Kültür-Sanat

Bienal için son günler!

0

 

17 Eylül 2011’de açılan İsimsiz
İstanbul Bienali 13 Kasım’da bitiyor.

Küratörlüğünü Jens Hoffmann & Adriano Pedrosa’nın
yaptığı Bienal,  öncekilere kıyasla üzerinde
en az tartışılan oldu. Bazı eleştirmenler “eleştirilemeyecek
kadar iyi
” deyip fazla bir söz söylemediler. Tophane’de 3 ve 5 nolu Antrepo binalarında gerçekleşen serginin mekan düzenlemesini labirent benzeri bir tasarımla Japon mimar Ryue Nishizawa yaptı.  Küratörler  Bienal’in çıkış noktasını Küba asıllı Amerikalı sanatçı Felix Gonzales Torres’in çalışmaları olarak ilan etti.

İsimsiz ana başlığı altında Soyutlama, Ross, Pasaport, Tarih ve Ateşli Silahla Ölüm alt başlıkları Gonzalez-Torres’in farklı yapıtlarına referans veriyordu.

Basın bülteninde  “Ziyaretçiler sunulan sanat eserleri karşısında sadece sessiz birer
alıcıdan ziyade aktif okuyucular olmaya teşvik ediliyor
” dense de bu pek
çok iş için geçerli değildi. İzleyicinin aktif olması sergilenen alanlardan
“elma almak” olarak anlaşılmış gibiydi.

 

12. İstanbul Bienali hakkında hemen hemen herkes aynı soruyu sordu:
İstanbul’da olmasının ne ayrıcalığı vardı?

 

Alin Taşçıyan yazısında bir iyi bir de kötü haber veriyordu:

İyi haber: Video sayısı çok az! Olanların da süreleri kısa. İzleyemedim, sonunu
getiremedim, bir tur da videolar için atayım diye çırpınmayacaksınız. Vakit
bulamadım, aklım kaldı diye dövünmeyeceksiniz.

Kötü haber: Bienal Milli Kütüphane gibi! Belgeler, kayıtlar, raporlar, notlar, günceler, fotoğraflar, albümler, defterler, raflar dolusu kitap… Çoğu küçük boyutlu! Yok öyle, bir göz atar geçerim kolaylığı! Hepsi de konsantrasyon gerektiriyor! Tek tek okumazsanız ne olduğu anlaşılmayan bir sürü belgeden oluşan işler var! Taa duvar dibine gidip incelemelisiniz fotoğrafları. Borges görme yetisini kaybettikten sonra Milli Kütüphane’nin müdürlüğüne atanmıştı ya… Öyle bir ironi yaşıyorsunuz içeri girince! “ (Alin Taşçıyan, 17 Eylül, Star, http://www.stargazete.com/mobil/guncel/yazar/alin-tasciyan/isimsiz-ama-vefali-istanbul-bienali-haber-382578.mob )

Kuşkusuz en akılda kalan işlerden birisi de Kutluğ Ataman’ın
Forever isimli işi idi.  Ataman bu işinde askeri hastaneden almış
olduğu bir raporu sergiliyordu. Bu raporun alınış tarihi ve Ataman’ın askerlik
yaşı ile ilgili bir iki söz edildi ama genellikle politik dozu yüksek  ve Türkiye şartlarına dair en doğrudan referans veren işlerden birisi olarak zihinlerde kaldı.

Cem Erciyes ’e göre, “Öncekilere
göre politik dozu daha az, ama bireysel hikayeleri ve estetik yanıyla daha güçlü bir Biena
l” olmuştu.

(CemErciyes, 16 Eylül, Radikal, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspxaType=RadikalEklerDetayV3&Date=&ArticleID=1063458&CategoryID=82)

 

Bienal ile ilgili bir önemli detay ise açılış öncesinde düzenlenen basın toplantısı sırasında gerçekleşen protesto idi.  Bienal sponsoru Koç grubunu Vehbi Koç’un 1980
darbesi sonrasında Kenan Evren’e yazdığı mektubu deşifre ederek “darbe
destekleyenler sanatı desteklemesin” şeklinde özetlenebilecek bu protesto üzerinde
yeteri kadar konuşulmadı, bienal düzenleyicileri ise sadece tebessüm ile karşıladı
ve hiçbir şey olmamış gibi davrandı. Kendisi de tartışmalı olan, doğruları
kadar yanlışları da içeren protesto yine de bazı soruların tekrar sorulmasına
yol açtı. Hiç değilse bazı çevrelerde. (http://bianet.org/bianet/sanat/132840-darbe-destekcisinden-sanat-sponsoru-olur-mu )

Eleştirmen Ahu Antmen, “12.
İstanbul Bienali, genç sanatçılarda dahi deneyselliğin değil estetik kaygının
ve yetkinliğin hissedildiği ‘izleyici dostu’ bir büyük sergi. Tam da bu nedenle
fazla muhafazakâr müze sergisi atmosferinden kurtulamamış. Fazla dingin ve
heyecandan yoksun”
olarak tanımladığı Bienal için herkese gibi  “…Başka
bir deyişle, bienalin
İstanbul’da olup olmaması; yerel sorunlarla uğraşıp uğraşmaması o kadar önem taşımıyor. Bu coğrafyaya dair göndermeler, metaforlar yok mu, var, ama belirleyici bir ağırlık taşımıyor. Yapıtın bağlamıyla kurduğu ilişkiden çok, izleyiciyle kurduğu teke tek özel ilişki, sanatçının kendi dünyasına dair mesajlar ön plana çıkıyor. Aslında bu da bizi, bienalin çıkış noktasını oluşturan Küba asıllı Amerikalı sanatçı Felix Gonzalez-Torres’e getiriyor. Genç sanatçılarda dahi deneyselliğin değil estetik kaygının ve yetkinliğin
hissedildiği bu ‘izleyici dostu’ bienalde, el kitabıyla birlikte gezerseniz
küratörlerin sanatçılarla yaptığı söyleşiler aracılığıyla kafanız karışmadan
yapıtları algılayacak, yolunuzu hiç sıkılmadan bulacak, hiç yorulmadan
gezeceksiniz. ‘İsimsiz’ bienalin amacı da galiba zaten bu: Gombrich’in
deyimiyle, ‘izleyicinin kendi payına düşen’e, yani izleyicinin düşünsel
pratiğine ve yorumuna yer açmak. On ikinci bienal, işte tam da bunu mümkün
kılan sade, dingin, beyaz bir labirent
.” diyor. ( Ahu Antmen, 22 Eylül,
Radikal, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1064037&Date=22.09.2011&CategoryID=82 )

Hasan Bülent Kahraman, “bugünkü sanat,
sanki sanat-güzellik, sanat-lezzet ilişkisi yasakmış veya ayıpmış gibi işin bu
yanını saklarken, gizler, ezer ve öldürürken İB 2011, hiç çekinmeden, çok
rahatsız edici, iğneleyici onca yapıtın yanında son derecede haz veren birçok
işi de bir araya getirmiş
. “ derken İsimsiz
başlığını problemli buluyor ama yine de “Karşımızda
etkileyici, önemli, yaratıcı, düşündürücü bir sergi var. Görmemek ayıp!

diye bitiriyor eleştirisini.  (Hasan Bülent Kahraman, 25
Eylül, Sabah, http://www.sabah.com.tr/Pazar/Yazarlar/kahraman/2011/09/25/bienal-2011-sanat-politika-haz )

Milliyet Sanat Dergisinde isimsiz çıkan bir eleştiride ise, “Türkiye’nin çağdaş sanat alanında düzenlenen en kapsamlı, yenilikçi, heyecan verici, tüm dünyadan sanat izleyicisinin de ajandasında yer alan 12. İstanbul Bienali sanatseverleri bekliyor” derken Bienal’e abartılı bir övgü vardı. (http://sanat.milliyet.com.tr/bu-yilki-bienal-tarihin-en-iyisi/etkinlikler/haberdetay/17.09.2011/1439627/default.ht ref=haberici )

Bienal için öneli yeniliklerden birisi, CinFikir Dijital
Medya tarafından hazırlanan iPad aplikasyonu idi.  iBienal isimli aplikasyonda bienalin tüm detaylarının yanı sıra solo ve karma sergilerde yer alan 30 sanatçının
bilgileri ve çalışmaları yer alıyor, Bienalle eş zamanlı açılan galeri ve
müzelerindeki sergilere de geniş yer veriliyordu.

Bienalden elimizde kalan somut malzeme ise  İstanbul’u
Hatırlamak
kitabı idi. 12. İstanbul Bienali’nin sergi öncesinde
gerçekleştirdiği etkinliklerden ilki olan İstanbul’u Hatırlamak konferansının
tartıştığı konuları, bu konferansı izleyemeyen ve İstanbul Bienali’ni daha yakından
tanımak isteyen bir kitleyle paylaşmak amacıyla hazırlandı. Daha önceki 11
bienalin küratörleri ve dört sanatçının değerlendirmelerini içeren kitap, bu
sergiler serisini bir bütün olarak görebilmeyi mümkün kılıyor. 12.İstanbul
Bienali küratörleri Jens Hoffmann ve Adriano Pedrosa’nın editörlüğüyle
gerçekleşen 276 sayfalık, renkli yayının koordinatörlüğünü Pelin Derviş ve
tasarımını Stripe’tan Jon Sueda üstlendi.

Diğer Bienallerde olduğu gibi yine bir el kitabı ve bir
katalog hazırlandı. 432 sayfalık, renkli Bienal El Kitabı, bienal
küratörleri tarafından katılımcı sanatçılarla yapılan röportajlar, bienal
küratörlerinin grup sergileri için hazırladığı tanıtıcı metinler ve
sanatçıların işlerinden seçme görselleri içeriyor. Editörlüğünü Jens Hoffmann
ve Adriano Pedrosa’nın, yayın koordinatörlüğünü Pelin Derviş’in yaptığı ve
tasarımını Stripe’tan Jon Sueda’nın gerçekleştirdiği El Kitabı‘nda sergi
yerleşim planı, paralel etkinlikler programı ve bienal projeleri ile ilgili
ayrıntılı bilgiler de yer alıyor. Editörlüğünü Jens Hoffmann ve Adriano
Pedrosa’nın, yayın koordinatörlüğünü Pelin Derviş’in ve tasarımını Stripe’tan
Jon Sueda’nın gerçekleştirdiği Katalog ise  sergide yer alan yapıtları ve sanatçıları
izleyicilere daha kapsamlı bir şekilde tanıtmak amacıyla hazırlandı. Katalogda
Jens Hoffmann ve Adriano Pedrosa, Jessica Morgan, Julieta Gonzáles, João Ribas,
Chus Martinez ve Aykut Köksal’ın, İsimsiz (12. İstanbul Bienali),
2011’in kavramsal çerçevesi dahilindeki makalelerinin yanı sıra, katılımcı
sanatçıların yapıtlarının Bienal mekanında gerçekleştirilmiş fotoğraf çekimleri
de yer alıyor. (http://12b.iksv.org/tr/index.asp)

 

Bienal sırasında ilan edilen 130 paralel etkinlik oldu. Çoğu özel
galeri ve müzelerin açmış olduğu sergilerdi. Aslında Bienal ile ilişkisi olsun
olmasın bu tarih aralığındaki tüm etkinlikler, sanki  ajanda zengin görünsün diye, Bienal’e eklemlenmişti. Yine de ne var ne yok diye merak edenler için yararlı bir liste
olmuştu. Bu etkinlikler arasında belki en az ilgi çeken ama en çok ilgiyi hak
eden Serge Spitzer’in  hazırladığı  Molecular
isimli yerleştirme idi. Hasköy Caddesi, Azizi Sokak’da
bulunan eski Mayor Sinagogu gerçekten görülmeye değer. “Tarifsiz bir deneyim”
demek, abartılı olmaz.  Anlaşıldığı
kadarı ile,  bir aksilik olmazsa,  bulunduğu yerden kaldırılmayacak olan bir
yerleştirme. İleriki günlerde vakit bulanlara mutlaka önerilir. (www.4129istanbul.org)

 

Uzun sözün kısası, şehire Bienal gelmiş, kaçırmak olmaz!
Biletler fazla pahalı değil, mekanlar biribirine çok yakın, gezmek de hiç
sıkıcı değil. Okunacak çok malzeme var. İki işin arasına sıkışmasa, “geçerken
uğrayalım” denmese,  iyi olur. Yine de “ne görsek kardır” diyenlere 12. Uluslar arası İstanbul Bienalinin önümüzdeki Pazar günü sona ereceğini hatırlatır, son günleri değerlendirmelerini öneririz.

Kategori: Kültür-Sanat

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.