Ana Sayfa Blog Sayfa 4698

WWF: “Çözüm doğayı merkeze oturtmak”

0

WWF tarafından 15 Mayıs’ta tüm dünyada aynı anda duyurulan Yaşayan Gezegen 2012 Raporu, gezegenin ve onunla birlikte insanlığın yıkımı bir kez daha gözler önüne seriyor.

WWF’in Londra Zooloji Derneği ve Küresel Ayak İzi Ağı işbirliğiyle iki yılda bir yayımladığı Yaşayan Gezegen 2012 Raporu, insanlığın mevcut yaşam tarzı ve tüketim alışkanlıklarını devam ettirmek için 1,5 gezegene ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Yaşayan Gezegen Endeksi, son 40 yılda biyolojik çeşitliliğin küresel ölçekte yüzde 30 azaldığını gözler önüne seriyor. Yaşayan Gezegen Raporu 2012, 1950’lerden beri nüfusun iki kat arttığını, daha iyi seçimler yapılmadığı takdirde artan nüfusa ve tüketime bağlı olarak Ekolojik Ayak İzi’nin daha da artacağına dikkat çekiyor. Ekolojik Ayak İzi’nin farklı gelir gruplarına göre incelendiği Rapor’da zengin ve yoksul ülkeler arasındaki fark açık bir şekilde ortaya çıkıyor: Yüksek gelirli ülkelerin Ekolojik Ayak İzi, düşük gelirli ülkelerin Ayak İzi’nin neredeyse beş katı.

WWF International Genel Müdürü Jim Leape “Elimizin altında bir gezegen daha varmış gibi yaşıyoruz. Dünyanın sağlayabildiği kaynakların yüzde 50 fazlasını kullanıyoruz. Yönümüzü değiştirmezsek, bu oran büyük bir hızla artacak ve 2030 yılında iki gezegen bile yetmeyecek. Tercih bizim. 2050 yılında gezegeni paylaşacak 9 milyar insana gıda, su ve enerji sağlayan rahat bir gelecek yaratabiliriz. Çözümler atıkları azaltmak, suyu akılcı yönetmek ve rüzgâr, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaktan geçiyor. Haziran 2012’de dünyadaki ülkelerin, şirketlerin ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Rio de Janerio’da Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda bir araya gelecek. Konferans, tarihe geçen Dünya Zirvesi’nden 20 yıl sonra, dünyanın gittiği yönü ve geleceğimizin nasıl şekillenmesini istediğimizi enine boyuna tartışmak için çok önemli bir fırsat olacak,”dedi.

 

WWF-Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Bayar “Yaşayan Gezegen Raporu’nun 2012 yılı basımı, gezegen üzerinde yarattığımız baskının boyutunu ve yaşamlarımızı mümkün kılan ormanlarımızın, nehirlerimizin, göllerimizin ve denizlerimizin sağlığında ortaya çıkan bozulmayı anlatıyor. Yaşayan Gezegen Endeksi’ndeki düşüşü tersine çevirmek için Ekolojik Ayak İzi’nin gezegenin sınırlarına çekilmesi, tehlikeli iklim değişikliğinin önlenmesi ve sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesi gerekiyor. Dünyanın doğal sermayesi olan biyolojik çeşitliliğin, ekosistemlerin ve ekosistem hizmetlerinin bir sınırının olduğu başlıca gerçeklik olarak ele alınmalı; bu da ekonomilerin, iş modellerinin ve yaşam biçimlerinin temelini oluşturmalıdır,” dedi.

 

Türkiye’nin Ekolojik Ayak İzi Raporu’nu Mart 2012’de yayınladıklarını hatırlatan WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak “Türkiye’nin Ekolojik Ayak İzi, küresel ölçekteki resme çok benziyor. Dünyadaki herkes Türkiye’deki insanlar gibi yaşasaydı, 1,5 gezegene ihtiyacımız olacaktı. Türkiye’de karar vericilerin çözüm araması gereken en önemli sorunlardan biri, artan nüfus ve refah seviyesiyle birlikte insanların “tek dünya” sınırları içinde yaşayabileceği bir yol bulmasıdır. WWF’in Tek Dünya yaklaşımı, doğal sermayenin dünyanın ekolojik sınırları kapsamında yönetilmesini ve paylaşılmasını öneriyor. Doğal sermayenin korunması ve yenilenmesi için WWF, bütün üretim ve tüketim sisteminin daha iyi seçimlerle şekillenmesi gerektiğini, bunun da finansal akışların yönünün değiştirilmesiyle ve kaynakların daha eşitlikçi yönetimiyle destekleneceğini belirtiyor. Bütün bunlar insani kalkınmanın sürdürülemez tüketimle bağlantısının kesilmesini, sera gazlarından kaçınılmasını ve ekosistem bütünlüğünün korunmasını gerektiriyor,” dedi.

 

Yaşayan Gezegen Raporu’na göre Türkiye, kişi başına düşen Ekolojik Ayak İzi sıralamasında 150 ülke arasında 68. sırada yer alıyor. Kişi başına düşen Ekolojik Ayak İzi en yüksek olan ülkeler ise şöyle: Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Danimarka, Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, Avustralya, Kanada, Hollanda ve İrlanda.

(Yeşil Gazete, WWF Türkiye)

Suriye muhalefetinin liderinden istifa açıklaması

Geçtiğimiz salı günü İtalya’nın başkenti Roma’da yapılan toplantıda ikinci kez Suriye Ulusal Konseyi’nin başkanlığına seçilen Burhan Galyun, eleştirilerin artması üzerine görevinden çekileceğini açıkladı.

Galyun yaptığı açıklamada, “Ayrılığın adayı olmayı kabul etmem, bu makama yapışmadım. Uzlaşmayla ya da seçimle yeni bir aday kararlaştırıldığında çekileceğimi ilan ediyorum” ifadesini kullandı.

Galyun ayrıca, tüm muhalif grupları ayrılıktan uzak durmaya ve birleşmeye çağırdı.

Ayışığı Manastırı halka açık mı, değil mi?

Nisan ayının ortalarında medyada yer alan “Ayışığı Manastırı’nın restorasyonunun tamamlanarak ziyaretçilere açıldığı” haberlerinin üzerinden bir ay geçti. Ancak görünen o ki, manastır an itibariyle halka kapalı. Bu konuda gazetemize gönderilen bir okuyucu mektubunu değiştirmeden sizlerle paylaşıyoruz. Fotoğrafları ve söz konusu haberlerden ikisinin bağlantısını biz ekledik. (Yeşil Gazete)

Konu hakkında Milliyet gazetesinin haberi ve  Gila Benmayor’un köşe yazısı

***

Sayın Yeşil Gazete Yayıncıları,

29 Nisan Pazar günü eşimle birlikte Ayvalık’a gittik. Bu geziyi hemen hemen tüm gazetelerde Sabancı-Dinçer ailesi tarafından restore edildiği haberleri yapılan Ay Işığı Manastırını görmek için planlamıştık.

Cunda adasına geldiğimizde Pateriça köyleri ve Ay Işığı Manastırı yolunu gösteren yönlendirici tabela doğrultusunda ilerledik. Yol boyunca üç tabela daha bizi manastıra yönlendirdi. Yol çok bozuk olduğu için saatte on km. hız ile ilerleyebildik ve manastıra varmamız bir saati buldu.

Ancak kapıya vardığımızda bir güvenlik görevlisi buranın bir “özel mülk” olduğunu ve gezilemeyeceğini bildirdi. Böyle zorlu bir yoldan geldikten sonra tarihi yapıyı gezebilmek için biraz ısrarkar olduk ancak genç görevli buranın halka kapalı olduğunu, bizim gibi pek çok ziyaretçinin geri çevrildiğini üzgün bir ifade ile adete utana sıkıla anlattı.

Bu genç görevlinin yüzündeki sıkıntının, mahcubiyetin acaba onda birini bu tarihi eseri restore ettiklerini adeta davul zurna ile kamuya duyuran, sonra da bu
kültür mirasını halka kapatan ailenin bireyleri hissetmişler midir?

Bizi tek mutlu eden şey ise bu mirası görebilmek için gelen beş arabayı yoldan çevirmemiz idi, hiç olmazsa bu insanlar bizim gibi bu zorlu yolda eziyet çekmediler.

Pateriça köyünden geçerken başımıza gelenleri köylülerle paylaştık ve köy ahalisinin de burayı alan kişilerden hoşlanmadığını anladık, hepsi insanların geri çevrilmesinden çok rahatsızdılar. Köylüler bize bir şeyler ikram ederek üzüntümüzü kendilerince hafifletmeye çalıştılar.

Aynı gün öğleden sonra Aşıklar Tepesinde Koç ailesi tarafından restore edilen tarihi değirmene çıktık. Yapıyı mükemmel bir minik kütüphane haline getirmişler, her biri insanı mutlu eden zarif detaylar, Koç ailesi tarafından adı kütüphaneye verilen diplomat Necdet Kent ve ailesini tanıtan broşürler, Cunda’yı tepeden seyredeceğiniz nefis bir teras, ufak tefek atıştırmalıkların makul fiyata sunulduğu bir kafeterya ve mis gibi tuvaletler. Kent kütüphanesi her ziyaretçinin son derece mutlu ve Koç ailesine müteşekkir kalarak ayrıldığı bir tarih/kültür yapısı olmuş. Koç’ların gönüllerine sağlık, Allah razı olsun.

Şimdi bizim anlamadığımız konular şunlardır;

1. Ay Işığı Manastırı özel ve kapalı bir mülk ise yol boyunca ne için tabelalar konmuştur? Bu tabelalar eski ise neden kaldırılmamıştır?

2. Burası halka açık değil ise hangi sebeple Sabancı-Dinçer ailesinin alicenaplığını gözümüze sokan çarşaf çarşaf restorasyon haberleri yapılmıştır? Üstelik bu haberler yanıltıcıdır, okuyan kişilere buranın bir müze-ev olarak kullanılacağı mesajı verilmiştir. Bu haberlerde buranın özel mülk olduğu ve halka açık olmadığı uyarısı neden yapılmamıştır?

3. Buckingham Sarayı bile belli bir parkur çerçevesinde gezdirilirken manastırı restore ederek güya tarih ve kültür mirasımıza sahip çıkan bu ailenin tutumu nasıl açıklanır?

Beyefendi, yaz sezonunun gelmesi ile bizler ve bizim yoldan çevirdiğimiz vatandaşlar gibi pek çok tarih sevdalısı burayı ziyaret etmek için manastırın bozuk yoluna düşecek ve eziyet çekeceklerdir. Sabancı mülkünün kapısından gönlü kırık insanların dönmemesi, daha fazla vatandaşın mağdur olmaması için bu yapının ziyarete kapalı olduğu haberini yapabilirseniz çok yararlı olacağı kanaatindeyim.

Akşam Taş Kahvede yan masada manastırın kapısından çevrilen iki aile aynı konuyu konuşuyorlardı, “zenginlik ne kadar kazandığınla değil kazandığını nasıl harcadığın ile ilgili bir şey” dedi beylerden biri. Sanırım Sabancı-Dinçer ailesi bu anlamda henüz yeterince zengin değil.

Saygılarımla
Dr. Ender Selçuk

Nijer’de yetersiz beslenme krizi büyüyor

Save the Children adlı yardım kuruluşu 6 aydır yapılan uyarılara rağmen Nijer’deki yetersiz beslenme sorununun iyice yaygınlaştığını bildiriyor.

Kuruluşa göre şu anda Nijer’de 6 milyon Sahil bölgesinde 18 milyon kişi yetersiz besleniyor.

Giderek vahimleşen kötü beslenme düzeyi Save the Children’a göre özellikle çocuklara tıbbi müdahele gerektirmeye başladı.

Kuruluş bu uyarıyı hafta sonu yapılacak gıda güvenliği konulu G8 grubu toplantısı öncesinde yaptı ve duruma müdahele etmek için şu anda harekete geçilmesi gerektiğini bildirdi.

Nijer’deki gıda krizi konusundaki işaretler geçen yılki düzensiz yağışlar ve gıda fiyatlarındaki artışlarla iyice belirginleşmişti.

Yardım kuruluşları krizin etkilerini gidermeye çalışıyorlar.

Çocuk odaklı bir uluslararası yardım örgütü olan Save the Children Afrika’da şu anda yaşanmakta olan gıda krizlerinin ötesinde, dünyada her dört çocuktan birinin kronik olarak yetersiz beslendiğini söylüyor.

Kuruluş G8 liderlerinin çocukların yeterli ve doğru tür gıdaya erişimini güvence alma konusunda cesur adımlar atmaktan kaçınabileceği kaygısını da dile getirdi.

(BBC)

1 Mayıs’a katılan 9 anarşist tutuklandı

İstanbul Özel Yetkili 9. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul’da 1 Mayıs kutlamaları sırasında banka ve iş yerlerine saldırı düzenlediği iddia edilen dokuz anarşisti tutuklarken, altı kişiyi serbest bıraktı.

İstanbul’da 1 Mayıs kutlamaları sırasında Şişli ve Mecidiyeköy’de bazı dükkan ve bankalara saldırdıkları iddia edilerek gözaltına alınan 45 kişiden dokuzu İstanbul Özel Yetkili 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanırken altı kişi serbest bırakıldı.

Avukat Efkan Bolaç‘ın verdiği bilgiye göre, Beyhan Çağrı Tuzcuoğlu, Burak Ercan, Deniz Fidan, Emirhan Yavuz, Murat Gümüşkaya, Oğuz Topal, Sinan Gümüş, Yenal Yağcı ve Ünal Can Tüzüner, “Üzerlerine atılı suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, şüphelilerin üzerlerine atılı suçun toplumda yarattığı infial, zararın büyüklüğü, mağdur kişi ve kurumun sayısı, kamu hizmeti gören kurumlara zarar verilmesi, kaçma ve delillerin karartılma şüphesinin bulunması” gerekçeleri öne sürülerek tutuklandı.

Özel yetkili savcılık tarafından tutuklanmaları talep edilen İnan Ünlü, Kaan Coşar, Osman Gümüşkaya, Sedat Caner Akşun, Turgay Yaraş ve Uğur Özden ise serbest bırakıldı.

1 Mayıs kutlamaları sırasında bazı banka ve iş yerlerine zarar verdikleri ileri sürülen 45 anarşist 14 Mayıs sabah 05.00’te düzenlenen eş zamanlı operasyonla gözaltına alınmıştı.

Gözaltına alınanlardan 10’u emniyetteki sorgunun ardından, 15’i de özel yetkili savcılık tarafından serbest bırakılmıştı.

(Bianet)

‘Herne peş’ şarkısı örgüt propagandası sayıldı

Türk Tabibler Birliği’nin mitinginde, ‘Herne peş’ (ileri) isimli Kürtçe türküyü söyleyen tıp ve eczacılık fakülteleri öğrencilerine, 5 yıla kadar hapis talebiye dava açtı. İddianamede, öğrencilerin bu suçtan ceza alması halinde bir kamu kurumunda çalışmasının engellemesini de kapsayan TCK’nın ‘belirli haklardan yoksun bırakma’ya ilişkin 53. maddesinin de uygulanması talep edildi.
13 Mart 2011’de Ankara ’da, TTB tarafından ‘Nitelikli Sağlık Hizmeti İçin Çok Ses Tek Yürek Mitingi’ düzenlendi. Çok sayıda sağlık çalışanın katıldığı mitinge tıp ve eczacılık öğrencileri de katıldı. Olaysız geçen miting sonrası, tıp öğrencisi Zülküf Akelma ile eczacılık öğrencileri Yavuz Kılıç ile Özgür Yıldırım’a ‘Hernepeş’ şarkısını söyledikleri ve çeşitli sloganlar attıkları gerekçesiyle özel yetkili savcılık tarafından soruşturma açıldı. Üç öğrenciye ‘terör örgütü propagandası’ suçlamasıyla iddianame hazırlanarak, özel yetkili Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi ’ne sunuldu. İddianame kabul edildi.

Gençler 22 Mayıs Salı günü hakim karşısına çıkcak. İddianamede, ‘Herne peş’ adlı marşın içinde PKK/KCK propagandası yapıldığı ifade edildi. İddianamede, Zülküf Akelma’nın marşı söyleyip söylettiği, Özgür Yıldırım ile Yavuz Kılıç’ın da marşı söyledikleri ve Abdullah Öcalan’a atfen ‘Öndersiz yaşam olmaz’ sloganı attığı anlatıldı.

TV’lerde bile serbest

Akelma’nın avukatı Mustafa Güler, iddianame ve bilirkişi raporuna ilişkin olarak verdiği dilekçesinde, şu tespitlerde bulundu: “Terör örgütü propagandası yapmak olduğu iddia edilen türkü Grup Yorum adlı grubun 1995 yılında çıkardığı kasette yer almış, Kültür Bakanlığı bandrolü taşıyan bu kaset satılmış ve halen de satılmaktadır. Yine aynı grup ülke çapında yayın yapan Habertürk adlı kanalda da seslendirilmiştir. Kültür Bakanlığı bandrolü taşıyan ve hala bütün müzik marketlerde satılan bir kasette yer alan ve ülkemizin en büyük kanallarından birinde seslendirilebilen bir türküyü söylemenin örgüt propagandası olarak değerlendirmesi anlaşılabilir bir durum değildir.”

Kürt Şair Cegerxwin’in ‘Herne peş’ şarkısı, PKK ’nın kuruluşundan da önce yazılmış ve 1977’de Şivan Perwer tarafından okunmuştu. Bucaspor taraftarlarının da farkında olmadan bu şarkının müziğiyle marş okuduğu ortaya çıkmıştı.

(Radikal)

Saat kulesinin bakır alemleri çalındı

Konak Meydanı’nda bulunan, İzmir’in simgesi tarihi saat kulesinin kubbelerindeki 3 bakır alem çalındı.

Saat kulesinin bakım ve onarımını yapan firma görevlisi, saati kurmak için geldiğinde kubbelerindeki alemlerin yerinde olmadığını görünce belediye yetkililerine haber verdi.

İzmir Emniyet Müdürlüğü ekipleri, saat kulesinde parmak izi kontrolü ve inceleme yaptı.

Polis, kapıda zorlama olmadığını, bölgedeki güvenlik kameralarının inceleneceğini söyledi.

İzmir Saat Kulesi’ndeki 4 kuleden birinin bakır aleminin 2007’den beri yerinde olmadığını belirten yetkililer, diğer 3 kuledeki alemlerin çalındığının, kubbelerde hasar meydana geldiğinin tespit edildiğini bildirdi.

İzmir Saat Kulesi, II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılı dolayısıyla 1901’de Sadrazam Mehmet Said Paşa tarafından Alman Konsolosluk binasını inşa eden mimara yaptırıldı. 25 metre boyundaki kulenin saati Alman İmparatoru II. Wilhelm’in hediyesi.

Cennetteki Çöplük bugün Cannes’te gösterilecek

Fatih Akın’ın Çamburnu çöplüğünü anlattığı “Cennetteki Çöplük” belgeseli, bugün Cannes’da gösterilecek.

Fatih Akın, 2006 yılında “Yaşamın Kıyısında” filminin final sahnesini çekmek için dedesinin köyüne; Trabzon’un Çamburnu Köyü’ne gitti. Ve burada, köylülerin çay tarlalarının ortasına kurulan dev çöp arıtma ve toplama tesisine karşı verdiği mücadeleye tanık oldu.

Ünlü yönetmen, çöplüğün kurulma aşamasından günümüze kadarki süreci belgeledi ve beş yıl süren çalışmalarını belgesel haline getirdi.
“Cennetteki Çöplük / Polluting Paradise” adlı yapım, yarın Cannes Film Festivali’nin “özel gösterimler” bölümünde seyirciyle buluşacak.
Fatih Akın, “Belgeselin Cannes’da özel gösterime kabul edilmesi, beni ve ekibimi çok mutlu etti” dedi. “Cennetteki Çöplük”, 2012 sonbaharında Türkiye’de ve Almanya’da gösterime girecek.

Yeni Fransa hükümeti AB bütçe anlaşmasına karşı

0

Fransa’nın yeni Maliye Bakanı Pierre Moscovici, yeni hükümetin Avrupa Birliği’nin bütçe anlaşmasını onaylamayacağını tekrarladı.

Moscovici, Fransa’nın anlaşmayı onaylayabilmesi için büyüme ile ilgili maddelerin eklenmesi gerektiğini belirtti.

Bütçe anlaşması, hükümetlerin borçlarını azaltmak için kamu harcamalarını sıkı kontol altına almsını gerektiriyor.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, seçim kampanyası boyunca kemer sıkma politikalarının yanısıra büyümenin de gerekli olduğunu vurguladı.

Hollande, kemer sıkma politikalarının tek başına euro bölgesindeki borç krizini çözemeyeceğini söylüyor.

Moscovici, göreve başlamasının ardından ilk defa verdiği bir mülakatta “Açıkça, anlaşmaya büyüme ve büyüme stratejisi üzerine bir bölüm eklenmesi gerektiğini, yoksa onaylamayacağımızı söylüyoruz” dedi.

Moscovici, Fransa’nın bütçe disiplini konusundaki tavrını yumuşatacağı ile ilgili kaygılara da cevap verdi.

“Açıkça söylüyorum, François Hollande da bunu birçok defa tekrarladı. Borçlarımızı azaltıp bütçe açığını kapatmak zorundayız. Asıl mesele bu. Çok borcu olan bir ülke giderek yoksullaşır”.

Alınacak önlemlere örnek olarak, hükümet, Cumhurbaşkanı ve bakanların maaşlarında yüzde 30 kesintiye gidilebileceğini açıkladı.

Moscovici’nin açıklaması Hollande’ın Almanya Başbakanı Angela Merkel ile ekonomik kriz ile ilgili yaptığı görüşmeden birkaç gün sonra geldi.

27 üyeli AB’nin 25 üyesi anlaşmayı imzaladı ancak anlaşmanın tek tek devletler tarafından da onaylanması gerekiyor.

Giderek artan sayıda yorumcu ve siyasetçi, krizin sadece kemer sıkma politikaları ile çözülüp çözülmeyeceğini sorgulamaya başladı.

Bazı Avrupa ülkelerinin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve euro bölgesinde yılın ilk üç ayında ekonomik büyümenin durduğuna dair bu hafta açıklanan istatistikler, kemer sıkma önlemlerinin yanısıra ekonomiyi canlandıracak adımlar atılması için yapılan çağrıların artmasına neden oluyor.

Planlı çıkış

Yunanistan’ın euro’dan çıkmak zorunda kalması ihtimali, endişeleri artırıyor. Bu ayın başında yapılan seçimlerde, seçmenlerin büyük bir çoğunluğu kemer sıkma önlemlerini redetti.

Yunanistan Haziran ayında yeniden seçime gitmeye hazırlanıyor.

En çok oy alan partilerden biri, borçlarını donduracağını ve AB ve IMF’den alınan kurtarma kredilerinin şartlarını yeniden görüşüleceğini taahhüt ediyor.

İlk defa bazı siyasetçiler ve finans dünyasının önde gelenleri Yunanistan’ın euro’dan çıkmak zorunda kalabileceğini giderek daha yüksek sesle dile getirmeye başladılar.

IMF Başkanı Christine Lagarde, “Eğer Yunanistan yükümlülüklerini yerine getiremezse, şartlar yeniden gözden geçirilebilir. Bu, ya ilave yardımların yapılması, ya ek süre verilmesi, ya da euro’dan çıkması için uygun yolların bulunması anlamına geliyor – ki bunun olabildiğince planlı olması gerekir” dedi.

Lagarde, Yunanistan’ın euro’dan çıkışının “aşırı maliyetli olacağını ve büyük riskler barındırdığını ancak bunun teknik olarak detaylıca düşünülmesi gereken bir ihtimal olduğunu” belirtti.

Yunanistan’ın euro’dan çıkmasının yaratacağı en büyük risk, diğer euro bölgesi ekonomileri üzerinde zincirleme etki yapacak olması.

Son günlerde borçlanma maliyetleri giderek artan İspanya ve İtalya en savunmasız ülkeler arasında.

Bu da, yatırımcıların bu ülkelerin borçlarını ödeyip ödeyemeyecekleri konusunda giderek daha çok endişelenmelerine neden oluyor.

Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, “Asıl mesele Yunanistan değil, İspanya ve İtalya olacak” diyor.

Zoellick, “Asıl tehlike tüm bunlar yaşanmaya başladığında, güvenlerin zedelenmesi ve bunun likidite sıkıntısına yol açması. Likidite sıkıntısı ise şirketlerin ya da bankaların altüst olmaya başlayacağının göstergesidir” dedi.

(BBC)

Yunanistan’ın seçim kabinesi kuruldu

0

Ülkeyi 17 Haziran’da yeniden seçime götürecek geçici hükümette görev yapacağı açıklanan akademisyen ve diplomatlar yemin ederek göreve başladılar.

Başbakanlığa getirilen kıdemli hakim Panayotis Pikrammenos geçici hükümetin tek görevinin ülkeyi seçime götürmek olduğunu söyledi.

Borç krizinin ardından siyasi krize giren ülkede 6 Mayıs’daki genel seçimle seçilen 300 milletvekili yemin töreni dolayısıyla bir gün için parlamentoda yerlerini aldılar.

6 Mayıs seçimleri uluslararası yardım paketlerinin koşulu olarak getirilen kemer sıkma önlemlerini destekleyen ana akım partileri cezalandırmıştı.

Yunanistan’a bu kurtarma paketleri kapsamında 2010 yılında 110 milyar euro, bu yılın başlarında da 130 milyar euro yardım sağlanmıştı.

Yunanistan’ın Euro Bölgesi’nden ayrılması ihtimali, politikacıların ve bankerlerin ortalığı yatıştırmaya yönelik bütün açıklamalarına karşın, ortak para biriminin geleceği konusunda bir belirsizlik ve güvensizlik yaratıyor.

Son üç günü hep kayıpla kapatan Avrupa hisse senetleri bugün güne yine düşüşle başladı.

Seçim tahminleri

Yunanistan’da yapılan kamuoyu yoklamaları, kemer sıkma önlemlerine karşı çıkan sol blok Syriza’nın Haziran seçimlerinde en büyük oyu alacağına işaret ediyor.

Yunanistan’ın iki ana akım partisi Yeni Demokrasi ve Sosyalist Pasok 6 Mayıs seçimlerinden büyük kayıplarla çıktılar ama Yeni Demokrasi yine de en büyük parti konumunu korudu.

Geçen hafta yapılan koalisyon görüşmelerinde Yeni Demokrasi ve Pasok koalisyon oluşturmayı başaramadılar ve seçmene, kemer sıkma programlarına karşı politikaların ülkeyi Euro Bölgesi’nden çıkmaya zorlayacağı uyarısında bulundular.

Yeni Demokrasi Partisi’nin lideri Andonis Samaras “Önümüzde iki yol var. Ya Yunanistan’da herşeyi değiştireceğiz -ki bu değişen bir Avrupa içinde yapılacak değişikliklerdir, ya da eurodan ayrılma terörünü yaşayacağız. Bu Avrupa’nın dışında kalıp tecrit olmak ve şimdiye kadar inşa ettiğimiz herşeyin yıkılışına tanık olmak anlamına gelecek” diye konuştu.

Seçimlerden ikinci parti olarak çıkan ama koalisyon oluşturamayan sol blok Syriza ise, Yunanistan’ın Euro Bölgesinde kalmasından yana, ama “barbarca” diye nitelediği kemer sıkma önlemlerinin uygulanamayacağını savunuyor.

Syriza’nın lideri Alexis Tsipras dün BBC’ye verdiği mülakatta “Bizim tercihimiz kemer sıkma önlemlerine gitmeden Avrupa’da kalmaktır” dedi.

Tsipras, “Bir euroyu destekliyoruz, ama onu tahrip eden kemer sıkma politikalarını değil. Kemer sıkma önlemlerine devam edilirse, işte o zaman Euro Bölgesi’nin yok olacağı inancındayız” diye ekledi.

VPRC tarafından yayımlanan bir kamuoyu yoklamasına göre Syriza 17 Haziran’da yapılacak seçimlerde oylarını yüzde 16,8 den yüzde 20,3’e çıkaracak.

Aynı ankete göre Yeni Demokrasi’nin oyları yüzde 18,9’dan yüzde 14,2’ye, Pasok’unki ise yüzde 13,1’den yüzde 10,9’a gerileyecek.

(BBC)