olma, örgüt propagandası yapma, kamu görevlisini yaralama” gerçekleriyle cezalandırılması talep edildi.

Savcılık, protesto eyleminin organizatörleri arasında yer aldığı iddia edilen Halkevleri Derneği hakkında da “dernekler kanuna aykırı faaliyette bulunduğu” gerekçesiyle işlem yapılmasını istedi.

22 yıla kadar hapis cezası istenen 28 göstericiden yaklaşık 20’sinin tutuklu bulunduğu davanın iddianamesi özel yetkili başsavcı vekilinin onayının ardından 11. Ağır Ceza mahkemesine sunuldu.

Savcı Yüksel, “terörle” bağlantısı tespit edilemeyen 48 eylemciyle ilgili dosyayı ise yetkisizlik kararıyla Basın Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderdi. Kararda, bu şüpheliler hakkında “izinsiz gösteri yapma ve kamu malına zarar vermekten” işlem yapılması talep edildi.

Ankara’da soruşturmada 70’e yakın kişi operasyonda gözaltına alınmış, bunlardan yaklaşık 20 kişi tutuklanmıştı. Polis fezlekesinde şüpheliler, TKİP, TKP/ML, MLKP, THKP/C gibi örgütler adına faaliyette bulunmak ve “halkta, devlete karşı kin, nefret ve isyan hissi uyandıracak şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek illegal yürüyüşe katılmakla” suçlanıyordu.