Ana Sayfa Blog Sayfa 4820

Yaratıcı Belgesel Geliştirme Atölyesi’ne son başvuru tarihi 10 Şubat

Hollanda’nın saygın belgeselcilerinden John Appel ve Jeroen Berkvens’in eğitmenliğinde düzenlenen Yaratıcı Belgesel Geliştirme Atölyesi, araştırma aşaması tamamlanmış ve başvuru metninde belgeselin yönetmeninin belgesel ilgili düşüncelerini de ileten bir metin olan belgesel fikirlerini bekliyor. Son başvuru tarihi 10 Şubat Cuma.

Yaratıcı potansiyele sahip belgesel projeleri hikayeleştirme ve görsel anlatım yönünden çekim öncesi geliştirip uluslararası alanda desteklemeyi hedefleyen atölye, Hollanda Eğitim Kültür ve Bilim Bakanlığı’nın desteğiyle Documentarist ve merkezi Hollanda’da bulunan Türkiye Enstitüsü tarafından, 2012 Türkiye-Hollanda diplomatik ilişkilerinin 400. yılı kutlamaları kapsamında gerçekleştiriliyor.

Dili İngilizce olacak atölye Türkiye’de oturan tüm belgeselcilerin katılımına açık.

Atölyeye kabuk edilen belgesel film yönetmenleri atölye süresince aşağdaki aşamaları takip edecek.

1. modül:

22-25 Mart 2012

2. modül:
Mayıs 2012

Başvuru ile ilgili ayrıntılı bilgi için www.documentarist.org

 

Buzul çağı yalanları

Hürriyet 31 Ocak’ta “Mini buzul çağı geliyor” manşetiyle çıktı. Haberin spotunda “İngiltere’de yapılan iklim araştırmasından şok sonuçlar çıktı: Dünyada 1997’den beri hava sıcaklıkları yükselmiyor. Küresel ısınma devri bitti, mini buzul çağı başlıyor” deniyordu.

İklim değişikliği konusunda az çok bilgi sahibi olan herkes bu tür haberlerin yıllardır süren bir kampanyanın parçası olduğunu, havalar soğuk gittiğinde, iklim zirveleri yaklaştığında ve benzeri vesilelerle küresel ısınmanın varlığını reddeden haberlerin belli kaynaklar yoluyla piyasaya sürüldüğünü bilir. Yani küresel ısınmanın bittiği falan yok. Küresel sıcaklıklar atmosferdeki karbondioksit seviyesinin yükselmesine bağlı olarak son yüzyılda ortalama 1 derece arttı, buzullar eriyor, kuraklık, seller, orman yangınları, kasırgalar gibi iklim felaketleri yayılıyor, iklim göçleri mülteci krizini derinleştiriyor. Üstelik böyle giderse 2 derece sınırı beklediğimizden çok daha çabuk aşılacak.

Yalan haberlerin nedeni
O halde sormamız gereken soru şu: Nasıl oluyor da bu tür yalan haberler medyada kendine kolaylıkla yer bulabiliyor? Çünkü Hürriyet’in bu manipülatif haberinin benzer başlıklarla hemen diğer bazı gazetelere, televizyonlara ve haber sitelerine de yayıldığını, çoğunun küresel ısınmanın bittiğine ve mini buzul çağının yaklaştığına kolayca ikna olduklarını biliyoruz.

Önce haberin arka planına bakalım. Küresel ısınma bir tahmin değil, yaşanan bir gerçek. Üstelik kesin bilimsel kanıtlarla ortaya konalı, 30 yıla yaklaşıyor. Konunun bilim çevrelerini aşıp kamuoyunun ve politikacıların gündemine gelişi ise iklimbilimci James Hansen’in 23 Haziran 1988’de Amerikan Temsilciler Meclisi’nde yaptığı konuşmadan sonra hızlandı. Bu tarihten hemen sonra BM bünyesinde Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) kuruldu ve dokuz yıl içinde Kyoto Protokolü imzalandı.

İklim değişikliği diye bir şey olmadığı, iklim değişiyorsa bile bunun ısınma değil soğuma (buzul çağı!) yönünde seyrettiği ya da küresel ısınma olsa bile bunun aslında doğal bir süreç sayılması gerektiğine dair gerçek dışı iddialardan oluşan inkar kampanyası da aynı yıllarda başladı. Kampanyanın öncülerinden Fred Singer’ın kömür ve petrol şirketlerinin derneklerini bir araya getirerek kurduğu Global Climate Coalition 1989’da, daha sert bir karşı kampanya yürütecek olan Information Council of the Environment (ICE) ise 1991’de kuruldu. Fred Singer’ın bundan önceki “işleri” arasında, CFC ile ozon tabakasının incelmesi ve pasif sigara içiciliği ile akciğer kanseri arasında hiçbir ilişki “olmadığını” kanıtlamaya çalışmak vardı. ICE’nin kurucuları arasında ise bazı elektrik şirketleri ve Amerikan Ulusal Kömür Birliği (National Coal Association) bulunuyordu.

Küresel ısınmanın varlığını inkar eden diğer kampanyacıların çoğu şirketlerin çıkarlarını savunmak üzere uzmanlaşmış profesyonel lobicilerdi. Örneğin karbondioksitin küresel ısınmayla ilişkisi olmayan çok faydalı bir gaz olduğunu anlatmak için televizyon reklamları hazırlayan Competitive Enterprise Institute’un önde gelen kampanyacılarından Philip Cooney, o sırada American Petroleum Institute’ün 15 yıllık deneyimli lobicisiydi.

İnkar kampının iddiaları
İnkar kampının en büyük kampanyaları, uluslararası bağlayıcılığı olan iklim anlaşmalarının çıkmasını engellemeye yönelik oldu. Güçlerini sınadıkları ilk yer 1992 Rio zirvesiydi. Buradan bir sözleşme çıkmasını engelleyemediler, ama rövanşlarını beş yıl sonra Kyoto’da aldılar. Yaptıkları karşı kampanya o kadar etkili oldu ki, sadece ABD’nin Kyoto Protokolü’ne taraf olmasını engellemekle kalmadılar, Kyoto’dan anlamlı yaptırımlar içeren bir protokol çıkmasını da önlediler. Bu yıl olduğu gibi her soğuk dalgasında bir yolunu bulup kısa süren, ama akılda kalıcı bir atak yaparak artık ısınmanın bittiğini ve buzul çağının yaklaştığını iddia etmeleri de bilinen bir taktikleri.

Oysa bu iddiaların hiçbir temeli yok. Son olayda Hürriyet’in kullandığı haber İngiliz bulvar gazetesi Daily Mail’e aitti. Haberi yapan David Rose, İngiltere’nin resmi meteoroloji kuruluşu Met Office’ten aldığı bilgileri tahrif edip 1998’den bu yana ısınma eğiliminin durduğunu ve güneş ışınlarında yaşanacak nispi sönükleşmenin etkisiyle mini buzul çağına girileceğini, hatta Thames nehrinin buz tutacağını iddia ediyordu. Met Office haberi hemen yalanladı ve gazetenin, sözcülerinin dediklerini çarpıttığını açıkladı. Met Office aynı gün web sitesinde Rose’a gönderdikleri yanıtların tamamını yayımladı. Böylece yanıtlarda yer alan şu bilgilerin gazete tarafından görmezden gelindiği ortaya çıktı:

“2000-2009 onyılında ısınma trendinin devam ettiği açıktır ve bu dönem araçsal ölçümlerin yapıldığı 1850’den bu yana en sıcak onyıldır. 2010 tüm zamanların en sıcak yılıdır.”

Şirketlerin ve lobicilerin yapmaya çalıştığı şey belli: Karbon emisyonlarının düşürülmesini sağlayacak politikalar yüzünden kârlarının azalmasını ve karbon vergileri konmasını engellemeye çalışıyorlar. Bunun dünyanın geleceğini yok edecek olması ise umurlarında değil.

Medyanın iyimserliği mi?
Peki medyamız bu tezgaha neden geliyor? Birkaç nedeni olabileceğini düşünüyorum:

1- İklim değişikliği konusu gazeteciler, köşe yazarları ve yayın yönetmenleri arasında hâlâ belli bir kesimin ilgi alanına giren bir tür “uzmanlık dalı” olarak görülüyor. İklim değişikliğinin varlığını ve nedenlerini fizikçilerin veya meteoroloji mühendilerinin, bir de belki kafayı buna takmış çevrecilerin bilmesinin yeterli olduğunu, kendilerinin bu konudaki bilgisizliklerinin mazur görülmesi gerektiğini düşünüyorlar. Meselenin küresel politikalarla, ekonomiyle, yaşanan politik krizlerle ve savaşlarla yakın bağlantısını görmüyorlar.

2- Küresel ısınma gibi haberlerini tür felaket tellalığı olarak görüyorlar. Üstelik çözüm için yapılan öneriler onlara hiç gerçekçi gelmiyor. Bu önerileri modern yaşam biçimine yönelik bir tehdit olarak algılıyorlar. Dolayısıyla bu “kötü tahminlerin” tersini söyleyen bir şey duyarlarsa hiç araştırıp soruşturmadan ikna oluyor ve bu “iyimserliklerini” okurlarıyla/izleyicileriyle paylaşmak istiyorlar.

3- Gazeteler ve televizyonlar fosil yakıtları daha fazla kullanmaya eğilimli sektörlerle kopmaz bir reklam ilişkisi içindeler. Otomotiv şirketlerinin, inşaat piyasasının, enerji sektörünün ve elbette iklim değişikliği konusunda bir şey yapmak istemeyen hükümetin duymak istediği türden haberleri tercih ediyorlar.

Peki ya gerçekler? Medyamızın, iklim değişikliğinin sorumlu gazetecilik gerektiren ciddi bir konu olduğunu anlaması için daha ne kadar bekleyeceğiz?

(Radikal İki – 5 Şubat 2012)

Sebze yetmedi, sıra MeyveHane’de

Geçtiğimiz sene Fener-Balat’ta uyguladığı Sebze Sepeti projesiyle dikkatleri çeken ekip bu sene de “meyve işi”ne giriyor.

Yine Fener-Balat’ta uygulanacak projede bu defa özellikle çocukların katılımı ve önderliğinde şehir meyveciliği yapılması hedefleniyor. Kendilerini “Balat’a aşık bir grup istekli gönüllüler” olak tanımlayan proje grubu, Projenin gerçekleştirilme nedenlerini “Balat’ta meyve ağaçları yetiştirerek İstanbul’un geleceğiyle ilgili olumlu bir değişiklik yapacağımıza inanıyoruz.” diyorlar.

Projeye duyulan ihtiyacın nedenlerini “İstanbul hızla büyüyor. Türkiye’nin kırsal bölgelerindeki köyler boşalıyor ve milyonlarca köylü kente göç ediyor. Bu nedenle geleneksel tarım bilgisi de hızla unutuluyor. İstanbul’un açık alanları, her geçen gün daha da çok sayıda yol, otopark ve yapıyla doluyor.” şeklinde açıklıyor MeyveHane grubu. Çözüm olarak da “Bu iki sorunla mücadele edebilmek için kente tarım getirilmek zorunda.” diyorlar.

Proje, Fener ve Balat bölgesinin parklarına, bahçelerine ve sokaklarına meyve-kabuklu yemiş ağaçları ve fidanları dikmeyi amaçlıyor.  Her dikilen ağaç ya da fidanla bir aile ilgilenecek. Ağaç ve bitkilerin bakımlarından asıl sorumlu çocuklar olacak. Mahalleden herkes meyve ve kabuklu yemişlerin hasadını kendi tüketimleri için yapabilecek.

Ekilen fidanların bakımından aile ve çocukları sorumlu tutmaktaki amacın yaşam alanlarına gösterdikleri özenin ve ilginin artmasını teşvik etmek olduğu belirtiliyor. Böylece, “hem Balat’taki farklı topluluklar arasındaki sosyal kaynaşmanın artması hem de Balat sakinlerinin İstanbul kentinde olmalarına rağmen kendilerini daha çok evlerinde hissetmeleri” hedefleniyor

MeyveHane ekibi, projeyle ilgilenen herkesi 11 Şubat 2012 cumartesi günü saat 21:00-03:00 arasında düzenlenecek “Meyveli Krep Akşamı“na bekliyor. Projenin sunumunun, sergisinin ve ufak bir film gösteriminin yapılacağı akşamda semtin müzisyenleriyle eğlence ve müzik dolu bir akşam geçirileceği ve dileyenlerin projeye destek de olabileceği belirtiliyor.

MeyveHane projesi hakkında bilgi almak için [email protected] e-posta adresi ya da www.facebook.com/sebzesepeti grubu üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Ayrıca aşağıdaki banka hesabı üzerinden destek verilebileceği bildiriliyor.

Banka: TEB, Şube: Altıntepe (267), IBAN: TR480003200000000042808067, Hesap Sahibi: Yeryüzü Derneği

(Yeşil Gazete)

Alakır’dan mektup var

Alakır Nehri Kardeşliği’nden yapılan açıklamada, HES’lere karşı alınan yargı kararının 4 aydır uygulanmadığı belirtilerek bu hukuksuzluk karşısında tüm vatandaşların sunulan dilekçe örnekleriyle Antalya Cumhuriyet Savcılığı’na başvurmaları istendi.

Yapılan açıklamanın tam metni şöyle:

“Hukuk’a güvendik. Onlarca etkinlikte binlerce insanın emeği ve cebinden arttırdıklarıyla kuruş kuruş topladık bizden dava için talep edilen 30.000 tl’dende fazlasını. 2 sene sürdü dava. Haklıydık ve kazandık. Ancak kazandığımız bir davanın yürütmesi 4 aydır durdurulmuyor. Tüm canlıların yaşam kaynağı suyuna ve onun varettiği kültürlere sahip çıkan bizlerin şimdide hiçe sayılan hukuk’a ve onun adaletine sahip çıkmamız gerekiyor. Onbinlerin emeği ve desteği olan bu kazanılmış hakkımızı savunmak için ilk adım olarak tüm Alakır Nehri Kardeşlerini ekteki dilekçeyle Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına ‘suç duyurusunda’ bulunmaya davet ediyoruz. Gelin masum ve mazlumun hakkını hiçe sayarak onları duyarsızca katleden, bilimsel gerçeklikleri yok sayan, insanlığı, ahlakı gözardı eden ve son olarakta hukuk’u çiğneyerek adaletsiz var oluşlarındaki sınırsızlıklarını ifşa eden bu kendini bilmezlere birliğimiz, dirliğimiz, insanlığımız, onur ve şerefimizle, masum ve mazlum milyonlarca canlınında adına güçlü bir varoluş gösterelim. Herbirimizin duyarlılıkla yollayacağı bu suç duyurusu dilekçelerimizin binlercesiyle yok edilmek istenilen doğamız ve içindeki milyonlarca canlınında hakları adına tepkimizi dile getirerek haklı ve kazanılmış davamıza ve hukuk’a sahip çıkalım. Dilekçelerimizi yollayalım ve bu e-postayı tüm dostlarla paylaşalım.”

Söz konusu dilekçelere bu adresten ulaşılabilinir.

(Yeşil Gazete)

Kitle örgütlerinden Uludere Katliamı için suç duyurusu

Uludere Katliamı sonrasında olay yerinde inceleme yapan insan hakları savunucuları, siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcileri, olayın ardından 40 gün geçmesine rağmen hala hukuki olarak hiçbir adımın atılmamasını protesto ederek, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacak.

Şırnak’ın Uludere İlçesi Ortasu Köyü’nde 28 Aralık 2011 tarihinde 34 sivilin TSK’ye ait uçaklar tarafından bombalanarak katledilmesinin ardından olay yerine giden insan hakları heyetleri, çeşitli siyasi parti, siyasi oluşum ve demokratik kitle örgütü temsilcileri, sendikacılar, meslek örgütleri temsilcileri, aydınlar, yazarlar, milletvekilleri, sanatçılar, hukukçular, bilim insanları incelemelerde bulunmuştu. Olayın üzerinden 40 gün geçmesine rağmen hala hukuki olarak hiç bir işlem yapılmamasına tepki gösteren kitle örgütleri adına açıklama yapan Prof. Dr. Gençay Gürsoy ve Prof. Dr. Meryem Koray, katliam sonrası hukuki hiçbir işlem yapılmasının yarın Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde saat 11.00′de protesto edileceğini ve ardından sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunulacağını duyurdu.

Kamu bankaları İstanbul’a geliyor

Vakıfbank Genel Müdürü Süleyman Kalkan, İstanbul yakın dönemde finans merkezi projesine imza atacağını ve kamu bankalarının burada yer alacağını belirterek, ”Bu proje herhangi, herhangi bir şehre yapılan yatırım değil. Biz burada bu altyapının olduğunu düşünüyoruz. İstanbul’a inanıyoruz ve güveniyoruz. (Genel merkezi taşıma) kararımızın da bankamız ve Türkiye açısından doğru olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Kalkan, Vakıfbank tarafından tarih ve mimari alandaki akademisyen ve yazarların desteğiyle hazırlanan ”Dünya Mirası İstanbul” kitabının Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katılımıyla düzenlenen tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, kitap çalışmasını bankanın genel merkezinin İstanbul’a taşınmasının bir nişanesi olarak gerçekleştirdiklerini söyledi.

Genel merkezin İstanbul’a taşınmasıyla önemli bir karara imza attıklarını belirten Kalkan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
”57 yıllık bankamız genel merkezini Ankara’dan İstanbul’a taşımaya karar verdi. Bu banka açısından son derece radikal ve tarihi bir karardır. Bu bir rüyaydı bizim için. Kalktık İstanbul’a geldik. Arkadaşlarıma şunu söyledim, ‘sizi herhangi bir yere değil, dünyanın en güzel şehirlerinden birine taşıyoruz. Bir dünya şehrinde çalışma fırsatı sunuyoruz size’. İstanbul herhangi bir şehir değil, İstanbul bizim çok büyük bir değerimiz. Buna sahip çıkmak adına bir böyle bir çalışma yaptık.”

Kalkan, İstanbul’un çok güzel bir şehir olduğunu dile getirerek, ”İstanbul yakın dönemde önemli bir projeye imza atıyor, İstanbul finans merkezi projesine. Vakıfbank ve diğer kamu bankaları buraya gelecek ve burada yerlerini alacaklar. İstanbul finans merkezi projesi herhangi, herhangi bir şehre yapılan yatırım değil. İstanbul’da bunun kültürel ve tarihi zemini var. İstanbul çok eski dönemden beri ticaretin ve finansın merkezi zaten. Biz burada bu altyapının olduğun düşünüyoruz. İstanbul’a inanıyoruz ve güveniyoruz. Kararımızın da bankamız ve Türkiye açısından doğru olduğunu düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

Vakıfbank Yönetim Kurulu Başkanı Halil Aydoğan da, bankacılığın hayatlarının önemli bir parçası olduğunu söyledi.

Aydoğan, her zaman işin bankacılık tarafında bulunduklarını, ancak bankalarının tarihe, kültüre ve sanata önem veren vakıf kültüründen gelen geleneklerini de her zaman koruma ve sonraki gelecek nesillere aktarma düşüncesi içinde olduklarını belirterek, ”Banka olarak bugüne kadar birçok kültür ve sanat esirini ülkemize kazandırdık. Bu kitap, bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz projelerin en önemlisi ve anlamlısı. Bankacılık adına yaptığımız başarılı operasyonlarla sektördeki farklılığımızı ortaya koymamızın yanı sıra bu tür kültür ve sanat faaliyetleri bankamızın modern yüzünü gösteriyor” dedi.

Fabio Capello istifa etti

0

İngiltere Milli Takımı Teknik Direktörü Fabio Capello, görevinden istifa ettiğini açıkladı.

İngiltere Futbol Federasyonu’nun, ırkçılık iddiaları nedeniyle John Terry’i milli takım kaptanlığından alması nedeniyle tepki gösteren teknik direktör Fabio Capello, bugün istifa ettiğini açıkladı. Capello’nun, İngiltere Futbol Federasyonu Başkanı David Bernstein ve genel sekreter Alex Horne ile bir toplantı yaptığı ve bu toplantı sonunda görevinden istifa ettiği öğrenildi.

İngiltere Milli Takımı Teknik Direktörlüğü için Tottenham’ın tecrübeli teknik direktörü Harry Redknapp’ın adı geçiyor.

Çevre Endeksi’nde Türkiye sonlarda

Türkiye, Yale Üniversitesi’nin hazırladığı 2012 Dünya Çevre Endeksi‘nde  132 ülke arasında 109. sırada yer aldı.

Yale Üniversitesi’nin hazırladığı ve Avrupa ülkelerinin üst sıralarda yer aldığı 2012 Dünya Çevre Endeksi’nde İsviçre, Litvanya, Norveç, Lüksemburg, Kosta Rika, Fransa, Avusturya, İtalya, İngiltere ve İsveç ilk 10 sırada bulunuyor.

Listenin son sıralarında ise, Libya, Bosna Hersek, Hindistan, Kuveyt, Yemen, Guney Afrika, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Irak yer alıyor.

Rus bilim insanları, 20 milyon yıllık buzulaltı gölüne ulaştı

Rus bilim insanları, Antarktika’da deniz seviyesinin yaklaşık 4 kilometre altında tarih öncesi döneme ait devasa bir buzulaltı gölünü ortaya çıkardı.

Rus Arktik ve Antarktik Araştırmalar Merkezi (AARI), 20 yıldan fazla süren delme işlemlerinin ardından Rus ekibin Pazar günü Vostok Gölü’ne ulaştığını açıkladı.

Bilim dünyasında büyük heyecana yol açan keşfin, dünya yüzeyinin altındaki kadim ve bilinmeyen yaşamın yanı sıra benzer koşullara sahip diğer gezegenlerde yaşam arayışlarına ışık tutması bekleniyor.

Yeşil gezegende yaşamın kökenine dair sorulara yanıt verecek Vostok Gölü’nün Buzul Çağı öncesinde var olan mikrobik yaşam biçimlerini içerdiği düşünülüyor.

AARI Başkanı Valery Lukin, dünyada 20 milyon yıl boyunca gizli kalmış başka hiçbir yerin olmadığını söyleyerek keşfi, “bilinmeyenle karşılaşmak” olarak tanımladı.

ASIL AMAÇ
Çalışmalara katılan Rus hidro-biyoloji uzmanlarından Vasiliy Pajarvi, “Russia Today” televizyonuna yaptığı açıklamada, “Asıl araştırma buzulu mümkün olduğunca en derine kadar delerek kar altında 400 bin yıldan beri korunan küçük hava kabarcıklarına ulaşmak ve bunun içindeki karbondioksidi ölçmek” diye konuştu.

Ancak araştırmacıların beklenmedik şekilde Vostok Gölü’nü keşfettiğini söyleyen Pajarvi, “Bazıları, yukarıya insanoğluna gerçekten zarar verecek bazı mikropları çıkaracağımız konusunda endişeleniyorlardı” dedi.

-89 DERECE
Bellingshausen kampının başkanı da yaptığı açıklamada, “Eksi 74 derece soğukluğa ulaştığımızı hatırlıyorum. Orada kaydettiğimiz en soğuk derece eksi 89 derece oldu. Şubat ayınının sonunda Mart ayının başında derece düşmeye başlayacak” diye konuştu.

Öte yandan delme işlemi sırasında kullanılan 66 ton yağ ve antifrizin yaklaşık 20 milyon yıl gizli kalmış gölü kirletmiş olabileceği ileri sürüldü. Rus bilim adamları ise, göl suyunun sondaj deliğini hızla doldurarak yağ ve antifriz kalıntılarını dışarı attığını söyledi.

Deniz seviyesinin 3,8 kilometre altında bulunan Vostok Gölü, Antarktika’daki yaklaşık 400 bilinen buzulaltı gölünün en büyüğü. İlk kez 1996 yılında keşfedilen gölün yaklaşık 250 kilometre uzunluğunda ve 50 kilometre genişliğinde olduğu tahmin ediliyor. Gölün üzerindeki buz tabakasının bazı yerlerde 400 bin yaşında olduğu belirlendi. Gölün kendisinin ise 20 milyon yaşında olduğu sanılıyor.

(Ajanslar)

Dindar değil akılsız nesilden korkarım – Ezgi Başaran

Holdinglere dönüştürülen tıp fakültelerine, İstanbul’un tarihini iç eden kentsel projelere onay veren ‘bilirkişilere’ baktığımda korkuyorum

Başbakan, ‘Dindar gençlik yetiştirmek’ tartışmasını sürdürmeye karar verdiğinde tinere bandırmasaydı, iyiydi. Fakat biz kendisini zaten bu tarz-ı belagatiyle tanıdık, böyle bildik. O yüzden şaşılacak bir şey yok.
Tinerli de olsa, tartışmanın devamını faydalı buluyorum. Çünkü eninde sonunda dindar-ateist-isyankâr derken konu eğitim sisteminin kendisine gelecek. Yani öyle umuyorum.
Kemalist endoktrinizasyon özelliğinden öte felaketler içeren bir güdük müfredatlar silsilesi, yaş bayağı ilerleyene, karakter oturana dek dayatıldı bizlere. Davalar ülkesi haline geldiğimiz bu günlerde olup bitene bir kara tren gibi dalıp dalıp gitmemiz bundandır.
İşlenmeyen akıl, tutulur zira.

***
Bir gün bir çocuğum olursa şu dört ana ilkeyi öğrenmiş, temel hayat yolu bilmiş olmasını temenni ederim:
1-) Dünyayı anlamak
2-) Kanıta saygı duymak
3-) Mantıksal tutarlılık
4-) Parsimoni (En sade ve açık seçeneğe yönelmek).
Şimdi bir düşünün.. Bu temel ilkeleri hangi aptallaştıran ezberler arasında öğrendiniz?
Şimdi bir daha düşünün.. Bu ilkeler ortaöğretim öğrencilerinin kafasında tabletle mi oturur?
Tablet, sihirli değildir ki, hakikatleri çarpıtan, Sünni Türkler dışında kalan herkesi potansiyel düşman ilan eden tarih anlayışını düzeltsin.
Bir anda dünyayı anlayan, kanıtlarla muhakeme edebilen, A fikrinden B fikrine giden en kısa yolu görebilen nesiller yetiştirsin.
Göstermelik şıklıklar medeniyete pek değmiyor, bilirsiniz.

***
Bugün Türkiye’nin iklimini belirleyen davaların görülme biçimine, gazeteciler ve aydınlar nezdinde tartışılma şekline, toplumun geri kalanının uyku haline baktığınızda görebilirsiniz. İfade özgürlüğü bakımından dünyadan kopukluğu, kanıt denen şeyin yokluğunu, mantıksızlığı ve parsimoni noksanlıklarını…
O nedenle bu davaların irdelenmeyişini, yazılıp çizilmeyişini sadece iktidar baskısıyla açıklamak yetersiz kalır.
Biz bilmiyoruz ki o işi yapmayı. Hukuki veya değil, bir metni mesnetiyle, metoduyla, mantığıyla incelemeyi.
Ne ezberdeki andımız, ne müthiş bir savaş taktiği olarak hilal ne de bor minerallerinin harita üzerindeki yerleri maalesef hayat problemlerini çözmeye, anlamaya, itiraz etmeye yarıyor.

***
Ve benim boğucu bir endişem var. Bu, katiyen dindar nesiller yetişmesi değil.
TÜBİTAK’a, sayısı artan ama içi tek bir bilimsel yayını dahi olmayan ‘akademisyenlerle’ doldurulup boşaltılan üniversitelere, holdinglere dönüştürülen tıp fakültelerine, İstanbul’un tarihini iç eden kentsel projelere onay veren ‘bilirkişilere’ baktığımda korkuyorum.
Çünkü bunlar varsa..
Tabletle iyi eğitim, granit parkeli binayla adil yargılama, CEO’yla sağlık hizmeti olabileceğine inanan, itirazı ve düşünmeyi unutmuş, yani akılsız nesiller yetişecektir. Benim endişem budur.

NOT: Dünkü yazımda sözünü ettiğim ateist filozof Sam Harris’in kitapları maalesef Türkçeye çevrilmiyor. (Neden acaba!) Fakat Harris’in üçüncü kitabı ‘Bilim insani değerleri nasıl belirler’ adlı kitabıyla ilgili verdiği bir konferansın çevirisine bu linkten (http://bit.ly/mCUmRg) ulaşabilirsiniz. Harris, bu konuşmasında sözünü ettiğim 4 temel prensiple ilgili derin bir analiz de yapıyor.

Ezgi Başaran – Radikal