Ana Sayfa Blog Sayfa 3840

Schumacher’in sağlığı iyiye gidiyor

Michael Schumacher’in Fransız doktoru, eski Formula 1 şampiyonunun bir ila üç yıl içinde iyileşebileceğini söyledi.

11 schumacher...

2013 yılının aralık ayında kayak yaparken geçirdiği kaza sonrası ağır yaralanan eski Formula 1 şampiyonu Michael Schumacher’in durumunda iyileşme olduğu kaydedildi. Kazadan bu yana Sachumacher’i tedavi eden doktor Jean-Francois Payen, eski Formula 1 pilotunun iyileşmesinin 1 ila 3 yıl arasında sürebileceğini belirtti. RTL’e konuşan Payen, “Bazı ilerlemeler kaydettim, ancak ona zaman vermemiz gerektiğini söylemeliyim” dedi.

Payen ayrıca, “Diğer hastalarda olduğu gibi bir ila üç yıllık bir süre öngörüyoruz, bu nedenle sabırlı olmalısınız“ ifadelerini kullandı. Payen, Schumacher’i kaza sonrası Grenoble’daki hastanede tedavi etmişti. Şimdi de Schumacher’in İsviçre’de kaldığı evde kaydettiği ilerlemeleri izliyor.

Payen, Schumacher’in iyileşmesinde eşi Corrina’nın rolüne de övgüde bulundu. Kaza sonrası beyni daha fazla zarar görmesin diye suni komaya sokulan Schumacher, haziran ayında uyanmıştı.

Erdoğan, “IŞİD de terörist, PYD de terörist”

Letonya ziyaretinde Kobani’deki çatışmaları değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan Kobani’de sivil kalmadığını belirterek “Kalan 2 bin PYD’li içeride IŞİD’le savaşıyorlar. Onlar da terörist, onlar da terörist” dedi.

10 rteLetonya ziyaretini sürdüren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan , Kobani’de yaşanan gelişmelerle ilgili konuştu. Letonya Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi’nde konuşan Erdoğan, Kobani’den 200 bin kişinin Türkiye ‘ye geldiğini hatırlatarak “İçeride sivil kalmadı” dedi.

Kobani’de 2 bin PYD’linin kaldığını belirten Erdoğan “Şu anda içeride IŞİD’le savaşıyorlar. Onlar da terörist, onlar da terörist. Benim ülkemdeki bölücü terör örgütü PKK ile aynı” şeklinde konuştu.

Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü, “300 bin insanın ölümüne, katledilmesine sessiz kalan dünya şu anda Kobani’de ayağa kalkmış durumda. Peki çok güzel de Dera için neredeydiniz? İdlib, Hama, Humus, oralar yanarken neredeydiniz? Örneğin PKK gibi kanlı bir terör örgütünü umursamayan dünya bir anda IŞİD terör örgütü için ittifak kurabiliyor. İyi de PKK ülkemde 40 binden fazla insanı öldürürken neredeydiniz? ”

 

Validebağ direnişinde Avukat Can Atalay’a gözaltı

Validebağ korusundaki yıkımı durdurmak isteyenlere polis saldırdı, Avukat Can Atalay ile dört kişi darp edilerek gözaltına alındı. Zabıtanın darp ettiği iki kişi de karakola giderek şikayetçi oldu.

9 validebağ...

Üsküdar Belediyesi’nin, Validebağ Korusu’nun yanındaki alana ağaç keserek dini tesis inşa etme ısrarına karşı düzenlenen protestolarda bugün tansiyon iyice yükseldi. Belediye’nin yürütmeyi durdurma kararına rağmen inşaat çalışmalarını sürdürmesi nedeniyle çok sayıda protestocunun Üsküdar’a akın etmesi sonrası, bir dizi gözaltı yapıldı.

Bu kişiler arasında, Mimarlar Odası’nın avukatlığını yapan Sosyal Haklar Derneği Genel Başkanı Can Atalay, Yurt Gazetesi muhabiri Hakan Akpınar ve İstanbul Kent Savunması’ndan Çiğdem Çidamlı’nın yanı sıra HTKP Deniz Gürsen ve Halkevleri üyesi Alper Ateş de var.

8 validebağ

İnşaat makinelerinin önüne geçerek yıkımı durdurmak isteyenlere polis saldırdı. Mimarlar Odası avukatı Can Atalay ile beş kişi gözaltına alınarak muayene için Numune Hastanesi’ne götürüldü.

Tartışmaların ardından koruya ve çevresine sahip çıkmak için kurulan Validebağ Korusu Gönüllüleri Derneği’nden alana akşam saat 18:00’a çağrı yapıldı.

(Bianet, Diken)

[Nükleersiz Türkiye için Kürekle Karadeniz] 70.Gün: Ereğli’yi geçtik istikamet Akçakoca

Sinop’ta, Karadeniz’de hatta Mersin’de, Akdeniz’de ve hatta hatta İğneada Marmara’da nükleere hayır diyenlerin ortak sesi olmak için sandalı ve küreği ile 70 gün önce Hopa’dan yola çıkan Hüseyin Ürkmez her kürek çekişte bu İthaka yolculuğunun son iskelesi olarak planlanan Ortaköy’e bir adım daha yaklaşıyor. Ürkmez ile dün telefonda konuştuk. Sesi ilk günkü kadar dinç, ilk kürek çekişinde olduğu kadar enerji dolu. “Bu kadar gün oldu, hiç mi hastalanmadın?” diyecek olduk, “Onlar bu yolculuğun sonuna ertelendi. Önümüzde yapılmasını engellememizin şart olduğu nükleer santraller var” diyerek cevapladı.

2 Kasım Pazar Günü Ortaköy

6 hüseyin...

Yeşil Gazete’den Pınar Demircan‘ın fikir annesi olduğu, Nükleersiz.org ve Yeşil Düşünce Derneği(YDD) tarafından organize edilen “Nükleersiz Türkiye için Kürekle Karadeniz” projesinde sona doğru hızla yaklaşılıyor. 70 gün önce Artvin Hopa’dan sandalı ile Karadeniz’e açılan Hüseyin Ürkmez ile ilgili size en son Amasra‘dan haber iletmiştik. Bugün ise Ürkmez, Akçakoca yolunda. Önündeki durakları da kendisine sorduk söyledi, “Sakarya nehrinin aktığı yer Karasu, daha sonraki gün Kefken, ardına Ağva, derken Şile, Riva, Beykoz ve 2 Kasım 2014 günü Ortaköy”

Ya hava bozarsa diyoruz Hüseyin’e, Ya sandalda beklenmedik bir arıza peydah olursa, Ya -Allah göstermesin- sağlığın bozulursa, aksi bir şey çıkarsa, sözümüzü bitirmeden “Hayır” diyor Hüseyin, “2 Kasım Pazar günü İstanbul’da olmak zorundayım, zorundayız. Biz bir söz verdik. Nükleer karşıtı aktivistleri, Türkiye’de nükleer istemeyen herkesi o gün Ortaköy’e davet ettik. Ben her şartı zorlayarak 2 Kasım Pazar günü Ortaköy Meydanı’nda beni bekleyenler ile buluşmak için elimden gelenin en iyisini yapmaya gayret göstereceğim”

Karadeniz Ereğli

Hüseyin Ürkmez'in 23 Ekim 2014 Perşembe sabahı itibarı ile izlediği rota ve bulunduğu güzergah
Hüseyin Ürkmez’in 23 Ekim 2014 Perşembe sabahı itibarı ile izlediği rota ve bulunduğu güzergah

Karadeniz Ereğli’yi soruyoruz Hüseyin’e. Orda kendisini Yakup Okumuşoğlu’nun karşıladığını. Saat 12:00 yerine 15:00’de Karadeniz Ereğli’ye varmasından ötürü kendisini karşılamak için gelen insanların bir bölümünün ayrılmak zorunda kaldığını iletiyor. Ereğli’de Bozhane Limanı’na gelen Ürkmez’i burada Çevre Platformu üyeleri karşıladı.

Peki biz seni son aradığımızdan beri nasıl geçti yolculuk diyoruz hemen yanıtlıyor, “Sizden sonra Filyos’a vardım. Herkes Kilyos ile karıştırıyor ama karışmasın Kilyos değil Filyos. 3 gün önce Filyostan yola çıktım, aynı gün akşama doğru Zonguldakta basın açıklaması oldu limanda beni karşılayan kalabalık bir nükleer karşıtı aktivist eşliğinde. Zonguldak’tan Kozluya geçtim, ordan sonraki uğrağım olan Ilıksu’da çadırda kaldım. Ilıksu’da sağolsun Ehl-i Keyif müessesinin sahibi Oktay bey beni ağırladı, Ilıksu’dan sabah erken 8’de çıktım yola. Karadeniz’de dağdan denize doğru sert bir rüzgar oluyor, ordan devam ettim. Nonstop Karadeniz Ereğli’ye geldim, 12:00’de diye anlaşmıştık Ereğli için ama 15:00’de ulaşabildim. Basından 1 kişi vardı. Yakup Okumuşoğlu ve Hanımı ile yemek yedik akşamüstü. Bu sabah (22 Ekim 2014 Çarşamba) 8’de Karadeniz Ereğli limanından yola çıktım. Alatlı’ya 2-3 saat, Akçakoca’ya ise 10 km  yolum var. Akçakoca’da Sinan beylere konuk olacağım, Sinan Bey, Giresun Ünye’deki gazeteye yazı yazıyor”

Hüseyin ile konuşmamızın ardından Karadeniz Ereğli’de kendisini ağırlayan ekoloji aktivistlerinin yakından tanıdığı Avukat Yakup Okumuşoğlu‘nu aradık ve hem Hüseyin’in nükleer karşıtı seyahatini hem de Karadeniz Ereğli’deki durumu sorduk kendisine.

Okumuşoğlu, “Nükleere Karşı Kürekle Karadeniz Çok Değerli Bir Eylem Yöntemi”

Avukat Yakup Okumuşoğlu
Avukat Yakup Okumuşoğlu

Karadeniz Ereğli’de şu an bir termik santral bulunmadığını belirten Okumuşoğlu. Yapımı gündemde olan bir termik santralinde ilgili şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle ÇED sürecinin durdurulduğunu kaydetti. Zonguldak Çatalağzı’nda ise 3 Termik Santral bulunduğunu aktaran Yakup Okumuşoğlu, bu üç santralin birisini devletin ikisini ise Eren Holdingin işlettiğini söyledi. Yeni bir tane santral yapılmasının gündemde olduğunu ve buna karşı dava açtıklarını da sözlerine ekleyen Avukat Okumuşoğlu, Çatalağzı’nda devlet tarafından işletilen santralin hiç arıtma sistemi barındırmadığını da vurguladı.

Hüseyin’in bize telefonda ilettiği, “Karadeniz turum boyunca özellikle Samsun Terme’de Rusya’dan hatta Çin’den bile kömür taşıyan gemileri limanda yük boşaltırken gördüm” sözünü kendisine aktardığımızda Okumuşoğlu, “Çin’in kendisinin kömüre ihtiyacı var ordan kömür taşındığını tahmin etmiyorum ama Rusya’dan hatta Güney Afrika ve Arjantin’den hem kömür hem de cüruf malzemesi taşıyorlar” şeklinde konuştu.

Nükleersiz Türkiye için Kürekle Karadeniz projesinden de bahseden Yakup Okumuşoğlu, “Hayranlık duyuyorum, çok değerli bir eylem yöntemi. Hopa’dan başlayıp Karadeniz’i katediyor Hüseyin Bey. Nükleere karşı bir ses çıkartırken Karadeniz’in biyolojik çeşitliliğine de şahit oluyor” diyerek sözlerini noktaladı.

Hüseyin Ürkmez’i bu bağlantı üzerinden takip edebilirsiniz

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Tarımda yeni trend; kentsel çiftçilik…- Ali Ekber Yıldırım

Sizler bu satırları okurken, İstanbul üzerinden İtalya’nın Torino kentine gitmek üzere İzmir’den yola çıkmış olacağız.

Sadece yeme içme kültürünü değil, üretim biçimini de değiştirerek dünyamızı hızla tüketen Fast Food’a karşı, yerelde üretimi,geleneksel ürünleri, yerel kültürü, tarımda biyoçeşitliliği savunan Slow-Food’un Dünya Toplantısı için 6 gün Torino’da olacağız.

Yaklaşık 150 ülkeden 6 bini aşkın katılımcının yer alacağı Slow Food Terra Madre Dünya Toplantısı 2 yılda bir yapılıyor. Toplantı kapsamında “Nuh’un Ambarı” olarak adlandırılan alanda geleneksel yöntemlerle üretilen ve kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan binlerce ürün tanıtılıyor.

Toplantının ana teması, “Kentsel Çiftçilik; Bilinçli Tüketiciler Şehre Sürdürülebilir Tarımı Getiriyor” olarak belirlendi.

Kentlerde çatı ve gökdelenlerde, kısıtlı alanlarda en verimli dikey tarım projelerini yaratan tarımın öncüleri, uygulamalı tarım için yaratıcı önerilerini paylaşacak.
Balkonda ya da evin kullanılmayan bir alanında sebze ya da baharatlar yetiştirmeyi, kentsel alanda pratik yollarla kendi ihtiyacı olan yiyeceği yetiştirme konusu ele alınacak. Bu kapsamda metropolitan boyutlardaki şehirlerde, New York’un çatı bahçeciliği, Singapur’un dikey çiftlikleri, Paris ve San Francisco’ nun kentsel çiftlikleri, Boston’un halk bahçeleri, İstanbul’un Yedikule Bostanları örnek çalışmalar olarak sunulacak.

Carlo Petrini’nin kurduğu Slow Food Terra Madre’nin 6 gün sürecek toplantı ve etkinliklerinde kentsel çiftçilik konusunda uluslararası boyutta bir tartışma başlatılması hedefl eniyor.

Bu çalışma sonucunda kentler ile köylerin yeniden iletişim içinde olmalarını sağlamak, kaybolan bilgilerin, değerlerin yeniden kazanılması, toplumun gelenekleri ve gastronomi kültürü konularında eğitilmesi, bilinçlendirilmesi amaçlanıyor.

Kentin ihtiyacı olan besin kaynaklarının yerel yiyeceklerin kullanımı ile giderilmesi ve aynı zamanda kent sakinlerinin bu üretimde rol almalarının sağlanması bekleniyor. Bunun için kentsel tarımın boş vakit geçirme yöntemi olarak algılanması yerine, ekonomik, sosyal ve çevresel bir aktivite olarak bakılması gerekiyor. Bu bakış açısı ile belediye alanlarından ayrı olarak, çatılar, eşikler, balkonlar ve bahçeler yeni tarım alanlarına dönüşüyor.

Kentsel tarım neden önemli?

Dünya nüfusunun yarısından fazlası, 3.5 milyar kişi kent merkezlerinde yaşıyor. Büyüme trendine göre, uzmanların tahmini 2030 yılında dünya nüfusunun yüzde 70’ inin şehirlerde yaşayacağını öngörüyor.

Kentsel alanların artmasına karşılık olarak kırsal alanlarda azalma var. Aile çiftçiliğinin giderek yok olması nedeniyle, özellikle yeni nesilde çiftçilerin sayısı azalıyor. Bu, şehirdeki yiyeceklerin kalitesinin değişimini, özellikle dünyanın geleceğini etkileyecek olan demografik değişimi görmezden gelmek mümkün değil.

Bu demografik değişimin sonuçlarından biri de kentlere taşınan nüfus ile tarımla uğraşan nüfusun gittikçe biribirinden uzaklaşması. Tüketici ile üreticinin birbirinden uzaklaşması, kent sakinleri için gerekli yiyecek maddelerinin miktarı ile üretilen miktarın birbirinden farklılaşmasına neden oluyor. Büyük şehirde yaşayanlar, yiyeceklerin masalarına nasıl ve nereden geldiği konusunda bir fikir sahibi olmadan tüketiyorlar. Bu yiyecek maddeleri hakkında bilgisizlik ve konudan uzaklaşma yiyecek maddelerinin kalitesi ve sürdürülebilirliği hakkında değerlendirmeleride zorlaştırıyor.

Bu konudaki olumlu gelişme ise, uluslararası boyutta kent sakinleri ile tarım-yiyecek arasında tekrar bağlantı kurmasını sağlayan projelerin üretiliyor olmasıdır. Her gün daha çok kişi bu sosyal değişimin ve özellikle kentlerde sürdürülebilir yiyecek üretimi ile bu demografik değişimlerin yarattığı çevresel etkilerini anlamaya başlıyor. Pek çok bilinçli tüketici ve organizasyon, kişisel yada ortak kentsel tarım faaliyetlerini hayata geçiriyor.

Slow Food Fikir Sahibi Damaklar Konvivium Lideri Defne Koryürek ve çalışma arkadaşları Türkiye’nin bu büyük organizasyonda en etkin biçimde temsil edilmesi için 2 yıldan beri yoğun çaba gösterdi. Türkiye’den katılan delagasyonun katılımına ilişkin çalışmaları ise İtalya’da yaşayan Biriçim Özhuy üstlendi.

Etkinlikler kapsamında Mehmet Ali Alabora kamusal alanların korunması konusunda konuşma yapacak.

Kentsel tarım projelerinde yer alan, Yedikule Bostanları Koruma Girişimi’nden Ali Taptik ve Suna Kafadar, İstanbul Bahçe Yetiştiriciliği, Yedikule Bostanları konusundaki çalışmaları anlatacak.

Nuh’un Ambarı alanında Foça Yeryüzü Pazarı’nın standı ve Essedra Projesi ana standında Anadolu’dan farklı ürünlerin yer aldığı Türkiye masası olacak.

Ülkesi olmayan yemekler konusunda Gazeteci dostumuz Nedim Atilla ve Nilhan Aras yemek kültürü üzerine sunum yapacak.

Türkiye’nin de etkin katılımı ile daha bir çok etkinlik ve sunum yapılacak.

Bizler İtalya’da böylesine büyük bir organizasyonu yakından izlerken, Antalya’da da bugün çok önemli bir fuar açılıyor. Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ve çalışma arkadaşları ısrarla ve inatla yöresel ürünleri tanıtmak için Yörex Fuarı’nı düzenliyor. Antalya’da bugün başlayacak Yörex Fuarı’nın da ana amacı, yerel ürünleri, yöresel tatları kültürüyle birlikte yaşatmak ve geleceğe taşımak.

Özetle, dünyayı kasıp kavuran tek tip beslenme modeli olan Fast Food’a karşı duran Slow Food hareketi hızla büyüyor. Kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya olan tarım ve gıda ürünlerini Nuh’un Ambarı’nda toplayan, yerel ürünleri, yerel kültürleri geleceğe taşımak için mücadele eden Slow Food, kentsel çiftçiliğin yayılması için çalışıyor.

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

 

Ali Ekber Yıldırım

 

Ali Ekber Yıldırım

Yasemin Göksu’dan Canlı 45’likler

5. ve son albümü “Âh”ı Haziran ayında çıkartan Yasemin Göksu, bu akşam (23 Ekim) “Canlı 45’likler” konserleri programına Ankara Nefes Bar’da sahne alarak başlıyor.

4 yasemin göksu

Canlı 45’likler’de 60’ların, 70’lerin 45’lik plaklarından ve filmlerinden kulaklarımıza dolan melodiler; geçmişte plaklardan, bugün CD’lerden dinlediğimiz unutulmaz şarkılar canlanarak Nefes Bar’a konseri dinlemeye gelenlere bir müzik ziyafeti sunacak.

Kendi albümlerinden şarkıları da seslendireceği repertuarıyla sanatçı, Ankara’nın ardından turne programına İstanbul, Edirne, Antalya ve İzmir konserleriyle devam edecek.

Sanatçının Ankara Nefes Bar’da start vereceği Canlı 45’likler programının tanıtımında şöyle deniyor:

“Nine yadigârı pikabımızı çıkartıyoruz saklandığı yerden.
Eski plaklarımızın tozunu alıyoruz.
Bir pikap, yüzlerce plak…
Hepsi 45’lik.
Bir uçtan çalmaya başlıyoruz, eski bir fotoğraf albümü açılıyor önümüzde…
Bir ömür birikmiş hatıralar sağanağı…
Kimi bir filme ruh vermiş, şarkıların; kimi ilk gençlik aşkımızın dert ortağı…
Biz eski 45’likleri severiz. Çünkü hatıralarımız kıymetlidir.
Şimdi o 45’likler canlanıyor. Eski 45’likler canlı 45’lik olarak çıkıyor karşınıza.
Yasemin Göksu ile canlı 45’likler konserleri, 23 Ekim’de Ankara’dan başlıyor…”

Ankara’da bu akşam gerçekleşecek konserin facebook etkinlik sayfası

(Yeşil Gazete)

 

Hrant Dink davasında kamu görevlilerine soruşturma izni

hrant_dink_davasiAdalet Bakanlığı, İstanbul Eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Eski İstanbul Vali Yardımcısı Ergun Güngör, eski İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ve 6 polisin, Hrant Dink cinayetinden soruşturulmasına izin verdi.

3 YIL ÖNCE SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULMUŞTU

Dink Ailesi, 2011 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptıkları başvuruda, cinayette ihmali olduğunu belirterek, İstanbul eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, İstanbul eski Vali Yardımcısı Ergun Güngör, İstanbul Emniyet Müdürlüğü eski İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polisler Bülen Köksal, İbrahim Pala, İbrahim Şevki Eldiven, Volkan Altunbulak, Bahadır Tekin ve Özcan Özkan hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

VALİLİKTEN SORUŞTURMA İZNİ ÇIKMADI

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma izni için İstanbul Valiliği’ne başvurdu, ancak valilik soruşturma izni vermedi. Valiliğin bu kararı üzerine soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘Kovuşturmaya yer olmadığına’ karar verdi. Dink’in ailesinin avukatları, Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak bu kararın kaldırılmasını istedi. Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Mayıs 2014 tarihli kararı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Kovuşturmaya yer olmadığına” dair kararını kaldırdı.

Bu karar üzerine 4 Haziran 2014 tarihinde Adalet Bakanlığı’na başvuran İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararının ‘kanun yararına kaldırılmasını’ istedi. Adalet Bakanlığı, 16 Temmuz 2014 tarihli kararı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu talebini yerinde bulmayarak reddetti. Bakanlık, soruşturmanın yürütülmesi için dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na geri yolladı.

 Birgün

“Milli irade” barışa yetmiyor mu? – Ferhat Kentel

Kürd sorununda “barış” ya da “çözüm” ya da devlet dilinde daha çok “terörü sona erdirmek” olarak anlaşılan sürecin neden yavaş gittiği, neden iki adım ileri bir adım geri gidildiği (bazen bir adım ileri, iki adım geri… daha kötüsü yani) sorulduğu zaman, genellikle devlet çeperlerine oturmuş siyasi aktör, yandaş gazeteci, danışman kadroları falan bu eleştirileri getirenleri saflıkla, siyasetten anlamamakla suçluyorlar. Kabaca “30 yıllık travmanın bir günde çözülemeyeceği” varsayımıyla, “memleketteki milliyetçi damarı alıştırmak, hatta AKP’nin bile zaten milliyetçi olan tabanının gözünü korkutmamak” gibi gerekçeler sunuyorlar.

Garip bir durum tabii…

Yüzde ellilik bir seçmen kitlesiyle, “bu dağları ben yarattım, köprüleri, çılgın projeleri ben yaptım ve yaparım; şuraya nükleer santral, buraya AVM yaparım; bu okulları İmam-Hatip yaparım ve kimse bana karışmaz!” diyen bir siyasal hareket (daha doğrusu giderek kutsallaşan bir figür etrafında cemaatleşen bir hareket) neden sürekli “valla işler bildiğin gibi değil; çok hassas dengeler var” der?

Yüzde ellilik oyuyla bütün memleketi temsil ettiğini iddia ederek, kendi adını “milli irade” koyan bu yeni Kemalist hareket neden Kürd meselesi konusunda “hassas” bir hareket haline dönüşüveriyor.

İnsan şunu sormadan edemiyor:

“Milletimizin çok sayın efendileri, madem bu kadar güçlüsünüz, kime ne ihale verileceğine, hangi şehrin nasıl soylulaştırılması gerektiğine, hangi fakirleri nereden kovacağınıza karar verebilecek kapasitedesiniz (haklısınız, size ancak her zaman bir avuç çapulcu itiraz edebilme cesaretini gösterebiliyor); HSYK’da ‘paralelcileri’ altedebilecek ve ‘AK Partiye yakın isimleri’ seçtirebilecek kudrettesiniz (Türkiye’nin ‘bağımsız’ olduğu varsayılan yargısının bir organındaki seçimler aynen bu ifadelerle anlatıldı!) o zaman bu yüzde 50, bu ‘milli irade’ barış konusunda mı bir anda yetersiz ve kırılgan hale geliyor?”

AKP’nin ne kadar güzel bir ‘yeni Türkiye’ yaptığını AKP’den bile daha çok iştiyakla anlatan (on yılda beyaz-siyah, her yaştan bir sürü müteahhit ve inşaat yarattığını pek anlatmayan) bugünün yazar-çizer ve geleceğin milletvekili adayları, barış konusunda pek bir hassaslar; Gezicileri falan barış sürecini sekteye uğratmakla suçluyorlar (hani yumurta küfesini onlar taşıyor meselesi…). “Gezi (hâlâ!) ve Kobani provokasyonu”ndan dem vurarak, “Çözüm Süreci’nden kimler rahatsız?” soruları eşliğinde kendi kendilerine (bozacı-şıracı) “derin analizler” yapıyorlar.

Artık devletle örtüşmüş olan hükümetimiz çok mu güçlü? Yani “milli irade” ezberini kullanırkenki rahatlığı gerçek mi?

Peki, milleti herşeye ikna eden devlet-hükümet-parti-lider totalitesi barışa neden ikna edemiyor?

Ya da, devletin otoriter özelliklerini arttıran, hatta totaliter boyutlar katan polisiye önlemler ya da son yargı paketiyle almaya çalıştığı önlemlere -“somut delil” yerine “makul şüphe” bulduğu zaman içeri atmak- bakınca dikkat çekici bir zayıflık mı söz konusu?

“Yeni Türkiye”nin devleti aldığı yeni polisiye önlemlerle giderek daha çok Mehmet Ağar’ı hatırlatmaya başladı. Onun polisleri alkışlar arasında yargısız infaz yapardı. Gerçi o ve onun adamları demokrasi gibi lafları ağzında pek dolaştırmazdı. Şimdikiler “Yeni Türkiye”de “misliyle cevap vermekten”, “anında cezalarını vermekten” bahsediyorlar. (“Hukuk devleti”?)

Bakan Atalay “sıradan vatandaşın korkmasına gerek yok” demiş. Tüyler ürpertici! “Uysal vatandaşın”; “padişahımız çok yaşa!” diyen vatandaşın korkmasına gerek yok; ne mutlu!

Şunu demek istiyor yani: “Siyasal olarak itirazın varsa ve sokağa çıkarsan ‘sıradan” olmaktan çıkacağın için başına geleceklerden sen sorumlusun!”

Bu arada Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Türkiye de olsun diyenlerin oyları 2008’de 151 iken, 2014’te 60’a düşmüş. Neden acaba?

 

Ferhat Kentel – www.basnews.com

Kürkçü sordu: kanserojen pirinç mi yiyoruz?

HDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verdiği soru önergesinde Ergene Havzası’ndaki kirliliği ve bu durumu dile getirdiği için görevden alınan Dr. Dilek Tucer’i sordu.

Ertuğrul Kürkçü, Bakan İdris Güllüce’ye, “Dr. Dilek Tucer’in Edirne Valisi Dursun Ali Şahin tarafından görevden alınmasının sebebi halk sağlığını yakından ilgilendiren bilgiyi kamuoyu ile paylaştığı için midir” sorusunu yöneltti. Kürkçü, Tucer’in de dile getirdiği kanserojen pirinç iddialarıyla iligli olarak Bakanlık’tan cevap istedi.

page_ertugrul-kurkcu-kovayla-su-tasirken-yere-dokuldu_436424635

TBMM Başkanlığı’na Kürkçü’nün verdiği soru önergesi ve gerekçesi şöyle:

“9 Eylül 2014 tarihinde Edirne Devlet Hastanesi’nin belirli aralıklarla çeşitli uzman hekimler aracılığı ile halkı bilgilendirmek amacıyla düzenlediği basın toplantısına katılan Gastroenteroloji uzmanı Dr. Dilek Tucer, basın mensuplarına yaptığı bilgilendirme toplantısında uzmanlığı olan şifalı otlar adı altında kullanılan bitkilerin, bilinçsiz ve yanlış kullanımından dolayı kanser tehlikesine sebep olabileceğini anlatmıştır.

Dr. Tucer, daha sonra gazetecilerin sorusu üzerine Ergene Nehri’ndeki kirliliği ve çevresine verdiği zararları dile getirerek, “Trakya bölgesinde Ergene Nehri gibi bir sorun varken sadece otlar açısından değil, diğer yediğimiz ürünler konusunda da büyük bir kanserojen etkisi var. Trakya bölgesi için bu çok önemli bir sorun. Özellikle pirinç üretiminde önde gelen bölgelerden birisiyiz. Otları bir kenara bırakıyorum, pirinçte de neredeyse tüm Türkiye’ye bizden dağıtım yapılıyor. Bir otun nereden ve nasıl toplandığı çok önemli, Ergene’yi özellikle söylüyorum çünkü biz organik tarıma yönelmeye başladık ve gastroenterolojik açıdan da Trakya bölgesinde kolon ve mide kanseri özellikle son yıllarda artmış durumda. Bunda tabi sadece Ergene rol oynamıyor. Çernobil’den etkilenen bölgeler arasında Karadeniz’den sonra Marmara Bölgesi geliyor zaten. Bu konu hakkında aslında bilimsel bir çalışma yok. Türkiye’de bildiğim kadarıyla yapılan iki büyük çalışma var. Bu çalışmalar bir hekim tarafından yapılan çalışmalar değil. Özellikle halk sağlığı uzmanları tarafından yapılan bir çalışmada ve yabancı kaynaklı bir çalışmada da Çernobil faciasının Trakya bölgesindeki etkilerinden çokça bahsedilmekte. Gözümüzle de bunu görüyoruz” şeklinde halk sağlığını son derece yakından ilgilendiren konuda açıklama yapmıştır.

Açıklama sonrasında Edirne Valisi Dursun Ali Şahin tarafından Dr. Dilek Tucer hakkında soruşturma başlatılmış ve görevden alınmıştır.

Ergene nehri yakınında bulunan, başta Çorlu, Çerkezköy, Lüleburgaz’dakiler olmak üzere toplam 2.757 adet sanayi tesisinin Ergene nehrine her gün doğal debisinin üç katı oranında kirli atık su boşalttığı doğru mudur?

2011 yılında Uzunköprü Belediye Başkanı Enis İşbilen, nehirdeki kirlilik nedeniyle çevrede kanser vakalarının büyük oranda arttığını ve ölümlerin yaşandığını söylemiştir. Bu bilgi araştırılmış mıdır? Araştırılmış ise varılan sonuçlar nelerdir? Araştırılmamışsa nedeni nedir?

Bölgede kanser vakalarında 1990 yılından 2014 yılına kadar artış oranı ne kadardır?

Trakya bölgesinde üretilen pirinç kanserojen midir?

Dr. Dilek Tucer’in Edirne Valisi Dursun Ali Şahin tarafından görevden alınmasının sebebi halk sağlığını yakından ilgilendiren ve yukarıda ifade edilen bilgiyi kamuoyu ile paylaştığı için midir?

(Zete)

İnsanların antidepresan kullanımı kuşları etkiliyor

Yayınlanan yeni bir araştırma kullanımı gün geçtikçe artan antidepresanların kuş popülasyonunu olumsuz etkilediği yönünde bulgular içeriyor. Pasif olarak antidepresan alan sığırcık kuşları üzerinde araştırma yapan uzmanlar beslenme alışkanlıklarının değişmesinin yanı sıra çiftleşme ilgilerinin de azaldığını belirtiyor.

York Üniversitesi’nden Doktor Kathryn Arnold liderliğinde, kanalizasyon sularının etrafındaki bölgedeki canlılarla (solucan,vs) beslenen, böylelikle insan sindirim sisteminden büyük oranda değişmeden atılan ilaçları bünyelerine alan kuşların bu ilaçlardan ne şekilde etkilendiğini ölçümlemek üzerine yapılan araştırma sonucu kuşların bu ilaç atıklardan etkilendiğini gösteriyor.

Gözlemler 6 ay sürdü

Kanalizasyon atıklarının bırakıldığı bölgede yaşayan solucanlar üzerinde antidepresan ilaç ölçümü yapıldığında bir insanın kullandığı ortalama dozun %3-5 oranı seviyesinde antidepresan kalıntısı tespit ediliyor. Bu seviyede antidepresan içeren solucanlarla beslenen 24 sığırcık kuşunun davranışları 6 ay boyunca gözlemleniyor. Gözlemler sonucunda insanlarda görülen yan etkilerin kuşlarda da görülmeye başladığı tespit ediliyor. Kontrol grubu ile kıyaslandığında görülen en önemli etkinin iştah kaybı ve libidolarında düşüş olduğu belirtiliyor. Sadece davranışsal değişimlerin ölçülebildiği bu araştırmada beyin fonksiyonlarının ve duygu durumlarının ne şekilde etkilendiği bilinemiyor.

50 milyon sığırcık yok oldu

BBC2 kanalındaki Autumnwatch sunucusu Chris Packham “Davranışlarındaki bu değişimin popülasyonlarına negatif etkide bulunduğu ortada. İngiltere’de 1960’dan beri 50 milyon sığırcığın yok olduğunu biliyoruz. Eczacılığın bu konuda önemli bir rolü var. Araştırmanın bundan sonraki adımında doğadaki sığırcıklarda ilacın ne oranda bulunduğu ölçümlenecek” şeklinde açıklama yapıyor.

(Yeşil Gazete)