Ana Sayfa Blog Sayfa 3848

“Sivas” filmine hayvanseverlerden tepki

Venedik Film Festivalinden iki ödülle dönen “Sivas” filminin 51’inci Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’ndeki gala gösterimi sırasında bazı seyirciler köpek dövüşü sahneleri nedeniyle salonu terk etti.

Filmin yönetmeni Kaan Müjdeci gösterim sonrası eleştirileri yanıtladı
Filmin yönetmeni Kaan Müjdeci gösterim sonrası eleştirileri yanıtladı

 

Festivalde ulusal uzun metraj film kategorisinde yarışan ve kangal cinsi bir köpeğin 11 yaşındaki bir çocukla hikayesinin anlatıldığı “Sivas” filminin gala gösterimi sırasında filmde geçen küfürlü konuşmalar ve köpek dövüşü sahneleri hayvanseverlerin tepkisine yol açtı. Bazı seyirciler salonu terk etti.

Film sonrasındaki söyleşide filmin senaristi ve yönetmeni Kaan Müjdeci köpek dövüşleriyle ilgili eleştirileri yanıtladı. Köpek dövüşü sahnelerinde hiçbir hayvana zarar vermediklerini söyleyen ve ilm çekiminde çocuk psikologlarıyla birlikte çalıştıklarını da anlatan yönetmen, filmle ilgili de herkesin farklı bir anlam çıkarabileceğini belirtti.

Soma Yırca Köyü’nde yeniden hukuksuz ağaç kesimi

Soma Yırca köyüne kurulması planlanan kömürlü termik santral için Kolin Şirketler Grubu bu sabah saatlerinde yine hukuksuz bir biçimde zeytinlik alanlara girerek 86 ağacı kesti. Köylülerin jandarmayı çağırması ile daha fazla ağacın kesilmesi önlendi.

2 SOMA...

 

Soma Yırca köyüne kurulması planlanan kömürlü termik santral için Kolin Şirketler Grubu bu sabah saatlerinde yine hukuksuz bir biçimde zeytinlik alanlara girerek, 86 ağacı kesti. Bu kez iş makineleri yerine gizlice elektrikli testere ile alana giren şirket çalışanlarının daha fazla ağaç kesmesi, köylülerin jandarmayı çağırması ile önlendi. Soma İlçe Tarım Müdürlüğü, olay yerinde, tarım alanlarına zarar verildiği ve ağaç kesimi ile ilgili tutanak tuttu.

Soma İlçe Tarım Müdürlüğü, olay yerinde ağaç kesimi ile ilgili tuttuğu tutanak
Soma İlçe Tarım Müdürlüğü, olay yerinde ağaç kesimi ile ilgili tuttuğu tutanak

Greenpeace Avukatı Deniz Bayram, konuyla ilgili olarak, “Bugün Yırca köyü yakınlarındaki zeytinlik ve tarım alanlarında bir kez daha suç işlendi. Manisa’daki tüm idari birimlere yaptığımız başvurular ile tarım alanları ve zeytinlik alanların korunması için tedbir alınması talebimize rağmen, ‘cezasını öderim, ağaçları da keserim’ yaklaşımı ile hukuksuz ağaç kesimi devam ediyor. Valilik başta olmak üzere tüm idari birimleri hukuksuz ağaç kesimi ve tarım alanlarının tahrip edilmesine karşı görevlerini yerine getirmeye ve yetkilerini kullanmaya çağırıyoruz” dedi.

Şirket 17 Eylül gece yarısı da yine hukuksuz bir biçimde alana girerek iş makineleriyle 13 ağacı yıkmıştı. Köylüler, o günden beri zeytinliklerini korumak için alanda nöbet tutuyor.

Bugün ayrıca, santralin Çevresel Etki Değerlendirmesi Süreci’yle ilgili de bir skandal ortaya çıktı. Greenpeace’in sorduğu sorulara Tarım Bakanlığı tarafından verilen yanıtlara göre, Manisa Valiliği İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinde görüş bildirmemiş. Oysa Müdürlük, ÇED sürecinde oluşturulan İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu’nun üyesi olarak belirlenmişti.

Greenpeace Avukatı Deniz Bayram “Yırca Köyü yakınında kurulmak istenen bu kömürlü termik santral, bölgedeki üçüncü santral olacak. Sağlık yönünden ciddi tehlikeler oluşturmasının yanı sıra, tarım ve zeytinlik alanları üzerinde yapılması planlanıyor. Böyle bir tabloda, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın ÇED sürecine dahil edilmemesi kabul edilemez. Manisa İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü olumsuz görüş yazısını Mart ve Haziran aylarında yazmış fakat bu olumsuz görüş ÇED sürecine yansımamış. Hukuka uygun olarak yazılan bu yazılar nerede ve neden ÇED sürecine dahil edilmedi? Tarım ve zeytinlik alanların bu tür yatırımlara açılması ile ilgili hukuki düzenlemeler açık ve net. Bu nedenle de Tarım Bakanlığı nezdinde Manisa İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü kararını olumsuz olarak bildirdi. Bu projeyle ilgili her adımda bir diğer hukuksuzlukla karşı karşıya kalıyoruz. Geçtiğimiz ay gece yarısı dozerler zeytin ağaçlarını kesti, şirket köylüleri arazilerden çıkardı, tel örgü çekti, güvenlik kulübesi yerleştirdi ve dozerler her an orada, elinde testereler ile kişiler ağaç kesimi yapıyor ama acele kamulaştırma kararı hukuka aykırı, imar planı yok ve şimdi öğreniyoruz ki, meşru bir ÇED süreci de yok, alanın tarım dışı amaçla kullanım izni de yok” dedi.

(Yeşil Gazete)

Suphi Nejat Ağırnaslı için Kadıköy’de taziye çadırı kuruldu

Kobani’de IŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybeden Boğaziçi Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi, sosyolog ve çevirmen Suphi Nejat Ağırnaslı için, HDP Kadıköy Gençlik Meclisi üyeleri ve arkadaşları Kadıköy’de taziye çadırı kurdu.

20 taziye çadırı

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans yaparken IŞİD’le savaşmak için Kobani’ye giden 30 yaşındaki Suphi Nejat Ağırnaslı’nın 7 Ekim’de Kobani’de yaşamını yitirdiği duyurulmuştu. Ağırnaslı’nın ölümünün ardından, arkadaşları ve HDP Kadıköy Gençlik Meclisi üyesi bir grup, Osmanağa Mahallesi, Yeni Yol Sokak’ta taziye çadırı kurdu. Bir masa üzerine Suphi Nejat Ağırnaslı’nın fotoğrafı konularak, etrafında da mumlar yakıldı. Ayrıca, ziyarette bulunanların düşüncelerini yazmaları için de taziye defteri konuldu. Duvara, “Suphi Nejat Ağırnaslı Yoldaş Ölümsüzdür” asılı bir pankart asıldı.

Suphi Nejat Ağırnaslı’nın taziye için çadırda bulunan bir arkadaşı, “Paramaz Kızılbaş adıyla Kobani’de ölümsüzleşen bir devrimcinin taziye çadırını kurduk. Üç günlük bir taziye çadırı olacak. Aynı zamanda aile de evde taziyeleri kabul ediyor. Suphi, Kadıköy’de yaşayan birisiydi. Buradan Kobani’ye gitmek, orada IŞİD’in zulmüne karşı yer almak, zulmüne karşı mücadele yürütmek için gitmişti. Aslında ‘Paramaz Kızılbaş’ kod adını alıyor. Kendisi ne Kürt, ne Alevi, ne de Ermeni ama bütün ezilenlerin mücadelesini ortaklaştırmak için oradaki savaşa katılıyor. YPG saflarında savaşa katılıyor. Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi. Pek çok sayıda kitap çevirileri yapmış birisi. Bu çadırı anısını yaşatmak için açtık. Herkesi çadırımıza bekliyoruz. Taziyeleri kabul ediyoruz” şeklinde konuştu.

Suphi Nejat Ağırnaslı’nın dedesi Niyazi Ağırnaslı, 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında kurulan Cumhuriyet Senatosu’nda, 1961-1966 yılları arasında Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) “Senatör” olarak görev almıştı. Dede Ağırnaslı, Halit Çelenk ile birlikte Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının avukatlığını yapmıştı.

(Cnn Türk)

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ortaya çıktı

0

Haftalardır kamuoyu karşısına çıkmayan Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un bir açılışa katıldığı açıklandı.

19 Kim Jong UnKuzey Kore resmi haber ajansı KCNA, Kim Jong Un’un başkent Pyöngyang’da bir inşaat alanında incelemelerde bulunduğunu duyurdu. Haberde ziyaret tarihi belirtilmedi. Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, en son eylül ayı başında eşi Ri Sol Ju ile birlikte başkent Pyöngyang’da bir konseri izlerken görülmüştü.

Bazı Güney Kore gazetelerinde aşırı kilolu Kim Jong Un’un gut hastalığına yakalandığı yolunda haberler yayınlanmıştı. Kim Jong Un’un iktidardan uzaklaştırıldığı ya da siyasi olarak güçten düştüğü yolundaki spekülasyonlar yoğunluk kazanmıştı.

Daha önce hemen her gün muhtelif vesilelerle resmi basında boy gösteren Kim Jong Un’un “yokluğu” uluslar arası kamuoyu tarafından da yakından takip ediliyor.

Nükleer silahlara sahip Kuzey Kore’nin istikrarsızlığa sürüklenme ihtimali kaygı uyandırıyor.

 

 

Katalonya bağımsızlık referandumundan vazgeçti

Katalonya’daki bağımsızlık yanlısı partilerden Esquerra Republicana de Catalunya, bölgesel yönetimin lideri Artur Mas’ın kendilerine ve diğer partilere, daha önce 9 Kasım için planlanan bağımsızlık referandumunun düzenlenmeyeceğini söylediğini aktardı.

18 katalonyaReuters’a konuşan bir parti sözcüsü, Katalonya yönetiminin bunun yerine ‘halka danışmak’ için farklı bir alternatife yöneleceğini kaydetti.

Mas’ın sözcüsü, Katalan liderin konuyla ilgili Salı günü açıklamalarda bulunacağını söyledi.

Katalonya’daki bölgesel meclisten çıkan bağımsızlık referandumu kararı, İspanya Anayasa Mahkemesi tarafından askıya alınmıştı. Ancak Barselona yönetimi, referandumdan vazgeçtiklerine ilişkin bir açıklama yapmamıştı.

Madrid, otonom bölgelerin tüm ülkeyi etkileyecek kararları kendi başlarına almasının anayasaya aykırı olduğunu savunuyor.

Anketlere göre Katalanların çoğu referandumun düzenlenmesinden yana, yaklaşık yarısı ise bağımsızlığı tercih ediyor

(Euractiv)

Şavşat’ta Milli Park içine planlanan HES’e bilirkişi onayı

Şavşat’ta yapılması planlanan Armutlu 1-2 HES Projesi için hazırlanan bilirkişi raporuna göre Karagöl Sahara Milli Parkı içerisine yapılacak HES, bölgeye zarar vermeyecek. Avukat Yıldırım “Heyet bilimsellikten uzak” diyor. Bugün ise ÇED Olumlu kararının iptali davası görülecek

17 şavşat hes...

Artvin’in Şavşat ilçesine Veliköy sınırları içerisinde Arten Elektrik Üretim ve Makine San. Tic. Ltd. Şti. Tarafından yapılması planlanan Armutlu 1-2 HES ve Regülatörü için mahkemenin belirlediği bilirkişi raporu hem davacı köylülerde hem de davanın avukatlarında şaşkınlık yarattı.

Birgün’den Seçil Türkkan’ın haberine göre 19 Haziran’da davacıların talebiyle bölgede yapılan bilirkişi tespitinde Prof. Dr. Gülen Güllü, Prof. Dr. Kamil Kayabalı, Prof. Dr. Mustafa Aydoğdu, Doç. Dr. Ahmet Tolunay ve Yar. Doç. Dr. Levent Doğankaya’dan oluşan bilirkişi heyeti Armutlu HES 2 Regülatörünün Karagöl Sahara Milli Parkı içerisine yapılacağını kabul etti. Fakat ‘bu konuyla ilgili olarak gerekli izinler alınacaktır’ diyerek şirketi savundu. Hazırlanan raporda parkın içerisine yapılacak inşaatın oluşturacağı tahribatla ilgili olarak ise herhangi bir değerlendirme yapmadı.

Armutlu 1-2 HES ve Regülatörü projesinin Şavşat’a bağlı Veliköy’de Mirya Deresi ve Mansurat Çaylarının birleştirilmesiyle yapılması planlanıyor. Bu durum dere yataklarının tümden değiştirilmesi anlamına geliyor. Armutlu HES henüz proje aşamasında 4,99 MW olarak planlanmışken, bu rakam ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) başvurusu sonrası 12,61 MV’a çıkarıldı. Rapordaki verilerin değiştirilmeden kapasite artırımı yapıldığı da gelen bilgiler arasında. HES Projesinin yerleşim alanlarının 500 metre yakınında bulunması da bir diğer nokta.

(Birgün)

 

İngiltere Parlamentosu Filistin’i tanıdı

0

İngiliz Parlamentosu, Filistin’in devlet olarak tanınmasına ilişkin önergeyi 12’ye karşı 274 oyla kabul etti. Ancak Birleşik Krallık’ta devletleri parlamento değil, hükümet tanıdığı için karar sembolik bir anlam taşıyor.

İngiliz Parlamentosunun alt kanadı Avam Kamarası, “Hükümetin Filistin Devletini tanımasına” ilişkin önergeyi dört saat görüştü. Muhalefetteki İşçi Partisi’nin Filistin’in Dostları Grubu Başkanı Grahame Morris tarafından hazırlanan, “Parlamento, hükümetin İsrail devletinin yanı sıra Filistin devletinin tanınması gerektiğine de inanıyor” başlıklı önerge, görüşmelerin ardından oylandı.

16 ingiltere parlamentosu...

274 milletvekili kabul oyu kullandı. Önerge hakkında, 12 milletvekili ret oyu verdi.

Birleşik Krallık’ta devletleri parlamento değil, hükümet tanıyor. Dolayısıyla oylama sonucunun bağlayıcılığı bulunmuyor ve sembolik nitelik taşıyor. Ancak kararın uluslararası etkilerinin olması ve İngiliz hükümetini, Filistin devletini tanıması için baskı altına sokması bekleniyor.

İngiltere Başbakanı David Cameron ile koalisyon hükümetini oluşturan Muhafazakar ile Liberal Demokrat Partilerin bakanları önergeyle ilgili çekimser kalmayı tercih etti. Cameron’ın lideri olduğu Muhafazakar Parti’den bazı milletvekilleri ise “Ortadoğu sorununda iki devletli anlaşmaya ve barışa ulaşılmadan, sınırları belli olmayan Filistin’in devlet olarak tanınamayacağını” savundu.

İsveç bu ay başında Filistin’i tanıma kararı almıştı. Dünyada 130’dan fazla ülke Filistin’i bağımsız bir ülke olarak tanıyor.

(Al Jazeera)

Hayata ve akla dair – Cengiz Aktar

Ağızları bıçak dahi açamıyor, Kürdistan 90’lara dönüşün dehşetini yaşıyor. Batı’da haftasonu eğlence mekânları, Yeni Türkiye’nin “vitrini” avmler, İstanbul’un metrosu boş. Kürt pogromları tüyler ürpertiyor. Kobane infialinde faili meçhul cenaze dün itibariyle 42’ydi. Hükümet, beceriksizliği müzminleşmiş, günübirlik kararlarla olayların peşinden koşar hâlde. Türkiye ahmaklık ve ölüm sarmalında debelenmeye başladı tekrardan. Karanlıktan nasıl çıkılacak, belli değil. Bugün, hayata ve akla dair küçük ama güçlü bir ışıktan bahsedeyim bari.

Ocakta yılın kayda değer üç toplantısından biri olarak tanıttığım Dünya Organik Tarım Kongresi başladı; yarın akşama kadar sürecek. Tarımın her çeşidi burada iptidaî bir faaliyet olarak ele alınır. Tarımı lağvetmeyi, kırsalı sunî beton ve asfalt çölüne dönüştürmeyi modernlik sananlar ise, ezici çoğunluğu kırsal kökenli AKP’lilerdir! Yine de ilgili bakanlık Türkiye’nin tarım ihracatçısı bir ülke olduğu masalını ısrarla anlatır durur. 2013’te gübre, mazot, ilaç hariç ithalat 16,8 milyar dolar, ihracat 18 milyar! Dün açılışta bakanlık temsilcisi de bu “büyük performanstan” söz etti. Üstelik konu genel değil organik tarımken!

ifoamOysa Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu (IFOAM) yerel temsilcisi Buğday Derneği’nin ev sahipliğinde 18’incisi İstanbul’da gerçekleşmekte olan Kongre memleketin organik potansiyelinin bilinmesi, diğer taraftan organik gıda üretim ve tüketiminin özendirilmesi için bulunmaz bir fırsat.

1981’den beri organik ile konvansiyonel tarımları karşılaştıran Rodale Enstitüsü’nün bulguları açık. (http://rodaleinstitute.org/our-work/farming-systems-trial/) Birkaç örnek: Organik tarım konvansiyonel tarıma oranla daha sağlıklı, besleyici ve kaliteli. Organik, hektar başına yüzde 30 daha fazla istihdam yaratıyor, daha çok kazandırıyor. Organik üretimde yüzde 45 daha az enerji tüketiliyor. İklim değişikliğinin etkisini azaltmak için de adres organik tarım zira seragazı etkisi yüzde 40 daha az. Ancak organik tarıma faydacı bir gözle değil, bir hayat biçimi olarak bakmak lâzım.

Dünyada organik tarım 164 ülkede 1,8 milyon çiftçi tarafından, toplam ekilebilir 1.386 milyon hektar alanın 37 milyonunda yapılıyor. Anadolu, toprak kalitesi, 11.000’den fazla türle son derece zengin biyolojik çeşitliliği, iklimi ve daha kaybolmamış kadim bilgi birikimine rağmen organik tarımda pek zayıf. 2013 verilerine göre 60.797 çiftçi 461.395 hektar yani 0,5 milyon hektardan az alanda organik tarım ve hayvancılık yapıyor; 307.619 hektar alanda ise organik yabanî ürün toplanıyor. Toplam 213 ürünün miktarı 1.620.466 milyon ton. Kayıt tutulmaya başlanılan 1985’te organik tarım sadece sekiz üründe yapılsa da artış, potansiyele oranla çok yetersiz. Buğday Derneği’nin tohumlarını atan rahmetli Victor Ananias ile birlikte 2005’te yazdığım “Yeni bir ulusal politika: Ekolojik Tarım” makalesindeki öneriler hâlâ orada duruyor: (www.bugday.org/portal/haber_detay.php?hid=565) Oysa Türkiye’nin potansiyeli ile ilgili veriler gün geçtikçe güçleniyor. Yakın zamanda Bilgi Üniversitesi’nden Bulut Aslan ileYonca Demir’in “Organik tarım Türkiye’nin tamamını besleyebilir mi?Can Organic Agriculture Feed Turkey? çalışmalarının başlığındaki sorunun cevabı kocaman bir “evet”! (http://orafm.udl.cat/wp/wp-content/uploads/orafm_slides.pdf)

Buğday Derneği, Kongre’nin simgesi olarak bu topraklarda bereket simgesi, Budizm’de dehayatın bütün olumlu etkilerinin özü olan narı seçmiş. Kongre programına (www.owc2014.org/?lang=tr) adresinden ulaşın ve hayat ile aklın bu istisnaî buluşmasını

Bu yazı ilk olarak taraf.com.tr/ de yayınlanmıştır

Cengiz Aktar

 

Cengiz Aktar

[email protected]

Twitter@AktarCengiz

Suphi – Nejat – Ağırnaslı / Aydın Engin

Adı Suphi Nejat Ağırnaslı’dır.

Adında bir tarih yatar.

Adında bir çok kuşağın kişisel tarihinden bir sayfa açılır.

Adı Suphi’dir. Mustafa Suphi’den gelir. 1920’nin 10 Eylül’ünde Bakü’de  kurulan Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) kurucu başkanı Mustafa Suphi’den… Kurtuluş Savaşına katılmak üzere 15 yoldaşıyla birlikte geldiği Trabzon’da, kıyıya ayak basamadan kayıkçılar kâhyası Yahya ve çetesi tarafından boğularak öldürülen Mustafa Suphi’den…

Adı Nejat’tır. Ethem Nejat’tan gelir. Türkiye Komünist Partisinin kurucu Genel Sekreteri Ethem Nejat’tan… Yoldaşı Mustafa Suphi ile birlikte Trabzon açıklarında boğularak öldürülen Ethem Nejat’tan…

Soyadı Ağırnaslı’dır. Niyazı Ağırnaslı’dan gelir… Sosyalizme gözümüzü açtığımız Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) 1961 parlamentosundaki senatöründen…  Orada sosyalizmin sesini yükselten ağabeyimizden… Benim kuşağımın sosyalizm öğretmenlerinden Niyazi ağabeyimizden…

suphi-nejat-agirnasli

Suphi Nejat Ağırnaslı adını TKP kurucularından, soyadını onların izinde yürüyen dedesinden aldı. Boğaziçi Üniversitesi’nin en parlak öğrencilerindendi. Önünde pırıl pırıl bir gelecek uzanıyordu. Kobani’de IŞİD çetelerine karşı elde silah çarpışırken öldü. 30 yaşındaydı…

Ardından babası Hikmet Cur kısa ama binlerce sayfada ancak anlatılabilecek kadar yalın konuştu:

“Oğlumu, yoldaşımı, Nejat’ımı Kobane’de kaybettim. Önünde çok parlak başka hayatlar varken o devrimci dayanışmayı seçti. Sözünde durdu. Beni yanıltmadı. Bir parçam olduğunu bana hediye etti. Her acı büyüktür. Tekrarı yoktur. Onun önünde saygı ile eğiliyorum

Burada durun ve yineleyin: Bir parçam olduğunu bana hediye etti

Susalım ve gözyaşlarını içine gömüp bir fısıltı gibi dile getirdiği bu yalın cümledeki yürek yakıcı derin anlamı düşünelim.

*     *     *

Mustafa Suphilerin, Ethem Nejatların dikenli, zorlu, ölümcül kavşaklardan geçilerek yürünebilen yolunu seçmiş; dedesinin soyunu dedesinin yolunda sürdürmüş, babasının hem oğlu, hem yoldaşı olabilmiş 30 yaşındaki bir delikanlıdan söz ediyoruz.

1936’da İspanya’da Franko’nun faşist Falanjist birliklerine karşı Avrupa’nın her ülkesinden İber yarımadasındaki yoldaşlarının, emekçi halkın yanına koşup “Enternasyonal Tugay”da saf tutan kahramanlar gibi, 2014’de IŞİD’in vahşi ve ölümcül karanlığına karşı doğup büyüdükleri, atalarının mezarlarının ve çocuklarının geleceklerinin bulunduğu Kobani’yi savunan Rojava Kürtlerinin yanına koşup YPG saflarında çarpışan bir kahramandan, Suphi Nejat Ağırnaslı’dan söz ediyoruz…

Bu yazının içine gömülmüş şu silik fotoğrafa bakın şimdi de…

Yıllar ve yıllar önce bu gazetede Filistin Kurtuluş Hareketinin savaşıcılarından Leyla Halit için İlhan Selçuk, bir gazete yazısını aşan unutulmaz bir dize yazmış, “Özgürlük esmer yüzünde bir gamzedir onun demişti.

İlhan Abimden ödünç alıyorum: “Özgürlük yağız yüzünde bir gülücüktür onun…

Bu yazı ilk olarak t24.com.tr/ de yayınlanmıştır

Aydın Engin

 

 

Aydın Engin

Cumhurbaşkanı ve motor freni kalmayan devlet – Ahmet İnsel

Bugün fren sistemi felç olmuş AKP devletine karşı en etkili tepki, siyasal, kültürel ve iktisadi alanlarda yürütülecek ve her türlü şiddeti bütünüyle dışlayan sivil itaatsizlik eylemleridir.

Çocukluğumda İstanbul’da yokuş başlarında şöyle bir levha yer alırdı: “İETT şoförü, yokuşu 2. vitesle in!” Benzinden tasarruf etmek için, yokuşta motoru boşa alıp, frenle inmeye çalışırken freni boşalıp, yokuş sonundaki eve, dükkana giren araba, kamyon haberleri sık çıkardı gazetelerde. Motor freninin önemini o vesileyle duymuştum.

Bugün Türkiye’de devlet yönetimi yokuş aşağı giderken motor freni çalışmayan bir vasıta görünümünde. İki ay önce cumhurbaşkanı seçilen ama oturduğu makamı ‘cumhurbaşbakanlığı’na dönüştüren zat, devlet yönetiminin fren düzenini dağıtmış durumda. Artık her hafta yapamadığı grup toplantısı konuşmalarını, kah bir üniversitenin akademik yılı açılışını, kah bir kentteki ticaret odasının ya da bir derneğin toplantısını bahane ederek, yapıyor. ‘Cumhurbaşbakanı’ olduğu için, yürütmenin atacağı adımı, yasamanın alacağı kararları ilan ediyor. Tam sorumsuz ve tam yetkili bir konumda, son derece gergin olan Türkiye iç siyasetinde gerginliğin üzerine körükle gidiyor.

‘Cumhurbaşbakanı’ sürekli gaza bastığı için motor freni çalışmayan, onu gören hükümetin başının, bakanların ve parti yöneticilerinin de başkandan geri kalmamak için fren pedalının varlığını unuttukları bir el yükseltme yarışı izliyoruz. Geçtiğimiz hafta arabanın duvara toslayacağını görenler, iş iyice çığırından çıkmadan el frenine asıldılar. El freni İmralı’daydı. Yokuş aşağı giden vasıta el freniyle ne kadar durdurulabilirse, Öcalan’ın yolladığı mesaj o kadar durdurabildi şiddet sarmalını. Araba devrilebilirdi de. ‘Cumhurbaşbakanı’nın, hükümetin başının ve başkana yaranma yarışı dışında gözleri bir şey görmeyen parti yöneticileri ve yandaşlarının ortalığı kaplayan kesif balata yanığı kokusunu duyduklarını ümit ederiz.

AKP devletinin sarıldığı el freninin daha kaç kez işe yarayacağını kestirmek zor. Bunun eskisi kadar da etkili olmadığını Kürt illerini yakından izleyenler aktarıyorlar. Çünkü sadece AKP devletinin değil, Kürt siyasal hareketinin de frenleri laçkalaşmaya başlıyor. Bunda çözüm sürecinin yarattığı büyük beklentilere karşılık atılan somut adımların küçüklüğü ve hep ileri bir tarihe ertelenmeleri kadar, AKP devletinin Kürt sorununun çözümünü kendi tanımladığı son derece dar sınırlara hapsetmekte ısrar etmesinin rolü büyük.

Büyük ama tek değil. PKK oluşumunun ve onun etki alanındaki Kürt siyasal hareketinin siyasal eylemle şiddet eylemi arasında aşılmaz bir sınır çekmemesi veya çekememesi de burada önemli bir etken. Kobani’deki direnişle dayanışma eylemlerinin birçok yerde bir şiddet ve vahşet nöbetine dönüşmesinde sorumluluğu sadece güvenlik güçlerinin provokasyonuna, İslamcı Kürt oluşumların tepkilerine ve aşırı milliyetçi gruplara atfetmenin AKP devletinin her taşın altında terörist görmesinden özünde farkı yoktur. Kürt siyasal hareketi sokağa çağırdığı kişilerin eylemlerini denetleyemeyerek kendisinin de frenlerinin artık tutmadığını gösterdi. Ya da denetlemek istemeyerek, yer yer bunları kışkırtarak, yokuş aşağı gaza basmaktan çekinmeyeceği tehdidini savurdu. PKK’nın yakın zamana kadar sadece silahlı mücadele yürüten değil, terör eylemlerine de başvurmaktan çekinmeyen bir örgüt olduğu gerçeği yeniden karşımıza çıktı. Bingöl’deki saldırıyla eş zamanlı olarak TAK’ın yeniden gündeme gelmesi, insanların IŞİD’li olduğu şüphesinin linç edilmeleri için yeterli neden olduğu gözü dönmüş vahşet, bir öfke nöbeti olarak sadece izah edilemeyecek, vandalizm kelimesinin tam olarak tanımladığı yıkma, yakma ve yağmalama eylemleri, Kürt siyasal hareketinin de karanlık yüzüyle bir kez daha yüzleşme gereği yaratıyor. Şiddet yöntemleri ve tehdidiyle siyaset yapma refleksinin nasıl hızla su yüzüne çıkabildiğini gösteriyor. Burada da müzakere yoluyla siyasal çözümü mümkün kılacak fren mekanizmalarının boşalmasının her an mümkün olduğunu görüyoruz. Burası Ortadoğu, burası Şark, siyasetle şiddet etle kemik gibidir, mağdurun şiddeti meşrudur, vs. deniyorsa eğer, o zaman devletin şiddetine karşı söylenecek söz de biter.

‘Cumhurbaşbakanı’ndan aşağıya doğru dökülen söylemde şiddet sarmalının eylemde şiddete bir tepki olarak dönüşmesini tespit etmek, bu tepkinin de onu yaratan etki kadar sorunlu olduğunu gözardı etmeye yol açamaz. Bugün fren sistemi felç olmuş AKP devletine karşı en etkili tepki, siyasal, kültürel ve iktisadi alanlarda yürütülecek ve her türlü şiddeti bütünüyle dışlayan sivil itaatsizlik eylemleridir. Kürt siyasal hareketinin devlet şiddetini izole ederek, AKP devletinin sözde ve eylemde şiddetini bir boş gösterene dönüşmesini sağlayarak alacağı yolla, kendisinden kaynaklanan şiddet yöntemleriyle kat edeceği mesafe arasında büyük bir uçurum var. Başta Selahattin Demirtaş olmak üzere, HDP yöneticilerinin büyük bölümünün bunun bilincinde olmaya devam ettiğini görebiliyoruz. Kendilerine yönelik hakaret ve provokasyonların etkisinde kalmamayı başarabileceklerini temenni ederiz.

Aklı selim sahibi herkes bilir ki yokuş aşağı giden freni patlamış ve vitesi boşa alınmış arabanın önünde durulmaz, kenara çekilir ve arabanın toslayacağı duvarın arkasındakiler uyarılır.

Ahmet İnsel – Radikal