Ana Sayfa Blog Sayfa 4430

En iyi Türkiye belgeselleri Madrid’de

Son dönemde Türkiye’de yapılmış en iyi belgesellerden oluşan bir seçki, Documentarist işbirliğiyle 9-17 Şubat tarihleri arasında Madrid’de seyirciyle buluşuyor. Etkinlik bu sene konuk ülke olarak Türkiye’ye özel yer ayrılan ARCO 2013’e paralel olarak gerçekleşecek.

Dünyanın önemli çağdaş sanat fuarlarından ARCO’da bu sene konuk ülke olarak yer alan Türkiye, en iyi belgeselleriyle gündeme gelecek. Madrid’te düzenlenen ARCO 2013’e paralel olarak gerçekleştirilen “Türkiye Belgeselleri” etkinliğinde 2000’li yıllarda en çok öne çıkan, ulusal ve uluslararası festivallerde başarı elde etmiş belgesellerden 13 filmlik bir seçki sunuluyor. DOCUMENTARIST’in işbirliği ile hazırlanan seçki, 9-17 Şubat 2013 tarihleri arasında Madrid’in ünlü kültür merkezi Matadero Madrid’te yer alan Cineteca’da ücretsiz olarak izlenebilecek.

T.C. Madrid Büyükelçiliği’nin desteğiyle gerçekleşen etkinlik, seyirciye son 12 yılda Türkiye’den yeni kuşak belgeselcilerin seçkin ürünlerini topluca izleme fırsatı sunacak.

 

ARCO 2013: Türkiye Belgeselleri” seçkisinde yer alan filmler:

THE MOUSTACHE (BIYIK, Belmin Söylemez, 2000, 27’)

THE PLAY (OYUN, Pelin Esmer, 2005, 70’)

10th PLANET – A SINGLE LIFE IN BAGHDAD (ONUNCU GEZEGEN – BAĞDAT’TA TEK BAŞINA, Melis Birder, 2004, 38’)

IN TRANSIT (Berke Baş, 2004, 40’)

CICADANT (AĞUSTOS KARINCASI, Bingöl Elmas, 2005, 50’)

TO MAKE AN EXAMPLE OF (İBRET OLSUN DİYE, Necati Sönmez, 2007, 50’)

SISTERS OF LILITH (LİLİT’İN KIZKARDEŞLERİ, Emel Çelebi, 2008, 41’)

ON THE WAY TO SCHOOL (İKİ DİL BİR BAVUL, Özgür Doğan – Orhan Eskiköy, 2009, 82’)

THE LAST NOMADS OF ANATOLIA: SARIKECILIS (ANADOLU’NUN SON GÖÇERLERİ: SARIKEÇİLİLER, Yüksel Aksu, 2010, 75’)

ON THE COAST (BU SAHİLDE, Zeynep Dadak – Merve Karan, 2010, 22’)

ECUMENOPOLIS: CITY WITHOUT LIMITS (EKÜMENOPOLİS: UCU OLMAYAN ŞEHİR, İmre Azem, 2011, 93’)

OVERTIME (FAZLAMESAİ, Gürcan Keltek, 2012, 20′)

HERE IS MY MOTHER TONGUE? (ANA DİLİM NEREDE, Veli Kahraman, 2012,)

Ayrıntılar için: www.cinetecamadrid.com

(Yeşil Gazete)

Evliliğe Karşı

Bir İlişkinin Sosyal, Yasal, Ekonomik ve Psikolojik Sonuçları

Milyonlarca insanın hayatını etkileyen büyük bir sorunumuz var: Evlilik! Hayatın, her gün gözümüzün içine soktuğu gerçekler, artık nikâh masalarındaki emanet kostümlerle maskelenemeyecek kadar çıplak: Evlilik giderek daha fazla sayıda insana hayatı zindan ediyor.

Etrafımızdaki her şey evliliğe işaret ediyor. Hemen hemen bütün dinler, ideolojiler ve rejimler evliliği teşvik ediyor. Eğitim, bilim, kültür, sanat ve gelenekler evliliği yüceltiyor. Çocukluktan yetişkinliğe kadar adeta evliliğe endekslenerek büyüyoruz. Kutsallığını sorgulamayalım diye her türlü yol ve yöntem deneniyor. Çarpıtma, yalan ve manipülasyon bazen gelenek kisvesi altında bazen de bilimsel bilgi kılığında üzerimize çörekleniyor.

İnsanlar adeta arkadan havuza itilir gibi evlilik kurumunun içine itiliyor. Sonra da, ya acı dolu bir alışma döneminin ardından mecburen kaderlerini kabulleniyorlar; ya da işler dayanılmaz boyutlara ulaştığında, proje büyük bir patlamayla havaya uçuyor. Evet, “mutlu evlilik” diyebileceğimiz örnekler de var ama çoğu durumda evlilik bireyin hayatında ciddi tahribatlar yaratıyor. Onlarca yıla ya da koca bir ömre yayılan trajedilere yol açabiliyor.

Peki evlilik denilen şey aslında nedir? Sevdiğim insanla bir hayat kurmak için neden toplumun ve devletin onayını almam gerekiyor? Bir ilişkinin nasıl yaşandığı mı önemlidir, yoksa onun belgelenmesi mi? Peki aşk, sevgi, sadakat ve ömür boyu sürmesi arzulanan bir beraberlik, resmi bir sözleşmeyle güvence altına alınabilir mi?

Kendisi de “evliliğin çemberinden” geçen Amerikalı yazar Glenn Campbell, evliliğe karşı adeta bir manifestoya dönüşen bu kitapta, evliliğin sosyal, yasal, ekonomik ve psikolojik sonuçlarını ele alıyor. Aklınızda kasvetli bir teorik kitap canlanmasın sakın! Çünkü Campbell, eksilmeyen bir ironi ve zengin örneklemelerle, gayet açık ve net, az ve öz konuşuyor.

Evlilik Nedir? – Bağlanma – Cinsellik ve Yakınlık – Narsisizmden Kurtulmak – Özgürlük – Sınırlar – Duygusal İlişki Teorileri – Güzellik Meselesi – Seçme Sorunu – Aşk Bir Hayır Kurumu Değildir – Evlilikte Komünizm Sorunu – İki Kişilik Bürokrasi – Reklam Aldatmacaları – Düğün Hastalığı – Charles ve Diana’nın Düğün Felaketi – Bağlılık ve Pazarlık – Sevmek ve Vermek – Kişilik – Paranın Gücü – Çocuklar – Akıl Hocaları ve Parazitler – Değişen İhtiyaçlar – Yatırım Etkisi – 1960’lardan Günümüze – Karanlık Yıldız Düeti – Aşk Bitip De Evlilik Bitmediğinde – Erkek ile Kadın Arasında Kırık Kalpler Güreşi – Seks Aldatmacası – Yeninin Baştan Çıkarıcılığı – Yaşam Sorunları – Kendi Platonuza Ulaşmak – Gelişimin Durması – Kendi Müzenize Tıkılıp Kalmak – Değişimin Kaçınılmazlığı – Büyük Boşanma Dalgası: Tsunami Bize Doğru Geliyor! – Eşcinsel Evlilikler Yasaklansın (Heteroseksüel Evlilikler De)! – Ölüm Yardımları

 

Evliliğe Karşı
Glenn Campbell
İngilizceden Çeviren: Habibe Şentürk
Yayına Hazırlayan: Cemal Atila
Geoaktif Yayınları

(Yeşil Gazete)

Takas Şenliği Pazar günü Maltepe Pazarı’nda

Yeryüzü Derneği ve Zumbara işbirliği ile  gerçekleştirilen takas şenliğinin beşincisi Pazar günü Maltepe Organik Pazarı’nda gerçekleştiriyor.

Maltepe Organik Pazarı’nın ev sahipliği yaptığı şenlikte, elektronikten kitaba, giysiden doğal ve organik ürünlere, dekorasyon malzemelerinden bebek giysisine, ev yapımı ürünlerden CD’ye kadar birçok eşya takas yoluyla paylaşılıyor.

Takas şenliklerinde dağıtılan kuponların bir sonraki şenliklerde de geçerli olması katılımcıların ihtiyaç duymadıkları eşyaları almasını önlediği gibi kuponlara da bir nevi para birimi işlevi sağlıyor.

Şenliğin organizasyon ekibi, Takas etkinliğinin düzenlenmesindeki öncelikli amacın, günümüz ekonomisinin yarattığı kullan – at yaklaşımına ve her şeyin parasal bir değere sahip olduğu sisteme alternatif, yerel, ufak da olsa bir çözüm sunmak olduğunu söylüyor.

Evlerde atıl durumda bekleyen birkaç kitap, fazla yaptığımız reçel, çocuğumuzun oynamadığı oyuncaklar bir başka kişi için ihtiyaç değeri taşıyabiliyor.

Geçtiğimiz Ekim ayından beri her ay gerçekleştirilen şenlikte katılımcı sayısı ve takas ürünleri çeşitlenerek artmaya devam ediyor. Herkesi de takas ekonomisini ne olduğunu anlamaya çağrısı yapılıyor.

Takas şenliği nedir? diye merak edenler için Dalgalanmayan Huzur Ekonomisi adlı yazı,

Nasıl giderim? Kimler geliyor? diyenler için de Yeryüzü Derneği’nin Facebook sayfası birkaç ipucu verebilir.

(Yeşil Gazete)

Enerji şirketleri gözlerini kaya gazına dikti

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile Shell işbirliği ile Diyarbakır’da kaya gazı sondajına başlanması, uluslararası enerji firmalarının gözlerini Türkiye’ye dikmesine neden oluyor.

Anadolu Ajansının haberine göre, çok uluslu enerji şirketleri başta Güneydoğu Anadolu bölgesi olmak üzere Trakya ve İç Anadolu’da kayagazı arama çalışmalarına başlamak için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın kapısını aşındırmaya başladı.

Yeraltına tazyikli su enjekte edilerek, doğal gazın varolduğu kayaların patlatılmasıyla ortaya çıkan bu yeni enerji sisteminin insan ve tabiata verdiği zarar henüz bilimsel olarak ortaya çıkmadı. Bu duruma rağmen dünyanın önde gelen fosil yakıt üreticilerinden ABD, Çin, Avusturalya ve Polonya gibi ülkelere varolan fosil yakıt tüketimine devam ederken, kaya gazı konusunda da çalışmalara başladı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın tahminlerine göre, Türkiye’nin 0,4 trilyon metreküplük kaya gazının, Güneydoğu Anadolu’nun başta olmak üzere, Trakya ve Orta Anadolu’daki bazı sahalarda da bulunduğu söyleniyor. Maden Tetkit Arama Müdürlüğü’nün çalışmalarının ardından Konya ve Niğde’de tespit edildiği söylenen rezervlerin çıkartılması için Shell başta olmak üzere kaya gazı üretimi alanında faaliyet gösteren çok uluslu şirketler, art arda Bakanlığın kapısında görünmeye başladı.

AA’ya açıklamalarda bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkilileri, kaya gazı ve kaya petrolü (oil shale) konusuna yoğunlaşan ABD’li, Kanadalı ve İngiliz şirketlerin Türkiye’deki kaynaklarla ilgilendiğini belirterek, söz konusu şirketlerin mevcut sismikleri etüt etmeye başladığını söyledi.

(AA, Yeşil Gazete)


 

Yeni aslan Drogba 17:45’de İstanbul’da

0

İstanbul’a bugün saat 16.00’da geleceği açıklanan Galatasaray’ın yeni transferi Didier Drogba’nın, uçağının rötarlı kalkması nedeniyle 17.45’te İstanbul’da olması bekleniyor. Fildişi Sahilli yıldız oyuncunun, 9 Şubat Cumartesi günü sağlık kontrolünden geçeceği ifade edildi.

Galatasaraylılar şimdi Drogbanın bu gol sevincini ne zaman yaşayacağını merak ediyor

Drogba’nın, sarı-kırmızılı takımın, Spor Toto Süper Lig’de 10 Şubat Pazar günü Medical Park Antalyaspor ile Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena’da oynayacağı karşılaşmayı takip edeceği dile getirildi.

Galatasaraylı taraftarlar Atatürk Havalimanında

Galatasaraylı taraftarlar, sarı-kırmızılı ekibin yeni transferi Didier Drogba’nın İstanbul’a gelişini heyecanla bekliyor.

Sarı-kırmızılı taraftarlar, Fildişi Sahili’nin Afrika Uluslar Kupası’nda elenmesinin ardından İstanbul’a gelecek oyuncuyu karşılamak için Atatürk Havalimanı Genel Havacılık Terminali önüne geldi. Terminal çıkışı önünde boş bir alan bırakılırken bu alanın gerisinde de bariyerlerle çevrilerek taraftarlar için bir bekleme bölgesi oluşturuldu. Taraftarların ilgisi nedeniyle güvenlik güçleri de terminal çevresinde tedbirler uyguluyor.

Drogba heyecanı yaşayan taraftarlar, tezahüratlar eşliğinde uçağın alana inişini merakla bekliyorlar.

Fildişi Sahilli oyuncunun İstanbul’a gelişini görüntülemek isteyen yerli ve yabancı medya kuruluşları da adeta terminal önüne akın etti. Çok sayıda canlı yayın aracının yanı sıra, kameraman, foto muhabiri ve muhabirin de terminal önündeki bekleyişi sürüyor.

Bu arada, GS Store’un mobil satış aracı da terminalin önünde Drogba’nın giyeceği 12 numaralı formaların satışını yapıyor.

(Cnn Türk)

 

Hama’da tekstil fabrikası yakınlarında patlama: 54 ölü

Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü, Hama kentinde bir tekstil fabrikası yakınlarında meydana gelen patlamada 54 kişinin öldüğünü duyurdu.

Hama kentinde bir tekstil fabrikası yakınlarında meydana gelen patlamanın, Brak beldesinde askeri üniforma ve bot imal eden bir fabrika yakınlarında işçileri taşıyan otobüste meydana geldiği bildirildi.

Ölenlerin hepsinin fabrika işçisi olduğu belirlenirken, birçok kişinin de ağır yaralandığı ifade edildi.

Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü, ilk açıklamasında ölü sayısını 20 olarak bildirmişti.

Bu arada, başkent Şam’da Filistinli mültecilerin kaldığı Hüseyniye kampında pazar yerinde meydana gelen patlamada ölü ve yaralıların olduğunu aktaran Suriye Genel Devrim Konseyi(SRGC), kentin birçok bölgesinde Cuma namazından sonra gösteriler yapıldığını ve güvenlik güçlerinin göstericilere müdahale ettiğini kaydetti.

 

 

Kürtler ve özür meselesi – Rober Koptaş

Bu köşede ‘Kürtlerin suç ortaklığı meselesi’ başlığıyla yayımlanan yazım (25 Ocak), bazı okur ve dostlardan sitemkâr tepkiler aldı. Sitemler, iki temel noktada yoğunlaşıyordu: İlki, yazıda, 1915 konusunda birbirinden farklı Kürt tutumları yokmuşçasına homojen bir ‘Kürtlük’ vurgusu yapılmış olması; ikincisi ise, Kürtlerin 1915’te Anadolu Hıristiyanlarına yapılanlar konusunda son zamanlarda eleştirel bir tutum içine girmiş olmalarının görmezden gelinmesi.

Herhangi bir kimliği mutlaklaştıran, farklılıkları görmezden gelen yaklaşımlar ayrımcıdır. 1915’te işlenen katliamlarda bütün Kürtlerin fail olduğunu iddia etmek de ayrımcıdır şüphesiz. Gerçeğin böyle olmadığını da az çok tarih okuyan herkes bilir. Etnik tanımları genelleyici bir şekilde kullanmaktan rahatsız olsam da, bir gazete yazısı çerçevesinde daha detaylı analizlere girmenin zorluğu ortada. O yazıda, eleştirdiğim İsmail Beşikçi’nin, “Ermeni soykırımında Kürtler kullanıldı” önermesindeki ‘Kürtler’ sınıflandırmasını ben de aynen kullanmak zorunda kaldım. Yoksa, bütün Kürtlerin suç ortağı olduğunu veya genel olarak Kürt  kimliğinin suç ortağı olduğunu düşünüyor değilim. Dahası, aynı suçluluğu, suç ortaklığını Türkler için de düşünmüyorum. Soykırımları halklar değil, zihniyetlerin harekete geçirdiği insanlar ve kitleler yapar; ama tarih soykırımlara karşı duranları da yazar.

Kürtlerin son dönemlerde 1915’le ilgili özür dilediği ve benim bunu yok saydığımla ilgili eleştiri ise biraz daha derin bir tartışmayı gerektiriyor ve son günlerde Ahmet Türk’ün özür dilediği açıklamalarıyla yan yana geldiğinde, yarına da ışık tutma potansiyeli taşıyor. Oradan devam edelim.

Halk farklı siyaset farklı

Kürtlerin 1915’te yaşananlarla ilgili bir hatırlama pratiği içinde olmalarının önemi ortada. Her şeyden önce, soykırım, dün ve bugün Kürtlerin de şikâyetçisi ve mağduru olduğu zihniyetin işlediği bir suç. O zihniyeti köklü bir şekilde eleştirir ve onu deşifre ederken, onun resmi tarih dayatmasını da reddetmek varoluşsal bir mesele arz ediyor. Dahası, 1915’te Kürt nüfusun önemli bir bölümünün katliamda ve talanda rol oynamış olması, Kürt kimliğinin içinden bir yüzleşmeyi de zorunlu kılıyor. Aksi takdirde Kürtler, eleştirdikleri Türk milliyetçiliğinden farklı bir şey yapmış olmayacak, kendi siyasi kimliklerini dökülen kan üzerine kurmuş olacaklar.

Kürtlerin 1915’e ilişkin ortak hafızası memleketin Batı tarafında yaşayanlara göre çok daha canlı. Ermeni nüfusun çoğunluğunun doğu vilayetlerinde olması ve pek çok kafilenin bu bölgede öldürülmesi nedeniyle Kürtlerin pek çoğu, katliamların katılımcısı veya tanığı olarak yaşananları biliyor. Ayrıca, pek çok Kürt ailesinde mutlaka, ölümden kurtulmuş ama hayatına Müslüman olarak devam etmiş bir Ermeni nine, dede var.  Bu bilgiler kuşaktan kuşağa aktarıldığı için, bugün dahi Kürtlerin çoğu Ermenilerin nelere maruz kaldığını çok içeriden, kanlı canlı hikâyelerle biliyor.

Bu bilginin Kürtlerin bir kısmında 1915’e ilişkin eleştirel bir tavır, bir mahcubiyet, acı, özür dileme ihtiyacı yaratmadığını söyleyemeyiz. Aksine, bugün pek çok Kürt, bir Ermeni veya bir Süryani’yle karşılaştığında, son derece samimiyetle, Kürtlerin 1915’teki rolü konusunda özür diliyor; elinden geldiğince, dilinin döndüğünce. Şahsen, Kürt illerine ne zaman gitsem, insanların, çoğu zaman bu pişmanlık duygusunun etkisiyle biz Ermenileri adeta sevgiyle sarıp sarmaladığını, adeta omuzlarda taşıdığını hissedip kendimi şaşkın hissettiğim çok olmuştur.

Zaten Kürtler-1915 ilişkisine dair asıl sorun, geniş Kürt halk kitlesinin 1915’i hatırlamak konusunda bir acz içinde olmasından ileri gelmiyor. Asıl sorun, halk tabakasının pekâlâ bildiği gerçeklerin siyasi arenaya nasıl taşındığı, ya da nasıl olup da hakkıyla taşınamadığı. Kürt siyaseti, bugüne dek 1915’te ve geçmişte Anadolu Hıristiyanlarına karşı işlenen suçlarla ilgili nasıl bir tutum sergiledi? O tarihi nasıl anımsadı? Onunla nasıl hesaplaştı? Nasıl yüzleşti? Anımsadı mı? Hesaplaştı mı? Yüzleşti mi?

Bireysel çıkışlardan öte

Elbette ki zaman zaman değerli bireysel duruşlar oldu. Osman Baydemir’in Kasım 2011’de Hrant Dink Vakfı’nın düzenlediği konferansta, katliamcı dedelerini değil Ermenileri koruyan dedelerini öz dedesi kabul ettiği yönündeki sözlerini Agos olarak manşete taşımış, tüm Türkiye’ye, “Sizin dedeniz hangisi?” diye sormuştuk. Abdullah Demirbaş’ın Sur Belediyesi’nde çokkültürlü belediyecilik sloganıyla yaptığı değerli çalışmaları geçmişe dair bir özeleştiri olarak sunmasını içten selamladık. Atılan benzer adımları hep önemsedik.

Peki başka? BDP ne yaptı bugüne kadar 1915 konusunda? Kürt siyasetinin diğer kurum ve kuruluşları? Hangi kararlar? Hangi kongreler? Hangi broşürler? Hangi Kürt sivil toplum kuruluşu bu konuda bir araştırma, rapor, inceleme yayımladı? Hangi belediye bir etkinlik düzenledi?

Geçen ay Meclis’te gerçekleştirdiğimiz Selahattin Demirtaş söyleşisinde, BDP eş- başkanı Ermenilere yönelik pek çok dostça ifade zikretse de, ağzından 1915’e dair bir söz çıkmadı. Ahmet Türk, Hayko Bağdat ve Roni Margulies’in konuğu olduğu İMC TV programında 4-5 cümleyle Kürtler adına özrünü dile getirdi, ancak yine “kullanıldık” şerhiyle. Yani Kürtlerin iradi aktörlüğünün, Kürt kimliği için gerekli olan özeleştiri sorumluluğunun üzerini bir miktar kapatarak. Peki, hangi sistematik üzerinden konuşuyor Kürtler 1915’i? Bu konudaki gelecek planları hangi önceliklere dayanıyor?

Bu satırlar üzerine bana, “Neden bunları hep Kürtlerden bekliyorsun? Türkler sanki daha iyi durumda mı?” diye sorulacağını iyi biliyorum. Türkler zaten Türk milliyetçiliğinin kurbanı, milliyetçiliğin kurbanlarından böyle bir hakiki yüzleşmeyi beklemek hayalcilik olur. Zaten bu ülkede demokrasi adına verilen bütün çaba, Türklerdeki bu zihniyet hapishanesini kırmak yönünde. Peki Kürtler neyin kurbanı? Milliyetçiliğin mi? Nedir Kürt siyasetini (Kürt halkını değil) 1915 konusunda bu kadar temkinli davranmaya iten? Ermeni kanı üzerimize kalacak korkusu mu? Mal mülke ilişkin bir kaygı mı? Hepsi mi?

O zaman, biraz daha cesaret.

Rober Koptaş – Agos

 

Yeni Gine’de orta çağ vahşeti

0

Papua Yeni Gine’de cadılıkla suçlanan 20 yaşındaki bir kadın, yüzlerce kişinin gözü önünde yakılarak öldürüldü.


Olaya şahit olan çoğu çocuk görgü tanıklarınca çekilen dehşet anının fotoğrafları, ülkedeki yüksek tirajli gazetelerin baş sayfalarında yeralırken, olay Başbakan Pete O’Neill, polis ve yabancı ülkelerin diplomatlarınca şiddetle kınandı.

Polis yetkililerinin verdiği bilgiye göre, Mount Hagen kentinde meydana gelen olayda, cadılıkla suçlanan 20 yaşındaki Kepari Leniata, bir grup saldırgan tarafından yakalanmasının ardından araç ve çöp yığınlarının bulunduğu bir yere götürülerek bağlandı. Evli ve çocuk sahibi olduğu belirlenen Leniata’ya kızgın demir bir çubukla işkence eden saldırganlar daha sonra olayı korku içinde seyreden, çoğu çocuk yüzlerce kişinin önünde genç annenin üzerine benzin döktükten ateşe verdi.

Yetkililer, olaydan bir gün önce hastanede hayatını kaybeden 6 yaşındaki bir çocuğun ailesi tarafından büyücülükle suçlanan evli kadının öldürülmesi olayına 50 kadar kişinin karıştığının sanıldığını bildirdi. Olay esnasında bölgede polislerin de bulunduğunu belirten yetkililer, ancak sayılarının az olması nedeniyle polislerin bu korkunç olaya mani olamadıklarını anlattı.

Konuya ilişkin açıklamada bulunan Ulusal Polis Sözcüsü Dominic Kakas, Polis Komiser Yardımcısı Simon Kauba’nın olayın ardından Mount Hagen’deki soruşturmayı yürüten yetkilileri telefonla aradığını, olayla ilgili hiçbir tutuklama yapılmadığını öğrenmesi üzerine soruşturmayı yürüten yetkilileri azarladığını aktardı.

Olayı soruşturan polis teşkilatıyla ilgili de bir iç soruşturma başlatıldığını bildiren Kakas, vahşete şahit olan polislerin kadını kurtarmak için bir şey yapıp yapmadıklarının soruşturulduğunu belirtti.

Leniata’nın eşinin olayın ardından Mount Hagen’ın bağlı bulunduğu Wester Hihgland eyaletini terk ettiğini ve şu an baş şüpheli konumunda olduğuna işaret eden Kakas, sözkonusu kişinin Leniata’yı büyücülükle suçlayan aile ile bağlantısının bulunup bulunmadığının bilinmediğini söyledi.

(AA, Yeşil Gazete)

AB tarihinde bir ilk!

AB liderler zirvesinde dün gece saatler süren görüşme maratonunun ardından bütçe konusunda uzlaşmaya varıldı. Birlik tarihinde bütçe ilk kez küçülürken Avrupa Parlamentosu’ndan veto tehdidi geldi.

AB’ye üye 27 ülkenin devlet ve hükümet başkanları, dün gece saatler süren görüşme maratonunun ardından 2014-2020 bütçesinin çerçevesiyle ilgili uzlaşmaya vardı. Zirveye katılan diplomatların verdiği bilgiye göre bütçe daha önce planlanana göre yüzde 3 oranında kısıldı. Halen süren görüşmelerde bütçenin üst sınırıyla ilgili bazı ayrıntıların netleştirilmesine çalışılıyor.

Uzlaşmaya göre üye ülkelerin AB bütçesine yapmakla yükümlü olduğu katkı 960 milyar euro olarak belirlendi. Bu, kasım ayında sonuç alınamayan ilk zirvede tartışılan miktara göre 12 milyar euroluk düşüş anlamına geliyor. Birkaç yıla dağılan ödeme yetkisi 960 milyar euro, gerçek net ödeme miktarı ise 908 milyar 400 milyon euro olarak öngörülüyor. İngiltere bu alanda 900 milyar euronun üstüne çıkılmamasını şart koşmuştu. Diğer yandan ödeme yetkisi en dar anlamdaki malî planlamayı kapsıyor. Kalkınma politikaları gibi gölge masraflar eklendiğinde gerçek üst sınır 997 milyar euroya yükseliyor.

AP’den veto sinyali

Bütçenin yürürlüğe girebilmesi için bu yıl ilk kez Avrupa Parlamentosu tarafından da onaylanması gerekiyor. Ancak Parlamento, AB Komisyonu’nun başta önerdiği 1 trilyon euroluk miktarın çok altına düşüldüğü görüşünde. Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz liderler zirvesindeki uzlaşmayı ‘inanılmaz bir aldatma manevrası’ diye nitelendirdi. Liderlerin bütçe toplam hacmini 960 milyar olarak kararlaştırıp gerçekte ise sadece 908 milyar ödeyeceklerine dikkat çeken Schulz, “Biz kısıntıya karşı değiliz. Ama şu an kararlaştırılan, açık verecek bir bütçedir ve bu AB’de hukukî olarak yasak” diye konuştu. Schulz, veto sinyali vererek, “Bu uzlaşmaya Parlamento’dan onay çıkmaz” dedi.

Bütçede en büyük kalemi alışıldığı üzere tarım ve teşvikler oluşturuyor. Tarıma 373 milyar euro, ekonomik büyümenin teşviki ve yoksul bölgelerin kalkındırılmasına 450 milyar 400 milyon euroluk kaynak ayrılıyor. Yeni bütçede ayrıca gençler arasındaki işsizliğe karşı mücadele için 6 milyar euro ayrılıyor. Memur maaşlarını da içeren idarî masraflar için ayrılan miktar ise şimdiye kadar önerilene göre bir milyar euro düşürülerek 61 milyar 600 milyon euro olarak belirlendi.

(DW, Yeşil Gazete)

 

Brezilya’nın anahtarı Kral Momo’da; karnaval başladı

Brezilya’da ünlü Rio Karnavalı başlıyor. Ülkedeki en büyük ve en renkli bayram bir haftadan fazla sürecek.

2011 Yılı karnavalında Kral Momo

Bugün Rio de Janeiro Belediye Başkanı Edward Pais yıldan yıla sistemli bir şekilde ilk ve tek olan “Herkes eğlensin” kararnamesini çıkaran karnaval kralı Momo’ya resmi olarak şehrin anahtarını teslim edecek. Şişman Kral Momo bir mizahçı, böylece kanun ve kural bolluğu ile kimsenin canını sıkmayacak.

 

Rio de Janeiro ve Sao Paulo merkezlerinde gerçekleşecek bayramın en önemli olayları samba okulları ve yarışmacılarının meydana çıkararak dans ve şarkı ile samba alanından geçip sahneye çıkması olacak. Yarışma ve gösteriler salı sabahına kadar devam edecek.

Elbette resmi gösteriler dışında her yerde karnaval atmosferi yaşanacak.

 

Karnaval geçidinin sonuçları jüri tarafından çarşamba günü açıklanacak. 16-17 Şubat gecesi “Marquis de Sapukai” samba alanında kazanan okulların gösterileri gerçekleşecek.

Öte yandan dünyaca ünlü Venedik Karnavalı İtalya’da devam ediyor.

Yeşil Gazete