Ana Sayfa Blog Sayfa 4371

10. Açık Radyo Şenliği Cumartesi sabahı başlıyor

Açık Radyo; bu Cumartesi sabahı (30 Mart) 09:00’da 10. kez radyo ve temaşa severleri Dinleyici Destek Projesi’nin kulaklara bayram yaşatacak şenliğine bekliyor. Şenlik, 30 Mart -7 Nisan tarihleri arasında 9 gün ve 99 saat kesintisiz yayınla gerçekleşecek.

Açık Radyo'nun önceki şenliklerinden Haluk Bilginerli bir 99 saat sonrası keyifli yorgunluğu hatırası

Kısa adı ile Didep, uzun uzadıya Dinleyici Destek Projesi, biz açık radyo tutkunlarının verdiği isimle Açık Radyo Şenliği’nde bu sene de birbirinden değerli konuklar şenliğe katılıyor. İşte bu isimlerden şu ana kadar kulağımıza çalınanlar. Ata Demirer, Serra Yılmaz, Uğur Yücel, Buzuki Orhan Osman, Birsen Tezer, Laterna, Mehtap Meral, Büyük Ev Ablukada, Loca Luna, Levent Üzümcü, Ceylân Ertem, Cenk Erdoğan, Ediz Hafızoğlu, Gayda İstanbul, Marsis, utkan’la deniz, Cavit Murtezaoğlu ve Feryal Öney, Kırıka, Rasim Öztekin, Banu Savaş ve Rashit.

Açık Radyo Şenliği’ne daha önce kulak misafiri olmuşların anımsayabileceği gibi Didep, Cumartesi sabahı başlayıp 9 gün sonraki Pazar gecesi 22:00’ye kadar süren bir radyo karnavalı maratonu. Bu 9 gün ve tamı tamına 99 saat sürecek yayında her saat her dakika (hadi abartalım) her saniye yeni bir sürprizle karşılaşmak, beklenmedik küçük mucizelere şahit olmak olası.

Açık Radyo Şenliği’nde sadece sanatçılar, ünlü konuklar da yok, açık radyoya emek veren çalışanlar, açık radyoya gönül veren dinleyiciler, açık radyoya meftun olmamızı sağlayan gönüllü programcılar da bu 9 günlük 99 saatlik şenlikte kulaklarımıza misafir olacak.

“Bağımsız radyo neyle yaşar?”

Bu seneki şenlik sloganı, “Bağımsız radyo neyle yaşar?” olarak belirlendi. Açık Radyo, 18 yıllık yayın hayatının son 10 yılını dinleyicilerinin destekleri ile sürdüren tamamı ile bağımsız bir radyo istasyonu. 10. yılda da şenlik yayını süresince bir radyonun kendi ayakları üzerinde güçlü bir şekilde durabilmesinin on yıllık serüveni ana gündem maddesi olarak belirlenmiş durumda.

Dinleyiciler Nasıl Destek Olabilir?

Kendine has bir sosyal girişim modeli oluşturan Açık Radyo yukarıda da belirttiğimiz gibi dinleyicilerinin desteği ile yayın hayatını tam bağımsız bir şekilde sürdürüyor. Bu destek ise dinleyicilerin istedikleri bir ya da birden fazla programa diledikleri bir tarihte sponsor olmaları ile sağlanıyor. Programın başında ve sonunda sponsor olan dinleyicinin adı anons ediliyor.

Açık Radyo Şenliği’nde bu desteğin tam bir karnaval havasına dönüştüğünü de eklememiz gerek. 9 gün 99 saat süren kesintisiz yayın sırasında programcılar, konuklar, o sıra çıkagelen sürpriz isimler yaptıkları anonslar ile destek çağrısı yapıyorlar ve bu çağrılar ile şenlik programları arasında hem keyifli hem de çekişmeli bir “en çok desteği ben aldım” rekabeti yaşanıyor.

Açık Radyo Şenliği sırasında ya da dilediğiniz başka herhangi bir zamanda Açık Radyo’ya destek vermek için  Dinleyici Destek Hattı numarası 0 212 343 41 41′i arayabilir ya da internet üzerinden www.acikradyo.com.tr‘yi tıklayarak destekçiler arasındaki yerinizi alabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

 

 

Gökyüzünde yeni bir Ay’a hazır mısınız?-Levent Kurnaz

Muhtemelen farkında değilsinizdir; ama bugünlerde güneş battıktan az sonra batı-güneybatı yönünde, ufka çok yakın bir noktada bir kuyruklu yıldız çıplak gözle görülebiliyor. Ay sonuna kadar da parlaklığını koruyacak. Bu sene gökyüzünde göreceğimiz iki kuyruklu yıldızın ilki bu, PANSTARRS.

Her sene gökyüzünde çok sayıda kuyruklu yıldız olsa da bunların azı gözle görülecek parlaklığa erişebiliyor. Bu sene bunlardan ikisini görme şansına ereceğiz. Özellikle ikincisi, yani Kasım ayı sonu ile Aralık ayı başında gökyüzünü şenlendirecek olan S1 ISON belki de hayat boyu görebileceğiniz en parlak kuyruklu yıldız olacak. ISON’un en parlak olduğu noktada dolunay parlaklığına erişmesi bekleniyor.

1 Aralık gecesi güneş battıktan hemen sonra gökyüzüne baktığınızda gökyüzündeki en parlak cisim bu kuyruklu yıldız olacak. Özellikle Eylül ayından itibaren bu kuyruklu yıldızla ilgili olarak üretilebilecek tüm kıyamet senaryolarına da hazırlıklı olmanızı tavsiye ederim.

Bildiğiniz gibi bundan 65 milyon yıl önce Meksika’nın Yukatan yarımadasına çarpan bir göktaşı, dinozorları dünyadan sildi. 15 Şubat’ta ise Rusya’nın Ural bölgesi üzerinde patlayan 20 metre çapındaki meteorun çarpıcı görüntülerini izledik. Bu iki olay ISON’un görünmeye başlamasıyla birleşince haberlerde göksel olayların fazlaca yer alacağı kesin gibi görünüyor. Bu açıdan felaket haberlerine “Başımıza gökten taş yağabilir mi?” başlıklı kısa bir giriş yapmak istiyorum.

Öncelikle, bugün hayatta olan birinin gökten düşen bir taş sebebiyle hayatını kaybetme ihtimali 200,000’de birdir. Yani günlük hayatımızda karşılaştığımız diğer risk unsurlarıyla kıyaslandığında gökten düşen taşlar büyük tehlike oluşturmazlar.    Yine de potansiyel tehlikelerinin iki nedeni olduğunu söyleyebiliriz. Bunların birincisi, bir şehri ya da bir mahalleyi yok edecek büyüklükteki göktaşlarını önceden görmemizin neredeyse imkansız olmasıdır. Bu sebeple de çarpacağı bölgeyi önceden belirlemek ve boşaltmak mümkün değildir. Ancak dünyanın dörtte üçünün deniz olduğu, karaların da küçük bir kısmında yaşadığımız düşünülecek olursa, küçük bir göktaşının meskun bir bölgeye çarpması ihtimalinin ne derece küçük olduğu daha iyi anlaşılabilir.

Meteorları büyüklüklerine göre iki temel gruba ayırıyoruz. Çapı yüz metreden küçük olan meteorlar genelde yeryüzüne çarpmadan atmosferde parçalanırlar. 15 Şubat’ta Rusya’da görülen de böyle bir meteordu. Yerden yaklaşık 20km yukarıda patlayan bu meteorun yarattığı şok dalgası yerde 1500 kişinin yaralanmasına neden oldu. Bunların çoğu da cam kırığı yaralanmalarıdır.  Buradan çıkarılabilecek ders; gökyüzünde meteor gördüğümüzde aval aval bakmayarak kendimizi koruma altına almak olmalıdır. Nasılsa biri videosunu çekip ertesi gün Youtube’a koyacaktır. O kişinin sizden farkı, geceyi muhtemelen hastanede geçirecek olması olacak!

Rusya’daki meteor büyüklüğünde bir taşın dünya atmosferinde parçalanması, ancak yüz yılda bir görülen bir olaydır. Hayatınız boyunca size rast gelmesi çok zor olur diye düşünebiliriz. Daha küçük taşların dünyaya çarpması daha sık rastlanan bir olaydır, daha büyükler ise çok daha zor görülür. Mesela bir kilometre çapında bir meteor dünyaya çarpacak olursa en azından İstanbul ili büyüklüğündeki bir bölgede yaşayanları anında öldürecek bir patlamaya yol açar. Bu patlama Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 3 milyon katı daha fazla enerji yayacağı için böyle bir çarpmanın kara ya da deniz, nerede olursa olsun dünyada ciddi hasara yol açacağı kesindir. Böyle bir çarpma, dünyada insanlığın sonu olmaz belki ama ekosistemimiz ciddi anlamda hasar göreceği için artık yaşam çok çok farklı olur diyebiliriz. Neyse ki böylesi bir çarpışma sadece 500,000 yılda bir görülüyor ve o büyüklükteki bir göktaşını dünyaya çarpmadan çok önce görebilmek mümkün. Ancak; bugünkü teknolojimizle, Hollywood size ne derse desin, böyle bir meteoru durdurmanın veya yönünü değiştirmenin imkanı yoktur.

Bu sene gökyüzünü süslemekte olan kuyruklu yıldızlar ise kaya değil kartopu oldukları için böylesi bir tehlike yaratmıyorlar. Bu dev kar topları güneşe yaklaştıklarında eriyerek su buharından uzun kuyruklar oluşturuyorlar ve biz aslında merkezindeki kar topunu değil bu uzun kuyrukları görüyoruz. Mesela ISON’un en parlak olduğu noktada kuyruğunun uzunluğu 100 milyon kilometreye ulaşacak. Eğer kıyaslamak isterseniz, dünya – güneş uzaklığı 150 milyon kilometredir.

Bu sene gökyüzünde muhteşem görüntüler bizleri bekliyor. Hepimize (korkmadan) iyi seyirler…

Levent Kurnaz – www.t24.com.tr

Levent Kurnaz

Barış ekonomisi – Sezai Temelli

Barışa hiç bu kadar yakın olmamıştık. Abdullah Öcalan’ın başlattığı barış sürecinin henüz başındayız ve umutluyuz. Bu umudun çoğalması açısından, Türkiye Barış Meclisi’nin sürdürdüğü “Barışa Omuz Veriyoruz” kampanyası bugün acil olarak gereksinim duyduğumuz şeyi çok iyi açıklamakta. Herkesin bu sürece omuz vermesi bir gereklilik. Sadece Abdullah Öcalan’ın ve Kürt Siyasi Hareketi’nin çabalarıyla bu sürecin sürdürülebilirliği mümkün gözükmüyor. Toplumsal desteğin hızlı bir şekilde açığa çıkması ve siyasetin de tüm enerjisini bu desteği örme yönünde yoğunlaştırması gerekmekte. Yoksa akil adam, akıllı insan formülleri ile bu yolun geçilmesi olanaklı değil.

Sürecin bürokratik zihniyetle, sermayenin perspektifiyle alacağı yol, içinde bulunduğumuz koşulların kalıcı barışa evrilmesine hizmet etmekten çok, olsa olsa ateşkes durumunun sürdürülmesine yönelik bir çabaya karşılık gelecektir. Doğal olarak silahların susması barış sürecinin başlangıç koşuludur, bununla birlikte, silahların bir kez daha politik mücadelenin aracı haline gelmeme koşullarının yaratılması da en az susması kadar gerekli koşuldur. Bu koşul ancak barış talebinin toplumsallaşması, hatta toplumun barış sürecine aktif katılımıyla mümkün olabilir.

Düşük yoğunluklu ve yüksek yoğunluklu savaş aralığından potansiyel savaş durumunun korunduğu bir yere geçmek yeterli olmamalı. Bu nedenle, savaş olasılığının olabilecek en düşük düzeye indirgenmesi gerekiyor. Hâlbuki içinde bulunduğumuz zaman ve siyasi coğrafya savaşın ve özellikle savaş ekonomisinin dinamiklerine çok daha bağımlı bir gelişim sergiliyor. Bunu tersine çevirecek bir hamlenin gelmediği koşullarda potansiyel savaş hali sürece gölge etmeye devam edecektir.

Savaş ekonomisi ‘yüksek katma değer’iyle bölgenin başına bela olmuş, kalmıştır. Sıcak çatışmanın olmadığı koşullarda bile ekonominin savaş ekonomisi dinamikleriyle hareket etmesi, kalıcı barışın önündeki en büyük engeldir. Yüksek katma değerli bu yapı nasıl bir ekonomik çevrimle ikame edilebilir? Bu ikame süreci gerçekleşmediği sürece savaşın istisnai durumu kendisini sürekli hissettirecek, çatışma olmasa bile güvenlikçi siyasetin ve buna göre örgütlenmiş bir yaşamın, hapsedilmiş hayatların öyküsü sürecektir. Daha fazla inşaat, daha fazla yol, birkaç fabrika, petrole hücum savaş ekonomisinin yerini alabilecek güce sahip midir? Öyle olsa bile, sermayenin eşitsizlikten beslenen çarklarını koruyacak olan güç bizzat savaş ekonomisi değil mi?

O zaman, barış ekonomisi olarak kastettiğimiz şeyin savaş bitsin, inşaatlar, fabrikalar çoğalsın olmadığı ortadadır. Barış ekonomisi, her şeyden önce, başka bir ekonomiden bahsetmektir. Yönetsel model olarak yerinden yönetimin merkeze karşı örgütlenebildiği, özerkleştiği, siyasetin katılımcılık anlamında en geniş haliyle tanımlandığı ve tüm karar süreçlerinin demokratikleştirildiği bir ortamda, eşitlikçi çözümlerin birlikte yaşama geçirilmesine yönelik bir iktisadi faaliyet barış ekonomisi olarak adlandırılabilir. Bu mümkün mü? Kürdistan’da bugünkü potansiyelle mümkün. Gerçekleşir mi? Savaş ekonomisinin kapitalistleşme açığını kapatma yönündeki cazibesine kapılmazsak, neden olmasın…

Sezai Temelli – Özgür Gündem

Garabet Balıkçı, “Oğlum ırkçı bir kurşunla ve bilerek öldürüldü”

Sevag İçin Adalet Girişimi, Sevag Balıkçı’nın öldürülmesinin mahkeme tarafından “kaza ile adam öldürme” kararına ilişkin olarak Cezayir Salonu’nda basın toplantısı düzenledi. Toplantıya Balıkçı ailesinden annesi Ani Balıkçı, babası Garabet Balıkçı, avukat İsmail Cem Halavurt, Garo Paylan, Prof. Dr. Gençay Gürsoy ve Nor Zartong’dan Melis Tantan katıldı.

Avukat İsmail Cem Halavurt, karara karşı memnuniyetsizliklerini ve dava sürecinde ortaya çıkan sıkıntıları anlattı.

“Olayın olduğu karakol dağların arasında şehir merkezine çok uzak bir yerde. Olaya ilk komutanlar müdahale ediyor. Müdahale eden komutanların zaten bir kısmı olayda şüpheli. Olaydan el çektirilmediler. Delilleri karartmaya çalıştılar. Ağaoğlu ailesi tanıkları baskı altına aldı. Olay yeri inceleme raporları, ifadeler hepsi özensiz. Tanıkların baskı alındığı ortaya çıktı. Mahkeme tutuklama kararı vermek yerine suç duyurusunda bulundu. Tanıkları yeniden dinlemedi. Bizler tanıklardan sanığın kastına dair hiçbir bilgi alamadık. Soruşturmayı genişletme talebimiz kabul edilmedi. Bu dava aydınlatılamamış bir davadır. Tanıklar gerçekleri anlatamadıktan sonra yeni delil ortaya çıkmadan bu olayın toplumsal yönünü tatmin edecek bir sonuç ortaya çıkmayacaktır. Asker ölümleri çok yoğun ülkemizde. Uludere ve Afyon patlamalarını gördük. Bu olayların önüne geçilmesi açısından bu karar caydırıcı olamadı.”

Baba Garabet Balıkçı’da tepkilerini dile getirdi;

“Hiç bir gerçeği öğrenemedik. Irkçı bir kurşunla ve bilerek öldürüldü. Sevag sanatkâr bir çocuktu. Türkiye’de ölen Hristiyanların şehit sayılmadığı diye bir tabirle karşılaştık biz. O zaman diyorum ki Türkiye Cumhuriyeti’nde Hristiyanlar askere alınıyor ve öldüklerinde şehit sayılmıyorlarsa niye askere alıyorlar.”

Anne Ani Balıkçı Sevag’ı anlattı;

“Evimizin neşesiydi. Askere istemeden gitti. Bütün bunlar tam 24 Nisan’da ve bayramda olunca başka bir şey düşünemiyoruz. Önce mezhebimize bakılıyor sonra insan olmadığımız düşünüyorlar sonra öldürülüyoruz. Belki sanatıyla tanınacaktı ama buna fırsat vermediler. Kendi gibi yüz yıl önce giden sanatkârlar gibi toprağa verildi”

Tanıkların ifadelerini değiştirildiğini söyleyen anne Balıkçı, şunları anlattı;  “Bize demek istedikleri Sevag suçlu. Ne işi vardı tüfeğin önünde. Vururum seni tombulum demişlerdi. Havada kaldı. Çörek istedi. Son yediği çörek olsun dediler. İspatlayamadık. Ermenistan’la savaş çıksın ilk seni öldüreceğiz dediler. İspat edemedik.”

Balıkçı, “Bu kararı verenler çocuklarına sarılırken Sevag’ı, annelerine sarılırken benim gözlerimi görsünler. Hala tel örgülerin arkasından neden abi diye soruyor Sevag’ım” dedi.

Prof. Dr. Gençay Gürsoy, adalet sisteminin bir zulüm aracı olduğunu ve asker ölümlerini görmek istemediğini söyledi.

Nor Zartong adına konuşan Melis Tantan ise mahkemenin yaşananları örtbas ettiğini söyleyerek gerçeğin ortaya çıkartılması gerektiğini söyledi.

(Agos)

 

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu: Bakanlık sadece evli kadınların istatistiğini tutuyor

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun, Bilgi Edinme Hakkı Yasası kapsamında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na 2012 yılında işlenen kadın cinayetleri ile ilgili yaptığı başvuruya yanıt geldi ama gelen yanıttda 2012 yılında cinayet sonucu hayatını kaybeden kadın sayısı Platformun kendi tespit ettiği rakamın çok altında çıktı.

Cumhuriyet Gazetesi’nden Özlem Güvemli’nin haberine göre Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ilettiği “Bakanlığın kayıtlarına göre aile içi şiddet olaylarında 155 kadın öldürüldü.” cevabına karşılık belirttiği, “2012’de 210 kadın şiddet sonucu öldürülmüştür” geri bildiriminden sonra Bakanlığın verdiği rakamların sadece aile içi şiddet sonucu öldürülen kadınları kapsayıp, kadınların erkek arkadaşları, eski erkek arkadaşları ya da eski kocaları tarafından öldürülmüş olmaları durumunda bu istatistiğe dahil edilmedikleri ortaya çıktı.

Bakanlığın 2011 yılına oranla kadın cinayetleri azaldı diye müjdeleyerek açıkladığı verilerin gerçeği yansıtmadığını savunan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına yapılan değerlendirmede Hazırladığımız verilere göre kadınların yüzde 40’ı kocaları tarafından öldürülürken yüzde 20’ye yakını erkek arkadaşları, eski erkek arkadaşları ya da eski kocaları tarafından öldürülüyor. Verilere baktığımızda bile yok sayılamayacak kadar fazla olan erkek arkadaşları, eski erkek arkadaşları ya da eski kocaları tarafından öldürülmüş kadınları Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı nasıl görmezden geliyorsorusu yöneltildi.

(Cumhuriyet)

 

San Marinolular İngiliz futbolculara öfkeli

0

Önümüzdeki yıl Brezilya’da gerçekleşecek Dünya Kupası Grup Eleme maçlarında Cuma günü kendi sahasında İngiltere’ye 8 – 0 mağlup olan San Marino’nun futbol federasyonu maçı İngiltere’de yayınlayan ITV’ye Twitter hesabından ateş püskürdü.

San Marinoluları bu kadar kızdıran gelişme ise maçı yorumlayan eski futbolcular Gareth Southgate, Lee Dixon ve Roy Keane’ın yorumları sırasında San Marino ile dalga geçmeleri.

Maçı Jermain Defoe (2), Alex Oxlade-Chamberlain, Ashley Young, Frank Lampard, Wayne Rooney, Daniel Sturridge,ve San Marinolu futbolcu Della Valle’in kendi kalesine attığı goller ile farklı şekilde mağlup kapatan ülkenin futbol federasyonu maçı yayınlayan ITV kanalının twitter hesabına attığı mesajlarda, “San Marino ile dalga geçilmesine müsaade ettiğiniz için kendinizden utanmalısınız” yazdı.

Federasyon ayrıca İngiltere Futbol Federasyonu’na da konu ile ilgili yaptırım yapılması için yazılı çağrıda bulundu

İşte, San Marino Futbol Federasyonun tweet mesajları. İngiltere’nin bu çıkışa nasıl cevap vereceği ise merak konusu

(Eurosport, Yeşil Gazete)

 

Türkiye Barış Meclisi: “PKK silahlı güçlerinin güvenlikli çekilmesi sağlanmalı !”

Türkiye Barış Meclisi, tarihi Diyarbakır Newroz’undan sonra girilen barış sürecini değerlendirmek üzere Cezayir Toplantı Salonu’nda Sedat Yurttaş, Eşber Yağmurdereli, Ümit Aktaş, Maya Arakon, Özcan Alper, Ziya Halis, Gençay Gürsoy’un katılımıyla bir toplantı gerçekleştirdi.

Türkiye Barış Meclisi Dönem Sözcüsü Hakan Tahmaz’ın moderatörlüğündeki toplantıda katılımcılar süreçle ilgili kendi önerilerini paylaştılar. Yönetmen Özcan Alper kendi kuşağının savaşın cephesinde yer almamak adına askere gitmemek için iki üniversite bitirme yoluna gittiğini aktarırken akademisyen Maya Arakon, “akil adamlar” isminin “akil insanlar” olarak düzeltilmesi önerisini getirdi.

Avukat Eşber Yağmurdereli barışın sağlanması için toplumsal bir dönüşümün tam olarak gerçekleşmesi gerektiğini ifade etti.

Toplantı sonunda Türkiye Barış Meclisi bir açıklama yayınladı. “PKK Silahlı Güçlerinin Güvenlikli Çekilmesi Sağlanmalı !”  başlıklı açıklamanın tam metni şu şekilde:

Barışa Omuz Veriyoruz,
PKK Silahlı Güçlerinin Güvenlikli Çekilmesi Sağlanmalı !

Ülkemiz büyük acıların ve ıstırapların yaşandığı bir dönemden çıkıyor. Kürt sorununda otuz yıldır her yöntem uygulanmış, bir tek barış yoluna başvurulmamıştı. Nihayet,  bugün barışı taraflar açıkça ifade ediliyorlar ve bunun yolunu örülüyorlar.

Tarafların geçmişten farklı olarak sergiledikleri bu siyasal irade umut artırıcı ve sevindiricidir. Bu  taraflara ve herkese büyük sorumluluk yüklüyor.

Barışın sadece sözlerle değil, somut adımlarla hayat bulur ve geri dönülmez bir yola dönüşür. Otuz yıllık bir savaşın/çatışmanın acılarını dindirmek,  tahribatlarını onarmak ve güvensizliğini aşmak ancak çözüm dönük somut demokratik adımlar  mümkün olabilir.

PKK’nın silahlı  güçleri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla, eylemsizlik kararlarını açıkladılar ve  sınır dışına çekilecekler. Bu Kürt sorunun çözümü için çok önemeli bir başlangıçtır.

Çekilmenin güvenlikli gerçekleşmesi, çözüm sürecinin hızlı gelişmesi açısında elzem bir konudur. Bu konunun bir an önce taraflarca netleştirilmelidir. Bu konuda  kısa süre önce yaşanan İmralı’ya gidecek heyet tartışmasına dönüştürülmemelidir.

Unutmayalım ki, gerek 1999 yılında yaşanmış deneyimin yaratığı güvensizlik ortamı gerekse de Oslo süreci sonrasında yaşananlar bu konuyu çok daha fazla hassaslaştırmıştır.

Bu konuda büyük yük siyasi iktidarın omuzlarındadır. Hükümet bu yükü başta TBMM’de bulunan partiler ve sivil toplum örgütleriyle paylaşmanın etkili bir yolunu bulmalı, sürecin önünü zaman geçirmeden açmalıdır. TBMM, Roboski incelemesinde olduğu gibi güvensizliği derinleştirecek tutumunu bu süreçte de sürdürürse süreç çok zorlu ve ağır bedellerle ilerler..

Bu noktada  CHP’ de  çok büyük tarihsel sorumlukla karşı karşıya. CHP,  ikircikli  ve süreci zora sokan tutumları hızla terk etmelidir.

Sürecin nasıl gelişeceğine dair toplumun bilgisi oldukça sınırlı.Toplum çoğu kez sızdırılma bilgi kırıntılarıyla ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Nelerin konuşulduğu ve tasarlandığı henüz bilinmiyor.

Şeffaflık,  barışın ana güvencelerinden biridir.Bu nedenle  sürece dair daha açık bir yöntem izlenmesi gerekiyor. Barış kapalı devre inşa edilemez. Barış bütün yurttaşların, bu ülkede yaşayan her bireyin barışıdır. Yurttaşların barışın inşasına katılımı doğru ve doğrudan bilgilenmeleriyle sağlıklı olabilir.

PKK silahlı güçlerinin sınır dışına çekilmesi, savaş/çatışma dönemin kurumlarının lav edilmesinin programa alınmasını gerekli kılmaktadır.  Bunların başında, koruculuk ve özel harekât yapılanması dağıtılması gelmektedir.

Aynı biçimde barış ve çözüm süreci, geçmişle yüzleşmenin sağlanması, hakikatleri araştırılması, toplumsal ve sosyal sorunların giderilmesi için bir dizi komisyonların kurulmasını zaruri kılmaktadır. Bu komisyonlarda toplumun yarısını oluşturan kadınların eşit özne olarak yer almaları sağlanmalıdır.

PKK silahlara veda etme iradesini beyan etmesi hiçbir zaman kalıcı barış ve çözüm anlamına gelmemektedir. Barış sürecinin Kürt sorunun eşit, adil ve demokratik çözüme dönüşmesi için kısa, orta ve uzun vadede yapılması gerekenler ilişkin oldukça zengin birikime sahip bir ülkeyiz. Arşivlerimizdeki  programlar, talepler manzumesi ve dokümanlar yapılması gereken yasal ve  anayasal düzenlemeleri bütün yönleriyle ortaya koymaktadır.

Bugünün acil  konusu Diyarbakır Newrozu sonrası güçlü bir biçimde ortaya çıkmış olan “silahların susma” olasılığının bir an önce gerçekleşmesini sağlayacak güvenlikli ortamının yaratılmasıdır.

Geri dönülemez barış yolunda,  emin ve hızlı yürümek için bu konuda siyasi iktidarın ve tarafların sorumluktan kaçmamalarını bekliyor ve umuyor. Dönüşü olmayan bir yola girildi. Zaman kaybetmenin, oyalanmanın anlamı yoktur. Herkes sürecin ihtiyaçlarının ve gerektiğini yerine getirmelidir.

Türkiye Barış Meclisi üyeleri olarak bizler, üzerimize düşen her türden sorumluluğu yerine getireceğimizi bir kez da ilan ediyoruz.

Türkiye Barış Meclisi
Dönem Sözcüsü
Hakan Tahmaz
27.03. 2013″

(Yeşil Gazete)

Sivil Sesler Festivali tüm STÖ’leri festivale bekliyor

2009 yılından bu yana iki yılda bir sivil alanın farklı seslerini bir araya getiren Sivil Sesler Festivali bu sene 5-8 Haziran 2013 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek.

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği (STGM) tarafından düzenlenen festivalde “Sivil” olmayı gerçek bir şenliğe dönüştürüp, sürpriz konserler, yürüyüşler ve gösterilerle festivali sokağa taşımak amaçlanıyor.

Sivil Sesler Festivali’ne katılmak isteyen Sivil Toplum Örgütleri katılım başvurularını 1 Nisan 2013 tarihine kadar STGM’ye iletmek durumunda.

Detaylı Program ve başvuru hakkında ayrıntılı bilgi için : www.sivilsesler.org

(Yeşil Gazete)

 

 

 

İDO bisikletlerle barıştı

İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO), bisiklet taşımacılığıyla ilgili politikasını değiştirdi.

Bugüne dek bisikletlerden 5 TL taşıma ücreti alan İDO, artık deniz otobüslerinde 3, hızlı feribotlarda ise 10 bisiklete kadar yaptığı bisikleti ücretsiz taşıyacağını duyurdu.

Tarife değişikliğiyle ilgili bilgiye İDO’nun ücret ve tarife sayfasından ulaşılabilir.

 

 

Konuyla ilgili görüşlerini Yeşil Gazete‘yle paylaşan Sokak Bizim Derneği’nden Erman Topgül, “Toplu taşımanın iyileştirilmesi ve bütünleşmesi ile ilgili uygulamaları destekliyoruz. İDO’nun deniz

Erman Topgül

otobüslerinde 3, hızlı feribotlarda ise 10 adet ücretsiz bisikletli geçiş kontenjanı ayırması sevindirici bir gelişme” diyor. Topgül’e göre bisikletin toplu taşıma ile entegre edilmesi çok önemli: “İDO ulaşımda entegrasyon için bisiklete gerekli izini vermeyen son kurumdu. Bu nedenle İDO’nun bu kararını bisiklet ulaşımını teşvik etmeleri açısından olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz.”

İDO’nun aldığı kararın önemli olmasının yanısıra “yalnızca mevcut talebi karşılamaya yeteceğini” belirtiyor Topgül: “Bu sayı bisiklet ulaşımını arttırmak için yeterli değil, sadece günümüzdeki talebi karşılamak için yeterlidir. Var olan kapasitelerin zaman içerisinde arttırılması gerekiyor.”

Erman Topgül, İstanbul’daki trafik sorununun çözümü bisiklet ve toplu ulaşımın, özellikle de deniz ulaşımının entegrasyonuyla mümkün: “Gemilerde fiziksel düzenlemeler yapılması gerekir. Ancak bu şekilde İstanbul’daki yoğun trafiği rahatlatmak ve alternatifler üretmek mümkün olacak. Bu durum hem trafik, hem çevre, hem de sağlık açısından olumlu etki yaratacaktır.”

Topgül sözlerini bir dilekle bitiriyor: “Umuyoruz ki bundan sonra da bisiklet ulaşımını teşvik edecek uygulama ve politikalar artarak devam eder.”

 

(Yeşil Gazete)

 

Dünya Tiyatrolar Günü Evrensel Bildirgesi Dario Fo’dan

Bugün 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü. 1961’de Uluslararası Tiyatrolar Birliği (International Theatre Institute) tarafından başlatılan Dünya Tiyatrolar Günü’nde pek çok ulusal ve uluslararası etkinlik kutlamalar kapsamında gerçekleşecek.

Dünyaca ünlü İtalyan oyun yazarı Dario Fo

Dünya Tiyatrolar Günü’nün en önemli etkinliklerden birisi de, dünya çapında başarı kazanmış bir tiyatro oyuncusu, yönetmeni veya yazarın yazdığı evrensel bildirge.

2013 yılı için evrensel bildirgeyi dünyaca ünlü italyan oyun yazarı Dario Fo kaleme aldı. Fo’nun kaleme aldığı Dünya Tiyatrolar Günü Evrensel Bildirgesi’ni 25 farklı ülkeden ve dilden tiyatro sanatına emek vermiş insan kendi dillerinde okuyarak bildirgenin gerçek manada evrensel olmasına katkıda bulundular.

Uluslararası Tiyatrolar Birliği (International Theatre Institute)’nin youtube kanalına Dario Fo’nun bildirgesinin 25 farklı ülkede, 25 farklı dilde okuyan sanatçıların videooları da yüklenmiş durumda. Fo’nun bildirgesinin türkçesini seslendiren ise tiyatro sanatçısı Ayşe Emel Mesci oldu.

Dario Fo’nun mesajının kürtçesini ise Tiyatro Avesta’dan Aydın Orak okudu.

Mesajın ermenicesini de İstanbul’da tiyatro sanatçısı Bercuhi Berberyan okudu.

Fo’nun bildirgesinde tiyatronun yaşadığı kriz gündeme getiriliyor. Tiyatronun iktidara karşı halkı bilinçlendirme, muhalefeti yükseltme özelliğinin günümüzde etkisini kaybettiğini belirten Dario Fo, rönesans italyasında iktidar sahiplerinin Comediante’yi köşeye sıkıştırmak için çok çaba sarfettiklerini aktarıyor. Tiyatroyu o dönemde izleyen geniş halk kitlelerinin günümüzde ortada olmamasının iktidarın da işini kolaylaştırdığının altını çiziyor Dario Fo.

ITI’nin youtube kanalında yer alan Dario Fo’nun kaleme aldığı “Dünya Tiyatrolar Günü Evrensel Bildirgesi”nin tüm versiyonlarını buradan takip edebilirsiniz.

Tüm tiyatro emekçilerinin ve tiyatroseverlerin Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutlarız.

(Yeşil Gazete)