Ana Sayfa Blog Sayfa 4168

‘Ustanın Hikayesi’ izlenmedi

Başbakan Erdoğan’ın hayatının anlatıldığı “Ustanın Hikayesi” belgeseli Türkiye’nin gündemine oturmasına rağmen reytinglerde hüsran yaşadı.

Beyaz TV’de yayınlanan Başbakan Erdoğan ‘ın hayatını konu alan “Ustanın Hikayesi” adlı belgesel, sosyal medyada en çok konuşulanlar arasında yer almasına rağmen reyting sıralamasına giremedi.

Başbakan Erdoğan kendi hayatının anlatıldığı “Ustanın hikayesi” belgeselinin ilk bölümünde canlı yayına katıldı. Belgeselde Başbakan Erdoğan’ın hayat hikayesiyle ilgili birçok sanatçı görüşleri, çeşitli canlandırmalar ve çocuklarla yapılan kısa röportajlar yer aldı.

(medyatava)

ABD Senatosu Suriye’ye müdahale oylamasını erteledi

ABD Senatosu, Rusya’nın teklifi üzerine yaşanan gelişmeler nedeniyle, Suriye’ye yönelik askeri güç kullanma yetki tasarısının çarşamba günkü oylamasını erteledi.

ABD Senatosu, askeri güç kullanma yetki tasarısının 11 Eylül Çarşamba günü yapılması planlanan oylamasını erteledi.

Senato Çoğunluk Lideri Demokrat Harry Reid, yaptığı açıklamada, “Oylama yapmadan önce, Başkan Obama’nın davasını Senato ve Amerikan halkına sunma fırsatı olduğundan emin olmak istiyorum” ifadesini kullandı.

Reid, Suriye’nin kimyasal silahlarına yönelik uluslararası tartışmalar devam ederken Senato’da oylamaya gitmenin uygun olmayacağını belirterek, önemli olanın tasarıyı ne kadar hızlı geçirmek değil, ne kadar iyi geçirmek olduğunu bildirdi.

Tasarıyı 11 Eylül Çarşamba günü Senato’ya getirmeyi planlayan Reid, son gelişmeler dolayısıyla bunu ertelediğini açıkladı.

Polis öldürmeye devam ediyor, Son kurban Ahmet Atakan

Antakya’da gece 02:27’de 22 yaşındaki Ahmet Atakan, polisin hedef alarak attığı gaz bombası kapsülünün başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybetti.

Ahmet Atakan, 28 Mayıs’ta başlayan Gezi Direnişi süresince polisin saldırısı sonucu hayatını kaybeden altıncı kişi oldu. Atakan, ODTÜ protestolarına destek vermek ve ‘Gezi Parkı’ eylemlerinde vurularak hayatını kaybeden Abdullah Cömert’in faillerinin bulunması için düzenlenen gösteriye polis müdahale etti. 22 yaşındaki genç başına gaz kapsülü isabet etmesi sonucu hayatını kaybetti.

Ambulansla Antakya Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Atakan’ın yakınları ilk olarak gencin hayatını kaybettiği haberiyle yıkıldı. Ancak bir süre sonra yapılan müdahale sonucu duran kalbi tekrar çalıştırılan Atakan’ın yoğun bakıma alındığı bilgisiyle sevinç yaşandı. Kısa süre sonra Atakan hayatını kaybettiği haberi yine herkesi üzdü. CHP Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu, gencin, yakın mesafeden gaz kapsülüyle vurularak hayatını kaybettiğini belirtirken, polis, bir binanın çatısından Atakan’ın güneş enerjisi panelini atmak isterken düştüğü iddiasında bulundu.

Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Medeni Yıldırım ve Ali İsmail Korkmaz da pasif direniş ile protesto haklarını barışçıl bir şekilde kullanırken kolluk kuvvetlerinin ve sivil giyimli kişilerin saldırıları sonucu hayatlarını kaybetti.

 

Okmeydanı Mithatpaşa Caddesi’ndeki evinden 12 Haziran’da ekmek almak için çıktığı sırada polisin yakın mesafeden attığı gaz bombası fişeği kafatasını parçalayan 14 yaşındaki Berkin Elvan’ın ise hayati tehlikesi devam ediyor. Elvan, 12 Haziran’dan beri yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor.

(Yeşil Gazete)

Dünya’da tavuk nüfusu zirve noktaya ulaştı mı ?

Mother Jones’da 2 Eylül tarihinde Kiera Butler, Tasneem Raja ve Maggie Severns imzası ile çıkan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Arzu Gökdai‘nin çevirisi ile sunuyoruz

* * *

Çarşamba günü, Kuzey Kaliforniya hayvan barınağı Animal Place bir Embraer 120  turbo-prop içerisinde Hayward Kaliforniya’dan 1.150 yaşlı yumurta tavuğunu Elmira New York’a havayoluyla taşıyacak—evet, doğru okudunuz: havayoluyla taşıyacak.

Peki bunun maliyeti ne kadar olacak? 50,000 dolar.

Evet. Yani açıkça bu, tavuklara yardım paranızı harcamanın en verimli yolu değil. Bazı alternatifleri düşünmek çok vaktimi almadı: Örneğin 1.150 tavuğun tümünü eşleştirerek her bir çifte kendi evini satın alabilirsiniz. 367 tavuğu bir yıl boyunca fiyakalı organik yemle besleyebilirsiniz.* 157 kişiyi bir yıl boyunca en fiyakalı, en pohpohlanmış, en serbest dolaşımlı ve en organik yumurtayla besleyebilirsiniz. Heifer International derneği aracılığıyla gelişmekte olan ülkelerdeki 2.500 yetiştiriciye tavuk sürüleri satın alabilirsiniz.

Beni yanlış anlamayın, havayoluyla taşınacak bu tavukların daha iyi bir hayatı hak etmediğini düşünmüyorum. Bu hayvanlar Kaliforniya’daki gizli bir batarya tipi kafes yumurtası operasyonundan geliyor ve çoğu kişinin bildiği üzere bu kolay değil. Animal Place’den Marji Beach bana yumurta tavuklarının 18 ay civarında yumurta veriminin düştüğünü ve yumurta elde etme işleminin sürmesi için bu hayvanların elde tutulmasının ekonomik olarak daha fazla mümkün olmadığını söyledi. Sonuçta işletmeler her yıl binlerce ‘‘tükenmiş’’ hayvanı elden çıkarmak zorunda.

Bu tavuklara ne oluyor? Çoğu durumda tavuk bulyonunuz ve hatta kedinizin veya köpeğinizin maması bile olmuyorlar. Çünkü kesimhanelerin çoğu bunları kabul etmiyor, bunun nedeni de kemiklerinde kara dönüşecek çok az et var. Bunun yerine, yumurta üreticileri genellikle tükenmiş hayvanları  yüksek konsantrasyondaki karbondioksit gazıyla öldürüyor. (Bu büyük ihtimalle hayvanları ülkenin bir ucundan diğer ucuna taşımaktan daha az tutuyor, fakat bu durum websitesi ziyaretçilerini devamlı olarak vejetaryen olmaya davet eden Animal Place’e pek hoş gelmiyor.)

Birkaç Mother Jones personeli ve ben harcanan tavuk problemini duyduğumuzda, merak ettik: Dünya tavuk peakine ulaştı mı? Amerikalıların yılda 79 milyar yumurta yediği gerçeğini göz önüne alırsak bu yumurta tavuklarının çok olmasından.Bu, tavukları süper market rafları, fast food sandviçleri ve nuggetlar için yapan sözde broyler işlemlerine bir şey söylememek için.

UC Davis Profesör ve kümes hayvanları uzmanı Dr. Rodrigo Gallardo‘ya göre; bu günlerde dünyanın neden daha çok tavuk eti ve yumurta yediğinin bazı sebepleri var. Gallardo: ” Birkaç yıl öncesini düşünürseniz, birçok insan dana veya domuz eti yediler, çünkü daha çok  mevcuttu ve daha ucuzdu” diyor.  Fakat zaman içinde tavuklar daha cazip bir seçenek oldu: Tavuklar yağsızlar, zaman içinde daha çok et üretmek için yetiştirildiler ve onları yetiştirmek, inek ve domuzlara göre daha az alan gerektiriyor.

Gallardo: “Yumurtalar hakkında düşündüğünüz zaman, ucuzdurlar, tüketimleri kolaydır, insanlar onu farklı şekillerde pişirebildiği için eğlencelidirler hatta ” diye açıklıyor. “Çocuklar onları her zaman sever ve yumurtalar hayvansal kaynaktan alabileceğiniz en ucuz proteinlerdir”.

Aslında dünyada ne kadar tavuk var ? Merak ettik. Bulduğumuz cevap çok olduğu ve arttığı. Burada, tavuk artış ölçüsünü anlamanızı sağlayacak bir kaç tablo mevcut:

1970 - 2008 yılları arasında İnsan ve Tavuk nüfusunun artış oranı

1970 - 2011 arası Çiftlik Hayvanları nüfusunun artış oranı
1970 - 2010 arası Tavuk ve İnsan nüfusu artış oranına dair başka bir grafik
1970 - 2009 arası Tavuk satın alırken hangi kısmı tercih edildi oranı

Yeşil Gazete için çeviren: Arzu Gökdai

Yazının özgün hali

(Yeşil Gazete, Mother Jones)

KCK çekilmeyi durdurdu

KCK, hükümetin demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda adım atmaması sonucu PKK’lıların geri çekilmesini durdurduklarını duyurdu.

PKK liderlerinden Cemil Bayık geçtiğimiz hafta gazetecilere yaptığı açıklamada “1 Eylül’e kadar Türk hükümetine süre vermiştik. Şimdiye kadar bir şey görmedik. Bu şu anlama geliyor: sorunu çözmek istemiyor, ezmeyi esas alıyor. Savaşmak istiyor. Buna karşı kendimizi savunacağız. Gerillayı durduruyoruz. Eğer operasyon yaptıklarını görürsek, bu operasyonlara karşı meşru savunma yapacağız. Savaşı daha da şiddetlendirmek isterlerse, Güney’e (Kuzey Irak) gelen grupları yeniden göndereceğiz” demiş bu açıklama tartışmalara neden olmuştu.

Bu açıklama sonrasında KCK da çekilmeyi durdurduklarını açıkladı.

Seferihisar’da orkinos çiftliği protestosu

İzmir Seferihisar İlçesi’nde orkinos üretim çiftlikleri olarak bilinen orkinos balığının beslenip daha sonrasında satışının yapıldığı çiftliklere karşı dün Seferihisarlılar, çeşitli sivil toplum kuruluşları bir eylem yaptı. Eylemde teknelerle denize açılan grup bu katliama bir an önce dur denilmesini istedi.

Seferihisar Sığacık’da saat 11.00’da başlayan eyleme CHP İzmir Milletvekili Musa Çam, Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, Karaburun Belediye Başkanı Serdar Yasa, Mordoğan Belediye Başkanı Ahmet Çakır, Tema Vakfı, Doğa Derneği, Seferihisar Kent Konseyi, Seferihisar Çevre Koruma Derneği, Karaburun Ortak Yaşam Paltformu ve yüzlerce vatandaş katıldı.

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, ” Orkinos Tesisi ile bir yandan turizmi baltalayıp bir yandan ihracata destek veriyorum diyen anlayış bitmiştir. Bu anlayış bizi daha fazla yönetemeyecek gün bugündür, bu köhne anlayışı bu körfezde denize gömeceğiz” dedi. Eylemde “Balıkçılığı yaşatmak için orkinos mezbahasına hayır”, “Sakin şehrin tekmesi sert olur”, “Çocuklarımızın balık yeme hakkına, denize girme hakkına sahip çıkıyoruz” pankartları açıldı.

‘Mahkeme kararı uygulanmıyor’
Dava Avukatı Şehrazat Mercan ise; “Kendi yurdumuzda sürgünüz. Mahkemeler karar alıyor uygulanmıyor. Eylem yapıyor, dilekçeler veriyoruz dikkate alınmıyor. Mahkeme kararlarını uygulamayıp bir kenara atan yönetimi şiddetle kınıyorum. Bu mezbaha buradan gidene kadar mücadelemiz sürecek” dedi.

‘Denizi kirletiyor, orkinosların soyu tükeniyor’
Daha önce Danıştay kararı ve olumsuz ÇED raporları alınmasına rağmen, tekrar alınan ÇED raporlarıyla orkinos çiftlikleri üretime devam ediyor. Bir günde 900 ton üretim kapasitesi bulunan orkinos çiftlikleri nedeniyle bir taraftan denizi kirliliği hızla artarken öte tarafta ise orkinosların soyları günden güne bu çiftliklerle azalma tehlikesi yaşıyor.

(Sol)

Dünyadan Kısa Kısa – 9 Eylül Pazartesi

0

Avustralya’da Seçimler Yapıldı

7 Eylül Cumartesi günü yapılan seçimleri, kampanyasını sığınma isteyen insanları geri çevirmek ve karbon vergisini kaldırmak üzerine kuran Liberal/Ulusal koalisyon kazandı. 2004’ten bu yana en düşük oyu alan İşçi Partisi lideri Kevin Rudd istifa etti. Yeşiller Partisi senatodaki koltuk sayısını 1 artırdı.

Suriye

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Arap Birliği üyeleriyle Esad’ın kimyasal silah kullanarak ‘kırmızı çizgiyi aştığı’ konusunda hemfikir olduklarını söyledi. Esad ise ABD’nin kimyasal silah kullandığı konusunda delili olmadığı iddiasını tekrarladı. Bu hafta Suriye’ye müdahale tekrar ABD yasama organı gündeminde olacak.

Mısır

Mısır’da geçen hafta darbe hükümetinin içişleri bakanına yapılan bombalı saldırıyı Ansar Bayt al-Maqdi grubu üstlendi.

Tunus

Tunus’ta ılımlı İslam hükümetinin istifasını talep eden onbinler sokağa çıktı. Ülkede muhalefet lideri Muhammed Brahmi’nin Temmuz ayında öldürülmesinden beri tansiyon tırmanıyor.

Afganistan’da Hava Saldırısı: 16 ölü

Afganistan’ın doğusunda gerçekleştirilen hava saldırısında ölenlerin 4’ünün çocuk, 4’ünün ise kadın olduğu açıklandı. NATO ise saldırıda 10 militanın öldürüldüğünü iddia ediyor.

Meksika’da 40 bin Kişi Vergi Reformu ve Enerji Sektörü Özelleştirmesine Karşı Yürüdü

Devlet Başkanı Enrique Pena Nieto’nun desteklediği vergi reformu ve Meksika devlet petrol şirketinin özelleştirilmesine karşı Pazar günü Mexico City’de onbinler sokağa çıktı.

Filipinler’de saldırı

Filipinler’in Zamboanga kentine gerçekleştirilen sladırıda 3 kişi hayatını kaybetti, 20 kişi ise rehin alındı. Saldırının Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi militanları tarafından düzenlendiği tahmin ediliyor.

Pakistan’da Devlet Başkanı Görev Süresini tamamladı

Pakistan Devlet Başkanı ve suikasta kurban giden eski devlet başkanı Benazır Butto’nun eşi Ali Asıf Zerdari, ülke tarihinde demokratik seçimlerle göreve gelip görev süresini tamamlayabilen ilk devlet başkanı oldu.

Hindistan’da Hindu – Müslüman Çatışması

Hindistan’ın kuzeyindeki Uttar Pradesh eyaletinde Hindu ve Müslüman halk arasında başlayan çatışmada ilk belirlemelere göre 22 kişi hayatını kaybetti. Çatışmaların durdurulabilmesi için bölgeye ordu birlikleri sevk edildi.

ABD Herkesin Bilgisayarında

Brezilya televizyonu Globo ABD Ulusal Güvenlik Ajansı NSA’nın, Google ve Petrobras’ın da aralarına dahil olduğu birçok şirketin bilgisayar ağına sızdığını iddia etti.

Romanya’da Altın Madenine Karşı Gösteriler

Romanya’nın Başkenti Bükreş’te Rosia Montana’da yapılması planlanan altın madenine karşı onbinler yürüdü.

Mısır’da Casusluk Suçlamasıyla Tutuklanan Leyleğin Hazin Sonu

Geçtiğimiz haftalarda üzerindeki izleme cihazı yüzünden polis tarafından casus olduğu şüphesiyle ‘göz altına alınan’ leyleğin serbest bırakıldıktan birkaç gün sonra Nil Deltası’nda yakalanıp yenildiği ortaya çıktı.

 

İktidarın dili ve medya – Güven Gürkan Öztan

Her siyasal iktidarın biri “dili” var. Parti/örgüt liderinin ya da ileri geleninin ağzından dökülen, sloganlarda hep bir ağızdan söylenen, organik aydının belagatı içine saklanan, iktidara bağlı medya organlarının sözcüklerine ve adlandırma metoduna yansıyan, hükümranlığın epistemolojisini ele veren bir “dil”…

Kimi zaman sivri, tahammülsüz ve köşeli; kimi zaman ise daha yumuşak, daha yuvarlak hatta daha kapsayıcı… ama neticede muktedirin gücünü yansıtan, buyurganlığı içinde barındırmaktan uzak ol(a)mayan bir gramerin üst başlığı…

Mezkûr dil, iktidarın mantığını ele verecek bir anlam dünyasını işaret etmesi açısından her daim etüt edilmeye değer. İktidarın kimleri “sahiplendiği”, kimleri dışarıda bıraktığını “dil”den analiz etmek mümkün.

Kulağımızda çınlamaya devam ediyordur sanırım Türk sağının önemli figürlerinden Süleyman Demirel sıkça “benim esnafım, memurum, çiftçim” diye başlayan cümleler sarf ederdi meydanlarda. “Onun” olmayanlar tümden anarşistti. Bugün AKP’li isimler de “benim başörtülü kardeşim, mütedeyyin halkım” nidaları ile cümlelerini süslüyorlar.

Bir de “bunlar!” kategorisi var ki o da iktidarın “dışarıda bıraktıklarına” karşılık geliyor. Tek tek saymaya gerek yok AKP için; “bunlar” üst başlığında anonimleştirilen bir kitleyi kendi tabanını sıkılaştırmak suretiyle ve iktidarın devamını sağlayacak şekilde hedef göstermesi yeterli.

İktidar ve medyaya müdahale

İktidarın dilinin hegemonikleşme “şartları” rejimin niteliğiyle doğrudan ilişkili. Demokratik rejimlerde tartışma ve müzakereye dayalı “ikna” önplanda iken otoriter versiyonlarda “zor” baskın karakterli. Otoriterleşen rejimlerin kendi “dilini” topluma hakim kılma adına el attığı alanların başında medya geliyor şüphesiz.

Modern çağda medya üzerindeki kontrol ve denetim sisteminin birden çok veçhesi var. Sansür mekanizmaları, otoriter iktidarların medya üzerinde kurduğu baskının geleneksel olarak en sık gözlemlenen araçları. Yoğunlukları farklı ama Hitler Almanya’sı da, 12 Eylül Türkiye’si de, 11 Eylül sonrasının ABD’si de sansürün hangi noktalara ulaşabileceğinin onlarca kanıtıdan sadece birkaçı.

Müesses medyaya müdahalenin doğrudan ve dolaylı biçimlerinden bahsetmek mümkün… Cezalandırma ve iktidara yakın olana teşvik verme arasında salınan bir müdahale alanından bahsediyoruz. Türkiye’de son yıllarda bu müdahale alanı epey genişledi.

AKP iktidarının otoriterleşmesiyle birlikte medya üzerindeki çok katmanlı hükümet baskısının arttığı aşikâr. Bir yandan hükümet siyasal ve kültürel hegemonyasını inşa etmede kendi iktidarı ile organik ilişkisi olan bir medya alanını ve starlarını -serveti ve tüm pervasızlığıyla- yaratırken diğer yandan kendine görece mesafeli ve eleştirel duran merkez medya organlarını direkt ya da endirekt cezalandırma stratejini izliyor.

İktidarın nazarında zaten “sabıkalı” olan medya organları, AKP için merkez medya kadar “değerli” değil zira onları takip edenlerin hükümetçe “kazanılma” veya “ikna edilme” şansı sıfıra yakın ve iktidar bunun bilincinde.

Merkez medyanın hal-i pür melali

Merkez medyanın kapitalistleşme süreçlerine paralel olarak özellikle 1980 sonrasında geçirdiği değişim onu iktidar karşısında daha da “kırılgan” ve ona “bağımlı” hale getirdi. Daha önceleri uzun müddet sivil ve askeri bürokrasinin yanında olmayı kendi ekonomik varlığını ve nüfuzunu arttırmak için yeterli gören merkez medya, AKP iktidarının yeniden organize ettiği şartlarda bir süre bocalama evresinden geçti. Bu “bocalama evresi” 2007’de cumhurbaşkanlığı seçimiyle belki de son kez sınandı ve kalıntıları ile 2010 referandumuna kadar sürdü.

Birçok farklı iktisadi alanda yatırımları olan ve iktidarın rant dağıtma mekanizmalarına göbekten bağlanan medya patronları 2010 sonrasında tek muktedirin hükümet olduğuna kanaat getirince iktidarın yanında saf tutmayı “hayatta kalmak” için yegane çare olarak gördü.

Konjonktüre göre değişen bahaneler ile iktidara muhalif yazarlar, editörler ve muhabirler işlerinden edildi ve bu süreç halen devam ediyor. İlk başta işlerinden edilen yazarların arkasında durmayan kadrolar bir süre sonra sıranın kendilerine geldiğini fark ettiler ama iş işten geçmişti. Merkez medya etliye sütlüye karışmayanlara ve iktidara hayırah yaklaşanlara teslim edildi.

İktidarın rüzgarını arkasına alarak neo-liberal ve muhafazakâr hegemonya projesinin amiral gemisi olarak “merkezleştirilen” medya ise AKP’nin ilk yıllarında “tolerans” gösterdiği sonra üzerini çizdiği isimleri de gazete ve ekranlarından uzaklaştırarak tek sesli hale geldi.

Halihazırda tamamen hükümet medyası haline gelen, aynı dili ve sözcükleri kullanan (Gezi direnişi sırasında yedi gazetenin aynı manşetle çıktığını hatırlayalım bkz. “demokratik taleplere can feda”) organlarda haberciliğin en olmazsa olmaz ilkeleri (son örneklerden biri Yeni Şafak’taki Chomsky röportajı) ayaklar altına alınıyor.

Merkez medyadan kapı dışarı edilen “muhalifler” kategorisinin Kemalistlerden liberallere uzanan oldukça geniş bir gruba karşılık geldiğini belirtmek gerek. Liberal medya mensupları ile AKP’nin arasının açılması aynı zamanda iktidarın toplumsal mühendislik projelerine hız vermesi ile çakışır. Özgürlüklere ve yaşam tarzlarına müdahale arttıkça liberal yazarlar da iktidardan destek elini çekti. Geriye sadece muhafazakâr ve İslamcı cenahın içinde liberal eğilimleri bilinen ama diğer kimlikleri “liberal” yanlarını bastıracak kadar güçlü olan az sayıda isim kaldı.

Nihayetinde Türkiye’deki muhafazakârların özgürlük tahayyülünün tıpkı ulusalcı-Kemalist cenah gibi “ideal toplum projeksiyonları” ile sınırlı olduğuna şahit olduk. Örneğin kadın öğrenciler için üniversitede türbana özgürlük bahsinde ya da askeri vesayete karşı beraber mücadele ettiğimiz muhafazakâr-liberallerin kahiri ekseriyeti Gezi direnişi esnasında bizleri bir çırpıda “darbe taşeronu” olarak etiketledi.

Muhalif medya mensuplarının serancamına geri döneyim. İktidarın teşviki, telkini ve/veya medya patronlarının  tutumu ile merkez medyanın dışında kalan isimlerin bir bölümü demokratik muhalefetin yeni alanlarında –internet haber sitelerinde, blog’larda- yazmaya başladı. Öylesine önemli işlere imza atan isimler çıktı ki karşımıza gazete ve TV kanallarından çok bahsi geçen portalları takip eden bir rutininimiz oluştu kendiliğinden. İşsiz bırakılan medya mensuplarının nitelikli yazıları, sosyal medya marifeti ile hızla yeni okuyuculara ulaştı.

Uzun süredir ilkeli muhalefet yapan kimi gazeteler ise yine bu süreçte merkez medyadan kovulan ünlü yazarların katılımı ile popülerleşme imkanına sahip oldu. Muhaliflerin bir kısmı ise Kemalist-ulusalcı motifleri belirgin yayınlarda kendilerine yer buldu. Bu yayınların birçoğu AKP karşıtı konumlarının verdiği muhalefet damarı dışında demokrasi, emek ve çoğulculuk önceliğimiz bağlamında yıllardır şikayetçisi olduğumuz daraltıcı siyasetin birer savunucusu olmanın ötesine geçmiş değil.

Özellikle Gezi direnişi sonrasında AKP’ye muhalif gazetelerin tirajındaki ortalama artış ise iktidar karşıtı ittifağın birleşerek/yekpareleşerek büyüdüğüne dair bir emare olarak algılandı. Bugün aynı pencereden üretilen yorumlara artarak tesadüf ediyoruz. Her muhalifi aynı torbaya atma tutumu sadece iktidar kanadından değil ulusalcı kanattan geldiğinde de tehlikeli.

İktidar baskısına da şovenizme de karşı olmak

İktidarın baskıcı tutumuna karşı tavır alan bizler “muhalif medya ittifakı”na da mesafeli durmayı becerebilmeliyiz. Evet doğru, kara bulutların dolaştığı, nefes almanın zorlaştığı  böylesine bir atmosferde AKP hükümetinin hatalarını dile getiren, eleştirel haber yapan, duyurulmayan seslere mikrofon uzatan medya organları çok kıymetli. Ancak demokratik değerlere bağlılık, yorum ve haber yaparken basın ilkelerini çiğnememek, nefret suçu işlememek gibi çok asli meselelerde duyarlı olmaktan taviz de vermemeliyiz.

Sırf AKP’ye muhalif diye milliyetçi-şoven, zenofobik, cinsiyetçi üslubu rutinleştirmiş medyanın bu korkunç yanlarına göz kapamak hiçbir evrensel sol, özgürlükçü ve demokratik değerle bağdaşmaz. Bir küçük örnek vereyim, yakın zamanda AKP’li Bekir Bozdağ Hürriyet gazetesine manşet konusunda talimat vermeye kalkınca Sözcü gazetesi “size ne gazetenin attığı manşetten” yazılı bir manşetle yayınlandı; özgürlükçü bir tavır gibi alkışlanan bu çıkışın altında ise şu yorum vardı: “siz önce bu rezaleti temizleyin.” Rezalet diye bahsedilen ise bir gerillanın cenazesinin örgüt bayrağı ile devlet hastanesine götürülmesiydi.

Birbiri ile rabıtasız iki konunun bu kompozisyon içinde ve böyle bir başlıkla haberleştirilmesinin yorumu size kalmış. Ulusalcı cenahta benzer örnekleri çoğaltmak maalesef mümkün…

Hedef göstermeleriyle ve yalan haberleriyle haklı olarak çokça şikayet ettiğimiz iktidar tetikçisi medya organları ile aynı üslubu benimseyen ulusalcı-şoven yayınlara da aynı eleştirileri yöneltebilmeliyiz. Demokratik muhalefet ancak evrensel ilkeler ve değerler üzerinden tesis edilir; muhalefetin dili iktidarın dili ile aynı “gramer”in parçası olamaz.

Bu iktidar değiştiğinde yeni muktedirlerin aynı tahakküm dilini kitlelere dayatmaması için muhalefeti evrensel demokratik ilkelere bağlılığa çağırmak, hükümete taviz vermek ve/veya muhalefeti zora sokmak değil, bilakis özgürlükten ve emekten yana bir geleceği beraber inşa etmek için ortak zemin kurma anlamına geliyor.

Güven Gürkan Öztan – www.bianet.org

Basında neler oluyor? – Atilla Alpöge

Eylülün ilk günlerinde Fransa’nın ekoloji dünyası bir gelişmeyle çalkalandı.  Le Monde gazetesinin okurlarca çok sevilen ekoloji yazarı Hervé Kempf 15 yıldır çalışmakta olduğu gazetesinden ayrıldı.  Yönetimi suçlayarak;  bir konuyu araştırıp yazmasının önlendiğini ileri sürerek.  Ona göre gazete ekoloji politikasını bazı baskılara boyun eğerek değiştirmekteydi.  Gelişme okurlar arasında üzüntü yarattı.  Kempf’i böyle davranmaya iten neydi ki?

Bu olgunun ön planında bir olay var.  Ama arka planda çok daha derin bir sürecin olduğu gözleniyor.  Hatta bunun uluslararası boyutları göze çarpıyor.  Olayın kendi basit.  Eski hükumetler zamanında ülkenin bir köşesine havaalanı yapımı planlanmıştı.  Yöre halkı ve çevreciler bu projeye ısrarla itiraz etmişlerdi.  Halkla polis ve jandarma arasında çatışmalar yaşanmıştı.  Çekişmenin boyutları büyüyüp sürerken iktidar el değiştirdi ve Sosyalist Parti hükümeti devreye girdi.  Çevreciler kavganın biteceğini sanırken yeni hükümet de aynı çizgiyi sürdürmeye başladı.  Hervé Kempf bu havaalanı konusunda çok etkili yazılar yazmıştı bir zamanlar.  Ancak gazete yönetimi onun bu konuda ‘tek yönlü davrandığı’ gerekçesiyle yeni yazı hazırlamasını önledi.

Ancak meselenin başka yönleri de var.  Gazete beş yıl önce, Kempf’in ısrarlı çabası sonucu özel bir ekoloji sayfası oluşturmuştu.  Burada yetenekli ve yetkili kişiler her gün büyük ilgiyle izlenen ve sevilen yazılar yayımlamaya başlamışlardı.  Ancak bir yıl kadar önce gazetenin sahipliğinde bazı değişiklikler belirdi ve önemli ekonomik etkinlikleri olan bazı işadamları hissedar oldular.  Bundan belli bir süre sonra da ekoloji sayfası oraya, buraya dağıtıldı.  Bazı yazılar ekonomi sayfasının içine kaydı, bazıları da uluslararası ya da iç haberler sayfasına.  Öyle oldu ki, bazı günler gazetede ekoloji konulu bir tek yazı bile yer almıyor.

Daha ilginç bir durum söz konusu.  Bu gelişmeden altı ay kadar önce aynı şey New York Times gazetesinde de yaşandı.  Aynen!  Gazete ekoloji konularına ayırdığı bölümü yok etti;  yazıları oraya buraya dağıttı.  Her iki uygulamada da gerekçeler aynı:  “Canım, ekoloji çok boyutlu bir alan.  Tek başına ayakta durması yerine ilgili konuların içine girip o alanları aydınlatması daha doğru.”

Acaba ekoloji endişelerinin ısrarla ifade edilmesi (petrol şirketleri, inşaat sektörü, ilaç endüstrisi gibi) bazı çevreleri artık rahatsız etmeye mi başlamıştı?  Bu tür yerler verdikleri ilanlarla ve başka yöntemlerle gizli bir baskı mı oluşturmaktaydılar?

Basında görülen ve gittikçe yükselen yaklaşım şöyle:  Daha az benzin üreten otomobil üretimi, elektrikli araçlar, biyolojik tarım girişimleri gibi olumlu girişimleri destekleyerek yansıtmak.  Ama mevcut ekonominin temel düzenini, üretim öncelik ve biçimlerini sorgulayan, tüketim modellerini eleştiren bir çizgiyi frenlemek.

Hervé Kempf çıkışında aslında bu olguya vurgu yapıyor.  Ve kavgasına vaktiyle kendinin kurduğu ‘Reporterre’ adlı sitede devam edeceğini açıklıyor.

 

Atilla Alpöge – http://ekogazete.wordpress.com/2013/09/08/basinda-neler-oluyor/

‘ABD tehdidi, Suriye’de İslamcı muhalifleri bölüyor’

0

Guardian gazetesinin deneyimli Ortadoğu muhabiri Martin Chulov, Halep yakınlarındaki izlenimlerini aktardığı analiz haberde, ‘ABD’nin Suriye’ye yönelik müdahale tehdidinin, muhalif İslamcı gruplar arasındaki çatlağı derinleştirdiğini’ yazıyor.

Halep’te yol kenarındaki bir dinlenme tesisinde muhaliflerle görüşüp gözlemlerini aktaran Chulov, “Barack Obama, Beşar Esad’a saldırabileceğini söylediğinde Kuzey Suriye’deki binlerce cihatçı ne yapmaları gerektiğini gayet iyi biliyordu. O andan sonra hepsi büyük silahlarını sakladı, üslerini boşalttı, araçlarını ahırlara park edip kendileri de çiftliklere, fabrikalara ve gönülsüzce ağırlanacakları toplulukların arasına attı” diyor.

Suriye’nin kuzey doğusunda etkin olan ve cihatçı grupların başını çeken ve bölgeye Şeriat kanunları getirmek istediklerini belirten Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) liderlerinden Ebu İsmail’le konuşan yazar Chulov şöyle devam ediyor:

“Suriye’nin ana muhalifleri, açmazdan kurtulmak için bir şans olarak gördükleri Amerikan saldırısını desteklerken, aralarındaki cihatçı gruplar olayları prizmanın daha farklı bir yerinden görüyor. Onların bakış açıları daha çok, ‘Benim düşmanımın düşmanı, benim dostum değildir’ yönünde.”

Irak ve Afganistan’da savaşan üyeleri bulunduğunu ve dünyanın dört bir köşesinden Suriye’ye geldiklerini belirten 26 yaşındaki Ebu Ebid adlı bir cihatçı Amerika’nın saldırması durumda “Bizim Emir’imiz [Ebu İsmail] nasıl üstesinden gelineceğini bilir. Herkes, Amerikalıların rejime saldırmak istediklerini söylemelerine rağmen, hepimizin onların düşmanı olduğunu biliyor” diyor.

ÖSO: Umarım Amerikalılar cihatçıları vurur

Yazar, bulunduğu dinlenme tesisinde bir yanda cihatçıların sohbetine, diğer yanda ise yine aynı dinlenme tesisinde bulunan muhalif Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) üyelerinin sohbetine kulak kabartıyor.

Cihatçılardan rahatsız olduklarını dile getirmekten çekinmeyen ÖSO üyelerinden biri cihatçıları kastederek “Amerikalılar onlara da saldırırsa umurumda bile olmaz… Aslında bundan memnuniyet bile duyarım. Birilerinden korkmaları lazım” diyor. Kahkahalar arasında sohbete devam eden gruplardan bir diğeri de “Umarım Amerikalılar [cihatçıların] karargâhlarının nerede olduğunu biliyordur” diye devam ediyor.

Halep’in kuzeydoğusundaki El Bab bölgesinde, IŞİD bayraklarının, El Kaide bağlantılı diğer gruplar El Nusra Cephesi ve Özgür Suriye Ordusu bayraklarına göre daha yaygın olduğunu belirten Guardian gazetesi yazarı, yine bölgede etkin gruplardan Liva el Tevhid Tugayı üyeleriyle de görüşüyor.

Tugaya bağlı genç bir savaşçı da IŞİD’i eleştirip “Kendileri gibi davranmayanı veya kendileri gibi düşünmeyeni kafir olarak görüyor ve cezalandırılması gerektiğini söylüyorlar” diyor.

Genç savaşçı, “Amerikalılara karşı savaşmayı öğrenmiş olabilirler ama Irak’tan başka hiçbir şey öğrenememişler” sözleriyle eleştiriyor cihatçı IŞİD üyelerini.

Gazetenin yazarı Chulov, Irak’ta Uyanış Hareketi ve Sahava olarak bilinen grubun 2007’de Irak’ın Anbar şehrinden El Kaide bağlantılı grupları püskürttüğünü hatırlatıyor yazısında.

‘ABD’ye göre hepimiz aynıyız’

 

Liva el Tevhid üst düzey yetkilisi de, “Biz de burada aynı şeye ihtiyaç duyuyoruz… Bu devrimi kaçırmak istiyorlar. Belki de çoktan artık onların elinde. Ama gördüğünüz her siyah bayrağı onlara destek olarak görmeyin. Bizim sadece şimdilik onlarla mücadele etmeyi midemiz kaldırmıyor. Hem istesek de kimden yardım alabiliriz ki? Amerika? Avrupa? Kahrolsun hepsi. Suriye’nin bütün Ortadoğu’yu arkasından sürükleyeceğini göremiyorlar mı?”

Guardian yazarının konuştuğu IŞİD lideri Ebu İsmail ise Suriye’deki Uyanış Hareketi’ni bir tehdit olarak görmediklerini belirtip, bölgeye Şeriat getirmek istediklerini söylüyor: “Eğer Suriye’nin bu bölgesini kontrol altına alırsanız, tüm Ortadoğu’yu kontrol altına almışsınızdır demektir.”

“Burada savaş Irak’tan daha zor. Burada rejim, Hizbullah, Lübnan ordusu, Şebbiha, Şii paralı askerler ve İran var, hepsi bize karşı savaşıyor. Şimdi de belki Amerikalılar. Hava kuvvetlerini nasıl yenilgiye uğratacağımızı biliyoruz. Nasıl kaçılacağını ve nasıl saklanılacağını da biliyoruz. Onların öncelikli amacı, mücahitlerin stratejik silahlara erişimini engellemek. Esad’a saldırma planı, bize saldırma bahanesi.”

Guardian yazarı, makalesini Liva el Tehvid Tugayı üyesinin şu sözleriyle noktalıyor:

“Sence biz de evlerimizi boşaltmalı mıyız? İnsansız hava araçları (dronlar) hakkında sık sık konuşulduğunu duyuyoruz. Belki de Amerikalılar gerçekten dostlarının kim olduğunu bilmiyor. Onlara göre hepimiz aynıyız. Şeytanlaştırılması ve hiçe sayılması gereken insanlarız…”

(BBC)