Ana Sayfa Blog Sayfa 4948

Keystone XL’de aktivistlerin büyük zaferi: Petrol boru hattı yapılmıyor

ABD Başkanı Barack Obama, Keystone XL petrol boru hattı için karar sürecini 2012 seçimlerinin sonrasına bıraktı.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı, dün yaptığı açıklamada Kanada’nın Alberta eyaletinde çıkarılan zift petrollerini (tar sands) Texas’daki rafinerilere taşımak için inşa edilmesi düşünülen 2350 kilometre uzunluğundaki petrol boru hattı için yeni rota araştırılacağını, bu işlemin de en erken 2013 başlarında yapılabileceğini duyurdu. Bu açıklama, Obama seçim öncesinde böyle bir risk almak istemediği için kararın 6 Kasım 2012’de yapılacak olan başkanlık seçimlerinden sonraya bırakıldığı anlamına geliyor.

Rauters haber ajansı, kararın, petrol boru hattında taşınacak petrolün kullanılmasının yaratacağı sera gazı emisyonunun iklim değişikliğini hızlandıracak olması nedeniyle Keystone XL‘e karşı aylardır kampanya yürüten çevrecilerin zaferi olduğu yorumunu yaptı. Dışişleri Bakanlığı, daha önceki açıklamasında bu yıl sonuna kadar kararın açıklanacağını söylemişti. Reuters’a göre yorumcular bu erteleme kararının fiilen boru hattının hiçbir zaman yapılamaması anlamına gelebileceğini söylüyorlar.

Bill McKibben: “Biz kazandık, siz kazandınız”

Bill McKibben eylem sırasında konuşurken

Keystone XL’e karşı yürütülen “Tar Sands Action” kampanyasının öncüsü yazar, aktivist Bill McKibben kararın ardından yazdığı mektupta bu kararın aktivistlerin zaferi olduğunu söyledi. Bill McKibben, “biz kazandık, siz kazandınız” diye başlayan mektubunda şöyle diyor:

“Karşısında aylardır mücadele ettiğimiz Keystone XL petrol boru hattı sonunda etkili bir biçimde ortadan kaldırıldı. Başkan Keystone XL’i net bir şekilde reddetmedi, ama boru hattının tekrar değerlendirilmesi kararının 2013’e bırakıldığını açıkladı. Analistlerin çoğu aynı fikirde: Keystone XL asla yapılamayacak!

Başkan kararında yeniden değerlendirme ihtiyacı yaratan nedenler arasında boru hattının rotasının yanı sıra net bir şekilde iklim değişikliğine değindi. Dürüst bir inceleme, yeryüzünün en büyük karbon havuzunun tıpasını açmaya yardım edecek bir boru hattının hiçbir çevresel sınavı geçemeyeceğini kabul edecektir.

Bu zaferin ne kadar zayıf bir ihtimalin gerçekleşmesi olduğunu iyi anlamamız gerekiyor. Bir ay önce enerji sektörü içinde yapılan gizli bir anket, bütün herkesin yıl sonuna kadar olumlu karar çıkmasını beklediğini göstermişti. Olup bitmiş gibi görünen bir karar hiç beklenmedik bir şekilde engellendi. Hareketimiz iklim değişikliğine karşı sesini güçlü bir biçimde çıkardı ve Başkan Obama yanıt verdi.”

Bill McKibben mektubunda Başkan Obama‘ya, ama daha da çok hareketin başarıya ulaşmasını sağlayan  aktivistlere teşekkür ediyor. McKibben’a göre bu zafer, mücadelenin asıl şimdi başladığını gösteriyor.

Obama’ya çevrecilerin desteği artabilir

Zift petrollerini Kanada’dan ABD’ye taşıması planlanan petrol boru hattı 7 milyar dolara mal olacak ve Kanadalı TransCanada şirketi tarafından inşa edilecekti. Dünyanın en önemli iklim bilimcilerinden James Hansen, Keystone XL’in inşa edilmesi halinde atmosferdeki karbon dioksit miktarının 500 ppm’e çıkmasının garanti edileceğini açıklamıştı. 350 hareketinin de kurucusu olan Bill McKibben ve arkadaşlarınıın öncülüğünde başlayan eylemlerde Beyaz Saray önünde haftalar süren bir oturma eylemi yapılmış ve aralarında Bill McKibben ve James Hansen’in de olduğu 1200’den fazla kişi tutuklanmıştı.

Son eylem geçen Pazar günü yapılmış, 12 bin kişi “Stop KeystoneXL” yazılı panlartlarla Beyaz Saray’ı kuşatmıştı.

Petrol boru hattını durdurmak için Washington’ın yanı sıra boru hattının geçeceği Nebraska eyaletinde de eylemler yapılıyordu. Kararda iklim değişikliğinin yanı sıra Nebraska‘daki doğal açından hassas Sand Hills‘in korunmasına yönelik itirazlar da etkili oldu.

Bu kararın çevre ve ekoloji harekeleriyle iklim aktivistlerinin 2012 başkanlık seçimlerinde  Başkan Obama’ya olan desteğini artıracağına kesin gözüyle baklılıyor.

Reuters ve Bill McKibben’ın mektubundan derlenmiştir.

Haber: Ümit Şahin – Yeşil Gazete

Konuyla ilgili diğer haber ve röportajlarımız için TIKLAYIN

Hareketin Facebook sayfası ve eylem fotoğraflarına ulaşmak için TIKLAYIN

Bulunamayan Kürt sorunu – Erol Katırcıoğlu

Ben Başbakan’ın altını çizdiği gibi “KCK’yı tanımayan” ama tanımak için “ehillerine” de ihtiyaç duymayan ve fakat yine de KCK operasyonlarının durmasını isteyen biriyim.
KCK’nın ne olduğunu bilmiyorum. Doğrusu bilmek de istemiyorum. Başbakan KCK’yı “devlet içinde devlet” diye tanımlayarak operasyonları durdurmayı düşünmediğini söyledi. Durmasını isteyenlerin de terörizme hizmet edeceğini ekledi. Tabii bir de konuyu bilmeyenlerin “ehil”lerine sorarak öğrenebileceklerinden sözetti.
KCK,(her neyse?), çok yanlış bir iş olabilir. Başbakan’ın dediği gibi devlet içinde devlet olmaya yönelik olduğu kadar, başka çeşit kötülükler yapmayı planlayan bir örgütlenme de olabilir. Ama beni ilgilendiren KCK’nın “ne” olduğundan çok “neden” olduğu, hükümeti bu kadar kızdıracak bir işe Kürtlerin “neden” soyunduğu.
Doğrusu Kürtlerin neden KCK diye, hükümeti ya da daha genel ifadeyle Türkleri bu kadar kızdıracak bir şey yaptıklarını anlamadıkça KCK’yı anlamaya çalışmanın ya da KCK’yı “ehil”lerine sorup öğrenmenin de bir kıymeti harbiyesi yoktur.

Yoktur çünkü bir şeyin “ne” olduğundan çok “neden” olduğu önemlidir.

Bu nedenle deKCK’nın “ne” olduğu sorusunun yanıtı bizim KCK’yı anlamamızı sağlamaz. KCK’yı anlamak Kürt siyasetinin neden böyle bir örgütlenmeye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışmakla mümkündür.

Kürt sorunuyla ilgili Başbakan’ın görüşlerinin “Kürt sorunu vardır”dan “Kürt vatandaşlarımızın sorunları vardır”a değişmiş olması ve son KCK konusunda kendisini eleştirenlere vermiş olduğu yanıtlar Başbakan’ın bu sorunu tam olarak anlamış olduğu izlenimi vermiyor.
Bu sorunun anlaşılmadığı izlenimini veren en son örnek ise İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in “Kürt sorunu diyorlar. Sorun, sorun diyorlar. Sorun ne? Ben arıyorum sorunu bulamıyorum”diyebilmiş olması.
Eğer hükümet de kendi bakanı İdris Naim Şahin gibi Kürt sorununun ne olduğunu bilemiyorsa o zaman KCK konusundan önce başa dönüp bu ülkede bazılarının neden Kürt sorunu var diye tutturduğunu düşünmeye başlaması gerekiyor. Yok, eğer hükümet biliyor ama bir nedenle İçişleri Bakanı bilmiyorsa o zaman da sağa sola yıldırımlar yağdırmadan önce kendi bakanına bunu anlatması gerekiyor.

Eğer Kürt meselesini konuşacaksak oyunu özgürlüklerin kısıtlı olduğu ve hâlâ devletçi ve merkezci bir devlet yönetimi altında bir yerden değil oyunu daha ileri bir demokrasi perspektifi içinde bir yerden kurmamız gerekiyor.

Çünkü eğer Kürt sorununu daha ileri bir demokrasi perspektifi içinden algılamıyorsanız o zaman toplumda Kürtlerin her yaptığını yanlış bulma hallerini de diğerlerinin gözünde meşrulaştırmış olursunuz ki bu da sonuçta alacağınız önlemleri ve tepkileri demokratik olmayan mecralara sürükler.

Nitekim örnekte içsel bir benzerlik olmasa da Esad’ın içine düştüğü durum da buna benzemiyor mu? Esad da toplumun bir kısmının taleplerine demokrasinin sınırlarını genişleterek cevap vereceği yerde o taleplerin üzerinde baskı kurarak onları çözeceğini sanması onu daha da otoriter bir yere doğru fırlattı.
Dolayısıyla Kürt sorununu çözmek isteyen hükümetin, Büşra Ersanlı, Ayşe Berktay ve Ragıp Zarakolu gibi aydınların tutuklanmasına neden olan iklime izin vermek yerine sorununun çözülebilmesinin neredeyse bir önkoşulu olan daha demokratik bir ortamı sağlamakla işe başlamalıdır.
Ancak böylelikledir ki KCK ya da benzeri örgütlenmelere yönelen Kürtlerin neden böyle yaptıklarını anlayabilir ve onlara kendi projesi olan “kardeşlik” dâhil diğer farklı önerileri götürebilir.
Hadi biz neyse Boğaz’a karşı içkimizi içerek Kürt sorununu anlamaya çalışıyoruz ama Hakkâri’de, Şırnak’ta, Diyarbakır’da sürekli koşturan İdris Naim Şahin ne yapıyor da bir türlü Kürt sorununu bulamıyor bunu da anlamak zor.
Ben Başbakan’ın altını çizdiği gibi “KCK’yı tanımayan” ama tanımak için “ehillerine” de ihtiyaç duymayan ve fakat yine de KCK operasyonlarının durmasını isteyen biriyim.
KCK’nın ne olduğunu bilmiyorum. Doğrusu bilmek de istemiyorum. Başbakan KCK’yı “devlet içinde devlet” diye tanımlayarak operasyonları durdurmayı düşünmediğini söyledi. Durmasını isteyenlerin de terörizme hizmet edeceğini ekledi. Tabii bir de konuyu bilmeyenlerin “ehil”lerine sorarak öğrenebileceklerinden sözetti.
KCK,(her neyse?), çok yanlış bir iş olabilir. Başbakan’ın dediği gibi devlet içinde devlet olmaya yönelik olduğu kadar, başka çeşit kötülükler yapmayı planlayan bir örgütlenme de olabilir. Ama beni ilgilendiren KCK’nın “ne” olduğundan çok “neden” olduğu, hükümeti bu kadar kızdıracak bir işe Kürtlerin “neden” soyunduğu.
Doğrusu Kürtlerin neden KCK diye, hükümeti ya da daha genel ifadeyle Türkleri bu kadar kızdıracak bir şey yaptıklarını anlamadıkça KCK’yı anlamaya çalışmanın ya da KCK’yı “ehil”lerine sorup öğrenmenin de bir kıymeti harbiyesi yoktur.

Yoktur çünkü bir şeyin “ne” olduğundan çok “neden” olduğu önemlidir.

Bu nedenle deKCK’nın “ne” olduğu sorusunun yanıtı bizim KCK’yı anlamamızı sağlamaz. KCK’yı anlamak Kürt siyasetinin neden böyle bir örgütlenmeye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışmakla mümkündür.

Kürt sorunuyla ilgili Başbakan’ın görüşlerinin “Kürt sorunu vardır”dan “Kürt vatandaşlarımızın sorunları vardır”a değişmiş olması ve son KCK konusunda kendisini eleştirenlere vermiş olduğu yanıtlar Başbakan’ın bu sorunu tam olarak anlamış olduğu izlenimi vermiyor.
Bu sorunun anlaşılmadığı izlenimini veren en son örnek ise İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in “Kürt sorunu diyorlar. Sorun, sorun diyorlar. Sorun ne? Ben arıyorum sorunu bulamıyorum”diyebilmiş olması.
Eğer hükümet de kendi bakanı İdris Naim Şahin gibi Kürt sorununun ne olduğunu bilemiyorsa o zaman KCK konusundan önce başa dönüp bu ülkede bazılarının neden Kürt sorunu var diye tutturduğunu düşünmeye başlaması gerekiyor. Yok, eğer hükümet biliyor ama bir nedenle İçişleri Bakanı bilmiyorsa o zaman da sağa sola yıldırımlar yağdırmadan önce kendi bakanına bunu anlatması gerekiyor.

Eğer Kürt meselesini konuşacaksak oyunu özgürlüklerin kısıtlı olduğu ve hâlâ devletçi ve merkezci bir devlet yönetimi altında bir yerden değil oyunu daha ileri bir demokrasi perspektifi içinde bir yerden kurmamız gerekiyor.

Çünkü eğer Kürt sorununu daha ileri bir demokrasi perspektifi içinden algılamıyorsanız o zaman toplumda Kürtlerin her yaptığını yanlış bulma hallerini de diğerlerinin gözünde meşrulaştırmış olursunuz ki bu da sonuçta alacağınız önlemleri ve tepkileri demokratik olmayan mecralara sürükler.

Nitekim örnekte içsel bir benzerlik olmasa da Esad’ın içine düştüğü durum da buna benzemiyor mu? Esad da toplumun bir kısmının taleplerine demokrasinin sınırlarını genişleterek cevap vereceği yerde o taleplerin üzerinde baskı kurarak onları çözeceğini sanması onu daha da otoriter bir yere doğru fırlattı.
Dolayısıyla Kürt sorununu çözmek isteyen hükümetin, Büşra Ersanlı, Ayşe Berktay ve Ragıp Zarakolu gibi aydınların tutuklanmasına neden olan iklime izin vermek yerine sorununun çözülebilmesinin neredeyse bir önkoşulu olan daha demokratik bir ortamı sağlamakla işe başlamalıdır.
Ancak böylelikledir ki KCK ya da benzeri örgütlenmelere yönelen Kürtlerin neden böyle yaptıklarını anlayabilir ve onlara kendi projesi olan “kardeşlik” dâhil diğer farklı önerileri götürebilir.
Hadi biz neyse Boğaz’a karşı içkimizi içerek Kürt sorununu anlamaya çalışıyoruz ama Hakkâri’de, Şırnak’ta, Diyarbakır’da sürekli koşturan İdris Naim Şahin ne yapıyor da bir türlü Kürt sorununu bulamıyor bunu da anlamak zor.
Erol Katırcıoğlu – Taraf

Andreas Gursky’nin fotoğrafına rekor fiyat

Alman fotoğraf sanatçısı Andreas Gursky‘nin 1999 tarihli bir fotoğrafı, açık artırmada 4,3 milyon dolara satıldı. Christie’s müzayede şirketinin New York’ta düzenlediği açık artırmada satılan ”Rhein II” adlı fotoğrafın, bugüne dek en pahalıya satılan fotoğraf olduğu belirtildi. Cindy Sherman’ın mayıs ayında 3,8 milyon dolara alıcı bulan ”Adsız” fotoğrafı, en yüksek fiyatlı fotoğraf rekorunu elinde bulunduruyordu. Gursky’nin satılan fotoğrafının dahil olduğu, Ren Nehri’nin panoramik görüntülerinden oluşan serisi 6 fotoğraftan oluşuyor. Serinin 4 fotoğrafı, önemli müzelerde bulunuyor.

Watergate skandalının gizli belgeleri açıklanıyor

ABD eski başkanlarından Richard Nixon‘ın istifasıyla sonuçlanan Watergate Skandalı’na ilişkin gizli belgeler açıklanıyor.

Halka açıklanacak Haziran 1975 tarihli gizli belgeler, Nixon’ın kendisi hakkında dava açılıp açılmayacağı konusunda karar vermek üzere toplanan büyük jüriye verdiği gizli ifadeyi, ölümünden 17 sene sonra gün ışığına çıkaracak.

Belgeler, ABD Bölge Mahkemesi Yargıcı Judge Royce Lamberth’in, ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin, belgelerin halka açıklanmasına, Nixon’ın verdiği gizli ifadede yer alan çok sayıda kişinin bugün hala hayatta olmaları nedeniyle yaptığı itiraza rağmen aldığı karardan 4 ay sonra açıklanıyor.

Nixon’ın verdiği gizli ifade, ABD hükümetine bağlı Nixon Başkanlık Kütüphanesi’nin California eyaletindeki bir şubesi aracılığıyla internet üzerinden halkla paylaşılacak.

SADECE NIXON’IN İFADESİ DE DEĞİL

ABD’li tarihçiler, Nixon’ın başkanlıktan istifa etmesinden 10 ay sonra büyük jüriye kendi evinde iki günü aşkın bir süre içinde verdiği 11 saatlik gizli ifadenin, eski ABD başkanının istifasına kadar giden süreç hakkındaki en kesin ve kapsamlı tarihi kayıt olduğunu belirtiyor.

Halka açıklanacak belgelerin arasında, Nixon’ın ifadesinin yanı sıra Watergate skandalına ilişkin binlerce sayfalık başka belgeler de bulunuyor.

Nixon Başkanlık Kütüphanesi’nden yapılan açıklamada, halkla paylaşılacak Watergate dönemine ilişkin binlerce sayfalık belgeler arasında çok sayıda sözlü tarihi anlatımlarının yanı sıra bir ses kayıt makinesi aracılığıyla tutulmuş Nixon’a ait 45 dakika süren kayıtların da bulunduğu belirtildi.

Ancak ABD Ulusal Arşivler kurumundan yapılan açıklamada, internetten yayınlanacak belgelerin bazı bölümlerinin şu an için gizli tutulmaya devam edilmesine karar verildiği bildirildi. Nixon Başkanlık Kütüphanesi de dahil olmak üzere 13 ABD başkanlık kütüphanesinden sorumlu olan kurum tarafından yapılan açıklamada, söz konusu kararın, belgelerde adı geçen bazı kişilerin hayatta olmaları veya adlarının açıklanmasında halen ulusal güvenlik açısından sakınca bulunması nedeniyle alındığı kaydedildi.

İSTİFA EDEN İLK ABD BAŞKANI’YDI

Watergate skandalı olarak bilinen olay, ABD Başkanı Nixon’ın, rakip Demokrat Parti’nin telefonlarını dinletmek istediğinin anlaşılması üzerine patlak vermişti.

Gerçeğin ortaya çıkmasının ardından 8 Ağustos 1974’te televizyondan yaptığı konuşmayla istifasını açıklayan Nixon, 44 ABD Başkanı arasında istifa ederek görevinden ayrılmak zorunda kalan ilk başkan olmuştu.

İstifanın ardından ABD Başkanlığı görevini üstlenen Gerald Ford, Nixon’ın geçmişte işlediği suçlardan cezai takibata uğramasını engelleyen bir af çıkarmıştı. Ancak Ford’un çıkardığı af Nixon’ın büyük jüriye yalan ifade vermekten suçlanması durumunda geçerli değildi.

Halka açıklanacak belgeler arasında Nixon’ın, Demokrat Parti’nin Watergate’deki merkezine hırsızlık amacıyla girerken yakalandığı söylenen, ancak daha sonra binaya gizli mikrofon yerleştirmek amacıyla girdikleri anlaşılan kişilerin yakalanmasından 3 gün sonra, Haziran 1972’de personel şefi H.R. Haldeman ile yaptığı görüşmelere ilişkin büyük jüriye verdiği ifadeyi içeren 18 dakikalık bir ses kaydı da bulunuyor.

Nixon’a büyük jüride yöneltilen, “neyi bildiği” ve “neyi ne zaman fark ettiği” konusunda yöneltilen sorular, Nixon’ı istifaya götüren sürecin odak noktasını oluşturuyordu.

(Ajanslar)

Çevre ve Halk Sağlığı Sorunları Karşısında Bilim İnsanının Sorumluluğu

TTB, KESK, DİSK ve TMMOB 23 Kasım 2011 tarihinde “Çevre ve Halk Sağlığı Sorunları Karşısında Bilim İnsanının Sorumluluğu Sempozyumu” düzenliyor.  İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yeni Kurul Salonu’nda yapılacak sempozyumda,  Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanan Dilovası Raporu da kamuoyuna sunulacak.

Onur Hamzaoğlu

Geçtiğimiz Mayıs ayında, Kocaeli’nin Dilovası bölgesinde yaptığı araştırmalarda anne sütünde ve bebek dışkısında ağır metaller saptadığını açıklayan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu‘na ‘halkı galeyana getirdiği’ iddiasıyla savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştu. Suç duyurusunda bulunanlar, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ve Dilovası Belediye Başkanı Cemil Yaman idi. Sempozyum, bu olay çerçevesinde yaşananları da tartışmaya devam edecek.

Sempozyum bilgilerine www.onurumuzusavunuyoruz.org adresinden ulaşabilirsiniz.

* Türk Tabipler Birliği, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği

(Yeşil Gazete)

“Katılımın e-hali: Gençlerin Sanal Alemi” yayımlandı

“Katılımın e-hali: Gençlerin Sanal Alemi”, Türkiye’de gençlik alanında internetin sivil ve politik katılıma etkisini masaya seren ilk e-derleme. Derlemeye, hem Türkiye özelinde hem de Türkiye’yi ilgilendiren konularda karşılaştırmalı proje bulgularını dahil edilmiş. Ayrıca, alanda çalışan uzman ve akademisyenlerin makalelerine ve röportajlarına yer verilmiş.

Aslı Telli Aydemir’in derlediği bu Alternatif Bilişim e-yayını, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da son dönemde yaşanan sosyal hareketlerle bir kat daha önem kazanan çevrim-içi/çevrim-dışı katılım dinamiklerine farklı bir pencereden bakmak isteyenlere önemle duyurulur.

Derleme için  http://ekitap.alternatifbilisim.org/katilimin-e-hali.html adresine erişebilirsiniz.

e-derleme neler içeriyor?

Giriş: Neden Gençlerin Sanal Alemi?

I. Gençlik ve gençlik söylemi

II. Gençliğin sivil ve politik katılımına dair sorunlar

III. Türkiye’de gençliğin politik katılımında yeni bir kanal: Internet

IV. Genç Sanal Topluluklar ve yeni katılım biçimleri

V. DEĞERLENDİRME ve SONUÇ: Aslı Telli Aydemir – Katılımın e-hali: Yerel ve Ulus aşırı kamusal alanı yaratan genç yurttaşlar

VI. Metinlerin ingilizce özetleri

 

(Yeşil Gazete)

 

 

 

 

AİHM: Türkiye, polisin trans bireylere kötü muamelesine karşı etkin soruşturma yürütmüyor

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 08.11.2011 tarihinde 5’e karşı 2 oyla almış olduğu karar ile, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, başvurucu Esma Halat’a gözaltında uygulanan kötü muamele ile ilgili etkin soruşturma yürütmediğine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinin* prosedürel boyutunun ihlal edildiğine hükmetti.

Konu ile ilgili olarak Pembe Hayat Derneği bir basın açıklaması yaptı:

Başvurucu Esma Halat bir trans kadın ve 21 Ekim 1999’da İstanbul’da evine doğru giderken bir polis memuru tarafından Beşiktaş Polis Karakolu’na zorla götürüldü. Polis tarafından sürekli şekilde fiziksel ve psikolojik tacize maruz kaldı. Evinde fuhuş yaptığı iddiasıyla gözaltına alındığı söylenen ve kötü muameleye maruz kalan Esma Halat, serbest bırakılır bırakılmaz Şişli Etfal Hastanesi’nden maruz kaldığı kötü muamele ile ilgili raporları aldı. Bir gün sonra da, ilgili savcılığa suç duyurusunda bulundu.   Gerekli iç hukuk yollarını tüketen Esma Halat, 8 Mayıs 2008’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, kendi iddialarını araştırmak amacıyla etkin bir soruşturma yürütülmediği için Sözleşme’nin gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığı (3. Madde), kötü muamele uygulayan polise yönelik cezai sürecin son derece uzun olduğu (6. Madde), hakkı olan tazminattan mahrum bırakıldığı (13. Madde) iddiaları ile başvurmuştur.

Mahkeme, Halat’ın kötü muamele gördüğü iddiası ile ilgili herhangi bir kanıtın bulunamadığını belirtmiştir. Ancak, polis memuruna yönelik soruşturmanın ve de cezai kovuşturmanın 8 yıldan fazla sürdüğü ve son derece uzun bir süre olduğu, kötü muameleyi uyguladığı iddia edilen polis memurunun soruşturulması noktasında yine idari bir amirin görevlendirildiği ve bu durumun sürecin bağımsızlığına zarar verdiği ve de soruşturma esnasında Halat’a failin teşhis edilmesi sürecinde gerekli bilgilerin sunulmadığından hareketle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin etkin soruşturmanın gerçekleştirilmediği iddiasıyla 3. Madde’sinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Esma Halat’a manevi tazminat olarak 15.000 Euro ve de mahkeme masrafları için 2.000 Euro ödemesini kararlaştırmıştır.

AİHM’in bu kararı, kolluk kuvvetlerinin trans bireylere yönelik sürekli şekilde uyguladıkları kötü muamele ve de şiddet konusunda iç soruşturma ve de kovuşturma evrelerinde cezasızlıkla ödüllendirildiğini, kolluk kuvvetlerinin uyguladıkları şiddet veya keyfi uygulamalar konusunda ilgili idari birimlerin etkin soruşturma yürütmediklerini ve süreci uzun tutarak failleri korudukları, mağdurları süreç içerisinde yeniden mağdur haline getirdikleri gerçeğini destekler niteliktedir.

Her ne kadar mahkeme bu konu hakkında karar vermemiş olsa da, trans bireylerin kolluk kuvvetleri tarafından çeşitli yasalar kötüye kullanılarak ya da görev aşımında bulunarak keyfi idari cezalar, kötü muamele ve de şiddet konusunu da gündeme taşımaktadır.    AİHM’in bu sembolik kararını dikkate alarak, Türkiye Hükümeti bir an önce kolluk kuvvetleri tarafından trans bireylere yönelen insan hakları ihlallerine karşı adım atmak zorundadır. Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu, Kabahatler Kanunu, Trafik Kanunu gibi kanunlar derhal yeniden gözden geçirilmeli, kolluk kuvvetlerinin hak ihlali gerçekleştirmesini kolaylaştıran mevzuat ortadan kaldırılmalıdır. Kolluk kuvvetlerinin trans bireylere uyguladıkları şiddet konusunda etkin ve bağımsız soruşturma gerçekleştirilmeli, yargı organları kolluk kuvvetlerini cezasızlık ile ödüllendirmemeli ve de trans bireylerin maruz kaldıkları kötü muamele ve şiddete karşı her türlü mekanizma devreye sokulmalıdır.

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği

* AİHS Madde 3 – İşkence yasağı: Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.

 

 

 

Trans, onurlu ve Türkiyeli bir müdahale

“Trans, Onurlu ve Türkiyeli”, Türkiye’de trans bireylere karşı yapılan hak ihlallerine, nefret suçlarına ve ayrımcılığa karşı kolektif bir sanatsal müdahale.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi, İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği ve Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği‘nin Güney Afrikalı sanatçı Gabrielle Le Roux ile bir araya gelişiyle ortaya çıkan bu multi-medya sergi, Türkiye’nin 5 şehrinden 18 trans insan hakları aktivistinin portre ve hikayelerden oluşmakta. Gabrielle Le Roux, portreleri aktivistlerin modelliğinde çizmiş ve kişiler ne söylemek istiyorlarsa bunu doğrudan kendi portreleri üzerine yazmışlar. “Trans, Onurlu ve Türkiyeli” adlı sergi, Türkiyeli trans bireylerin görüntüleri ve sözleri üzerinden bir mücadele tarihini anlatırken, trans bireylerin ve sonraki nesillerin umutlarına ve onuruna katkı yapmayı hedefliyor.

11 Kasım Cuma günü saat 19’da verilecek resepsiyon ile açılacak olan sergi, 30 Kasım 2011 tarihine dek 11-19 saatleri arasında Cezayir Apartmanı’nda* sanatseverleri misafir edecek.

Açılış öncesinde saat:18’de “Türkiye’deki Trans Hakları Durumu” başlıklı panel düzenlenecek. Panelde yer alacak konuşmacılar Aras Güngör (Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği), Kemal Ördek Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği), Murat Çekic (Uluslararası Af Örgütü Tükiye Şubesi), Şevval Kılıç (İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği) ve Sanatçı Gabrielle Le Roux.

Gabrielle Le Roux

Gabrielle Le Roux kimdir?

Sanatçı ve sosyal adalet aktivisti Gabrielle Le Roux, portreler ve birinci ağızdan hikayeleri çeşitli tekniklerle sosyal adalete kültürel müdahalelerde kullanmak için kullanır. İşleri, yaşam tecrübeleri çeşitli önyargı ve baskı karşısında birer iyileşme ve direniş örneği olan insanlara saygı örneğidir. Sanat mekanları, üniversiteler, müzeler, gösteriler, yürüyüşler, organizasyon ve konferanslarda Le Roux’nun sergi mekanlarıdır. Sanatçının son dönem sergilerinin gerçekleştiği yerler arasında, Londra Docklands Müzesi, UNESCO Paris ve Uluslararası Af Örgütü Hollanda Şubesi de vardır.

* Cezayir Apartmanı Hayriye Sok. No:16 Galatasaray, Beyoğlu İstanbul

(Yeşil Gazete, www.amnesty.org.tr)

İleri demokrasi: Meclis kürsüsünden şiddetle uzaklaştırma hakkı

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Genel Kurulda TBMM Başkanvekili Sadık Yakut’un uyarısına rağmen kürsüyü terk etmeyince, duruma AKP’li Meclis İdare Amiri Salim Uslu müdahale etti. Uslu, Kamer Genç’i şiddet kullanarak kürsüden uzaklaştırdı. Bu müdahale Meclis’te gerginliğe yol açtı.

Genel Kurulda, CHP’li Genç, Danışma Kurulu önerisi okunduktan sonra, önerinin aleyhine söz aldı. Elinde fener ile kürsüye gelen Genç, Başkanvekili Yakut’un uyarısı üzerine, feneri kavasa verdi. Yakut, “Burası TBMM. Kürsüye çıkan her milletvekili dikkatli olmalı” dedi. Genç’in, “Sizin oturduğunuz kürsüde ben 7 sene oturdum. Ne yapılması gerektiğini biliyorum” demesi üzerine Yakut, “Yedi sene oturmuşsunuz ama öğrenememişsiniz. İsterseniz bir 7 sene daha oturun” karşılığını verdi.

Konuşmasında Türkiye’de yolsuzluk olurken Meclisin bu konuda hiçbir şey yapmadığını belirten Genç, “Hükümet memleketin üzerinde kara bir tablo estirdi” dedi.

Genç, konuşmasına devam ederken, Yakut, Genç’i, söz aldığı konuya ilişkin konuşma yapması yönünde iki kez uyardı.
Genç’in konuşmasını sürdürmesi üzerine Yakut, mikrofonu kapatarak İçtüzüğe göre “hatibi konuşmaktan men etme” kararını oylamaya sundu. Oy çoğunluğu sağlanması üzerine Yakut, Genç’i yerine geçmesi için uyardı. Genç’in kürsüyü terk etmemesi üzerine Yakut, idare amirlerini göreve çağırdı.

Bunun üzerine Genç’in yanına gelen TBMM İdare Amiri Salim Uslu, Genç’i yerine geçmesi için uyardı. Uslu daha sonra Genç’i iterek kürsüden uzaklaştırmaya çalıştı. Genç, bu sırada stenografların oturduğu bölüme çarptı. Bu arada araya giren bazı AKP ve CHP’li milletvekilleri arasında da tartışma çıktı. Bunun üzerine Yakut, birleşime ara verdi.

Kamer Genç, olayın ardından Mecliste düzenlediği basın toplantısında, Danışma Kurulu önerisi üzerine söz alan bir milletvekilinin, konuşmasında her şeyi dile getirebileceğini söyledi. Kendisinin de Genel Kurulda Danışma Kurulu önerisi üzerine söz aldığını ve konuşmasında işsizlik ve yolsuzluktan bahsettiğini anlatan Genç, TBMM Başkanvekili Yakut’un ise konu dışına çıkması nedeniyle haksız yere sözünü kestiğini söyledi.

Bunun üzerine yanına, TBMM İdare Amiri Salim Uslu’nun geldiğini belirten Genç, şöyle devam etti:

“Beni iteceğini tahmin etmedim. Ama beni itti. Stenografların oturduğu masaya çarptım. Parlamento, AKP’nin çiftliği haline geldi. Biz vatandaşın sıkıntılarını nerede dile getireceğiz. İlk defa bir İdare Amiri, kürsüde konuşan bir parlamentere saldırıyor. Bizi korkuyla sindiremezler. Bu saldırılar devam ederse Meclisin o salonunu, onlar içi işkencehane haline getiririm.”

(CnnTurk)

Eddie Murphy, Oscarları sunmaktan vazgeçti

Amerikalı ünlü aktör ve komedyen Eddie Murphy, gelecek yıl şubat ayında yapılacak Oscar ödül törenlerini sunmaktan vazgeçtiğini açıkladı.

Murphy’nin aldığı kararda yakın arkadaşı Brett Ratner’ın ödül töreninin yapımcılığından istifa etmesinin etkili olduğu bildirildi.

Ratner, Murphy’in başrolünü oynadığı yeni filminin tanıtımını yaparken eşcinsellerin alınmasına neden olan sözleri nedeniyle eleştirilmiş ve Oscar ödül töreni yapımcılığından istifa etmişti.

Oscar’ın yapımcılığını Türkiye’de “Akıl Oyunları” adıyla gösterilen Oscar ödüllü “A Beautiful Mind” filminin yapımcısı Brian Grazer üstlenecek.

Ödül törenini kimin sunacağı henüz bilinmiyor.