Son iki tarifimden sonra aldığım yüzbinlerce mektuptan sonra tamamen bitkisel bir salata ile karşınızdayım.
YASAL UYARI: YES YES NO MİİT
Türk Mutfağı’ndaki en önemli güzelliklerden birinin Dolmalık İç Pilav olduğunu düşünüyorum. Ermeni mutfağındaki Topik’te de olduğu gibi soğuk zeytinyağlı yemek ve mezelerde, soğan gibi tuzlularla alışkın olduğumuz baharların tarçın gibi tatlı hissi veren lezzetlerle kullanılması çok güzel bir buluş. Mümkün oldukça bu tatlı olmayan bir tabakta tatlımsı fikirler denemeye çalışıyorum. Bu sefer de bunu bir salatada denedim…
Rendelenmiş mor lahana ve havucu soğan yerine kullandığım pırasa ile takviye ettim. Sonra baharat denemeye başladım.
Önce Zeytinyağlı Dolma’da olduğu gibi kuru nane ilave ettim. Bolca nar ekşisi ve biraz sumak ile ekşilik ve meyvemsilik katmaya çalıştım. Üzerine tarçın gezdirdim. Zeytinyağı ile kardıktan sonra domates dilimleri ve maydanoz yaprakları ile süsledim.
Yayın macerasında 20. yılını sürdüren Açık Radyo bu yolun yarısından fazlasını dinleyicilerinin desteğiyle kat etmenin neşe ve gururunu yaşıyor! Bağımsız varoluş biçimiyle uzun süredir bir “sosyal girişim modeli” oluşturan Açık Radyo’nun bu yıl 12. kez düzenlediği Açık Radyo Dinleyici Destek Projesi Özel Yayını, 12. Radyo Günleri, Ceylân Ertem, Marsis, Büyük Ev Ablukada, Uğur Yücel, Ege Çubukçu, Harun Tekin, Yaşar Kurt, Mert Fırat gibi isimlerin desteğiyle 14 Mart Cumartesi (bugün) başlıyor!
Açık Radyo’yu İstanbul ve yakın çevresinde bulunanlar 94.9 fm bandından, dünyanın geri kalanı ise internet üzerinden bu linki tıklamak sureti ile dinleyebilir.
Açık Radyo 20, Dinleyici Destek Projesi 12 Yaşında
12. Dinleyici Destek Projesinin ilk günü programı da belli oldu. Açık Radyo Şenliği’nin ilk günü akşamı saat 19:00’da aktör, yönetmen, Açık Radyo programcısı Uğur Yücel ile müzisyen, perküsyonist, Açık Radyo’da Salı günlerinin vazgeçilmez programı “Musica Brasilera”yı hazırlayıp sunan Josi Levi dinleyicilerin karşısında olacak.
Açık Radyo Dinleyici Destek Günleri’nin ilk günü programı
Kurulduğu günden bu yana hiçbir sermaye ya da çıkar grubuna bağlı olmadan 20. yılını dolduran Açık Radyo; bu uzun ince yolun yarısından fazlasını dinleyicilerinin doğrudan desteğiyle katetti. 12 yıldır dinleyicisiyle yan yana yürüyen Açık Radyo’nun Dinleyici Destek Projesi’nin 12.’si, bu yıl 14 – 22 Mart 2015 tarihleri arasında gerçekleşecek.
9 gün 99 saat Açık Radyo Şenliği
Açık Radyo’nun programcılarının, dinleyicilerinin ve dostlarının buluşacağı Dinleyici Destek Projesi özel yayınına, nâm-ı diğer 12. Radyo Günleri’ne; her yıl olduğu gibi Türkiye’nin önde gelen bazı sanatçıları, kültür ve edebiyat insanları da katılacak. Bu yılki Radyo Şenliği’nin konukları arasında Ceylân Ertem, Banu Savaş, Marsis, Kim Ki O, Feryal Öney, Luxus, Gevende, Ayyuka, Büyük Ev Ablukada, Uğur Yücel, Ege Çubukçu, Harun Tekin, Cenk Taner, Piatango, Yaşar Kurt, Mert Fırat, Bubituzak gibi isimler yer alıyor.
9 gün 99 saat sürecek 12. Radyo Günleri’nde programcılar, dinleyiciler ve dostları bir kez daha bir araya gelerek; dünyanın gidişâtını konuşacak, sanatlarını konuşturacak ve yeni destekçilere saflara katılmaları için çağrıda bulunacaklar.
14 – 22 Mart 2015 tarihleri arasında gerçekleşecek 12. Radyo Günleri’nin an be an takip edilebileceği radyogunleri2015.tumblr.com adresinde ayrıca; yayından fotoğraflar, kayıtlar ve sürpriz videolar da paylaşılacak.
Dinleyiciler Nasıl Destek Olabilir?
Her yıl düzenlenen Dinleyici Destek Projesi ile Açık Radyo dinleyicisi radyosuna sahip çıkıyor. Dinleyiciler seçtikleri programın istedikleri bir saatine destek verebiliyorlar. Yani dinleyiciler bedava dinleyebilecekleri bir yayının sürdürülebilmesi için para vererek destek oluyorlar. Bunu bir telefonla (0 212 343 41 41) ya da bir “tık”la (www.acikradyo.com.tr) yapmak mümkün. Bunun karşılığında ise radyo, destekçisinin adını programın başında ve sonunda anarak teşekkür ediyor.
Bu hafta sizlere LARP’ı (İng. Live Action Role Playing) tanıtmaya çalışacağım. Türkçesini birebir çevirmeye kalkıp kendimi rezili rüsvan etmek istemiyorum ama oyuncuların, belli öykü örgülerini destekleyecek şekilde önceden yaratılmış karakterleri, gerçek zaman ve mekanda doğaçlama yaparak canlandırdığı bir oyun-tiyatro türü. Aslında bu tarifiyle Türkiye iç siyasetini de tanımlıyor sanki. Lafı dağıtmayalım, Türkiye’de küçük gruplarla 1990’ların sonlarında denenmeye başlayan bu tür, bugün bile, bir ana akım etkinlik türü haline gelmediyse de, aslında; ABD, İngiltere, Kuzey ve Batı Avrupa’dan Avustralya’ya kadar yaygın ve 45 yıllık bir geçmişe sahip.
Eğlenceli öykü, yoğun emek verilen gerçekçi kostümleri, kimi zaman yüzlerce kişiyi aşan kadrolarıyla LARP “partilerine” bir yenisi 6-8 Mart tarihlerinde Danimarka’daki Kronborg Kalesi’nde gerçekleştirildi: “Inside Hamlet” (Tür. Hamlet’in İçinden). Ben de The Atlantic’ten Robinson Meyermar’ın kaleminden özetleyerek, bu güzel performansı sizlerle buluşturmak istedim.
Ola ki hayal ettin: Hisar-ı Elsinore’da Hamlet LARPettin!
Yıllardan 1935, yine bir dünyadayız. Ama öyle bir âlem ki hiç bir zaman Fransız Devrimi vuku bulmamış. Büyük İktisadi Buhran 1920’lerde başlayıp yıllarca sürmüş. Avrupa’daki ezilmiş sınıflar da bunun sonucu olarak Marksizm’e kucak açmış. Kıtanın her yerinde mahrumiyetle boğuşan işçiler ayaklanmış ve Avrupa’nın büyük güç odaklarını birer birer alaşağı etmiş. Geriye tek kalan Kral Claudius’un himayesindeki Hamlet ve çevresindekiler olmuş. Hamlet’in şürekâsından olan sizi de, diğer tüm yakınlarınız gibi Elsinore Şatosu’na saklamışlar. Zira, Prens Fortinbras Kızıllarla işbirliği içinde ve sizi bulması hiç de hayırlı olmayacak… Hapsolduğunuz bu zindanlarda eski rakip ve müttefiklerinizin aralarında diğer ailelerin üyeleriyle birliktesiniz. Yüzden fazla oyuncunun katıldığı bu üç günlük etkileşimli doğaçlamada, ne dalaverelerin dönebileceğinin gerisini, siz hayal edin…
Daha çok Kronborg olarak bilinen Elsinore Şatosu
İşte “Hamlet’in İçinden” oyunu bu tema ile dönüyor. Bir metin yok. Konuların ve karakterlerin etkileşimli bir dinamikte işlemesini destekleyecek bir üst-tasarım mevcut olsa bile, yaşanan her detay katılımcıların hayal gücüyle sınırlı. Öyle ki, Polonius yine öldürülüyor, Ophelia illa ki canına kıyıyor ve kısmet olursa sonlara doğru Fortinbras ihtişamlı bir girişle oyunu “finale”ye hazırlıyor. Ama bunların haricinde her şey, katılımcı-oyuncuların oyun boyunca gelişen olayları kavrayışına, araştırmacılığına ve uyumlu rol yeteneklerine kalmış. Oyuncular birbirleriyle etki-tepki ilişkisine girebiliyor, birbirlerine tezgâhlar kurabiliyor ve olmazsa olmaz ki, aşk şarabından içebiliyorlar.
Meşhur dijital oyun “World of Warcraft” veya masaüstünde oynanan “Dungeons and Dragons” gibi oyunların gerçek mekân ve zamanda canlandırılması olarak yorumlayabileceğimiz LARP’ın, Kuzey Avrupa akımı ise daha sanatsal bir çizgide seyrediyor. Dünyanın diğer yerdeki örneklerine göre kozların paylaşılıp, kanın gövdeyi götürdüğü hasmane eğilimlerden görece uzaklar. Geleneksel fantezi edebiyatından öteye geçen bu öyküler, uzun soluklu fikir emeği harcanmış arka plan metinleri barındırırken, sanat yönetmenliği titizliğiyle hazırlanmış kostümleriyle farklılaşıyor. “İşin içindeki zanaatkârlık benzersiz”, diyor “The Foundation Stone of Nordic LARP” (Tür. Kuzey Avrupa LARP’ı Temel Taşı) editörleri.
Hamlet’in İçinden’in Elsinore Şatosu’ndaki hazırlanma süreci
Kurgu sanatkârlığının bu sofistike örneklerinden birinde, 1980’lerde AIDS ile yaşamanın nasıl bir şey olduğu incelenmek istenmiş. 1982-1984 arasında ABD Milli Tatili’ne isabet eden 4 Temmuz’larda düzenlenen oyunlarda katılımcılar karakterlerine HIV bulaşıp bulaşmayacağını bilmeden oynamış ve sonunda çoğunun rolleri zamanla “oyun-dışı” kalmış. Yani, ölmüş…
“Hamlet’in İçinden”i düzenleyen Odyssé firması bu tarz etkinlikleri tasarlıyor ve hayata geçiriyor. “Biz buna LARP turizmi diyoruz. Bu sayede hiçbir zaman gidemeyeceğin aslında hiç var olmamış dünyalara gidebiliyorsun.”, diyor Yaratıcı Yönetmen Bjarke Pedersen. Danimarka’daki bu kaleyi seçmelerinin nedenini de “Hamlet yapmak için en uygun yer” olarak tanımlıyor.
“Hamlet’in İçinden”, 1930’larda Fransız Devrimi’nin asla yaşanmadığı paralel bir dünyada geçiyor.
Geleneksel olarak “Hamlet” kararsızlığın zararları üzerinden yorumlanıyor. Hamlet kendi içinde yaşadığı gelgitlerle oyalanırken babasının intikamını almak için çok geç kalıyor. Ama bu yorumun bir LARP oyununda geçerli olması şart değil. Zira katılımcılar, oyunun ilerlemesi esnasında kendi inisiyatiflerini kullanıyorlar.
Bu nedenle Pedersen ve ekibinin alternatif gelişmelere daima hazırlıklı olması lazım: “Hamlet’in Marksist okumasına kafa yorduk. Hamlet, müthiş bir dehaya sahip gösterilirken, yargı sistemini baştan aşağı ele geçiriyor. Hamlet maceracı bir aksiyon insanı oluveriyor…”
Bir LARP yazmak çok zor: çünkü bu tanımı gereği mümkün değil! Odyssé firması, karakterleri, birbiriyle çatışma yaratacak şekilde kurgulamaya özen gösteriyor. Bu sayede öykünün ana olaylarının oluşması mümkün kılınıyor, arzu edilen “krize” ulaşılmış oluyor. Oyunculara konuşmaları veya kavga etmeleri için telkinde bulunulamıyor. Ama kreatif ekip, “ışıklandırma” gibi sahne tekniklerini kullanarak belli sahnelerin gelişimini tetikleyebiliyor. Pedersen’in takımının aşmak zorunda oldukları zorluğu, beş perdelik aksiyon dolu Hamlet gibi bir klasiği, katılımcı bir deneyime dönüştürmek olarak özetleyebiliriz.
***
İşte böyle… İstanbul’da bir LARP etkinliğinden haberdar olursanız, oyun ve oyunculukla ilgileniyor, hiç değilse eğlenmeyi seviyorsanız, düşünmeden katılın! Eh, bir zahmet bize de haber verin… Biz de gelelim, izleyelim, katılalım.
Türkiye Süleyman Seba Süper Lig’in 24. haftasında oynanan Torku Konyaspor-Kasımpaşa maçında daha önce Türkiye liglerinde benzeri görülmemiş bir fair play durumu yaşandı.
Kasımpaşa Teknik Direktörü Şota Arveladze, kendi oyuncusu Ryan Babel sakatlık geçirirken topun dışarı atılmasını bekleyen Torku Konyaspor’a gol atan futbolcusu Donk’un centilmenlik dışı hareketini tersine çevirdi ve oyuncularına, “Torku Konyaspor’un gol atmasını engellemek için sakın defans yapmayın ve gol atmalarına engel olmayın” talimatını verdi.
Bunun üzerine Torku Konyaspor futbolcusu Hasan Kabze, kendisine yolu açan rakip takım futbolcuları arasından geçerek takımına 1-1’lik beraberliği getiren golü kaydetti.
https://youtu.be/N3kDlg3piAA
Maçın sonunda Torku Konyaspor rakibini 2-1 mağlup ederken Kasımpaşa teknik direktörü Şota, Lig TV mikrofonlarına, “Olayı fazla konuşmak istemiyorum. Benim yerimde herkes aynı şeyi yapardı. Kasımpaşa’nın hocası olarak bu kararı verdim. Hem de bize yakışan budur. Maç sonu arkadaşlarla konuştum ve istifa ettiğimi açıkladım. Kulüpte çalışan herkese teşekkür ediyorum. Bütün arkadaşlarıma bundan sonra başarılar diliyorum” dedikten sonra istifasını sundu.
Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir, Alman hükümetini ‘Ermeni soykırımını tanımaya’ çağırdı.
Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir, Alman hükümetinden “100 yıl önce Osmanlı topraklarında Ermenilere soykırım yapıldığını” tanımasını istedi. Ermenistan’ın başkenti Erivan’ı ziyaret eden Özdemir, “Soykırımın 100’üncü yılında, bu terimi saklamamanın zamanı artık gelmiştir” diye konuştu.
Özdemir, “Alman hükümetinin 1915 – 1916 yıllarında işlenen bu kanlı suçlara uygun olmayan bir dil kullanmasından üzüntü duyduğunu” da ifade etti.
Fransa ve İsviçre’nin yanı sıra çeşitli ülke parlamentoları ve uluslararası kuruluşlar, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermenilerin tehcirini ve öldürülmesini ‘soykırım’ olarak nitelendiriyor. O dönemde farklı kaynaklara göre 200 bin ila 1,5 milyon Ermeni’nin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.
Almanya Anayasa Mahkemesi, okullarda tüm öğretmenleri kapsayan bir başörtüsü yasağının din özgürlüğü ile bağdaşmadığına hükmetti.
Karlsruhe’de bulunan mahkeme, Kuzey Ren Vestfalya eyaletinden yapılan iki başvuruda başörtüsü yasağının ‘anayasaya uygun olarak sınırlandırılmasına’ hükmetti. Kararda tarafsızlık ve okul barışı açısından soyut bir tehdidin başörtüsü yasağına gerekçe oluşturmadığı, yasak için başörtüsünden yola çıkarak ‘yeterli derecede somut bir tehdit’ oluşması gerektiği belirtildi.
Almanya’nın en yüksek yargı mercii olan Anayasa Mahkemesi konuyla ilgili kararını cuma günü açıklamaya hazırlanıyordu. Ancak Die Tageszeitung’un haberine göre bilgisayarlarda yaşanan bir hata üzerine karar metni dün internete yansıdı. Anayasa Mahkemesi basın açıklamasının kendilerinden kaynaklanan bir hata nedeniyle kısa bir süreliğine internet sayfasında yer aldığını doğruladı.
Anayasa Mahkemesi 2003 yılında Stuttgartlı öğretmen Fereshta Ludin davasında, yasal temeli olduğu takdirde tedbir olarak başörtüsü yasağı getirilebileceğine hükmetmişti. Bu karar üzerine birçok eyalet yönetimi eğitim yasalarına başörtüsü yasağı koymuştu.
320 bin nüfuslu bir ada devleti olan İzlanda, 6 yıl önce yaptığı Avrupa Birliği üyelik başvurusunu geri çekti.
İzlanda Dışişleri Bakanı Gunnar Sveinsson, hükümetin bu kararını, ülkesini ziyaret eden AB Dönem Başkanı Litvanya’nın Dışişleri Bakanı Edgars Rinkevics’e bir mektup vererek resmileştirdi.
İzlanda Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, “Hükümet, İzlanda’yı artık aday ülke olarak görmemektedir ve bundan sonra AB’den bu karara uygun davranmasını talep etmektedir. Buna ilaveten yeni politikanın, önceki hükümetin AB katılım müzakerelerinde verdiği taahhütleri hükümsüz kıldığını vurgulamaktadır” ifadesi kullanıldı.
AB üyeliğine 16 Temmuz 2009’da başvuran İzlanda, katılım müzakerelerine 1 yıl sonra başlasa da 2013 yılında yapılan genel seçimlerde AB üyeliğine karşı çıkan sağ yelpazeden Bağımsızlık Partisi ve İlerleme Partisi’nin koalisyon kurup iktidara gelmesiyle tablo değişti. Brüksel’in, 13 Eylül 2013’te AB üyelik müzakerelerini askıya alan İzlanda’yı bu kararından döndürme çabaları sonuçsuz kaldı.
Avrupa Serbest Ticaret Birliği, Avrupa Ekonomik Alanı ve Schengen Bölgesi’ne dahil olan İzlanda, AB ile müzakerelerde en büyük anlaşmazlığı balıkçılık konusunda yaşadı. AB yetkilileri, aşırı avlanmakla suçladıkları İzlanda’dan sıkı kotalar kabul etmesini isterken, İzlanda balıkçılık konusunda daha tecrübeli olduğunu ve AB’nin kendi uygulamalarını esas alması gerektiğini savunuyordu.
Çalışma koşullarından ve saatlerinden şikâyet eden hekimler yarın ülke genelinde iş bırakacak. Eylem duyurusu için hazırlanan filmde koşulların zorluğu, ‘konuşmak zorunda kalan pandomim’le anlatıldı…
14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla, çalışma şartları ile ilgili taleplerini bir kez daha dile getiren Türk Tabipleri Birliği’ne (TTB) bağlı hekimler, yarın grev yapacak. 14 Mart Tıp Bayramı’nda ise aile sağlığı merkezleri “nöbet direnişi” gerçekleştirecek. TTB, grev kararının ardından hazırladığı pandomim videosuyla yetkililere seslendi.
Milliyet Gazetesi’nden Ayşegül Kahvecioğlu’nun haberine göre grev ile ilgili hazırlanan 3 dakikalık kısa filmde, pandomim sanatıyla hekimlerin yaptıkları iş ve yaşadıkları zorluklar anlatılırken, “Polikliniklerde günde 100-150 hasta bakıyoruz. Acil servislerde 12 saat kesintisiz çalışıyor, 500 hasta bakıyoruz. 7 gün 24 saat icap nöbeti tutuyoruz. Mesai saatlerimiz belirsiz. Nöbetlerimiz kesintisiz 36 saat. Bir yandan performans/ciro, bir yandan şiddet tehdidi altındayız. Emeğimizin karşılığını alamıyoruz” ifadeleri kullanılıyor. Film, pandomim sanatçısının, “Ben bile dile geldim. Böyle sağlık hizmeti olmaz” sözleriyle son buluyor.
Bu sözlerin ardından TTB’nin talepleri şöyle sıralanıyor:
“Yetkilileri ‘çağdaş köleliğe’ son vermeye çağırıyoruz. Çalışırken ve emeklilikte insanca yaşanacak bir gelir talep ediyoruz. Söz verildiği halde verilmeyen zammı talep ediyoruz. Tıp ve sağlık eğitiminde niteliğin öncelenmesini talep ediyoruz. Yurttaşlarımıza eşit, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık hizmeti talep ediyoruz. 13 Mart 2015 Cuma günü dayanışma içinde g(ö)revde olacağımızı, acil sağlık hizmeti dışında sağlık hizmeti sunmayacağımızı yetkililere ve kamuoyuna duyuruyoruz.”
Bu yıl altıncı kez düzenlenecek olan Pera Film’in, Centre Pompidou Film Bölümü ile hayata geçirdiği “Tuhaf Filmler“in (Hors Pistes İstanbul) gösterimleri başladı.
12 Mart – 1 Nisan arasında devam edecek olan programda “Sanatçı Hayata Karşı” teması altında birbirinden tuhaf yapımlar seyircisi ile buluşacak.
Tuhaf Filmler’de bu sene, Fransız ve ABD’li sanatçılar Narimane Mari, Frank Smith, Gurwann Tran Van Gie, Isabelle Prim, Shanti Masud, Marie Losier, Jonathan Caouette ve Cecile Paris’in film ve videoları gösterilecek.
2008’den beri düzenlenen Tuhaf Filmler’in ilk konuğu Perşembe akşamı saat 19:00’da gösterilen Gurwann Tran Van Gie’nin “Dürüst Bir Deneyim” adlı filmi oldu. Film gösteriminin sonra yönetmen Gurwann Tran Van Gie ile bir söyleşi gerçekleştirildi.
Harvard Üniversitesi Nieman Gazetecilik Vakfı’nın her yıl verdiği Louis M. Lyons Gazetecilikte Vicdan ve Dürüstlük Ödülü bu yıl Hasan Cemal’in oldu.
T24 yazarı ve Bağımsız Gazetecilik Platformu P24’ün Başkanı Hasan Cemal, “46 yıllık gazetecilik kariyeri boyunca basın özgürlüğünü savunmak için gösterdiği çaba” nedeniyle verilen Harvard Üniversitesi Nieman Vakfı Gazetecilikte Louis Lyons Vicdan ve Dürüstlük Ödülü’nü Boston’da aldı.
Ödül’in, meslekte kırk altı yılı tamamlayan T24 yazarı ve Bağımsız Gazetecilik Platformu P24’ün kurucu başkanı Hasan Cemal’e, kariyeri boyunca basının özgürlüğünü savunmak için gösterdiği çaba nedeniyle verildiği açıklandı.
Tören sırasında bir konuşma yapan Hasan Cemal, “Bizi, aybaşlarındaki maaşın dolgunluğundan çok kamuoyunda getirdiğimiz ses motive eder.Ve motivasyon deyince de, kendi mesleğimizin duayenlerince -ve bu çerçevede Nieman Fellows tarafından- kabul görmek bir gazeteci için gerçekten heyecan vericidir. Bu nedenle konuşmama, hepinize bu ödülden dolayı çok teşekkür ederek başlamak istiyorum, çünkü bu ödül benim için çok anlamlı” diye konuştu.
George Orwell’ın, “Özgürlük başkalarının duymak istemedikleri şeyleri söyleyebilmektir.” sözünü anımsatan Cemal, “Hiç kuşkunuz olmasın.Türkiye’de bugün hâlâ böyle bir özgürlüğe sahip çıkan, böyle bir özgürlük anlayışını güçlendirmek isteyen meslektaşlarım var. Şimdi isterseniz biraz onlardan, biraz Türkiye’den, gazetecilik kariyerimi yaptığım memleketimden söz edeyim.
Bir gazetecinin 1 tweet nedeniyle gözaltına alındığı, cep telefonuna, bilgisayarına el konulduğu ve hakkında tam 5 yıl hapis istendiği bir ülkeden geliyorum. Bir başbakanın sosyal medyayı baş belası ilan ettiği bir ülkeden geliyorum. Twitter’ın, YouTube’un siyasal iktidar talimatıyla yasaklandığı bir ülkeden geliyorum. Bir başbakanın telefon talimatıyla haber attırdığı, gazeteci attırdığı, televizyon programı sansürlettiği, hatta televizyon tartışma programlarına kimin çıkıp kimin çıkmayacağına karıştığı bir ülkeden geliyorum.
Bir başbakanın telefonda, bir yazıdan dolayı bir gazete patronunu ağlatıncaya kadar azarlayabildiği bir ülkeden geliyorum. Bu patron benim patronumdu. Servetini gazete kâğıdından, gazetecilikten değil, devletle iş ilişkilerinden yapmıştı. Bu yüzden olacak, başbakan tarafından azarlandığında, sesini çıkaramadı. Ve başbakanın bu gazete patronunu ağlatıncaya kadar azarlamasının nedeni ise benim yazmış olduğum bir yazıydı” diyerek Türkiye’de basın özgürlüğünün geldiği aşamayı aktardı.