Ana Sayfa Blog Sayfa 3950

Topluluk ekonomileri Yeşil Ev’de

Doğa Hakları Çalışma Grubu’nun Kent-Kır-Ekolojik Yaşam Atölyeleri devam ediyor.

topluluk

 

2 hafta önce gerçekleşen ‘Kırsalı Dönüştürmek’ atölyesinin devamında bu sefer topluluk ekonomileri konuşulacak.

Uygar Özesmi’nin gerçekleştireceği sunumda, bir alternatif ekonomik model olarak topluluk ekonomileri nedir, nasıl uygulanır, kapitalist ekonomiye karşı bir mücadele aracı olarak kullanılabilir mi gibi konular tartışılacak.

11 Haziran Çarşamba saat 19:30’da Beyoğlu Yeşil Ev’de gerçekleşecek etkinlik herkese açık.

(Yeşil Gazete)

Kurumlar vergisi listesinde Reza Zarrab’ın şirketleri yok

vergi-borcuMerkez Bankası’nın dördüncü kez birincilik koltuğuna oturduğu kurumlar vergisi rekortmenler listesinde TÜPRAŞ yer almadı.

Merkez Bankası kurumlar vergisi rekortmenler listesinde dördüncü kez birincilik koltuğuna oturdu. Bu ilk değil, çünkü Türkiye ne zaman cari açık problemi çekse, sermaye çekmede sıkıntı yaşasa ve döviz kurları rekor kırsa Merkez Bankası zirveye çıkıyor. Cari açığın yüzde 15’ini kapattığını dile getiren Reza Zarrab’ın şirketleri ise listede yer almadı.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın hedefindeki Merkez Bankası, 2013 yılının kurumlar vergisi rekortmeni oldu. Döviz kurlarının rekor kırdığı, cari açık problemlerinin yaşandığı ve sermaye girişinin olmadığı yıllarda Merkez Bankası kurumlar vergisi rekortmenleri listesinde hep zirvede yer aldı. 2000, 2001, 2011’in ardından Merkez Bankası, dördüncü kez listenin ilk sırasında. Kurumlar vergisinde önceki gün temeli atılan 3. havalimanını inşa edecek Cengiz İnşaat, Akkuyu NGS ve Soma faciasının yaşandığı madenin bağlı olduğu TKİ Sınırlı Sorumlu Ege Linyitleri İşletmesi de listeye girdi.

Kriz yıllarında önde

Başbakan Erdoğan ’ın “Sen dalga mı geçiryorsun”, “Artık yetti” sözleriyle eleştirisinin hedefi olan Merkez Bankası, 2013 yılında döviz kurundaki değerleme nedeniyle 5 milyar lira kar elde etmişti. Geçen yıl şirketler döviz açık pozisyonları nedeniyle kurdaki dalgalanmadan zarar ederken Merkez Bankası’nın karı, kurumlar vergisinde rekortmenliği getirdi. Merkez Bankası 2011 yılında 8.5 milyar lira kar elde ederek yine kurumlar vergisi rekortmeni olmuştu. 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan krizden sonra da Merkez Bankası kurumlar vergisinde rekortmenliği elde etmişti. 2000 yılında 218 milyon liralık vergi ile rekortmen olan Merkez Bankası, 2001’de 5.2 milyar lira kar elde etmiş ve ve 1 milyar 464 milyon lira vergi tahakkuk etmişti. 2011 yılında da 1 milyar 448 milyon liralık vergi tahakkuku ile rekortmen olan Merkez Bankası, bu sefer 889.8 milyon liralık vergi ile listede birinci oldu.

2013 yılının rekortmeni olan Merkez Bankası’nı Ziraat Bankası izledi. Geçen yıl 1,1 milyar lira vergi tahakkuku ile 4. olan Ziraat Bankası 627 milyon lira ile ikinci oldu. Geçen yıl 66 milyon liralık vergi ile 36. sırada olan Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ), 620.9 milyon liralık vergi ile 3. sırada yeralırken, 10. sırada olan Turkcell ise 590.9 milyon liralık vergi ile 4. oldu.

Doğan Şirketler 35’inci

Bankaların ödediği vergi geçen yılın oldukça gerisinde kaldı. Geçen yıl kurumlar vergisi rekortmeni 1.18 milyar lira ile Garanti Bankası olurken, bankalar ilk 7 içinde peşpeşe yer almıştı. Bu yıl Garanti Bankası 540.2 milyon liralık vergi ile 5. olurken, geçen 1.11 milyar liralık vergi ile 3. olan Akbank, 373 milyon liralık vergi ile bu yıl 6., geçen yıl 1.15 milyar liralık vergi ile 2. olan İş Bankası da 346 milyon liralık vergi tahakkuku 7. oldu. Geçen yıl 1 milyar vergi ile 5. olan Halkbank ise 259.9 milyon lira tahakkuk eden vergi ile 11. sırada yer aldı.
Geçen yıl için beyan edilen kurumlar vergisinde, verilen beyanname sayısı artarken ödenen vergi bir önceki yıla göre geriledi. Buna göre, 2012 yılı için 623 bin 122 beyanname verilirken, 2013’te bu sayı 631 bin 866’ya çıktı. Ancak 2012 yılı için 161 milyar 525 milyon lira vergi tahakkuk etmişken, 2013 yılı için matrah 151 milyar 286 milyon liraya geriledi.
Doğan Şirketler Grubu 63.7 milyon lira vergi tahakkuku ile 35. sırada yer aldı. Türkiye ’nin ilk nükleer santralini Mersin’de yapacak olan Akkuyu NGS ise 56.3 milyon liralık vergi ile 39. sıradan listeye girdi. 3. havaalanını inşaat edecek olan konsorsiyum içinde yer alan Cengiz İnşaat da 2013 rekortmenleri arasında 49. sırada yeraldı. Geçen yıl yayımlanan listede olmayan Cengiz İnşaat, 2011’de 92’nci sıradaydı. 2012 listesinde 29. sırada olan BİM, bu yıl 22. sıraya yükseldi. Geçen yıl BİM’e tahakkuk eden vergi 86.7 milyon liraydı, 2013’te ise 111.5 milyon liraya yükseldi. Soma faciasının yaşandığı TKİ Ege Linyitleri İşletmesi listede 47. sırada. TKİ Ege Linyitleri’ne 48.2 milyon lira vergi tahakkuk etti.

Reza Zarrab’ın şirketleri yer almadı

Cari cari açığın yüzde 15’ini kapattığını dile getiren Reza Zarrab’ın şirketleri ise listede yer almadı. Sarraf’ın Royal Holding, Royal Denizcilik gibi şirketleri var. 2013 yılı Gelir Vergisi Rekortmenleri listesinde de yer almayan Reza Zarrab’ın eşi Ebru Gündeş’ten daha az vergi ödediği ortaya çıkmıştı.

14 şirket gizlendi, TÜPRAŞ listede yok

Geçen yıl listede 8 şirket ismini gizlerken bu yıl ismini gizleyen şirket sayısı 14’e çıktı. Geçmiş yıllarda ismini gizlemeyen ve geçen yıl rekortmen listesinde 14. sırada yer alan TÜPRAŞ, eğer bu yıl ismini gizlemediyse listede yer almadı. Geçen yıl listede olmayan Ereğli Demir Çelik ise 18. sıradan listeye girdi. İGDAŞ da 31. oldu.

(t24)

Pakistan’da havalimanına saldırı; 23 ölü

page_pakistanda-havalimanina-saldiri-23-olu_910863338Pakistan’ın Karaçi kentinde havalimanına düzenlenen silahlı saldırı THY’ye ait bir uçak geri dönüş yaptı.

Pakistan’da havalimanına silahlı bir grup tarafından saldırı düzenlendi. Güvenlik güçlerinin sevk edilmesiyle başlayan çatışmada toplam 23 kişi öldü.

Edinilen bilgiye göre, silahlı bir grup TSİ 22.00 sularında Cinnah Uluslararası Havalimanı’nı bastı.

Etrafa rastgele ateş açılırken, bir grup saldırgan terminalin içine sızmayı başardı.

Bölgeye çok sayıda askeri birlik sevk edildi.

Otomatik silah ve el bombalarının kullanıldığı saldırı sonrası apronda bulunan bazı uçaklar da alev aldı. Güvenlik gerekçesiyle havalimanı uçuşlara kapatıldı.

Yaklaşık 4 saat süren çatışmalar sırasında çoğu güvenlik görevlisi 13 kişi hayatını kaybetti.

10 saldırganın da öldürüldüğü olayda, 18 kişi de yaralandı.

THY uçağı geri döndü

Öte yandan THY’nin İstanbul-Karaçi seferini yapan uçağı da terör saldırısı sonrası uçuşların askıya alınması nedeniyle kalkıştan bir süre sonra geri döndü.

Alınan bilgiye göre, Atatürk Havalimanı’ndan saat 21.00’de kalkan “TK708” sefer sayılı uçak, Karaçi’deki Cinnah Uluslararası Havalimanı’na düzenlenen silahlı saldırı sonrası uçuşların askıya alınması nedeniyle, Sivas civarındayken dönüş yaptı.

Uçak, Atatürk Havalimanı’na sorunsuz şekilde indi. Yolculardan talepte bulunanlar, otellere yerleştirildi.

Öte yandan, Karaçi’den İstanbul’a saat 05.40’ta yapılması planlanan seferin de iptal edildiği belirtildi.

(t24)

Okmeydanı’nda polis ablukası

539551fe68f7321d5840922bOkmeydanı’na sabah saatlerinde gelen çok sayıda çevik kuvvet ve özel harekat polisleri, belirlenen adreslere operasyon başlattı.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi çevresinde önceden belirlenen bazı adreslere düzenlenen operasyonda, çok sayıda çevik kuvvet ve özel harekat ekibi ile çelik yelekli sivil polis memurları da görev aldı.

Toplumsal Olaylara Müdahale Araçları (TOMA) Mithatpaşa ve Piyalepaşa caddelerinde hazır bekletiliyor.
Operasyon devam ediyor.

’52 ada suya gömülebilir’

0,,16386155_303,00BM Çevre Programı, deniz seviyesindeki yükselmenin hızla devam ettiğini bildirerek, 52 küçük ada devletin tehdit altında olduğu uyarısında bulundu.

Deniz seviyesindeki yükselme dünyanın çeşitli bölgelerini tehdit ediyor. BM Çevre Programı, iklim değişimi nedeniyle özellikle 52 küçük ada devletin tehlikede olduğunu bildirdi. Bu küçük ada devletlerin küçük yüzölçümü ve büyük nüfus yoğunluğuna sahip olduğuna dikkat çekildi.

BM Çevre Programı direktörü Achim Steiner, “62 milyon nüfuslu bu 52 ulus, dünya sera gazı salınımının yüzde 1’den daha az bir miktarından sorumlu. Buna rağmen bunun yol açtığı iklim değişikliğinden orantısız derecede olumsuz etkileniyorlar“dedi.

Barbados Adası’nda düzenlenen toplantıda açıklanan rapora göre, bazı adalarda deniz seviyesi küresel ortalamadan dört kat daha hızlı artıyor.

Geçen ay açıklanan bir araştırma, mercan kayalıklarının hektarının yılda 350 bin dolarlık ekonomik değeri bulunduğunu ortaya koymuş ve 1990’ların sonundan bu yana kaybedilen 34 milyon hektarlık alanın dünya ekonomisine yılda 11,9 trilyon dolara mal olduğunu bildirmişti.

Yılda 3 milimetrelik artış

Deniz seviyeleri 1993-2009 yılları arasında dünya genelinde yılda üç milimetre kadar yükseldi. Pek çok küçük adanın bulunduğu Batı Pasifik’te ise yılda 12 milimetrelik bir artış kaydedildi.

Mercan kayalıkları sadece balık zenginliği değil, aynı zamanda çevredeki sahiller için bir koruma faktörü olması açısından da önem taşıyor. 2030 yılına kadar iklim değişikliğinin sonucu olarak mercan kayalıklarının yüzde 90’ının, 2050 yılına kadar ise tamamının tehlike altında olacağı belirtiliyor.

(DW)

Türkiye Ermenistan Seyahat Fonu devam ediyor

Hrant Dink Vakfı’nın, iki komşu ülke halkı arasında doğrudan temasların artırılması ve her alanda işbirliklerinin teşvik edilmesi amacıyla başlattığı Türkiye-Ermenistan Seyahat Fonu devam ediyor.

Mart ayında açılan ilk başvuruların ardından ikinci başvuru tarihi 15 Haziran olarak belirlendi.

vakiflogo_jpeg

Seyahat Fonu, iki ülkedeki gençler, üniversite öğrencileri, üniversite kulüpleri, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, yerel gençlik girişimleri, lise öğrencileri ve öğretmenleri, akademisyen ve araştırmacılar, gazeteciler, sanatçılar, spor kulüpleri, sporcular, iş dünyası ve yerel yönetimlerin komşu ülkeye belirli amaçlarla yapacakları seyahatlere destek vermeyi amaçlayan bir fon havuzu olarak kurgulandı. Vakıf, Seyahat Fonu ile Ermenistan ve Türkiye’den sivil toplum, gençlik ve gönüllülük politikaları, insan hakları ve demokrasi, eğitim, çevre, tarih, kültür-sanat, kalkınma, spor, bölgesel işbirliği ve Avrupa entegrasyonu gibi çeşitli temalar çevresinde gerçekleştirilecek işbirliklerine katkı sunmayı amaçlıyor.

16 aylık bir süre zarfında 200 kişinin Türkiye-Ermenistan arasında seyahat etmesinin hedeflendiği fon, Seyahat Fonu’nu Civilitas Foundation ortaklığında, Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ve Gümrü merkezli Youth Initiative Center (YIC) işbirliğiyle yürütülecek.

Seyahat Fonu, komşu ülkede ortak bulma ve ağ kurma faaliyetleri, fizibilite ziyaretleri, sınır ötesi işbirliği projeleri, proje hazırlık toplantıları, değişim programları, eğitim ve dil öğrenme, akademik işbirliği, araştırma ve tez yazımı, sivil toplum kuruluşlarında gönüllülük, kültür ve sanat alanında ortak üretimler ve yukarıda belirtilen tematik alanlarda toplantı, panel, seminer, konferans, atölye, sergi, konser ve benzeri etkinliklerin organizasyonu ya da bu etkinliklere katılım amaçlı faaliyet türlerini destekleyecek.

Türkiye ve Ermenistan vatandaşları, Türkiye ve Ermenistan’da ikameti olan bireyler, Türkiye ve Ermenistan merkezli veya bu iki ülkenin birinde faaliyet gösteren kâr amacı gütmeyen grup, insiyatif ve kuruluşlar Seyahat Fonu’ndan yararlanabilecek.

Seyahat Fonu’ndan yararlanan birey, grup ve kuruluşların komşu ülke ile ilgili izlenimleri ve deneyimleri, seyahat sonrası Hrant Dink Vakfı internet sitesi üzerinden paylaşılacak.

15 Haziran’da sona erecek ikinci başvuru tarihinin ardından Eylül, Aralık ve Mart aylarında da başvuru imkanları var.

Başvuru için burayı tıklayabilirsiniz.

 

Kolombiya’da ‘Hakikat Komisyonu’ kuruluyor

140608124607_colombia_512x288_afp_nocreditKolombiya hükümeti ve “Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri” (FARC) militanları, Hakikat Komisyonu kurulması konusunda uzlaştı.

Hakikat Komisyonu, ülkede yaklaşık 50 yıl süren iç çatışmalarda hayatını kaybedenler ve kaybolanlarla ilgili soruşturma başlatacak.

Mağdurlar, görüşmelerin yürütüldüğü Küba’ya giderek, yaşadıklarını anlatıp ve taleplerini yetkililere iletecek.

Komisyonun kurulacağnın açıklanması, “barış yolunda yeni bir evreye geçildiği” şeklinde yorumlanıyor.

Taraflar, kararla ilgili yazılı bir açıklama yaparak, “Mağdurların hakları müzakereye açık değildir. Mağdurlar, yalnızca mağdurlar olarak değil, haklara sahip vatandaşlar olarak da tanınmalıdır” dedi.

‘Aynı şeyler bir daha yaşanmamalı’

Açıklamada bir sonraki aşamada değinilecek noktaların toprak reformu, siyasi katılım, uyuştucu sorunu, mağdurların hakları, silah bırakma ve barış anlaşmasının uygulamaya konması olduğu belirtildi.

Önceliğin çatışmanın mağdurları olduğu vurgulanan açıklamada, mağdurların hakikate, adalete, tazminata erişim hakları olduğu kaydedildi ve “aynı şeylerin bir daha yaşanmayacağının garanti edilmesi gerektiği” ifade edildi.

Devlet ve FARC arasında yıllarca süren çatışmada, çoğu sivil 220 bin kişinin hayatını kaybettiği, 3 milyon insanınsa yerinden edildiği tahmin ediliyor.

Kolombiya’nın başkenti Bogota’dan bildiren BBC muhabiri Arturo Wallace, FARC gerillalarının çatışmadaki mağdurları tanımasının, tarihi bir açıklama olduğunu söylüyor.

FARC militanları da, hükümet de bugüne kadar yaptıkları insan hakları ihlallerini reddediyordu ve ölümler için birbirlerini suçluyordu.

Hükümet adına müzakerelere katılan Humberto de la Calle, “Bugün çok özel bir gün. Çok önemli bir ilerleme kaydettik. Böylece Havana’daki barış sürecinin yalnızca kapalı kapılar ardında konuşulan bir şey olmadığı anlaşıldı” dedi.

FARC müzakerecilerinden Ivan Marques ise “Her geçen gün dağın zirvesine daha da yaklaşıyoruz. Bu dağ, haklarımızın, barışın Everest’i. O dağa tırmanmadıkça, diğer haklarımızı kullanamayız” dedi.

‘Tek taraflı ateşkes’ ilan edildi

Örgüt, gelecek Pazar günü gerçekleşecek başkanlık seçimleri nedeniyle, dün akşam internet sitelerinde bir mektup yayımlamış ve Haziran ayı sonuna kadar ateşkes ilan etmişti.

Kolombiya’da barış süreci Başkan Juan Manuel Santos tarafından Kasım 2012’de başlatıldı.

Santos, 15 Haziran’da gerçekleşen başkanlık seçimlerini kazanırsa, müzakere sürecine devam edeceğini söylüyor.

Muhalefet lideri Oscar Ivan Zuluaga ise, seçimleri kazandığı takdirde müzakerelere son vereceğini açıklamıştı. Ancak Zuluaga, daha sonra yaptığı bir açıklamada, FARC militanlarının daha ağır koşulları kabul etmeleri halinde müzakereye devam edilebileceğini söylemişti.

(BBC)

Mısır’da Sissi dönemi başladı

0

28C3D843-1588-41BB-B815-D04D58CED62F_w640_r1_sMısır eski ordu komutanı Abdül Fettah el-Sissi  seçimi kazandıktan bir hafta sonra yeni cumhurbaşkanı olarak yemin etti.

Yemin töreni Kahire’de Anayasa Mahkemesi binasında yapıldı. Sissi törende yaptığı konuşmada Mısır halkının çıkarlarına hizmet etme ve ülke güvenliğiyle ulusal birliği koruma sözü verdi.

Geçen Temmuz ayında Mursi’yi deviren Sissi’nin seçimi kazanmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Ordu destekli geçici hükümet Müslüman Kardeşler’in protesto gösterilerini kanlı biçimde bastırmış ve çok sayıda örgüt liderini tutuklamıştı.

Sissi Müslümün Kardeşler’e Mısır’ın geleceğinde yer olmadığını söylüyor.

Yeni Mısır cumhurbaşkanını devam eden şiddet olayları ve kötü ekonomik durum gibi çetin sorunlar bekliyor.

(VOA)

Kılıçdaroğlu HDP eş başkanlarıyla görüşecek

kilicdaroglu-hdp-heyetiyle-gorusecek29181127f177a0f4a9b9CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yarın siyasi partileri ziyaretleri kapsamında Halkların Demokratik Partisi Eş Başkanlarıyla görüşecek.

CHP’den yapılan açıklamaya göre, CHP Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin görüşmeler yapmak amacıyla bugün siyasi partileri ziyaret edecek. Kılıçdaroğlu, bu kapsamda bugün saat 10.30’da TBMM’de HDP Eşbaşkanlarıyla görüşecek. CHP lideri, ardından saat 11.30’da DSP’yi, 12.15’de Bağımsız Türkiye Partisi’ni, saat 13.30’da ise Demokrat Parti’yi  ziyaret edecek. Kılıçdaroğlu’nun siyasi partilerle görüşmelerinde ‘Nasıl bir Cumhurbaşkanı’  ve ‘Siz ne düşünüyorsunuz’ sorularını istişare edecek. 

Var olamamanın inanılmaz hafifliği – Elif Gündüzyeli

Bir maden patlamasında yok olmuş olmasalardı, maden işçilerinin varlığı üzerine düşünülüyor, konuşuluyor olunmayacaktı Prenses, ta ki bir başka nedenle kaybolmalarına kadar…

1 soma-maden-kaza-260x260Şimdi de, ortadan yok olmalarının üstüne, varlıklarını yeni fark eden senin benim gibi pekçok insan vicdan azabı çekerek ne yapacaklarını şaşırmış haldeler. Gündem saptırmakta, algı karıştırmakta, söylem kaydırmakta üstüne olmayan Türk politika yapma usul(süzlüğ)ü ve medyası sayesinde bir şekilde toplumda depremmiş gibi algılandı #Soma faciası. Her ne kadar “bu bir kaza değil cinayettir” söylemi sosyal medyada dolansa da, insanların sanal ortam dışındaki -gerçek-  tavırlarından, bilinçaltında bunun bir depremmiş gibi algılandığı aşikar. Bakınız yardım kampanyaları… Madencilikle, Soma ve orada çalışıp çevre ilçelerde yaşayan insanların günlük yaşamlarıyla ilgili hiçbir fikri olmayan, iyi niyetli, vicdanı sızlayan, hali vakti yerinde orta sınıf insanları, patlamanın hemen ertesinde pek güzel organize olup yardım paketleri, bağışlar göndermeye başladılar patlamada hayatını kaybeden işçilerin ailelerine. Erzak paketleri, kitap kolileri, giysiler, oyuncaklar… OYUNCAKLAR! Prenses, iyi niyetini anlıyorum ama doğduğundan beri her gün çok kötü şartlarda çalışıp eve yorgun ve çok büyük ihtimalle mutsuz dönen, buna rağmen de aileyi bir türlü borç batağından kurtaramayan babasının feci bir patlamayla madende ölmesinin ertesi günü, tanımadığı birilerinden oyuncak alan çocuğun halet-i ruhiyesini az çok hayal edebiliyor musun? Ya da parasızlıktan üniversite şansının olmadığını düşünen ortaokuldaki bir kız çocuğunun, aynı madende abisini kaybetmesi üzerine üniversite bursu aldığını?

Yanlış anlamayasın Prenses, bu insanlara yardım gitmesin kıssadan hissesini çıkarma, ama ben o ortaokuldaki kız çocuğunun annesi yerinde olsam ne hissedeceğimi bilemezdim. Evladını ve kocasını, her gün borç kapamak için, iş güvenliği olmayan yerin dibindeki bir karbonmonoksit çukuruna gönderen anne olarak hayatında bir gün olsun kendini bu toplumda değerli hissetmemişken acı kayıplarının hemen arkasından, sanki depremden çıkmış gibi kolilerce erzak ve kızına üniversite bursu gelse, samimiyetinden şüphe duymaz mısın? İlla da ailede birilerinin yok olması mı gerekiyordu var olduğumun fark edilmesi için, demez misin? Ben derdim sanırım, o yüzden de bu işlerin böyle yapılmasında ciddi bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum.

Eğer hala izlemediysen, senden ricam Avukat Selçuk Kozağaçlı’nın Soma maden patlamasıyla ilgili aşağıdaki videoda anlattıklarını bir dinlemen. Bunu dinledikten hemen sonra, sana varlıklarının farkında olunmayan, birebir tanıklığını yaptığım başka bir topluluktan bahsedeceğim.

Soma Witnesses: Lawyer Selçuk Kozağaçlı (english subtitles) from Soma icin Adalet on Vimeo.

Selçuk Kozağaçlı’nın bahsettiği, kısıtlı zamanda maksimum kar etme amacının işverenler ile taşeronları rekabete sürükleyip işçilerin insanüstü koşullarda çalışmasını beraberinde getirmesi durumunun birebir geçerli olduğu Türkiye’deki bir başka büyük sektör de mevsimlik tarım. Mevsimlik tarım işçilerinin yaklaşık yüzde doksanının memleketi Şanlıurfa ve civarı ilçeler. Şubat ayı geldi mi, memleketlerinde içinde kalmamak üzere yıllık kira ödedikleri evlerini kapatıp, çoluk çocuk, ailecek çadırlarını kamyonlara yüklemek suretiyle herhangi bir sözleşme, sigorta olmaksızın tarım sezonunun ilk durağına gidiyorlar. Önce Adana’ya karpuza, sonra Kayseri, Konya, Yozgat, Nevşehir’e şekerpancarına, oradan Ankara’ya nohuta, Malatya’ya kayısıya, Ordu’ya fındığa, narenciyeye, domatese, kimyona, tütüne,.. Yılın dokuz ayını bu aileler bir üründen başka bir ürüne, bir şehirden başka bir şehire “ırgatlık” yapmak için göçerek geçiriyorlar. Küçük görmek için ırgat demiyorum, yanlış anlama, kendileri de böyle diyorlar. 3-4 nesildir hiçbir sosyal ve sağlık güvencesi olmadan, hiçbir sözleşme imzalamaksızın, römorklu kamyonlarla, çalıştıkları tarlalara yakın, kimsenin tahsis etmediği boşluk alanlara kendi çadırlarını kurmak suretiyle, denetimsiz, kayıtsız, çoğu yerde içme suyu kaynağı olmadan, çoluk çocuk çalışıp kendi hallerinde barınarak borçlarını borçla karşılamak için memleketin tarımsal ihtiyacını karşılayan, yoksulluk döngüsünde dönüp duran ırgat aileler…

Ahmet Abi ve ailesi

Seasonal Agricultural Workers
Sekerpancarı çapası Kayseri (c)Servet Dilber/Hayata Destek Dernegi 2014

Ahmet Abi ve ailesiyle Adana’ya karpuz ekimine geldiklerinde tanıştım ben. Ahmet Abi 54 yaşında, Şanlıurfa’nın ilçesi Viranşehirli, 8 çocuk babası bir mevsimlik tarim işçisi.

Önceleri ailecek Viranşehirli bir ağanın toprağında, karın tokluğuna çalışıyorlarmış. ’88 yılında ağa köleliği yapmaktan sıkılınca şoförlük yapmaya karar vermiş, “Gel gör ki ehliyet bende ne arar! Bırak ehliyeti, okuduğum ilkokulun diploması yoktu elimde” diye anlatıyor, aynı yıl Viranşehir’de ilkokul öğretmenini buluyor ben mezun oldum mu diye sormak için. Birlikte, okulun ’75 yılı kayıtlarını çıkartıyorlar. Öğretmeni bakıyor ki ilkokulu okumuş, hemen diplomasını veriyor. Çevresindekilerin, normal araba şoförü olursan yine ağanın yanında çalışmak zorunda kalırsın, tır ehliyeti al, ülkeler arası yol şoförü ol demesi üzerine öyle yapmaya karar veriyor. Karısının küpelerini bozdurup bir de pasaport çıkarttırıyor. 2006’ya kadar Rusya, İran, Irak, Suriye ile Türkiye arasında kaçak malzeme getir götüre başlıyor. Arada körfez savaşı çıkıyor, Diyarbakır’da şoförü olduğu tırı pusuya düşürüyorlar. O, yine de 2006’ya kadar sigortasız olarak uzun yol şoförlüğüne devam ediyor. Hikayelerini diğer mevsimlik tarım işçisi aileleden farklı kılan ise diğer ailelerin çoğunun üç nesildir bu işi yapmasına karşın (pek çoğu, kendileri de göç yolunda çadırda doğmuş) Ahmet Abi ve ailesinin sonradan göçer tarım işçisi olması.

2006’ya kadar dayanabiliyorlar ailecek, bu işin de tüm risklerine karşın yevmiyesi yetmeyince Viranşehirli bir dayıbaşıyla (mevsimlik tarımda, taşeronlara aracıçavuş ya da dayıbaşı deniyor) anlaşıp mevsimlik tarım işi yapmaya karar veriyorlar ailesiyle birlikte, göç maceraları da öyle başlıyor. “Artık gözümüz açıldı, ağa köleliği yapmak zorunda değiliz. Ta Rusya’ya kadar gittim, nereye gitsem iş var! Niye kölelik yapayım?!” diyor Ahmet Abi, mevsimlik tarımda sözleşmesiz, sigortasız ırgatlık yapmayı ağa kölesi olarak çalışmaya yeğlediğini özellikle belirterek. Ayrıca, ’74′te Ecevit’in yaptığı toprak reformunda dağıtılan toprağı ağaların geri aldığını, cüzzi bir para karşılığında işçiler topraklarını ağaya geri satmazlarsa, polis, hastane, eğitim gibi hizmetlerden yararlanamamakla tehdit edildiklerini de ekliyor. “Kızım, Viranşehir’de 60.000 dönüm toprağı olan ağalar var, hem de içlerinde milletvekili olanlar da çok. Dediklerini yapmamak ne mümkün!”, mecburen satmış hepsi toprağını, şimdi yollarda tarım işçisi olarak çalışıyorlar. Yalnızca tarım işçiliği yapmamış 2006′dan beri Ahmet Abi ve ailesi, arada Bandırma’da hurdacılık (geri dönüşüm işi) da yapmaya gittikleri olmuş. O işte de dayıbaşı gibi taşeronlar var. Biz muhabbet ederken yanımızda oturan Ahmet Abi’nin karısı Esma Abla, “ekonomik olarak kurtarmıyor, şartlar zor, hijyen-temizlik hiç yok. 13 yaşındaki kızım Gülizar üç yıl önce orada mikrop kaptı, üç yıldır bademcikleri şiş, inmiyor” diye yakındı hurda işinden. Üstelik 2009 ramazan ayında, ailecek Bandırma’da hurdacılık yaparken en küçük çocukları 3 yaşındaki Nurgül, nehre düşen topunu almaya çalışırken nehre düşüp boğularak ölüyor. Esma Abla: “Bir iş için bunları yaşamaya değer mi Allah aşkına, sen söyle?” diyor ve ondan beri de hurdaya gitmediklerini ekliyor.

Seasonal Agricultural Workers
Ahmet Abi ve okul birincisi Resulcan Yunak/Konya (c)Servet Dilber/Hayata Destek Derneği 2014

Dedim ya Ahmet Abi ve ailesinin farkı, nesillerdir bu iş kolunda olmamaları diye. Tam da bu yüzden çocuklarını okutup bu yoksulluk sarmalından çıkarmayı kafaya koymuş Ahmet Abi, “Ne yapacağım edeceğim, okutacağım bu çocukları. And içtim!” diyor. Okutuyor da elinden geldiğince. 26 yaşındaki oğlu Mustafa, Eskişehir Anadolu Üniversitesinde sosyoloji, rehber öğretmenlik okuyor, bu sene mezun olacak. 17 yaşındaki oğlu, “Rapçi” Ömer (rapçiymiş hakkaten) Viranşehir Anadolu Lisesi’ne dereceyle girmiş, bu sene üniversite sınavına girecek. Şu anda Viranşehir’deki aile evinde tek başına kalıyor, okula gidiyor. 13 yaşındaki Gülizar’la 9 yaşındaki Resulcan da ailesiyle birlikte göç yolunda, her gittikleri duraktaki okula kayıtları alınıyor. Gittikleri her yerde okula kayıtları kolayca alınmıyor ama, alınsa da içine çadırlarını kurdukları tarladan okula servis olmadığı için okula devamları sekteye uğrayabiliyor. Eylül’de okullar açıldıktan sonra şekerpancarı sökümünden gelip 15 gün geç başlıyorlar okula. Şubat gibi Adana’ya karpuz ekmeye geldiklerinde buradaki okula alınıyor kayıtlar, 23 Nisan’da Konya’ya pancar çapası için geçtiklerinde de buraya. Oradan Temmuz’da Nevşehir’e nohut hasadına, sonra tekrar Konya’ya şeker pancarı hasadı ve tekrar yol, tekrar başka bir yer, tekrar sigortasız iş, sözleşmesiz yevmiye, servissiz okul, içme suyu olmayan çay, perdesiz çadır ve tekrar…

Halbuki Resulcan her gittikleri yerde, hep okul birincisi! Ama o, en çok Viranşehir’deki okulunu, öğretmenini ve arkadaşlarını seviyor: “Oradaki arkadaşlarım benim gibi, aynı durumdalar” çünkü Konya’daki ve Adana’daki okullarında Resulcan, Kürt bir ırgat ailenin en küçük oğlu…

Adana Çavuşlu mevsimlik tarım işçisi kampı (c)Servet Dilber/Hayata Destek Derneği 2014
Adana Çavuşlu mevsimlik tarım işçisi kampı
(c)Servet Dilber/Hayata Destek Derneği 2014

Diyeceğim o ki Prenses, her ne kadar dünyanın her yerinde maden ya da mevsimlik tarım gibi iş kollarında çalışan aileler ve o yüreğini sızlatan çocukları, sosyal ve ekonomik olarak dezavantajlı sınıflarda olsalar da Türkiye gibi gelişmekte (z)o(r)lan(an) bir ülkede belli etnik kökenlerin (ve inanç gruplarının) de dezavantajlı sınıflara mahkum edilebildikleri gerçeğini aklından çıkarmayasın. Ha bir de memleketin, o senin pek tanımadığın yüzde ellisini oluşturan, Anadolu’daki bu insanlar hala hayatta bir şekilde varlarken onları fark etmeni tavsiye ederim. Sonra yok olduklarında üzülüp vicdan azabıyla ne yapacağını bilemeyebiliyorsun, ya da seçim sonuçlarını görünce kimin sandığa gidip senin birlikte kahve içip muhabbet bile etmeyeceğin birine oy verdiğini anlayamayıp öfkelenebiliyorsun. Sen de tüm yıl köle gibi çalışıp hala borç batağından çıkamıyor, ailenin karnını doyuramıyorsan, sözleşmesiz ırgatlık yapman, hiçbir güvenlik standardına uymayan bir madende çalışman ya da makarna için oy vermen hiç de inanılmaz değil. Hala toprak ağalığının ve aşiretlerin epey yaygın olduğu bir ülkede, ekonomik bağımsızlığı elinde olmayan insanlardan özgürlük ve demokrasi için mücadele etmelerini beklemekse gerçeklikten çok uzak…

Bu yazı ilk olarak prensesemektuplar.com/ da yayınlanmıştır.

Elif Gündüzyeli

 

 

Elif Gündüzyeli