Ana Sayfa Blog Sayfa 4605

Yeşiller Partisi: “Hüseyin Aygün derhal serbest bırakılmalıdır”

Yeşiller Partisi CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün’ün PKK tarafından kaçırılması üzerine bir basın açıklaması yaptı. Parti eşsözcüleri Kemal Tuncaelli ve Sevil Turan imzasıyla yayınlanan açıklamada “gerçekleştirilen tüm şiddet olaylarını kınıyor ve daha önce kaçırılan kişilerin ve Hüseyin Aygün’ün serbest bırakılmasını talep ediyoruz” denildi.

Açıklama şöyle:

Hüseyin Aygün Derhal Serbest Bırakılmalıdır!

Tunceli Ovacık karayolunda Milletvekili Hüseyin Aygün silahlı kişilerce kaçırıldı. Bu eylem hiçbir şekilde kabul edilemez ve tasvip edilemez. Kürt sorununun çözümü barışcı ve demokratik kanallar içersinde olmalıdır. Sorunun çözüm yeri demokratik siyaset ve diyalogtur. Özellikle bu eylem demokratik kanallara yapılan açık bir saldırı niteliğindedir. Savaş ve şiddet sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirmekten ve ülkede dökülen kanı daha da arttırmaktan başka bir sonuç getirmez.

Bu nedenle gerçekleştirilen tüm şiddet olaylarını kınıyor ve daha önce kaçırılan kişilerin ve Hüseyin Aygün’ün serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Bu vesileyle bir kez daha belirtiyoruz ki bu kirli savaş sona ermeli, Kürt halkının önündeki tüm siyasal ve anti-demokratik engeller kaldırılarak sorunun demokratik siyasal düzlemde çözümünün önü açılmalıdır.

Barışın önünde kim durursa iyi bilmelidir ki insanlık tarihi onları asla affetmeyecektir.

Sevil Turan – Kemal Tuncaelli
Yeşiller Partisi Eş sözcüleri

(Yeşil Gazete)

Bir haylaz çocuk (El Nino) eksikti

Japonya Meteoroloji Ajansı Temmuz ayı başında yaptığı El Nino (haylaz çocuk) olarak bilinen iklim olayının bu yaz ortaya çıkabileceği uyarısından sonra dün artık El Nino şartlarının oluştuğunu bildirdi. El Nino, ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi tarafından da ‘neredeyse kesin’ olarak doğrulandı. Ajansın ekvatoryel pasifikteki hava gözlemlerine dayanan bulgularına göre El Nino durumu kış aylarına kadar devam edecek. Ekvatoryel Pasifikteki deniz yüzeyi sıcaklıklarının artmasıyla ortaya çıkan ve 4 ila 12 yılda bir görülen El Nino iklim olayı yağış ve fırtına düzenini değiştiriyor.

Japonya’dan gelen açıklama, rekor kuraklıklar nedeniyle artan gıda fiyatlarının daha da yükselmesi endişesini de beraberinde getirdi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO, geçtiğimiz hafta dünyanın 2008’dekine benzer bir gıda krizinin eşiğinde olduğu açıklamasını yapmıştı. Kuraklık nedeniyle ABD’de mısır fiyatları son iki ayda %60 arttı. Güney Amerika’da ise soya fasulyesi mahsulü ciddi şekilde azaldı. Doğrudan insan gıdası olarak pek kullanılmayan bu ekinlerin fiyatlarındaki hareketlilik, buğday ve pirinç gibi diğer temel gıda malzemelerinin fiyatlarına etki ediyor.

Japonya Meteoroloji Ajansı’nın El Nino açıklaması, başta Hindistan olmak üzere, El Nino’nun neden olacağı yağış düzeni değişikliklerinden etkilenecek bölge ülkelerinde endişe yaratıyor.

(Yeşil Gazete, Reuters)

Stratejistler, Gazeteciler, Devlet Kaynakları – Yıldırım Türker

Hakikatle aramızda bin bir özenle örülen duvar üzerine ileride sosyolog, tarihçi ve arkeologların hayli kafa patlatacağı kanısındayım.

Memleketin devletle ilişkisinin bir süredir bütün ikna ediciliğini, bütün algı ve kayıt sistemlerini kaybetmiş, dünya açısından da raflarda çürüyecek bir serüven kitabına dönüşmüşlüğü can yakıcı bir aleniyet kazandı.

Öte yandan kaşındırıcı bir heyecan verdiğini de itiraf etmeli yeri gelmişken. Bir kere acılı olmakla birlikte yaşanması elzem bir yüzleşmeler yumağı ile karşı karşıyayız. Geçici suretler birer birer yırtılıyor; dolunay kuşağındayız ya, kurtadamlar kurda dönüşüyor, bedbin bitkinler uyuya kalıyor. Muhasebe yapmanın, gelir gider dökümleri çıkarmanın tam zamanıdır.

Düşünmeyi, tartmayı, dile getirerek tanzim etmeyi tekinsiz bir eylem olarak yaftalamayı sürdürüyor iktidar. Kendi önerdiği dil ise en ufak bir analitik noktalama taşımayan, şu kadarcık tutarlı olma çabası yansıtmayan bir silsile.

Türkçenin hayat yorumu, hiçbir dile tercüme edilemeyecek, ancak bu kültürü paylaşanlarca anlaşılabilecek ilkel bir kodlama sistemine dönüştü.

Şemdinli’de 20 küsur gündür süren savaş karşısında dilini dolaşıma sokabilen zevatın yaklaşımları, gelmiş olduğumuz iletişim düzeyini aşikar ediyor.

Taha Akyol ve onun gibi kimilerince sağın entelektüeli ilan edilmiş yorumcular, nesebi gayrı sahih stratejistler ordusundan beslenen köşe yazarları ve hükümet kaynakları, karşımıza zillerini takmış zafer çiftetellisiyle çıkıverdi. Kendilerine besbelli kimi devlet kaynaklarınca aktarılmış hikayeleri tarihi bağlamına oturtan öz yorumları olarak yansıttılar. PKK, Arap baharından mülhem bir ayaklanma başlatmak için Şemdinli’yi işgale kalkıştı. Ama halktan beklediği yüzü bulamayınca, şükür kahraman ordumuza ve PKK terörü altında inim inletilen halkımıza ki bu işgal hedefine ulaşamadı. Ulaşmak ne kelime yanaşamadı bile. Muzaffer ordumuza, savaşından bir mermi taviz vermeyen hükümetimize şükürler olsun.

Başlamadan bittiği için bayram ilan edilen günlerin toprakları.

Toplu bir delilik adeta.

Gerçeklerin karşısında başka yere bakıyor da görmüyormuş gibi davranmak için olmadık taklalar atan masal ülkesi ahalisine duyurulur. Evet. Şemdinli’ye giremiyorsunuz. Orada kimin ölüp kimin kaldığını da bilemiyorsunuz. Orası sizin için toptan bir sır ülkesi. Sizin orada yaşanan üstünde en ufak bir müdahaleniz olamaz. Bu işin çözümünü silahlı büyükler ellerine geçirmiş. Dolayısıyla koskoca bir ordu olarak bir aya yakın zamandır çapulcu denilegelen, sayısı birkaç yüzle ifade edilen PKK gerillalarına karşı savaşmaktasın.

İlk olarak, evet başbakanım, Fırat haber ajansından, bunun için bir de benden özür bekliyorsun ama, sözgelimi bir Özgür Gündem’den, Nuçe’den duyduklarımız, okuduklarımız var. Bizim ana akım basında yok sayılan bir iç savaş süregitmekte. Artık kaçınılmaz olduğundan, köylerinden kopartılmış vatandaşın kaymakam kapısı önünde toplandığını biliyoruz. Köylerine dönmek istiyorlar. Ama köyleri onlara kapalı. Köyleri gazetecilere de kapalı. Köyleri bütün dış dünyaya kapalı. Ne emniyet ne kaymakamlık, devletin hiçbir kurumu oradaki vatandaşa hizmet götüremiyor. O topraklar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından arındırılıyor ve bu durumun ne zaman sona ereceği, nelere malolacağı bilinmiyor. Bildirilmiyor. Tenezzül gösterilmiyor.

Ama başarısız kalmış PKK için çocuklar gibi ‘oh, oh’ çekmemiz isteniyor.

PKK Şemdinli’yi işgal edememiş. Ne mutlu biz Türk milletine. Ama Şemdinli’nin köyleri, bir kısmı yakılarak boşaltılmış. Kimse o topraklara ayak atamıyor.

Kurtarılmış toprakların, boşaltılmış tampon bölgelerden farkı olmaz mı? Meğer o toprakları PKK işgal edememiş. Gitmesek de, görmesek de, o köyler bizim köylerimizdir…

Bu parçalı, hatta paramparça algı kendine olan, olması gereken uzak açıyı tamamıyla kaybetmiş muktedirler ve yandaşları tarafından hoyratça paylaşımımıza sunuluyor.

Suriye’de öyle, Şemdinli’de böyle.

Uludere’yi boşver, Suriye’ye bak. Şemdinli’den sana ne, Halep’i dinle.

Tutarlılık gayreti bile fuzuli geliyor efendilere. Tutarlı olma gayreti, ar ve edep duyguları muhaliflere, eziklere ve kaybedenlere yakışır zaten. Ne tenezzül buyuracaklar.

Körlükleri, karşılarındaki halkların körlüğüne inançlarından, sonsuz özgüvenlerinden kaynaklanıyor.

Devlet kaynaklarının servis ettiği burkulmuş mantık müsamerelerini, o kaynaklara biat edip gazetecilik, yorumculuk kisvesi altında okura ileten, bir kez daha devletine aracı ve kefil olan gazeteci müsveddeleri artık fütursuzca saçmalıyor.

Bu akıl fikir erozyonu sürer giderken dün Hürriyet’in manşeti, “Ona kalbimi açmıştım” idi. Emine Erdoğan‘ı Suriye olayı çok yıkmış. “Dost olarak insanları kalbimize sokuyoruz. Esma Esad‘a kalbimi açmıştım. Benim için büyük hayal kırıklığıdır” demiş.

Hürriyet’in bomba manşetine göre Emine Erdoğan, “Esma Esad asla kibirli değildir. Çok candan bir insandır. Ülkesinde demokratikleşme, çağdaşlaşma isteyen bir kadındı. O nedenle olup bitenlere bu kadar duyarsız kalmasına inanamıyorum” diyesiymiş.

Derdimi anlatabildim mi

 

Yıldırım  Türker

Polis en iyi bildiğini yaptı, yine öldürdü!

İzmir’in Karabağlar ilçesinde dün (12 Ağustos), bir polis memuru kendisiyle tartışan yurttaşı sokak ortasında kurşuna dizdi.

15:00 sularında gerçekleştirilen cinayet, sokakta bulunanlardan biri tarafından net olarak saniye saniye kaydedildi. Görüntülerde polis memurunun, elinde sandalyeyle yürüyen genç bir kişinin önce bacaklarına 2 el ateş ettiği, ardından da göğsüne ve karnına 2 el daha ateş ettiği net olarak görülüyor. Olay yerindeki diğer polis memurları tarafından durdurulmayan katil polis daha sonra sakin adımlarla yürüyerek gölgeye sığınıyor, diğer polisler ise yaralanan arkadaşlarının ardından çığluklar atarak ambulans çağrılmasını isteyen kalabalığı dağıtmaya çalışıyor.

İnsanın kanını donduran görüntüleri internete yükleyenlerin olayın gelişimi hakkında geçtiği bilgi notu şöyle:

Polis aracıyla bir sivil araç çarpışıyor

Sivil araç şoförü ehliyetsiz olmasından dolayı Trafik ekiplerini çağırılıyor gelen trafik ekibinden bir polis memuru resmi araç şoförünü ve sivil araç şoförü olan arkadaşı yanına çağırıyor başka kimse gelmesin diyerek, ardından sivil araç şoförü arkadaşın ağabeyi ve çevredeki arkadaşları trafik polisinin yanına gidip arkadaşlarının askere gideceğini ve ceza yazmamalarını söylüyor ve bir polis memuru arkadaş polis telsizi ile bunu söyleyen kişinin başına vurarak sen karışamazsın diye söylüyor bunu gören çevredeki arkadaşları, araç şoförü ve ağabeyi polislerle tartışmaya giriyorlar ardından polis memurunun biri silahına sarılarak sağa sola ateş açmaya başlıyor elindeki sandalye ile polisin üzerine yürüyen arkadaşa önce bacaklarına ve sonrasında göğüs kafesine doğru ateş ederek soğuk kanlı bir şekilde vuruyor ve vurulan arkadaş yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybediyor.

Polisin ateşi sonucunda yaralanan ismi öğrenilemeyen kişi, hayatını kaybetti.

Olaydan sonra emniyet yetkililerinin, polisin “tüm uyarılara rağmen saldırganlara engel olamayınca kendisini korumak için ateş ettiğini” söylediği iddia ediliyor. Katil polis hakkında soruşturma başlatıldığı da gelen haberler arasında.

Türkiye’de her gün yaşanan polis şiddetini çok net görüntülerle ve saniye saniye gösteren bu görüntüleri bu bağlantıdan izleyebilirsiniz.

Aygün’ün eşi konuştu

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün eşi Emine Aygün, “En son olabilecek kişi. Barış için hizmet ediyordu. Üzgünüm” dedi.
Emine Aygün, eşi Hüseyin Aygün’ün PKK tarafından kaçırılmasına ilişkin, “Bunu biz de bilemiyoruz. En son olabilecek kişi. Barış için hizmet ediyordu. Üzgünüm” dedi.CHP heyetinin Tunceli’de olduğunu ifade eden Emine Aygün, kendisini TBMM Başkanı Cemil Çiçek ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker‘in telefonla aradığını söyledi.

İran depreminde en az 227 ölü

İran’da, Tebriz kenti civarında en az 227 kişiyi öldüren depremin ardından, arama-kurtarma faaliyetlerine son verilirken, yardım çalışmalarını hızlandırıldı.

İran Kızılayı, evsiz kalan ya da evlerine dönmeye korkan 16 bin kişiye, 6 bin çadır dağıtıldığını duyurdu.

Yetkililer, çoğu kişinin akibetinin bilinmesi nedeniyle arama-kurtarma faaliyetlerine son verildiğini bildirdi.

Ancak bölgeden gelen haberler, bazı kişilerin hala kayıp, geride kalanlarınsa yardıma muhtaç bir halde olduğuna işaret ediyor.

6,4 ve 6,3 büyüklüğünde olan ve Tebriz ve Ahar kentleri yakınlarında Cumartesi öğleden sonra meydana gelen depremler, ücra köyleri vurdu.

İran televizyonu, dağlık bölgedeki 20 köyün tamamen yıkıldığını, yüzlerce köyün de hasar aldığını bildirdi.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, kışların sert geçtiği bölgedeki yeniden inşa faaliyetlerinin derhal başlamasını emretti.

AFP Haber Ajansı’na göre İran, ABD, Türkiye, Tayvan, Singapur ve Almanya’dan gelen yardım önerilerini reddetti.

Ancak, Tebriz’deki hastanelerin, çok sayıda yaralıyla başa çıkmakta zorlandığı ve birçok kişinin kayıp yakınlarını aradığı belirtildi.

Depremdeki ölü ve yaralı sayısıyla ilgili de çelişkili haberler geliyor.

Yetkililer, 227 kişinin öldüğünü, 1380 kişinin de yaralandığını duyururken, yardım görevlileri ölü sayısının 300’e yakın, yaralı sayısının da 5 bin dolayında olduğunu söylüyor.

Büyük bir fay hattı üzerinde bulunan İran’da sık sık deprem yaşanıyor.

2003’te Bam kentinde yaşanan deprem sonucu, 25 binden fazla kişi ölmüştü.

(BBC Türkçe)

PKK, CHP Tunceli milletvekili Aygün’ü kaçırdı

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, Tunceli Ovacık Karayolu’nun 35’inci kilometresinde PKK’lılar tarafından kaçırıldı. Tunceli Valiliği’nde kriz masası oluşturulurken, vekili kurtarmak için hava destekli operasyon başlatıldı. PKK’lılar tarafından kaçırılan Aygün’ün, Ovacık ziyaretini sosyal paylaşım sitesi Facebook’tan duyurduğu ortaya açıktı. İddiaya göre Kandil’den önceki gün şifreli mesajla Tunceli’deki PKK’lılara Hüseyin Aygün’ü kaçırması talimatı verildi. Ancak bu mesaj güvenlik güçlerince deşifre edilemediği için milletvekili Aygün, korumasız kaldı.

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, dün 17.00 sularında Ovacık’tan çıktıktan sonra 18.30 sıralarında Ovacık Tunceli yolunun 35’inci kilometresinde PKK tarafından kaçırıldı. Edinilen bilgilere göre, Akşam gazetesi muhabiri Kadir Merkit ve danışmanı Deniz Tunç ile birlikte Ovacık’ta incelemelerde bulunan Aygün’ün yolu, ilçeden ayrıldıktan yaklaşık 80 dakika sonra bir grup PKK’lı tarafından Tunceli’nin Fırtına Veli mevkisinde kesildi.

‘Bir kaç gün alıkoyacağız’

6 kişilik öncü PKK’lı grup, kısa süreli bir propaganda konuşmasının ardından CHP Milletvekili Aygün’ü, “Bizimle geleceksiniz. Biz vekili birkaç gün alıkoyacağız. Danışmanın ise gidebilir” dedi. Aygün, “Bu yaptığınız doğru değil” diyerek itiraz etse de direnemedi. PKK’lı grup Aygün’ü de alarak bölgeden yaya olarak uzaklaştı. PKK’lıların Aygün’ün yolunu kestiği mevki, Torunoba Karakolu’na 5 kilometrelik mesafedeydi.

Aygün’ün Tunceli Ovacık karayolunun 35’inci kilometresinde kaçırılması akla PKK’nın “Aygün’ün oradan geçeceğini biliyor muydu” sorusunu getirdi. İstihbarat kaynakları, uzun süredir PKK’nın bu bölgede “yol kesme” faaliyetinde bulunmadığını ve insan kaçırmaya dönük faaliyeti olmadığını vurgulayarak, “Aygün’ün Ovacık’tan ayrıldığını biliyor olma ihtimalleri yüksek. Bir nevi nokta eylem olarak nitelendirilebilir” dedi. Bir iftar programında bulunan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na koruması aracılığıyla Aygün’ün kaçırılmasıyla ilgili bilgi verdi.

Kuzey kutbundan korkutucu haber

Kutup buzullarının kalınlığını incelemek için gönderilen ilk özel amaçlı uydudan elde edilen bulgulara göre Kuzey kutup bölgesindeki deniz buzulları tahmin edilenden çok daha hızlı bir şekilde eriyor.

Avrupa Uzay Ajansı’nın CryoSat-2 uydusundan elde edilen ilk sonuçlara göre geçen yıl Kuzey Kutbu’nda 900 kilometreküp yaz buzulu ortadan kalktı. Bu miktar kutup bilimcilerinin tahmin ettiğinden en az %50 daha fazla. Erimenin karbon dioksit emisyonlarının artmasına bağlı küresel ısınmadan kaynaklandığı düşünülüyor.

Azalan buzul örtüsü: Arktik deniz buzulları minimum seviyeye Eylül ayında düşüyor. Kalan buzullara kalıcı (perennial) buzul örtüsü deniyor. CryoSat-2 bunun kalınlığındaki değişkenliği ölçerek kalan buzul hacmini buluyor

Hızlı erime nedeniyle birkaç yıl içinde Kuzey Kutbu’nın yaz aylarında tamamen buzsuz bir açık denize dönüşmesi, bölgedeki balık, maden ve petrol yataklarının hızla tüketilmesinin ve yeni denizyolu rotalarının yolunu açabilecek.

5-6 metreden, 1-3 metreye

Önceki uydulardan elde edilen sonuçlar Kuzey Kutup deniz buzullarının alanının hızla azaldığını ortaya koyuyordu. Yeni ölçümler öncekilerden farklı olarak buzulların sadece alanının değil, kalınlığının da hızla azaldığını ortaya koyuyor. Örneğin Kanada’nın kuzeyiyle Grönland arasında kalan bölgede önceden yaz aylarında düzenli olarak 5-6 metre olan buzulların kalınlığı 1-3 metreye düşmüş durumda.

CryoSat-2 verilerinin analiz edildiği University College of London (UCL) Kutup Gözlem ve Modelleme Merkezi’nden Dr. Seymour Laxon “Uydu verilerinin ilk analiz sonuçları Kusey Kutup buzullarındaki erimenin bizim önceden tahmin ettiğimizden çok daha büyük miktarlarda olduğunu ortaya koyuyor. Çok yakında bir yaz günü uydu görüntülerine bakıp Kuzey Kutbu’nda hiç buzul kalmadığını, tamamen açık deniz haline geldiğini gördüğümüz ikonik bir an yaşayabiliriz” diyor.

Kuzey kutup yaz buzullarının tamamen erimesi ve bir süre için bile olsa kutup bölgesinin açık deniz haline gelmesi çok dramatik sonuçlar doğuracak. Bunların en önemlileri bembeyaz olan ve güneş ışınlarını tamamen yansıtarak yeryüzünün serinlemesine neden olan buzulların ortadan kalkmasıyla açığa çıkacak koyu renkli açık denizin güneş ışınlarından gelen enerjiyi soğuracak olması nedeniyle bölgedeki ısınmanın büyük bir hızla artması ve kutup denizlerinin tamamında donmuş halde bulunan metan klatrat yatalarının ısınma sonucu çözünmesiyle karbondioksitten 21 kez güçlü bir sera gazı olan metanın büyük miktarlarda atmosfere karışması olacak. Bilim insanları kutup bölgesindeki birkaç yerden metan çıkışının zaten başladığını göstermişlerdi.

UCL’den Profesör Chris Rapley, erime sonucunda ayrıca kutuplarla ekvator arasındaki jet akımlarının da daha dengesiz bir hale geleceğini söylüyor.

Kutup buzullarının kalınlığını ölçmek üzere 2010’da uzaya gönderilen ilk uydu olan CrypSat-2’den elde edilen sonuçlara göre, kuzey kutbunun orta bölgelerinde 2004’te 17.000 kilometreküp hacminde buz varken, bu miktar bu yıl 14.000 kilometreküpe düşmüş. Ancak asıl yaz sonuçları şoke edici. Yaz aylarında 2004’te 13.000 kilometreküp buzul varken, 2012’de sadece 7000 kilometreküp deniz buzulu kalmış. Eğer yılda 900 kilometreküp erime düzenli olarak devam ederse, 10 yıl içinde yazın kutupta hiç buzul kalmayabilir.

Temmuz ayının başında da Grönland’daki kara buzullarının %97’sinin erimeyer başladığı haberi büyük şaşkınlık yaratmıştı.

The Guardian’dan derlenmiştir.

(Yeşil Gazete)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Maccabi Hafia’ya plastik şişeden forma

İsrail futbol liginin en başarılı kulüplerinden Maccabi Haifa’nın 2012-2013 sezonu forması açıklandı. Formaların her biri, geri dönüştürülmüş 13 plastik şişeden oluşuyor.

Maccabi Haifa’nın forma sponsoru olan Nike tarafından üretilen formalar basına tanıtıldı. Her biri 13 plastik şişenin geri dönüştürülmesiyle elde edilen polyesterden üretilen formaların üzerinde lazerle açılan delikler sayesinden üstün bir nefes alma ve kuruma performansına ulaşıldığı belirtiliyor. Diğer bir deyişle, bu formalar yüksek seviyede sportif performans için de fazlasıyla uygun.

“Normal” formalara göre üretiminde %30 daha az enerji kullanılan formalar, firmanın ilk geri dönüştürme projesi değil. Fima websitesinde 2010 yılından beri 881 ton (yaklaşık 135 milyon) plastik şişeyi geri dönüştürerek ürünlerinde kullandığını belirtiyor. Aynı sitede kapsamlı ve belli aralıklarla güncellenen çevresel etki değerlendirme raporlarına da ulaşılabiliniyor.

Öte yandan Nike, özellikle Uzakdoğu ülkelerindeki üretimlerinde uyguladığı adil olmayan ücret politikalarıyla da sık sık gündeme geliyor.

Sarıkeçililer yola şenlikle çıkıyor

Engellere karşın sonsuza kadar göçmek isteyen topluluk

Sarıkeçililer, Anadolu’daki göçerlik geleneğini sürdüren son Yörük boyu. Binlerce yıllık geleneği yaşatabilmek için her yıl kışı geçirdikleri Akdeniz sahilindeki Anamur ve Bozyazı’dan yola çıkıp 500 kilometre yürüyerek Toroslar’ı aşıyor, yazı Konya ve Karaman’ın yaylalarında geçiriyorlar. Modern hayatın giderek zorladığı Sarıkeçililer, baskı ve engellerle karşılaşsalar da kültürlerini yaşatmaya kararlılar. Sarıkeçililer’in göçlerini ve kültürlerini tanıtabilmek ve geleceğe aktarabilmek için düzenledikleri göç şenliğinin 7’ncisi 14 Eylül’de gerçekleşecek.

Konuklar yörük çadırında ağırlanacak

“Sarıkeçililer Geleneksel 7. Göç Yürüyüşü Etkinliği” Konya’nın Çumra ilçesine bağlı Çiçek ve Avşar köyleri arasındaki Karaalan mevkiinde başlayacak. “Konar-göçerliğin dünü bugünü” konulu panelle sürecek olan etkinlik kapsamında Yörüklerin yaşama biçimleri ve yeme içme kültürüne ilişkin bilgiler aktarılacak. Şenliğe katılan konukların Yörük çadırlarında ağırlanacağı şenlik kapsamında, Sarıkeçililer’in bir günü uygulamalı olarak anlatılacak. Göç kervanının hazırlanması ve konserlerle devam edecek olan şenlik üç gün sürecek.

“Doğayı ve yaşamı savunmak inancımız”

Sarıkeçililer Yaşatma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pervin Çoban Savran, yörüklerin insanı, doğayı ve yaşamı savunmayı inanç biçimi olarak gelenekleştirmiş olduklarını belirterek, “Anadolu’nun tıkanmak üzere olan kültür damarlarına kan taşımaya devam etmek için hâlâ bir umut var. Bu umudun düş olarak kalmayıp gerçeğe ulaşması için yaşam savunucularını etkinliğimize katılmaya bekliyoruz” çağrısında bulundu.

“Göç zamanı gelince, biz dursak keçiler durmaz”


Kendilerine “son göçerler” denilmesinden rahatsız olduklarını belirten Savran, “göçen son topluluk” olduklarının altını çizerek, “sonsuza kadar göçeceğiz” sözleriyle kültürlerini yaşatmaya kararlı olduklarının altını çiziyor. Yaşamlarını doğanın saatine göre sürdürdüklerinin altını çizen Savran, göç zamanı geldiğinde kendileri dursa bile keçilerin, develerin durmadığını söylüyor.

60 günde devrialem

Özgün yaşama biçimleri ve kültürleri UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras (SOKÜM) kapsamında değerlendirilerek Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından konuyla ilgili çalışmalar yapılan Sarıkeçililer, yılda iki kez göçüyor. Günde yaklaşık 10 kilometre yürüyen topluluk, 45 ila 60 gün arasında yaklaşık 500 kilometrelik yolu katederek Torosları yılda iki kez aşıyorlar

(Yusuf Yavuz, Sol Haber Portalı)