Ana Sayfa Blog Sayfa 4923

İskandinavya’ya kış gelmiyor

İskandinav ülkeleri, mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar ve kış mevsiminin bir türlü gelmemesi nedeniyle endişeleniyor.

Kar yağışı olmadığı için bazı kış sporları organizasyonlarının iptal edildiği Kuzey Avrupa ülkelerinde, dağlardaki kayak tesisleri de hala açılmadı.

Bazı bölgelerde kuşların hala göç etmediği ve yalancı bahar nedeniyle ağaçların çiçek açtığı bildiriliyor. Meteoroloji uzmanları bu sonbahar, İskandinavya’nın kuzeyinde son yılların en yüksek sıcaklıklarının görüldüğünü, kış mevsiminin bir aydan fazla geciktiğini kaydediyor. Örnek olarak Finlandiya’nın, kutup dairesinin yaklaşık 130 kilometre kuzeyindeki Sodankyla kentinde, kar yağışı 17 Kasım’da, yani son 100 yılın en geç tarihinde başladı.

Vicdani ret mecburen, mecburen – Mehmet Altan

Başbakan önceki gün ‘vicdani ret’ için şöyle söylüyordu:

“Vicdani ret olarak adlandırılan bir düzenleme asla gündemimizde olmamıştır. Çıkan haberler spekülasyon. Askerlik bu millet için en kutsal vazifelerden biri olarak kabul edilmiştir. Biz askerimize Mehmetçik derken bunun bir anlamı var, bu küçük Muhammed anlamında Mehmetçiktir.”

Baktım, önceki gün bu sefer de topu MHP lideri Devlet Bahçeli kapmış, vicdani ret konusunda veriyor, veriştiriyor:

“Özellikle vicdani ret garabetinin hükümet cenahından seslendirilmesi ve bunun karşılığında oluşan kamuoyu tepkisi nedeniyle geri adım atılması herkesin gözü önünde cereyan etmiştir. Ülkemizin bu nazik ve kritik döneminde, vicdani ret tekliflerinin AKP tarafından servis edilmesinin tehlikeli ve milletimizin temel milli ve manevi değerlerini tahrip edecek ve bölücü çevrelerin eline koz verecek ortama davetiye çıkaracağı aşikârdır.”

Bizim siyasiler Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu tarafından temel insani hak olarak kabul edilen vicdani ret konusunda gölge boksu yapıyor…

Daha önce de vurguladım, İngiltere 1916’da, yani Birinci Dünya Savaşı sırasında vicdani reddi kabul etmiş.

Bizim siyaset kurumu yüz yıl önceki İngiltere düzeyinde bile değil…

***

Demek ki tekrarlamakta yarar var:

‘Vicdani ret, bir bireyin politik görüşleri, ahlaki değerleri veya dinsel inançları doğrultusunda zorunlu askerliği reddetmesidir.

Bu hakkın uygulanması ülkelere göre farklılık gösterebilmektedir. Bazı ülkeler zorunlu askerliğe alternatif olarak vicdani retçilere kamu hizmetinde bulunma olanağı sunarlar.’

Üstelik siyaset, vicdani ret konusunda boşuna kürek çekiyor, nafile gölge boksu yapıyor… Çünkü Ankara, AİHM önünde vicdani retten bir kez daha mahkûm oldu. AİHM, Yehova şahidi Yunus Erçep adlı vatandaşına vicdani ret hakkını reddettiği gerekçesiyle Ankara’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili maddesini ihlal ettiğine hükmetti.

Hâlbuki Ankara, AİHM’in ilk mahkûmiyetini hukuki bir hileyle aşmaya çalışıyordu.

Vicdani ret hakkını kabul etmek yerine, vicdani ret konusunda hapis cezasını bir defayla sınırlayan bir yasa tasarısıyla dünyalaşmaya çalım atma peşindeydi.

Yeni mahkûmiyet ise buna imkân bırakmıyor… AİHM kararı, vicdani ret AB’de nasıl uygulanıyorsa bizi de aynı şekilde uygulamaya mecbur kılıyor… Siyasiler, AİHM’deki ikinci mahkûmiyetin içeriğine bakmadan konuştukları için boşuna konuşuyorlar… Mahkemenin web sitesine girip karara baksalar, durumu görecekler…

***

Yunus Erçep’e verilen cezaları ‘demokratik bir toplumda gereksiz’ olarak niteleyen AİHM, sonuç olarak Ankara’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili 9’uncu maddesini ihlal ettiğine hükmetti.

AİHM, Erçep’in askeri mahkemeler önünde yargılanmış olmasının ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkıyla ilgili 6’ncı maddesine aykırı olduğu sonucuna vardı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili 9’uncu maddesi ne diyor?

‘Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.’ Kısacası, vicdani ret, din ve vicdan özgürlüğünün bir parçasıdır ve bu hak bizdeki gibi ‘inkâr’ edilemez…

***

Edilirse ne olur?

Siyaset, yüz yıl önceki İngiltere’den daha geri tavrını sürdürmeye devam eder ise Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliği askıya alınır…

Zaten 34 üyeli Avrupa Konseyi’nde sadece iki ülkede vicdani ret yasak. Bu ülkeler Türkiye ve Azerbaycan… Bedelli askerlik çıktı, Türkiye nispeten ferahladı… Hiç merak etmeyin, vicdani ret de olması gereken şekilde yasallaşacak… Mecburen, mecburen…

 

Mehmet Altan – Star

 

Şili’de öğrenciler sokakları bırakmıyor

0

Şili’de öğrenci protestoları aralıksız sürüyor. Parasız eğitim talebiyle aylardır gösteri yapan Şilili öğrenciler başkent Santiago’da polisle çatıştı.

Öğrenciler geçtiğimiz günlerde de, kongrede, eğitim reformunun görüşüldüğü komisyonda pankart açarak sloganlar atmıştı. Öğrencilerin talebi herkes için parasız eğitim ve bütçeden eğitime daha fazla pay ayrılması.

Dünkü yürüyüş sırasında da zırhlı polis araçları basınçlı suyla öğrencileri dağıttı.

Aylardır sokakları mesken tutan gösterici öğrenciler, 3,5 milyon öğrencinin yüzde 90’ının eğitim gördüğü okulların kontrolünün tekrar devlete geçmesini ve parasız eğitim imkanı talep ediyorlar.

(en)

Nükleer atık treni protestolarla ilerliyor

Çevreciler, Fransa’dan Almanya’nın Gorleben kasabasındaki depolara nükleer atık taşıyan Castor adlı treni durdurmak için ellerinden geleni yapsa da tren yoluna devam ediyor.

Eylemciler tarafından sık sık yolu kesilen Fransız tren, Fransa topraklarını terk ederek Almanya’ya girdi. Bir süre sınırda bekletilen trenin güzergahı, güvenlik amacıyla gizli tutuluyor.

Toplam 11 adet nükleer atık yüklü vagondan oluşan Castor, Almanya’nın Metzingen durağında kalabalık bir çevreci grup tarafından karşılandı.

Trenin, Çernobil felaketi ile eşdeğer olduğunu söyleyen nükleer karşıtları, polis ile çatıştı. Trenin yolunu kesmeye çalışan protestoculara, güvenlik güçleri tazyikli su ile karşılık verdi.

Trenin Alman topraklarındaki güvenliğini yaklaşık 19 bin polis sağlıyor.

(en)

6 yeni film vizyonda

Terrence Malick‘in Altın Palmiye kazanan son filmi ‘Hayat Ağacı‘, George Clooney‘in yönettiği ‘Zirveye Giden Yol‘, Çağan Irmak‘ın iyi eleştiriler alan son filmi ‘Dedemin İnsanları‘ ve Sigmund Freud ile öğrencisi Carl Jung’un ilişkisini anlatan David Cronenberg filmi ‘Tehlikeli İlişkiler‘ haftanın öne çıkanları…

Sinemaseverler, bu hafta dram, korku, gerilim ve trajikomik sahnelerin bulunduğu biri yerli 6 yeni filmle buluşacak.

DEDEMİN İNSANLARI
Çağan Irmak’ın yönettiği ve Çetin Tekindor, Hümeyra, Zafer Algöz ile Yiğit Özşener’in oynadığı ”Dedemin İnsanları” filmi, dram sahneleriyle izleyicilerin karşısına çıkacak.

Film, küçük bir kasabada yaşayan 10 yaşında bir çocuk ve dedesi aracılığıyla bir ailenin ve ülkenin geçirdiği büyük değişimi anlatıyor. Sıcak Ege insanlarının hikayesinin konu alındığı filmde, mübadele, öteki olmak ve bir yere ait olamamak, farklı bakış açısıyla ele alınıyor.

HAYAT AĞACI
Terrence Malick’in yönettiği ve Brad Pitt, Sean Penn ve Jessica Chastain’in oynadığı ”Hayat Ağacı (The Tree of Life)” filmi, dram ve fantastik sahneleriyle sinemaseverlerin ilgisini çekecek.

Filmde, mutlu bir birlikteliği olan O’Brien çifti çocuk sahibi olmaya karar verir. Çocuklarının mutlu bir yuvada düzgün bir kişilikle yetişmesini hayal eden çift, çocuklarının büyüdükçe masumiyetini kaybetmeye başladığını görür. O’Brien çiftinin, bu durum karşısında ellerinden bir şey gelmez ve çocuklarının kişiliklerini kaybetmesini seyreder.

ZİRVEYE GİDEN YOL
George Clooney’in yönettiği ve Ryan Gosling, George Clooney, Philip Seymour Hoffman ile Paul Giamatti’nin oynadığı ”Zirveye Giden Yol (The Ides of March)” filmindeki gerilim sahneleri, izleyenlerin ilgisini çekecek.

Filmde, Stephen, Vali Mike’ın seçim kampanyasında çalışırken Ohio’da tam bir siyasi mücadele yaşanır. Rakip adayın kampanya başkanı, Stephen’a onların ekibine katılmasını teklif eder. Stephen, patronunu bu tekliften haberdar etme gafletinde bulunur, durumu lehine çevirebilmek için Vali Mike’ın kişisel bir sırrını açık etmek üzere harekete geçer.

TEHLİKELİ İLİŞKİLER
David Cronenberg’in yönettiği ve Viggo Mortensen, Michael Fassbender, Keira Knightley ile Vincent Cassel’in oynadığı ”Tehlikeli İlişki (A Dangerous Method)” filmi, gerilim sahneleriyle izleyicilerin karşısına çıkacak.

1904 yılında geçen filmde, akli dengesi bozuk olan Sabina, tedavi olması için Carl Jung’a teslim edilir. O sırada baba olmaya hazırlanan Jung, Sabina üzerinde ilk kez Freud’un yöntemini uygular ve tedavi ilerledikçe bu hastasıyla yakınlaşmaya başlar.

YENİ YIL
Bent Hamer’ın yönettiği ve Arianit Berisha, Sany Lesmeister, Nadja Soukup ile Cecile Mosli’nin oynadığı ”Yeni Yıl (Hjem Til Jul – Home For Christmas)” filmi, trajikomik sahneleriyle sinemaseverlerin ilgisini çekecek.

Filmin konusu şöyle: ”Noel arifesinde küçük bir Norveç kasabasında, renkli kuzey ışıklarının altında karların arasından eve dönmek için çabalayan insanları görürüz. Herkesin başka bir Noel hassasiyetiyle meşgul olduğu kasaba halkından çeşitli insanların yolları mizah ve trajedi, şefkat ve çaresizlik, bağışlama ve umut, doğum ve ölümle dolu öykülerde kesişecektir.”

MAHZEN
Joe Dante’nin yönettiği ve Chris Massoglia, Halley Bennet, Nathan Gamble ile Teri Polo’nun oynadığı ”Mahzen (The Hole)” filmi, korku ve gerilim sahneleriyle sinemaseverlerle buluşacak.

Filmin konusu şöyle: ”Susan, oğlu Dane ve Lucas ile Bensonville kasabasına yeni taşınmıştır. Bu yeni çevrede komşuları Julie ile iyi anlaşan erkek kardeşler, evlerinin bodrum katında büyük bir delik keşfeder ve hep beraber bu deliğin ne kadar derin olduğunu ve arkasındaki gerçeği araştırmaya başlar. Fakat ardı ardına gelen ani olaylar, karanlık derinlikte onları büyük bir tehlikenin beklediğine işaret eder.”

ANF’nin sitesine girmekten beraat etti

Batmanlı gazeteci Recep Okuyucu, ANF sitesine girdiği ve  Kürtçe müzik indirdiği gerekçesiyle 5 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davadan beraat etti.

Batman’da geçen yıl başka bir soruşturma için incelenen bilgisayarında Fırat Haber Ajansı‘nın internet sitesine gördiği belirlenen Recep Okuyucu, beraat etti.

Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında hakim Okuyucu’nun beraatine karar verdi. Okuyucu’ya yöneltilen suçlamlarar arasında Kürtçe müzik dinlemek de vardı.

N.Ç. davası utançla bitti

0

Yargıtay Başsavcılığı’ndan da beklenen adım gelmedi…

Yargıtay Başsavcılığı, 13 yaşında, 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç.’nin bu işi ‘rızasıyla yaptığı’ yolundaki karara itiraz etmedi.

N.Ç. davasında Yargıtay Başsavcılığı’ndan da beklenen adım gelmedi. Başsavcılık, yerel mahkemenin “Kızın rızası vardı” gerekçesiyle verdiği hafif cezaları onaylayan Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin kararını hukuka uygun bulduğu için itiraz etmedi.

‘Utanç davası’ olarak bilinen olay, 2002 yılında Mardin’de yaşanmaya başlamıştı. O tarihlerde 13 yaşında olan N.Ç, iki kadın tarafından para karşılığı erkeklere pazarlandı. Aralarında devlet memurlarının da bulunduğu 26 kişi N.Ç ile ilişkiye girdi. Olayın duyulması üzerine N.Ç ile ilişkiye girenler ve küçük kızı pazarlayan iki kadın hakkında dava açıldı.

Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 sanığa alt sınırdan 5 yıl ceza verdi ve iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 ay-4 yıl 10 aya indirdi. 18 yaşından küçük bir sanığa da 3 yıl 2 ay ceza verildi. Mahkeme, sanıkları cezalandırırken eski TCK’nın “Her kim 15 yaşını bitirmeyen bir küçüğün ırzına geçerse 5 seneden aşağı olmamak üzere ağır hapse mahkûm olur” şeklindeki 414. maddesinin 1. fıkrasını uygulayarak N.Ç.’nin, kendi rızasıyla fuhuş yaptığı yorumuna imza atmış oldu.

Radikal’in haberine göre, mahkeme “ırza geçme suçunda cebir ve şiddet kullanıldığını” kabul etse, eski TCK’nın 414. maddesinin 2. fıkrası uyarınca en az 10 yıl hapis cezası verecekti. N.Ç’nin avukatları karara itiraz etti. Dosya Yargıtay’a geldi. Yargıtay Başsavcılığı yerel mahkemenin kararını hukuka uygun olduğuna yönünde tebliğname hazırladı. Kararının temyiz incelemesi ise Yargıtay 14. Ceza Dairesi tarafından yapıldı. Daire, kararı, “hukuka uygun olduğu” belirterek onadı. Yargıtay’ın kararı kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.

Yetkililerin “sürecin henüz tamamlanmadığı” yönündeki açıklamaları nedeniyle Yargıtay Başsavcılığı’nın karara itiraz edeceği beklentisi oluştu. Ancak Yargıtay Başsavcısı, dairenin kararına 30 gün içinde itiraz hakkını kullanmadı. İtiraz süresi dün doldu.

NEDEN İTİRAZ ETMEDİ?

Başsavcılık kaynakları, kararın eski TCK’ya göre verildiği, bu nedenle daha fazla cezanın mümkün olmadığı görüşüyle itiraz etmediklerini vurguladı. Başsavcılık, davada “cebir ve şiddet kullanılmadığı” için eski TCK’nın 414. maddesinin 2. fıkrasının uygulanamayacağı görüşünde. İtiraz olmadığı için dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun gündemine gitmeyecek. Böylece karar kesinleşmiş oldu.

Kararın onanmasının ardından dosya tekrar Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gidecek. Yerel mahkeme Yargıtay’ın bozma kararında dikkat çektiği birtakım teknik düzeltmeler yapacak.

BAKANLIĞIN YETKİSİ YOK

Adalet Bakanlığı’nın Yargıtay incelemesinde geçen bir karar için ‘kanun yararına bozma’ yoluna başvurması CMK’ya göre mümkün değil. CMK’ya göre Adalet Bakanlığı temyiz incelemesinden geçmeyen kararların bozulması için Yargıtay’a başvurabiliyor. Ancak N.Ç. davasının Yargıtay’da temyiz incelemesi yapıldığı için bakanlığın kanun yararına bozma talebinde bulunma hakkı yok.

Müge Anlı’ya RTÜK’ten ceza

Van Depremi‘nin ardından ATV‘deki programında ırkçılık yapan Müge Anlı‘ya RTÜK‘ten ceza geldi. RTÜK Üst Kurulu, “cezaya gerek yok” görüşünü savunan uzman raporuna rağmen ırkçılığı affetmedi ve “bir program yayın durdurma” kararını verdi.

“Canımız istediği zaman polise, askere taş atıyoruz, bir şeyler olunca da hadi polis, hadi mehmetçik diyoruz” sözleri hakkındaki karar ‘yayınlar, halkı kin ve nefret duygularına sürükleyemez’ ilkesinin ‘ihlali’ nedeniyle oybirliğiyle alındı. Tekrarı halinde birkaç kez kapatma ya da ağır para cezası gündeme gelebilecek.

Erkekler var mısınız? – Sultan Komut

 Mirabel* kardeşleri tanıyor musunuz? 1960 yılının 25 Kasımında, yani bundan tamı tamına 51 yıl önce Mirabel kardeşler diye anılan üç kadın Dominik Cumhuriyeti’nde bir “kaza”ya kurban gitti. Bu kaza bizlerin aşina olduğu tırnak içi kazalardan biriydi.

Zaten Birleşmiş Milletlerin 25 Kasım’ı Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü ilan eden 1999 tarihli metninde de “kaza” olarak belirtilmişti. Yani bizim dilimizle aslında kaza olmayan, kaza süsü verilmiş cinayetlerden.

Peki, bu üç kadının suçu neydi? Yine Birleşmiş Milletler’in raporuna göre, bu üç cesur kadın Turijillo rejimine, diktatörlüğe karşı direnişin sembolü haline gelen politik aktivistlerdi. Yaşamları boyunca defalarca gözaltına alınmış, işkence görmüş ve bazı kaynaklara göre gözaltındayken tecavüze uğramışlardı.

O kadar cesur ve güçlüydüler ki diktatör Turijillo, üç kız kardeşin öldürüldüğü kasım ayının başlarında,  en büyük iki probleminin Kilise ve Mirabel kardeşler olduğunu ifade etmişti. Tabi tüm diktatörlüklerde benzerlerinin görüldüğü üzere bu sorun ortadan kolayca kaldırıldı. Üç kadının 25 Kasım’da, hapishanedeki eşlerini ziyarete giderken, kaza süsü verilerek öldürülmeleri kamuoyunda büyük yankı uyandırmış ve Mirabel kardeşler halk için büyük bir sembol haline gelmişti.

1999 Yılında Birleşmiş Milletler bu tarihi, Uluslararası Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü olarak kabul etti ve bünyesindeki ülkeleri bu konuda çalışmalar yapmaya yükümlü kıldı.

Mirabel kardeşlerin öyküsü, beni hep etkilemiştir. Adı ne olursa olsun, bir ülkedeki diktatörün en büyük problemi olarak kilise gibi kaza süsü vererek katledilmesi imkansız bir yapıyı ve bu üç kadını göstermesi ilginç değil mi?

Bu durum, bir bakımdan kadınların ne kadar güçlü olabildiklerini, toplumda ne denli etkili olabileceklerini göstermez mi? Bir bakımdan da kadınların ne kadar kolay hedef gösterilebileceğini. Mirabel Kardeşlerin suçu devletin başında olan diktatöre karşı gelmekti ve bedelini canlarıyla ödediler. Şiddetin en ağır haliyle yani…

Bugün 25 Kasım. Yani Mirabel kardeşlerin devlet eliyle katledişinin, 51. yıldönümü. Ve Kadına karşı şiddet dünyanın alnında, hala, kara bir leke! Bizler kilometrelerce uzakta, Türkiye’de her yıl onlarca kadının tecavüze uğrayışına, zulmedilişine ve katledilişine tanık oluyoruz. Suçluların, katillerin iyi hallerine bakılarak cezalarında indirim yapıldığına, yargının suçlunun yanında olduğuna tanık oluyoruz.

N.Ç’ye tecavüz edenlerin aldığı cezayı ya da cesedi parçalara ayrılıp çöp tenekesine atılan genç bir kadının katilinin aldığı komik cezayı içimize sindirebildik mi? Elbette hayır.

Daha birini sindiremeden, her gün yeni bir trajediyle karşı karşıya kalıyoruz. Aslına bakarsanız medya birkaç yıl öncesine kıyasla kadına karşı şiddete karşı daha duyarlı. Ancak biz kadınlar hala şiddetin bir şekliyle yüz yüze geliyoruz. Peki neden? Gerçekten de “zayıf” mıyız? Fiziksel şiddete maruz kalmamızın sebebi sadece erkeklerden daha güçsüz olmamız mı? Eğer öyleyse bile bizi kendimizden daha güçsüze karşı korumak kimin görevi.

Locke, insanların doğal yaşamda özgür fakat tehlikelere karşı savunmasız olduklarını, bu nedenle özgürlüklerinden fedakârlık ederek bir topluma dâhil olduklarını söyler. Basitçe bir ifadeyle bir devletin vatandaşı olduğumuzda, gönüllü olarak bazı özgürlüklerimizden vazgeçeriz.

Bunun karşılığında da çeşitli hizmetleri vatandaşı olduğumuz devletten bekleriz. Huzur ve güven içinde “yaşamak”, bu beklentilerin en başında gelir. Madem medeni bir toplum yapısından, köklü bir devlet geleneğinden bahsediyoruz;  haklarımızın biz “güçsüz” isek korunması gerekmez mi? Elbette kadınların erkeklere oranla güçsüz, savunmasız ve zayıf olduklarını söylemiyorum.

Söylemek istediğim bazı kadınların da (erkeklerin olduğu gibi) güçsüz ve korunmaya muhtaç durumda olabilecekleri. Ve bu durumda onları koruma görevi şüphesiz ki devletindir. Ancak örneklerini sıkça gördüğümüz üzere ülkemizde kadınlar korunma talep ettikleri, öldürülmekle tehdit edildiklerini, kişilerin işgalini dahi vererek söyledikleri halde korunamıyor ya da daha kötüsü korunmuyorlar.

Sözde sevgilileri, kocaları ya da aile bireyleri tarafından şiddete maruz kalan kadınlar yetmiyormuş gibi, görevi onları korumak olan “devlet” eliyle tacize uğrayan kadınlar da var.

Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu’nun açıkladığı raporu okumuş olmalısınız. bianet’in haberinde yer alan rapora göre  “Büroya bu yıl 15’i gözaltında taciz, biri tecavüz mağduru 16 kadın başvurdu. Gözaltında taciz-tecavüz suçlarını işleyenlerden 14’ü polis, biri asker, biri ise öğretmen.”

Polis ve askerin gözaltındakilere işkencesini duymuştum ama bir öğretmenin bu listede nasıl yer alabildiğini anlayamadım. Sanırım, bir asker ya da polisten özel davet almış, bilemiyorum!

Raporun devamında ise daha da trajik bir durumla karşı karşıya geliyoruz. “Kadınların yedisi korktuğu için hukuki işlem yapılmasını istemezken, yedisi iç hukuk yolları kapandıktan sonra davadan vazgeçmiş. İki dava ise ceza mahkemelerinde görülmeye devam ediyor.”

Gözaltında bulunmanın psikolojisine, taciz ve tecavüzün travmasını ekleyin, üzerine biraz korku, birkaç hukuki engel serpin ve karşınıza on dört susturulmuş kadın çıkacak. Hukuk mücadelesi hala süren geri kalan iki kadını da unutmayın. Gün gelir onları da konuşuruz…

Son olarak; Birleşmiş Milletlere üye bir ülke olarak sorumluluğunu yerine getirmede belki de ilk adım olarak nitelendirilebilecek bir çalışmadan bahsetmekte yarar var. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun ortak hazırladığı ve an itibariyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın sitesinde yayımlanmakta olan imza çağrısı bakın ne diyor:

BİZ DE VARIZ…

 “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü”nde biz erkekler olarak:

Kadına yönelik her türlü şiddetin;

Acı ve ızdırap veren, yaşam hakkını tehdit eden, temel bir insan hakkı ihlali olduğuna,

Toplumu derinden yaralayıp zayıflattığına, aile birliğini zedeleyip, anne ve çocuk sağlığını bozan son derece önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna,

Kadına yönelik şiddetin katı töre, gelenek gibi hiçbir gerekçe ile asla meşrulaştırılamayacağına,

İnanıyoruz.

Hayat arkadaşlarımız, kardeşlerimiz, annemiz, geleceğimizi emanet ettiğimiz evlatlarımız, kadınlar, bu toplumun yarısını oluşturan erkeklerle aynı haklara sahip bireylerdir.

Bu nedenle;

Kadına yönelik şiddete ortak olmayacağız, seyirci kalmayacağız…

Kadına yönelik şiddete son vermek için el ele verelim

Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede, erkekler olarak üzerimize düşen görevi yapmak üzere KARARLIYIZ,  BİZ DE VARIZ…

 (ad – soyad – doğum tarihi)

(Bu yazı yayına girdiği 25 Kasım Cuma, saat 10:55 itibariyle 1912 kişi imzalamışıtı.)

İmza metninde kullanılan dil eleştirilebilir nitelikte olsa da, bu bildiriyi somut bir adım olarak görmek istiyorum ben.  Ne çıkar ki sadece bir bildiri demeyin; yazı hayatı değiştirir.

 

* Maria Teresa Mirabel, Minerva Argentina Mirabel ve Patria Mercedes Mirabel.

 

Sultan Komut – www.bianet.org

Hentbol’da Avrupa mesaisi başlıyor

0

Hentbolda erkek takımlarının Avrupa Kupası karşılaşmalarında 3. tur heyecanı başlıyor. Erkekler EHF Kupası’nda Beşiktaş, Kupa Galipleri Kupası’nda Maliye Milli Piyango, Challenge Kupası’nda ise Büyükşehir Belediyesi Ankara Spor ve Trabzonspor 3. tur ilk maçlarına çıkıyor.

EHF Kupası
EHF Kupası’daki temsilcimiz Beşiktaş Erkek Hentbol takımı, 3. tur ilk maçında Hırvatistan’ın RK Nexe Nasice takımıyla karşılaşacak. Yarın 20:00’de başlayacak mücadele Hırvatistan’ın Sport Hall OS Kralja Tomislava Spor Salonu’nda oynanacak. Maçı Ukraynalı hakem çifti Anatoliy Novikov – Ruslan Perepilitsy yönetecek.

Avrupa’da 75. maç
Siyah-Beyazlılar RK Nexe Nasice maçıyla birlikte Avrupa kupalarında 75. sınavına çıkacak. Beşiktaş, 19 sezon önce başlayan Avrupa serüveninde oynanan 74 maçta 25 galibiyet, 3 beraberlik ve 46 mağlubiyet aldı. EHF Kupası’nda ise 36 maç yapan Siyah-beyazlılar, 12 galibiyet, 2 beraberlik ve 22 mağlubiyet alırken,

Avrupa Kupaları’nda en büyük başarısı 2008/2009 sezonunda Challange Cup’taki Avrupa 3’üncülüğü oldu.

Kupa Galipleri Kupası
Kupa Galipleri Kupası’nda ülkemizi temsil edecek olan Maliye Milli Piyango Erkek Hentbol Takımı, 3. turda Almanya’nın güçlü takımlarından VFL Gummersbach takımıyla karşılaşacak. Her iki maç da Almanya’da oynanırken, ilk karşılaşma bugün 21:00’de başlayacak. Eugen Haad Halle’de oynanacak mücadeleyi Slovak hakem çifti Milen Sivak – Peter Dvorsky yönetecek. Bu maçın rövanşı ise 27 Kasım Pazar günü 18:00’de Olpe Kreissporthalle’de yapılacak.

Maliye Milli Piyango 26. maçına çıkıyor
Maliye Milli Piyango bu maçla birlikte Avrupa kupalarında 26. maçına çıkıyor. Başkent temsilcisi, şu ana kadar oynadığı 25 maçta 11 galibiyet alırken, 13 maçtan mağlubiyetle ayrıldı, 1 maç da berabere sonuçlandı.

Challenge Kupası
Bu kupadaki temsilcilerimiz Büyükşehir Belediyesi Ankara Spor ve Trabzonspor, 3. tur ilk maçlarını kendi sahasında oynayacak.

Büyükşehir Belediyesi Ankara Spor Erkek Hentbol Takımı, yarın Ankara’da İsrail ekibi Maccabi “Tyrec” Tel Aviv’i konuk edecek. Cebeci Prof. Dr. Yaşar Sevim Spor Salonu’nda oynanacak karşılaşma saat 15:00’te başlayacak. Mücadeleyi Sloven hakem ikilisi Bojan Lah – David Sok yönetecek.

Avrupa’da 10. maç
Başkent temsilcisi bugüne dek tarihindeki 10. Avrupa Kupası maçında çıkıyor. Şu ana kadar oynanan 9 karşılaşmada 4 galibiyet alan Büyükşehir Belediyesi Ankara Spor, 5 maçtan da mağlubiyetle ayrıldı.

Trabzonspor ilk maçında çıkıyor
Challenge Kupası’ndaki diğer temsilcimiz Trabzonspor Erkek Hentbol Takımı ise sahasında Portekiz’in Sporting CP takımını konuk edecek. Yarın saat 17:00’de başlayacak karşılaşma 19 Mayıs Spor Salonu’nda oynanacak. Mücadeleyi Rumen ekibi Alin-Sergiu Cirligeanu – Diana Carmen Florescu yönetecek.

Geçtiğimiz sezon ilk kez mücadele ettiği Süper Lig’i 5. sırada bitirerek, Avrupa Kupaları’na katılma hakkı kazanan Bordo-Mavili takım, bu karşılaşmayla Avrupa arenasında ilk maçına çıkıyor.