Ana Sayfa Blog Sayfa 4808

Yeni “Mahsül” çıktı!

Yeşiller Partisi Tarım Çalışma Grubu’nun çıkardığı aylık çevrimiçi dergi/bülten “Mahsül” ün Şubat 2012 sayısı yayınlandı. Şu adresten ulaşılabilen bültenin bu ayki sayısında

  • Sür-Koop Başkanı Ramazan Özkaya’nın 4 Şubat günü “Profesyonel Balıkçılar” adına yaptığı önemli konuşmanın tam metni
  • Balat’ta gerçekleştirilen MeyveHane projesinin tanıtımı
  • Buğday Derneği tarafından başlatılan Tohum Takas Ağı Kampanyası’nın tanıtımı
  • Permakültür üzerine bir yazı, ve
  • Ordu’da organik tarıma büyük ilgi haberi okunabilir.

Üçüncü köprü ikinci ihale bildik alaturkalık – Metin Münir

İstanbul’da neyin en çok müşterisi var, diye soracak olursanız sanırım cevap ‘Boğaz köprülerinin’dir.
Köprülerin çok müşterisi var ve müşteriler her yıl artıyor. Kara Yolları Genel Müdürlüğü’nün rakamlarına göre, geçtiğimiz yıl İstanbul’un iki Boğaz köprüsünden 152 milyon araç geçti. On yıl önce bu rakam 120 milyon idi.
Köprüler hem para basıyor, hem talebi karşılamıyor.
Bu koşullar altında üçüncü bir köprü yapmaya kalkışıp da finansman bulamamak için dâhi olmak lazım.
Bu dehayı Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım gösterdi.
Yıldırım üçüncü köprüyü trafiğin sıkışık olduğu merkez bölgesine değil şehrin kuzeyine, Karadeniz yakınlarında, bir yere yaptırmak istiyor. Yer seçimini tayin eden trafiği rahatlatmak değil İstanbul’un boş alanlarını iskâna açmak, şehrin tarihinde görülmemiş bir inşaat rantı yaratmaktır.
Şimdilik, köprü için seçilen yerde trafik yok denecek kadar az ve öngörülebilir bir gelecekte de artmayacak.
Trafik olmayınca gelir, gelir olmayınca bankalardan finansman sağlamak mümkün olmuyor.
Nitekim mümkün olmadı ve ilk ihalede teklif veren çıkmadı. Yıldırım projeyi tatlandırmak için trafik garantisi vermişti. Ayda 100 bin aracın geçiş parası, trafik olsun olmasın ödenecekti. Bu garanti kâfi olmadı. Sayı üçte bir civarında artırıldı. Bağlantı yollarının büyük bir bölümü çıkartılarak proje yarı yarıya küçülttü. Ve yeni bir ihale açtı. Nisanda şirketlerin teklif vermesini bekliyor.
Bu defa verirler mi?
Konuştuğum bankacılar ve konuyla ilgilenen bürokratlar pek iyimser değil. Bankalar için iki milyar dolara yakın bir riskten bahsediyoruz. Uluslararası konjonktür bu büyüklükte, uzun vadeli krediler için elverişli değil.
“Ama şu aşamada bu iş ölü,” dedi bir bankacı.
Neden bu noktaya geldik?
Çünkü Ulaştırma Bakanlığı sigara paketinin arkasına yaptığı hesaplarla işin üstesinden gelebileceğini sandı. Ne fizibilite araştırması, ne proje yaptı, ne piyasayı iyi araştırdı, ne de Devlet Planlama Teşkilatı’nın uyarılarına kulak astı.
Alaturkalık yaptı, yani. Ve yapmaya devam ediyor.
Sanırım Yıldırım da pek ümitli değil. Geçenlerde yapığı bir konuşmada Çin’den teklif beklediğini söyledi. Çin’in sırf böyle prestijli bir işi kapmak için ticari mülahazaları arka plana atacağı ya da Batılı bankalar kadar kılı kırk yarmayacağını ümit ediyor olmalı.
Olabilir mi?
Olabilir. Rusların ticari mülahazaları göz ardı edip nükleer santral işine giriştikleri gibi Çinliler de köprü işine sarılabilir.
Kim sarılırsa sarılsın, bir şeye kesin gözüyle bakabilirsiniz. Hazine, uzun yıllar, trafik garantisinin faturasını ödeyecek.

Metin Münir – Milliyet

Acele kamulaştırmalara karşı Araştırma Önergesi

Türkiye ekoloji hareketlerini yakından ilgilendiren Acele Kamulaştırma uygulamalarına karşı TBMM’de araştırma önergesi verildi. Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloku milletvekili Ertuğrul Kürkçü tarafından dün TBMM’ye verilen önerge ile Türkiye’nin dört bir köşesinde şirketlerin doğaya karşı yürüttüğü savaşın en somut uygulaması olan Acele Kamulaştırma nedeniyle doğan tahribat ortaya çıkartılacak.

Ertuğrul Kürkçü tarafından verilen Araştırma Önergesi şöyle:

 

T. B. M. M. BAŞKANLIĞI’NA

 

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Acele Kamulaştırma  başlıklı 27. Maddesinin; Hasankeyf’de baraj, Uşak-Eşme, İzmir-Efemçukuru’nda siyanürle altın madeni işletmeciliği, Amasya Taşova, Dersim, Antalya-Alakır’da Hidro-Elektrik Santrali, Mersin’in Çay, Çilek ve Özgürlük mahallerinde kentsel dönüşüm yapan şirketlerin lehine uygulanması konusunda Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

 

( Yeşil Gazete )

 

İklim değişikliğini sansürlemek istediler

ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Heartland Enstitüsü’ne ait bazı belgelerin dün seçkin bir çevre blogunda yayımlanması, bilim dünyasında iklim değişikliğinin sansür edilmeye çalışıldığına yönelik büyük bir tartışma başlattı.

Ortaya çıkan belgeler, düşünce kuruluşunun bağışlarının büyük kısmını küçük bir gruptan aldığını ve 2012 için sansür çalışmalarına hazırlandığını gösterdi. Söz konusu çalışmalar arasında, iklim değişikliğini reddeden meteorolog Anthony Watts’ın başında olacağı bir internet sitesi açmak ve okullarda iklim değişikliğinin endişe verici bir boyutta olmadığını öğretmeyi amaçlayan eğitim programları hazırlamak bulunuyor.

Belgelerde, enstitüye bağış yapan tüm şirketlerin bilgileri yer alıyor. Bu şirketler arasında Time Warner Cable, AT&T ve Microsoft yer alıyor. Ayrıca Koch Industries ve GM gibi eczacılık sektörünün büyük firmaları da Heartland Enstitüsü’nün bağışçıları arasında. Belgelerdeki veriler, geçtiğimiz yıl enstitünün aldığı 4,5 milyon dolarlık bağışların üçte birinin bu şirketlerden geldiğini gösteriyor. İsmini açıklamayan bir kişiden de bir milyon dolar bağış alınmış.

Yapılan bağışların ne amaçla kullanıldığına bakıldığında, kaynakların birçoğunun iklim eylemlerinde kullanılmadığı anlaşıldı. Bağışçılardan bir tanesi Watts’ın internet sitesi için gereken 88 bin doları temin ederken, bir diğer okullardaki eğitim programı projesi için 100 bin dolar aktardı.

“ENDİŞE VERİCİ BİR DURUM YOK” EĞİTİMİ
Belgeler, bilim felsefesi alanında akademisyen olan Dr. David Wojick’e 100 bin dolar aktarılmasını ve orta sınıf öğrencilerine “küresel ısınmanın belirtildiği gibi endişe verici olmadığının iletilmesini” öngören çalışmalar yapmasının istendiğini gösterdi. Bu kapsamda Wojick’in, iklim değişikliğinde, “insanların sorumluluğunu, iklim modellerinin doğruluğunu ve karbondioksitin havayı kirletmedeki rolünü” farklı olarak ele alan modeller üretmesi istendi.

Heartland’in ayrıca, geçmişte kömür sanayisi için lobi faaliyetleri yaptığı bilinen Craig Idso’ya da benzer çalışmaları için ayda 11 bin 600 dolar, bilim dergilerinde yazarlık yapmış Fred Singer’a ise aynı hizmetler için ayda beş bin dolar ödeyecekti.

BELGELERİN ÇOĞU ORİJİNAL
Heartkland Enstitüsü, Salı günü ortaya çıkan belgelerin ardından yaptığı ilk açıklamada, “belgelerin bir kısmının çalındığını ve en azından bir tanesinin sahte olduğunu, diğerlerinin ise üzerinde oynandığını” öne sürdü.

Enstitü yetkilisi Jim Lakely, DeSmogBlog sitesi tarafından yayımlanan sekiz belgeden sadece bir tanesinin “kesinlikle sahte olduğunu” belirtti. “Heartland İklim Stratejisi” başlığını taşıyan gizli belgenin sahte olduğu öne sürülse de, geride kalan yedi belgedeki bilgilerin çoğunu tekrarlaması dikkat çekti.

DeSmoBlog ise belgelerin yanlış ifadeler içerdiğine yönelik Heartland Enstitüsü’nden kendileriyle doğrudan temasa geçilmediğini açıkladı. (NTVMSNBC)

Kartal finale uçtu

0

Spor Toto Türkiye Kupası yarı final mücadelesinde Beşiktaş Milangaz, uzatmalara giden maçta Galatasaray Medical Park’ı 76-69 yenerek finalde Banvit’in rakibi oldu.

Mensah Bonsu ve Jamon Lucas’ın karşılıklı sayılarıyla başlayan mücadelenin ilk dakikalarında iki takımda hücumda etkili bir oyun ortaya koydu. Özellikle Lucas ile hücumları iyi organize eden Sarı Kırmızılılar karşısında, Beşiktaş Milangaz, Carlos Arroyo’un sayılarıyla 5.dakikayı 12-10 önde geçti. Reklam molasının ardından iki takımın da atışlarındaki isabet oranı düştü. İlk periyotu da Beşiktaş Milangaz, 23-20 önde tamamladı. İkinci periyotun ilk dakikası, David Hawkins ile Jaka Lakovic’in karşılıklı üçer sayılık basketleriyle geçildi. Galatasaray Medical Park, Caner ve Lakovic’in dışarıdan, ikili oyunda da Luksa Andric’in smacıyla 16.dakikada 28-29’luk skorla öne geçti. Hücumda organize olmakta zorlanan rakibi karşısında Sarı Kırmızılılar, özellikle pota altından kaydettiği sayılarla devre sonunda soyunma odasına 34-39 üstün gitti.

Üçüncü periyotta iyi savunma yapan Beşiktaş Milangaz, David Hawkins, Carlos Arroyo ve Pops Mensah Bonsu üçlüsüyle yakaladığı 7-1’lik seriyle de 41-40 öne geçti. Jamon Lucas’ın orta mesafe isabetiyle üçüncü periyottaki ilk sayılarını kaydeden Galatasaray Medical Park, hücumdaki suskunluğunu da üzerinden attı. Televizyon molasının ardından pota altından etkili olarak skor üreten Sarı Kırmızılılar, üçüncü periyot sonunda da 45-53 ile üstünlüğünü sürdürdü. Mücadelenin final periyotunda tempo düşerken, iki takımda hücumda skor bulmakta zorlandı. Baskılı savunma yapan Beşiktaş Milangaz, Carlos Arroyo ve Ersin Dağlı ikilisinin önderliğinde bulduğu sayılarla 37.dakikada farkı 3 sayıya indirdi (57-60). Mola alan Sarı Kırmızılılar, aranın ardından alan savunmasına döndü. Son dakika içerisinde Pops Mensah Bonsu’nun basketiyle farkı 1 sayıya indiren rakibi karşısında Galatasaray Medical Park, Jaka Lakovic ile serbest atışları değerlendirdi ve durumu da 61-64’e getirdi. Bitime 11 saniye kala kenardan topu oyuna sokan Beşiktaş Milangaz, Serhat Çetin ile üç sayılık basket buldu ve normal süre de 64-64 eşitlikle tamamlandı.

Uzatma bölümü Ender Arslan ile Carlos Arroyo’nun karşılıklı basketleriyle başladı. İki takımında tempoyu arttırdığı dakikalarda Ersin Dağlı’nın orta mesafe isabetleriyle Siyah Beyazlılar 70-68’lik skorla öne geçti. Son dakikaya Carlos Arroyo’nun basketiyle 72-68 önde giren Beşiktaş Milangaz, salondan da 76-69 galibiyetle ayrıldı

SALON: Selçuklu Belediyesi Spor Salonu
HAKEMLER: Rüştü Nuran – Yener Yılmaz – Ali Şakacı
BEŞİKTAŞ MİLANGAZ (76): Mehmet Yağmur 1, Barış Hersek (3 ribaund), Serhat Çetin 13 (4 ribaund- 2 asist), Carlos Arroyo 24 (4 ribaund- 6 asist), Adam Morrison 2 (2 ribaund), David Hawkins 9 (2 ribaund- 2 asist), Ersin Dağlı 9 (8 ribaund- 1 asist), Pops Mensah-Bonsu 18 (19 ribaund- 2 asist)
GALATASARAY MEDİCAL PARK (69): Josh Shipp 6, Jaka Lakovic 13 (7 ribaund- 3 asist), Göksenin Köksal 2 (1 ribaund- 1 asist), Caner Topaloğlu 3 (1 asist), Mert Shumpert (1 ribaund), Luksa Andric 10 (1 ribaund), Furkan Aldemir 12 (10 ribaund), Jamon Lucas 12 (3 ribaund- 2 asist), Ender Arslan 4 (2 ribaund- 1 asist), Cevher Özer 4 (4 ribaund- 1 asist), Boris Savovic 3 (3 ribaund- 1 asist)

1.PERİYOT: 23-19
2.PERİYOT: 11-20
3.PERİYOT: 11-14
4.PERİYOT: 19-11
UZATMA : 12- 5

MİT’e zırh yasasında rötuş

Muhalefetin “Başbakan’a çete kurma yasası çıkartıyorsunuz” eleştirileri üzerine, AKP MİT’e zırh düzenlemesinde rötuş için önerge hazırladı. Önergeyle çok tartışılan “Başbakan tarafından operasyonel olmayan belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından görevlendirilenler” olarak değiştiriliyor.

Hükümetin, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve teşkilatın üst düzey görevlilerinini fadeye çağrılmasıyla başlayan kriz üzerine, TBMM’ye getirdiği yasa düzenlemesinde çok tartışılan “Başbakan tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilenler” ifadesi değiştiriliyor. Bu ifade, muhalefet düzenlemenin komisyon aşamasındaki görüşmeleri tarafından muhalefet tarafından “Başbakan’a çete kurma yetkisi veriyorsunuz. Başbakan birine adam öldürme görevi de verebilir” şeklinde ağır eleştirilerle karşılaşmıştı. Bunun üzerine düzenlemenin Genel Kurul’da görüşülmesi öncesinde AKP, yeni bir değerlendirmeye giderek, bu ifadeyi değiştirmeye karar verdi. Bu ifadenin değiştirilmesi için önerge hazırladı. Önergeyle bu ifadede yer alan “özel bir görev” ve “görevlendirilenler” ifadeleri değiştiriliyor. Bu iki ifadenin yerine, “belirli bir görev” ve “kamu görevlileri” ifadeleri konuluyor. Değişiklikle, düzenlemedeki bu ifade, “MİT görevlileri veya Başbakan tarafından belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından görevlendirilenler” olarak değiştiriliyor.

Çok geniş kapsamlı denildi

AKP Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, düzenlemede değişikliğe gitmelerinin nedenini, “Başbakan’ın görevlendireceği ifadesinin çok geniş kapsamlı olduğu yorumları yapıldı. Bunun üzerine bu değişikliğe gidiyoruz. Kamu görevlileri ve belirli bir görev ibarelerini koyuyoruz” dedi. Aydın, MİT Yasasının 26. maddesinde aslında Başbakan izni müessesesinin bulunduğunu, bu nedenle yeni bir şey yapmadıklarını, daha pekiştirdiklerini anlattı. 1983 tarihli MİT yasasında izin koşulu bulunmasına karşın MİT’in terörle mücadele ederken terörle ya da başka ağır ithamlarla suçlanması karşısında bu yola başvurduklarını kaydeden Aydın, “Bu düzenlemeyle biz yargının bu tür girişimlerinde ‘bir daha düşünün’ demiş oluyoruz. Başbakan izin verse de vermese de nihai karar yargıya açık olacak, yargı kararı verecek. Kaçırılan bir şey yok. Sadece araya düşünme süresi koyuyoruz” görüşünü dile getirdi.

İskoçya bağımsızlığını tartışıyor

İskoçya başbakanı bağımsızlık için referanduma gideceklerini açıkladı. 5 milyon iskoç Birleşik Krallığa veda edip etmeyeceklerine karar verecekler. Tartışmalar tam bağımsızlığın İskoçya’ya getireceği yarar ve zararlar üzerine yoğunlaşıyor.

Birleşik Krallık, İngiltere, Galler, Kuzey İrlanda ve İskoçya’dan oluşuyor. Sadece yüzde sekizlik bir İngiliz nüfusu Büyük Britanya adasının dörtte üçünü kontrol ediyor.

Yunanistanlı akademisyenlerden deklarasyon

Dün sabah Yunanistan’da Eleftherotypia gazetesinde yüzlerce aydın, düşünür, gazeteci ve akademisyen tarafından bir deklarasyon yayımlandı.

Yunanistan’da yaşananlara ilişkin aydınların deklarasyonu şöyle:

 

TOPLUMU VE DEMOKRASİYİ SAVUNMAK İÇİN

Yunan toplumu, krizden olduğu kadar, krizle mücadelenin çıkışsız tariflerinden de sınava tabi tutuluyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Yunanistanı’nda büyük mücadeleler ve fedakârlıklar sonucu elde edilmiş olan pek çok kurum yok edilmeye çalışılıyor: Sosyal güvenlik politikaları, sağlık sistemi, eğitim, ulaşım, doğal ortam ve kent ortamı, güvenli yaşama imkanı, halihazırda eksik ve değersizleşmiş bir sosyal devletin Yunan versiyonunu oluşturan tüm temel unsurlar bugün yerle bir ediliyor. Bunun sonucunda da toplum nefessiz bırakılıyor.

Bu çelişkinin baskısını devamlı olarak yaşamaktayız: Yoksulluk mu, yoksa iflas mı? Halbuki söz konusu olan bir çelişki değil, iki olumsuzun bir arada bize önerilmesidir: Hem yoksulluk, hem iflas. Üç ayda bir tanık olduğumuz, Yunanistan’ın Avrupa Birliği’nden kovulma tehdidi, etik olarak sorunlu ve ekonomik açıdan yıkıcıdır, çünkü Avrupa’yı kararsızlığın, ekonomik istikrarsızlığın ve krizin derinleşmesinin merkezi unsuruna dönüştürerek ağır düşüşü kuvvetlendirmektedir.

Her geçen gün, 2. Memorandum’un oylanmasıyla doruğa ulaşan, krizle mücadele politikasının, hem bir kurtuluş ve çıkış yöntemi sağlamadığı, hem de Yunanistan’ın senelerdir hastalıklı olan siyasetine ve ekonomisine tedavi uygulamadığı, ancak sosyal adaletsizliğe dayalı yıkıcı bir süreç olduğu aşikardır.

Krizin bedelini, onyıllarca devletten ve kamu çıkarından faydalananlar değil, kırılgan toplumsal gruplar ödemektedir. Şu an yaşadığımız, sosyal Avrupa modelinin öngördüğü ve uç ekonomik ve toplumsal eşitsizlikler yaratan, zenginliğin ve iktidarın devasa bir yeniden dağıtılması girişimidir. Aynı zamanda ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını da içeren güçlü bir milliyetçilik yeniden hortlamış durumdadır.

“Reform” kavramının sözde kullanımı, krizin aşılmasının imkânsızlığını gösteren bir örnek niteliğindedir. Krizden, yenilenme ve güçlü bir kurumsal restorasyonla çıkmayı ümit edenler bile, dayatılan “reformlar”ın toplumu dağıttığının farkına varmaktalar. İçte hakim olan ve dışarıya da yayılan söylem, ahlakçı, cezalandırıcı ve itham edicidir. Her tür karşı çıkış ve eleştiri, “popülist”, “loncacılık” veya “Avrupa karşıtlığı” olarak damgalanıyor. Önce darbe sonrası dönem ve bu dönemin ülkeye getirdiği demokrasi ruhu damgalandı, şimdi ise hükümete katılımıyla Radikal Sağ’ın aklanmasına tanık olduk. Aynı zamanda, ülkeyi “kurtaracak” olan “uzman” hükümetlerden, teknokrat ittifaklardan bahsediliyor. Çökmekte olan eski düzene karşı manidar hayal kırıklığı hissiyatından faydalanan ve popülist yöntemler kullanan güçlü antidemokratik ve totaliter eğilimler söz konusudur.

Ancak borç sözleşmelerinin karşısında “milli gurur” taşıyan bir söylemin aksine, tabii ki bu eski düzeni savunmuyoruz.

Yunanistan ve Avrupa, birbirini besleyen bir krize gömülmektedirler. Öyle bir kriz ki bu; Birliğin kurumsal zaaflarını açığa çıkarmakla kalmıyor, muhafazakar iktidarların neoliberal tarifler uygulayarak bu krizi nasıl kabul edilemez bir şekilde işlettiğini de gösteriyor. Ne kadar zor görünüyor olsa da, küreselleşmeye yeni bir anlam kazandıracak, tarihsel, ahlaki ve siyasal değerleri sunacak olan sosyal ve demokratik bir Avrupa için çalışmak zorundayız. Çünkü çözüm, ulusal ölçekte olamayacaktır, kıtamıza -hatta daha da ötesine- hitap etmek durumundadır. Bugün Yunanları küçümsüyorlar, yarın, güvensizlik ve kin duygularını besleyerek başka halkları küçümseyecekler. Avrupa tarihinde yıkıcı bir andır söz konusu olan. Böylelikle Yunanistan’la dayanışma, ilerici Avrupa’nın tamamı için siyasal bir mücadele alanıdır.

Bu kaba ve sınıf odaklı söylem karşısında, yurttaşların -özellikle de şu an kriz dolayısıyla zarar görmüş olanların- ihtiyaçlarını ve deneyimlerini merkeze alan bir eleştirel düşünceyi önermek durumundayız. Bu metni imzalayanlar olarak, toplumun ve demokrasinin müdafaası için güçlü bir cephenin inşa edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Adalet, dayanışma ve demokrasinin temel ilkelerinde, yani liberal ve demokratik bir yönetimde yurttaşın özelliklerini oluşturan unsurlarda ortaklaşan, kelimelere yeni bir anlam vermeyi, farklı bağlılıkları olan yurttaşları ve toplumsal alanlar arasında bir yaratıcı iletişim sağlamayı hedefleyen, farklı alanlardan insanları bir araya getirecek olan büyük bir ittifak…

“Çıkmaz yol” mantığını, kolektif gururumuzu altüst ederek Yunan toplumunu itham eden temelsiz önyargıları reddederek, Yunanistan içinde ve dışında krizin sonuçlarını göstermeyi amaçlıyoruz.

Yunanistan krizi, içinde yaşadığımız tarihsel dönemi temelden sarsan daha genel bir krizin parçasıdır. Böyle bir geçiş döneminde, toplumun gerçek anlamı kadar demokrasi ve yurttaşlık kavramlarının da zedelenme tehlikesi altında olduğunun farkına varılması ayrıca önemlidir.

KESK’li 9 kadına tutuklama

KCK operasyonu kapsamında gözaltına alınan 14 KESK’li kadından 9’u tutuklandı. Tutuklananlar arasında KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan da var.

KCK operasyonu kapsamında 13 Şubat sabahı ev baskınlarıyla gözaltına alınan KESK’li kadınlar bugün adliyeye çıkarıldı. KESK’e bağlı sendikaların yönetici ve üyelerinin aralarında bulunduğu 14 kadın savcılık ifadesinin ardından tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Mahkeme Nezahat Asrav, Songül Morsümbül, Meral Hız, Şefika Şimşek, Leman Kiraz’ı serbest bırakırken aralarında KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan, SES Kadın Sekreteri Bedriye Yorgun’un bulunduğu 9 kadın sendikacıyı tutuklama kararı verdi.

Tutuklananların isimleri şöyle: KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan, SES’in eski Genel Başkanı ve hala Kadın Sekreterliği görevini sürdüren Bedriye Yorgun, Tüm Bel Sen Kadın Sekreteri Güler Elveren, Eğitim Sen Ankara Şube Kadın Sekreteri Güldane Erdoğan, SES Ankara Şube Kadın Sekreteri Nurşat Yeşil, SES üyeleri Belkıs Yurtseven, Özden Özmen Gök, Hülya Saruhanoğlu, Eğitim Sen üyeleri Evrim Özdemir, Hatice Kahraman.

Sel gider sistem kalır – Ahmet Altan

Eski parayla bir katrilyon…

Yeni parayla bir milyar lira…

Dolarla söylersek yaklaşık 600 milyon dolar.

Yüz “devlet” ihalesinden elde edilen vurgunun parasal karşılığı bu.

Çok hükümetler geldi, çok hükümetler gitti, çok kavgalar yaşandı, çok dövüşler oldu ama soygun hiç bitmedi, hiç bitmiyor.

Yaşanan bütün kavgaların asıl nedeni de bu zaten.

İktidara gelen, taraftarlarına devlet kesesinden büyük paralar dağıtma imkânına kavuşuyor, iktidarın asıl çekiciliği parayı dağıtma mekanizmasının kontrolünü ele geçirebilmesinde.

Bu ülkede medya denen garabet neden köpek eniği gibi “korkuyorum, korkuyorum” diye iktidarın ayakları dibinde yuvarlanıp duruyor, çünkü onlar da bu paradan pay almak istiyorlar.

Ortada, halktan topladığın ama halkın denetlemesine izin vermediğin büyük bir para olduğunda her şey çarpılır.

Ne savaş biter, ne çete biter, ne kavga biter.

Demokrasi dediğiniz şeyin özü, halkın devlete verdiği paranın harcanmasını kontrol edebilmesidir.

Demokrasi oradan başlar.

Demokrasi istemeyenler niye istemez demokrasiyi?

Çünkü paranın denetimini halka kaptırmaktan hoşlanmaz.

Devlet parayı canının istediğine dağıtabildiğinde, devletin başına geçen adam da herkesin “patronu” olur, böyle lüksü kim kaybetmek ister?

Demokrasi ve “temizlik” sözü veren AKP, ihale yasasını kaç kere değiştirdi biliyor musunuz?

On sekiz kere.

Niye?

Çünkü Avrupa Birliği standartlarını Türkiye’de geçerli olmasını istemiyor.

Avrupa Birliği, kendi ihale yasasında özellikle iki meseleyi kesinleştirmek istiyor, birincisi paranın harcanmasını şeffaflaştırmak, ikincisi de bu şeffaflık sayesinde yapılacak binaların, yolların, hastanelerin, okulların, barajların sağlamlığını, dolayısıyla da insan hayatının güvenceye alınmasını sağlamak.

Söyleyin bana, insan hayatını güvenceye almak isteyen bir düzen neden Türkiye’de kabul edilmez?

“Avrupa Birliği yasaları insan hayatını güvenceye almıyor”
diyebilecek bir AKP yöneticisi var mı?

Yok.

Zaten onun için bu konuyu gündemin dışında tutuyorlar.

Muhalefet de sesini çıkarmıyor çünkü bu karanlık sistemin içinde onların müteahhitlerine de pay düşüyor.

Medya da sesini çıkarmıyor çünkü o da bu paralardan biraz tırtıklamak peşinde.

Biz, parayı, ihaleyi, devlet harcamalarını şeffaflaştırmadığımız sürece burada gerçek bir demokrasi de kuramayız, gerçek bir hukuk sistemi de kuramayız.

Bakın, askerî vesayete karşı en çok dövüşmüş parti olan AKP, iş paraya gelince ordunun harcamalarının şeffaf olmasına, halkın gerçekleri bilmesine izin vermedi.

İş paraya gelince, orduyu halka tercih etti.

Oyu ve parayı halk veriyor ama o paranın ordu tarafından nasıl harcandığını bilemiyor.

Paranın harcanmasını bir karanlık içinde tuttuğunuz sürece bir Ergenekon biter bir başkası başlar, askerî vesayeti siyasette geriletir ama parasal konularda ona teslim olursunuz, iktidar mücadelesinde her türlü kolpoyla karşılaşırsınız.

Sadece şu son olayda yüz ihalede yolsuzluk tesbit edilmiş.

Bu, tek bir dosya.

Daha başka neler olduğunu da Allah bilir.

Girdiğiniz kaç devlet binasında, çocuğunuzu gönderdiğiniz kaç okulda, üstünden geçtiğiniz kaç yolda malzemeden çaldıklarını biliyor musunuz?

Bilmiyorsunuz tabii, nerden bileceksiniz?

Bizim gazeteyi okumayan milyonlarca insan şu anda yüz ihalede vurgun yapıldığı konusunda en küçük bir fikre sahip değil.

Ortak bir sessizlikle soyuluyorlar.

Dindarı dinsizi de hiç fark etmiyor, hepsi susuyor, Erdoğan “dindar nesil yetiştirmek” istiyor ama o dindarları görüyoruz işte, ağızlarını bile açmıyorlar soygun haberleri karşısında, bizim dindar ya da dinsiz nesillere değil, özgür ve şeffaf bir ortamda yetişmiş “dürüst” nesillere ihtiyacımız var bence.

Dindarımız bol da dürüstümüz pek yok nedense.

“Bütün dindarlar dürüsttür”
diyen biri varsa bana medyada Uludere’ye ve ihale yolsuzluklarına karşı çıkan, gerçeklerin aydınlatılmasını isteyen “dindar” yazarlar göstersin.

Bu sistem fersudeleşmiş.

Bunu kenarından köşesinden düzeltemezsiniz, temelinden değiştirmek zorundasınız, eşitliği, özgürlüğü, hukuku, demokrasiyi, şeffaflığı istemek zorundasınız.

Yoksa hükümetler gelir, hükümetler gider…

Soygun hep sürer, hep sürer.

Ahmet Altan – Taraf