Ana Sayfa Blog Sayfa 4607

İran, “islami internet”e geçecek

0

İran İletişim ve Enformasyon Bakanı Rıza Tagipur, Amir Kabir üniversitesi’ndeki konuşmasında ‘küresel çaptaki internetin bir-iki ülke tarafından kontrol edildiğini ve bu durumun güvensizlik yarattığını’ belirtti. Bakan Tagipur, kendi hükümetlerinde görev alan bakanların ve üst düzey bürokratlarının geçtiğimiz Eylül ayında internette tamamen çevrimdışı olarak kendilerini soyutladıklarını açıkladı.
Bu uygulamanın İran’da vatandaşların birbirleriyle özgürce iletişim kurmasına engel teşkil etmediğini belirten Tagipur, hükümetin çalışkan İran halkının selameti ve mutluluğu için intranete geçeceklerini belirtti. Daraltımış İran interneti, tamamen ‘temizlenmiş’ ve ‘İslami’ bir web kurgulayarak daha önce iletişim teknolojilerinde bu büyüklükte görülmemiş bir ilke imza atacak. İran’ın islami internet sistemine, 2013 yılına kadar geçmesi planlanıyor…
İran’ın böyle bir sisteme geçişini hızlandıran ana nedenlerden birisi de 2010 yılında Stuxnet adlı bir virüsün İran’ın nükleer programına ait yaklaşık 1000 santrifüje zarar vermiş olması. ABD ve İsrail’li kaynakları suçlayan İran hükümeti, geçtiğimiz yıl Flame adlı bir virüsün de ülkenin bilgisayar ağına sızmasını önleyememişti.

Öte yandan, İran’ın geçmeyi planladığı sistem “intranet” olarak adlandırılıyor. İntranet, şirket gibi sadece belirli bir kuruluş içerisindeki bilgisayarları, yerel ağları (LAN) ve geniş alan ağlarını (WAN) içeren bir ağ. Böyle bir sistem ülke çapında uygulandığı zaman kullanıcılar bu ağın dışına çıkabilecek bir kapı bulamıyor. Kuzey Kore’de Kwangmyong adıyla anılan benzeri bir sistem, 2000 yılında hayata geçirilmişti. Kwangmyong’da bir kaç haber grubu, bir tarayıcı, bir e-mail programı ve arama motoru bulunuyor. Küba’da da benzer bir sistem uygulanırken, kullanıcı sayısı son zamanda yüzde 40’lık bir artış kaydederek 11 milyon kişiyi geçti.

Tarım düşüyor, açlık artacak!

Dünyada artan gıda fiyatları nedeniyle önümüzdeki dönemde, çoğunluğu az gelişmiş ülkelerde olmak üzere, milyonlarca insanın açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceği bildiriliyor.

ABD, Rusya ve Hindistan’da yaşanan kuraklık nedeniyle bu sene tarım üretiminin düşmesi, dünyadaki gıda fiyatlarını yükseltti. Unun fiyatı son aylarda iki katına çıkarken, mısır ve soya fiyatları ise rekor seviyeleri gördü. Sivil toplum örgütlerinin verilerine göre; Sudan, Güney Sudan, Somali, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Afganistan, Kenya, Zimbabve ve Yemen’de 50 milyondan fazla insan halihazırda açlıkla boğuşuyor. Afrika’nın güneyindeki ülkelerde artık bitki köklerinin tüketilmeye başlandığı haberleri geliyor.
Çocuklar etkilenecek
Küresel alanda açlık konusundaki çatışmalarıyla tanınan Oxfam, açlıkla mücadele konusunda insani örgütlerin çabalarına dayanılamayacağını ve dünyada gıdanın dağıtımındaki temel hataların giderilmesi gerektiğini duyurdu.
Save the Children adlı çocuk örgütü ise milyonlarca çocuğun artan gıda fiyatlarından etkileneceği endişesinin altını çizerken, dünyadaki fakir ailelerin gelirlerinin üçte ikisini temel besin ürünlerini satın almak için kullandığını hatırlattı. İngiltere’de önümüzdeki günlerde düzenlecek olan açlıkla mücadele zirvesi öncesinde sivil toplum örgütleri dünyada bu sene açlıkla mücadele konusunda tam bir seferberlik ilan edilmesini istiyor.
Birlemiş Milletler 2015 yılı hedeflerinin arasına yeterli beslenemeyen çocukların sayısının 170 milyondan 70 milyona düşürülmesi de yer alıyor. Ancak yetkililer bu sene yaşanan kuraklığın devam etmesi durumunda bu hedefin tutturulmasının oldukça güç olacağını belirtiyor.
Özgür Gündem

Eşcinsel hakem konuştu: “Saffet Sancaklı homofobik”

Eşcinsel olduğu için meslekten ihraç edilen eski futbol hakemi Halil İbrahim Dinçdağ, Enver Aysever ile Aykırı Sorular’ın konuğu oldu. Dinçdağ, “Bir hakem eşcinsel olmaz” diyen eski futbolcu Saffet Sancaklı’nın homofobik olduğunu söyledi.

Dinçdağ, Saffet Sancaklı’nın “Bir hakem eşcinsel olmaz” açıklamalarına çok sert yanıt verdi:

“Ayet mi var hakkında, kanun mu var? Yani yasa ile belirlenmiş mi bir hakemin eşcinsel olamayacağı? Futbolunu da beğendiğim bir kişiydi ama bu açıklamalarından sonra öğrendim ki, Saffet Sancaklı aşırı homofobik bir insan. Hastalık olduğunu söyledi, tedavi olmam gerektiği yönünde… Ben biyolojik ve fizyolojik olarak çok sağlıklı bir insanım, belki Saffet Bey kendisi biyolojik ve fizyolojik olarak hasta olabilir. Bence onun gibilerin tedavi olmasında yarar var. ”

Dinçdağ, programın devamında ise futbol dünyasında eşcinselliğin yaygın olup olmadığı sorusuna ilginç yanıtlar verdi.

Aysever: Futbol dünyasında yaygın mı?
Dinçdağ: Çok.

Aysever: Çok önemli bir şey söylüyorsunuz.
Dinçdağ: Çok, evet çok, açık.

Aysever: Yani bizim tanıdığımız ünlü isimler de var mı?
Dinçdağ: Çok. Hatta bu ülkede bir futbolcuyla bir başkanla  aşk yaşamış.

Aysever: Bir futbolcuyla bir başkan?
Dinçdağ: Evet ve bu hiç kimseyi de ilgilendirmiyor. Çok da başarılıydılar

CNN Türk

Meclis’ten “yüzde 10 barajı kalkmasın” manevrası

TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu bünyesinde oluşturulan Yazım Alt Komisyonu’nun dünkü toplantısında “seçme ve seçilme hakkı” başlıklı madde müzakere edilerek benimsendi. Toplantıda, CHP ve MHP, mevcut anayasada yer alan ve yüzde 10 seçim barajının gerekçelerinden biri olan “temsilde adalet yönetimde istikrar” hükmünün yeni anayasada da yer almasını istedi.

AKP ise kendi önerileri arasında bulunmamasına rağmen düzenlemenin tekrar anayasaya girmesine sesini çıkarmadı. Bu çerçevede fıkra, “seçim kanunları yönetimde istikrar ilkesini gözetecek; ancak hiçbir durumda temsilde adalet ilkesini zedelemeyecek biçimde düzenlenir” şeklinde yazıldı. Daha önce CHP barajın kaldırılmasını savunuyor ve AKP’ye ağır eleştirilerde bulunuyordu. AKP de son anayasa taslağında baraja dayanak olan “seçim kanunları yönetimde istikrar ilkesini gözetecek; ancak hiçbir durumda temsilde adalet ilkesini zedelemeyecek biçimde düzenlenir” ifadesini kaldıracağını ifade etmişti. Ancak CHP ve AKP söylediklerini yapmadılar.

Demokrat Haber

Rus askeri üssü, 49 yıl daha Tacikistan’da

0

Rusya’nın Tacikistan’daki askeri üssünün kullanımı 49 yıl uzatılacak. Rusya Savunma Bakanı Yardımcısı Anatoliy Antonov, bu konuda Tacikistan ile yaptıkları görüşmelerde belirgin ölçüde ilerlemenin kaydedildiğini belirtti.
    

Tacikistan’da temaslarda bulunan Anatoliy Antonov, Cumhurbaşkanı İmamali Rahman, Başbakan Akil Akilov, Dışişleri Bakanı Hamrahan Zarifi ve Savunma Bakanı Şerali Hayrullayev ile görüşmelerde bulunduğunu, ağırlıklı olarak Tacikistan’daki Rus askeri üssünün geleceğiyle ilgili konuların değerlendirildiğini kaydetti.

Rus askeri üssünün varlığını sürdürmesiyle ilgili koşulların ele alındığını ifade eden Antonov, üssün, bölgesel güvenliğin ve Tacikistan’ın güvenliğinin garantörü olduğunu savundu.

Görüşmelerde herhangi bir pazarlığın söz konusu olmadığını vurgulayan Antonov, “Ücret konusu hiçbir zaman ele alınmadı. Bu bir görüşme süreci, pazarlık değil. Bu sorunu iki ülke menfaatlerine uygun olarak çözmeye gayret göstermek gerekir” diye konuştu.

2014 yılından sonra uluslararası koalisyon güçlerinin Afganistan’dan geri çekilmesinden sonra, bölgenin siyasi hayatındaki değişiklikleri de dikkate aldıklarını ve her çeşit olaya hazırlıklı olmak istediklerini dile getiren Antonov, Tacikistan’ın karşı karşıya kaldığı tehdit ve tehlikelerle Rusya’nın da karşı karşıya olduğunu, koalisyon güçlerinin Afganistan’dan çekilmesinin ardından bölgede nelerin meydana gelebileceği konusunun ise kendilerini de tedirgin ettiğini kaydetti.

Rus askeri üssü

Rus askeri üssünün kullanım süresi ve koşulları ile ilgili anlaşmanın imzalanmasına yönelik iki ülke arasındaki görüşmeler 4 yıldan bu yana devam ederken, Moskova yönetiminin 7 bin askerinin bulunduğu ve Tacikistan’ın Duşanbe, Kurgantepe ve Kulyab şehirlerinde konuşlandırdığı Rus askeri üsleri, Rusya’nın kendi toprakları dışındaki en büyük askeri üssü durumunda. Tacikistan’daki Rus askeri üssünün durumuyla ilgili 10 yıllık anlaşma, Ekim 2004’de dönemin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Duşanbe’ye yaptığı ziyaret sırasında imzalanmış, geçen yıl Duşanbe’de bulunan dönemin Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev de Rus askeri üssünün 49 yıllığına Tacikistan’da bulunmasıyla ilgili anlaşmanın, 2012 yılının ilk çeyreğinde imzalanacağını kaydetmişti.

Bazı basın organları da Tacikistan’ın söz konusu askeri üs için Rusya’dan yıllık 300 milyon dolarlık kira talep ettiğini yazmıştı.

TSE’den suşiye dini standart

0

Türk Standardları Enstitüsü’nün (TSE) Diyanet İşleri Başkanlığı ile başladığı helal gıda sertifikası uygulmasının ilk yılında helal ürünün sınırları ve hedef kitlesi de genişledi. İlk başta ağırlıklı olarak halkın tükettiği kırmızı ve beyaz et ürünlerinde verilmeye başlanan sertifika, somon, karides ve kalamar gibi “daha üst tabakaların” tükettiği gıdaları da kapsamaya başladı. Alarko-Leröy’ün suşi yapımında da kullanılan somon balığına, Superfresh’in karides ve kalamara helal sertifikası almasıyla helal üründe yelpaze deniz ürünlerine doğru genişledi.
Bir yıllık süreçte çay, küp şeker, tuz, çorba, makarna, mantı gibi ürünlere de helal sentifikası alındı. Alarko-Leröy, Türkiye’de helal gıda sertifikası alan ilk somon balığı ürünleri firması olarak Norveç somonunu helal gıdalar arasına kattı. Firmanın şu ürünleri helal olarak tescillenmiş oldu:

“Somon füme, sıcak somon füme, somon füme kırıntı, baharatlı sıcak somon füme, baharatlı somon fleto, somon fleto, somon dilim, somon marine, somon lakerda, alabalık füme, alabalık fleto, denizalası fleto, denizalası füme, halibut füme, halibut fleto, cod fleto, uskumru füme, baharatlı uskumru füme, uskumru fleto, saithe fleto, fener fleto.”

‘Yabancı tercih ediyor’
Alarko-Leröy Genel Müdürü Bülent Işık, “Helal gıda sertifikası, ürünün sadece helal yasası gereklerine uygunluğunu değil, aynı zamanda üretimde gıda güvenliği ve hijyen uygulamalarının da titiz bir şekilde uygulandığını göstermektedir. Bu nedenle Helal gıda sertifikalı ürünler yabancı tüketiciler tarafından da tercih ediliyor. Çünkü onlar biliyor ki bu belgeye sahip ürünü gönül rahatlığı ile tüketebilirler” dedi.

‘Türk kahvesi’ tescil sırasında

Uzunca bir süredir devam eden coğrafi işaretler uygulamasında da yerel ürünler tescilleniyor. Özellikle belli ürünleri sahiplenmek isteyen kentler arasında büyük rekabete neden olan bazı coğrafi işaret başvuruları şöyle: “Antep çiğköfte, Antep içli köfte, Anzer balı, Ayder balı, Balıkesir höşmerim tatlısı, Çakallı menemeni, Çanakkale domatesi, Çarşamba ayakkabısı, Erzurum Oltu taşı, Gaziantep ezogelin çorbası, Hatay künefe peyniri, Munzur sarımsağı, Ordu incir reçeli, Ordu tostu, Safranbolu lokumu, Samsun simidi, Türk kahvesi, Urfa haşhaş kebabı, Van kahvaltısı, Van otlu peyniri.”

Sertifika listesi uzuyor

Superfresh’in de deniz ürünlerindeki helal ürünleri, ayçiçek yağında ton balığı konservesi, dondurulmuş karides kaplama (hanefi mezhebi hariç) dondurulmuş karides (hanefi mezhebi hariç), dondurulmuş mezgit, dondurulmuş kalamar (hanefi mezhebi hariç) ve dondurulmuş kaplamalı mezgit balığı oldu. Superfresh, mantı, mısır konservesi, bezelye konservesi, mantar konservesi, közlenmiş biber, brüksel lahanası, brokoli, enginar, havuç, taze fasulye, dondurulmuş soğan, bamya, dondurulmuş vişne, hamburger köfte için de helal sertifikası aldı.

Tuzun bile “helali” var

1 yıllık süreçte helal sertifikası alan diğer bazı markalar ve ürünler şöyle oldu:
* Saray (Sınıf 1, tip 2 iyotsuz yemeklik sofra tuzu, sınıf 1, tip 1 iyotlu yemeklik sofra tuzu)
* Bizim mutfak (Makarna)
* Altınmarka (Kakao yağı, kakao kitlesi, kakao tozu)
* İtimat (Yoğurt, labne peyniri, eritme, kaşar, dil peyniri, beyaz peynir, hellim, lor peyniri, tulum peyniri, tereyağı, krema, ayran, çiğ süt, pastörize süt, uht süt)

Ülker’den işkembe çorbası
* IFFCO (Ayçiçek yağı, mısır yağı, margarin)
* Ülker (Ezogelin, domates, mercimek, tavuk, işkembe, kremalı, tarhana, yayla, sebze, yüksük, domates, mantar, mercimek çorbası, tavuk bulyon, et bulyon)
* Penkon (Çilek, vişne, kayısı, şeftali, erik, elma, nar, ayva, armut püre ve suları)

Çay ile şeker de helal listesinde
* ÇAYKUR (Siyah çay, yeşil çay, Süzen poşet siyah çay, Süzen poşet yeşil çay)
* Konya şeker (Standard kristal beyaz şeker, kesmeşeker, sıvı şeker)
* Stelliferi (İç fındık, işlenmiş iç fındık, fındık püresi)
* Cici (Hazır kek)

Mithat Yurdakul\Milliyet

Küçük pet şişe daha tehlikeli

Antalya Halk Sağlığı Müdürü Uzman Dr. Murat Özdemir, hazır su konusunda asıl riskin, damacanalarda değil, pet şişelerde olduğunu söyledi.

Dr. Murat Özdemir, tüketicileri 0.5 litre ya da 1.5 litre gibi küçük pet şişelerin kullanımı konusunda uyardı. Kullanım ömrü 551 defa doldur- boşalt yapmaya imkan sağlayan bir damacananın ülkemizde ortalama 300-400 kez kullanıldığını anlatan Özdemir, “Vatandaşımız 0.5 litrelik ya da 1.5 litrelik pet şişeleri kullandıktan sonra içini tekrar suyla doldurup buzdolabına koyuyor ve sürekli kullanıyor. Bu şişeler tek kullanımlıktır. Yapıları damacanalara göre çok ince olduğu için kırılma ve ezilme gibi durumlarda kanserojen maddelerin üremesine ortam sağlayabilir. Bu nedenle vatandaşlarımız küçük pet şişeleri bir kez kullandıktan sonra atmalıdır” dedi.

İngiltere, Suriyeli muhaliflere daha fazla para verecek

0

İngiltere, Suriyeli muhaliflere yardımını artırma kararı aldığını açıkladı.
    

Dışişleri Bakanı William Hague, başta Özgür Suriye Ordusu (FSA) adlı muhalif grup olmak üzere, muhalif gruplara 5 milyon sterlin fazladan yardım sağlayacağını kaydetti.

Tıbbi malzemelerle birlikte Suriyeli muhaliflere, radyo ve uydu malzemeleri ile taşınabilir jeneratörler de sağlanacak.

İngiltere yardımın, muhaliflere silah sağlanması anlamına gelmediğine dikkati çekerken, yardımı artırma adımının İngiliz hükümetinin muhalif gruplara güveninin artığı anlamına geldiği yorumları yapılıyor.

İngiltere daha önce Suriye’deki insan hakları aktivistlerinin eğitimi için 1,4 milyon sterlin, gıda, su, barınak gibi insani yardımlar içinse 27,5 milyon sterlin sağlıyordu.

Dışişleri Bakanı Hague, Times gazetesinde konuya ilişkin yer alan makalesinde, muhaliflere silah sağlamamanın ülkenin politikası olmaya devam ettiğini ancak, demokratik bir Suriye isteyen muhaliflerle çalışmamanın, El Kaide ve diğer aşırıcı grupların devreye girmesine yol açacağını bildirdi.

Hague, Esed sonrası döneme hazırlandıklarını belirttiği yazısında, “Muhaliflere yardım, iç savaşta taraf tutmak anlamına gelmiyor. Suriye’de kargaşa o kadar büyük ki Suriye’yi gelecekte yöneteceklerle ilişki kurmamız lazım” ifadesini kullandı.

Yunan halkı arabadan inip, bisiklete bindi!

Ekonomik olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan beri en zor dönemini geçiren Yunan halkı hayatın her alanında tasarruf etmeye çalışıyor. Bu çaba birçok sektörün küçülmesine sabep olurken, bisiklet pazarının yıldızını parlattı.

Komşuda geçtiğimiz yıl yollardaki araç sayısı yüzde 40 düşerken bisiklet satışları yüzde 25 artışla 200 bin adede yükseldi. Rahat hayat tarzıyla tanınan hatta Avrupalı liderlerin de kimi zaman bu yüzden eleştiri oklarını yönelttiği ülkede yakın zamana kadar hiçbir sorun yaratmayan araba bakımı, yakıt tüketimi gibi masraflar 2008 ‘den bu yana büyük bir külfete dönüştü. Ülkede benzinin litresi 1.76 euro (3.9 TL) seviyesinde.

BİSİKLETÇİLER SÜRÜCÜLERDEN ŞİKAYETÇİ
Bu yüzden eski başbakan Yorgo Papandreu görevdeyken bisiklete binince ‘yeterince erkeksi olmadığını’ söyleyip dalga geçen Yunanlılar giderek bisiklete yönelmeye başladı. Hem ekonomik hem de çevre bakımından yararlı görülebilecek bu gelişme ise beraberinde daha önce varolmayan bir sorunu getirdi. Yunanistan’da belli bir bisiklet kültürü oturmadığı için pedal çeviren sayısı artıkça trafikte sorunlar yaşanmaya başladı.

Özellikle Atina’da bisiklet kullananlar hem özel yolların olmaması hem de araç sürücülerinin yeterince saygı göstermemesi nedeniyle gün içinde birçok tehlike atlattıklarını söylüyor. Yunanistan’da işsizlik oranı halen yüzde 22.5 seviyesinde ve uzmanlar kemer sıkma politikalarıyla bu oranın artabileceğini söylüyor. Yani önümüzdeki dönemde araç sürücüleri istemese de bisiklet kültürü oturmak zorunda kalabilir.

(Bisiklet Haber)

Kenan Evren: “Bırakın öleyim”

12 Eylül davasında yargılanan Kenan Evren’in tedavi gördüğü hastanede doktorlara “Benimle ne uğraşıyorsunuz. Bırakın öleyim” dedi.

Hürriyet Gazetesi’nden Nurettin Kurt’un haberine göre, 12 Eylül davasında yargılanan sanıklar 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya , duruşmalara katılmalarının hayati tehlikeye yol açıp açmayacağının belirlenmesi için hastanelere sevk edildi. Evren, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde; Şahinkaya ise Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde sağlık kontrolünden geçti. 17 Temmuz’da 96 yaşına giren Kenan Evren , yeni yaşını tedavi gördüğü GATA ’da kutladı. Evren, doktorlara “Benimle ne uğraşıyorsunuz. Bırakın öleyim” dediği öğrenildi.

Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya , 12 Eylül davasının daha önceki celselerinde hazır bulunamamıştı. Sanıkların sağlıklarının duruşmaya gelmelerine elverişli olup olmadığının sorulduğu İstanbul Adli Tıp Kurumu , kronik hastalıkları ve yaşları nedeniyle uzun süre efor gerektiren durumlar ve stresli ortamlarda, sanıkların kardiyak-nörolojik hastalıklarının hayati tehlike yaratabileceğini ve doktor eşliğinde mahkemeye gelerek ifade vermeleri durumunda dahi, hayati tehlike riskinin gerçekleşmesi halinde, tıbbi müdahalenin yeterli olmayabileceğini bildirmişti.

Adli tıp kurumunun raporuna göre, Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin , sanıkların ifadelerinin sesli ve görüntülü iletişim teknolojisiyle alınmasını talep etmiş, müdahil avukatları ise raporu kabul etmeyerek ”bağımsız sağlık kuruluşlarından rapor alınmasını” istemişti. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi de sanıkların üniversite hastanelerine sevk edilmesine, gerektiğinde doktor ve sağlık ekipmanıyla mahkemeye gelerek ifade vermeleri durumunda hayati tehlikeyle sonuçlanacak bir durumun oluşup oluşmayacağına ilişkin rapor alınmasına karar vermişti.

Hürriyet