Ana Sayfa Blog Sayfa 4950

Ve Berlusconi de gidiyor

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, Papandreu’nun ardından Euro Bölgesindeki borç krizine kurban giden bir başka lider oldu. Parlamentoda çoğunluğu kaybeden Berlusconi, istifasını bir koşula bağladı.

Temsilciler Meclisi’ndeki bütçe oylamasında 630 milletvekilinden 308’i “evet” oyu verdi. Berlusconi hükümeti, böylece 316 milletvekilinin oyunu gerektiren mutlak çoğunluğa ulaşamadı.

Demokrat Parti lideri Pierluigi Bersani, oylama sonucunun hükümetin artık çoğunluğa sahip olmadığını kanıtladığını kaydetti. Muhalefet Berlusconi’nin istifasını istedi.

Başbakan Silvio Berlusconi, oylama sonrası Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano ile bir araya geldi. Görüşme sonrası Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Berlusconi’nin Cumhurbaşkanı’na, Meclis’te gelecek hafta ele alınması planlanan ekonomik istikrar paketinin kabul edilmesinden sonra istifasını sunacağı bildirildi.

Açıklamada, “Bu görev tamamlandıktan sonra Başbakan, istifasını Cumhurbaşkanı’na sunacak. Cumhurbaşkanı Napolitano, istifanın ardından yeni hükümetin kurulması için siyasi gruplarla müzakerelere başlayacak” ifadeleri kullanıldı.

Söz konusu ekonomik istikrar paketinin onaylanmasının günlerce sürebileceği belirtiliyor. Euro Bölgesi liderleri, İtalya’nın dev borç yükünün azaltılması ve büyümenin teşvik edilmesi için acil ekonomik reformlar yapılmasını talep etmişti. (Deutsche Welle Türkçe)

Filistinli Queer aktivist Haneen Maikey İstanbul’da

Filistinli aktivist grup alQaws’ın yöneticisi Haneen Maikey, “Queer Politikalar ve Filistin Mücadelesi: Aktivizmle Geçen On Yılı” başlıklı konuşmasıyla yarın İstanbul’da olacak.

International Resource Network Orta Dogu Masası ve Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği konuşma, 11 Kasım 2011’de saat 19.00’da KADAV’da gerçekleşecek.

Konuşmada Maikey, Filistin’de queer mücadele hareketini tarihsel ve siyasi bağlamı içinde sunacak. Hareketin son on yıldaki kazanımlarını ve yaşanan değişimleri ele alarak günümüzde İsrail’deki eşcinsel milliyetçiliğini ve eşcinsel hakları söyleminin uluslar arası siyasetteki kullanımını, ötekileştirilen Filistinli LGBTQ cemaatin bakış açısından tartışacak.

KADAV, Kamer Hatun Mahallesi, Hamalbaşı Caddesi, No. 22/9, Beyoğlu adresinde bulunuyor.

(Yeşil Gazete)

Bienal için son günler!

 

17 Eylül 2011’de açılan İsimsiz
İstanbul Bienali 13 Kasım’da bitiyor.

Küratörlüğünü Jens Hoffmann & Adriano Pedrosa’nın
yaptığı Bienal,  öncekilere kıyasla üzerinde
en az tartışılan oldu. Bazı eleştirmenler “eleştirilemeyecek
kadar iyi
” deyip fazla bir söz söylemediler. Tophane’de 3 ve 5 nolu Antrepo binalarında gerçekleşen serginin mekan düzenlemesini labirent benzeri bir tasarımla Japon mimar Ryue Nishizawa yaptı.  Küratörler  Bienal’in çıkış noktasını Küba asıllı Amerikalı sanatçı Felix Gonzales Torres’in çalışmaları olarak ilan etti.

İsimsiz ana başlığı altında Soyutlama, Ross, Pasaport, Tarih ve Ateşli Silahla Ölüm alt başlıkları Gonzalez-Torres’in farklı yapıtlarına referans veriyordu.

Basın bülteninde  “Ziyaretçiler sunulan sanat eserleri karşısında sadece sessiz birer
alıcıdan ziyade aktif okuyucular olmaya teşvik ediliyor
” dense de bu pek
çok iş için geçerli değildi. İzleyicinin aktif olması sergilenen alanlardan
“elma almak” olarak anlaşılmış gibiydi.

 

12. İstanbul Bienali hakkında hemen hemen herkes aynı soruyu sordu:
İstanbul’da olmasının ne ayrıcalığı vardı?

 

Alin Taşçıyan yazısında bir iyi bir de kötü haber veriyordu:

İyi haber: Video sayısı çok az! Olanların da süreleri kısa. İzleyemedim, sonunu
getiremedim, bir tur da videolar için atayım diye çırpınmayacaksınız. Vakit
bulamadım, aklım kaldı diye dövünmeyeceksiniz.

Kötü haber: Bienal Milli Kütüphane gibi! Belgeler, kayıtlar, raporlar, notlar, günceler, fotoğraflar, albümler, defterler, raflar dolusu kitap… Çoğu küçük boyutlu! Yok öyle, bir göz atar geçerim kolaylığı! Hepsi de konsantrasyon gerektiriyor! Tek tek okumazsanız ne olduğu anlaşılmayan bir sürü belgeden oluşan işler var! Taa duvar dibine gidip incelemelisiniz fotoğrafları. Borges görme yetisini kaybettikten sonra Milli Kütüphane’nin müdürlüğüne atanmıştı ya… Öyle bir ironi yaşıyorsunuz içeri girince! “ (Alin Taşçıyan, 17 Eylül, Star, http://www.stargazete.com/mobil/guncel/yazar/alin-tasciyan/isimsiz-ama-vefali-istanbul-bienali-haber-382578.mob )

Kuşkusuz en akılda kalan işlerden birisi de Kutluğ Ataman’ın
Forever isimli işi idi.  Ataman bu işinde askeri hastaneden almış
olduğu bir raporu sergiliyordu. Bu raporun alınış tarihi ve Ataman’ın askerlik
yaşı ile ilgili bir iki söz edildi ama genellikle politik dozu yüksek  ve Türkiye şartlarına dair en doğrudan referans veren işlerden birisi olarak zihinlerde kaldı.

Cem Erciyes ’e göre, “Öncekilere
göre politik dozu daha az, ama bireysel hikayeleri ve estetik yanıyla daha güçlü bir Biena
l” olmuştu.

(CemErciyes, 16 Eylül, Radikal, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspxaType=RadikalEklerDetayV3&Date=&ArticleID=1063458&CategoryID=82)

 

Bienal ile ilgili bir önemli detay ise açılış öncesinde düzenlenen basın toplantısı sırasında gerçekleşen protesto idi.  Bienal sponsoru Koç grubunu Vehbi Koç’un 1980
darbesi sonrasında Kenan Evren’e yazdığı mektubu deşifre ederek “darbe
destekleyenler sanatı desteklemesin” şeklinde özetlenebilecek bu protesto üzerinde
yeteri kadar konuşulmadı, bienal düzenleyicileri ise sadece tebessüm ile karşıladı
ve hiçbir şey olmamış gibi davrandı. Kendisi de tartışmalı olan, doğruları
kadar yanlışları da içeren protesto yine de bazı soruların tekrar sorulmasına
yol açtı. Hiç değilse bazı çevrelerde. (http://bianet.org/bianet/sanat/132840-darbe-destekcisinden-sanat-sponsoru-olur-mu )

Eleştirmen Ahu Antmen, “12.
İstanbul Bienali, genç sanatçılarda dahi deneyselliğin değil estetik kaygının
ve yetkinliğin hissedildiği ‘izleyici dostu’ bir büyük sergi. Tam da bu nedenle
fazla muhafazakâr müze sergisi atmosferinden kurtulamamış. Fazla dingin ve
heyecandan yoksun”
olarak tanımladığı Bienal için herkese gibi  “…Başka
bir deyişle, bienalin
İstanbul’da olup olmaması; yerel sorunlarla uğraşıp uğraşmaması o kadar önem taşımıyor. Bu coğrafyaya dair göndermeler, metaforlar yok mu, var, ama belirleyici bir ağırlık taşımıyor. Yapıtın bağlamıyla kurduğu ilişkiden çok, izleyiciyle kurduğu teke tek özel ilişki, sanatçının kendi dünyasına dair mesajlar ön plana çıkıyor. Aslında bu da bizi, bienalin çıkış noktasını oluşturan Küba asıllı Amerikalı sanatçı Felix Gonzalez-Torres’e getiriyor. Genç sanatçılarda dahi deneyselliğin değil estetik kaygının ve yetkinliğin
hissedildiği bu ‘izleyici dostu’ bienalde, el kitabıyla birlikte gezerseniz
küratörlerin sanatçılarla yaptığı söyleşiler aracılığıyla kafanız karışmadan
yapıtları algılayacak, yolunuzu hiç sıkılmadan bulacak, hiç yorulmadan
gezeceksiniz. ‘İsimsiz’ bienalin amacı da galiba zaten bu: Gombrich’in
deyimiyle, ‘izleyicinin kendi payına düşen’e, yani izleyicinin düşünsel
pratiğine ve yorumuna yer açmak. On ikinci bienal, işte tam da bunu mümkün
kılan sade, dingin, beyaz bir labirent
.” diyor. ( Ahu Antmen, 22 Eylül,
Radikal, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1064037&Date=22.09.2011&CategoryID=82 )

Hasan Bülent Kahraman, “bugünkü sanat,
sanki sanat-güzellik, sanat-lezzet ilişkisi yasakmış veya ayıpmış gibi işin bu
yanını saklarken, gizler, ezer ve öldürürken İB 2011, hiç çekinmeden, çok
rahatsız edici, iğneleyici onca yapıtın yanında son derecede haz veren birçok
işi de bir araya getirmiş
. “ derken İsimsiz
başlığını problemli buluyor ama yine de “Karşımızda
etkileyici, önemli, yaratıcı, düşündürücü bir sergi var. Görmemek ayıp!

diye bitiriyor eleştirisini.  (Hasan Bülent Kahraman, 25
Eylül, Sabah, http://www.sabah.com.tr/Pazar/Yazarlar/kahraman/2011/09/25/bienal-2011-sanat-politika-haz )

Milliyet Sanat Dergisinde isimsiz çıkan bir eleştiride ise, “Türkiye’nin çağdaş sanat alanında düzenlenen en kapsamlı, yenilikçi, heyecan verici, tüm dünyadan sanat izleyicisinin de ajandasında yer alan 12. İstanbul Bienali sanatseverleri bekliyor” derken Bienal’e abartılı bir övgü vardı. (http://sanat.milliyet.com.tr/bu-yilki-bienal-tarihin-en-iyisi/etkinlikler/haberdetay/17.09.2011/1439627/default.ht ref=haberici )

Bienal için öneli yeniliklerden birisi, CinFikir Dijital
Medya tarafından hazırlanan iPad aplikasyonu idi.  iBienal isimli aplikasyonda bienalin tüm detaylarının yanı sıra solo ve karma sergilerde yer alan 30 sanatçının
bilgileri ve çalışmaları yer alıyor, Bienalle eş zamanlı açılan galeri ve
müzelerindeki sergilere de geniş yer veriliyordu.

Bienalden elimizde kalan somut malzeme ise  İstanbul’u
Hatırlamak
kitabı idi. 12. İstanbul Bienali’nin sergi öncesinde
gerçekleştirdiği etkinliklerden ilki olan İstanbul’u Hatırlamak konferansının
tartıştığı konuları, bu konferansı izleyemeyen ve İstanbul Bienali’ni daha yakından
tanımak isteyen bir kitleyle paylaşmak amacıyla hazırlandı. Daha önceki 11
bienalin küratörleri ve dört sanatçının değerlendirmelerini içeren kitap, bu
sergiler serisini bir bütün olarak görebilmeyi mümkün kılıyor. 12.İstanbul
Bienali küratörleri Jens Hoffmann ve Adriano Pedrosa’nın editörlüğüyle
gerçekleşen 276 sayfalık, renkli yayının koordinatörlüğünü Pelin Derviş ve
tasarımını Stripe’tan Jon Sueda üstlendi.

Diğer Bienallerde olduğu gibi yine bir el kitabı ve bir
katalog hazırlandı. 432 sayfalık, renkli Bienal El Kitabı, bienal
küratörleri tarafından katılımcı sanatçılarla yapılan röportajlar, bienal
küratörlerinin grup sergileri için hazırladığı tanıtıcı metinler ve
sanatçıların işlerinden seçme görselleri içeriyor. Editörlüğünü Jens Hoffmann
ve Adriano Pedrosa’nın, yayın koordinatörlüğünü Pelin Derviş’in yaptığı ve
tasarımını Stripe’tan Jon Sueda’nın gerçekleştirdiği El Kitabı‘nda sergi
yerleşim planı, paralel etkinlikler programı ve bienal projeleri ile ilgili
ayrıntılı bilgiler de yer alıyor. Editörlüğünü Jens Hoffmann ve Adriano
Pedrosa’nın, yayın koordinatörlüğünü Pelin Derviş’in ve tasarımını Stripe’tan
Jon Sueda’nın gerçekleştirdiği Katalog ise  sergide yer alan yapıtları ve sanatçıları
izleyicilere daha kapsamlı bir şekilde tanıtmak amacıyla hazırlandı. Katalogda
Jens Hoffmann ve Adriano Pedrosa, Jessica Morgan, Julieta Gonzáles, João Ribas,
Chus Martinez ve Aykut Köksal’ın, İsimsiz (12. İstanbul Bienali),
2011’in kavramsal çerçevesi dahilindeki makalelerinin yanı sıra, katılımcı
sanatçıların yapıtlarının Bienal mekanında gerçekleştirilmiş fotoğraf çekimleri
de yer alıyor. (http://12b.iksv.org/tr/index.asp)

 

Bienal sırasında ilan edilen 130 paralel etkinlik oldu. Çoğu özel
galeri ve müzelerin açmış olduğu sergilerdi. Aslında Bienal ile ilişkisi olsun
olmasın bu tarih aralığındaki tüm etkinlikler, sanki  ajanda zengin görünsün diye, Bienal’e eklemlenmişti. Yine de ne var ne yok diye merak edenler için yararlı bir liste
olmuştu. Bu etkinlikler arasında belki en az ilgi çeken ama en çok ilgiyi hak
eden Serge Spitzer’in  hazırladığı  Molecular
isimli yerleştirme idi. Hasköy Caddesi, Azizi Sokak’da
bulunan eski Mayor Sinagogu gerçekten görülmeye değer. “Tarifsiz bir deneyim”
demek, abartılı olmaz.  Anlaşıldığı
kadarı ile,  bir aksilik olmazsa,  bulunduğu yerden kaldırılmayacak olan bir
yerleştirme. İleriki günlerde vakit bulanlara mutlaka önerilir. (www.4129istanbul.org)

 

Uzun sözün kısası, şehire Bienal gelmiş, kaçırmak olmaz!
Biletler fazla pahalı değil, mekanlar biribirine çok yakın, gezmek de hiç
sıkıcı değil. Okunacak çok malzeme var. İki işin arasına sıkışmasa, “geçerken
uğrayalım” denmese,  iyi olur. Yine de “ne görsek kardır” diyenlere 12. Uluslar arası İstanbul Bienalinin önümüzdeki Pazar günü sona ereceğini hatırlatır, son günleri değerlendirmelerini öneririz.

Van’da 5,6’lık deprem: 25 bina yıkıldı, 7 kişi öldü

Güncelleme (10:10)

Dün akşam saat 21.23’te merkez üssü Van’ın Edremit ilçesi olan 5,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Depremde aralarında iki otel ile dershanenin olduğu 25 binanın yıkıldığı, binalardan 22’sinin boş olduğu bildirildi.

Yıkılan Bayram Otel ve Aslan Otel’in dolu olduğu, aralarında iki DHA muhabiri ve gazetecilerin de bulunduğu 100’den fazla kişinin enkaz altında bulunduğu belirtilmişti. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), son açıklamasında enkazdan 25 kişinin yaralı kurtarıldığını, 7 kişinin ise öldüğünü bildirdi.

Cihan Haber Ajansı muhabirleri yıkılan otelden son anda çıkıp kurtulurken canlı yayın araçları enkaz altında kaldı.

Bu arada, kent merkezindeki bazı kerpiç binaların da depremin ardından yıkıldığı görüldü.

Ekiplerin alana sevk edildiği ifade edilerek, bölgedeki gelişmelerin yakından takip edildiği bildirildi.

5,6 büyüklüğündeki depremin ardından, 4,5 büyüklüğünde bir sarsıntı daha oldu. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Merkezinden alınan bilgiye göre, saat 21.30’da merkez üssü Van’ın Edremit ilçesi olan 4,5 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geldi. (Ajanslar)

Almanya Anayasa Mahkemesi: %5 baraj fırsat eşitliğine aykırı

0

Almanya’da Federal Anayasa Mahkemesi bugün verdiği bir kararla Almanya’nın 2009 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde uyguladığı %5 seçim barajının anayasaya aykırı olduğuna hükmetti.

Karlsruhe’de bulunan Almanya Anayasa Mahkemesi’nin İkinci Dairesi tarafından verilen karara göre Almanya’nın uyguladığı baraj eşit oy verme hakkı ve siyasi partiler arasındaki fırsat eşitliği ilkelerine aykırı.

Karara göre %5 baraj Almanya Anayasası’nın AP seçimleriyle ilgili maddelerine aykırı bulunsa da 2009 seçimlerinin sonuçları geçerli sayılıyor.

Bu kararın AP seçimlerinde baraj üygulayan diğer AB ülkelerini ve baraj konusundaki diğer mahkeme kararlarını nasıl etkileyeceği merak konusu.

GreensEP ve EUobserver’dan derlenmiştir.

(Yeşil Gazete)

Vegan tutuklu Osman Evcan açlık grevinin 5. gününde

Vegan tutuklu Osman Evcani açlık grevinin 5. gününe girdi.

Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 1992 yılından beri tutuklu olarak bulunan ve 8 yıldır vegan olan Osman Evcan, cezaevi yönetimi tarafından kendisine sağlıklı ve temiz vegan yemek sağlanmamasını, iletişim, muayene ve tedavi hakkının engellenmesini protesto etmek adına başlattığı süresiz açlık grevine devam ediyor.

Osman’a Vegan Yemek Kampanyası tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Osman Evcan, etik ve politik sebeplerden dolayı hiçbir hayvansal ürün (et, süt ürünleri, yumurta, bal) yememekte, tüketmemektedir. Osman’ın bitkisel kaynaklı talep ettiği beslenme şekli cezaevi yönetimi tarafından uzun süredir düzenli olarak karşılanmamakta, ciddiye alınmamaktadır. Osman yazdığı mektupta, kendisine verilen yemeklerin hijyenik koşullarda yapılmadığını, yemek kaplarında yapışkan kimyasallar bulduğunu dile getirmiştir. Bunlardan dolayı Osman rahatsızlanmış, ama kendisinin doktorla görüşme isteği ise kabul edilmemiştir.

Osman’ın cezaevinde yaşadığı sorunları ifşa etmek ve Osman’la dayanışmak için, Eylül ayında, internet üzerinden “Osman’a Vegan Yemek” adlı bir kampanya başlatıldı. Kampanyanın ilk ayında üç yüzü aşkın imza toplanıp, onlarca destek mesajı alındı ve bu imzalar ve mesajlar, hem Osman’a, hem de cezaevine iletildi. Bu kampanya ile ilgili detaylara osmanayemek.tumblr.com adresinden ulaşılabilinir.

Her insanın vegan yiyeceğe ulaşma hakkı vardır ve beslenme, insanın temel haklarından biridir. Bu hak, Osman Evcan’a cezaevi yönetimi tarafından sağlanmamakta, ayrıca taleplerinden ötürü kötü muameleye maruz kalmaktadır. Osman’a Vegan Yemek Kampanyası’nı yürütenler olarak, temel insan haklarından biri olan beslenme, iletişim ve sağlığa erişim hakkının, Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi yönetimi tarafından, Osman Evcan’a sağlanmasını talep ediyoruz.”

Asiye Evcan: “Sadece su alıyor.”

Konuyla ilgili olarak önceki gün Osman Evcan’ın kızkardeşi Asiye Evcan da şu açıklamayı yapmıştı.

“Samsun’dan merhabalar..! Ben vegan Osman Evcan’ın kızkardeşiyim. Öncelikle bu dayanışmada bizi yalnız bırakmayan ve emeği geçen siz saygıdeğer ve değerli ülkemin bu güzel insanlarına, tüm duyarlı paylaşımcı arkadaşlara, canlara,dostlara ben ailem ve vegan olan abim Osman Evcan adına teşekkürlerimi iletmek dileğiyle saygıyla selamlıyorum..!

Evet canlar..! 3 Kasım’da ben, annem, yurtdışından gelen büyük abimizle birlikte Kırıkkale’de bayram açık görüşü yaptık. Bundan Osman abim çok mutlu oldu. Konuşma esnasında 4 Kasım cuma günü süresiz açlık grevine gideceğini söyledi. Bununda başka bir yolu olmadığını belirtti. Hiçbir sorunu çözülmemiş. Sağlık sorunları olduğunu kendisinde (hemoroid) bulunduğunu bunun zaman zaman kanama yaptığını, doktorun çözümün kesin ameliyatlık durumun sözkonusu olduğunu belirttiği halde buna imkan verilmediğini açık görüş esnasında söyledi. Evet bugün bayramın birinci günü. Telefon görüşmemiz de bugüne denk geldi. Az önce kendisiyle telefonda görüştüğüm de bugünde dahil olmak üzere açlık grevinin 3. günün de olduğunu, sadece su aldığını, şeker kullanmadığını belirtti. Süresiz açlık grevi olduğundan bu durumu sizlerin ilgili olan tüm yerlere kurum ve kuruluşlara bildirmenizi söyledi. Herşey için teşekkürlerimizi iletir, iyi bayramlar dileriz. ”

Melda Onur: “Osman Evcan’a psikoloji baskı var.”

Öte yandan CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, 27 Eylül 2011 tarihinde cezaevi koşullarına dair verdiği yazılı soru önergesinde, Osman Evcan’ın durumunu Adalet Bakanı’na sormuştu. Onur’un yazılı soru önergesine Adalet Bakanlığı’ndan hala cevap verilmedi. 14 Ekim 2011 tarihinde, Osman Evcan’a ziyaret eden ve cezaevi yönetimiyle görüşen Onur “Evcan belli bir felsefeye, belli bir etiğe dayalı bir yaşam stili benimsemiş. Bu yaşam stilinin benimsenmesini istiyor. Kendisine karşı bir psikolojik baskı var. Bunun işkenceye dönüştürülmemesini istiyor. Bunlar cezaevindeki sağlık koşulları, dilekçe, doktora ulaşabilme ve beslenmeye dönük talepler.” diye açıklamada bulunmuştu.

(Yeşil Gazete)

KCK tutuklamalarındaki ikinci Büşra – Pınar Öğünç

Ne garip günler… Bir süredir mesaimiz absürd’lük cımbızlamak. Şu iddinamede böyle denmiş, artık şu da suç olmuş, şu suçun delili de buymuş. ‘Soğuk Savaş’ dönemindeki kızıl paranoyaya benziyor biraz. Defterine orak çekiç çizen öğrencinin, evinde Lenin için kadeh kaldıran iki arkadaşın tutuklandığı, bıyığı yüzünden hayatı kayanların dönemi. Ajan oldukları şüphesiyle Sovyet yönünden gelen kuşların imha edildiği zaman. Evet, burası Türkiye’ydi.

TMK çerçevesinde yürütülen soruşturmalar acıklı bir biçimde o günleri hatırlatıyor. Birkaç örgüte birden üyelikle suçlananlar, olmayan örgüt üyeliğiyle itham edilenler, KCK kapsamında bir örgüt üyeliğinden ifadesi alınırken sadece yazdığı kitaplar sorulananlar… Evet, burası da Türkiye, sene 2011.

Devamı > Radikal, 4 Kasım 2011

Büşra özgür, biz tutsağız! – Kıvanç Eliaçık

Sevgili Büşra,

Hiçbir şey iktidarı karşımıza almak kadar özgürleştirici olamaz.

Şimdi sen özgürsün, biz hala tutsağız.

Çünkü iktidarı karşına aldın. Bunun bir oyun olmadığını biliyordun ama yine de eğleniyordun.

Senin kadar özgür olmak için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız.

Mesela bir ‘sigara içilmez’ levhası bulup altında tüttürmeliyiz. Ya da Galata Kulesi’nin dibinde bir bira açmalıyız.

Bayrak törenini ekmeli, makyaj yapıp Onur Yürüyüşü’ne katılmalıyız.

Arananlar listesini bulup ismi yazan herkesin kapısını tek tek çalmalıyız.

Nöbetçi eczaneyi bulup kalfayı utandıracak bir ilaç sormalıyız. Emniyetin duvarına Festus Okey resmi çizmeliyiz.

Cumartesi insanlarıyla arkadaş olmalı, yasaklı bir şarkıyı cep telefonu melodisi yapmalıyız.

Deprem yardımlarını Sarmaşık Derneği’ne, organik sebzeleri Osman Evcan’a göndermeliyiz.

Yaşlı erkeklere “sus artık” demeliyiz.

Ancak o zaman senin kadar özgür olabiliriz.

Peki, biz bunları niye yapacağız?

Rosa Parks otobüste istediği yere otursun diye,

Anna Frank günlüğüne çocukça şeyler yazsın diye,

Kimse ölmesin, öldürmesin diye yapacağız.

Merak etme, seni içeride fazla yalnız bırakmayacağız…

 

(Büşra Beste Önder (20), aralarında Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu’nun da bulunduğu 44 kişiyle beraber tutuklandı…)

Kıvanç Eliaçık – www.demokrathaber.net

Fransa’da Yeşiller Hollande’dan desteği çekebilir

Eva Joly ve François Hollande

Fransa’da Sosyalist Parti’nin cumhurbaşkanı adayı François Hollande’nin, seçilmesi halinde Flamanville nükleer santralinin yapımına devam edileceğini söylemesi taşları yerinden oynatabilir.

Hollande’ın dün akşam yaptığı konuşmada yapımı süren Flamanville EPR (üçüncü nesil nükleer santral) inşaatının devam edeceğini açıklaması Yeşiller’le Sosyalistler arasındaki ipleri gerdi.

Hollande,  kendisinin de nükleer enerjinin Fransa’nın enerji üretimindeki payının çok yüksek olduğunu ve enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi gerektiğini düşündüğünü, ancak gerekli güvenlik tedbirlerine uyulması halinde EPR inşaatının sürebileceğini söyledi.

Bunun üzerine Yeşiller-Avrupa Ekoloji Partisi’nin (EE-LV) cumhurbaşkanı adayı Eva Joly “Eğer Hollande EPR’ye dur demeyecekse, anlaşma olmayacak” açıklamasını yaptı. EE-LV sekreteri Cecile Duflot da geçen hafta eğer Flamanville’de ısrar ederlerse, Sosyalistlerle uzlaşma şanslarının olmadığını söylemişti.

Liberation’dan ve sosyal medyadan derlenmiştir.

(Yeşil Gazete)

Keystone XL boru hattına karşı 12 bin kişi Beyaz Saray’ı kuşattı

ABD’nin başkenti Washington’da önceki gün Keystone XL petrol boru hattına karşı büyük bir eylem daha gerçekleşti. 12 binden fazla gösterici 2012’de yapılacak olan başkanlık seçimlerinden tam bir yıl önce, 6 Kasım günü Beyaz Saray’ı kuşattı.

Ellerinde “Stop Keystone XL (Keystone XL’i Durdur)” yazılı boru hattını temsil eden uzun siyah bir balonla Beyaz Saray’ı kuşatan göstericiler Başkan Obama’ya, Kanada’dan ABD’ye zift petrolleri taşıyacak olan Keystone XL boru hattının yapımının durdurulması çağrısı yaptı.

Bill McKibben öncülüğünde daha önce de Beyaz Saray önünde sürekli oturma eylemi yapan gruptan 1200’den fazla kişi tutuklanmıştı. Önceki günkü eylemde toplanan kalabalık Beyaz Saray’ı üç kez kuşatacak kadar kalabalıktı.

Kanada’nın Alberta eyaletinde çıkarılan zift petrollerini Teksas’daki rafinerilere taşıyacak olan 2350 kilometre uzunluğundaki Keystone XL petrol boru hattı inşa edilirse, zift petrollerinin kullanımı kolaylaşacak.İklimbilimci James Hansen bu durumda atmosferdeki karbon dioksit miktarının 500 ppm’i aşmasının garanti edileceğini hesaplamıştı.

(Yeşil Gazete)