Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürü Akif Özkaldı, kar erimeleri nedeniyle dere ve barajlarda yaşanabilecek taşkın riskine karşı DSİ’nin “Eylem Planı”nın hazır olduğunu belirterek, “Herhangi bir durum hasıl olduğunda ne yapacağımızı biliyoruz” dedi.
Özkaldı, Adana Kozan’da Gökdere Köprü Barajı derivasyon tüneli kapağının patlamasına ilişkin olarak, “Yaklaşık bin 500 HES var. Bütün HES inşaatlarını bizim tek tek denetleme imkanımız yok. İnancımız bunların yine özel sektör tarafından denetlenmesi, ancak denetleyenlerin de bizim tarafımızdan denetlenmesidir. Dolayısıyla biz burada özel sektör müşavirlerinin güçlerini, teknik kapasitelerini kullanarak, denetlemeyi hedefliyoruz” dedi. Kazaya ilişkin mahkeme sürecinin devam ettiğini belirten Özkaldı, teknik bir komisyon kurarak, konuyu incelediklerini, önümüzdeki günlerde konuyu değerlendireceklerini bildirdi.
Kar Eylem Planı
”Kar erimeleri nedeniyle taşkın riski var mı” sorusunu Özkaldı, şu yanıtı verdi: ”Kar yüksekliklerini üç aşağı beş yukarı biliyoruz. Hava sıcaklığına bağlı olarak tüm bölgelerdeki kritik kısımları aldık. Eylem planlarımız hazır, herhangi bir durum hasıl olduğunda ne yapacağımızı biliyoruz.”
Mogan Gölü’nde yaşanan taşkına da değinen Özkaldı, “Burada, ana havza üzerinde sel kapanı yapmayı planlıyoruz. 20 milyon metreküplük bir depolama alanı hacmiyle buradaki taşkını kontrol etme adına kilit proje olacak” dedi.
Dünya Bankası’nın yayımladığı bir rapora göre, kaçak ağaç kesimi dünya çapında 10 ila 15 milyar dolarlık bir rant yaratıyor.
“Ormanlar için Adalet” başlıklı raporda, kaçak ağaç kesimini organize suç örgütlerinin yürüttüğü ve elde edilen kârın büyük kısmının, yolsuzluğa bulaşmış yetkililere gittiği belirtiliyor.
Kaçak ağaç kesiminden etkilenen ülkeler arasında Endonezya, Malezya ve bazı Batı Afrika ülkeleri bulunuyor.
Dünya Bankası, bazı ülkelerde kaçak kesimden sorumlu olanlar hakkında yürütülen soruşturmaların olumlu yönde büyük bir etki yaptığını vurguluyor ve diğer ülkelere de aynı yönde adım atma çağrısında bulunuyor.
Bağışçı ülke ve kurumlara da, kolluk kuvvetlerinin yasadışı kereste ticaretiyle mücadele kabiliyetini arttıran programlara kaynak sağlamaları tavsiye ediliyor.
Dünya Bankası Yetkilisi Jean Pesme, “Kaçak kesim işindeki organize suç orgütleriyle, tıpkı uyuşturucu satan ya da haraç alanlarla olduğu gibi mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.
Saniyede bir futbol sahası
Raporda, her bir saniyede, bir futbol sahası büyüklüğünde orman alanının kaçak kesime kurban gittiği belirtiliyor.
Dünya Bankası’nın çalışmasında, kaçak kesimden elde edilen orman ürünlerinin ticaretiyle, uyuşturucu ticareti gibi mücadele etmek için bazı yöntemler öneriliyor.
Ancak raporda, “şu anda bu alanda işlenen çoğu suç ya görülmüyor, ya ihbar edilmiyor, ya da aldırış edilmiyor” deniyor.
Çalışmada, “Nadiren yapılan soruşturmalar, çoğunlukla amatör ve sonuca ulaşmıyor. Mahkemeye kadar giden dosyalarda ise yoksulluk nedeniyle kaçak kesim yapmak zorunda kalan bireyler yargılanıyor” deniyor.
Ama, Endonezya ve Papua Yeni Gine gibi ülkelerde kaçak kesimle mücadelede gelişmeler kaydedildiği ve suç örgütlerinin üst düzey üyelerinin de yargı önüne çıkartıldığı vurgulanıyor.
Yasal düzenleme
Raporda, Batı ülkelerindeki tüketici ve işletmelerin de kaçak kesimle mücadelede büyük bir rol oynayabileceği söyleniyor.
ABD’de üç yıl önce ilgili yasada değişiklik yapılmış ve ülkede faaliyet gösteren şirketlere, orman ürünlerini yasal yollardan edindiklerini kanıtlama zorunluluğu getirilmişti.
Ünlü gitar imalatçısı Gibson gibi bazı şirketler hakkında, bu yasayı ihlal ettikleri gerekçesiyle soruşturma yürütülüyor.
Avrupa Birliği de, benzer bir yasal düzenlemeye gitti.
Japonya ve Çin’e de benzer yasalar çıkartmaları çağrıları yapılıyor.
Son kamuoyu yoklamasına göre Amerikan halkı, nükleer enerjinin risklerinin faydalarından ağır bastığını düşünüyor.
Harris Interactive tarafından Şubat ayında 2 bin 56 kişilik bir örneklem ile yapılan araştırmaya göre yakın tarihinde ilk defa Amerikan nüfusu arasında nükleer enerjinin risklerinin faydalarına ağır bastığını düşünenlerin oranı %41’e ulaştı ve nükleer yanlılarını geçti.
Amerikalıların en güvendiği teknolojiler ise aynı araştırmada, sırasıyla güneş (%78) ve rüzgar (%77) olarak verildi.
Fukuşima kazası ve şirket kapitalizmine karşı gelişen Occupy hareketinin de nükleer farkındalığının artmasında etken olduğu ifade ediliyor.
Uşak’ın Banaz ilçesinde bir evde çıkan yangında 3’ü çocuk 4 kişi yaşamını yitirdi.
Banaz ilçesine bağlı Büyükoturak beldesinde bulunan iki katlı evde henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Alt katı odunluk olarak kullanılan evde çıkan yangın kısa sürede büyüdü.
Uşak ve Banaz belediyelerine ait 5 itfaiye aracıyla müdahale edilen yangın söndürüldü. Yangında, anne Emine Koç (50) ile çocukları Fadime Koç (15) ve zihinsel engelli Hüseyin (18) ile Cüneyt Koç (16) yaşamını yitirdi.
Bu arada, ailenin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nca desteklendiği, yangın sırasında evde bulunmayan baba Nurettin Koç’un, sağlıklı yaşam koşulları olmayan evlerinin yerine yenisinin yapılması için başlatılan çalışmayla ilgili olarak Kaymakamlığa gittiği öğrenildi.
Şırnak’a bağlı Cudi Dağı’nda yaşanan çatışmada 4 Özel Harekat Polisi’nin hayatını kaybettiği öğrenildi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Cudi Dağı’nda şu anda çatışma olduğunu da ifade etti. Erdoğan’ın bu açıklamasının ardından bölgeden haber geldi.
Ajansların verdiği habere göre, çatışmalarda 4 Özel Harekat Polisi hayatını kaybetti
Kürt sorununda “güvenlik politikaları”nın belirleyici olduğu bütün yollar, 1990’lara çıkar. 1990’lar ise, bu ülke için “cehennemin öbür adıdır”.
Hükümet, uzun süredir bu yolu takip ediyor. Her adımda, cehenneme biraz daha yaklaşıyoruz. Uyarı levhalarını kimsenin taktığı yok. Çukurca, Uludere, “MİT krizi” gibi tehlikeli kavşaklar da işe yaramamış anlaşılan. İki üç gündür olup bitenler bunun apaçık kanıtı!
Toplumsal hafızamız zayıf olabilir; ama şu basit soru, unutkanlık perdesinin aralanmasına yardım edebilir: En son ne zaman yaşanmıştı bu “Newroz görüntüleri”?
Önceki gün İstanbul’un bir bölgesi savaş alanı gibiydi; bugün onlarca şehrin tamamı öyle. Polisin insafsız müdahalesi, İstanbul’da BDP’li Hacı Zengin’in ölümüne; birçok insanın da yaralanmasına yol açtı. Bugün gelen haberlere göre, polisin şiddeti her türlü ölçüyü ve sınırı aşmış durumda. Ahmet Türk’ü bile alenen darp etmişler. Kara haberlerin giderek artacağı neredeyse kesin maalesef.
Peki, bütün bunlar neden? Geçen seneki, ondan önceki ve son on senedeki Newrozlara bakarsanız, bu sorunun cevabını bulabilirsiniz. O vakitlerde yasak yoktu; ufak tefek taşkınlıklar dışında olay da yoktu.
Bu sene BDP, Newroz’u 18 martta kutlamak istedi. Hükümet, bunu kabul etmedi. Gerekçe, Newroz’un tarihinin 21 Mart olduğu ve ancak o günde kutlanabileceği! Ne kadar inandırıcı değil mi ve de ne kadar demokratik? Dönüp bakın az geriye, bizzat bu hükümetin kaç kere “Nevruz” kutlamalarını 21 marttan önce başlattığını görürsünüz.
İçişleri Bakanı sıfatını taşıyan zatın ve valiliklerin bu açıklamaları tam bir “sefalet” örneği. Onları bu durumdan kurtarmak için, güvenliğe dair teknik sebeplere dayalı daha “makul” gerekçeler uydurma çabaları daha da sefil! “Provokasyon” tehlikesi var diyenlere, şu yaşananlar karşısında, “bu yasaktan daha büyük bir provokasyon var mı” diye sormak bile anlamsız! Bütün bunları görebilmek için ise, kuvvetli bir hafızaya gerek yok; birazcık vicdan yeter de artar!
Newroz yasağının ve bunu takip eden polis şiddetinin asıl sebebi, hükümetin güvenlik politikalarında ısrar etmesidir bence. Hükümet, bu yasakla, uzun zamandır uyguladığı güvenlik politikalarının, özellikle de KCK operasyonlarının başarısını kanıtlamak istedi.
KCK operasyonlarını savunanlar, bu yolla PKK’nin şehir merkezlerindeki bağlantılarının, karar alma ve uygulama mekanizmalarının yok edildiğini, böylece sokak gücünün bitirildiğini iddia ediyorlardı. Onlara göre, KCK yapılanması sayesinde PKK Kürtleri zorla sokağa döküyordu. PKK’nin Kürtler üzerindeki hakimiyeti, gönüllü destekten değil, korkudan kaynaklanıyordu. Operasyonlarla “PKK’nin şehir yapılanması”nın çökertildiğine göre, halka korku salması da artık mümkün değildi. Güvenlik tedbirleri sıkı tutulursa, gösteri ve kutlamaların kitlesel hale gelmesi rahatça engellenebilecekti.
Bu hesaplar tutsaydı, başta KCK operasyonları olmak üzere güvenlik politikalarının “doğruluğu” teyit edilmiş olacaktı. Bu, hükümetin hanesine büyük bir “başarı” olarak yazılacaktı. BDP’nin ve genel olarak Kürt hareketinin payına ise, itibar ve güç kaybı düşecekti.
Bu hesap, 18 mart günü Diyarbakır’da bozuldu. Bütün güvenlik tahkimatları, insanları Newroz’u kendi tarzlarında kutlamaktan alıkoyamadı. Kitlesellik arttıkça, yasağı zorla uygulamanın çok ağır sonuçlara yol açacağı belli oldu ve isabetli bir kararla barikatlar kaldırıldı. Yüz binlerle ifade edilen bir kitle, Newroz meydanına akın etti.
Diyarbakır’daki Newroz manzarası; yasaklar, baskılar ve şiddet üzerine inşa edilen güvenlik politikalarının iflasını bir kez daha resmetti. Hükümetin, bu resimden gerekli mesajı çıkararak, yasağı kaldırması en “makul” yol olacaktı. Yasakta ısrar etmenin, gerilimi arttırmaktan ve yeni yaralar açmaktan başka bir sonuç doğurmayacağı anlaşılmış olmalıydı.
Öte yandan yasaktan vazgeçmek, demokratik açılıma dair umutları da tazeleyebilirdi. BDP’yle “müzakere” edilerek, parti yöneticilerinin ve milletvekillerinin yönlendirmesiyle gösterilerin bir şölen havasında geçmesi sağlanabilirdi. Böyle yapılsaydı, aylardır yürütülen askerî ve polisiye operasyonların Kürt sokaklarında yarattığı “öfke”nin, barışçıl bir şekilde boşalması da mümkün hale gelir, böylece “çatışma enerjisi” azaltılırdı.
Böyle olmadı ne yazık ki! Hükümet, belki de Diyarbakır’da yaşadığı hezimeti hazmedemedi; bunun acısını, diğer şehirlerden çıkarmak istedi.
Ahmed Arif’in dediği gibi, “bu yasaklar, Firavun kalıntısı”! Yasakta ısrar etmek, Firavun mantığına teslim olmak demektir. Bu mantığın önünü açtınız mı, bir sürü Firavun bozuntusunun da elini serbest bırakırsınız. Onlardan biri veya birkaçı, polise yardımcı olmak adına gösterilerden dönenleri bıçaklar. Daha beteri de, emrinizdeki minik firavunlar, kitleye ateş eder, hatta gider Ahmet Türk’ü yumruklar! O yumruklardan her biri Kürtlerin ve vicdanlı her insanın kalbinde bir deprem etkisi yaratır. Bu depremler, kapatılması güç yarıklar ve onarılması zor yaralar açar.
“Patika teorisi” diye bir şey vardır. Buna göre, kendinizi bir patikaya sokarsanız, gideceğiniz istikameti belirleme imkânınızı kaybedersiniz; o patika boyunca ilerlemek zorunda kalırsınız. Yol size tabi değildir artık, siz onun emrindesinizdir.
Bu patika, 90’lara gider. 90’lar ise, bu ülke için “cehennemin öbür adıdır”.
Dünya Shotakan Şampiyonası, 23-25 Mart tarihleri arasında İstanbul’da başlıyor.
Dünya Shotakan Karate Birliği (WSKU), İstanbul Spor İl Müdürlüğü ve Karate Kulüpler Birliği’nin ortaklaşa düzenlediği Dünya Shotakan Karate Şampiyonası, 23-25 Mart tarihlerinde İstanbul’da yapılacak.
Ahmet Cömert Spor Salonu’nda gerçekleştirilecek şampiyonada, 35’i aşkın ülkeden 1500’ün üzerinde sporcu tatamiye çıkacak.
Dünya Shotakan Karate Birliği’nin başkanlığını da yürüten Türkiye Karate Federasyonu Başkanı Esat Delihasan, üçüncü kez yapılacak turnuvanın rekor bir katılımla gerçekleşeceğini açıkladı.
Delihasan, yaptığı yazılı açıklamada, son yıllarda yaptıkları başarılı organizasyonların, Türk karatesinin dünyadaki prestijini yükselttiğini dile getirerek, “Gerek sporcular, gerekse yöneticiler ülkemizde yapılan turnuvalara mutlaka katılmak istiyor. Dünya Shotakan Karate Şampiyonası’na tüm takımlar en iyi sporcularıyla katılacak. Karateyi seven herkesi hafta sonunda Ahmet Cömert Spor Salonu’na bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Dünya Shotakan Karate Birliği Genel Sekreteri Ercüment Taşdemir ise, Shotakan’nın Dünya Karate Federasyonu (WKF) tarafından tanınan ilk stil olduğunu kaydederek, birliğin 35 ülkede faaliyet göstermesinin ve son dönemde düzenlenen üst düzey organizasyonlar nedeniyle, WKF tarafından tanındığını belirtti. Taşdemir, “Bu şampiyona onay sonrası düzenlenecek ilk organizasyon olması açısından önemli” dedi.
Erzurum’da antrenman sırasında geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybeden milli kayakçı Aslı Nemutlu ile ilgili yürütülen idari soruşturma tamamlandı.
Kayak Federasyonu yetkilileri ile kulüp antrenörlerinin ceza kuruluna sevk edilmelerine karar verildi.
Raporda, gerek pistlerin standart ve güvenliğinde, gerekse sporcuların antrenman şartlarıyla ilgili hata ve ihmaller bulunduğu belirtildi.
Kazaya zemin hazırladıkları iddiasıyla, kulüp antrenörlerinin ilgili ceza kurullarına sevklerinin öngörüldüğü ifade edildi.
18 yaşındaki Aslı Nemutlu, 12 Martta antrenman sırasında kayak takımının ayağından çıkması sebebiyle düşmüş ve kafasını tahta bariyerlere çarparak hayatını kaybetmişti.
Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün internet sitesini ‘hackleyerek’ elde ettiği bazı bilgileri kamuoyuyla paylaşan “RedHack”e yönelik yapılan operasyonda gözaltına alınan 17 kişiden 7’si tutuklandı
Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün internet sitesini ‘hackleyerek’ elde ettikleri bazı bilgileri kamuoyuyla paylaşan RedHack’e yönelik yapılan operasyonda 7 kişi tutuklandı. Bugün (21 Mart) polis eşliğinde Ankara Adliyesi’ne getiren 16 kişi Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel’e ifadelerini verdiler. Savcı ifdeleri alınan 9 kişiyi serbest bıraktı. Yüksel, 7 kişiyi tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti. Nöbetçi Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde sevk edilen 7 kişi tutuklandı.
Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel Sivas davasında zamanaşımını, Ankara’nın Hopa davasında yargılanan 28 kişi için tutuklama istemişti.
POLNET (Polis Ağı) ve Ankara Emniyet Müdürlüğü sunucularına girerek ihbar, şikâyet dilekçeleri ve yazışmaları ele geçiren Kızıl Hackerlar’a (RedHack) yönelik 16 Mart Cuma günü operasyon başlatılmıştı. Redhack’e yönelik operasyon kapsamında 17 kişinin gözaltına alındığı bildirilmiş, RedHack operasyonla ilgili “Hiçbir üyemiz gözaltına alınmamıştır” diyerek açıklama yapmıştı.