Ana Sayfa Blog Sayfa 4274

AP Gezi Parkı direnişçilerini dinledi

Avrupa Parlamentosu, özel Türkiye oturumu öncesinde Yeşiller Grubu tarafından düzenlenen konferansta, Gezi Parkı’ndaki protestolara katılan çeşitli grupların temsilcilerini dinledi.

Türkiye konusunu uzun süredir rafta tutan ve düzenli yayımlanan yıllık rapor hariç gündeme getirmekten özenle kaçınan Avrupa Parlamentosu’nda “eski yoğun günleri hatırlatan bir hava” hakim. Gezi Parkı’ndaki ağaçların sökülmesine tepki olarak başlayıp hükümetin sorunu, Birlik yetkililerinin deyimiyle, “Avrupa standartlarından oldukça uzak yöntemlerle çözme eğilimine girmesiyle” yayılan protesto eylemleri Türkiye’yi ister istemez Avrupa Parlamentosu’nun önemli gündem maddelerinden biri haline getirdi. Müzakere sürecinde üç yıl aradan sonra ilk başlığın açılmasının öngörüldüğü 26 Haziran öncesi Türkiye’nin gündeme geliş şekli ise Ankara’nın yararına olmayan bir niteliğe sahip.

Avrupa Parlamentosu’nun çarşamba günü düzenleyeceği özel Türkiye oturumu öncesinde Yeşiller Grubu tarafından organize edilen “İstanbul İsyanı” başlıklı konferansta Avrupalı parlamenterler protesto eylemlerine destek veren çeşitli kesimlerin temsilcilerinin değerlendirmelerini dinleme imkanı buldular.

Türk hükümetinin Avrupa Birliği’ndeki imajının ağır yara aldığı bir ortamda yapılan konferansın davetlileri arasında yer alan oyuncu Mehmet Ali Alabora, “güvenlik gerekçesiyle” mesajlarını video konferans aracılığıyla verirken Taksim Platformu koordinasyon komitesi üyesi Korhan Gümüş, yaşananlar için devrim tanımlaması yaptı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sorunun özünü anlayamadığını ifade eden Gümüş, “Yaşanan bir devrim ama bu siyasi gruplara dayanan bir devrim değil hukuk devletine gidiş yönünde bir devrim” dedi.

Antikapitalist Müslümanlar hareketi sözcüsü Rojda Tekin ise AKP iktidarının “çok güzel bir söylemle” başladığını ancak sonrasında güçlendikçe “ben bilirim, ben yaparım” anlayışının öne çıktığını belirterek, “Bu kadar baskıya karşılık olarak bir patlama yaşanacaktı ve bu patlama yaşandı. İnsanlar fraksiyonları ve neye inandıklarını bir kenara bırakarak tepki gösterdiler. Normalde sokakta birbirine tahammül edemeyen fraksiyonlar günlerdir Gezi Parkı’nda bir aradalar” diye konuştu.

Yeşiller-Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Sevil Turan da özellikle çevre boyutuyla tartışma yaratan projelere değinerek, “Türk hükümetinin insanlara nefes aldırmadığı tezini” işledi. Sorunun, “AKP’nin karşı olduğu devlet dilini ve otoritesini benimsemiş olması ve tüm toplumun hak ve taleplerini bu bakış açısıyla değerlendirmesinden” kaynaklandığını söyleyen Turan, Gezi Parkı’ndaki hareketin en önemli özelliğinin “samimiyet” olduğunu belirtti. Turan taleplerini ise polisin çekilmesi, gözaltına alınanların serbest bırakılması, parka yönelik projeden vazgeçildiğinin açıklanması, Taksim’de gösteri yasağına son verilmesi ve seçim barajı, siyasi partiler ve terörle mücadeleyle ilgili yasalarda değişikliğe gidilmesi olarak sıraladı.

Avrupa Parlamentosu’ndaki özel oturumun eleştiri dozunun son derece yüksek olması ve eleştirilerin odağında Başbakan Erdoğan’ın tutumu, polisin aşırı güç kullanımı ve medyanın tavrının yer alması öngörülüyor.

Avrupa Parlamentosu, tavrını yumuşak bulduğu Avrupa Birliği Komisyonu’nu tonunu sertleştirmesi talebiyle baskı altında tutuyor. Üye ülkelerde de yaşanan gelişmelerden duyulan rahatsızlık düzeyi yükseliyor. Müzakere sürecini ayakta tutup ilerletmeye çalışan ve olayların başladığı andan itibaren dengeli bir yaklaşım sergilemeye çalışan Komisyon’un oturumda takınacağı tavır önümüzdeki günlerde Brüksel-Ankara hattındaki ilişkiler açısından belirleyici sinyaller içerecek.

(VOA)

Polisin yaraladığı vatandaş korkudan şikayet edemiyor

İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise yaralanan vatandaşların haklarında soruşturma açılacağı korkusuyla şikayette bulunmadıklarını söyledi.

Ankara’da 31 Mayıs günü başlayan eylemlerde bazılarının durumu ağır olmak üzere bir çok eylemci yaralandı. Polis kurşunu ile yaralandığı iddia edilen ve görüntüleri basına yansıyan Ethem Sarısülük için ağabeyi Mustafa Sarısülük doktorların, “Yolun sonuna gelindiğini” söylediklerini aktardı. Sarısülükle ilgili kesin heyet raporunun ilan edilmesi bekleniyor. Bu arada İnsan Hakları Derneği’nde alınan bilgilere göre bazı yaralı vatandaşların soruşturma korkusuyla polise şikayet etmekten kaçındıkları belirtildi.

AĞABEYİ; ETHEM İÇİN UMUTLAR TÜKENİYOR

Eylemler başladığından beri hemen her gün polis müdahalesinin yaşandığı Başkent’te eylemcilerin sağlık bilançosu da yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Ostim Sanayii’nde işçi olarak çalışan Ethem Sarısülük için umtlar tükenmek üzere. Ağabeyi Mustafa Sarısülük doktorların kendilerine artık beklenti içine girmemelerini ve yolun sonuna gelindiğini, kesin sonucun bugün sabaha kadar açıklanacağını söylediklerini aktardı. Sarısülük 10 gündür yoğun bakımda tutuluyordu.

3 KİŞİ GÖZÜNÜ KAYBETTİ

Ankara’daki eylemler sırasında sağ kaşının üstüne isabet eden gaz bombası kapsülüyle ağır şekilde yaralan Dilan Ece Yıldız, geçtiğimiz haftasonu hastaneden taburcu edildi. Koku alma duyusunu yitirme riski bulunan Dilan kontrol altında tutuluyor. Kızılay’da atılan biber gazından kaçmak için sığındığı binanın 1. katından otoparka düşerek ağır yaralanan Burçin Şahlan’ın ablası Nergis Şahlan ise kardeşinin vücudunda oluşan kırıklar nedeniyle yatağa bağlı yaşadığını, vücudunu hareket ettiremediğini söyledi. Olaylarda biri Çankaya Belediyesi çalışanı olmak üzere 3 vatandaş ise isabet eden gaz bombası kapsülüyle görme kaybı yaşadı.

ÜNİVERSİTE SINAVINA GİRECEKTİ

1 Haziran’da, akşam saatlerinde polisin sert müdahalesi sırasında gözüne gaz bombası kapsülü isabet eden 20 yaşındaki Musa Üret’in tek gözünde yüzde 90 görme kaybı bulunuyor. Üret’in annesi Gaye Üret, “Yapılanlar yanlarına kâr kalmasın” dedi. Oğlunun görme kaybı tehlikesi yaşadığını söyleyen Üret, “2 veya 3 ameliyat yapılacak. Oğlum bu haftasonu üniversite sınavına girecekti. Bu halde nasıl olacak? Kapsülün üzerinde doğrudan insana yöneltmeyiniz yazıyor. Direkt gözüne atmışlar. Polis insanların üzerine hınçla geliyor. Suç duyurusunda bulunacağım, sonuna kadar gideceğim. Sadece benim değil bütün bu çocuklara yapılanların hesabı sorulsun” dedi.

DEVLET KORKUSUYLA ŞİKAYET ETMİYORLAR

İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise yaralanan vatandaşların haklarında soruşturma açılacağı korkusuyla şikayette bulunmadıklarını söyledi. Türkdoğan, “Korku ortamı var. İnsanların çoğu revirlerde tedavi oldu. Polisten çok göstericilere dava açılan bir ülkedeyiz. Siyasal iktidar pek oralı değil ama etkili soruşturma yapılması gerekirken adeta polis şiddete teşvik ediliyor” dedi.

(Radikal)

RTÜK’ten Halk TV ve Ulusal Kanal’a ceza

RTÜK, Gezi Parkı olaylarında halkı şiddete teşvik ettikleri gerekçesiyle bazı kanallara para cezası verdi.

RTÜK , Gezi Parkı olaylarında halkı şiddete teşvik ettikleri ve yayın ilkelerine aykırı davrandıkları gerekçesiyle Ulusal TV, Halk TV, Cem TV ve EM TV’ye para cezası verdi.

Hürriyet Gazetesi’nden Meltem Özgenç’in haberine göre karar RTÜK’ün dünkü toplantısında alındı. Kararda gezi parkı eylemleri sırasında bazı kanalların yayın hizmetleri ilkesine aykırı olarak, çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimine zarar verebilecek türde içerik taşıyan programlar yaptığına yer verilerek, söz konusu kanallara para cezası verilmesi kararlaştırıldı.

Amanpour’dan, İbrahim Kalın’a: Bayım program bitti!

Başbakan Erdoğan’ın Dışişleri Başdanışmanı İbrahim Kalın, CNN’de canlı yayında Christiane Amanpour tarafından sözü kesilerek yayından alındı.

Türkiye ‘de yaşanan olaylar konusunda bilgi vermek için CNN televizyon kanalına bağlanan İbrahim Kalın, hükümetin Gezi Parkı ve Taksim’de yaşanan olaylara ilişkin politikasını savunarak, göstericileri suçlayan açıklamalarda bulundu.

Christiane Amanpour’un, ‘barışçıl gösterilere, polisin çok sert müdahalesini’ yorumu üzerine, Londra ‘da benzer bir müdahale olduğunu hatırlatan Kalın, ‘Yarın Erdoğan göstericilere ne verecek?’ sorusuna da Başbakan’ın istekleri dinleyeceğini ancak görüşmenin içeriğini önceden kestiremeyeceğini belirtti.

Türkiye’de hapiste bulunan gazetecilere ilişkin sorularına da Kalın’dan yanıt alamayan Christiane Amanpour, Kalın’ın hükümeti savunan sözlerini sürdürmesi üzerine, ‘Bayım gösteri bitti’ (Sir, Show is over) sözleriyle İbrahim Kalın ile olan canlı yayın bağlantısını kesti.

Gazi mahalleliler TEM’i kapattı

TEM Otoyolu’nu bir süre trafiğe kapatan kalabalık bir grup, Gazi Mahallesi’nde izinsiz gösteri yaptıktan sonra dağıldı.

TEM Otoyolu’nu bir süre trafiğe kapatan kalabalık bir grup, Gazi Mahallesi’nde izinsiz gösteri düzenledikten sonra dağıldı.

Eyüp Yeşilpınar’da toplanan göstericiler, Taksim’de yaşanan olayları protesto ederek, sloganlar eşliğinde Gazi Mahallesi’ne doğru yürüyüşe geçti. Gazi Mahallesi girişindeki TEM Otoyolu’nu yaklaşık 20 dakika trafiğe kapatan gruptakiler, daha sonra İsmetpaşa Caddesi’ne geldi.

Burada sayıları daha da artan göstericiler, devirdikleri çöp konteynerleriyle barikat kurup yolda ateş yakarak, polise taş ve havai fişek attı. Bir süre slogan atan gruptakiler, daha sonra dağıldı. Polis, izinsiz gösteri nedeniyle yoğun güvenlik önlemi aldı.

Gezi görüşmesine ret!

Gazeteci Hayko Bağdat ve GreenpeaceKampanyalar Yöneticisi Hilal Atıcı, Başbakan Erdoğan’ın yarın yapacağı gezi görüşmesine katılmayacaklarını açıkladı.
Gezi Parkı’nda yaşananlar devam ederken Başbakan Erdoğan’ın bazı görüşmeleri de iptal oldu.

 

Gazeteci Hayko Bağdat görüşmeye katılmayacağını Twitter’dan açıkladı “Taksim Dayanışma’nın tavrına uygun olarak yarın yapılması planlanan Başbakanlık’taki toplantıya katılmayacağım” dedi.

Bir diğer görüşme ise Greenpeace’den Kampanyalar Yöneticisi Hilal Atıcı ileydi.

Atıcı, Başbakanlık Basın Müşavirliği’nden aranarak davet edildiğini belirtti.

Atıcı, “Mevcut şiddet ortamında mesajın sağlıklı bir şekilde iletilemeyeceği ve düzgün bir diyalog ortamı olamayacağı” gerekçesiyle Başbakan’ın görüşme teklifini reddettiğini açıkladı.

Ayrıca, Greenpeace’den yazılı bir açıklama geldi.

Greenpeace barışçıl ve demokratik bir ortamda, çözüm odaklı yapılacak her türlü görüşme davetine açıktır. Fakat Başbakan’la bir görüşme olmadan önce şiddet sona ermelidir” denildi.

Beyaz Saray’dan Gezi Parkı açıklaması

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, “İfade özgürlüğü haklarını kullanan bireyleri cezalandırma yönündeki herhangi bir girişimden ve herhangi bir tarafın şiddeti provoke etmeye yönelik çabalarından kaygılıyız. Bugünkü olayların, durumun diyalog yoluyla çözüme kavuşturulması ihtiyacını pekiştirdiğine inanıyoruz” ifadesi kullanıldı.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Caitlin Hayden, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’deki olayları kaygıyla izlemeye devam ettiklerini ve barışçıl protesto hakları da dahil olmak üzere ifade ve toplanma özgürlüğünden yana olmayı sürdürdüklerini kaydetti.

Hayden, açıklamasında şunları belirtti:

“İfade özgürlüğü haklarını kullanan bireyleri cezalandırma yönündeki herhangi bir girişimden ve herhangi bir tarafın şiddeti provoke etmeye yönelik çabalarından kaygılıyız. Bugünkü olayların, durumun diyalog yoluyla çözüme kavuşturulması ihtiyacını pekiştirdiğine inanıyoruz. Daha önce de söylediğimiz gibi Türkiye’nin uzun süreli istikrarı, güvenliği ve refahını en iyi garanti altına almanın yolunun, ifade, toplanma ve dernek kurma gibi temel özgürlükleri ve özgür ve bağımsız bir medyayı onaylamaktan geçtiğine inanıyoruz. Türkiye’nin ABD’nin yakın dostu ve müttefiki ve Türk yetkililerin bu temel özgürlükleri onaylayacağını umuyoruz.”

Karanlık gecenin aydınlık şafağı – 12 Haziran 2013 / Güneşin Aydemir

Dün geceden sonra hala hayatta olduğuma şaşıyorum. Bir noktada nefesim kesilmişti. Kalbim ağrıyordu. Bilincim gidip gidip geliyordu ve aklım da yetersiz kalıyordu olan biteni anlamaya. Üstelik bunu yaşarken Gezi’de de değildim. Bedenim zorunluluktan –maalesef- oradan uzaktaydı, ama ruhum sanki bedenimden çıkmıştı ve evet kesinlikle orada idi.

Bir ara, “anlamak imkansız, anlamaya çalışmayalım” dediğimi hatırlıyorum bir arkadaşıma.

Sanırım durum sadece bu  yapılanların emrini verenler, onaylayanlar ve bizzat yapanlar için anlaşılır durumda. Belli ki bir plan var, kökleri kimbilir nerelere dayanıyor. Ruhu ve niyeti bir ağaç kadar tertemiz olan insanların anlaması na mümkün. Zaten de anlaşılmasın, zira anlaşıldığında kirlenecek…

Ortaya çıkarılan çatışmanın tek sahibi var: meseleyi çatışma haline sürükleyenler. Bir savaş demeye dilim varmıyor, zira savaş iki taraf olmasını gerektirir.

İşin garip tarafı, Gezi Parkındaki ve memleketin diğer parklarındaki insanların ve onlara yürekten destek veren herkesin istediği gibi bir dünya olduğunda ortamı bu hale getirenler ve onların yakınları ve çoluk çocukları için de bir mükafat olacak… Çünkü direnişin istediği, daha çok para, daha çok iş ya da daha çok kişisel menfaat düzeni değil. İstenen, bütünün hayrına daha temiz su, daha çok toprak, daha çok sağlıklı gıda, daha çok oksijen, daha çok adalet.. Hepimizin, varlığı olmaksızın yaşayamayacağı  en temel ihtiyaçları.

Peki hak etmeden elde edilen bir mükafatın bedeli ne olur? Bedelini ödemediğiniz bir lokmayı yediğinizde o lokma boğazınıza takılmaz mı? Sizi de boğmaz mı?

Ancak işin içinden böyle düşününce de çıkılamıyor. Hal böyle olunca insan da düşünmeden edemiyor: Demek ki bu isteğe karşı olanların başka gıda, su ve oksijen kaynakları var. Demek ki onlar bizim bildiğimiz anlamda yemek yemiyor, su içmiyor, nefes almıyor.

Dün anne-babalara “yavrunuzun emniyetinden endişe ediyorum” diyerek uyarılar yapan bu kişilerin de çocukları olmalı. Bu direniş söndüğünde o çocuklar için de güvenli bir dünya olmayacak.. Üstelik kendilerinden dolayı olmayacak. Zira zulüm herkes için güvensiz bir iklim yaratır.

Çatışanlar eylemlerini para ile devam ettirirler, ama parası olmayanlar yürekleriyle. Para, sonu belli, hem de çok yakında bitecek bir madde, sevgi sınırsız bir kaynaktan her an hesapsızca akan sonsuz bir güç. Hangisi daha güçlü bir düşünelim.

İşin bu tarafındaki hesabını Yüce Rabbim’e havale ediyorum. Rabbim neylerse güzel eyler… Benim diyeceklerim daha çok Dünya tarafındaki işlerle ilgili .

Sabahki duruma baktığımda direnişin devam ettiğini gördüğümde rahatlıyorum. İlk defa derin bir nefes alabiliyorum. Ağaçların dibinde nöbet tutanlara, ne olursa olsun orayı bırakmayanlara sonsuz minnettarlığım yüreğimi yakıyor. Onlara borçlu olduğumu hissediyorum.

Gerçekten yaşamayı unutmuştuk. Direnişle hatırladık. Yaşamın içine girdik.  Yaşamanın kendisinin bir direniş olduğunu unutmuştuk. Sistem bizi uyuşuklaştırmış, bize süslü bir tepside sunduğu sözde nimetleri ile bağımlı kılmış, uykuya yatırmış, yanağımıza sahte bir öpücük kondurmuş ve üzerimize ölü toprağını serpmişti.

Her sabah köle olarak başladığımız güne, bize verilen ömür süremizden harcayarak, kime  ve neye hizmet ettiğimizi bilmeden devam ediyorduk. Yorgun bedenlerimiz, sadece uyumak için kirasını ya da kredisini ödediğimiz ve henüz bize ait olmayan bir eve doğru gidiyor, ruhumuz çekilmiş, umutsuz bir şekilde, omuzları düşük, başı öne eğik bizi bu durumdan bir geceliğine kurtaracak yatağımıza seriliyorduk.

Canımızdan bir parça çocuklarımız için bakıcı tutmak, gün boyu kullanmadığımız evimizi temizletmek için insan çalıştırmak, bir yerden bir yere ulaşmak için 4 kişilik bir arabada tek kişi gitmek, gıdamızı hiç tanımadığımız birilerine ürettirmek, temizlik uğruna kirletmek, nefes almak için klima çalıştırarak boğulmak, para kazanmak için para harcamak, vakit satın almak için vakit harcamak, sevmek için nefret etmek, barış için savaşmak…

Bu mantık dışı düzeni koruyan kabarcık, uyanan bir ruhun püf demesiyle patlar! O ruh eskicinin tezgahındaki lambayı okşar ve cin dışarı çıkar.

Şimdi ise can geldi… Rahat bir yatak aramıyoruz, uyku istemiyoruz, zaman doğrusal yapısını yitirdi -zaten hiçbir zaman doğrusal olmamıştı- ihtiyaçlarımız kendiliğinden karşılanıyor. Adeta metafizik bir düzlemde yaşıyoruz.

Ortalıkta, erken seçim, referandum, yeni siyasi oluşum / lar gibi laflar dolaşıyor. Bunlar da olsun elbette ama esas meselenin insanların her bir bireyinin dönüşmesinde olduğunu düşünüyorum. Dönüşümün zihinlerden başladığı ve davranışlara yansıması gerektiğini düşünüyorum. Kendine yeterli topluluklar kurmak mümkün. Şüphesiz dünya biz nasıl istersek öyle bir yer olacak. Dünya, düşüncelerimizin ve yaptıklarımızın bir tezahürü. Bu da yaşamın bir gerçeği.

Bildiklerimizi yenilemenin tam zamanı.

Para, güvenden çok güvensizlik getirir. Hiç olmasın demiyorum ama ne kadar az, o kadar iyi. Para yerine takas sistemlerini devreye sokmak bolluk, bereket getirecek.

Bütün ihtiyaçlarımızı yeniden tanımlayalım. Temel ihtiyaçlarımız çok basit şekilde karşılanabilir. Bunun için boşuna dememişler “Allah, rızkını verir” diye. Temel ihtiyaçlardan ötesine ihtiyacımız olmadığını, ancak ihtiyaçlarımızı o seviyede tutarsak barış içinde yaşayabileceğimizi bir kere daha farkedelim.

Üretim / Kullanım ilişkilerimizi gözden geçirelim. Cebimizdeki kaynaklar yaptığımız her harcama bir yatırımdır. Artık en azından kimin desteklenmemesi gerektiğini biliyoruz.

Gıdamızın kaynağını sorgulayalım. Üreteni, ürettireni, taşıyanı, paketleyeni tanıyalım. Yetmedi, kendimiz yetiştirme yollarına bakalım. Vaktimizi buna da ayıralım. Ekmek parası için değil ekmeğimizin bizzat kendisi için çalışalım. Bunu bir oranda, şehrin göbeğinde de yapmak mümkün, başlangıç için bir adım atmak demektir.

Kırsalda ekolojik yaşam kurma çabasında olanlar var. Onlarla tanış olalım. Onlara katılalım.

Kişisel eğitimlerimiz ve gelişimlerimiz için verdiğimiz çabaların içine doğanın öğreteceklerini ekleyelim. Doğanın dilini okuyabilmenin yollarını öğrenelim.

Bizi bu sürdürülemez düzene bağlayan bağlarımızı gözden geçirelim. Bu bağları giderek azaltalım, döngünün parçası olabilmenin yollarına bakalım. Unutmayalım, bizi besleyip, bize şifa veren döngünün kendisidir, Birliktir. Güvenelim.

Dışarıdaki direniş nasılsa içerideki direniş de aynı şekilde onurlu olmalı. İçimizde bizi köleleştiren her ne varsa ona da direnelim.

Ve daha pekçok madde sayabilirim. Üstelik, evet inanması güç ama bütün bunlar için elimizde yeterli kaynak, dahil olabileceğimiz döngüler var. Çok şükür bu altyapı için uzun zamandır çalışan insanlar var.

Daha da mühimi, Gezi Parkı çok insana bunun neşe ve huzur içinde olabileceğini tattırdı. Korkuyu yendiğinde mükafatın ne olacağını gösterdi.

Gezi’deki bostanı önemsiyorum. Oradan yeni ve aydınlık bir dünya yeşerecek. Tohumları yerli ve köylü, kendine yeten, bütüne teslim ve sevgi dolu ellerle ekilmiş. Daha da önemlisi hala bakılıyor özenle…

yazıyı paylaşmak için tklynz / click for to share

 

 

Güneşin Aydemir

 

 

 

 

 

 

Beyoğlu Yeşil Ev, direnişçiler için 24 saat açık

Gezi Parkı Nöbeti 16. gününün ilk saatlerini yaşıyor şu an. Dün sabah başlayan ve hala devam eden polis saldırılarında direnişçiler için en bulunmaz nimet sığınacak bir kapı oluyor çoğu zaman.

haberi paylaşmak için tklynz / click for to share

Beyoğlu Yeşil Ev’de bulunan arkadaşlarımız aradı az önce (01:35 a.m.). 24 saat açığız, hazır yemeklerimiz var, çayımız, kahvemiz var, sıcak dost muhabbetimiz var, direnişteki arkadaşlarımız dinlenmek, soluklanmak isterse kapımız açık dediler.

Bilmeyenler için Beyoğlu Yeşil Ev’in mektup adresi ile tarifini de verelim

Adres: Kuloğlu mh Tel sk No 28 Beyoğlu

Tarif: Ağa Camii’nin karşısında bulunan Sadri Alışık Sokağa girin, ikinci soldan dönün. Beyoğlu Karakolu’nun bitişiğindeki bina

(Yeşil Gazete / Türkiye)

Tanrıkulu, Yeşil Gazete ile görüştü, “Yeni Türkiye tahayyülümüz ortak”

Gezi Parkı’nda bulunan arkadaşımız Durukan Dudu, Şafak Pavey’in ardından bir başka CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile de görüştü.

Fotoğraf: Aykun Tasciian

Durukan ile Tanrıkulu arasında 12 Haziran 2013 Çarşamba gecesi 01:00 sularında gerçekleşen mini röportajı bilginize sunuyoruz.

Durukan Dudu: Merhaba Sezgin bey, Yeşil Gazete’den ben Durukan. Nasıl bir ortam görüyorsunuz şu anda. Yani hissiyatınız nedir, onu merak ediyoruz aslında?

Sezgin Tanrıkulu: Müthiş bir kararlılık var. Müthiş bir irade var. Çok da büyük bir dayanışma ortamı var. Bu dayanışma ortamını güçlendirmek amacı ile, katkı vermek amacı ile burdayız. Yeni Türkiye bu.

D.D: Peki yeni Türkiye sizce bu direnişin sonucu ne olursan olsun kurulmuş oldu mu?

S.T: Bence oldu. 31 Mayıs’ı 1 Haziran’a bağlayan gece Türkiye’de bir tarih yazıldı. Bunu tarihçiler de yazacaklar. Bizler de bu tarihin tanıklarıyız, katkı vermeye çalışıyoruz.

Hiçbir zaman önünde olmadık, sahiplenmedik. Sadece yanında durmaya ve dayanışma içinde olmaya çalıştık. Yeni Türkiye tahayyülümüz aslında ortak.

D.D: Peki AKP hükümetinin şu ana kadarki tavrını, bu akşamki tavrını, yaşanan polis şiddetini nasıl değerlendiriyorsunuz?

S.T: AKP bugüne kadar sürekli olarak Türkiye’de bir cepheleşme ve mağduriyet üzerinden siyaset yaptı. Şimdi de tırnak içinde söylüyorum, “cepheleşmeyi” ve kendisini tahkim etmeyi sürdürmeye çalışıyor ama bu artık çıkmaz yoldur. Bunu artık Yeni Türkiye yemeyecek.

D.D: Siz bu direnişin olumlu sonuçlanacağını düşünüyorsunuz anladığımız kadarı ile

S.T: Şunu ifade edeyim. Ne olursa olsun bugün yarın değil on beş gündür devam eden bir durum var önümüzde. Bence yeni bir gelecek var hepimizin önünde.

D.D: Çok teşekkür ederiz bize vakit ayırdığınız için. Siz de sabahtan beri buradasınız ve kalmaya da devam edeceksiniz sanırım.

S.T: Ben teşekkür ederim. Evet burdayız.

Haber: Durukan Dudu

(Yeşil Gazete / Türkiye)