Ana Sayfa Blog Sayfa 3833

Filistin’de Mescid-i Aksa isyanı

İsrail polisinin, aşırı sağcı hahamı yaraladığı iddiasıyla bir Filistinliyi öldürmesinin ardından Doğu Kudüs’te başlayan çatışmalar sürüyor. Mescid-i Aksa’ya giriş yasağı ise kaldırıldı.

Çarşamba gecesi aşırı sağcı Yahudi Yehudan Glick’i vurduğu iddiasıyla evine baskın yapılarak İsrail polisi tarafından öldürülen Filistinli Mu’tez Hicazi’nin (32) Doğu Kudüs’teki evinin çevresinde toplanan Filistinliler ile İsrail güvenlik güvenlik güçleri arasında çatışmalar çıktı.

19 filistin...

Çatışmalar İsrail polisinin, Batı Kudüs’teki saldırının ardından ikinci bir bildirime kadar Mescid-i Aksa’nın tüm Müslümanlara kapatıldığını duyurmasıyla daha da şiddetlendi.

Gün boyunca turistler ve Yahudi yerleşimciler de dahil hiç kimsenin Aksa’ya girişine izin verilmedi. Akşam saatlerinde bir grup aşırı sağcı İsrailli yerleşimci de, Mescid-i Aksa’ya Bab El Mağaribe kapısından girmeye çalıştı. Mescidin tüm kapılarını kapatan İsrail polisi grubun girişini engelledi.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın ‘savaş ilanı’ olarak nitelediği yasak kararı, akşam saatlerinde kaldırıldı. İsrail Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Micky Rosenfelt yaptığı açıklamada, “Yapılan güvenlik değerlendirmesinin ardından, Mescid-i Aksa’nın yeniden açılmasına karar verildi” dedi.

Hamas ve Fetih üyeleri cuma namazı için Mescid-i Aksa’da toplanma çağrısı yaptı.

Hamas Hareketi’nin parlamento grubu Değişim ve Islah Milletvekili Muhammed Atvan, Filistinliler’i Mescid-i Aksa’da cuma namazı kılmaya çağırdı. Atvan, “Filistinliler hiçbir şart altında Mescid-i Aksa’nın İsrail polisi tarafından kapatılmasını kabul etmez ve işgalcinin kutsal mekanı kontrol altına almasına izin vermez” dedi.

Fetih Hareketi yetkililerinden Envar Bedir ise cuma günü onbinlerce Filistinli’nin Mescid-i Aksa’da namaz kılmak için toplanmasını istedi.

Topbaş, “Validebağ’da yürütme durdurma iptal, inşaat yapılacak”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Validebağ Korusu’nun yanında yapımına devam eden cami inşaatıyla ilgili yürütmeyi durdurma ve plan iptali kararının kaldırıldığını ifade etti.

18 kadir topbaş...

Ekolojistler ve mahalle sakinleri Validebağ Korusu’nun inşaatlaşması sürecine başından beri söz konusu inşaat karşı çıkıyor. 1o gündür de koruda direniş yürütülüyor. Çevredeki sitelerden birinde oturan eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna, etrafta yeterince cami bulunduğunu, yeni bir camiye gerek olmadığnı söyleyerek eyemcilere destek vermişti.

İstanbul 7. İdare mahkemesinin aldığı kararı basın toplantısında açıklayan Topbaş, toplantının ardından kararı basın mensuplarına dağıtacağını ekledi.

Mahkemenin aldığı kararla caminin yapılabilir hale geldiğini söyleyen Topbaş, “Oradaki yapıyı mahkemenin verdiği karara göre beraberce yapabiliriz şeklinde bir noktaya geldik. Yargının vereceği kararlara uymak zorundayız” dedi.

(Diken)

“Fabrika çiftçiliği tüm problemlerin kalbi, çözümü değil”

Fabrika çiftçiliği delilik diyor Compassion in World Farming (Dünya Çitfçiliğinde Şevkat). Dünya nüfusunu beslemek için olduğundan ucuz ve verimli bir çözüm gibi görülen fabrika çiftçiliği uygulamaları uzun zamandır çalışmıyor. İnsan yiyecek için hayvanla yarışır hale geldi. Fabrika çiftçiliği yalnızca hayvanlar için kötü değil, iklim değişikliğinden biyolojik çeşitliliğin kaybına hastalıklardan gıda güvencesizliğine birçok probleme yol açıyor.

 

London-live-exports-rally-2013...
Yeryüzünde 1 milyar insan açlık çekerken başka bir 1 milyar insan aşırı kilolu. Dünyanın dengesi bozuldu.

Daha iyi bir yolu var diyor Compassion in World Farming ve yola çıkıyor. Daha adil, daha güvenli ve daha yeşil sistemlerin kurulmasının mümkün olduğundan bahsediyor, ‘modern’ yoğunlaştırılmış fabrika çiftçiliğini ile ilişkili her türlü zalimliğin tamamen bitirilmesi gerektiği söylüyor. 47 yıldır sağlam adımlarla Avrupa Birliği’ne ve ulusal düzeyde karar alıcılara baskı yapıyor, toplumsal farkındalığın artması için çalışıyor. Bu günlerde ise Compassion gözlerini kafeslere dikmiş halde.

Kafes Çağına Son Ver

Hayvanları kontrol etmek için kullanılan tüm korkunç çiftçilik uygulamaların arasında en kötülerinden biri kafes. Kafesler en iyi koşullarda dahi olsa hayvanlardaRomanian-bull-in-Lebanon ciddi sağlık problemlerine yol açabiliyor, hayvanların birçok içgüdüsünü köreltiyor. Bu modası geçmiş uygulamanın gözle görülen düşüşüne rağmen, Avrupa’da her yıl yaklaşık 700 milyon çiftlik hayvanı kafese kapatılıyor.

“Kafes Çağına Son Ver” Compassion in World Farming’in en yeni kampanyası. Avrupa Birliği’nde tarım için kullanılan tüm kafeslerin kullanımına, ulusal hükümetler ve AB enstitülerinin de desteğiyle son vermek için çalışıyor.

“2014 yılındayız. Karanlık çağlarda yaşamıyoruz. Şimdi, çiftlik hayvanlarının zalimce  kapatılmasına son vermenin zamanıdır. Kafeslerin kullanımı çağdışı ve gereksizdir; politikacıların da yardımıyla sona erdirilmelidir. Alternatif her zaman vardır.”

Harekete geçmek ve Compassion in World Farming son derece değerli fikirlerini izlemek için web sitelerini ziyaret edebilirsiniz.

http://www.ciwf.org.uk/

 

Haber: Pelin Atakan

(Yeşil Gazete)

Mescid-i Aksa kapatıldı

İsrail kamu güvenliği bakanı yeni bir talimat verilene kadar Mescid-i Aksa’nın tüm ziyaretçi ve cemaate kapatıldığını duyurdu, Filistin lideri Mahmut Abbas kapama kararını “savaş ilanı” olarak tanımladı. Mescid-i Aksa 1967’den beri kapatılmamıştı.

3 mescidi aksa

Çarşamba günü Doğu Kudüs’te Yehuda Glick isiminde aşırı-sağ hahamın motosikletli bir tetikçi tarafından vuruldu. Yehuda Glick Mescid-i Aksa alanında Yahudilerin ibadet edebilme haklarının sağlanması için lobi çalışması yürütüyordu. İsrail polisi Perşembe günü Glick’i yaraladığı iddia edilen Filistinli Mutaz Hijazi’yi öldürdü. Ölümlerin ardından Kudüs’te Filistinli gençler ve İsrail güvenlik güçleri arasında gerilim ve çatışmalar arttı.

İki hafta önce İsrail otoriteleri Mescid-i Aksa’ya girişleri 50 yaşın üstündeki Filistinlilerle kısıtlı tutunca Filistinliler ve polis arasında çatışmalar başlamıştı. Mescid-i Aksa girişinde 400 kadar kişi toplanmış ve polise taş atmışlardı, polis de ses bombalarıyla karşılık vermişti. Çatışmalarda üç kişi yaralanmış ve tutuklamalar olmuştu.

Filistin lideri Abbas’ın sözcüsü gerilimin artmasından İsrail hükümetini suçlu tuttu ve Mescid-i Aksa’nın bu sabah kapatılmasıyla gerilimi tırmandırmakla suçladı. (ÖK)

(Al Jeezera, RT, Yeşil Gazete)

Asliye Ceza, “Uğur Kurt’un ölümü ‘olası kasıtla’ öldürme”

Asliye Ceza Mahkemesi Uğur Kurt’u öldüren polis hakkındaki “taksirle adam öldürme” suçlamasını yetersiz buldu. Suçun 20 ila 25 yıl arası hapis cezası öngören “Olası kastla adam öldürme” olduğunu belirtip dosyayı Ağır Ceza mahkemesine gönderdi.

2 Uğur Kurt...

Mahkeme , savcılığın sanık polis memuru S.K.’nın “Taksirle adam öldürme” suçundan 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası istemiyle değil, “Olası kastla adam öldürme suçundan” 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanması gerektiği görüşüne yer verdi.

İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcısı Hasan Yılmaz tarafından hazırlanan iddianame geçtiğimiz hafta tamamlanarak İstanbul 85. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti. Savcı Yılmaz, Uğur Kurt’u vuran polis memuru S. K.’nın “Taksirle adam öldürme” suçunu düzenleyen TCK 85. maddesi kapsamında 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası ile yargılanmasını istemişti.

İddianameyi inceleyen İstanbul 85. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Hüseyin Kürşad Serbes, iddianameyi kabul etti ancak suçun ağır cezalık olduğunu öne sürerek görevsizlik kararı verdi. Hakim Serbes, sanığın eyleminin, “Olası kastla adam öldürme” suçu kapsamına girdiğini savunarak iddianameyi Ağır Ceza Mahkemesi’ne yolladı. İddianame Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilirse sanık polis memuru S.K., 20 yıldan 25 yıla kadar ağır hapis cezası istemiyle yargılanacak.

Gezi Parkı protestoları sırasında polisin kullandığı biber gazı fişeğiyle hayatını kaybeden Berkin Elvan’ı anmak için 22 Mayıs günü Okmeydanı’nda düzenlenen eylemlere müdahale eden polis silah kullanmış, bu esnada Cemevi bahçesinde bir cenaze töreni için bekleyen Uğur Kurt isimli yurttaş başından vurularak hayatını kaybetmişti.

Yapılan incelemelerde Uğur Kurt’u vuran silahın, polis memuru Sezgin K. tarafından kullanıldığı tespit edilmiş, zanlı polisin amirlerinin “Sıkma, sıkma” talimatlarına rağmen ateşli silah kullandığı kamera görüntülerine yansımıştı.

İsveç, Filistin’i resmen tanıdı

Dışişleri Bakanı Margot Wallstrom, İsveç hükümetinin Filistin’i devlet olarak tanıma kararı aldığını açıkladı. İsveç, Filistin’i tanıyan ilk Batılı ülke oldu.

1 İsveç - Filistin

İsveç’te geçen ay yapılan genel seçimle iş başına gelen Stefan Lofven başbakanlığındaki merkez-sol hükümet, dış politikada önemli bir adım attı.

Başbakan Lofven bu ay başında göreve başlarken yaptığı konuşmada Filistin’i devlet olarak tanıyacaklarını duyurmuş, İsrail’in tepkisini çekmişti.

Dışişleri Bakanı Margot Wallstrom, “Dagens Nyheter” gazetesinde yayımlanan makalesinde, Filistin’e ilişkin kararlarının bölgede daha iyi bir geleceğe katkı sağlayacağını söyledi.

İki devletli çözüm öneren İsrail, Filistin’in üçüncü ülkeler tarafından tanınmasının barış sürecine zarar verdiğini savunuyor.

Ermenek kazası – Bilebildiklerimiz / Ümit Kıvanç

Katliam sektörü yeni kurban peşinde. Karaman/Ermenek’te madeni bu defa su bastı, ben bunları yazarken 18 işçi içeride kalmıştı, akıbetleri bilinmiyordu.

Maden firmasının işçilerini pek seven, pek hassas patron ve yöneticileri olduğu anlaşılıyor. 301 kurbanlı Soma kazasından sonra yapılan yasal değişiklikleri bir şekilde bahane edip, işçilerin yemeğini ve servislerini kesmişler. Maden, zaten, bir ara denetlenmiş, kapatılmış, ceza kesilmiş, yeniden açılmış; Türk-işi bir durum var yani.

Bu yüzden içeride yemek yiyen işçilerin su baskınına yakalandığı söyleniyor. Öyle ama “işçiler bu yüzden öldü” diye teoriler kurmak saçma. Su baskınının ille yemek saatinde olması gerekmiyordu haliyle.

Ama oldu. Daha önce de olmuş. İşçiler, bunun üçüncü su baskını olduğunu söylüyorlar.TEMA Vakfı’nın, bu yöredeki maden işleri hakkında daha önce hazırladığı bir rapor, nitekim, yeraltı sularının sorun olacağı öngörüsünü içeriyor. Yani bölgede yapılacak madencilik için, yeraltı suları diye bir mesele var; öncelikle gözetilmesi gereken.(Raporun PDF’si burada.)

[ EK – “Kaza geliyorum demiş” klasiğine yeni besin kaynakları. Çağdaş Ses‘ten Ece Sevim Öztürk’ün haberine göre, kazanın meydana geldiği maden ocağında “su sızması” olduğu için, firma sahibi Saffet Uyar, Soma’da aynı işi yapan, Uyar Madencilik’in sahibi Azmi Uyar’dan yardım istemiş! İki yıl önce, 2012’de. ]

[ EK – Bölgedeki yeraltı sularının muhtemel bir kazayı hazırladığına dair bir başka görüşe göre, madenin beş kilometre ötesine yapılan Ermenek Barajı ve HES’in felakete özel katkısı var: “Ermenek HES’i Madenlerdeki Su Riskini İki Katına Çıkardı”. ]

Buna karşılık, beyaz gömlekli Enerji Bakanı Taner Yıldız, Ermenek kazasından sonra mâlûm resmî açıklamalarından birini yaparken, “Sıradışı bir hadise olduğu için normal işletme gücünün üzerinde bir güç lazım,” dedi. Bunun sıradan insan diline tercümesi şudur: Bu işletmede böyle bir kazaya karşı gereken tedbir, donanım vs. yoktu.

Nitekim, su tahliyesi için gereken her türlü aygıt-makine ve teferruat, kazadan sonra saatlerce uzaklıktaki başka şehirlerden gönderildi. Her iki saatte bir metre yükselen suların içinde kalmış işçilere bunun ne yararı olacak acaba?

Ve kaçınılmaz soru: Kaza neden oldu? Firma yetkilileri, şüphesiz sorumluluğu başka biryerlere kaydırabilme gayretiyle, “yandaki terk edilmiş maden”i önümüze sürüyorlar. Buradaki birikmiş su bir şekilde bu madene hücum etmiş olabilirmiş falan… Bu, kazanın meydana geldiği madenin sahiplerinin sorumluluğunu daha da artırır. Yanıbaşlarında böyle sabit bir tehlike potansiyeliyle yaşıyor ve işçileri çalıştırıyorlardı, demek. AFAD’ın açıklamasında geçen “boru patlaması” motifi şüphesiz daha inandırıcı. Hangi boru, bilmiyoruz. Ama patlamaması gereken ve patlayabilecek bir boru var; ve patlamış!

Bu arada CNN Türk‘te Emin Çapa, içeride kükürt dioksit bulunduğunu söyledi. Bu tabiî, kurtarma çalışmalarını engelleyecek, geciktirecek bir etken. Peki, o gaz o madene nereden nasıl doldu? Yoksa yine bize açıklanmayan bir kaza sebebi mi var? Ufak bir patlama? Kapatılmış bir eski madenin duvarının yıkılması?

Bu yazıyı yayımlamaya hazırlandığım dakikalarda, Bakan Yıldız, gayet umutsuz bir tonda (“memnuniyet duyulacak bir ortam değil”), madenin suyla dolu olduğunu, su boşaltılmadan pek bir şey yapılamayacağını, henüz bir pompanın çalıştığını, ikinci pompanın montajıyla uğraşıldığını, esas güçlü pompaların yolda olduğunu, dalgıçların da Ermenek’e geldiğini söyledi, henüz içerideki işçilerden hiçbirine ulaşılamadığını bildirdi. Yani dalgıçlar da madene girebilmiş değil henüz. Buna karşılık Çalışma Bakanı Faruk Çelik, “bakan arkadaşlarıyla birlikte içeri girip bakacakları” yollu bir fantezi attı ortaya.

Taner Yıldız’ın söyledikleri arasında en vahimi şu: Su seviyesi, işçilerin en son tesbit edildiği yerden daha yüksek gözüküyor.

İzlenimim şu: Su baskını ihtimali bulunan bir madendi, tedbir alınmamıştı, su basarsa bir an önce tahliyesi için gerekli donanım yoktu.

[ EK / 00:45 / Taner Yıldız’ın açıklaması: Su seviyesindeki yükselme durdu gibi. 11 bin ton su var. Üç pompa ile saatte 180-200 ton su tahliye edilebilir, ama ikinci, üçüncü pompa kuruldu mu, çalışıyor mu, bakanın açıklamasından anlayamadık. İçerideki işçilerle ilgili herhangi bir “gelişme” yok. Suyun ne kadarı tahliye edildiğinde işçiler gerçekten aranabilecek, belli değil. İçerideki kükürt dioksit miktarının çalışmayı etkileyecek seviyede olmadığını söyledi bakan. ]

[ EK / 30.10.2014 / CNN Türk’te, “Tarafsız Bölge” programında, facianın yaşandığı maden ocağının planı yayınlandı ve görüldü ki, madenin giriş ve çıkışının olduğu kısıma komşu, terk edilmiş eski maden yeraltı sularıyla dolu. Ve tabiî, bu durum hiç dikkate alınmaksızın çalışma planlanmış ve sürdürülmüş. Diken‘in haberinde bunlar özetleniyor. ]

Bu yazı riyatabirleri.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

Ümit Kıvanç

 

 

Ümit Kıvanç

Bunun adı maganda medeniyeti! – Nuray Mert

“Kıyamet günü boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hak alacaktır.”(Hadis-i Şerif)

Yerin altındakilerden ses yok, belli ki yine bir iş katliamı! O ‘can’ları kurtarma çalışmaları artık ‘durumu kurtarma çalışmaları’.

İş katliamlarının ardı arkası kesilmiyor. Rakamlar ortada. Teker teker veya üçer beşer ölenler geçiştiriliyor, sayılar yükselince katliamlar kolay örtbas edilmiyor, o kadar!

Nedir bu açgözlülük!

Ama biliyoruz ki, bu ülkede çok da zor değil, 301 ölümü bile örtbas etmek! İşin orası öyle…

Ya hızla zengin olmak adına iş cinayeti işleyenlere ne demeli? Yakayı sıyırmaktan başka derdi olmayan kepazeler ülkesi burası! Nedir bu açgözlülük, insanlığın önüne geçen para tapıntısı?

Bu ülkenin, bu devrin canileri

Yok, tüm bunlar ne sadece bu ülkeye, ne sadece bu devre özgü. İnsan muhteris ve zavallı bir mahluk. Kudurmuş gibi dünya nimetlerine saldırması bu nedenden.

Ama biz, bu ülkeye, bu devre denk düştük. Bize düşen bu ülkenin, bu devrin canilerine isyan etmek!

Çok pespaye bir hikaye

Doğrusu, iş güveliği, emeğe saygı bu topraklara hiç uğramadı, hak, hukuk hiç mazlumdan yana işlemedi. Ama işin son döneme özgü tarafları da var tabii ve o tarafı çok pespaye bir hikaye.

Ekonomik büyüme hevesinin sonu ortalığın kan gölüne dönmesi oldu. İşin bir ucu, Türkiye’yi büyük ekonomiler arasına sokmak, ama ne pahasına olursa olsun! Siyasetin derdi bu.

Ekonomik büyüme siyasetinin açtığı alanda daha fazla kara üşüşen kara vicdanlı maganda kalabalığı, işin diğer ucu. Cebine üç kuruş koyan, siyaseten korunmalı bir alan bulan, her sektörde zenginleşme peşinde.

İnsan olamayanlar, mahçup olamayanlar

İnsan olamayan, zengin olma peşinde. Sanki para çirkin bedenlerini pahalı giysilerlle donatıp gizleyecek, sanki çirkin ruhlarını teskin edecek, sanki kuş beyinlerini cilalayacak. Dahası, sanki Hac-Umre seferleri ruhlarını kurtaracak, bunca çirkinliği örtüp bastıracak.

Siyaset çirkinliği örtmek için var gücüyle iş başında. Bunca rezaletten sonra mesela Çalışma Bakanı hala makamında oturmaktan mahcup olmuyor, mahcup olma yeteneğini yitirenlere söylenecek söz kalmaz. Kalmadı.

Piramitin altında bir insanlık iflası

Tabii mesele sadece bakan olmak bakan kalmaktan ibaret değil,‘bakan’lar bir ihtiras piramitinin sadece en tepedeki ucu. O piramitin üstü de var, altı da.

Altta, mühendisinden bürokratına, yazarından çizerine bir insanlık iflası var. Yeter ki yerlerinden olmasınlar, yeter ki patronlarını üzmesinler.

Aslında piramitin altına doğru işler karmaşıklaşıyor. Şöyle ki: Bir mühendis, insan canını değil, partonun parasını kollamasa o işe talip binlercesi var; bir bürokrat arızalı belgeye imza atmasa atacak yüzlercesi kapıda bekliyor; iktidarı sorumluluktan ve eleştiriden sakınmak için dil döküp gerdan kıranlardan biri işi bıraksa, yerini almak için sırada bekleyen uzun bir kuyruk var…

Vicdan, haysiyet, insanlık devrimine ihtiyaç var

İşte böyle bir memleket burası! Düğümü çözmek için bir vicdan, haysiyet, insanlık devrimine ihtiyaç var. Ama ödülü zenginlik, iktidar, güç, azamet değil insanlık olan bir isyana kim niye katılsın, iş çığrından çıkmış bir kere!

Tüy diken medeniyet iddiası

Hal böyleyken iktidar partisi havarilerinin ‘medeniyet’ iddiaları, ortadaki kepaze sahneye tüy dikiyor. Muhafazakar iktidarın bir‘medeniyet’ iddiası varmış, atalarından aldıkları medeniyet mirasını yeniden ihya edeceklermiş. Oysa işe ‘medeni’ olmaktan, insan olmanın hakkını vermekten başlasalar hiç fena olmazdı. Zira bunlarsız bir medeniyet iddiası sadece ve sadece aşağılık kompleksinin bir noktadan sonra kontrolden çıkıp üstünlük halüsinasyonuna dönmesinden başka bir şey değil.

Zaten sahiden de çıldırmış gibiler, bir yandan şehirleri beton ormanına çevirip öte yandan Osmanlı şehri hayalinden bahsediyorlar. Bir yandan maganda kapitalizmine ön verip öte taraftan ‘manevi kökler’den söz ediyorlar. Batılılaşmış kesim ülkesine yabancılaşmışmış, bu insan tipinin yerine yerlisini yetiştireceklermiş….

Rol modelden rol model beğen!

Aralarında hangisi bu muhayyel nesle rol model olacak merak ediyorum… Para kasalarıyla uyuyanlar veya ihale peşinde bir büyük maratonun sefil koşucuları mı? Yoksa, söze Habermas, Foucault diye başlayıp her çetrefil meseleyi Yahudi komplosuyla izah ederek bitiren ‘büyük entellektüel’leri mi? Yoksa, saçını sakalını siyaset felsefesiyle ağartıp sonunda Gezi’yi vandallık diye karalayan, Tophane’deki magandalıklara ise ‘mahalle’nin yeniden inşası diye güzelleme yazan yeni dostları mı?

İyi ki medeniyet tahayyülleri, manevi kökleri, tarihi miras iddiaları var; olmasa memleketin manzarası nasıl olacaktı acaba?

Bu yazı diken.com.tr/ den alınmıştır

Nuray Mert

 

 

Nuray Mert

İGDAŞ özelleştiriliyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’nin en büyük doğalgaz dağıtım şirketi İstanbul Gaz Dağıtım Sanayi ve Ticaret AŞ’nin (İGDAŞ) özelleştirileceğini açıkladı.

17 igdaş

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) internet sitesine koyduğu açıklamada “Sermayesinin yüzde 94,5’lik kısmı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait İstanbul Gaz Dağıtım Sanayi ve Ticaret AŞ (İGDAŞ) özelleştiriliyor” ifadesi kullanıldı.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Nisan ayında, 2014’te yaklaşık 7 milyar dolar özelleştirme hedeflendiğini belirterek, “Kamunun elinde kalan tek gaz dağıtım şirketi İGDAŞ’ın özelleştirilmesi de önümüzdeki dönemde gündeme gelebilecek” demişti.

Türkiye’nin en büyük gaz dağıtım şirketi İGDAŞ’ın özelleştirmesine ilişkin daha önce yapılan girişimler ertelenmişti.

Macaristan “internet vergisi”ne karşı ayakta

Macaristan’da Orban hükümetinin planladığı internet vergisine karşı başlatılan protestolara katılım artıyor.

16 macaristan...

Macaristan’da, Viktor Orban hükümetinin, 2015 yılı itibariyle yürürlüğe girmesi öngörülen internet vergisine karşı vatandaşların tepkisi artıyor. Pazar günü onbinlerce kişinin katılımıyla düzenlenen protesto gösterilerini, salı akşamı da devam etti. Budapeşte sokaklarında protestoların devam edeceği ve katılımın arttığı bildiriliyor.

Salı gecesi sokaklara dökülen onbinlerce kişi, Budapeşte’deki Elisabeth Köprüsü’nde toplandı. ‘İnternet vergisine izin vermeyeceğiz’ pankartları taşıyan vatandaşların çarşamba günü de protesto gösterilerine devam edecekleri bildiriliyor. Hükümetten, internet yasasının geri çekilmeyeceğine yönelik açıklama yapıldı.

14 macaristan...

Macaristan’da hükümetin planladığı internet vergisinin, Avrupa Birliği içinde bir benzeri bulunmuyor. Hükümet, gigabayt başına ortalama 49 cent vergi planlarken, şahıslar için bu oranın ayda azami 2 euro 30 cent olacağı belirtiliyor. Hükümetin yasa taslağının, 17 Kasım’da parlamentonun oyuna sunulması bekleniyor. İnternet vergisi her ne kadar hizmet sağlayıcıları tarafından ödenecek olsa da vatandaşlar, ek maliyetlerin kendilerine yansıyacağını öne sürüyorlar.

İnternet vergisini eleştirenler, bu yolla halkın daha yoksul kesimlerindeki internet kullanımının sınırlanacağını öne sürüyor. Ülkenin taşra bölgelerinde halkın birincil bilgi kaynağını, devlet yayınları oluşturuyor. Muhalifler, devlet televizyonunun hükümetin propaganda aracı haline geldiğini öne sürüyor.

(Deutsche Welle Türkçe)