Ana Sayfa Blog Sayfa 4357

Yeşiller/Sol: “Aliağa’daki katliamı durdurun!”

Aliağa ve Çandarlı kıyılarında yaşanan çevre ve insan katliamına dikkat çeken Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı göreve davet etti.

Partiden yapılan açıklamada son bir haftada gemi söküm tesislerinde iki işçinin yaşamını kaybetmesine dikkat çekildi ve  “Yöre halkının yanı sıra konuya duyarlı tüm İzmirlileri çevre katliamına karşı mücadele etmeye çağırıyoruz” denildi. Açıklamada tesislerde çalışan işçilerin sendikalaşmasını engelleyen uygulamalara son verilmesi de istendi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın görevlerini yerine getirmediğini, gerekli denetimleri yapmadığını ve önlem almadığını belirten Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi İzmir eşsözcüleri Güneş Akçay ve Osman Doğan “Yetkililer, önemli bir sorun yok, gerekli incelemeler yapılıyor, gibi durumu olağan gösteren açıklamalar yaparak konuyu geçiştiriyor. Ancak durum yetkililerin söylediği gibi olağan değil, ürkütücü” diyor.

Türkiye’nin gemi söküm sektöründe Hindistan, Çin ve Pakistan’dan sonra dünyada 4ncü sırada yer aldığına dikkat çeken Akçay ve Doğan, özellikle son üç yılda dünya hurda gemi sektöründe yaşanan canlanmanın, Aliağa’daki gemi söküm tesislerinden yayılan çevre kirliliği ile can kayıplarında artışla fazlasıyla hissedildiğine vurgu yapıyor.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nden yapılan açıklamada özetle şu görüşlere yer verildi: “Gemi söküm tesislerinde binlerce işçi güvencesiz, sağlıksız ve iş güvenliği ve güvencesinden yoksun olarak çalıştırılmaktadır. İş kazası ve iş kazasına bağlı yaralanma, can kaybı, yangınlar bu adı tesis olan çöplükte olağan bir durum olmuştur. Aliağa gemi söküm tesislerinde (hurdalığında ) parçalanmayı bekleyen gemilerin arasında tankerlerin yanı sıra, askeriyeye ait ahşap mayın gemilerinden, yolcu gemilerine kadar çok çeşitli gemiler bulunduğu bilinmektedir.

“Gemilerde asbestli atıkların yanı sıra petrol çamuru, yağı, mazot ve fuel oil gibi tehlikeli atıklar bulunmaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu Basel Konvansiyonu’na göre; tehlikeli atık içeren, bulunduran, taşıyan ve/veya tehlikeli atıklardan tamamen arındırılmamış gemilerin Türkiye karasularına girmesine ve ithalatına izin verilmemesi gerekmektedir. Diğer yandan mevzuatımıza göre; radyasyon ve asbest tespiti ile hava ölçümleri ve Gas-Free’ si yapılmamış gemilerin sökümüne izin verilmemelidir.”

“Gemilerin sökümü baştankara ya da kıçtankara yapılarak yapılıyor oysa deniz kirliliğinin önlenebilmesi için; sökülecek gemiler, havuzlarda sökülmelidir. Havuzlarda oluşan atıklar, arıtılarak ve Çevre Yasası ile ilgili yasal mevzuata göre giderilmelidir.”

“Aliağa’da yaşanan son olay, gemi sökümünden kaynaklanan tek sorunun asbest olmadığını ortaya çıkarmıştır.  Polisiklik aromatik hidrokarbonlar,  poliklorlu bifeniller, organotinler (butiltin v.d.)  ağıryağlar, nükleer atıklar gibi tehlikeli atıklar,  sıkı biçimde denetlenmelidir.En iyi denetim örgütlü olmaktan geçer, gemi sökümü sektöründe çalışanların sendikalaşmalarını kolaylaştıracak yasal düzenlemeler yapılmalı, sendikalaşmayı engelleyen uygulamalara son verilmelidir”.



 

 

 

 

Ortada ağır bir çevre kirliliği suçu olduğuna dikkat çeken Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi İzmir Eşsözcüleri Akçay ve Doğan, atığın yayıldığı tersanenin sahibi ve görevlilerinin gerekli önlemleri almamakta ısrar ederek TCK’nın 181 ve 182 maddelerine göre çevreyi kirletme suçu işlediklerini savundular ve Aliağa savcılığının konuyla ilgili olarak resen soruşturma açması gerektiğini vurguladılar.

Kirlenme balık ölümlerine yol açtığı için yasanın ağırlaştırılmış halinin uygulanmasını da isteyen Akçay ve Doğan şöyle devam ettiler: “ Gerekli denetimi yapmayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkilileri, görevi ihmal suçu işlemektedirler. Bu yetkililer hakkında adli ve idari makamları göreve çağırıyoruz. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak insan ve çevre katliamına karşı sessiz kalmayacağımızı, bu katliamların takipçisi olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Aliağa’da yaşanan bu kirlilik yetmiyormuş gibi Aliağa ‘ya termik santral kurulması girişimiyle siyasal iktidarın, sermayenin kar hırsı için başta Aliağa olmak üzere; Foça, Çandarlı ve Dikili ‘yi gözden çıkardığı görülmektedir.

Bu bölgede insan yaşamı ve doğa, sermayenin kar hırsına terk edilmiştir. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak sermayenin kar hırsı ve siyasal iktidarın pervasızlığı karşısında yaşamı ve ekosistemi savunmaya devam edeceğiz.  Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak başta Aliağa ve çevresinde yaşayanlar olmak üzere tüm İzmirlileri ortak mücadeleye çağırıyoruz”.

 

Haber: Sevgi Çifter

(Yeşil Gazete)


Silivri’de mahkeme önü karıştı

Ergenekon davasında bugün, sanıklara savcılığın mütalaasına karşı söz hakkı verilmesi bekleniyor. Sanıklara destek olmak için mahkeme salonu dışında toplanan bir grup barikatı aşmaya çalışınca polis müdahale etti.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri Cezaevi’nde görülen Ergenekon Davası’nda savcının mütalaasının ardından bugün sanıklara söz verilmesi bekleniyor.

Sanıklara destek olmak amacıyla sabah erken saatlerden itibaren ellerinde CHP, İşçi Partisi, Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) ve Türkiye Gençlik Birliği (TGB) bayrakları taşıyan gruplar cezaevi önüne gelmeye başladı. Gruptakiler, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” şeklinde sloganlar attı ve İstiklal Marşı okudu.

Geniş güvenlik önlemi alan jandarma bölgede barikatlar kurdu, araçların cezaevi önüne gelişine izin vermedi. Kalabalıktan bir grup barikatı aşmak isteyince, polis müdahale etti ve tazyikli su sıktı. Kalabalıktan da güvenlik araçlarına taş fırlatıldı.

(Ajanslar)

Kent bahçelerine arılar da geliyor

Yeryüzü Derneği tarafından düzenlenen Kent Bahçeleri’ne 2013 kayıtları başladı.

Şu anda sadece İstanbul’da gerçekleştirilen Kent Bahçeleri projesiyle yaz bahçelerinde yazlık sebzeler yetiştirmek isteyen İstanbullular’a tohum ve fide veriliyor, aynı mahallede yaşayanlar bir araya getirilerek bilgi aktarımnı ihtiyacı tespit edilip örgütlenmeleri sağlanıyor, bahçelerinin planlanmasında destek veriliyor.

Yeryüzü Derneği tarafından yürütülen projeye katılmak ve tüm etkinliklerden yararlanmak tamamen ücretsiz.

Dernekten yapılan açıklamada, Kent Bahçeleri’ne bu sene itibaryle arıcılığın da dahil edileceği ve örnek arıcılık bahçelerinin de oluşturulacağı belirtildi.

Projeye dahil olmak için Yeryüzü Derneği’nin web sitesindeki formu doldurmak yeterli. Yeryüzü Derneği’ne ayrıca bu email adresinden ve 0216 388 11 73 nolu telefondan da ulaşabilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

 


Afganistan Kyoto’ya katıldı

Afganistan Kyoto Prokolü’ne katılarak iklim değişikliğiyle mücadele yolunda bir adım daha attı.

Kişi başı karbon salımları yıllık 0.2 tonla oldukça düşük olan Afganistan’ın (karşılaştırma için: ABD’de 17.3 ton olan bu sayı, Afganistan’ın komşusu Pakistan’da da 0.9 ton. Türkiye’de ise 5.5 ton)  Kyoto’ya katılması, uzun süredir ciddi çatışmalar, savaş ve siyasi belirsizlikler yaşayan bir ülkenin bile iklim değişikliği konusunda adım atması açısından önemli görülüyor.

Kyoto Protokolü’ne Ek-1 olmayan ülke statüsünde katılan Afganistan, anlaşmayı 23 Haziran 2013’den itibaren yürürlüğe sokacak.

Afganistan protokole katılarak karbon salımlarında düşüş taahhüdününde bulunmayacak ancak düşük karbonlu bir ekonomiye geçiş için yol haritasını çizmesi gerekecek.

 

Afganistan'daki ekonomik büyüme oldukça hızlı olsa da ülkenin kişi başı mili geliri halen 1000 dolar civarında seyrediyor. Fotoğraf: BM

 

Öte yandan Afganistan, iklim değişikliğinden doğrudan ve ağır biçimde etkileniyor. Nüfusun önemli bir bölümünün kırsalda yaşadığı Afganistan’da toprak bozunumu, su varlıklarının hızla azalması ve kuraklık, nehirleri besleyen büyük buzulların giderek erimesi ve ülkedeki su rezervlerinin hızla azalması gibi sorunlar had safhada.

Afganistan’ın uluslararası karbon ticareti sistemine dahil olmasına ve “gelişmiş” ülkelerdeki şirketlerin Afganistan’da düşük-karbonlu yatırımlar yapmasını teşvik edecek olanak verecek olan Kyoto Protokolü ise “eksik” ve hatta “yanlış” uygulamalara sahip olduğu için başından beri eleştirilmesine rağmen, 2015’e sarkıtılan “Kyoto-sonrası” iklim müzakereleri için temel metin olarak kabul edilmeye devam ediliyor.

Dünyanın en büyük salımcılarından ABD’nin imzaladığı ama Senato’dan geçirip onaylamadığı (ing: ratification) anlaşmanın meşruluğu ve etkisi, Japonya, Yeni Zelanda ve Rusya’nın “ikinci dönem için bağlayıcı taahhütte bulunmayacaklarını, Kanada’nın da protokolden çekildiğini açıklamasıyla iyice azalmıştı.

 

(Yeşil Gazete, RTCC.org)


Nükleer üniversite yolda

Kamuoyunun tepkisine rağmen önüne 20 yıl içinde yerli nükleer santral kurabilecek seviyeye gelme hedefi koyan AKP hükümeti, bu alanda enerji üniversitesi kurmak için de kolları sıvadı.

Hükümet, nükleer santral ile birlikte nükleer enerji üniversitesi kuracak. Enerji Bakanlığ’nın ikinci nükleer santral müzakereleri kapsamında nükleer enerji üniversitesi için Japonya ve Çin’e teklif ilettiği öğrenildi.

Sabah Gazetesi’nin haberine göre, her iki ülkenin olumlu yanıt verdiği teklife göre, Üniversitenin teknolojisi nükleer santrali kuracak ülke tarafından sağlanacak. Akademisyen kadrosunun üst seviyede olması için dünyada bu alanda isim yapmış akademisyenlere teklif götürüleceği ifade ediliyor.

Öte yandan, hükümet ikinci nükleer santrale Elektrik Üretim AŞ’yi (EÜAŞ) ortak edecek. EÜAŞ’ın ikinci nükleerle tecrübe kazanmaya başlamasının ardından bu kez üçüncü nükleerde daha fazla oranda ortaklık için adım atılacak. Nükleer hamlesinin üçüncü adımı ise Mayıs ayında atılacak.

 

Emek Sinemasındaki polis şiddetine FIPRESCI de tepki gösterdi

Fotoğraf: Nazım Serhat Fırat

Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu (FIPRESCI), Emek Sineması’nın yıkılmasını protesto eden eleştirmen ve sinemaseverlere karşı polisin orantısız şiddetini kınayan bir bildiri yayınladı.

FIPRESCI tarafından yapılan yazılı açıklama şu şekilde:

‘Saygın meslektaşımız film eleştirmeni ve İstanbul Film Festivali’nin FIPRESCI jüri üyesi Berke Göl’ün bir polis memuru tarafından neredeyse boğulduğu Kanal D televizyonundaki yayında açıkça görülüyordu.

Yetkililerin Berke Göl’ü hemen serbest bırakmasını ve bu saldırının sorumlusunu cezalandırmasını talep ediyoruz.

Bu barışçıl protesto sırasında gaz bombasına maruz kalanlar arasında Türkiye film endüstrisinin aktörleri ve yönetmenlerinin dışında Costa Gavras, Mike Newell, Marco Bechis de vardı.’

(Yeşil Gazete)

Restoranlar “Karbon Gıda izi” ölçer ile karbon ayak izlerini düşürebilecek

Earth Techling’de Beth Buczynski imzasıyla yayınlanan haberi, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Gizem Hasırcıoğlu‘nun çevirisiyle sunuyoruz.

***

Çevirenin önnotu: Vaktiyle yiyecek-içecek sektöründe çalışmış biri olarak yazının başlığı çok ilgimi çekip beni umutlandırsa da okuyup çevirmeye başladıkça aklıma geçenlerde yayınladığımız iklim değişikliğinden köşeyi dönenler haberini hatırlattı. Bilim insanları karbon ayak izinin küçültülmesi gerektiğine dair açıklamalar yaparken kast ettikleri tam olarak bu muydu? “Daha sürdürülebilir bir dünya” için “yatırım kararlarını” yönlendirecek bir kuruluşun var olması sorunun ne kadar hayatımızın içinde olduğunu gösterirken çözüme dair umutlar konusunda da karamsarlığa sürüklemiyor değil, zira daha çok “yatırımla” çözüme ne kadar yaklaşıyoruz?

***

“Karbon ayakizi” terimi genelde hafızalarda egzoz saçan bir araç ya da gece gündüz ışıklarını yanan bir ev canlandırıyor. Oysa bu dar bakış açısından çıkarsak, her birimiz her gün yaptığımız şeylerle, alışverişten yediğimiz yemeğe, karbon kirliliğine sebep oluyoruz.

Gıda sektörü fabrikalaşmış büyük çiftlikler tarafından kontrol edildiği için yiyecekler henüz nihai tüketiciye ulaşmadan büyük bir karbon ayak izine sahip oluyorlar. Konu, uzun çalışma saatleri ve enerji yiyen ekipmanları ile restoranların karbon ayak izini küçültmelerine gelince ise daha da karmaşıklaşıyor. Ya da “gıda ayak izi” demek daha mı doğru olur? Compass Group ve First Carbon Solutions tarafından geliştirilen “gıda ayak izi” ölçer restoran ve şeflerin yiyecek servisindeki karbon ayak izini düşürmeleri konusunda yardımcı olmayı amaçlıyor.

Kullanımı kolay, web tabanlı bir uygulama olan Carbon FOODprint restoran şef ve yöneticilerine atık tasfiyesi, eneri ve su kullanımını düşürerek karbon ayak izini küçültmelerini sağlayacak stratejiler geliştirmelerini vadediyor. Yiyecek-içecek sektörü yöneticilerine dört ana alanda- menü oluşturma, mutfak hizmetleri, yerleşim yeri ve mutfak ekipmanları- 185 stratejik karar sunan uygulamada verilen her kararın karbon ayak izini düşürmede direk etkisi var.

Uygulama önerdiği yolları her restoran için toplanan operasyonel bilgileri bir araya getirerek yukarda belirtilen dört ana alan kapsamında güncel karbon, enerji, su ve atık tabloları oluşturuyor.

FirstCarbon Solutions, Compass Group işbirliğinde gıda izi ölçer kitini tasarlamak için üretim, paketleme, bireysel gıda alımı nakliyesi, servis ekipmanları ve yiyecek servisi operasyonlarında kullanılan temizlik kimyasalları ile ilgili binlerce bilgi topladı.

 

 

Fotoğraf: Hell28k/Flickr

 

Gıda izi ölçer tasarımcıları bu uygulamayla birlikte restoranların kendi aralarında da karşılaştırma yapabileceği ve gösterdikleri gelişme ve aşamaları analiz edebileceklerini söylüyor. Aynı zaman restoranların edineceği bu bilgiler yıllık raporlar, sürdürülebilirlik indeksleri ve Karbon Saydamlık Projesi (Carbon Disclosure Project) gibi projelerde paylaşılabilecek.

Hali hazırda Amerika’da tüm Compass Group hizmeti alan 9900 noktada bulunabilen Gıda Ayak İzi (FOODprint ) ölçer ünlü şirket-IBM ve üniversitelerin- Aubrun University ve Green Mountain College- desteğini almış durumda.

(ÇN: Karbon Saydamlık Projesi (The Carbon Disclosure Project) 2000 ylında Paul Dickenson tarafından başlatıldı. Kurumsal yatırımcılarla birlikte çalışılan projede amacı şirketleri karbon emisyonları hakkında bilgi vermesini sağlamak. Şu anda 551 yatırımcı ile çalışan ve 71 trilyon dolar cirosu olan grup bugün dünyanın dört bir tarafında 3000’den fazla organizasyonun sera gazı salımlarını ölçtüğünü ve raporladığını, su varlıkları yönetimi risk ve fırsatlarını CDP üzerinde değerlendirdiğini bildirdi. Grup her yıl Kent, Yatırımcı, Su, Tedarik Zinciri gibi farklı sektörlere odaklanan raporlar yayınlıyor ve yatırımcıların daha sürdürülebilir bir dünya için yatırım kararlarını yönlendiriyor.

 

Yeşil Gazete için çeviren: Gizem Hasırcıoğlu

Yazının özgün hali (ingilizce)

(Earth Techling, Yeşil Gazete)


Paris-Roubaix’de zafer Fabian Cancellara’nın

0

Bisiklet takviminin en önemli tek günlük yarışlarından, Kuzeyin Cehennemi lakaplı Paris-Roubaix’yi Radioshack-Leopard takımından Fabian Cancellara kazandı.

Geçen hafta Ronde Van Vlaanderen’i kazanarak formda olduğunu gösteren Cancellara, Ronde – Paris-Roubaix dublesi yapan ikinci bisikletçi olmak için bugün parkura çıktı.

Son kilometrelere Belçikalı rakibi Sep Vanmarcke ile başa baş giren ve adeta bir kedi fare oyununa imza atan Cancellara velodrom bölümündeki müthiş sprinti ile yarışı bir bisiklet boyu farkla kazandı. Vanmarcke ikinci olurken, Hollanda’dan Niki Terpstra üçüncülüğü elde etti.

(Eurosport)

Armstrong’a su da yok

Veteranlar için düzenlenen yüzme yarışlarıyla spora geri döneceği açıklanan Lance Armstrong’a FINA’dan ret yanıtı geldi.

Doping yaptığı gerekçesiyle Birleşik Devletler Doping Ajansı’ndan “ömür boyu spordan men” cezası alan Lance Armstrong’un, memleketi Teksas’ta organize edilen bir yüzme şampiyonasına katılım göstereceği ifade edilmişti.

Ancak Uluslararası Yüzme Federasyonu, Armstrong’a ilişkin bu gelişmeyi USADA’nın verdiği “ömür boyu spordan men” cezasını gerekçe gösterek, ABD’li eski bisikletçinin yüzmesinin imkân dahilinde olmadığını belirtti.

Armstrong’un Teksas’taki yüzme yarışlarında 500, 1000 ve 1600 yard serbest yarışlarında boy göstermesi bekelniyordu.

(eurosport)

Atilla Dorsay ‘Emek Sineması yoksa ben de yokum’ dedi, Sabah gazetesinden ayrıldı

Sabah gazetesi yazarı Atilla Dorsay, “Emek Yoksa Ben De Yokum” diyerek Sabah gazetesinden ayrıldı.

Dün Emek Sineması için yapılan eyleme polis saldırırken, yaşanan olayla büyük tepki çekti.

Bugün Emek Sineması’na ilişkin bir yazı kaleme alan Atilla Dorsay, köşe yazarlığını bıraktığını açıkladı.

Dorsay’ın bugünkü köşe yazısından bir bölüm:

“Emek Yoksa Ben De Yokum” başlıklı yazımı hatırlarsınız. Bu sinemanın hem kendisi önemliydi, hem de temsil ettiği kültürel altyapı, tarihsel birikim ve yaşam biçimi. Bugün artık Emek yok.

Onun gerçek ve de simgesel önemini anlatamadık. Sabah bu ve Taksim Parkı, Çamlıca camii vb. konularda sütunlarını bana hep açtı, tüm eleştiri ve uyarılarımı kullandı. Sağ olsunlar…

Ama hiçbir girişimi değiştiremedik, hiçbir şeyi kurtaramadık.

Benim için artık ne sözün, ne de yazının önemi kaldı. Bu belki, artık sessiz kalmanın çığlık atmaktan daha önem kazandığı bir durumdu. Ve bırakmak kaçınılmaz oldu.

Bunca yıldır hep beni koruyup gözeten, uygar ilişkiler kurduğum tüm geçmiş ve bugünkü Sabah patronlarına, yöneticilere, yazar ve gazeteci dostlara, çalışanlara ve emekçilere gönül dolusu teşekkürler. Ayni biçimde, okur denen o büyük okyanusa da.. Yine bir yerlerde, en azından kitaplarda filan buluşmak umuduyla…

(sol)