Ana Sayfa Blog Sayfa 4304

Reyhanlı saldırısında ‘ihmal’ soruşturması

Hatay Cumhuriyet Başsavcılığından, Reyhanlı ilçesindeki bombalı saldırılara ilişkin yapılan açıklamada, “Söz konusu patlama olayının meydana gelmesi öncesi ve sonrasında ihmali görülen tüm kamu görevlileri ile ilgili ayrıca Hatay Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma açılmıştır” ifadesine yer verildi.
Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs’ta saat 13.40 sıralarında Atatürk Meydanı’nda ve yaklaşık 5 dakika sonra postane binası önünde 2 ayrı patlama meydana geldiği hatırlatıldı.

Patlamalarda 51 kişinin hayatını kaybettiği, 222 kişinin yaralandığı ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi: “Olayla ilgili soruşturma Reyhanlı Cumhuriyet Başsavcılığınca 2013/1597 soruşturma numarasıyla sürdürülmektedir. Ancak söz konusu patlama olayının meydana gelmesi öncesi ve sonrasında ihmali görülen tüm kamu görevlileri ile ilgili ayrıca Hatay Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma açılmıştır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

(Ajanslar)

Ayılar sayılacak

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Orman Fakültesi, Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü tarafından, ülke genelinde ayı popülasyonunun yoğun olduğu bölgelerde çalışma yapılarak, sayı belirlenmeye çalışılacak.

Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şağdan Başkaya, yaptığı açıklamada, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 12. Bölge Müdürlüğü ile geçen yıl ayılar üzerine envanter çalışması yaptıklarını belirtti.

Bölgede ayıların yoğun olduğu Artvin’in Şavşat ilçesinde sayım yaptıklarını dile getiren Başkaya, “İlçenin Meydancık, Papart, Goman yaylası, Bululay mezrası, Nakvevi yaylası, Soltisev, Balıklı, Akbıyık, İmnazeler ve Taşköprü mezrası, Meydancık yaylası, Erikli, Yeşilce ve Çağlıpınar köyü ile Dodakana yaylasını kapsayan alanda ekim ayında ayıları saydık” dedi.

Bu çalışmalardan önemli veriler de elde ettiklerini ifade eden Başkaya, şunları söyledi:”Buradaki çalışmaları tamamladık, bölgedeki ayı popülasyonu hakkında önemli bilgiler edindik. Artık bundan sonra çalışmalarımız Karadeniz Bölgesi’nde ayıların yoğun yaşadığı diğer alanlarda devam edecek.

Türkiye’nin diğer bölgelerindeki ayı popülasyonları hakkında yeterli bilgi bulunmuyor. Bunun içinde Karadeniz Bölgesi’nden sonda diğer bölgelerde de çalışmalar yapılmalı. Kısa vadede bu çalışmanın tamamlanması mümkün değil. Uzun ve yorucu bir çalışma sonucunda Türkiye’deki ayı sayısı belli olacak.”

“Doğu Anadolu Bölgesi’nde de çalışmalar yapılmalı”

Doğu Anadolu Bölgesi’nde de ayıların yoğun olarak bulunduğunu ifade eden Başkaya, “Karadeniz ile birlikte bu bölgelerde de çalışmalar yoğunlaştırılmalı. Buralarda ayı popülasyonunun yoğun olduğunu tahmin ediyoruz” diye konuştu.

Başkaya, Doğu Anadolu Bölgesi’nde sadece ayılarla ilgili değil, diğer yabani hayvan ve bitki çeşitleriyle ilgili de çalışmalar yapılabileceğini, bununda Türkiye’nin hayvan ve bitki çeşitliliği açısından çok önemli olduğunu vurguladı.

Şağdan Başkaya, Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğünün bu çalışmalarda üniversiteler, araştırma kurumları ve sivil toplum örgütlerinden destek alması halinde çok kısa sürede önemli bir envanter oluşturabileceğini belirtti.

Başkaya, ayıların yoğun olarak Karadeniz, Toroslar, iç Ege dağları ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde yayılış gösterdiğini de sözlerine ekledi.

Türkiye’nin hava kirliliği haritası çıkarılacak

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, emisyon ve meteoroloji verilerini değerlendirerek Türkiye’nin hava kirliliği haritasını çıkaracak.

Bakanlıktan alınan bilgiye göre, hava kalitesi mevzuatının Türkiye genelinde uygulanması için bölgesel hava kalitesi değerlendirme ve yönetim sistemi oluşturulacak. Bu çerçevede İstanbul, Samsun, Erzurum, Adana, Diyarbakır, Ankara, İzmir, Konya’da bölgesel temiz hava merkezleri kurularak, hava kalitesi izleme istasyonu sayısı 125’ten 331’e çıkarılacak.

Merkezlerde, konumlandıkları yere bağlı olarak 13 farklı parametrede kirletici ölçümleri yapılacak. Verilerin değerlendirilmesi sonucu, kirleticilerin hava kalitesine etkileri belirlenecek.

Yağmurla taşınan kirlilik ölçülecek

Merkezlerle, ölçüm istasyonlarının işletilmesi ve bakımı yerelde daha hızlı gerçekleştirilecek, arıza durumunda istasyonlara müdahale kolaylaşacak, kaliteli ve güvenilir veri sağlanacak.

Merkezlerdeki laboratuvarlarda, hava kalitesi ölçüm istasyonlarından toplanacak yağmur ve toz örneklerinin ölçümleri gerçekleştirilecek. Yağmurlarla taşınan kirlilik de ölçülerek, bunun şehir ve ekosistem üzerine etkileri belirlenecek.

Emisyon kaynaklarının dağılımı belirlenecek

Bakanlık, illerde hava kirliliğine neden olan kaynaklara ilişkin veri tabanı oluşturarak, emisyon kaynaklarının konumu ve dağılımlarını tespit edecek.

Emisyon ve meteoroloji verileri ışığında hava kalitesi modellenmesi yapılarak, hava kirliliği haritaları hazırlanacak. Limit değer aşımları olduğunda ise kirlilik kaynakları bazında gerekli önlemlerin alınması için temiz hava ve eylem planları oluşturulacak. Hava kalitesinin iyileştirilerek, insan ve çevre sağlığının korunmasının amaçlandığı çalışmanın, 2014 sonunda tamamlanması amaçlanıyor.

(Ajanslar)

Devasa asteroit, Dünya’nın yakınından geçecek

Devasa bir asteroit, 31 Mayıs’ta Dünya’nın yakınından geçecek.

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), “1998 QE2” adı verilen asteroitin Dünya’nın 5,8 milyon kilometre uzağından geçeceğini açıkladı.

Dünya’nın kimi zaman yakınından, kimi zaman da uzağından geçen asteroitin gelecek 200 yıl içinde yeryüzüne bir daha bu kadar yaklaşması beklenmiyor.

Massachusetts Institute of Technology (MIT) Lincoln Dünya’ya Yakın Uzay Cisimleri Araştırmaları Programı (LINEAR) tarafından 19 Ağustos 1998’de keşfedilen asteroitin yaklaşık 2,7 kilometre uzunluğunda olduğu sanılıyor.

Astronomlar, asteroitin boyutları, biçimi, yüzey özellikleri ile ilgili ayrıntılı bilgi edinmek için NASA’nın California’da bulunan 70 metre genişliğindeki Derin Uzay Ağı Anteni’ni kullanarak 1998 QE2’nin geçişi sırasında yüksek çözünürlüklü görüntü almaya çalışacak.

(Ajanslar)

The Doors’u Jim Morrison ile birlikte kuran Ray Manzarek öldü

1960’ların ünlü rock grubu The Doors’un kurucularından klavyeci Ray Manzarek 74 yaşında öldü.

Manzarek, grubu Los Angeles’ta tanıştığı Jim Morrison ile 1965’te kurmuştu. Yıllardır safra kanalı kanseriyle mücadele eden Manzarek’in Almanya’nın Rosenheim kentindeki bir hastanede öldüğü açıklandı.

The Doors, 1960’larda The End, Break on Through to the Other Side ve Hello I Love You gibi şarkılarla üne kavuşmuştu. Grup dünya genelinde 100 milyondan fazla albüm sattı.

Döneminin en büyük klavyecilerinden biri olan Manzarek, Riders on the Storm ve Light my Fire gibi şarkılardaki performanslarıyla hatırlanıyor.

Grubun solisti Jim Morrison 3 Temmuz 1971’de Paris’te kalp yetmezliğinden ölünce grubun fiilen sonu gelmiş, Chicago doğumlu Manzarek vokalleri üstlenmişti.

Manzarek son yıllarında başka gruplarla da çaldı ve 1998’de anı kitabı “Light My Fire: My Life with The Doors”‘u yayımladı.

(BBC Türkçe)

Reyhanlı saldırısı ile ilgili 5 kişi daha tutuklandı

Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki bombalı saldırılarla ilgili mahkemeye sevk edilen 5 zanlı tutuklandı.

Bombalı saldırılarla ilgili tutuklananların sayısı 12’ye yükseldi.

Hatay Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemlerin ardından sabah saatlerinde Adana Adliyesi’ne getirilen ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. Maddesiyle Yetkilendirilmiş Cumhuriyet Savcılığınca nöbetçi mahkemeye sevk edilen 6 zanlıdan 5’i tutuklandı.

Tutuklanan zanlıların F.N, S.E, Y.B, N.K. ile M.G. oldukları öğrenildi. Zanlılardan biri savcılıkça serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 zanlıdan 7’si daha önce tutuklanmıştı.

(T24)

 

 

Listag üyesi aileleri anlatan Benim Çocuğum belgeseli FilmAmed Festivali’nde

Çocukları lezbiyen, gey, biseksüel, trans bireyler olan bir grup anne babanın hikâyelerini konu alan Benim Çocuğum belgeseli 19 Mayıs Pazar günü, Diyarbakır galasını yaptı.

3. Filmamed Belgesel Film Festivali kapsamında, Cegerxwin Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen gala yoğun ilgi gördü. Diyarbakır’daki sinemaseverlerin zılgıt çekerek izledikleri filmin galasına sivil toplum kuruluşlarından ve yerel örgütlerden yoğun katılım oldu. Gösterime Yönetmen Can Candan, Yapımcı Ayşe Çetinbaş ve Metehan Özkan’ın yanı sıra hikâyeleri filme konu olan annelerden Pınar Özer ve Sema Yakar da katıldı.

Film bitiminde Cegerxwin Kültür Merkezi’nin 350 kişilik salonunu dolduran izleyiciler zılgıtlar ve sloganlarla film ekibini ayakta alkışladı. Gösterime Tunceli, Maraş, Malatya gibi çevre illerden seyircilerin katılması dikkat çekti. Filmin ardından yapılan söyleşide LİSTAG annelerine yoğun ilgi gösterildi. LGBT bireyler, aileler ve izleyiciler birbirlerini coşkuyla kucakladı.

Diyarbakır Galası Rojin Çiçek anısına

Yönetmen Can Candan, Diyarbakır galasını 2012 yılında, Diyarbakır’da, eşcinsel olduğu için ailesi tarafından öldürülen, 17 yaşındaki Rojin Çiçek’in anısına adadıklarını ifade etti. Gösterime katılan LGBT bireyler, Diyarbakır’da organize edilen LGBT konulu bir etkinlikte ilk kez bu kadar çok kişinin bir araya geldiğini ifade ettiler. BDP Eşbaşkan Yardımcısı Avukat Meral Danış Beştaş ise gösterim sonrasında Twitter üzerinden şu mesajı yayınladı: “Ailelerin çocukları için yürüttükleri mücadele çok değerli. Ötekileştirme ve ayrımcılığa karşı hep birlikte duracağız.”

Yakında vizyona da girmesi beklenen Benim Çocuğum 23 Mayıs Perşembe günü, Cegerxwin Kültür Merkezi’nde ikinci kez gösterilecek. Filmamed Belgesel Film Festivali kapsamında yapılacak gösterim saat 14:30’da başlayacak.

Filmle ilgili ayrıntılı bilgi için: www.benimcocugumbelgeseli.com

(Agos)

 

AKP kendi Şebbiha’sını kuruyor

İçişleri Bakanı Muammer Güler, Emniyet Hizmetleri Sınıfı’nda, ”koruma memuru” adıyla 10 bin kişinin istihdam edileceğini bildirdi.
İçişleri Bakanı Muammer Güler, Meclis’te gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Reyhanlı’daki bombalı saldırılara ilişkin yardım ve yataklık yapanlarla ilgili başlangıçta gözaltılar olduğunu hatırlatan Güler, şunları kaydetti: ”İlk planda 12 kişi gözaltına alındı. Bunların 7’si şu anda tutuklanmış durumda. Ancak daha sonra olayın kesinlikle asli faili olduğunu değerlendirdiğimiz bir grup daha gözaltına alındı. Bunlar 6 kişidir. Ama bunların en az 3 veya 4’ü olayın asli faili durumunda. Yani arabayı temin eden, üzerinde tescil ettiren, depoyu bulup kiralayan, arabanın belli bölümlerine özel depo yaptıran, bombaları taşıyan, araçla belli yerlerde keşif yapan ve arabayı da olay günü Reyhanlı’ya getiren… Bu artık işin asli boyutu. Şu anda elimizde bunları yapan kişiler var. BU 6 kişi, Adana Adliyesi’ne çıkarıldı. Ama bu 6 kişinin en az 3’ü, 4’ü de olabilir, ifadelerle ilgili değerlendirmelere bağlı işin asli faili durumundalar. Ayrıca bu olayın esas yönlendiricisi olduğunu düşündüğümüz, planlayan, yönlendiren, Suriye ile ilişkileri koordine eden, oradaki talimatları getiren 2 kişi ile Suriye’de bomba eğitimi alarak bu bombaları getirip, düzenekleri kiralık depoda araçlara yerleştiren kişiyi de aramaya devam ediyoruz.” Güler, olayla ilgili gözaltına alınanların tamamının Türk vatandaşı olduğunu söyledi.
Suriyeli bir işadamının yardım ettiği yönündeki iddiaların hatırlatılması
üzerine Güler, bunları da değerlendirdiklerini vurguladı. Güler, ”Bir kere ‘Suriye parmağı’ deyince Suriye’deki istihbarat örgütleriyle, oradaki yetkililerle Türkiye’de bu işleri daha önce yapmaya çalışanlar, Türkiye’de illegal faaliyet yapmış olanlar, gümrükte bulunan yetkililer… Hepsi bunların içinde var. Ama içinde başka, yabancı uyruklu insanlar da var” dedi.
Asli fail durumunda olan, olayı ve Suriye ile ilişkileri koordine eden, talimatları getiren, paraları temin eden, operasyon emrini veren 2 kişi bulunduğunu dile getiren Güler, bir de Suriye’de daha önce bomba eğitimi alıp Türkiye’de bu işleri yürütenin bulunduğunu kaydetti.

‘Biz tedbirimizi alıyoruz’

Yeni eylemlerle ilgili istihbarat gelip gelmediği yönündeki soruya Güler, şu yanıtı verdi:”Yeni eylemlerin elbette ki istihbarat bilgileri var. Bu tip olaylarda her zaman istihbarat bilgileri, ihbarlar gelir. Biz her zaman, her yerde, her şey olacakmış gibi tedbirimizi alıyoruz. Tabii Hatay’ın şu andaki hassasiyetini kullanmak isteyen çok sayıda örgüt var. Orada bir mezhep savaşı, kışkırtması yapmak isteyenler var. Suriye’den gelen, özellikle rejime muhalif olan ve Kırıkhan’da, Reyhanlı’da oturan insanları, bölge insanlarıyla karşı karşıya getirmek için çok büyük çalışmalar var. Yine yıllardan beri hoşgörü içinde yaşayan değişik mezheplere ait insanları birbirine düşürme emelleri var…” Güler, sınırda güvenlik önlemlerinin artırıldığını da vurguladı.

‘En yumuşak karın Hatay’

”Aldığınız istihbari bilgilerle önlediğiniz bir olay oldu mu?” sorusuna karşılık Güler, ”Geçmişten beri birçok olay önlenir, onları siz bilmezsiniz” dedi. Başka bombalı araçlardan söz edildiğinin belirtilmesi üzerine Güler, ”Söz ediliyor, evet. Biz bütün bunları nazara alıyoruz” diye konuştu.
Güler, şu anda Türkiye’nin en yumuşak karnının Hatay olduğunu, Hatay’daki insanların tahrik edilmek istendiğini belirterek, ”Hemen olayın akabinde daha biz insanların yarasını sarmaya başlamışken, birilerinin ‘bunu şu yaptı, bu buradan gitsin, bu buraya gelsin’ gibi arayışları oldu. Geçtiğimiz günlerde de bununla ilgili marjinal grupların farklı tahrikleri ovar. İnsanları kışkırtmak anlamında yapılan çalışmalar var. Bunların dış kaynaklı olanları var” şeklinde konuştu.
Reyhanlı’da Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun incelemeye başlayıp başlamadığının sorulması üzerine Güler, ”Başladılar. Başbakanımızın Amerika’ya gittiği gün onay verilmişti zaten. Hemen çalışmaya başladılar. Başbakanlık Teftiş Kurulu, ilgili bakanlıklardan da müfettişler aldı. Mülkiye müfettişleri de bunun içine dahil oldu. Gerekli araştırmaları yapacaklar. Tabi bu hemen bugünden yarına yapılacak bir konu değil. Bütün bu gelişmeleri izleyecekler, ortaya bir rapor çıkacak ve bakacağız” dedi.

‘Eksikliği olan karşılığını görecek’

”Koordinasyon eksikliğine ilişkin saptama var mı?” sorusuna Güler, bu süreçte böyle bir saptama olmadığını ifade eden Güler, ”Ama biz bunun incelenerek gerçek boyutlarıyla ortaya çıkmasına çalışıyoruz. Varsa bir eksiklik bunun karşılığını görecektir” diye konuştu. Güler, Suriyeli işadamının Amerika vatandaşı olduğu yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine, onların öncelikle tespit edileceğini, kim olduğunun bu soruşturma evresinde ifadelerle ortaya çıkacağını kaydetti.
”Yabancı istihbarat örgütleriyle herhangi bir bağ tespit edildi mi?” sorusu üzerine Güler, ülkelerin yabancı istihbarat örgütleriyle her zaman ilişkileri bulunduğunu söyledi. Güler, ”Bu bugünkü mesele değildir. Türkiye’nin de şu anda istihbarat alış verişinde olduğu Avrupa, Amerika ülkeleri vardır. Bununla ilgili uluslararası polis kuruluşları, istihbarat üst birimleri vardır. Bunlarla elbette ki gerekli temaslar sağlanır. Oralarda istihbarat görevlileri vardır. Bu her zaman olabilen bir şeydir, sadece bu olayla ilgili değil” diye konuştu.

‘Kırmızı bültenle aranıyor’

”Acilciler’in tasfiye olduğu, bu işi yapamayacağı söyleniyor” ifadesi üzerine Güler, ”Peki kapandı, bitti de Suriye’de oturduğu adresi versek, kod adıyla beraber ne iş yaptığını söylesek acaba yardımcı olurlar mı? Şu anda adı geçen kişi kırmızı bültenle aranıyor” dedi.
”Suriye’den istediniz mi?” sorusuna da Güler, ”Kırmızı bülten demek, istemek demek” karşılığını verdi. Güler, Reyhanlı’da rapora göre yeni ilave tedbirler düşündüklerini, o bölgedeki yeni hassasiyetleri değerlendireceklerini söyledi.

Koruma memurları geliyor

Güler, özel güvenlik konusuyla ilgili Anayasa’nın, ”üniversiteler ve bağlı birimler, devletin denetiminde ve gözetiminde olup buralarla ilgili güvenlik tedbirleri devletçe alınır” içerikli 130. maddesini anımsattı. Güler, ”Bununla ilgili olarak devlet orada polis marifetiyle de gerekli tedbirleri aldırabilir veya özel güvenlik aracılığıyla da bu tedbirleri yürütebilir. Tabi özel güvenliğin polisle, genel kollukla ilgili yetkileri olmadığı için burada bazı sıkıntıların olduğu ortaya çıktı” dedi.
Başbakan Erdoğan’ın, Bakanlar Kurulu’nda böyle bir talimatı olduğunu ve şu anda Gençlik ve Spor Bakanlığı ile çalıştıklarını bildiren Güler, ”Sadece üniversitelerle, statlarla, yurtlarla ilgili bir çalışma var. Ama bu iş özel güvenlikle beraber mi yürütülecek, yoksa farklı şekilde mi yürütülecek, buna çalışacağız” diye konuştu.
Güler, bütün bunlardan önce emniyet hizmetleri sınıfı içinde koruma memuru adıyla bir yeni çalışmaları olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti: ”Onu şimdi olgunlaştırmaya çalışıyoruz. Bu koruma memurları sadece koruma işi yapacaklar. Neyi koruyacaklar? Şahısları, kurumları, bina ve tesisleri, hassas bölgeleri, misyonları, araçları gibi özel şeyleri koruyacaklar. Görevleri sadece koruma olacak. Ama emniyet hizmetleri sınıfında olacak. Bunları özel olarak 4 ay teorik, 2 ay da tatbiki eğitim vererek, yetiştireceğiz. Artık polis bile kendi karakolunun önünde nöbeti kendisi yapmayacak. Polisin ayrı görevi olacak. Polis kendi branşına göre hizmetini sürdürecek. Ama şu anda polisimiz ne yapıyor? Hem polislik yapıyor, hem de gerekirse kapının önünde nöbet tutuyor. Bu nöbetçiler, belli bir saat çalışacaklar. O saatin dışında biz bunlara fazla görev vermeyeceğiz. Zaman içinde, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı gibi kurumlarda da üst amirler ve ihtisas eğitimlilerin dışında, koruma görevini artık yavaş yavaş koruma memurlarıyla yürütmeye çalışacağız. Şimdi bu işin hazırlığını yapıyoruz. Yasal değişiklik yapacağız. Hepsi ayrı ayrı eğitim görecekler. Üniversite veya statlarda görev vereceğimiz koruma memurları da bunlardan seçilebilecek. Bunların içinde özel güvenlik belgeleri olanlardan da yararlanabileceğiz. Hatta özel güvenlikte çalışan ve belli bir yaşı aşmayanlar, belki bir tercih sebebi olacak.”

Rakamları açıkladı

Güler, girişlerde taraftarlarla ilgili kontrol yaparken özel güvenliğin yeterli olmadığını tespit ettiklerini ifade ederek, geçen yıl değişik maçlarda 263 bin 438 polis ile 96 bin 593 özel güvenliğin görevlendirildiğini söyledi. Bu maçlarda toplam 3.5 milyon seyirci bulunduğunu dile getiren Güler, şöyle devam etti: ”Ama maalesef meydana gelen olaylara baktığımız zaman, 2012-2013 sezonunda toplam 304 olay meydana geliyor. Bunların 243’ü stat içinde, 61’i de stat dışında. Meydana gelen olaylara branşlara göre baktığımızda, maalesef futbol bunun yüzde 98’ini oluşturuyor. Basketbolda yüzde 1, voleybolda yüzde 1. Bu sene 4 bin 238 kişiye ceza verilmiş. Bunların bin 883’ü seyirden yasaklanma, stada girmeme. Stada girmeme cezası veriyorsunuz, göz okuma olmadığı için adam tekrar girerse bunu önleyecek mekanizma yok. e-bilet uygulaması olacak. Taraftar kartı olacak. Girişte göz taraması yapılabilecek. Zumlayıcı kameralar olabilecek. Bunlar cezaları gerektiğinde belki daha ileri götürebilecek. Belki tutuklama talebi gelecek. Bin 85 kişiye hakaretten ceza verilmiş. Bin 24 kişiye spor alanlarına yasak madde koymaktan…Burada iyi bir tedbir olsa bu kadar kişi bu statlara bunu sokabilir mi? 657 kişiye taşkınlık yapmak, 330 kişiye yasak alanlara girmek, 311 kişiye biletsiz girmek, 267 kişiye müsabaka düzenini bozmak, 264 kişiye mala zarar vermek, 129 kişiye alkollü olarak girmek, 31 kişiye sahte kart, 24 kişiye usulsüz seyirci almak gibi çeşitli cezalar var.”

10 bin koruma memuru

Koruma memurlarının sayısının ne olacağı sorusu üzerine Güler, şu anda Türkiye’de bütün koruma hizmetleri için 29 bin kişi istihdam edildiğini bildirdi. Güler, bunun çok olduğunu ifade ederek, ”29 bin kişiden zaman içinde tasarruf edeceğiz. İlk planda 10 bin kişiyi eğitmeyi düşünüyoruz. Bunlar emniyet hizmetleri sınıfı ama koruma memuru” dedi. ”Yeni mi alınacak, teşkilat içindeki 10 bin kişiyi mi eğiteceksiniz?” sorusuna Güler, ”Yeni alacağız” yanıtını verdi.
Güler, koruma memurlarının lise mezunu olacağını, belli fiziki şartları taşıyacaklarını ve bunları 28 yaş gibi planladıklarını dile getirdi. ”Lise mezunu statüyü düşürmüyor mu?” sorusu üzerine Güler, mevcutlarda da lise mezunu olduğunu hatırlattı. Güler, iki yıllık meslek yüksekokulu mezunlarından da koruma memuru alabileceklerini söyledi.
Güler, ”10 bin koruma memuru için start ne zaman verilecek?” sorusu üzerine de kanuni hazırlığı bitirmeye çalıştıklarını kaydetti. Çalışmanın önümüzdeki Bakanlar Kurulu toplantısına yetişmeyeceğini vurgulayan Güler, düzenlemenin bu yasama dönemine yetişmeyeceğini ancak yıl sonuna bitirmeyi hedeflediklerini açıkladı.
Güler, koruma memurlarının üniformalarının polisten farklı olabileceğini dile getirerek, ”Ancak polis gibi acil olaylarda müdahale yetkisi olacak. Olayın bütün delillerini muhafaza ederek genel kolluk yetkisine haiz adli polisler gelene kadar orada gerekli müdahaleyi yapabilecek” dedi. Özlük haklarının sorulması üzerine Güler, ”Eşite yakın olacak, böyle bir planlamamız var” diye konuştu.
(Ajanslar)

Avcılar Meis Sitesi’nde transların yaşadığı ev kurşunlandı

Avcılar’da evine iki kez ateş açıldığını söyleyen Sanem Toraman, tehdit ve kasten yaralama nedeniyle şikayetçi oldu, avukat Seda Kip “Yaşananlar, Kasım ayında başlayan olayların devamı niteliğindedir” dedi.

İstanbul Avcılar’da Meis Sitesi’nde oturan bir trans kadının evine saldırı yaşandı. Sitede yaşayan trans kadınlar ve avukatları Rozerin Seda Kip, eve dün ve bugün olmak üzere iki kez ateş edildiğini söyledi ve olayın daha önce sitede transfobik eylemler örgütleyenler tarafından gerçekleştirildiğini iddia etti.

Bianet’ten Çiçek Tahaoğlu’nun haberine göre Saldırıya uğrayan Sanem Karaman, evine iki gün önce ateş edildiğini, dünn 15.00 sularında tekrar ateş edildiğini belirtti.

Kasten yaralama ve tehdit suçlarından şikayetçi olan Sanem Karaman, bugünkü olayın ardından polislerin geldiğini ve şu anda olay yeri inceleme ekiplerini beklediklerini söyledi. “Şu anda arkadaşımın evindeyim. Olay yeri inceleme ekipleri incelemesini tamamlayınca evime geri döneceğim. Korkuyorum ama başka seçeneğim yok” diye konuştu.

Bianet’e konuşan avukat Rozerin Seda Kip, “Bu yaşananlar, Kasım ayında başlayan olayların devamı niteliğindedir” dedi.

Kip, ifade tutanağının çok belirsiz tutulduğunu, daha önce hakkında suç duyurusunda bulundukları kişilerden şüphelendiklerini ve varolan kovuşturma dosyasının genişletilmesini talep edeceklerini söyledi

(Bianet)

 

 

Türkiye’nin unutmayı tercih ettiği Ermeni kahraman

0

Independent’ta Robert Fisk imzasıyla çıkan yorum/haberi, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Özde Çakmak‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

Ermeni-Türk subay Torossian’a madalyaları veren Enver Paşa idi…

Komutan Terossian’ı düşünün. 1915 yılında 1,5 milyon Ermeni erkek, kadın ve çocuğun Osmanlı Türklerinin elinde katledildiği tüyler ürperten soykırımın yüzüncü yıldönümü ile karşı karşıya kalan Türk hükümeti, Ermeni katliamlarının anılarını aynı yıl Gelibolu savaşında İttifak güçlerine karşı kazanılan Türk zaferini anma törenlerle bastırmayı planlıyor. Şimdiden, sadık akademisyenler 1915’de Gelibolu’daki Türk orduları arasındaki binlerce Arap birliğinin varlığını görmezden gelmek için ellerinden geleni yapmaktalar – – ve şimdi de Gelibolu’da gösterdiği cesaret sebebiyle madalya verilen bir Ermeni Türk topçu subayını kendi biyografisini yaratan bir yalancı olmakla yaftalıyorlar.

Aslına bakılırsa, Yüzbaşı Sarkis Torossian’a madalyaları bizzat veren kişi, Türkiye’nin harbiye nazırı ve Osmanlı hiyerarşisinin en güçlü adamı Enver Paşa idi. Gelibolu’nun en büyük kahramanı, Atatürk olarak modern Türk devletini kuran Mustafa Kemal’di. Fakat, Türkiye’nin en önde gelen bazı tarihçilerinin Torossian’ı bir sahtekar olarak yaftalama arzusu göz önüne alındığında belki de ‘modern’ tırnak içine alınmalı.

Bu akademisyenler şimdi de kalkmış Ermeni ordu subayının Enver’den aldığı iki madalyayı kendisinin uydurduğunu iddia ediyorlar. Fakat, 1915 soykırımını tamamen tanıyan en açık sözlü Türk tarihçilerden Taner Akçam Torossian’ın Amerika’daki ailesini izini sürdü, torunuyla tanıştı ve iki Osmanlı madalyasının kayıtlarını inceledi; madalyalardan biri Enver Paşa’nın orijinal imzasını taşıyor.

Hepimizin bildiği gibi Türkiye, Avrupa Birliği’ne katılmak istiyor. Tesadüf bu ya, ben de Avrupa Birliği’ne katılması gerektiğini düşünüyorum. Bir Müslüman ülkesinin tamamı Avrupa toplumunu paylaşmak isterken biz Avrupalılar nasıl olur da Müslüman dünyasının ‘değer’lerimizden ‘ayrı’ kalmak istediğini öne sürebiliriz? Gerçekten de ikiyüzlüyüz. Öte yandan Türkiye Ermeni soykırımı gerçeğini tanımayı hala reddederken – ve bu reddi öleli uzun zaman olmuş bir Osmanlı subayına saldırı skandalıyla sembolize ederken – Avrupa Birliği’ne girmeyi nasıl umabilir? Böyle bir anda Dreyfus’un hayaleti dolaşır mı? Çünkü Türk hükümeti 2015’de Gelibolu’da istediği kadar kendi davulunu çalsın, Yüzbaşı Torossian’ın hayaleti hala 1915’deki o muharebe alanlarında dolanacak.

Torossian’ın anıları “Çanakkale Boğazı’ndan Filistin’e”, ilk kez 1947 yılında Boston’da basıldı. Ayhan Aktar, İstanbul Bilgi Üniversitesi sosyal bilimler profesörü, ilk kez 20 yıl önce bu kitabın bir nüshasına denk geldi ve – Türkiye’nin 1915’de tüm Ermeni nüfusunu yok etme teşebbüsü düşünüldüğünde – Osmanlıların tarafında savaşan Ermeni kökenli subayların olduğunu öğrenince şaşkınlığa uğradı. Sekiz ay süren Gelibolu Savaşı, – Winston Churchill’in Osmanlı başkenti Konstantinopol’ü (bugünkü İstanbul) ele geçirme umuduyla İttifak güçlerinin Çanakkale Boğazı’na girme ve Batı cephesindeki siper açmazından çıkma hayali kurması – Britanya ve Fransa, ve onlarla birlikte savaşan Avustralya ve Yeni Zelanda birlikleri (ANZAK kuvvetleri) için tam bir felaketti. Ocak 1916’da kıyıdaki mevzileri terkettiler.

YüzbaşıTerossian

Torossian kitabında – I. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Suriye ve Filistin’e giden Ermeni mültecilerin ölüm konvoyları arasında kızkardeşini bulana değin – Gelibolu ve katıldığı diğer muharebelerdeki acımasız çarpışmaları anlatır. Daha sonra Müttefik kuvvetlerine teslim olur, Arabistanlı T.E Lawrence ile tanışır ama ondan hoşlanmaz – ona sadece “haznedar” diye hitap eder – ve Fransız kuvvetleriyle birlikte yeniden Türkiye’ye girer. Nihayet, son nefesini verdiği ABD’ye gider.

Cesur profesör Aktar – meslektaşlarının Arap ve Ermenilerin Osmanlı Ordusu’nda savaştığını kabul etmedeki isteksizliklerini farkederek – Terossian’ın kitabını Türkçe olarak yayınlamaya karar verdi. İlk eleştiriler olumluydu, ta ki Sabancı Üniversitesi’nden iki tarihçi Ayhan Aktar’ın çalışmasına karşı çıkana dek. Sözgelimi, Dr. Halil Berktay kitabın tamamının kurgu, Terossian’ın ise yalancı olduğunu – Aktar’ın “karakter suikastı” dediğine yakın bir görüş – beyan etmek için “Taraf”ta tam 13 köşe yazısı kaleme aldı. “Bu, (birinci dünya) savaşta savaşmış, birarada yaşamayı savunan (integrationist) bir Ermeni subayının bir “travma dokümanı”dır,” diyor Aktar. “Fakat, Enver Paşa’nın (harbiye nazırı ve Osmanlı hiyerarşisinin en güçlü adamı) subay ailelerinin sınırdışı edilmemesi yönünde valilere verdiği kesin talimatlara rağmen, kendi ailesi Suriye’ye tehcir edilmişti.”
Osmanlı ordusundaki alt kıdemli Ermeniler silahsızlandırıldı ve daha sonra kadınların Türk askerleri, jandarma ve onların Çerkez ve Kürt milisleri tarafından düzenli olarak tecavüze uğradığı soykırımda katledildiler. Churchill, katliamları “soykırım” olarak niteledi. Torossian’ın torununu bulan Türk tarihçi Taner Akçam, kitabın Türkçe edisyonuna gelen tepkilerle şaşkına uğradı; dediğine göre, eleştirmenin biri Ermeni subayın hiç yaşamadığını bile iddia etmiş. “Akçam’ın önsözüyle beraber bu kitap Türkiye’de Gelibolu Savaşı’nın Türklerin savaşı olduğu yönündeki hakim anlatıdaki kocaman bir deliğe işaret ediyor. Aktar’ın önsözde belirttiği gibi, Gelibolu’da yalnzıca Torossian ve diğer Hristiyanlar önemli bir rol oynamakla kalmadı, askeri birliklerin bazıları da Araplardan oluşuyordu.”

Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu iki yıl önce Gelibolu’da konuştu ve Türkiye’nin yüzüncü yıldönümünde Ermeni soykırımını nasıl tanımlamayı planladığına dair oldukça dürüst bir açıklama yaptı. “1915 yılının tüm dünyada tanınmasını sağlayacağız,” dedi, “ bazı insanların iddia ve iftira ettiği gibi soykırımın yıl dönümü olarak değil de, bir ulusun görkemli direnişi – bir başka deyişle, Gelibolu’yu savunmamızı anma – olarak bilinmesini sağlayacağız.”

Böylelikle güya birkaç yıl içinde Türk ulusalcılığı tarihi galebe çalacak. Fakat, Gelibolu’da Anzak taburlarında can verenlerin torunları 2015’deki ev sahiplerine neden – Yüzbaşı Torossian da dahil olmak üzere – Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında savaşan bu cesur Arap ve Ermenileri onurlandırmadıklarını sorabilir.

 

Yeşil Gazete için çeviren: Özde Çakmak

Yazının özgün metni (ingilizce)

(Independent, Yeşil Gazete)