Ana Sayfa Blog Sayfa 4630

Kimin kenti? – Cihan Uzunçarşılı Baysal

 
Kimin kenti?

Galata köprüsündeki balıkçılar, kentin parçası değil mi?

 

Kent hakkını tesis etmek için, başta Taksim, Haydarpaşa, Galata olmak üzere tüm kamusal alanları, yıkım tehdidi altındaki mahalleleri, pikniklerle, şenliklerle, toplantılarla doldurmanın zamanıdır. Bir de sahillerden olta atmanın

Kamusal alanlar olarak meydanlar, cadde ve sokaklar, parklar, kıyılar, hatta mahalleler, belirli bir düzenleme ve kontrol dışında, cinsiyet, sınıf, dil, din, etnik köken, yaşam tarzı fark etmeden, halktan tüm kesimlerin kullanımlarına açıktır. Tarihsel olarak da kullanıcılardan herhangi birine özgü talep ve gereksinimlere göre tanzim edilmedikleri gibi tam aksine herkesçe erişilebilir mekânlardır. Herhangi bir kentin demokrasiyle imtihanı, kamusal alanlarının genişliği veya darlığında ya da kentsel politikalar sonucu, kamusal alanlarının genişletilmesi veya daraltılmasında başlar. Kamusal alanlar, her sınıftan insanın birbiriyle ve elbette “öteki” ile rastlaşma, temas, paylaşma mekânları olabildiğince o kent çoğulcu, toplanma, itiraz, muhalefet mekânları olabildiğince de demokratiktir.
Bugün tüketim ve tüketicilik değerleri ile mülk edicilik üzerinden şekillenen neoliberal etik kuşatması altındaki kentlerde, kamusal alanların kullanım değerlerinin değişim değerlerine kurban edilişlerini yaşıyoruz. Elimizi kolumuzu sallayarak gittiğimiz, bu kentte yaşıyor olmanın nimetlerinden gördüğümüz, keyifle kullandığımız kamusal alanlar her geçen gün daralırken, varolanlara erişim de giderek sınırlanıyor. AVM’leştirilen, özelleştirilen ve/veya lüks projelere açılarak soylulaştırılan ve pahalılaşan, dolayısıyla erişilmez kılınan kamusal alanlar, neoliberal kentsel düzende, yüzde 99’a değil, yüzde 1’e yönelik tasarlandıkları için alanların kamusallığı da anlamını yitiriyor. Görünen köy, David Harvey’in adlandırmasıyla, “insanların demokrasisi” yerine “paranın demokrasisi”. Kentlerini sermayeye pazarlama yarışındaki yönetimler, kentin kullanıcıları olarak alt ve orta-alt gelir grupları başta olmak üzere, emekçiler ve öğrencileri, kısaca tüketemeyenleri gözden çıkartmış, üst gelir grupları, varsıl turistler ve küresel sermayenin arzu ve ihtiyaçları doğrultusunda kentler inşa ediyorlar. 

Temizliğe devam
İstanbul, uzun bir süredir, kentsel yenileme/ dönüşüm yasaları eliyle mahallelerin dozerlenmesini ve yerleşik toplulukların TOKİ silolarına yeniden iskânla ekonomik, sosyal, kültürel hak ihlalleri ve mağduriyetlerine maruz bırakılmalarını deneyimliyor. Dönüşüm adındaki azman bir zamanların yoksul çeper mahallelerini rezidanslaştıra, butikleştire, villalaştıra ve yuta yuta ilerliyor. Sulukule, Ayazma, Küçükbakkalköy, Tokludede, Tarlabaşı, Süleymaniye ilk kurbanlar. Yenikapı, Fener- Balat- Ayvansaray’ın da eli kulağında. Gözünü kentsel ranta dikmiş azman doymayacak elbette. Bu sefer de afet yasasını kuşanıp deprem bahanesiyle kenti yoksul ve emekçilerden “temizlemeye” devam edecek, ardından orta gelir gruplarına uzanacak, ta ki ortada kent diye bir şey kalmayıp varsılları içeride, emekçi, öğrenci orta ve alt-gelir gruplarıyla yoksullar dışarıda kocaman bir kale inşa edene dek!
Gidişatın görünür veçhesi mahalle yıkımları ise, görünmeyen sinsi yüzü, kamusal alanların çeşitli bahanelerle elimizden alınması. Harvey’in altını çizdiği üzere, “kentlerimizde gerçekleşen en şaşırtıcı şeylerden biri, halkın siyasi olarak kendisini ifade etmesine izin verilmeyen geniş kamusal alanların bulunuyor olması. Artık politik diyaloglar yürütmek için izin almak zorundasınız”. Taksim Meydanı, yayalaştırılma bahanesiyle kavşaklaştırılıp, yayasızlaştırılıp meydanın bir bölümü ve kentin önemli yeşil alanlarından Gezi Park da AVM eylenip, bu kentin ve ülkenin en önemli kamusal alanı kuş edildiğinde, demokratik itirazlarımızı, karşı çıkışlarımızı Topçu Kışlası AVM’den kapuçino içerek mi seslendireceğiz? Tarlabaşı’ndan başlayan soylulaştırma, “2.5 kuruşa bira içen lümpenler” damgasını yiyen öğrencilerle emekçilerin ayaklarını İstiklal’den keserek Tophane üzerinden Galataport’da son bulduğunda, ne tür kentlilerle karşılaşacağımızı görmek için, Tarlabaşı’nda yıkılan binalara giydirilmiş afişlerdeki şıkıdım figürlere bakmak yeterli. Bu projede, ama bunun ötesinde büyük tabloda, kamusal alanları, mahalleleri, kentsel mekânları da dâhil kentin tümünde, emekçilerle alt gelir gruplarına artık yer olmadığı kesin. Kent, üst gelir gruplarının yaşam ve ihtiyaçlarına göre tanzim ediliyor. Bu kent kimin kenti? Gidişat, David Harvey’in belirttiği üzere, kentsel mekânda kimin bulunma hakkı olduğuna ve hangi şartlar altında bu hakka sahip olduğuna dair bir sorgulamayı ve mücadeleyi gerekli kılıyor. 

Rahatsızlık veren balıkçılar
Bu bağlamda, İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın yapımı devam eden Tarabya Tekne Park’ta incelemeler yaparken dile getirdiği “Boğaz kenarında balık tutan amatör balıkçılarla ilgili sıkça şikayet geliyor. Boğaz’da yürüyenleri rahatsız etmeyecek şekilde bir düzenleme yapacağız. Amatör balıkçılar için, balık tutulacak belli yerler ayrılacak. Kimse rahatsız olmayacak” sözleri, yeni kentsel düzenin kıyılarının da bu kesimlere kapatılacağının işareti. Boğaz boyu yolların hatta durakların araçlar ve belediyeye ait İsparklar işgali altında oluşunu gözardı eden Başkan’ın, oltaların yayalara rahatsızlık verdiği şikâyetiyle sıranın kıyıların soylulaştırılmasına geldiğini anlıyoruz. Boğaz boyu sahil, koylara yerleştirilecek İspark marinalara park edecek lüks tekne sahiplerine yönelik tanzim edileceğinden, “2,5 kuruşa balık tutanların” ayaklarının kesilmesi gerekiyor. Enine boyuna şişirilerek inşaatı bitirilen Tarabya Oteli’nin hemen karşısındaki 208 tekne kapasiteli İspark marinaya demirleyecek lüks teknelerden inenlere yönelik şık restoranlar, kafeler, alışveriş merkezleri gerek. Anlayamadığımız, amatör balıkçılar için ayrılacak yerlere balığın gelmesini Büyükşehrin nasıl garanti edeceği!
Emekçi ve alt gelir gruplarının yaşam alanlarını yok ederek nüfuslarını zorla çeperlere süren, kamusal alanları kavşaklaştırıp, AVM’leştirip, özelleştirip erişilmez kılan neoliberal belediyecilik, anlaşılan rant beklentisiyle alt gelir gruplarına bu kentin kıyılarını da çok görüyor. Paranın demokrasisi tarafından birer ikişer zaptedilerek elimizden alınan mahalleleri, kentsel mekânları, kamusal alanları ve son kertede tüketilecek koskocaman bir metaya dönüşecek kentin kendini geri kazanıp ‘kent hakkı’nı tesis etmek için, başta Taksim, Haydarpaşa, Galata olmak üzere tüm kamusal alanları, yıkım tehdidi altındaki mahalleleri, pikniklerle, şenliklerle, toplantılarla doldurmanın zamanıdır şimdi. Ve öyleyse olta atma zamanıdır şimdi tüm sahillerden.

Cihan Uzunçarşılı Baysal – Radikal

Hindistan’da elektrik kesintisi 600 milyon kişiyi etkiliyor

Hindistan’da ikinci gününe giren elektrik kesintilerinden yaklaşık 600 milyon insan etkileniyor. Başkent Delhi karanlığa gömülürken günde 1,8 milyon insanı taşıyan metro seferleri yapılamıyor.

Pazartesi günü Hindistan’ın kuzeyinde yaşanan büyük elektrik kesintisi ardından, yetkililer ülkenin doğusundaki şebekenin de çöktüğünü söylüyorlar.

Hindistan’ın kuzey ve doğu şebekeleri toplam nüfusu 1 milyar 200 milyon olan ülkenin yarıdan çoğuna hizmet veriyor. Bu da Avrupa Birliği’nin toplam nüfüsundan fazla sayıda insanın elektriksiz kaldığı anlamına geliyor.

Hindistan’da daha küçük çaplı elektrik kesintilerinin devamlı bir sorun olduğu ve enerji altyapısının ciddi yatırıma ihtiyaç duyulduğu bildiriliyor.

Haberlere göre Hindistan’daki büyük elektrik kesintilerinin en önemli nedenlerinden biri ülkedeki muson yağışlarında görülen düzensizlik. İklim değişikliği nedeniyle yağış miktarı azalan ülkede hidroelektrik santrallardan elektrik üretiminin istenen düzeyde seyretmediği, ayrıca aşırı sıcaklar nedeniyle klimaların aşırı çalıştırılmasının da tüketimi arttırdığı düşünülüyor.

Öte yandan Hindistan’da nüfusun üçte biri, yani yaklaşık 400 milyon insanın evinde elektrik yok.

Hindistan’da elektrik enerjisinin büyük kısmı kömürlü termik santrallar ve barajlardan karşılanıyor. Rüzgar ve güneşin elektrik üretimindeki payı ise hala çok düşük düzeylerde bulunuyor.

Huffington Post, NPR ve Hürriyet’ten derlenmiştir.

Yeşil Gazete

Rio’dan Doha’ya iklim politikaları Yeşil Ev’de

Yeşiller Partisi İklim ve Enerji Çalışma Grubu’nun düzenlediği aylık toplantılar sürüyor. Yarın, 1 Ağustos’ta Yeşil Ev’de düzenlenecek olan toplantıda Haziran ayında Rio’da yapılan çevre zirvesinin sonuçlarından yola çıkılarak Aralık ayında Katar’da yapılacak olan iklim zirvesine dair öngörüler masaya yatırılacak.

Marmara Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimleri ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Doç. Dr. Semra Cerit Mazlum‘un konuşmacı olduğu toplantı Yeşil Ev’de saat 20:00’de başlayacak.

Katılımın serbest olduğu toplantılar herr ayın ilk Çarşamba akşamı düzenleniyor.

Yeşil Ev, İstiklal cad. Balo sok. 21/1 Beyoğlu-İstanbul adresinde bulunuyor.

Etkinliğin Facebook sayfası için tıklayın

(Yeşil Gazete)

 

[Son Dakika] Tayfun Gönül’ü kaybettik

Tayfun Gönül (1958-2012) (Kaynak: aleyhtar.org)

Türkiye’de vicdani reddini açıklayan ilk iki kişiden biri olan Dr. Tayfun Gönül geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetti. Tayfun Gönül Türkiye’de vicdani ret hareketinin ve anarşizmin öncüleri arasında yer alıyordu.

Tayfun Gönül 1989 yılında Sokak dergisinde Vedat Zencir ile birlikte vicdani reddini açıklamıştı. İzmir Savaş Karşıtları Derneği, Apolitika, Efendisizler dergileri ve Anarşist Gazete’ye katkıda bulunan Gönül’ün Kaos Yayınları’ndan çıkan “Anarşizm Nedir” broşürü ile Gediz Akdeniz ile yaptığı söyleşilerden oluşan “Düzenden Kaosa Zuhur” başlıklı kitapları  bulunuyordu.

54 yaşında aramızdan ayrılan Tayfun Gönül Çarşamba günü toprağa verilecek.

Yeşil Gazete olarak yakınlarına ve dostlarına başsağlığı diliyoruz.

(Yeşil Gazete)

İDO’dan yaşama müdahale

Bir dönem, fiyat tarifesi nedeniyle eleştirilerin odağında olan İDO’da, şimdi de şarap skandalı yaşandığı iddia edildi.

Kabataş’tan Burgazada’ya gitmek isteyen ve çantasında 4 şişe şarap olan bir kadının, İDO görevlilerince engellendiği öne sürüldü.

İddiayı ortaya atan, Milliyet Gazetesi yazarı ve ünlü gurme Vedat Milor.

Milor, köşe yazısında, “Ceren Sungu, Kabataş’tan deniz otobüsüne binip adaya benim evime geliyor. Yanında dört şarap taşıyor. İDO’dan içeri almıyorlar şarap var diye. Üstelik de oradaki görevli kızcağıza bağırıp onu azarlıyor.

Suudi Arabistan ya da İran’da mıyız kardeşim? Yasak mı evine şarap götürmek? İsteyen İstanbul’da alışveriş yapıp dönüşte evine yiyecek-içecek götüremez mi?. Büyükşehir, İDO’yu yeni sahiplerinden daha iyi yönetiyordu” dedi.

(NTV)

Türk muhabir, Suriye’de vuruldu!

Suriye’deki olayları izlemek üzere Halep’te bulunan Anadolu Ajansı foto muhabiri Sinan Gül, çatışmalar sırasında ayağından vuruldu. Gül, Halep’teki Şifa Hastanesi’nde tedavi altına alındı.

Yeşil Gazete

Televizyonda Modern Muzip Yalanlar

Çok televizyon izlemem ama takıldım mı da takılırım. Geçen sene de  tam bu zamanlarda bir televizyon dizisine takılmış sizlere yazmıştım. Üsküdar’a Giderken’i anlatırken korkum dizinin yaz dönemi sonunda reytinglere kurban gidip yayından kaldırılmasıydı. Maalesef Üsküdara Giderken yayından kaldırıldı.

Beni benzer bir biçimde güldüren, hatta gülmekten kırdıran koltuklardan düşüren bir  yapım için bir yıl beklemem gerekti.

İşler Güçler’den söz ediyorum. Çalgı Çengi’den bildiğimiz Ahmet Kural ve Murat Cemcir’e, Leyla ile Mecnun ve Üsküdara Giderken’den bildiğimiz Sadi Celil Cengiz katılmış. İyi de olmuş…

Sayesinde gülmekten 90 dakikanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Ya da evcek anlamıyoruz.

Perşembeleri randevu vermez oldum, doğrudan eve gelir oldum. Oldum da oldum…

İşler Güçler, üç yetenekli oyuncunun yaşadığı maceraları anlatıyor. Yarı gerçek yarı kurmaca.. Ama hangisi gerçek hangisi kurmaca anlamıyorsunuz.

Yarı gerçek yarı kurmaca derken de şaka yapmıyorum:

Dizinin üç yıldızı, Ahmet Kural, Murat Cemcir ve Sadi Celil Cengiz, dizide kendilerini oynuyorlar. Hem isimlerini vermişler hem de kendi geçmişlerinden parçalar…

Örneğin, dizide geçtiği gibi Sadi Celil Cengiz, gümrük memuruyken, Üsküdara Giderken dizisi için memuriyeti bırakmış. Bıraktığı hafta da dizi yayından kaldırılmış, tabiri caizse dımdızlak açıkta kalmış arkadaş. İşler Güçler’de bunu tiye alıyor.

 

Senarist Selçuk Aydemir için ne dersek azdır. Ben kendisini Çalgı Çengi ile tanıdım, halen arada izliyorum Çalgı Çengi’yi… Youtube’da kendi hesabımdaki en popüler videolarım arasında düğündeki şantörlük sahnesi var.

Yine farklı yapmış. Bel altı çalışmadan da insanları aşağılamadan da güldürülebileceğini gösteriyor bize…

Yapımcılar ile, senaristler ile, kendisi ile, oyuncular ile dalga geçmiş.

Çok emek var bu dizide. Her dakikası üzerinde uzun uzun çalışılmış.  Üç başrol etrafında dönen dizinin diğer hiçbir karakteri eğrelti durmuyor, hepsi tabiri caizse şahsına munasır karakterler, doğal ve komik, eğlenceli… sesçi Onur, Komşu Salih Abi ve daha niceleri…

Senarist ve oyuncular nasıl farklı ve kaliteli işler yapılabileceğinin bize güzelce gösteriyorlar.

Geçen sene aynı ekip yine gösterdi de biz anlamadık. Yayından kalktı Üsküdara Giderken… yayından kalkarken bile güldürdü bizi.

İşler Güçler  de kalitesi yüksek, gülmek için bahane aramayacağınız, gülmemek için kendinizi zor tutacağınız bir iş.

Yazımı şimdi okudum. Olmamış dedim. Nasıl anlatırım daha iyi diziyi dedim.

Sonra, zor anlatamam dedim. Klişe ama anlatamam. Belki benim beceriksizliğim ama izlemeniz lazım.

İşler ve Güçler her Perşembe 22.00’de Star’da kaçırmayın derim.

İzleyin de yayından kalkmasın.  Sadece Rambo izlemeyin. Rambo ney lan?

Biraz da İşler Güçler’in muzip yalanlarına gülün.

https://twitter.com/yesildevo

“II. Malatya Katliamı” provası, II.gün…

Malatya ‘da Alevi ve Sünnilerin birlikte yaşadığı Sürgü Beldesi’ndeki gerginlik dün gece de devam etti. Alevi Evli ailesinin evine doğru dün gece de bir grubun yürüyüşe geçtiği, evlerinin önünde ateş açıldığı iddia edildi. Malatya Valisi Ulvi Saran sosyal paylaşım sitesi Twitter ‘daki hesabından yaptığı açıklamada, “Sadece (önceki günden) kalan ufak çaplı bir gerginlik var. Sürgü’deki durum genel olarak sakin ve kontrol altında.” dedi ve sağduyu çağrısında bulundu.

Vali Saran, sosyal medyada “Sürgü’de 500 kişinin toplandığı ve evi kuşattığına dair yer alan haberlerin” de gerçekleri yansıtmadığını söyledi.

Olayları protesto etmek için İstanbul Taksim Meydanı’nda ve Ankara Güven Park’ta dün gece gösteriler yapıldı. AKP , CHP ve BDP ‘li milletvekilleri, Evli ailesinin yanında görüşmelerde bulunuyor. CHP milletvekili Veli Ağbaba, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Sürgü’de ilk yapılması gereken sukuneti sağlamaktır. Bu büyük oranda başarıldı.” ifadelerini kullandı

Sürgü Beldesi’ndeki gerginliğin iki gün önce Alevi Evli Ailesi fertlerinin, sahurda kapılarının önünden geçen davulcuya “Burada davul çalmayın” demesi ve davulcunun buna tepki göstermesi üzerine başladı. Tekbir getirip sloganlar atan 50- 60 kişilik saldırgan grubunun Evli ailesinin evinin önünde toplandıı, evi taşlayıp camlarını kırdı. Evin yanındaki ahır da yakıldı.

Evleri taşlanan ve ahırı yakılan Hüseyin Hasan Evli, “Bizim istediğimiz birlik beraberlik. Kardeş kardeş yaşamak istiyoruz. Biz böyle olaylar istemiyoruz. Çünkü neden? Çorum’da yaşandı, Maraş’ta yaşandı, Malatya ‘da yaşandı da ondan. Biz kalkıp da bugüne kadar kimseyi incitmedik” dedi. Leyla Evli de, olaylar sırasında cep telefonu ile kaydettiği görüntüleri ve eve atılan taşları basın mensuplarına gösterdi.

“Bizi linç etmeye geldiler” diyen Leyla Evli, şunları söyledi: “Bizi öldürmeye gelmişler, zaten adamların amacı belliydi. ‘Kürtlere ölüm’, ‘Alevilere ölüm’, ‘Sizi burada barındırmayız, gidin buradan, gitmeseniz de biz sizi öldüreceğiz’ diyerek bizi tehdit ettiler. Biz sadece bir gece öncesinde dedik ki pencereyi açtık, ‘Bizi rahatsız etmeyin biz uyuyoruz, oruç da tutmuyoruz. Ertesi sabah erkenden 4-5 kişi işe gideceğiz’ dedik. Toplanan kalabalık, ‘Biz Sivas katliamı gibi yapacağız’, ‘Madımak’taki gibi yapacağız, yakacağız sizi’ dediler.”

Radikal

Facebook’ta RedHack paylaştı, tutuklandı

‘Redhack’ grubuna yönelik operasyonda ‘örgüt üyesi’ olmakla suçlanan ve mart ayından beri Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan 22 yaşındaki üniversite öğrencisi Duygu Kerimoğlu, yaşadıklarını CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’ya anlattı. 1 Mayıs ve CHP mitingleri dışında hiçbir eyleme katılmadığını belirten Kerimoğlu, “Emniyet Müdürlüğü’nün sitesini hackleyecek kadar bilgisayar kullanabiliyor olsaydım, öğrencisi olduğum 2 yıllık bilgisayar bölümünü 4 yıldır okumazdım” diye konuştu.

Mersin Üniversitesi’nde öğrenci olan Duygu Kerimoğlu’nun ailesiyle yaşadığı ev, geçen mart ayında ‘Redhack’ operasyonu kapsamında basıldı ve Kerimoğlu 17 Mart’ta mahkemede ‘örgüt üyesi‘ olduğu gerekçesiyle tutuklandı. CHP ’li Ağbaba, geçen çarşamba günü Kerimoğlu’nun cezaevinde ziyaret edip, süreci kendisinden dinledi. Ağbaba’nın aktardığına göre, Kerimoğlu, Ankara Emniyet Müdürlüğünün hacklendiğini Facebook aracılığıyla öğrendiğini, hacklenen belgeleri ve konuyla ilgili haberleri Facebook ’ta paylaştığını ve haberlere yorum yaptığını söyledi. Ailesinin CHP ’li, kendisinin de CHP üyesi olduğunu belirten Kerimoğlu, olayla tüm ilgisinin internet ortamında var olan ve Facebook ’ta başkaları tarafından paylaşılmış belgeleri paylaşmak olduğunu ifade etti. 1 Mayıs ve CHP mitingleri dışında hiçbir eyleme katılmadığını söyleyen Kerimoğlu, “Emniyet Müdürlüğünün sitesini hackleyecek kadar bilgisayar kullanabiliyor olsaydım, öğrencisi olduğum 2 yıllık bilgisayar bölümünü 4 yıldır okumazdım” diye konuştu.

8 Mart ve 1 Mayıs ‘delil’
Sanal ortamda, ‘Asi Deniz’ nickini kullandığını söyleyen Duygu Kerimoğlu, Ağbaba’ya şunları anlattı: “Silahlı terör örgütü üyesi olmakla suçlandığıma halen inanamıyorum. TSK , Ekonomi Bakanlığı, MİT, ÖSYM ben içerideyken hacklendi. Bu durum Redhack’le ilgim olmadığını ispat eder. Bilgisayar bölümü öğrencisi olduğum ve Ankara Emniyeti’nin namusunu kurtarmak için tutuklandığımı düşünüyorum. Ankara Emniyet Müdürlüğünde ve hapishane girişinde çıplak aramaya maruz kaldım, cebir uygulandı. Tutuklandığımdan bu yana 6 koğuş gezdim, hapishane içinde sürgün yaşıyorum. Halen iddianame hazırlanmadı. 14 kişiyle birlikte gözaltına alındım ancak hiç birini tanımıyorum. Hapishaneye girdikten sonra birbirimizle mektupla tanıştık. 8 Mart, 1 Mayıs gibi sol siyaset açısından önemli günlerde yaptığım yazışmalar önüme delil olarak konuldu. Romatait artrit hastalığım var. Hapishaneye girdikten sonra ellerimde titreme başladı. Düzgün yazabilmek için daktilo istedim. Hapishane tarafından reddedildi. Anlamsız şekilde ve hukuka aykırı olarak tutukluyum. 3 kişilik hücrede 4 kişi kalıyoruz ve bu ortamda KPSS ’ye çalışıyorum.”

‘Baskında eve 70 polis gelmişti’
Kerimoğlu’nun Antakya’da yaşayan babası Adnan Kerimoğlu, kızının gözaltına alınışını Radikal ’e şöyle anlattı: “Sabah 4.5-5 civarıydı. Kapı çalındı. ‘Kim o?’ diye sordum. Muhtarın sesi geldi. Kapıyı açınca çok sayıda sivil ve resmi polisi karşımda buldum. Bazılarının yüzünde kar maskesi, ellerinde lazerli silahlar vardı. Ne olduğunu anlayamadık bile. Evde 70’den fazla polis saydım. Çocuklar uyuyordu. 2 fotoğraf makinesi ve kamerayla bütün evin görüntülerini çektiler. Evdekilerin üsleri başları açık… ‘Çekmeyin’ dedim. Dinlemediler. İki tane laptop, bir tane de benim bilgisayarım vardı. Laptoplara el koydular. Benim bilgisayarımın da hard diskini söktüler. Bir ay sonra iade ettiler.”

Radikal

Uganda’da ‘sevişmek’ yasaklandı

0

Ugandalı sağlık görevlileri, ülkenin batısında ölümcül “Ebola” virüsü nedeniyle 14 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Cumhurbaşkanı, fiziksel teması yasakladı.

Yetkililer ve Dünya Sağlık Örgütü temsilcileri, başkent Kampala’da düzenledikleri basın toplantısında, Uganda’da “Ebola” salgınının patlak verdiğini açıkladı.

İlk olarak 1976 yılında Kongo’da görülen ve adını Afrika’daki bir nehirden alan Ebola virüsü ishal, kanama, deri döküntüleri ve yüksek ateşle seyrediyor. Bulaşıcı olan ve hızlı bir şekilde öldüren virüs, kontrol altına alınamaması durumunda salgın hale geliyor.

Ebola virüsü, Dünya Sağlık Örgütü tarafından da 4. Risk Grubu Patojen olarak kabul ediliyor.

Tedavisi ve aşısı olmayan Ebola virüsü nedeniyle 2000 yılında Uganda’da 224 kişi hayatını kaybetmişti.

Tokalaşmak, öpüşmek yasak

 Uganda’da Cumhurbaşkanı Yoweri Museveni, fiziksel teması kesme çağrısı yaptı.

Hastalığa kısa sürede bir çözüm bulmanın zor olduğunu anlatan Museveni, halka el sıkışmama, öpüşmeme ve seks yapmama tavsiyesinde bulundu. Museveni aynı zamanda, bu virüse yakalanıp ölenler olursa, cesetlerinin gömülmek yerine, tetkikler için ilgili kurumlara ulaştırılmasını salık verdi.