Ana Sayfa Blog Sayfa 4366

AA’dan 1 Nisan şakası: Taksim’de Doğalgaz bulundu

Anadolu Ajansı(AA)’nın geçtiği, “Taksim’de doğalgaz bulundu” başlıklı haber günün mana ve ehemmiyetinin farkında olmayan pekçok yazılı ve görsel medya tarafından aynı şekli ile kendi izleyici kitlelerine duyuruldu. AA haberi geçtikten bir süre sonra ise abonelerine, “Bu haber Anadolu Ajansı’nın abonelerine geçtiği 1 Nisan şakası haberidir” notunu geçti.

AA’nın 1 Nisan Şakası olarak kalmasını dilediğimiz haberinde, İstanbul’da yayalaştırma projesi kapsamında yapılan kazılar sonucunda, 38 milyar metreküp doğalgaz rezervi tespit edildiği belirtiliyor. Haberde AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, ekipler tarafından yapılan kazı çalışmaları sırasında büyük bir parlama meydana geldiği ve aleve dönüşen parlamanın nedenini bulmaya çalışan ekiplerin doğalgaz borusuna zarar verdiklerini düşünerek itfaiye ve İGDAŞ’a haber verdikleri ifade ediliyor.

AA'nın şakasına mazhar olan Taksim Meydanı'nda tüm itirazlara rağmen çalışmalar devam ediyor

Haberin gerçeklik ile bağını kopartanda bu “Büyük bir parlama” detayı aslında. Taksim gibi İstanbul’un tam ortasında büyük bir parlama meydana gelecek ve günümüz iletişim çağında biz faniler bunu AA muhabirinin aldığı bilgiyi iletmesine kadar geçen sürede öğrenemeyeceğiz öyle mi!

(Yeşil Gazete)

 

Davutoğlu AB’ye rest çekti

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin Avrupa Birliği süreciyle ilgili olarak ‘AB, üyelik sürecini açarsa eyvallah, başımızın üzerinde yeri var. Açmazsa onlar yollarına, biz yolumuza’ dedi.

AKP Genel Merkez Teşkilat Başkanlığı’nın, Manisa’nın Salihli ilçesinde düzenlenen bir toplantıda konuşan Davutoğlu, “‘Avrupa Birliği üyelik sürecini açarsa eyvallah, başımızın üzerinde yeri var.Açmazsa onlar yollarına, biz yolumuza’ şeklinde konuştu.

Dışişleri Bakanı aynı zamanda kendilerine yönelik olarak dile getirilen ‘yeni Osmanlıcı’ eleştirilerine de değindi. AB’nin İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulduğunun ve AB içinde bir ülkeden diğerine geçerken kimseye pasaport sorulmadığının altını çizen Davutoğlu, ‘Kimse onları Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nu canlandırmakla itham etmiyor’ dedi.

(Euractiv)

Kış geldi: Game of Thrones’un 3. sezonu bu akşam

“Game of Thrones” sevenler için vuslat bu akşam sona eriyor. “Winter is coming” (Kış geliyor) sloganı ile sevenlerini kendine bağlayan dizi Türkiye saati ile bu akşam 23:00’de 3. sezonuna CNBC-E’de başlıyor.

İlk 2 sezonda kral şaibeli bir şekilde ölmüş ve tahtda hak iddia eden dört ayrı hanedanlık savaşa başlamıştı. Bir beşinci hanedanlığın tek vasisi ejderhalı kız Daenerys Targaryen ise krallık savaşından çok uzakta hem ejderhalarını büyütürken hem de hakkı olduğuna inandığı taht için araştırmalarına hız vermişti. 2. sezon ise çok dramatik bir yerde Ak Gezenler’in (White Walkers) ayaklanıp 7 Krallık ile dış dünyayı birbirinden ayıran Duvar’a (The Wall) doğru yürümeye başladıkları anda sona ermişti. Ak Gezenler dizinin dünyasında Kış Geldiği zaman doğaya dönen ve binlerce yıldır kendilerinden haber alınmamış durumdaki Yaşayan Ölüleri temsil eden bir sözcük.

R.R Martin’in çok satan roman serisinden TV’ye uyarlanan Game of Thrones’da tanıdık bir sima da rol alıyor. Sinemaseverlerin kendisini Fatih Akın’ın “Duvara Karşı” filminden tanıdıkları Sibel Kekilli de dizide önemli karakterlerden birine hayat veriyor.

Kış artık geldi. Game of Thrones’un üçüncü sezonu bu akşam başlıyor.  Bizim gibi sabırsızlar internetin olanaklarından faydalanıp, “Valar Dohaeris” adı ile ABD’de dün gece yayınlanan 3.sezonun ilk bölümünü Türkiye yayınını beklemeden izlemiş iseler “Game of Thrones”un bu sezonunun da iple çekileceğine ikna olmuşlardır.

(Yeşil Gazete)

 

Kaz Dağları’ndaki 25 köyün suyuna kimyasal atık karıştı!

Kaz Dağları’nın bazı bölgelerinde altın arayan bir maden şirketinin sondaj borularından sızan atıkların içme suyuna karıştığını iddia edildi

Kaz Dağları’ndaki bazı köylerde altın arama sahasındaki sondaj borularının patlaması sonucu kimyasal atıklar dereye karıştı.

Karaköy Köyü ile Kızılelma Köyü arasında yer alan altın arama sahasındaki borunun patlaması köylüleri endişelendirirken, Karaköy Köyü Muhtarı Ramazan Çakır içme suyu kaynaklarına ulaşan ve aynı zamanda tarımda ve hayvancılıkta sulama kaynağı kaynağı olarak da kullanılan dereden su örneği alarak savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Milliyet’de yer alan habere göre, Çanakkale Çevre İl Müdürlüğü yetkikileri yaklaşık 10 gün önce derede inceleme yaparak dereden numune aldı. Dere suyunun kirlenip kirlenmediğine ilişkin analizlerin önümüzdeki hafta açıklanması beklendiği belirtildi.

‘Savcılık hâlâ numune almadı’

Sondaj borularında oluşan patlama sonucu içinde farklı kimyasallar olan atığın suya karıştığını belirten Karaköy Köyü Muhtarı Ramazan Çakır “Bizim aldığımız numuneyi savcılık kabul etmedi. Sadece çektiğimiz fotoğrafları aldı. Biz numune almaya geleceğiz dediler ancak savcılıktan herhangi bir yetkili gelmedi. Yaklaşık 10 gün önce Çevre Müdürlüğü’nden geldiler ancak bu kişilere güvenmiyoruz” diye konuştu.

Suyun griye dönen rengini farkeder farketmez hayvanların dereye yaklaşmasını engellediklerini ve tarımsal sulamayı kestiklerini anlatan Çakır, “Dere suları temizlendi gibi gözüküyor ama tehlike geçmiş değil. Kiminle konuşsak, hangi avukatla görüşsek ‘Siz madencilerle baş edemezsiniz’ diyorlar ama biz mücadeleyi bırakmayacağız. Şimdi halktan imza toplayıp bu imzalarla Ankara’ya gitmeyi düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

‘Çocukluğumuzda balık avlardık’

Maden ocağının altında 25 köye içme suyu veren doğal bir kaynak olduğunu kaydeden Karaköy Köyü Muhtarı, “Bu adamlar bu kaynağı kökten yok edecekler. Baraj yapıp insanlara oradan içme suyu vereceklermiş. Kaç gün, kaç ay su vereceksin? Havalar yağmazsa nasıl olacak? Doğal su kaynağını yok etmenin ne alemi var? Kendi elimizle yaşamımızı yok ediyoruz burada. Biz çocukluğumuzda orada balık avlardık. Şimdi bırak balık avlamayı, bir kurbağa bile göremiyoruz. Burası yapılırken bizi hep kandırdılar, ‘Sizi etkilemeyecek’ dediler ama gerçek öyle değil. Biz de kandık, kendi başımıza çare arıyoruz” dedi.

Çanakkale Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkilileri de numunenin analiz edilmesi için başka bir ile gönderildiğini belirterek, sonucun henüz çıkmadığını söyledi.

(t24)

Film Festivali Emek Sineması işgali ile resmen başladı

İstanbul Film Festivali açılış töreninde eylem yapan Emek Bizim İnsiyatifi’nin çağrısıyla Pazar akşamı 17.00’de Emek Sineması önünde toplanan grup binaya girerek işgal etti.

İstanbul Film Festivali her sene olduğu gibi Emek Sinemasının fuayesinde açıldı. Yıkılmaya sevdikleri ile direnen Emek Sinemasının fuayesinde

İşgal sırasında eyleme destek veren müzisyenlerin eşliğinde şarkılar söyleyen, “Emek Bizim, İstanbul Bizim” sloganları atan grup İstanbul Film Festivali ile adı özdeşleşen Emek Sineması’nda alternatif bir açılış töreni gerçekleştirdi.

İşgal eylemi 19.40 sıralarında sona erdi. İşgal Eylemini gerçekleştirenler “Bugün Emek Sineması’nı kurtarmak için farklı ve etkin eylem biçimleri yapabileceğimizi gösterdik. Mücadelemiz sürecek” diyerek önümüzdeki dönemde de Emek Sineması’nın ranta kurban verilmesine engel olacaklarını ifade ettiler.

İşgal sırasında Yeşil Gazete’ye demeç veren Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ile Emek Bizim İnsiyatifi üyesi Bülent Müftüoğlu eylem sırasında sinemanın içinden çektiği fotoğrafları paylaştı. Sinemanın son hali hakkında da bilgiler veren Müftüoğlu, “‘ Rüya Sineması artık ancak rüyalarımızı süsleyebilir. Tüm ahşap işleri kimbilir hangi hurdacıya sattılar. Gidenler bilir , perdenin üstünde ahşap kabartma üzerinde saz çalan bir aşık ve ona eşlik eden halk oyunu oynayan 3 kadın figürü bulunuyordu. Bari onu önceden yerinden sökseydiniz. Adını bile bilmedigimiz sanatçısı da şimdi inim,inim inliyordur , evrenin bir yerlerinde” diye konuştu.

Emek Sinemasının tüm sinemaseverlere yaşama sevinci aşılayan girişi ve bilet gişesinin son hali

“Emek Sineması’na girdiğimizde ortada karşımıza gelen bilet gişesi ve enfes mermerle kaplı sütunu … Sağ tarafta ise festival zamanlarındaİKSV festival dönemi bilet satış noktası vardı. Şimdi sadece ”çağrıştırıyor” diyebiliyoruz.” diyerek Emek Sineması’nın restore ediyoruz bahanesini öne sürerek yıllardır sinemanın talan edilmiş olduğunu vurguladı.

Emek Sinemasının çatısında da delikler olduğunu ve oradan sızan yağmur sularının yağmadan arta kalan malzemeyi de çürüteceğini, “Bu arada sinema salonununda ,çatıda açıldığını tahmin ettiğim bir delikten , içerde herşey sırılsıklam.Bir yorum , herşeyi daha rahat sökebilmek için çürümeye bırakılmış” sözleri ile ifade etti.

Fotoğraflar: Bülent Müftüoğlu

(Yeşil Gazete)

 

 

 

 

 

Ayşenur Arslan CNN Türk’teki işine nasıl son verildiğini anlattı

Ayşenur Arslan geçtiğimiz günlerde yazmaya başladığı Yurt Gazetesi’ndeki köşesinde CNN Türk’teki işine nasıl son verildiğini anlattı.

Ayşenur Arslan yeni yazmaya başladığı Yurt Gazetesi‘ndeki köşesinde CNN TÜRK’ten neden ayrıldığını, CNN Türk yönetimi ile arasında yaşananları, Tayyip Erdoğan’ın “CNN Türk’ü istemiyorum” sözünün kendisi için nasıl sonun başlangıcı olduğunu ve Aydın Doğan’ın kendisine CNN Türk’ten ayrılırken neler söylediğini anlattı.

İşte Ayşenur Arslan’ın yazısının o bölümü:

Bu yazı için, “kendini ne kadar da önemsiyor” der misiniz diye tereddütler yaşadım. Çünkü şöyle başlamam gerekiyor: CNN TÜRK’ten atıldım, Başbakan Erdoğan Kanal D-CNN TÜRK ortak yayınına çıktı.

Tereddüt etmekte haksız mıyım! Koskoca Başbakan, işi yok gücü yok, benimle uğraşacak.. Beni mesele haline getirecek.. CNN TÜRK yayını için benim gitmemi şart koşacak. Gidince de CNN TÜRK yayınına “tamam” diyecek.

Aslında tam da böyle olmadı zaten. Ama –en moda tanımlamayla- süreç böyle işledi ve “durumdan çıkartılan vazife” bu oldu.

Şifre gibi yazmayı bırakayım, olan biteni adım adım anlatayım: Malum, Medya Mahallesi iktidar çevrelerinde pek sevilmedi!! Bu yüzden bıçak sırtında ilerledi. Puanlarım biriktikçe birikti! Nihayet, 2012 yaz başında program normalinden iki ay önce tatile sokuldu.

O sırada bin bir dedikodu çıktı. Soran herkese aynı şeyi söyledim. “Bu durumun Ankara ile iktidar ile ilgisi olduğunu hiç düşünmüyorum. Eğer koskoca Başbakan, işi gücü bırakıp benimle uğraşıyorsa vay halimize..”

Ardından, programı iki kişi yapacağımız tebliğ edildi. Birkaç isim konuşuldu. Akif Beki için “evet” dedim. Ekim 2012’de başladık. Kimi zaman kavga-gerilimle, kimi zaman da tatlı didişme denebilecek bir havada yola devam ettik. Derken, 2013 Şubat başında Cumhuriyet Gazetesi’nde bir röportajım yayımlandı. Meslektaşım Akif Beki’yi sormuştu, ben de şöyle bir yanıt vermiştim: “Onunla ilgili çok bilgim yoktu, bir iki kere program yapmıştık, o kadar. Ekrana çıkabileceğim isim olabilir diye düşünmüştüm.”

Bu röportaj 3 Şubat Pazar günü yayımlandı. 4 Şubat Pazartesi günü işe gittim. Her zamanki gibi yayın hazırlığımı yaptım. Sonra makyaja geçtim. Ve yayına sadece yarım saat kala, Akif Beki gelmediği için programın yapılmayacağı söylendi.

“Akif yoksa program da yok!”

Önce anlamadım. “Ben hazırım, programı yaparım.. Akif’in de mazereti olduğunu söylerim” dedim. Meğer mazeret benmişim! Akif Beki, röportajdaki ifadeye kırılmış. O kadar kırılmış ki, “programı bırakıyorum” demiş. Doğrusu hem komik buldum durumu, hem de 39 yıllık meslek tarihimin öğrettikleriyle “yanlış”. “Bana kırılabilir ama izleyiciye dargınlık olmaz.. Gelir yayınını yapar, sonra kavga mı ederiz, barışır mıyız bakarız. Akif Beki gelmiyor diye program kalkar mı yayından” dedim.

Sonraki anı unutamayacağım. Yaklaşık 20 yıldır tanıdığım, atv Haber’de birlikte çalıştığım CNN TÜRK Haber Genel Yönetmeni Ferhat Boratav daha önce hiç duymadığım kadar sert bir tonda karşılık verdi: “Evet! Akif Beki yoksa Medya Mahallesi de yok, tamam mı!”

Sahiden de öyle oldu. Program yayından kalktı. Akif Beki’nin yumuşaması beklenmeye başlandı. Ben doğrusu konuyu “yönetim zafiyeti” olarak yorumladım önce. Hani vaktinde ikimizi konuşturmayı başarsalardı.. Hani Akif’i ikna etmenin yolunu bulsalardı.. Hani devreye akil insanları sokup sorunu çözselerdi.. Ancak kısa sürede anlaşıldı ki, çözmek gibi bir niyet yokmuş. Akif Beki’nin krizi bilerek çıkarttığını düşünmüyorum, ama en azından krizin zamanlaması pek uygun olmuş!

Çünkü krizin hemen ardından (önce kapıların ardında, sonra ortalık yerde) sıcak bir sorun konuşulup tartışılmaya başlandı. Başbakan Erdoğan sonunda/nihayet/yaşasın Doğan Grubu’nda canlı yayını kabul etmişti. Ama sadece Kanal D’de. “CNN TÜRK’ü istemiyorum” demişti. Daha önce benzeri hiç yaşanmamış bir şeydi bu. Öyle ya Başbakan’la özel yayınlar STAR-NTV ya da SHOW-SKY TÜRK gibi ana-yavru kanallarda ortak olurdu. CNN-TÜRK dışlanırsa, bu bir “ilk” olacaktı.

Bir süre sonra, bu sohbetlerde adım da açıktan zikredilir oldu. Hatta kimileri, Başbakanlık makamından bana yönelik öfke salvolarından bile söz etti. O nedenle, bir ay geçmeden fişim çekilince şaşırmadım.

Başbakan elbette, “susturun şu kadını” dememişti. Ancak “CNN TÜRK’ü istemiyorum” demesi yetmiş de artmış olmalıydı. Öyle ya, olağan şüpheliler listesinin birinci sırasında başka kim olabilirdi!

Ayrılırken bir yönetici “zamanın ruhu, bu!” demişti. Aydın Doğan da, vedalaşırken “muhalefet istemiyorum, yoksa seni severim” diye uğurlamıştı.

Neyse, vatan ve CNN TÜRK sağ olsun!

 

DİSK’te Olağan Üstü Genel Kurul hazırlığı

0

DİSK, Olağanüstü Genel Kurulu’nu 6 Nisan Cumartesi günü toplayacak.

DİSK’te başkanlık adaylığı için Genel sekreterlikten istifa eden Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu ile Genel-İş Sendikası Genel Sekreteri Kani Beko’nun isimleri geçiyor.

DİSK, 14. Genel Kurulu’nu yaptığı 2012 Şubat ayından sonra, bu yıl Olağanüstü Genel Kurulu toplama kararı aldı. Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu’nun aralık ayında DİSK Genel Sekreterliği görevinden istifasıyla, olağanüstü kongre süreci başladı.

Serdaroğlu istifa ederken, istifa gerekçesini “DİSK Yönetim Kurulu içinde uzun bir süredir yaşanan sendikal anlayış farklılıklarının derinleşmesi” olarak açıklamış, DİSK Genel Başkanı Erol Ekici de bu istifaya “DİSK’in zaten sendikal anlayışı kuruluşundan bu yana devam etmektedir, biz de bu çizgide yolumuza devam ettik” şeklinde yanıt vermişti.

6 Nisan Cumartesi günü Olağanüstü Genel Kurulu toplayacak olan DİSK’te şimdilik iki sendikacının adaylık için isimleri geçiyor. Olağanüstü Genel Kurul için Genel-İş Sendikası Genel Sekreteri Kani Beko adaylığını açıklarken, adaylar arasında adı geçen bir diğer isim de Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu.

Geçtiğimiz dönem yönetim kuruluna aday olan ancak seçilemeyen DİSK’in kadın sendikacılarından Dev Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun da adaylığının gündeme gelebileceği ifade ediliyor.

(sol)

Birmanya’da 50 yıl sonra gazete çıkacak

0

Birmanya’da günlük gazete basımı üzerindeki devlet tekelinin kaldırılmasıyla birlikte yarım asırdır ilk kez özel gazeteler okuyucularıyla buluşuyor.

Uygulamadaki değişikliğin ardından izin verilen 16 gazetenin yalnızca dördü 1 Nisan itibariyle basıma girebildi.

Gazetelerin basılmasının otoriter yönetimden uzaklaşan Birmanya’nın bu yolda attığı bir başka önemli adım olduğunu söyleniyor.

Yakın zamana kadar Birmanya’daki gazeteciler, dünyanın en sert kısıtlamalarından biriyle karşı karşıya kalıyorlardı.

Birmanyaca, İngilizce, Hintçe ve Çince gazetelerin yaygın bir şekilde bulunduğu Birmanya’da askeri yönetim, özel günlük gazete basılmasını 1964 yılında durdurma kararı almıştı.

Askeri dönem boyunca gazeteciler yakın takip, telefon dinleme, işkence ve hapse atılma gibi baskılarla karşı karşıya kaldılar.

Ancak medya üzerindeki kontroller, 2011 yılında iktidara gelen Cumhurbaşkanı Thein Sein’in yönetiminde gevşetilmeye başlandı.

Hükümet geçen Ağustos ayında gazetecileri, haberlerini yayınlamadan önce devletin sansür kurumlarına bildirme gerekliliğinin kaldırıldığı konusunda bilgilendirmişti.

Medyanın özgürleştirilmesi, ülkede muhalefet lideri Aung San Su Kyi’nin tekrar seçilmesinin birinci yıl dönümüne rastlıyor.

Aung San Su Kyi’nin partisi Demokrasi İçin Ulusal Birlik, kendi özel gazetesini bu ay içinde yayınlamaya başlayacak.

(BBC)

2-B protestosunda Şile-İstanbul yolu kapatıldı

2-B uygulamasını protesto eden bir grup Şile-İstanbul arasındaki karayolunu İstanbul istikametine trafiğe kapattı.

İstanbul Ümraniye’de 2B uygulamasındaki rayiç bedelleri protesto eden Taşdelen Mahallesi halkı Şile-İstanbul otoyolu’nu trafiğe kapattı.

Otoyolu çift yönlü olarak kapatan eylemciler, döviz ve pankartlarla hükümeti protesto etti. Basın açıklaması yapan mahalleli, yüksek rayiç bedellerden yakındı.

Sürücüler mahalle sakinlerine tepki gösterirken, polis ile göstericiler arasında da gerginlik çıktı.

Gerginlik eylemcilerin dağılma kararı almasıyla son buldu.

İnteractivist’in danışma toplantıları başladı

Yeşil Düşünce Derneği, hak temelli çalışan sivil toplum örgütlerinin interneti etkili ve aktif kullanımını artırmak adına Türkiye’nin 7 bölgesinin temsili olarak 7 ilinde başlattığı eğitim programları, “İnteractivist” ile ilgili danışma toplantılarının ikincisi Diyarbakır’da yapıldı.

Yeşil Düşünce Derneği’nden Sevil Turan,  İnteractivist programının amacı hakkında bilgi verdi. Projenin yürütücülerinden Gizem Kastamonulu ise projeyi tanıtan bir sunum yaptı. Kastamonulu, proje kapsamında Nevşehir, Bursa, Diyarbakır, İzmir, Mersin, Kars olmak üzere her bölgeden bir ilde eğitim gerçekleştirileceğini, bu şekilde Türkiye’de bir ağ oluşturacaklarını ifade etti.

Toplantıya, Yenişehir Belediyesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehabilitasyon Merkezi (Epidem), Selis Kadın Dayanışma Merkezi,  Diyarbakır Kadın Akademisi Derneği, DTK Kadın Meclisi, Felsefeciler Derneği, Hebun LGBT ile bireysel aktivistler katıldı.

Eğitimle ilgili öncelikli olarak internet gazeteciliği, video aktivizmi, digital aktivizm başlıkları belirlendi. Eylül’de başlayacak olan eğitim, 4 gün sürecek. Hak temelli sivil toplum kuruluşları ve bireysel aktivistler eğitime katılabilecek.[1]

Kampanyalar için profesyonel desteğe ihtiyaç olmayacak


Proje ve eğitim için Diyarbakır’da görüşmeler yapan Yeşil Düşünce Derneği, KA-MER[2](Kadın Merkezi) ve Umut Işığı Kadın Kooperatifi’ni de ziyaret etti.

KA-MER hakkında bilgi veren Ayten Yakut Sürgü, internette, bulundukları 23 ili kapsayan bir ağlarının bulunduğunu ve yerel basın üzerinden de haberlerinin yayıldığını söyledi. Sürgü, kampanyalar içinse, profesyonel destek aldıklarını belirtti.

Umut Işığı Kadın Kooperatifi’nden Naşide Buluttekin, sosyal kooperatifçiliği nasıl sürdürdüklerini aktardı. Bölgede ve yerelde çalışmalar yaptıklarını belirtti. Her yıl 800 haneyle yüz yüze saha araştırması yürüttüklerini, kooperatifte de bu bölgedeki kadınların etkin olarak katkı sağladığını söyledi. Buluttekin, bu çevrede varoldukları ve sorunların da aynı şekilde burada çözüldüğü için internet mecrasını kullanmadıklarını; ancak yapılan bütün çalışmaları takip etmek ve sosyal kooperatifçiliğin de bilinirliği adına digital kayıtların önemli olacağından söz etti.

Haber: Büşra Akman
(Yeşil Gazete)