Ana Sayfa Blog Sayfa 4659

Almanya, Esed’in Rusya’ya sığınmasını istedi

0

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Almanya’nın Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Rusya’ya sığınmasını istediğini itiraf etti. Lavrov, Moskova’da Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle ile yaptığı görüşmeden sonra, Almanya ‘nın Haziran’da Rusya’nın Esed’e siyasi sığınma hakkı vermesi fikrini sunduğunu belirterek, “Biz, bunun şaka olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Sergey Riabkov dün, Esed’e siyasi sığınma hakkı vermesi konusunda Washington ‘ın Rusya’yı ikna etmeye çalıştığına ilişkin basında yer alan haberlerden sonra, ” ABD ile Esed’in geleceğinin tartışılmayacağını” belirtmişti.

Suriye’de ulusal geçiş hükümeti kurulması konusunda batılı ülkelerle anlaşan Rusya’ya, Esed’e siyasi sığınma hakkı vermesi için baskı yapıldığı iddia edilmişti.

Kommersant gazetesine konuşan bir Rus diplomatik kaynak, “Batılı ülkeler, özellikle de ABD etkin şekilde Suriye liderine siyasi sığınma hakkı verilmesi için Rusya’yı ikna etmeye çalışıyor. Ancak bizim henüz böyle bir planımız yok” demişti.

( AA )

Thames nehrine güneş köprüsü

Yeni Blackfriars köprüsü üzerinde güneş enerjisi panelleri

İngiltere’nin başkenti Londra’da Thames nehri üzerindeki köprülerden birine inşa edilen Blackfriars istasyonu dünyanın en büyük güneş köprüsü oluyor.

İstasyonun tepesine yerleştirilmeye başlanan 4400 fotovoltaik panel yılda 900 bin kws elektik enerjisi üreterek, istasyonun elektrik ihtiyacının yarısını karşılarken, karbondioksit salımlarını yılda 511 ton düşürmüş olacak.

Yeni istasyonda enerji ihtiyacını düşürmek için yağmur suyu toplama sistemleri ve doğal aydınlatma sağlayacak güneş boruları gibi uygulamalar da kullanılacak. (Guardian)

Yeşil Gazete

‘Chavez, Paraguay’ın içişlerine karışma!’

0

Paraguay, Venezuela’yı içişlerine karışmakla suçluyor. Dün Caracas Büyükelçisini geri çeken Paraguay, Venezuela’nın diplomatik temsilcisini de istenmeyen kişi ilan etti.

Paraguay parlamentosu, geçen ay, topraksız çiftçilerle polisler arasında çıkan ve 17 kişinin ölümüyle sonuçlanan çatışmaların ardından Cumhurbaşkanı Fernando Lugo’yu 23 Haziran’da azletmiş, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez ve Güney Amerika ortak pazarı ülkeleri (MERCOSUR), azlin yasalara aykırı olduğunu belirtmişti.

Paraguay Savunma Bakanı Maria Liz Garcia, Venezuela Dışişleri Bakanı Nicolas Maduro’yu, Paraguay ordusundan, Cumhurbaşkanının görevden alınmasına direnç göstermesini istemekle suçlamıştı.

Venezuela’nın Asuncion büyükelçisi ise Lugo’nun azlinin ardından geri çağrılmıştı.

Chavez, Lugo’nun azledilmesini protesto amacıyla petrol satışını durduracağını açıklamış, MERCOSUR da üye ülkelerin Paraguay’da “demokratik düzenin parçalanması karşısındaki en güçlü kınamayı” dile getirdiğini bildirmişti.

( AA )

‘Komünist Rumlar, AB’ye liderlik yapamaz’

0

Avrupalı Liberallerin lideri ve Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Sir Graham Watson, Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığını üstlenen Rum Kesimi’ne ağır sözlerle yüklendi. AP’nin Strasbourg’daki toplantısında konuşan İngiliz milletvekili, kendisini Moskova’ya rehin eden Rumların AB’ye liderlik yapamayacağını vurguladı. “Avrupa’nın tek komünist cumhurbaşkanı” diyerek Rum lider Hristofyas’a gönderme yapan Watson, Avrupa’nın Rum kesimi ile Rusya arasındaki yakın ilişkilerden duyduğu rahatsızlığı gündeme getirdi. Rumların ‘Ankara ile müzakerelerden kaçınarak, tel örgülerin ardındaki vatandaşlarının sorunlarını görmezden gelerek’ AB’ye başkanlık yapamayacağını vurgulayan Watson, en ağır ifadelerini Kıbrıs’tan gayrimenkul alan İngiliz vatandaşlarını mağdur eden Rum avukatlar ve müteahhitler için kullandı: “Emekli ikramiyeleri ile yazlık almak isteyenleri soyan ahlaksız Kıbrıslı avukatlar ile müteahhitlerin entrikalarını görmezden gelerek AB’ye liderlik edemez.” Watson, Kıbrıslı Türklerin AB’nin unutulmuş vatandaşları olduğunu söyledi.

( CİHAN )

TEMA Vakfı: “Doğa değil, yaptığımız hatalar öldürüyor”

TEMA Vakfı, Samsun ve Sinop’ta yaşanan sel felaketlerinin ardından bir basın açıklaması yaparak “Doğa değil, yaptığımız hatalar öldürüyor” dedi.

Vakıf tarafından perşembe günü yapılan açıklamada “Bu felaketin ardından, dünyanın ve insanlığın bugüne dek karşılaştığı en büyük tehdit olan “İklim Değişikliği”ni bir kez daha tartışmak, insanlık olarak bu konuda hala atmadığımız adımları ortaya koymak ve çok geç olmadan harekete geçilmesi için tüm karar alıcılara ve topluma ısrarla çağrıda bulunmaya devam etmeliyiz.” denerek Samsun ve Sinop’ta yaşanan sel felaketleriyle İklim Değişikliği arasındaki bağlantıya dikkat çekti.

Fosil yakıt kullanımı, arazi kullanım değişiklikleri, ormansızlaşma ve çeşitli sanayi süreçleri gibi insan kaynaklı faaliyetler nedeniyle atmosferdeki sera gazı miktarının hızla arttığı ve Dünya’nın şimdiden, 1900’lere göre 0.75 C daha sıcak olduğu belirtilerek ani yağışlara bağlı sel ve su baskınlarının, İklim Değişikliği’nden en çok etkilenecek bölgelerden biri olan Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye’de de etkisini göstermeye başladığı vurgulandı. Açıklamada, Nisan ayında Elazığ’ada 6 kişinin ölümüne neden olan hortum ve geçtiğimiz gün Samsun’da 9 kişiyi öldüren sel olayları hatırlatıldı.

“Tüm bu kayıplarımızda iklim değişikliğinin yanı sıra,  yıllardır yaşadığımız feci tecrübelere rağmen hala nehir yataklarının yerleşime açılmakta ısrar ediliyor olmasının, su yataklarının insan müdahaleleriyle kontrol altına alınmaya çalışılmasının da büyük payı var” denen açıklamada, son yıllarda aşırı iklim olaylarının şiddet ve sayısındaki artışa dikkat çekilerek bunun IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) gibi önemli kurumlarla bir çok bilim insanının da yıllardır öngördüğü bir durum olduğu kaydedildi.

Vakıf, “Peki ‘İklim Değişikliği’ni durdurmak için ne yapıyoruz?” sorusuna ise “Hiçbir şey!” cevabını veriyor. Açıklamada, atılan adımların son derece yetersiz kaldığı belirtilerek “Türkiye’nin seragazı salımlarını rekorlar kırarak yükselttiği, iklimin en büyük düşmanı olan kömürlü termik santrallerini birbiri ardına açmak için planlar yaptığı, kısıtlı kaynaklarını toplu ulaşım yerine doğal yaşam alanlarını da katledecek büyük karayolları ve köprü projelerine, yenilenebilir enerji yerine termik ve nükleer enerjiye aktarma yanlışında ısrar ettiği” vurgulandı.

Doğayı ele geçirebileceğimizi sanma hatasında ısrar ettiğimiz ve insanın doğanın sahibi değil, yalnızca bir parçası olduğunu kabul etmediğimiz sürece bu yıkım ve felaketler ne yazık ki artarak devam edecek.” denen açıklama, “Doğayla barışık, ekolojik açıdan sürdürülebilir bir yaşam için hemen harekete geçelim!” mesajıyla son buluyor.

 

Açıklamanın tamamına TEMA Vakfı’nın web sitesinden ulaşılabilir.

(Yeşil Gazete)

Olimpiyatlarda bir bilet de Kemal Arda Gürdal’a

0

Uluslararası Yüzme Federasyonu Birliği (FINA) , Kemal Arda Gürdal’ı Londra’da bu ay sonu başlayacak olimpiyat oyunlarına davet etti.

Yüzme Federasyonu’ndan yapılan açıklamada FINA’nın, daha önce olimpiyat oyunları davet barajını aşan Kemal Arda Gürdal’ı 100 metre serbest stilde mücadele etmesi için oyunlara davet ettiği bildirildi.

Kemal Arda Gürdal ile birlikte, Türkiye’yi yüzmede temsil edecek sporcu sayısı altıya ulaştı.

A barajını aşan Burcu Dolunay ile birlikte, Dilara Buse Günaydın, Hazal Sarıkaya, Derya Büyükuncu ve Ediz Yıldırımer de FINA tarafından Londra’ya davet edilmişti.

 

CERN’de aranan parçacık bulundu! – Levent Kurnaz

Yıllardır başta fizikçiler olmak üzere dünyadaki pek çok bilimcinin merakla beklediği açıklama sonunda yapıldı: Higgs bozonunu bulduk!

Bunu herkesin anlayacağı basitlikte anlatmaya çalışırsak: Bizim çevremizdeki fiziksel dünyanın (kütleçekimi hariç) nasıl çalıştığını anlatan bir model var elimizde. Parçacık fiziğinde  bu modele Standart Model diyoruz. Bu model içinde yaşadığımız dünyanın fiziksel işleyişini, örneğin güneşin nasıl enerji ürettiğini, bu enerjinin bize nasıl ulaştığını, dünyada nasıl çeşitli şekillere dönüştüğünü gayet güzel anlatabiliyor. Bu modelin çerçevesi içerisinde yakından tanıdığınız elektron ve proton gibi parçacıklar olduğu kadar tanımadığınız ve bugün bulunduğu düşünülen Higgs bozonu gibi parçacıklar da var. Bu parçacıkları ve aralarındaki ilişkileri anlatan güzel bir teorimiz var ve genelde bu teori ile mutluyuz. Deneysel olarak da bu modelin içindeki her parçacığı gözlemleyebilecek olsak mutluluğumuz tamamlanacak. Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) tarafından yapılan açıklama, en temel şekliyle, bu teoride en sonlara kalan ve daha önce deneysel olarak hiç gözlemlenememiş olan Higgs parçacığının gözlemlendiğini anlatıyor. Bu da yakınımızdaki evreni açıklamak için kurduğumuz teorinin doğruluğu yönünde önemli bir adım atıldığı anlamına geliyor.

Ama bunun yanında unutmamamız gereken çok önemli bir gerçek var: Evrenin nelerden oluştuğu ve nasıl çalıştığı hakkındaki bilgilerimiz hâlâ kısıtlı. Higgs parçacığının bulunması evrenin anladığımız kısmını doğru anladığımızın ciddi bir kanıtı olarak görüldüğünden son 50 yılın en önemli bilimsel buluşlarından biri olarak kabul ediliyor. Gene de evrenin %97’sinin neden oluştuğunu bilmediğimizi unutmamalıyız. Bildiğimiz ve varlığını anladığımız tüm elektronlar, protonlar, gezegenler, yıldızlar, toz bulutları, pulsarlar ve karadelikler evrenin sadece %3’lük bir kısmını oluşturuyor. Biz şimdilik sadece kendi yaşadığımız bölgede varolan bu parçacıkları tanımayı başarıyla tamamladık.

 

Levent Kurnaz – www.t24.com

 

 

Teniste ahlaksız teklif, “Biz erkekler kadınlardan daha fazla kazanmalıyız?”

Dünya Tenis Birliği’nin yeni kurul üyesi ATP listesinin 13. sırasındaki Gilles Simon erkeklerin, Grand Slam turnuvalarında daha fazla para ödülü almaları gerektiğini vurguladı. Bu açıklamanın hemen arkasından kadın tenisçiler Simon’a ateş püskürdü.

27 yaşındaki tenisçi sadece kendisinin böyle düşünmediğini, meslektaşlarının çoğunun aynı fikre sahip olduklarını, ancak açıklama yapmaktan çekindiklerini de sözlerine ekledi. Eski bir tartışmada böylelikle yeniden alevlendi. Teniste kadınlar ve erkekler eşit miktarda para ödülü mü almalı?

Maria Sharapova Simon Gilles’in bu açıklamalarına ilk tepki gösterenlerden. Rollanda Garros şampiyonu tenisçi, “Biz kadınlar tenisin dünya çapında gelişmesine ve tanıtımına çok büyük katkı sağlıyoruz. Bu arada ben Simon’dan daha meşhurum.” şeklinde iğneleyici bir yanıt verdi.
Serena Williams ise, “Simon’un bu açıklaması bana göre gülünç. Tenis izleyicileri kortta kesinlikle Maria’yı Simon’a tercih ederler. Bir kere Maria daha ateşli. Kadın tenisi daha dehşet verici ve heybetli. Biz kadınlar, erkeklerle eşit para ödülü almak için yıllarca mücadele verdik. Haklarımızı önce ABD Açık ve Avustralya Açık Tenis Turnuvaları’nda kabul ettirdik” dedi. Meslektaşına hayli sinirlenen Williams’ın şu sözleri ne kadar kızdığının özeti niteliğinde: “Benim göğüslerim var diye onlardan az para alacak değilim!”

GRAND SLAM’LERDEKİ PARA ÖDÜLLERİ

Wimbledon Tekler
Kazanan: 1.100.000 Pound
İkinci: 650.000 Pound
Rolland Garros Tekler
Kazanan: 1.250.000 Euro
İkinci: 625.000 Euro

Avustralya Açık Tekler
Kazanan: 2.300.000 Avus. Doları
İkinci: 1.150.000 Avus. Doları

Amerika Açık Tekler
Kazanan: 1.800.000 Dolar
İkinci: 900.000 Dolar

(Hirriyet)

Nash artık Lakers’lı

0

Phoenix Suns forması giyen Steve Nash, takas yoluyla Melekler Şehri’nin yolunu tuttu. Son yıllarda hep oyun kurucu bölgesinde sorun yaşayan, geçen sezon ortasında takıma katılan Ramon Sessions’tan da beklediği verimi alamayan Lakers, tecrübeli ismi transfer ederek gündeme oturdu.

İki taraftan da doğrulanan transferin resmileşmesi için NBA kuralları gereği 11 Haziran beklenecek.

Tecrübeli oyun kurucuyu elinde tutamayacağı aşikar olan Suns, karşılığında Lakers’tan 2013 ve 2015 ilk tur, 2012 ve 2014’te ise ikinci tur draft haklarını aldı. Suns’tan “sign-and-trade” yani “imzala-takas et” yoluyla ayrılan Nash, yakın kaynaklardan alınan bilgiye göre, 3 yıl için 25 milyon dolarlık bir anlaşmayla takıma katıldı.

Transfer sonrası açıklamalarda bulunan Nash, “Yönetimle konuştuktan sonra benim ve takım için en doğrusunun ayrılmak olduğunu karar verdim. Kulübün de yeni bir yola girmesi için en ideal senaryo buydu. Aldıkları draft hakları ile geleceğe yönelik yatırım yapma fırsatı bulabilecekler” dedi.

38 yaşındaki oyun kurucu, Lakers’ı tercih etme sebeplerinden biri olarak da çocuklarına ve ailesine yakın bir yerde top koşturacak olmasını gösterdi.

Sekiz yıldır formasını giydiği kulübe, yönetime ve taraftara teşekkür eden Steve Nash, “Phoenix Suns, harika bir organizasyon ve taraftarlar gelecek adına umutlu olmalılar. Suns’ın muhteşem taraftarı ve emekçileri için bir gün şampiyonluk kazanmasını umut ediyorum” şeklinde konuştu.

1996’da geldiği NBA’de büyük başarılara imza atan, iki kez En Değerli Oyuncu, sekiz kez All-Star seçilen, beş kez de asist kralı olan Nash, Los Angeles Lakers’ta ilk yüzüğünü arayacak. Lakers, Kobe Bryant, Andrew Bynum, Pau Gasol gibi yıldızlarla dolu kadrosunu tecrübeli isimle güçlendirerek Batı Konferansı’ndaki egemenliğini yeniden kurmak istiyor.

Steve Nash, Phoenix formasıyla geçen sezonu 12.5 sayı, 10.7 asist ortalamaları ile bitirmişti.

(eurosport)

Yoksullar – Ahmet Altan

Televizyonda “çocuklarım içerde” diye çırpınan kadını gördüm.

Çocukları ölmüştü.

Ama henüz bunu bilmiyordu.

Gelişmiş bir ülkede yaşasaydı, çocuklarını “devletin dere yatağına yaptığı” bir binanın bodrum katında ölüme bırakmayacaktı.

Başka ülkelerde de insanlar doğal afetler nedeniyle ölür ama “devletin yanlış yere yaptığı” binada boğularak ölmez.

Ölen o kapıcı ailelerinin o evlere yerleştiklerinde duydukları sevinci düşündüm, “devletin yaptığı sağlam ve güvenilir evlere” yerleştiklerine, “hayatlarını kurtardıklarına” inanmışlardı herhalde.

Devlet, onları öldürdü.

Biliyorum ki bunun siyasi bir bedeli olmayacak, devleti yönetenlerin fevkalade pişkince açıklamalarını dinleyeceğiz, belki bir iki mühendis suçlanacak, olay kapatılacak.

Burada, yoksulları öldürürler.

Samsun’da evleri “dere yatağına” yaparak öldürdüler.

Uludere’de bombalayarak.

Yoksulları öldürürler burada.

Hesabını bile vermezler.

Aldırmaz, geçer giderler.

“Ortadoğu’da kuracağımız büyük imparatorluğun” hayallerini dinleriz, olmazsa bir tepe bulur oraya Ortadoğu’nun en büyük camiini dikerler, çabuk unuturlar ölüleri, kimse onlara hatırlatmaz.

“İnsanları öldürmüştünüz, ne oldu” demez.

Devlet… İnsanların canını emniyete almak için bulunmuş bir yapı bu, insanların içinde boğularak öleceği evler yapıyor.

Niye dere yatağına yaptılar acaba binaları?

Dere yatağına yapılan binalarda insanların öleceğini bilmemeleri imkânsız, bunu bile bile niye yaptılar?

Niye başka bir arazide değil de orada?

Dere yataklarından en az yüz metre ötede olması gereken binalar niye yatağın içine inşa edildi?

Bakanın ilk açıklamalarını okudum, “devletin hiçbir suçu olmadığını” öğrendim.

Suç, taşan derede herhalde.

Suç, devlete güvenip de o evlere yerleşen yoksullarda belki de.

Ama devlette değil, hükümette değil, bakanda değil, bakanlıkta değil.

Yoksullar ölür bu ülkede.

Öyle birer ikişer değil, yüzer yüzer ölürler.

Son altı ayda 366 işçi, iş kazalarında öldü.

Her gün ortalama iki işçi ölüyor.

Her gün.

Dünya kendi çevresindeki dönüşünü her tamamladığında biz iki işçiyi ölümün kucağına bırakıyoruz.

Yıllardan beri sürdürüyoruz bu düzeni.

Atölyeler patlıyor, tersaneler yanıyor, madenler çöküyor.

Devlet aldırmıyor.

Yoksullar ölür çünkü.

Düzeni böyle kurmuşlar, değiştirmezler, yoksulları öldürmekte büyük para var çünkü, yoksullar ölüme, paralar zenginlerin cebine akıyor.

Devlet yönetenlerin umurunda mı yoksullar?

Uludere’de bombalayarak öldürdüler de hesabını vermediler, dere yatağında boğduklarının mı hesabını verecekler?

Kapıcı çocuklarının boğularak öldüğü o binaların açılışını bizzat bugünkü bakan yapmış, açılıştaki konuşması, “Dünyayla kucaklaşan Türkiye” diye başlıyor.

Nasıl kucaklaşıyorlarsa dünyayla arada yoksul çocuklar ezile ezile ölüyor.

Büyük bir propaganda sistemi kurmuşlar, ruhunu satmaya hazır olanları sistemlerinin içine toplamışlar, insanlar öldükçe sistemleri tef çalıp “yok bir şey, yok bir şey” diye türkü söylüyor.

Uludere’de “yok bir şey”, Tuzla tersanelerinde “yok bir şey”, dere yatağında yapılan evlerde “yok bir şey”, patlayan atölyelerde “yok bir şey”, çöken madenlerde “yok bir şey”.

Ne var peki?

“Türkiye büyük devlet” var, Osmanlı imparatorluğu var, “Ortadoğu’ya biz nizam vereceğiz” var, “ecdadın yaptığından daha büyük” cami gösterişi var, fiyakalı nutuklar var, dalkavukluk edebiyatının en yağlanmışları var, pişkinlik var, yüzsüzlük var.

O kadın nasıl çırpınıyordu orada…

Nasıl ağlıyordu.

“Çocuklarım içerde” diye bağırıyordu.

Korkunç bir gürültüyle gelen sel sularına kapılan o çocukların hesabını verecek mi kimse?

Vermeyecek.

Güzel nutuklar dinlersiniz.

Bir iki acıklı şiir belki.

Devletin vereceği budur.

Bir de tazminat öderler belki ölenlerin ailelerine, daha sonra “sorumluların” bulunmasını isteyen insanları azarlamak için, “parasını verdik ya daha ne söyleniyorsunuz” demek için.

Yoksulları öldürürler burada.

Yoksul ölümlerinden nutuklarına süs yaparlar.

Çocuklarının hesabını soran çıkarsa önce azarlar, sonra mahkemeye verir, sonra hapse gönderirler.

Bir iki güne kalmaz, “kabahatin ölenlerde olduğunu” okuruz.

Devlet kabahatli olacak değil ya, elbette ölen yoksullar kabahatli, yoksul oldukları için kabahatliler, öldükleri için kabahatliler.

Evleri dere yatağına yapmışlar.

Törenlerle açmışlar.

Övünmüşler.

Karadeniz’de “yağmur yağacağı” hiç akıllarına gelmemiş nedense, derelerin taşacağını hiç düşünmemişler.

Niye oraya yaptılar acaba, devletin arazisi miydi orası yoksa birisinden mi satın aldılar, niye dere yatağını seçtiler?

Kendileri oturmayacağı için herhalde.

Onlar oturmayacak, paşalar oturmayacak, zenginler oturmayacak, yoksullar oturacak orada, “yap gitsin o zaman.”

Yoksulları öldürürler burada, bazen bombalarlar, bazen madenlere gömerler, bazen atölyelerde yakarlar, bazen de sel sularına atarlar.

Bir imparatorluk kurmaya hazırlanıyorlar, en büyük camiiyi yapıyorlar, daha ne yapsınlar?

Bir de yoksulları mı kurtarsınlar?

Yoksul onlar, yoksullar ölür burada.

Ahmet Altan – Taraf