Ana Sayfa Blog Sayfa 4971

Köyler hâlâ yardım bekliyor

Van Depremi’nden etkilenen köylerin birçoğuna yardım ulaşmamış durumda. Bianet’in görüşebildiği köylerde en fazla dile getirilen ihtiyaç çadır; halk çocukları soğuktan korumakta güçlük çektiğini anlatıyor.

Merkez üssü Van’ın Tabanlı köyü olan depremden etkilenen köylerde en yaygın sorun çadır eksikliği olarak gözüküyor. Köylerin çoğunluğunda halk ateş yakarak ya da yanlarındaki battaniyelere, kazaklara sarılarak kendi imkanlarıyla ısınmaya çalışıyor, özellikle çocuklar ve yaralılar soğuktan çok etkileniyor. Görüştüğümüz köylerden aktarılan bilgiye göre bazı köylere henüz hiç yardım ulaşmamış.

Alaköy yardım alamıyor

Alaköy’den Ali Akdağ’ın aktardığı bilgiler 200 hanelik köyde ayakta 20 evin kalabildiği, köy halkının çok zor durumda olduğu ve henüz hiç yardımın gelmediği yönünde. “Millet perişan durumda. Köyde ayakta kalmış 15-20 ev ya var ya yok. 10-11 kişi hayatını kaybetti. Ne çadır, ne sığınacak yer, ne gıda, hiçbir şey yok. Kalan evlere de girilemiyor. Hiçbir yardım gelmedi. Çok acil olarak çadır lazım. Hava giderek soğuyor. Kadın-erkek, çoluk çocuk, herkes perişan bekliyor. Gıda gerekli.

Aşağı yukarı 500 kişilik bir köy burası, ev olarak 200 hane vardı. 15-20 tanesi ancak ayakta kalmıştır. Topraktan kerpiçten yapılma köy evleri yıkıldı, ayakta kalanlar betonlama evler. Köyde hâlâ kargaşa var. Kimse ölüsüne bile sahip çıkamıyor, herkes can derdinde.

Evlere girilemediği için korunabilecek bir şey de çıkarılamıyor. Şu anda çoluk çocuk herkes ortada, kazağıyla montuyla sığınmaya çalışıyor. Herkes dışarıda, yaktığımız ateşle ısınmaya çalışıyoruz. Biz kendimizden geçtik, üstümüzdeki kazakları çıkarıp çocuklara giydiriyoruz.

Devletten gıda ya da çadır yardımı yok. İyi kötü haberler alıyoruz, yardımlar çıkıyor diye, ama gelenler nereye gidiyor bilmiyoruz. Yetkililerle muhatap olma şansımız sıfır. Merkezi akrabalar, arkadaşlar aracılığıyla aradık, ama faydası olmadı. İki günden beri ‘yardım iki saate geliyor, kamyonlar yolda’ diyorlar ama ortada hiçbir şey yok. Merkezden 30 kilometre uzaklıktayız.”

Bayramlı’nın çadır ihtiyacı

Bayramlı Köyü Muhtar Yardımcısı Ali Aslan 220 hanelik köyde 100 evin yıkılmış olduğunu söyledi. “100 ev yıkıldı, diğerleri kullanılamıyor. Köyde iki kaybımız var, 20’ye yakın yaralı var.”

Ali Aslan’la görüştüğümüz sırada Mardin Nusaybin’den gelen yardım kamyondan indiriliyordu. Aslan, Van merkezden ne yardım ne de kimsenin geldiğini söyledi. Nusaybin’den gelen yardımın içinde çadır yok. Acil çadır ihtiyacı sürüyor.

Karagündüz’ü soğuk vuruyor

Yaklaşık 1500 nüfuslu Karagündüz Köyü’nden Mehmet Polater iki binanın yıkıldığını, bütün binaların çatlamış ya da daha fazla hasar görmüş halde olduğunu söyledi. Konuştuğumuz sırada bir artçı deprem yaşandı. Polater şu bilgileri verdi: “Şu anda herkes dışarıda. Boş arazide battaniyeye sarılmış bekliyor herkes. Hiç yardım gelmedi. Çevre köylere de yardım yapılmadı. Sadece jandarma geliyor kontrol ediyor. Merkezle iki gündür görüşemiyorduk, bugün görüşmeye başladık.

Evler kerpiçten, hasarlı, içlerine giremiyoruz. Gıda ve çadır ihtiyacımız var. Yağmur var, devlet yok. Herkes dışarıda bekleme halinde. Yaralımız yok ama hastalar var. Çocuklar çok zor durumda. Ateş yakıp kendi imkanlarımızla ısıtmaya çalışıyoruz.

Yoldöndü’ye yardım gitmedi

Gevaş’a bağlı Yoldöndü Köyü’nden Cengiz Altun köyde can kaybı ve yaralı olmadığını ancak evler yıkıldığı ya da hasarlı olduğu için kimsenin içeride yatamadığını, herkesin dışarıda olduğunu aktardı. “Yardım hiç gelmedi. Çocuklar soğukta, çadır istiyoruz, battaniye istiyoruz. Soba gerekli. Öylece bekliyoruz.”

Deprem Başkale’yi etkilemedi

Başkale Sallıdere Köyü’nde Mehmet Akkoyun depremden pek etkilenmediklerini, Başkale civarında da ölü ya da yaralı olmadığını duyduklarını belirtti.

Ulupamir naylonla çadır yapmaya çalışıyor

Ulupamir Köyü Muhtarı Kasımbek Varol 2000 nüfuslu, 400 haneli köyde yıkılan ev olmadığını ancak gece dışarıda soğuğu çok hissettiklerini ve henüz hiç yardımın ulaşmadığı bildirdi. “Sadece bizim köye değil, hiçbirine ulaşmadı. Bizim köy merkezi bir köy. Devletten kimse arayıp ‘durumumuz nasıl’ diye sormadı. Yollar da açık. İstense ulaşılabilir. Ama merkezdeki durum çok daha vahim.

Çoluk, çocuk dışarıda kaldıklarını belirten Varol, artçı sarsıntılar arasında evlerden erzak aldıklarını ancak ellerindeki erzağın ancak üç-dört gün yetebileceğini, sonra sıkıntı yaşayacaklarını anlattı. “İnsanlar sokakta kalmak istemiyor. Çok fazla çocuk var, üşüyorlar. Herkes evlerine girmek istiyor, başka çaremiz yok diyorlar. Ama artçılar devam ettiği için ben böyle bir sorumluluğu alamam. Depremler devam ediyor. Çadıra ihtiyacımız var. İnsanlar kendi imkanlarıyla evlerinin önünde naylon gerip çadır yapıp dışarıda geceyi geçiriyor.”

366 kişi hayatını kaybetti

Van’daki depreme ilişkin Başbakanlık Afet ve Acil durum Yönetimi Başkalığı’nın son açıklamasında 366 kişini hayatını kaybettiği, 1301 yaralı olduğu, 2262 binanın yıkıldığı bildirildi.

‘1999’dan beri ne kadar deprem vergisi toplandı?’

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a 1999 yılından bu yana toplanan ve kamuoyunda “deprem vergisi” olarak adlandırılan vergilerin toplam tutarını ve nerelere harcandığını sordu.

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, TBMM Başkanlığı’na, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

1999 Marmara depreminden sonra çıkarılan yasalarla tahsil edilen doğrudan ve dolaylı vergilerin akıbeti hakkında bugüne kadar ciddi bir bilgi aktarımı yapılmadığını belirten Kart, kamuoyunda deprem vergisi olarak bilinen vergilerin toplanmaya başlandığını hatırlattı. Yapılan düzenlemede vergilerin geçici olduğunun ifade edilmesine rağmen, bu vergilerin bir bölümünün kalıcı ve sürekli hale getirildiğine işaret eden Kart, 1999 yılından bu yana söz konusu yasal düzenlemeler kapsamında tahsil edilen vergilerin yıllar itibariyle ve toplam tutarını sordu.

“Bu vergiler neye harcanmıştır?”

Bu vergilerin nereye harcandığını merak eden Kart, şu soruları yöneltti:
“Bu vergilerin ne kadarı deprem zararlarını ortadan kaldırmaya ve depremin yol açması kaçınılmaz olan zararları azaltmaya yönelik olarak harcanmıştır?
Bu amaçlarla harcanmayan miktar nedir ve nerelere harcanmıştır? Deprem vergisi olarak toplanan paraların başka harcama kalemlerinin finansmanında kullanılması vergilendirme kuralları açısından yerinde midir?
Bu durum deprem çalışmaları konusunda duyarsızlık anlamına gelmez mi? Keza bu durum aynı zamanda can kayıplarının artmasına yol açmak anlamına gelmez mi?
1999 yılından bu yana deprem yardımları için Ziraat Bankası ya da başka bankalarda açılan hesaplarda biriken para miktarı yıllar itibariyle ve toplamı nedir?
Bu hesaplarda biriken paralar hangi tarihlerde ve hangi amaçlarla harcanmıştır?”

Dünya medyası yardımların reddedilmesini eleştirdi

Van depremi yabancı medyada yoğun biçimde değerlendiriliyor. Deprem bölgesine ilişkin televizyon görüntüleri, fotoğraflara geniş biçimde yer veren yabancı medya, kurtarma çabaları ve mucize kurtarmalarının yanı sıra yardım operasyonlarındaki eksikliklere de vurgu yapıyor.

‘Kahramanlık öyküleri, kaotik yardım çabaları’

New York Times Gazetesi, deprem bölgesinde “kahramanlık ve inanılmaz hayatta kalma öyküleri”nin olduğunu, örnekler vererek anlattığı haberinde 9 bin çadır ve 25 bin battaniye ile gıda gönderildiğini belirtikten sonra, “Ancak yardım çabaları, bazı yerlerde çok kaotik idi ve bazı yardım dağıtma merkezlerinde kavgaların yaşandığına ilişkin haberler geldi” diye yazdı. İsrail dahil 50’yi aşkın ülkeden yardım önerilerinin geldiğini de kaydeden gazete, hükümetin İsrail’in teklifini reddettiği iddialarını yalanlandığına dikkat çekti.

ABD’nin çok satan gazetesi Wall Street Journal da, “Depremin vurduğu bölge, sismik olarak aktif ancak pek hazırlıklı değil” başlıklı haberinde ABD’deki North Eastern Üniversitesi Mühendislik Bölümü öğretim üyelerinden deprem uzmanı Prof. Mishac K. Yegian’ın “Bölgede az sayıda bina, 7 büyüklüğündeki bir depreme dayanmak için hazır” değerlendirmesini aktardı. Binaların kolay çökmesine de dikkat çekildiği haberler ve yorumlarda dış yardım önerilerinin reddedilmesi de eleştirildi.

Daha karanlık bir tarafı da var

Kurtarma ekiplerinin yoğun çabalarına vurgu yapan İngiliz The Guardian Gazetesi, “Dondurucu soğukta geceyi dışarıda geçirmek zorunda kalan on birlerce insan konusundaki kaygılar artıyor” yorumunu da yaptı. Binaların kolayca çökmesinin yarattığı endişelere de değinen gazete, bazı yardım çabalarının sosyal medya tarafından örgütlendiğine, binlerce twitter mesajının alındığına dikkat çektikten sonra, “Ancak daha karanlık bir tarafı da var. Van illinin nüfusu çoğu Kürt ve yasa dışı ayrılıkçı PKK’ya bir destek merkezidir. Bir Türk TV sunucusu, bazen polisle çatışan Kürtlerin neden güvenlik personelinden yardım bekledikleri sorusuyla protestolara yol açtı” diye yazdı.

Yardımları reddetmek acımasızlık ve duygusuzluk

İngiliz Times Gazetesi, “Zayıf Mantık” başlıklı haberinde “korkunç deprem sonrası, Türkiye’nin komşularından yardım alması gerekir” görüşünü savunarak, Türk hükümetinin dış yardımları reddetme kararını “acımasızlık ve duygusuzluk” olarak yorumladı. BBCTürkçe tarafından yansıtılan haberde, “Kuşkusuz Türkiye, on yıl öncesine kıyasla daha modern, daha güvenli ve daha refah bir yer ama hiçbir ülke, bir depremle tek başına rahatlıkla baş edecek kadar modern ve kalkınmış değil” denilirken, Erdoğan hükümetinin dış yardımları reddetme gerekçelerinin yeterli bulunmadığı kaybedildi. “Türk gururu, başka türlü durumda yaşayacak olanların kanı ve kırık kemikleri üzerine inşa edilmemeli” görüşüne yer verilen haberde, “Bölgesel istikrar, arkadaşlık üzerine şekillenir ve Türkiye kendisine bunu teklif eden ülkelerle çevrili. Bu nedenle bu yardımları kabul etmeli” ifadeleri kullanıldı.

Çöken binalar öfke yarattı

İngiliz yayın kuruluşu BBC, Türk hükümetinin deprem bölgesine daha çok yardım göndermeye söz verdiğini belirtirken, “Ankara, dondurucu bir havada ısınma ve çadırsız ikinci geceyi geçiren, en çok ihtiyaç olanların bazılarına yardım etmemekle suçlandı” ifadelerini kullandı. Çöken binaların yarattığı tepki üzerinde de duran BBC, “İnsanlar, kentte bazı binalar çok kötü biçimde etkilenirken bazılarının hiç etkilenmiş gibi görünmedikleri için öfkelidir. Devlet kurallarının, kalitesiz mal kullanan müteahhitlere yeterince uygulandığını söylüyorlar” dedi. Haberde muhalefet politikacılarının, “kriz yönetimi eksikliği” eleştirilerine dikkat çekerken de “Ankara’nın yabancı yardımı reddetmesinin yanlış olduğunu da söylüyorlar” sözlerine ekledi.

İspanya’nın en büyük gazetesi El Pais de, “Kurtarma ekipleri, olanak eksikliğinden şikayet ediyor” başlıklı haberinde kurtarma ekiplerinin yanında halkın enkaz altındakileri kurtarmak için elleriyle kazdığına dikkat çekti. Kızılay personelinin de yakındığını kaydeden gazete, bir hemşireye atfen “Canlı kalanları Ağrı, Van, Muş ve Hakkari’ye gönderiyoruz ancak yollardaki kaos nedeniyle birçoğu, yetişemiyor” sözlerini de aktardı.

Amerika’nın Sesi, çöken binaların altında yakınlarını arayanların enkazı elleriyle kazdığını ifade ederken, artçı sarsıntılara rağmen arama kurtarma çalışmaları oldukça başarılı olduğu yorumunu yaptı. Türkiye’nin en büyük sorunlarından birinin binaların kötü inşa edilmesi olduğuna işaret edilen haberde, “Özellikle devletin inşa ettiği binalar depremlerde ilk çökenler” görüşü öne sürüldü. Ayrıca, Güneydoğunun ülkenin en yoksul ve ücra köşesi olmasının, telefon bağlantısının kopmasıyla bölgeden haber almanın zorlaşmasının ve yolların hasar görmesi nedeniyle küçük köy ve kasabaların akıbetinin “oldukça kaygı verici” olduğu belirtildi.

(t24)

MEB Van’da tatili uzattı

Milli Eğitim Bakanlığı, Van’da okulların tatil süresinin bayram sonrasına kadar uzatıldığını ve ders başının 14 Kasım’da gerçekleştirileceğini duyurdu.

Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Bakan Ömer Dinçer’in talimatıyla deprem felaketinin yaşandığı Van’da eğitim ve öğretime bir hafta ara verildiği hatırlatıldı.

Açıklamada, Bakan Dinçer’in, okulların açılacağı tarihle kurban bayramı tatilinin birbirine yakın olması göz önüne alınarak eğitimin etkinliğini sağlamak amacıyla okulların tatil süresinin uzatıldığını açıkladığı kaydedildi.

Buna göre, okulların 14 Kasım 2011’de yeniden eğitim öğretime açılacağı, ancak dönem sonrasında eğitim öğretimde kaybedilen zaman telafi edileceği bildirilen açıklamada, şöyle denildi:

“Bakan Dinçer, şu ana kadar elimize ulaşan bilgilere göre Van Merkez’de 6, Erciş ilçesinde de 24 öğretmenimizin deprem esnasında hayatını kaybettiğini açıkladı. 9 öğretmenimizin de yaralı olarak kurtarıldığını bildirdi. Dinçer,
merhum öğretmen ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet; yakınlarına da başsağlığı ve sabırlar diledi. Yaralılara acil şifa dileklerini iletti.

Bakan Dinçer, deprem bölgesinde sadece bir okulumuzun tamamen yıkıldığını ancak çok sayıda hafif hasarlı eğitim ve öğretim kurumu olduğunu belirtti. Dinçer, okulların kapalı olduğu zaman zarfında hem hasar tespitinin yapılması hem de bu sürenin verimli kullanılarak okulların eğitim ve öğretime hazır hale getirilmesi için 37 mühendisin Van’a gönderildiğini ifade etti ve gerekenlerin yapılması için talimat verdi.”

SDP İstanbul İl Örgütü’nde arama

Devrimci Karargah Örgütü”ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) İstanbul İl Örgütünde arama yapıldı. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, ”provokatif eylem hazırlığı yapıldığı ve suç aleti bulundurulduğu” iddiasına ilişkin olarak Beyoğlu Taksim Caddesi Yoğurtçu Faik Sokak’taki SDP İstanbul İl Örgütünde arama yaptı. Yaklaşık 4 saat süren arama sonucunda bazı belge ve dokümanlara incelenmek üzere el konuldu.  Yetkililer, gözaltı işlemi yapılmadığını ve soruşturmanın devam ettiğini bildirdi.

(Ajanslar)

Yılbaşı ikramiyesi 40 milyona çıkıyor

0

Milli Piyango İdaresi, geçen yıl 35 milyon lira olan yılbaşı büyük ikramiyesini bu yıl 40 milyon liraya çıkarma kararı aldı.

Milyonlarca insanın hayalini süsleyen yılbaşı büyük ikramiyesi belirlendi. Milli Piyango Genel Müdürlüğü, bayilerden ve vatandaşlardan gelen yoğun talep üzerine geçtiğimiz yıl 35 milyon lira olan büyük ikramiye tutarına bu yıl 5 milyon lira zam yapma kararı aldı. Alınan karara göre 2011 yılbaşı büyük ikramiyesi 40 milyon liraya yükseldi.

Yılbaşında verilecek olan 40 milyon liralık ikramiye, idarenin bugüne kadar verdiği en büyük ikramiye olma özelliğini taşıyor. Milli Piyango İdaresi, yılbaşı biletlerini Kasım ayından itibaren satışa sunacak. Biletlerin basım işlemleri başladı. Büyük ikramiye ile birlikte yılbaşı biletlerine de zam yapılacak. Zam oranının henüz belli olmadığını belirten uzmanlar, 40 milyon liralık ikramiyenin getirisinin de, büyük olacağını vurguladı. Buna göre ikramiyenin tek kişiye çıkması halinde, talihli günlük 6 bin 256 lira, aylık 187 bin 698, yıllık 2.3 milyon liralık faiz getirisine sahip olacak. Yılbaşı büyük ikramiyesi için belirlenen 40 milyon liranın, birçok kamu kurumunun 2012 yılı bütçesinden daha fazla olması da dikkat çekti. Örneğin, Anayasa Mahkemesi’nin 24.7 milyon liralık, Milli Güvenlik Kurumu Genel Sekreterliği’nin 14.3 milyon liralık, Kamu Düzeni Güvenliği Müsteşarlığı’nın 19.1 milyon liralık ödeneği, büyük ikramiye tutarının altında kaldı.

14 günlük bir bebek kurtarıldı

Depremin üzerinden yaklaşık 48 geçmesine rağmen enkaz altından hala sağ olarak kurtulanlar oluyor.  14 günlük bir bebek 46 saat sonra enkaz altından çıkarıldı.

Van’ın Erciş ilçesinde meydana gelen depremde arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. Bölgeden yaşanan mucize haberleri umut ışığı olmayı sürdürüyor.

Van Erciş’te depremden 46 saat sonra bir mucize daha gerçekleşti. 14 günlük bir bebek 46 saat sonra enkaz altından sağ olarak kurtarıldı.

Kurtarma ekiplerinden alınan bilgiye göre enkaz altında hayatta olan iki kişi daha var.

Sağlık ekipleri tarafından koruma altına alınan bebeğin ailesiyle ilgili bir bilgi alınamadı.

Depremin en fazla hasara yol açtığı Van’ın Erciş ilçesinde, 18 yaşındaki Ozan Yılmaz ile 22 yaşındaki Abdullah Pinti yaklaşık 32 saat sonra enkaz altından sağ olarak çıkarıldı.

Bir başka mucize ise depremden 28 saat sonra yaşanmıştı.

Erciş’te kahvehanenin de bulunduğu bir bina enkazında arama kurtarma çalışmalarını yürüten ekipler, enkaz altından 25 yaşındaki İsmail Tuna’ya ulaştı.

Yaralı olarak enkazdan çıkarılan Tuna, ambulansla hastaneye kaldırıldı.

(Ajanslar)

Demokratik otoritarizm duble yolunda ilerliyoruz – Ahmet İnsel

Bir başbakanın gazete sahiplerini çağırıp, onları bazı konularda dikkatli olmaya davet etmesi, tek başına ele alındığında büyük bir endişe nedeni olmayabilir. Böyle bir toplantıda, bazı kitapların neden yazıldığı, bazı söyleşilerin neden yapıldığı, bazı yerlere neden gidildiği, neredeyse isim vererek sorulmaya başlanıyorsa, o zaman otosansüre davetten öteye, doğrudan bir sansür işlemeye başlamış demektir. Ayrıca, bir başbakan gazete sahip veya yöneticileriyle kamuoyunun bilgisi dahilinde, boy boy fotoğrafları yayımlanan bir toplantı yapıp, burada konuşulanların kamuoyuna aktarılmamasını isteyebiliyorsa o zaman bu gazeteleri iktidarının bir organı olarak görüyor demektir. Zaten bunun belirgin bir işareti, böyle bir toplantıya, dört günlük gazetenin davet edilmemiş olmasıdır. Her otoriter gücün makbul gazete listesi farklı oluyor.
Bu koşullarda yapılan bir toplantıyı protesto etmeyen, katılmayan veya koşulları öğrenince terk etmeyen ‘bağımsız’ medya temsilcileri de bu durumu zımnen kabul ederek, kendilerini bir iktidar organı olarak gördüklerini ele vermiş olurlar. Fransa’da taşra gazeteleri patronları, Sosyalist Parti adayı olan bir gazete patronu davet edilmeyince, cumhurbaşkanının özel davetini toplu biçimde boykot ettiler birkaç hafta önce. Türkiye’de ise böyle netameli bir toplantıya katılmakla yetinmeyip, birçoğu Başbakan’ın söylediklerine hınk deyicilik yapma yarışına giriyor. Otosansür çağrısını dinlemekle yetinmeyip, işi resmen sansür işlevi görecek kurumların kurulmasını, yasaların çıkarılmasını talep etmeye götürüyor. Bu durumda Başbakan’da artan biçimde gözlemlenen otoriter semptomların önünde duracak herhangi bir engel kalmamasına şaşırmak ancak safdillik olur. 

Küçük devlet güçlü piyasa
Akut politikleşme olarak tanımlayabileceğimiz, her şeyi hızla siyasal iktidarın denetimine alma saplantısının sınırı şimdilik yok. Bu iktidar yoğunlaşması ve buna bağlı olarak dozu gittikçe artan otoriterleşmenin bir diğer tezahürü, düzenleyici üst kurulların özerkliklerine fiilen son veren KHK düzenlemesi. Atama sistemi nedeniyle özerklikleri sınırlı olan bu kurumlar, şimdi bir bakanın denetimine tabi olacaklar.
Böylece başkanını başbakanın atadığı kurul, başbakanın atadığı bakanın denetiminde çalışacak. Bir özerklik parodisi bu.
‘Küçük devlet güçlü piyasa’ anlayışını yansıtan bağımsız düzenleyici kurumların işleyişlerinin demokrasi açısından sorunlu olduğunu biliyoruz. Bununla ilgili önemli bir çalışma, geçen günlerde yayımlandı. Ümit Sönmez, Piyasanın İdaresi başlıklı kitabında (İletişim Yayınları, 2011), neoliberal hegemonyanın büyülü kavramı olan ‘yönetişim’in ışığında, bu kurumların aynı zamanda hem devletin ve idarenin hem piyasanın üst kurumu olmalarını ele alıyor ve eleştiriyor. Ama AKP hükümeti bu eleştirinin işaret ettiğinin tam tersini yapıyor.
Bu kurumları piyasanın üst kurulu olarak korurken bakanlığın denetimine alıyor. Siyasal iktidarda aşırı bir güç ve yetki topluyor. Böylece demokratikleşme açısından daha geri bir adım atıyor. Demokrasi perspektifinden ele alındığında, bu kurulların çok daha geniş tabanlı seçim ve katılım yöntemleriyle oluşması, yetki ve görevlerinin piyasa-toplum-devlet ilişkileri üçgeninde yeniden tasarlanması gerekmez mi?
Anayasa konusunda da iyimser olmak için fazla neden yok. Sütten ağzı yanan AKP temsilcileri, geçmişte olduğu gibi, Başbakan’a karşı bir anda kontrpiyede kalmamak için artık bu konuda ağızlarını açmıyorlar. Dolayısıyla iktidar partisinin anayasa değişiklikleri konusunda ne arzuladığını, AKP kadroları dahil pek bilen yok. AKP’nin anayasayı tek başına -şimdilik?- değiştirmek için yeterli çoğunluğa sahip olmamasının yarattığı müzakere zorunluluğu, bu kez Başbakan’ın anayasa değişikliği konusunda elini saklamaya, aklındakini gizlemeye mi itiyor? Bilmiyoruz ama AKP’yi de dilsiz bırakan bir iktidar yoğunlaşması bu.
Darbe anayasasından Erdoğan anayasasına geçmek bir değişikliktir elbette ama bu bir demokratik hamle sayılabilir mi? 

Otoritarizmin duble yolu
HSYK’daki seçimlerde sergilenen, ardından HSYK’nın yaptığı atamalarda sürdürülen, üniversite yönetimlerine atamalarda genellikle karşımıza çıkan pratikler buna benziyor.
Tayyip Erdoğan, bir yandan kendi iradesiyle diğer yandan toplumda var olan otoriteye biat geleneğinin katkılarıyla kurulan yeni patronaj sisteminin ağırlık merkezinde yer alıyor. Bu, sistem için yerçekimi gücü işlevi görüyor. Demokratik otoritarizm duble yolunda ilerliyoruz.

Ahmet İnsel – Radikal

Kaddafi çöle gömüldü

0

Libya devrik lideri Muammer Kaddafi ve oğlu Mutassım Kaddafi, bugün çölde sade bir törenle bilinmeyen bir yere gömüldü.

Arap televizyonu El Cezire, Kaddafi’nin şafak vakti çölde bilinmeyen bir yere gömüldüğünü duyurdu.

Arap televizyonu El Arabiya da Libya Ulusal Geçiş Konseyi yetkililerini kaynak göstererek verdiği haberde, Kaddafi ve oğlu Mutassım’ın bedenlerinin Misrata kentindeki Afrika pazarından alınarak bilinmiyen bir yere götürüldüğünü belirtmişti. Kaddafi ve oğlunun cesetleri ambulansa alındığı sırada, akrabalarının olmaması dikkat çekmişti.

Kaddafi’nin linç edildiği ve BM’nin bu konuda soruşturma açılmasını istemesi sonrasında Ulusal Geçiş Konseyi, Libya eski lideri Kaddafi’nin cenazesinin ailesine verileceğini duyurmuştu.

Ancak Kaddafi’nin mezarının mabede dönüşmesini istemeyen Libyalı muhalifler, naaşını çölde kimsenin bilmeyeceği bir yere gömülmesi karar almıştı.

Kaddafi’nin doğum yeri olan Sirte’de bugün şiddetli bir patlama meydana geldi. Petrol dolu bir tankın patlaması sonucu 50’den fazla kişi yaşamını yitirdi.

Kaddafi’nin geçtiğimiz perşembe günü Sirte’de öldürülmesinin ardından, Libya’nın yeni yönetiminin Sirte’de 53 Kaddafi yanlısını katlettiği ortaya çıktı. Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü, öldürülen Kaddafi yanlılarına işkence edildiğini açıkladı.

Yunus artık yaşamıyor

Depreme internet kafede yakalanan 13 yaşındaki Yunus, hastaneye kaldırılırken yolda yaşamını yitirdi.

İsimsiz bir kahramanın gövdesi, Yunus Geray’a siper olmuş, bu sayede beton yığınlarıın altında kalmaktan kurtulmuştu. Binaya gelen ekipler 10 ceset çıkardı içeriden. Tam umutlar tükenmişken Yunus’un cılız çığlığı duyuldu gecenin karanlığında. Sesin geldiği yönde çalışmalar yoğunlaştı. Bedeninin yarısı dışarıda yarısı enkaz altında olan Yunus’un, omzunda bir el vardı, parmağında da bir alyans. Elin sahibi ölmüştü. Son anda Yunus’un üzerine kapanarak onun hayatta kalmasını sağlamıştı. Saatler süren çalışmalar sonunda beton yığınlarının arasından çıkarılırken, tüm Türkiye’nin yüzü günler sonra nihayet gülüyordu.

Sabah Gazetesinin haberine göre, Ancak tam mutlu sonla bitti denirken, beklenmedik bir gelişme yaşandı. Enkaz altında aldığı yaralar minik bededine ağır gelmişti Yunus’un. Enkazdan çıkartıldıktan sonra bilincini yitirdi. Hastaneye kaldırılırken de kalbi durdu, yaşama veda etti. Oysa daha birkaç dakika önce, kendisine çıkartan ekipteki amcalarına ilk iş saati sormuş, “Akşam 10” cevabını alınca da “Eyvah çok geç olmuş babama söylemeyin” demişti talihsiz çocuk… Yunus’un babası Yusuf Geray, oğlunun enkazdan kol, bacak ve boyun kırıklarıyla çıkarıldığını belirterek gözyaşları içinde anlattı olanları: “Enkazdan çıkarıldıktan kısa süre sonra baygınlık geçirdi. Bir kadın doktor iç kanama geçirdiğini söyledi ve hemen Erzurum’a sevk etti. Hemen ambulansla Ağrı Devlet Hastanesi’ne doğru yola çıktık. Ancak Ağrı’ya varmadan hayatını kaybetti. Kalbi durdu.”

Yunus dün saat 14.00’te toprağa verildi. 9 çocuğu olduğunu, Yusuf’un 8. çocuğu olduğunu ve ilköğretim 4. sınıfa gittiğini söyleyen babanın son sözleri ise kaderin önüne geçmenin imkânsızlığını kanıtlar gibiydi: “Erciş’teki evimizde hiç hasar yok. İnternet kafeye gitmeseydi belki de ölmeyecekti. Ailemizin tek kaybı oğlum oldu.”

(Ntv)