Ana Sayfa Blog Sayfa 4957

Nedim Şener’e iki davadan beraat

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunan gazeteci-yazar Nedim Şener hakaret ve gizliliği ihlalden yargılandığı iki ayrı davadan beraat etti.

Ergenekon soruşturması kapsamında halen Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci-yazar Nedim Şener hakaret ve gizliliği ihlalden yargılandığı iki ayrı davadan beraat etti.

Nedim Şener’in CNR Fuarcılık’ın da adının karıştığı rüşvet operasyonuyla ilgili bir ihbar mektubundan yola çıkarak yaptığı “Rüşvet paraları ceplerden taşıyor” başlıklı haberi 23 Ekim 2010’da Milliyet Gazetesi’nde yayınlanmıştı. Haberde Bakırköy Adliyesi’nde görevli bazı hâkimlerin isimleri de rumuzlarla yer alıyordu.

Haberde geçen F.A. rumuzunun kendisi olduğunu iddia eden hâkim Ferşat Aydın, gizliliği ihlal ve hakaretten Nedim Şener hakkında suç duyurusunda bulunmuş, bunun üzerine Nedim Şener hakkında hakaret ve gizliliği ihlal ettiği iddiasıyla toplam 6 yıla kadar hapis cezası istemiyle iki ayrı dava açılmıştı.

Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Hakim Hasan Gülver davaları bitireceğini belirterek Nedim Şener’den son sözlerini sordu.

Nedim Şener, “Ferşat Bey’i üzdüysem gerçekten üzgünüm. Kendisi kırıldıysa özür diliyorum. Hakaret kastım yoktu” dedi.

Davaları karara bağlayan Hakim Hasan Gülver, Nedim Şener’in iki ayrı davadan da beraatine hükmetti.

(Ajanslar)

Filistin internetsiz kaldı

0

Filistin Özerk Yönetimi, Batı Şeria ve Gazze‘deki ana telefon şebekesinin bilgisayar korsanlarının saldırısına uğradığını söylüyor.

Filistinli yetkililer, topraklarının büyük bölümünde hacker’ların dünden beri sürdürdüğü saldırılar nedeniyle internete erişimin mümkün olmadığını açıkladılar.

Filistinli sözcü Ghassan Ghattib, saldırıların dünyanın farklı noktalarından kaynaklandığını belirtti. Filistin yönetimi pazartesi günü Unesco’ya üyelik başvurusunda başarılı olmanın sevincini yaşıyordu. Ghattib, internet korsanlarının saldırılarının bu gelişmeyle ilgili olup olmadığını henüz belirlemediklerini kaydetti. Birleşmiş Milletler’in eğitim, bilim ve kültür örgütü Unesco’nun Filistinlileri üye olarak kabul etmesi, İsrail ve ABD hükümetlerinin sert eleştirisiyle karşılaştı.

Obama hükümeti, Unesco bütçesine ABD’nin yaptığı katkıyı derhal tamamen kestiklerini açıkladı. İnternete erişimde sorunlar devam ederse, bunun maliyetinin Filistinlilerin ticari kurumlarına pahalıya patlayabileceği bildiriliyor.

(BBC)

Karadeniz ülkeleri ve ekoloji mücadelesi

Geçen hafta sonu Gürcistan’da Green Team (Yeşil Takım) adı verilen bir toplantıya katıldım. Karadeniz Genç Reformistler Grubu tarafından düzenlenen toplantı, Karadeniz bölgesindeki ülkelerin ekoloji ve sürdürülebilirlik sorunları hakkında bir sivil toplum ağı kurmayı hedefliyordu. Ben de toplantıda Yeryüzü Derneği ve Toplum Gönüllüleri Vakfı’nı temsil ediyordum.

Toplantından öncelikle, Karadeniz ülkelerinde ve Türkiye’de benzer hükümet politikalarının hayata geçirildiği ve çevre kıyımlarının kalkınma adına yapıldığı çıktısı ile döndüm. Diğer izlenimlerim ise şöyle:

İlk izlenimlerimle ne yazık ki Karadeniz ve çevresi ülkelerde ekoloji hareketlerinin emekleme döneminde olduğunu iletebilirim. Bu  izlenimimin temel sebepleri ise şunlar:

1)      Çevre sorunları ile mücadeleyi özellikle halen bir hayırseverlik faaliyeti kapsamında, kabaca “light” faaliyetler olarak görüyorlar.

2)      Bu ülkelerin hepsinde politik istikrarsızlık devam ediyor,  insan hakları ve demokrasi çok sorunlu, o yüzden STKlar için çevre sorunları ikinci, üçüncü ve hatta sonuncu öncelik.

3)      Çevre sorunlarının ve ekolojiye verilen tahribatın insan hayatı ve haklar üzerindeki etkilerini görmekte zorlanıyorlar.

4)      Ekonomik durumlarında sıkıntılı olduğu bu ülkelerde cümlelerde doğa yerine “doğal kaynak” kelimesi kullanılıyor. Doğayı ve çevreyi halen bir meta olarak görmeye devam ediliyor, bu yüzden çevre alanında yapılan çalışmaların temel çıktılarından birinin gelir getirici faaliyetler olmasını bekliyorlar.

Toplantı sırasında bölgelerde yaşanan sorunlar konusunda da biraz bilgi edinme şansım oldu. Öncelikle enerji güvenliği bu ülkelerde temel sıkıntılardan biri, bu yüzden bu ülkelerdeki hükümetler Nükleer Enerjiyi halen en önemli enerji kaynaklarının başında görüyorlar. Mesela, Ermenistan’dan katılımcılar ile Metzamor’u konuştuk. Hükümet Metzamor’u ancak yeni bir Nükleer Santralin tamamlanması ile kapatacağını ilan etmiş ve ne yazık ki Ermeni toplumu da bu fikre sıcak bakıyor. Kullandıkları söylem de “başka kaynağımız yok ve dışa bağımlı olmak istemiyoruz” söylemi. Ne kadar haklılar veya ne kadar haksızlar yorumu bana düşmez ancak bu ülkede nükleer yakıtın ithal edildiğini söylemeden de edemeyeceğim.

Onun dışında, bölgede ciddi hava kirliliği sorunları devam ediyor, özellikle bölgedeki büyük şehirler olan Moskova, Tiflis, Erivan vb. başkentlerde trafik ve egzoz gazı en temel sorun olarak ifade ediliyor.

İklim değişikliği gibi küresel sorunlara gelirsek; hepsi bu sorunların olduğunu bir şekilde kabul ediyor ancak bu konular halen onlar için birer metafizik konusu;  iklim değişikliği ne ülkelerin önceliğinde ne de toplumların; halen nasıl sorunlar ile karşılaşabileceklerini kestiremiyorlar ve ülkeler olarak ne sorunda ne de çözümde bir payları olabileceğini düşünmüyorlar.

Doğanın kaynak olarak kullanımı konusuna gelirsek, özellikle Kafkas ülkelerinde son yıllarda doğal alanların (Ormanların mesela) özel sektöre kiralanması yaklaşımı var. Bu şirketler kiralamak istedikleri bölgeyi seçiyor, bölgedeki “doğal kaynakları” kendileri devlet adına tespit ediyor, sözde sürdürülebilirlik planlarını devlet adına yapıyor ve bölgeleri halkın (orman köylüleri vb.) kullanımına kapatıyorlarmış. Yani hem kendileri çalıyor hem de kendileri söylüyorlarmış.

Dünya Bankası’ndan gelen Gürcü bir arkadaşın ormancılık konusunda yaptığı sunumdan çıkardığım önemli noktalardan biri de özellikle yabancı şirketlerin Gürcistan ormanlık alanında faaliyet yapmak üzere harekete geçtiği.

Başta altın madenciliği olmak üzere yeni bulunan madenlerin toplanması, kömür kaynaklarının çeşitlendirilmesi gibi bir sürü faaliyet, bu ülkelerde ekonomik gelir ve kalkınma adı altında tüm devletler tarafından öncelikli faaliyet.

Özetle, bölgedeki çevre sorunları gün geçtikçe hızlı bir biçimde artarken, bunları sorgulaması ve müdahil olması gereken sivil toplum örğütlerinin çok yavaş geliştiğini söyleyebilirim. Umarım bizde bazı noktalarda olduğu gibi birkaç yıl içinde bu ülkelerde de iş işten geçmiş olmaz.

 

Chelsea, Mehmet Topal’a talip

0

Chelsea, “Türk örümcek” lakaplı Mehmet Topal için Valencia‘nın kapısını çaldı. İspanyol kulübü, İngiliz devinin 10 milyon euroluk resmi teklif yaptığını açıkladı.

Chelsea, Valencia’da top koşturan, “Türk örümcek” lakaplı Mehmet Topal’a resmen talip oldu.Rus milyarder Roman Abramovich’in sahibi olduğu Chelsea, 25 yaşındaki milli futbolcu için Valencia’nın kapısını çaldı. Mavi-beyazlı kulübün, devre arasında kadrosuna katmak istediği Mehmet Topal’ın bonservisine karşılık 10 milyon euro teklif ettiği ortaya çıktı.

Valencia Kulübü, iki sezon önce 5.5 milyon euroya Galatasaray’dan transfer ettiği Mehmet Topal için Chelsea’den gelen teklifi doğruladı. 10 milyon euroyu yeterli bulmayan İspanyol ekibi, teklifin yükseltilmesini istedi.

Transfer gerçekleşirse Mehmet Topal yıllık ücretini ciddi biçimde artıracak. Valencia’da yıllık 1.5 milyon euro kazanan başarılı futbolcu, Chelsea’ye gitmesi halinde senelik 2.5 milyon euroyu cebine koyacak.

Premier Lig’de oynadığı 10 maçta kalesinde tam 15 gol gören Chelsea’nin orta sahasında yaşadığı defansif sorunları Mehmet Topal transferiyle çözmek istediği ifade edildi. Arsenal karşısında alınan 5-3’lük yenilgi ardından harekete geçen Chelsea Menajeri Villas Boas’ın, Topal’ın transferi için ısrarcı olduğu vurgulandı.

Küresel cinsiyet eşitsizliği endeksi

0

Küresel cinsiyet eşitsizliği endeksinde İskandinav ülkeleri, siyaset, eğitim, istihdam ve sağlık alanlarında kadın ve erkek eşitliğinin en çok sağlandığı ülke olurken, Türkiye de 126. sıradan 122. sıraya yükseldi.

Merkezi Cenevre’de bulunan Dünya Ekonomik Forumu‘nun yayımladığı yılık rapora göre İzlanda, Norveç, Finlandiya ve İsveç, 135 ülke arasında ilk dört sırayı paylaştı. ABD, Barack Obama’nın yönetimde kadınlara daha fazla rol vermesi ve kadın erkek arasındaki ücret farklılığının düşmesiyle 19. sıradan 17. sıraya yükseldi.

Ülkelerin yüzde 85’inin geçen altı yıl içinde cinsiyet eşitsizliğini azalttığını belirten rapor, diğer ülkelerde bu eşitsizliğin arttığını, Nijerya, Mali, Kolombiya, Tanzanya ve El Salvador gibi ülkelerde kadınların durumun daha da kötüleştiğini gözler önüne serdi.

Listede Rusya 43. sırada, Çin 51. sırada, İtalya 74. sırada, Brezilya 82. sırada, Katar 11. sırada, Hindistan 113. sırada ve Suudi Arabistan da 131. sırada yer aldı.Pakistan, Çad ve Yemen, listenin sonundaki yerlerini korudu.

Kadın erkek eşitsizliği, sağlıkta yüzde 96 ve eğitimde yüzde 93 ile en düşük seviyeye ulaştı. Ancak bu oran, ekonomiye katılımda yüzde 60 ve fırsat eşitliğinde ise yüzde 20’de kaldı. Türkiye, ekonomiye katılımda 132., eğitimde 106., sağlıkta 62. ve fırsat eşitliğinde 89. sırada yer aldı. Dünya Ekonomik Forumu, hiçbir ülkenin sağlık, eğitim, siyaset ve istihdam alanlarında kadınlar ile erkekler arasında cinsiyet farkını tamamen kapatmayı başaramadığını açıkladı.

(Ajanslar)

Fukuşima korkutuyor

0

Deprem ve ardından oluşan tsunaminin yaklaşık 8 ay önce nükleer felakete yol açtığı Japonya’nın Fukuşima santralinin 2 numaralı reaktöründe nükleer fisyon olduğuna dair belirtiler görüldü.

Santrali işleten Tokyo Elektrik Şirketi Tepco, nükleer fisyon oluştuğuna dair belirtiler üzerine zincirleme bir reaksiyonu engellemek amacıyla reaktöre borik asit verilmeye başlandığını açıkladı.

Bir Tepco yetkilisi, henüz ısı, basınç veya radyasyon oranında artış görülmediğini söyledi.

Atom santrallerinde nükleer fisyon, enerji elde etmek amacıyla normalde kontrollü şekilde yürütülüyor.

11 Mart’ta meydana gelen 9 büyüklüğündeki deprem ve ardından oluşan tsunami, Fukuşima santralindeki 6 reaktörden 3’üne ağır hasar vermişti. 20 bin kişinin hayatını kaybettiği veya kaybolduğu depremin ardından sızan radyasyon nedeniyle santralin etrafındaki bölgede yaşayanlar evlerini terk etmek zorunda kalmıştı.

(Ajanslar)

KCK’da 44 tutuklama

KCK’ya yönelik gerçekleştirilen operasyonlarda gözaltına alınan 50 kişiden 44’ü, çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı. 6 kişi ise serbest bırakıldı. Tutuklananlar arasında Prof. Dr. Büşra Ersanlı ve yayınevi sahibi Ragıp Zarakolu da var.

İstanbul nöbetçi 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edilen şüphelilerin mahkeme sorgusu gece saat 23.00 civarında başladı.14 saat iki hakim tarafından sorgulanan şüphelilerden 24’ünün işlemleri tamamlandı. Prof. Dr. Büşra Ersanlı ve yayınevi sahibi Ragıp Zarakolu’nun da aralarında bulunduğu 24 kişiden 23’ü tutuklandı. Bir şüpheli ise serbest bırakıldı.

21 kişi daha tutuklandı

PKK terör örgütünün şehir yapılanması KCK’ya yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 21 kişi daha tutuklandı.

Savcılıkça tutuklanmaları istemiyle gönderilen 47 şüpheliden, 23’ünün daha İstanbul, 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ifadesi alındı.

Mahkeme, 21 kişinin tutuklanmasına, 2 kişinin de serbest bırakılmasına karar verdi. Böylece, şüphelilerin çokluğu nedeniyle mahkeme işlemleri 2 hakim tarafından 2 grup halinde yürütülen 47 kişiden, toplam 44 kişi tutuklanırken, 3 kişi serbest bırakıldı.

Bakırköy ve Metris Cezaevi’ne gönderildiler

Prof. Dr. Büşra Ersanlı ve Belge Yayınları yetkilisi Ragıp Zarakolu’nun da aralarında bulunduğu 44 kişi, adliye bahçesinde bekletilen Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne ait 3 midibüse bindirildi. Yoğun güvenlik önlemleri altında adliyeden çıkarılan şüpheliler, Bakırköy ve Metris cezaevlerine götürüldü.

Zarakolu bu gece bakanın davetlisiymiş

Tutuklanan yayıncı Ragıp Zarakolu’nun suçlamaları reddettiği savunmasında “Suçlamalara konu faaliyetlerim tamamen entelektüel faaliyetlerdir. Yıllardır devam eden soruna çözüm bulma konusunda kendi katkılarımı da sunmak amacıyla hareket etmekteyim. Bu manada bu akşam Kültür ve Turizm Bakanı’nın himayesinde gerçekleştirilecek olan uluslararası bir toplantıya da davetliyim” diye ifade verdiği öğrenildi.

“Terör örgütüne üye olmak” suçundan tutuklanan yayıncı Ragıp Zarakolu’nun savcılık ifadesinde suçlamaları kabul etmediği, herhangi bir örgütsel faaliyet içerisinde bulunmadığını söylediği belirtildi.

13 Haziran 2010’da Ümraniye’de BDP bünyesinde faaliyet göstermek üzere yapılandırılan siyaset akademisi açılışına katıldığını belirttiği öğrenilen Zarakolu’nun, “Bu açılışa da bir davet üzerine katılmıştım. Aynı açılışa bahse konu siyasi partinin eş başkanı ve milletvekilleri de katılmıştı. Açılış sonrası bir konuşma yaptığımı hatırlıyorum. Açılış sonrası bir konuşma yaptığımı da hatırlıyorum. Konuşmamda siyaset akademileri türü yapılanmaların Avrupa’da da örnekleri olduğunu ve özellikle sosyalist hareketlere bir ivme kazandırdığını belirtmiştim” dediği öğrenildi.

Zarakolu, siyaset akademisi okulunda da herhangi bir ders vermediğini söylediği belirtildi.

Yayıncı Zarakolu’nun uzmanlığı olan bazı konularda yıllardır Türkiye’de ve dünyanın çeşitli yerlerinde toplantı, konferans ve eğitim faaliyetlerine katıldığı söylediği öğrenildi.

Suçlamaların hepsi entelektüel faaliyetler

Evinde yapılan arama ele geçirilen sırasında belgelerin yayıncılık faaliyeti nedeni ile yaptığı çalışmalarla ilgili olduğunu anlatan Zarakolu’nun, “Bu belgeler çeşitli kitap taslaklarını içeriyor. Suçlamalara konu faaliyetlerim tamamen entelektüel faaliyetlerdir. Yıllardır devam eden soruna çözüm bulma konusunda kendi katkılarımı da sunmak amacıyla hareket etmekteyim. Bu manada bu akşam Kültür ve Turizm Bakanı’nın himayesinde gerçekleştirilecek olan uluslararası bir toplantıya da davetliyim” diye ifade verdiği öğrenildi.

İfadesinde Türkiye’nin giderek otoriteleşen bir sistem haline geldiğini belirten Zarakolu’nun, “Mahkemenizin beni kitaplarımdan ayırmayacağını ümit ediyorum” diye konuştuğu belirtildi.

Ersanlı: “Terör örgütüyle ilgim olmaz”

Mahkemede yaklaşık bir saat ifade veren Prof. Büşra Ersanlı’nın da hakkındaki suçlamaları kabul etmediği belirtildi. “Benim silahlı terör örgütü ile hiçbir ilgim olamaz. Hatta şüphesini dahi kabul edemem. KCK isimli yapılanmayla bir ilgim yoktur” dediği öğrenilen Ersanlı’ya mahkemede nöbetçi hakimin aramalarda bulunan notları sorduğu bildirildi.

Kendisi ile ilgili yapılan aramalarda bulunan notların akademik araştırmalara dair tuttuğu notlar olduğunu söylediği belirtilen Ersanlı’nın “Bazı notlar ise panellerde bana yöneltilen sorular nedeniyle aldığım notlar. Bunların silahlı terör örgütü ile ilgisi yoktur. Ben birkaç defa siyaset akademisine ders vermek için gitmiştim. Ben Çarşamba günü vereceğim doktora semineri ve parti içindeki görevim nedeniyle Anayasa Komisyonu için yaptığım çalışmaları aksatmak istemiyorum. Bu nedenle tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmayı talep ediyorum ” diye ifade verdiği öğrenildi.

Cahit Aral’ın öldüğü gün Japon bakan ‘radyasyonlu’ denen suyu içti

Japonya‘da yedi ay önceki depremde hasar gören Fukuşima 2 santralının artık emniyetli olduğunu söyleyen bir hükümet yetkilisi, bunu kanıtlamak için reaktörden alınan suyu içti.

Önlemlerin yeterli olduğunu savunan Sonoda, “(Arındırılmış suyu) içmek güvenli olduğunu tek başına teyit etmez, bunu biliyorum. En iyi çözüm kamuoyuna verileri sunmaktır” dedi.

Sonoda’nın içtiği su, iki reaktörün altındaki su birikintilerinden alındı. Toplanan sular arındırıldıktan sonra çiçek sulamak gibi işler için kullanılıyor. Ancak, basın yine de arındırma işleminin ne derece güvenli olduğunu sorguluyor.

Durumun kontrol altına alındığına inanan hükümet ise, gazetecileri 12 Kasım’da santralde gezdirmeye hazırlanıyor.

Bu, santralde ciddi hasara ve reaktörlerden üçünün kısmen erimesine yol açan deprem ve tsunamiden bu yana gazetecilerin santrale yapacağı ilk ziyaret olacak.

Santral çevresindeki 20 kilometre çapında bir alanın tahliye edilmesi kararı hala geçerli.

Tarihin bir cilvesi olarak Sonoda’nın radyasyonlu su içtiği gün, Çernobil Felaketi’nden sonra Karadeniz’in radyasyonlu çaylarını, kameralar önünde içen bakan Cahit Aral hayatını kaybetti.

Plath’ın çizimleri sergilenecek

Amerikalı şair ve yazar Sylvia Plath’ın şimdiye dek gün yüzüne çıkmamış çizimleri, Londra’da sergilenecek. Kasımın başında Mayor Gallery’de açılacak sergide, Plath’ın 44 çizimi, izleyiciye sunulacak.

Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, Türkiye’de adını özellikle ‘Sırça’ Fanus isimli yarı otobiyografik romanı ile duyurmuştu. Plath, kendisini evinde başını fırının içine sokup, gazı açarak öldürmeseydi, önceki gün 79 yaşına girecekti. Başarılı edebiyatçı Plath, 1982 yılında ölümünden sonra ilk kez Pulitzer Ödülü’nü kazanan şair unvanını aldı.

Kızı Frieda Hughes, annesinin çizimleri ile ilgili “Annem hep kendi çizimlerinin yayımladığı hikâyeler ve makalelerle yayımlanmasını isterdi” diyor. Sergideki çizimlerde, kitaplarında betimlediği eşyalardan ve mekânlardan örnekler bulmak mümkün.

Irak senaryosu şimdi de Suriye’de yayında

0

Suriye’de nükleer silah üretimi için tasarlanmış yeni bir tesis bulunduğu iddia edildi. İsmini açıklamayan eski bir BM müfettişi, tesisin uranyum üretimi için kurulduğunu hatta atom bombası üretimi arayışının da bulunduğuna dair işaretlere rastlandığını savundu. Bilindiği gibi Irak İşgali öncesinde de böyle “iddialar” gündeme gelmiş, işgal sonrasında ise bunların doğru olmadığı teker teker itiraf edilmişti.

BM müfettişlerinin El Hasakah kentinde olduğunu belirlediği, daha önce varlığı bilinmeyen tesisin, Suriye’nin nükleer silah üretimi konusunda Pakistan’daki nükleer silah üretiminin babası olarak kabul edilen Pakistanlı bilimadamı Abdül Kadir Han ile birlikte çalıştığı şüphelerini güçlendirdiği bildirildi.

Uluslararası Atom Enerji Kurumu’nun (UAEK) çalışmaları hakkında bilgi sahibi üst düzey bir diplomat ile eski bir BM müfettişi isimleri gizli kalmak koşuluyla yaptıkları açıklamada, tesisin nükleer silah üretimi için tasarlanmış olduğuna dikkati çekti.

‘LİBYA’DAKİ TESİSE BENZİYOR’
Tesisin tasarımının, Libya lideri Muammer Kaddafi’nin Han’ın rehberliğinde nükleer silah üretme amacıyla Libya’da inşa ettirdiği tesisle büyük benzerlik gösterdiğine işaret eden yetkililer buna karşın, BM müfettişlerinin şu an bir pamuk eğirme fabrikası görünümünde olan tesisin herhangi bir zamanda nükleer üretim için kullanıldığına ilişkin bir işarete rastlamadıklarını kaydetti. Yetkililer, tesisin uranyum üretimi için kurulmuş olsa bile bu planlardan daha sonra vazgeçildiğinin anlaşıldığını ifade etti.

İsrail savaş uçaklarının 2007 yılında Suriye’deki plütonyum ürettiğinden şüphelenilen bir reaktörü bombaladığını hatırlatan yetkililer, bina ile Libya’daki tesis arasındaki tesadüfi olması mümkün olmayan benzerliğin, Suriye’nin plütonyumun dışında uranyum yoluyla da atom bombası üretme arayışı içinde bulunduğunu gösterdiğine işaret etti.

Yetkililer, ayrıca UAEK’nın, Han ile Muhiddin İsa adlı Suriyeli bir yetkili arasındaki yazışmaları ortaya çıkardığını söyledi. Muhiddin’in, Pakistan’ın 1998 yılında yaptığı başarılı nükleer denemenin ardından başlattığı yazışmalarda Han’ın laboratuvarını ziyaret etme isteğini dile getirdiği ve bilimsel işbirliği önerisinde bulunduğu belirtildi.

Han 2004 yılında televizyonda yaptığı bir açıklamada, İran, Kuzey Kore ve Libya’ya nükleer silah teknolojisi satılması konusunda çalışmaların bulunduğunu itiraf etmiş, ancak Suriye’den bahsetmemişti. Daha sonra yaptığı açıklamada ise Han, Pakistanlı yetkililerin söz konusu itiraflarda bulunması için kendisine baskı yaptıklarını öne sürmüştü.

SURİYE HÜKÜMETİ SESSİZ
Eski BM müfettişi, Los Angeles Times gazetesinin 2004 tarihli bir haberinde, Suriye hükümetinin Han’ın bu ülkeye en az bir ziyarette bulunduğu konusunda UAEK’yı bilgilendirdiğinin görüldüğünü kaydetti.

Daha sonra Arap Uluslararası Üniversitesi’nde dekan olarak görev yaptığı belirlenen İsa’ya ulaşılamadığı bildirilen haberde, nükleer silah üretme arayışında olduğu iddialarını sürekli olarak reddeden Suriye hükümetinden de henüz konu hakkında bir yorum gelmediği belirtildi. Haberde, UAEK yetkililerinin El Hasakah’daki tesisi ziyaret etmek için Suriye hükümetine yaptığı başvurunun da yanıtsız kaldığı kaydedildi.

(Ajanslar)