Ana Sayfa Blog Sayfa 3442

Açık Radyo 20. Yaşını kutluyor!

Dinleyici ve programcıları ile sürekli devinen Açık Radyo’nun 13 Kasım 2015 tarihindeki 20. yaşdönümü, tarihte ufak -6 aylık- bir sapmayla baharın tam ortasında, 13 Mayıs’ta yani bu akşam Beyoğlu COOP‘ta kutlanıyor.  Kutlamanın mottosu ise, “Gitgide gençleşiyoruz.”

17

Açık Radyocular, “20. yaş buluşmamıza tüm dostlarımızı bekliyoruz” çağrısında bulunuyor.

Açık Radyo’nun internet sitesinden yapılan çağrı şu şekilde;

16“Dinleyici ve programcıları ile sürekli devinen Açık Radyo’nun 13 Kasım 2015 tarihindeki 20. yaşdönümünü, tarihte ufak -6 aylık- bir sapmayla baharın tam ortasında, 13 Mayıs’ta kutluyoruz.

Sıradan insanların elbirliği ile yarattığı bu ‘genç’ radyoyu ve onun yirmi yıllık macerasını kutlamaya değer buluyoruz – üstelik, son partiden beri epey uzun zaman geçti!

Açık Radyo programcılarının akşam saat 21:00’den gece 04:00’e kadar DJ kabininde olacağı ve Beyoğlu COOP’ta gerçekleşecek 20. yaş buluşmamıza tüm dostlarımızı bekliyoruz.

Israrla.

Gitgide gençleşiyoruz.

*Biletler Biletix ve COOP girişinden satın alınabilir.”

 

(Yeşil Gazete)

İztuzu Plajı’na gece baskını

Muğla’nın Ortaca ilçesinde caretta carettaların yumurtladığı dünyaca ünlü İztuzu Plajı’na geçen yıl izinsiz giren ancak halkın direnişi üzerine geri çekilen DALÇEV A.Ş., önceki gece geç saatlerde (10 Mayıs 2016 Salı) kumsala baskın yaptı. Kira protokolü geçen yıl iptal edilmesine rağmen kumsala giren DALÇEV A.Ş yetkililerinin işletmecilere “Burayı boşaltın yoksa biz boşaltmasını biliriz” dediği belirtildi.

28

Diken’den Rıfat Doğan’ın özel haberine göre İztuzu Kumsalını Kurtarma Platformu avukatı Berna Babaoğlu, yaptığı açıklamada DALÇEV A.Ş. yetkilisi Ramazan Oruç, Ali İren, avukatları ve personellerinin yazarkasa ve eşyalarıyla dün gece saatlerinde İztuzu Plajı’nın Dalyanağzı tarafındaki 2 No’lu büfenin önüne geldiğini ve plajı teslim alacaklarını belirten bir kağıt gösterip hukuken hakları olduğunu belirttiklerini söyledi.

Babaoğlu, Çevre ve Şehiricilik Bakanlığı’nın İztuzu’nun korunması ve günübirlik alanın işletilmesi için Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’yle protokol yaptığını belirterek DALÇEV A.Ş.nin bu alanda hiçbir hakkının olmadığını ifade etti.

Muğla Üniversitesi yetkilileri de kendilerine herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bu kişilerin haksız olarak plajda bulunduğu için yasal yollara başvuracaklarını kaydetti.

 

(Diken)

15 yaşındaki William, kayıp Maya şehrini ortaya çıkardı

Kanada’da yaşayan 15 yaşındaki William Gadoury, Maya Uygarlığı’nda ait daha önce keşfedilmemiş bir şehri buldu.

William Gadoury, teorisini Mayaların kurdukları şehirlerin yerlerini takımyıldızlarına göre seçtiği üzerine kurdu. 23 farklı takım yıldızını inceleyen Gadoury, incelemesi sonucu 117 Maya şehrinin takım yıldızların konumlarıyla eşleştiğini fark etti. 23. takım yıldızını incelerken, bir Maya şehrinin eksik olduğunu fark etti.

27

 

Hürriyet’in haberine göre, Kanada Uzay Ajansı’nın uydu fotoğraflarını kullandı ve daha sonra bunları Google Earth görüntüleriyle uydu fotoğraflarını birleştirdi. Sonuç olarak 23. yıldızın gösterdiği yerde kayıp bir şehir keşfetti. Şehir, Meksika’daki Yucatán Yarımadası’nın uzak bir kıyısında bulunuyor.

15 yaşındaki William, Maya uygarlığına ait 86 metre yüksekliğinde devasa bir piramit ve 30 tane antik binayı keşfetti. Yağmur ormanları içinde olduğu için henüz ziyaret edilemeyen şehire “K’aak Chi” (Ateşin Ağzı) adı verildi.

Kanada Uzay Ajansı’ndan Daniel De Lisle, kayıp Maya şehriyle ilgili şunları söyledi: “Yoğun bitki örtüsü yüzünden bölgeyi araştırmak zor. Fakat uydu taramalarında, oldukça göze çarpan düz çizgiler bulunuyor. Bitki örtüsünün altında birşeyler olduğunu düşündüren çizgiler var. Burada insan yapımı bir yapı olduğunu akla getirecek kadar çok kanıtımız var”

26

2017’de Brezilya’daki Uluslararası Bilim Fuarı’nda 15 yaşiındaki Gadoury kayıp Maya şehriyle ilgili keşfettiği bulgularını açıklayacak.

Gadoury “Araştırmayı yaparken en parlak yıldızların, en büyük Maya şehirleriyle eşleştiğini gördüğümde çok heyecanlandım ve şaşırdım” diyor.

Eğer 117 Maya şehri, takım yıldızlarıyla eşleştirebiliyorlarsa bu da Mayaların, bugüne kadar sanılandan çok daha ileri seviyede haritalandırma ve topografya bilgisi ve tekniği olduğu anlamına geliyor.

 

(Hürriyet, T24)

Almanya’da bu Pazar: Tüketilen enerjinin yüzde 87’si yenilenebilirden

Zaman değişiyor, dünya değişiyor. Michael J. Coren’in Quartz.com’da  10 Mayıs 2016’da yer alan haberine göre 8 Mayıs Pazar günü Almanya’da o kadar çok yenilenebilir enerji üretildi ki, kullanıcılar tüketsin diye üzerine para vermek gerekti.

24

Bu işin mizansen tarafı tabii. Gerçekte olan ise Almanya’da 8 Mayıs 2016 Pazar günü öğle saatlerinde tüketilmekte olan 63 GW gücün 55 GW’ının yenilenebilir enerjiden karşılanmasından ötürü enerji piyasasında elektrik fiyatının negatife düşmüş olması. Bu tüketilen enerjinin %87’sinin güneş, rüzgar, hidroelektrik ya da biokütleden sağlandığı anlamına geliyor.

Agora Energiewende’den Christoph Podewils konu ile ilgili “Her yıl daha fazla yenilenebilir enerjimiz oluyor. Güç sistemi buna iyi uyum sağladı. Bu gün göstermiştir ki çok miktarda yenilenebilir enerjiye sahip bir sistem iyi çalışmaktadır.”

Bu konu üzerindeki geniş eleştirilere göreyse, yenilenebilir enerji kaynaklarındaki güneşin açması kapaması ya da rüzgarın artıp azalmasından ötürü anlık tepe değerler pek bir şey ifade etmiyor. Eleştirilerin kaynaklarına göre yenilenebilir enerji büyük ekonomilerde güç şebekesi için bir destek rolü oynayabilirler.

Öte yandan dünyada bazı ülkeler çoktan %100 yenilenebilir güce geçiş planları içerisinde. Almanya 2050’de tamamen yenilenebilir kaynaklardan gücünü sağlayacak. Danimarka çoktan yenilenebilir kaynaklardan kaynaklı elektriğini komşu ülkelere satıyor. Bu bir zamanlar asla gerçekleşmeyecek gibi görünen bir hayaldi.

2015 yılı boyunca birçok ülke ve şehir yenilenebilir enerjiye geçtiklerini ya da yenilenebilir enerjinin toplam üretimdeki payının kayda değer şekilde arttığını duyurdular. Yani 2008 yılındaki ekonomik krizde pahalı ya da idame edilemez oldukları gerekçeleriyle terk edilen enerji yatırımlarından beri çok yol alındı.

2016 itibariyle küresel olarak 23 ülke enerjisinin %10’unundan fazlasını yenilenebilir kaynaklardan sağlamaktalar ki burada sadece elektrikten bahsetmiyoruz. Bu ülkeler arasında Danimarka, Almanya, Norveç gibi yoğun sanayileşmiş olanları da var, Kosta Rika gibi düşük nüfusa ve zengin doğal kaynaklara sahip olanları da var. Unutmadan ekleyelim, 2015 yılında Kosta Rika 75 gün sadece yenilenebilir kaynaklardan sağlanan enerjiyi tüketti. 2021’de de ülkeyi karbon ekonomisinden çıkarmayı planlamaktalar.

Kötü haber ise, birçok ülkenin alt yapısının yenilenebilir enerji arzındaki bu denli artışlara uyum sağlayamayacak şekilde tasarlanmış olması. Mesela o Pazar günü nükleer ve kömürlü termik santraller enerji arzındaki yükselmeye oranlı devreden çıkarılamadı ve gride saatler boyu elektrik satmaya devam ettiler. Sanayinin kendisi de böylelikle elektrik tüketerek para kazanmış oldu.

 

Haber: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil Gazete, Quartz.com)

Kılıçdaroğlu, Almanya’da Yeşiller Partisi’ni ziyaret etti

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Almanya Yeşiller Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret etti.

23-yeşiller-kılıcdar

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Berlin’de Yeşiller Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret ederek Eş Başkan Cem Özdemir, Claudia Roth ve parti yöneticileriyle görüştü.

Görüşmede Genel Başkan Yardımcıları Öztürk Yılmaz, Çetin Osman Budak ve Selin Sayek Böke de hazır bulundu.

 

(Yeni Soluk.com)

Fukuşima üzerinden nükleer santrallere bakış

Gazetemizin İklim ve Enerji Haberleri editörü Pınar Demircan‘ın Birgün Gazetesi’nde “Fukuşima üzerinden nükleer santrallere bakış” başlığı ile verilen röportajını paylaşıyoruz

***

Çernobilin 30.yıl dönümü fakat Çernobil’in etkileri bugün hala devam ediyor.Biz de Çernobil felaketi üzerinden Fukuşima’ya bakalım dedik. Yakın zamanda Fukuşima’ya bir ziyaret gerçekleştiren Nukleersiz.org koordinatörü aynı zamanda Yeşil Gazete iklim enerji editörü Pınar Demircan’a Çernobil felaketi hakkındaki yorumlarını, Fukuşima’ya ne amaçla gittiğini ve oradaki son durumu sorduk

20

Pınar Demircan: Artık herkesin bildiği bir gerçek var ki Avrupa’da 600 milyondan fazla insanın sağlığını olumsuz etkileyen hatta 2056 yılında 240 bin yeni kanser vakasının olacağı iddia edilen Çernobil felaketi, tolerasyonu mümkün olmayan ekolojik sorunlara yol açtı. Fakat esas düşünmemiz gereken Çernobil tek başına yeterince ürkütücüyken Çernobil kazası gibi tehlike derecesi 7 olan bir başka nükleer santral kazasının 25 yıl sonra yaşanabilmiş olmasıdır ki bu da bize zaman ve bilim ilerlese de değişmeyen bir şeyler olduğunu, sorunun tekrar ettiğini söylüyor.

Fukuşima’ya birkaç kez gittin galiba değil mi? Geçen sene Fukuşima izlenimlerini 1-2-3-4 yazı dizisi olarak yazmıştın.

Evet aslında iki senedir Fukuşima’nın anma yıl dönümü etkinliklerine farklı sivil toplum örgütlerinin davetiyle katılıp ilk ağızdan bilgi alma, okuduklarımı pekiştirme fırsatı buluyor akabinde paylaşmaya çalışıyorum. Bu konuda son 3 yıldır Japonca ve ingilizce kaynaklardan ciddi bir arşiv yaptım diyebilirim. Aynı zamanda Avrupa’daki bazı etkinlikleri de takip ederek farklı ülkelerden aktivistlerle bilgi alışverişi yapmaya çalışıyorum. Çünkü nükleer santraller aslında bir zincirin içinde yer alıyor, uranyumun çıkarılmasından, nükleer santralin işletilmesine oradan atık problemine, bu atıkların işlenerek nükleer silahların yapılmasına kadar çok uzun ve çetrefilli bir süreç bu, üstelik her süreç doğal olarak birbirini besliyor yani birbirinin müşterisi, üstelik bu alışveriş küresel çapta gerçekleşiyor. Dolayısıyla doğru bilgiye ulaşmak aynı zamanda bu gelişmelere karşı oluşan reaksiyonları izlemek sırasında başka ülkelerden aktivistlerle bağlantı kurmak için çok çeşitli etkinlik ve organizasyonları takip etmek faydalı oluyor.

Peki benzer şekilde Fukuşima’yı izledin, nedir Fukuşima’daki güncel sorunlar ? Radyoaktif kirliliğin boyutları?

Herşeyden önce 3 reaktörde de çekirdek erimesi olduğu robotlu muon ışıklı araştırmalarla kanıtlandı, raporlara göre çok yüksek radyoaktivitenin yer altı suyuna karıştığı düşünülüyor ki bu durum, önümüzdeki on yıllar içerisinde çok büyük sorunlara yol açabilir. Diğer taraftan Fukuşima nükleer santralinden her gün 300-400 ton radyoaktif su denize dökülüyor. 2 yıldır bu radyoaktif suyun biraz önce bahsettiğim tanklarda toplanmasına çalışılıyor, toplanan radyoaktif suyun miktarı ise bugün tam 800 bin ton! Her geçen gün daha fazla biriken suyun miktarının birkaç yıl içerisinde şimdiki miktarı 2’ye 3’e katlayacağı düşünülüyor. İleride yer sıkıntısı çekilmesin diye radyoaktif suyun filtrelerden geçirilerek sezyum ve stronsiyumdan arındırılmak suretiyle denize boşaltıldığı Tokyo Elektrik şirketi (TEPCO)’nun kendisi tarafından da açıklandı. Fakat sorun olan şu ki su, bu materyallerden arındırılmış olsa da trityum söz konusu! Trityum hidrojen izotopudur ve sudan ayrıştırılması mümkün değildir.

Yeraltı suyunun santralin içeri girme sebebi ise, Fukuşima nükleer santralinin yüksekliği 30 metre olan bir tepenin dinamitlerle patlatılarak düzleştirilmesiyle kurulmuş olmasıdır. Açıkçası bu, bana Akkuyu nükleer santrali için arazinin nasıl dinamitlerle patlatılarak düzleştirildiğini hatırlatıyor. Kısacası böyle işlemlerin neticesinde Fukuşima’da yeraltı suyu yüzeye yaklaşmış olduğu için sürekli santralin içine dolarak santralin içindeki radyoaktiviteyle karışıyor ordan da doğruca denize akıyor. Yeraltı suyunun reaktörlere karışması önlenemediği için de santralin sahibi ve işletmecisi (TEPCO) çareyi bence “zihni sinir bir proje”olan buzdan duvar yapmakta bulmuş. Maliyetini hükmetin üstlendiği projenin bedeli ise 404 milyon Dolar. Oysa 2011 Temmuzda TEPCO 1 milyar Doları fazla görmeyip reaktörlerin çevresine duvar örmüş olsaydı bu radyoaktif su böylesine kontrolden çıkmayacaktı.

Buradan Fukuşima’ya bakacak olursak , henüz 5 yıl oldu Fukuşima’da neler yaşanıyor?

Fukuşima’da maalesef tehlike büyük fakat Çernobil merceğinden görünen o ki felaketin boyutları önümüzdeki on yıllar içerisinde anlaşılacak. Çernobil nükleer santral kazasıyla Hiroşima atom bombası atıldıktan sonra yayılan radyasyonun 250 kat radyasyon yayıldığı söylenir hatta bazı kaynaklarda bu 400 katı olarak verilir. Fukuşima’da 3 reaktörde patlama meydana geldi ve sadece sezyum Çernobil’de yayılan sezyumun 168 katı. Atmosfere yayılan radyoaktivitenin dışında bir büyük tehlike de geçen sene robotların ve muon ışınının kullanılmasıyla anlaşıldı. 3 reaktörde de çekirdek erimesi olmuştu. Çekirdek erimesi olarak tabir edilen olay reaktörün içindeki yakıt çubuklarının koruma kazanının altından akmasıdır ki bu durumda yakıt çubuklarındaki yoğun radyasyonun yer altı suyuna ve toprağa karışması çok yüksek ihtimaldir. Ancak bu konuda da hükümet ve TEPCO yanlısı açıklamalar “çekirdek erimesi “oldu ama yer altı suyuna ve toprağa kesin karıştığını söyleyemeyiz” şeklinde açıklamalar yapabiliyor. Bir başka tehlike de patlamalar olmadan önce aktif durumdan çıkarılarak havuza alınan yakıt çubuklarının durduğu 4. Reaktörde. Bir reaktörde yakıt çubuklarının periyodik olarak yenileriyle değiştirilmesi gerekir, kullanılmış yakıt çubukları havuza alınır ancak mütemadiyen yüksek ısı taşıdığı için soğutma işlemi sürekli devam etmelidir, başka bir yere nakli ise ancak 10-20 yıl sonra mümkün olabilir. Bu da demektir ki 3 reaktöründe patlama ve ardından çekirdek erimesi yaşanmış santralde bir başka deprem ve ya dış etkiyle veya soğutulmasında problem olması halinde patlamaya hazır 500 adet yakıt çubuğu bulunuyor .

Diğer taraftan bu teknik konulardan pek de haberi olmayan halkın Nükleer kaza sonrasında gösterdiği ilk tepki evlerini hükümetin ve TEPCO’nun bu tehlikeli oyuncağı sebebiyle aniden terk etmek zorunda kalması olmuştur. Özellikle radyasyonun tehlikesinin bilincinde olan ve olmayanlar arasındaki fikir ayrılıkları pek çok ilişki biçimi içerisinde tartışma ortamının doğamasına yol açtığı ifade ediliyor.

Bugün ise tartışmanın yönü hükümetin ülkedeki nükleer santralleri yeniden çalıştırmak istemesine karşı direnişe evrildi. Direkt Fukuşima’ya ilişkin açaılan davalar, suç duyuruları, açılmak istenen santrallere karşı yaşam hakkını savunan insanların mücadelesi bizdeki ÇED davalarına karşı bol protestolu direnişlere benziyor. Bununla beraber halkın bir kesimi de mücadeleden yıldı . Hükümetin hafifsediği ve görmezden geldiği süreç topluma bıkkınlık olarak yansıdı. Hükümet ve TEPCO yalanlarını bilim insanlarının, halkla ilişkiler uzmanlarının kanalıyla yaptığı için de bazı insanlar bu yalanlara kanabiliyor. Örneğin Fukuşima Daiichi nükleer santralinin bulunduğu alandan radayasyon yayılımı sebebiyle zorunlu olarak tahliye edilen 126 bin kişiye son 6 aydır “Radyasyon yoktur, evinize dönün” çağrısı yapılıyor. Tabi bunun esas sebebi devletin zorunlu olarak tahliye ettiği insanlara ek yaşam desteğini maliyet yükü oluşturduğu için kesmek istemesi , tazminatlar da cabası.

21

Peki insanları dönmeye ikna etmek için bir şey yapıyorlar mı?

P:Elbette. Akkuyu reklamları kadar olmasa da bunun için Hükümetin başvurduğu yollar var . Fakat şunu söylemeliyim ki bence Japon hükümeti oldukça acımasız zira Çernobil’ de 1-5 mSv olan bölgeler tahliye hakkı olan bölgelerken Japon hükümeti Fukuşima öncesinde yıllık 1 mSv olan radyasyon maruziyet sınırını 20 mSv’e yükseltti , hem de bunu 2 yıl önce yaptı. Bu oranın insanların evlerine dönmesi için yükseltildiği ortada zira maruziyet seviyesi yetişkinler ve çocuklar için farklı olursa kimse dönmek istemez. İnsanların dönmesi için de önce ilk ve orta dereceli okulların açılmasına çalışılıyor.

Peki Fukuşima’da açığa çıkan radyasyonun insan sağlığı üzerindeki etkileri neler?

İşin sağlık boyutu üzerine maalesef son araştrmalar daha 5.yılında 116 çocukta tiroit kanseri tanısı konduğunu söylüyor. Bu konuda yapılan yeni güncel araştırmalar da var mesela Nükleer Savaşlara Karşı Uluslararası Hekimler(IPPNW) Avrupa başkanı ve aynı zamanda Nükleersiz.org kurucularından Dr Angelika Claussen ile yine IPPNW’den Alex Rosen’in önceden rapor olarak hazırladıkları ardından güncel veriler üzerinden geliştirdikleri Çernobil ve Fukuşima’nın Sağlık Etkileri adlı kitap çok önemli bilgiler içeriyor. Avrupa Çernobil Ağının bir üyesi olan Yeşil Düşünce Derneği /Nukleersiz. org’un Çernobil’in 30. Yıldönümü için organize ettiği kapsamda Dr. Claussen kitabı 27 Nisan Çarşamba günü Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın davetiyle TBMM’de gerçekleştirilen bir basın toplantısıyla kamuoyuna tanıttı. Kitap çok yakında Türiye genelinde okuyucularıyla buluşacak dolayısıyla pek çok soru da bu şekilde cevabını bulacaktır.

Türkiye Büyük Millet meclisinde yaptığınız basın toplantısı kapsamında galiba bir de Çernobil Tasfiye memuru yer aldı ve Çernobil’deki nükleer kaza sonrasında yerine getirdiği tasfiye işleri hakkındaki tanıklığını anlattı değil mi?

Evet, yine bahsettiğim Avrupa Çernobil Ağı haftası etkinlikleri kapsamında Dr Angelika Claussen’in kitap tanıtımı dışında Bay Schumchenko TBMM’de Çernobil tanıklığını anlattı. TBMM’deki basın toplantısında ilk defa bir Çernobil tasfiye memuru da konuşma yaparak Çernobil nükleer faciası tanıklığını anlattı. Aynı akşam Ankara Nükleer Karşıtı Platform ‘un evsahipliğinde organize edilen panelde Schumchenko , Dr Claussen ve ben sunumlar yaparak Çernobil ve Fukuşima’nın gerçeklerine dair paylaşımlarda bulunduk .Dr Claussen ve Bay Schumchenko 30 Nisan’da da Mersin Nükleer karşıtı Platform’un ev sahipliğinde birer konuşma yaptı. Aslında Bay Schumchenko 24 Nisan Pazar günü büyük Sinop Mitingi’nde de bir konuşma yaparak Sinop halkına yaşadıklarını anlatmıştı bu konuşmanın tam metnini içeren miting haberimiz 28 Nisan günü Yeşil Gazete’de yayınlandı. Umuyoruz ki O’nun tanıklıklarını anlatması Sinop’ta ve Mersin’de hatta İğneada’da nükleer santrallerin kurulmasının planlandığı bir dönemde nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuza dair fikirlerin somutlaşmasına yardımcı olmuştur.

Gıda konusunda ne gibi sorunlar yaşıyorlar ? Fukuşima’nın bir tarım kenti olduğunu biliyoruz, bu ürünlerin tüketilmemesi yönünde bir eğilim var mı?

Bir kısım vatandaş hiç umursamıyor hatta bazı insanlar gidip özellikle Fukuşima’da yetiştirilen ürünlerden satın alıyor hatta özellikle internetten sipariş veriyor . Amaçları Fukuşima’nın ekonomisini desteklemek. Yine de ben Fukuşima’dan sipariş ettikleri ürünü besin olarak gördüklerinden şüpheliyim. Neyse ki bir kısım vatandaş daha gerçekçi ve hükümetin radyasyon ölçüm hizmetlerine güvenmediği için kendileri bir araya gelerek radyasyon ölçüm merkezleri kurmuş durumda . Bu merkezlerde ağırlıklı olarak Belarus ve Almanya’dan edinilen ekipmanlarla radyoaktif iyot, sezyum 137 ve stronsiyum 90 ölçümleri yapılıyor . Besindeki radyasyon dozunu ölçen ekipmanlarla insan vücudundaki radyasyon dozunu ölçen cihazlar da farklı. Bu merkezlerde çocuklar için tiroit testleri de ücretsiz gerçekleştiriliyor .

Nasıl bir sistem var? Biraz daha açar mısın mesela Devletin bir desteği yok mu bu merkezlere yönelik ?

Maalesef yok , bize görevlilerin yaptığı açıklama devletin hiçbir şekilde bu çalışmaları desteklemediği ancak bazı ölçüm merkezlerininbelediye bünyesinde faaliyet gösterdiği yönünde oldu . Ölçümlere gelince ki bence çok önemli bir nokta , zira alışveriş ile tüketim arasına bir basamak daha girmiş oluyor, bir bakıma yaşam alışkanlıklarında bir değişiklik demek bu . Örneğin 1 kilo pirinciniz var bunun 50 gramını bu merkeze götürerek form doldurmak suretiyle kontrol ettiriyorsunuz , sonra da olumlu olumsuz sonucunu alıyor ve besinde radyoaktivite varsa imha ettiriyor yoksa iç rahatlığıyla pişirip afiyetle yiyorsunuz. Ben bunu biraz organik ürün arayışına da benzetiyorum.Nasıl ki tarım ilaçları suni gübre kullanmadan önceki tüketim alışkanlığımız özel arayışlara evrilmek zorunda kaldıysa radyasyonla yaşamak da bizi araya giren kontrol basamaklarıyla tanıştırıyor. Üstelik her bir aşamadaki hizmet de ücretli .

22

Bir de süregelen radyoaktif temizlik (dekontaminasyon) çalışmaları var galiba ,aynı Çernobil’deki gibi tasfiye memurları var değil mi?

Evet Fukuşima bölgesinden çıkarılan radyoaktif toprak ve katı atık miktarı 43 milyon ton olarak açıklanmıştı. Bunları 1’er tonluk plastik çuvallara doldurmak suretiyle 12 ayrı eyalete dağıttılar. Bugün bu radyoaktif atıklar, atık yakma tesislerinde imha ediliyor ve imha sonrası açıklanan radyoaktif atık miktarı 9 milyon ton. Japonya atık yakma konusunda fazla agresif yani standartın çok üstünde hedefler belirlemiş durumda, bu miktar yılda 22 milyon ton. Fakat bir sorun var ki ABD, Üç Mil adasındaki kazadan sonra radyoaktif atık yakma işlemini terk etmiş gerekçesi de yakılarak atmosfere karışan radyoaktivitenin ekolojik riskler içermesi ki insan sağlığı açısından ortaya çıkabilecek sorunlar da bunun bir parçası.

Peki bu durumdaki Japonya nükleer santral teknolojisini ihraç etmeyi nasıl düşünebiliyor?

Aynı soruyu sorduğumda benim aldığım cevap Japonya’nınbaşka ülkelerle nükleer santral anlaşmaları yapmasının arkasında kullanamadığı teknolojiyi ve insan kaynağını değerlendirmenin bir yöntemi olduğu yönünde olmuştu ki bu kabul edilebilir gibi değil!

Sinop’a ilgi nasıl Japonya’da? Bu sene katıldığın organizasyonda sanırım biraz da Sinop’u anlattın, Japonya’daki nükleer karşıtlarının bakışı nasıl meseleye?

Geçen sene Sinop’ta 30 bin civarında kişinin katılımıyla gerçekleşen nükleer karşıtı miting Japonya’da ilgi uyandırdı . Bu haberi Sinop’tan bir arkadaşımın fotoğraflarıyla Japan Days adında iyi tanınan bir dergiye göndermiştim,yayınlandı, sonrasında da derginin yayıncısı Sinop’la ilgili yazı istemeye başladı. Bu vesileyle Mart ayında Tayvan, Güney Kore, Hindistan ve Filipinler’den aktivistlerin de davet edildiği organizasyonda ve ardından Fukuşima anma haftasına özel olarak Japonya’da toplanan Dünya sosyal forumu kapsamında Türkiye Nükleer Karşıtı Platform bileşen ve temsilcileri olarak Sinop nükleer karşıtı platform koordinatörlerinden Metin Gürbüz ile birlikte katıldığımız panel ve toplantılarda sunumlar yaptık . Bu sunumlarda Sinop’u ve tabi biraz da anlı şanlı nükleer tarihimizi anlattık . Tokyo Gazetesi bizimle röportaj da yaptı, Japonyadaki insanlara mümkün olduğunca Çernobil tecrübemizi ve nükleer santrallerle neden yaşamak istemediğimizi detaylarıyla anlattık. Açıkçası, Japonya tarafından kurulması planlanan nükleer santral, Japonya’daki sivil toplum örgütlerini aktivistleri fazlasıyla rahatsız ediyor. Bu bağlamda meseleyi daha iyi anlamak için de Japonya’nın nükleer teknolojisini ihraç etme planları yaptığı ülkelerin aktivistleriyle dayanışma yolunu önemsiyorlar ki, bence de bu çaba çok değerli. Bu bağlamda ben de Türkiye’de nükleer santrallere karşı 40 yıldır yürütülen yerel, ulusal mücadelenin, uluslararası dayanışma göstermek suretiyle küresel nükleer lobinin karşısındaki pozisyonunu güçlendireceğine inanıyorum.

 

(Birgün)

Dersim Belediyesi Kadın Meclisi’nin doğal bostanı tohumlarına kavuştu

Dersim Belediyesi Kadın Meclisi, kentte doğal tarım yaygınlaştırmak ve üretimini arttırmak için 15 dönümlük araziye köylerden topladığı asırlık doğal tohumları bostana ekti.

19

Jiyana Ekolojik.com’un haberine göre Dersim Belediyesi Kadın Meclisi tarafından Dersim Merkeze bağlı Aktuluk (Türişmek)  Mahallesinde sahipleri tarafından ekilmeyen 15 dönümlük araziler, alınan rızalığın ardından kadınların çalışmalarıyla toprağın sürünmesinin ardından tarlaya ekim gerçekleştirildi.

Belediye bünyesinde başlatılan “Doğal Bostan” çalışmaları kapsamında tohum toplanması için kadınların kolektif bir şekilde çalışmalarına başlatılarak, tarlaya çok sayıda sebze ve yeşilliklerin olduğu ürünler ekildi.

18

Domates, biber, patlıcan, karpuz, kavun, nane, reyhan, soğan, çilek, kabak, fasulye, salatalık gibi ürünlerin tohumlarını eken kadınlar tarımsal ürün çeşitliliğini sonraki yıllarda arttırmak istiyorlar.

 

(Jiyana Ekolojik, Dersim Belediyesi)

Bu haftasonu Şişli Ekolojik Pazar’da “Eko Kitap Günü” var!

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, herkesi 14 Mayıs Cumartesi günü Şişli %100 Ekolojik Pazar’da gerçekleşecek Eko Kitap Günü‘ne davet ediyor!

14

Buğday Derneği ve Şişli Belediyesi işbirliğiyle kurulan, Şişli % 100 Ekolojik Pazar’ın 10. yılı nedeniyle, Mayıs ayı boyunca her Cumartesi düzenlenen etkinliklerin ikincisi, 14 Mayıs’ta Şişli % 100 Ekolojik Pazar’da ”Eko Kitap Günü” ile devam ediyor.

Ekoloji temalı kitapları, tüm yayınları ile yayınevleri ve sivil toplum kuruluşlarının kitaplarını indirimli olarak edinebileceğiniz Eko Kitap Günü’nde, doğaya, insana, hayvana saygılı yayınlarıyla bilinen kuruluşlar var.

Kimler katılıyor?

16

Buğday Derneği, Yeni İnsan Yayınevi, Üç Ekoloji Dergisi, Alternatif Eğitim Dergisi, Pandora, Ekoiq Dergisi, Sinek Sekiz Yayınevi, Kaos Yayınları, TEMA, Gaia Dergi, BGST, Magma Dergi stant kuracaklar.

Ekolojik pratiği teoriyle beslemek isteyen ve ekolojik kaynak sıkıntısı çeken tüm dostlarımızı Eko Kitap Günü’ne herkes davetli.

Eko Kitap Günü
14 Mayıs Cumartesi
10.00-16.00 arası

Adres: Şişli Feriköy %100 Ekolojik Pazar, Lala Şahin/Gökkuşağı Sokak, Cumhuriyet Mahallesi, Bomonti, Şişli

 

(Yeşil Gazete)

Sadık bir Londra – Sezin Öney

Sezin Öney’in bu yazısı yarinabakis.com sitesinden alındı

1970 doğumlu, Pakistan kökenli, Ramazan’da oruç tutan, beş vakit namazında Müslümanlığın kurallarına göre bir politikacı. Sekiz kardeşin beşincisi; devlet tarafından yoksul ailelere tahsis edilen toplu konutlarda oturan anne ev hanımı, baba ise, otobüs şoförü. Ve Sadık Han, “Londra rüyasını” yarattı; Avrupa’nın en başlıca metropollerinden birinin ilk Müslüman, “Doğu göçmeni” belediye başkanı oldu.

Sadık Han’ın, göçmen ve Müslüman kimliği, siyasi kariyerinde yaptıkları ve yapabileceklerinin bir dayanağı değil-onu seçen Londralılar, Sadık Han’da, dinamik ve yaratıcı, heyecan verici bir siyasetçiyi gördüler.

Sadık Han, dinini, Müslüman kimliğini siyaseten kullanan biri değil; söylemlerinde, “İslamcı” bir ton hiç yok. Buna karşılık, Londra’da birinci kuşak bir göçmen, yoksul bir Müslüman olmanın getirdiği deneyim, Sadık Han’a bir siyasi bakış açısı kazandırıyor. Ve o da bu bakış açısını, kendisine benzer sorunlar yaşamış ve yaşayan insanların, kesimlerin hayatlarını değiştirmekte kullanmayı hedefliyor.

Sadık Han, insan hakları avukatı olarak kariyer yapmış; yaşamı boyu da, emniyet güçlerinin orantısız şiddetinden eşcinsel çiftlerin evlilik hakkına, ırkçılığa uğrayanlara destekten İslamcıların politik düşüncelerinden ötürü suçlanmalarına karşı çıkmaya her türlü hak mağduriyetinde “adaletin” sağlanmasına çalışmış. Sol kanadın ülkede başlıca temsilcisi Labour Party (İşçi Partisi) üyesi olarak da, kendini hep bir sosyal demokrat olarak tanımlamış.

Müslüman kimliği, Belediye Başkanlığı kampanyası boyunca da, aleyhine sıklıkla kullanılmış. Hele ki, sağ kanadın başlıca partisi Conservative Party (Muhafazakar Parti) adayı, tam bir “mavi kanlı”, seçkin ve zengin bir ailenin varisi Zac Goldsmith olunca, “sınıf” ve kimlik farkları en sevimsiz biçimde, kampanya boyunca Sadık Han’ın önüne çıkarılmış.

Sadık Han, radikalliğe kayan İslamcılarla da diyalog kurup, onları özgürlükçü ve din ile politikayı ayıran bir çizgiye davet eden bir politikacı olagelmiş. Fakat, Sadık Han, bu diyalogcu tavrıyla, çoğu kez İslamcılara da, kendi partisi ve rakip Muhafazakarlara da yaranamamış. Radikalliğe meyleden İslamcı örgütlerden olanlar ve İslamcı söylemi politik duruşlarının belkemiği yapanlar, Sadık Han’ı, “münafıklık”, “İslam’a ihanet” ile suçlamışlar. Buna karşılık, siyasi rakipleri de, Sadık Han’ı sürekli olarak “fazla Müslüman” bir kimliğe sahip diye nitelemişler.

Bu “çift cephe ateş” arasından sıyrılıp da, Londra’nın yönetimini alabilmek gerçekten de kolay değil.

Londra’da Sadık Han rüzgarı eserken, Türkiye kökenli Müslüman kimlikli politikacıların, bu dönemde Avrupa’daki kariyerlerinde kriz yaşadıklarını da unutmayalım. İsveç’te, 2014’te koalisyon hükümetinin bir parçası olan  Yeşil Parti’nin Türkiyeli Müslüman üyelerinden Mehmet Kaplan, “ülkesinde İslamcılarla ilişkili” suçlamaları nedeniyle, bakanlıktan istifa etmek zorunda kaldı. Kaplan’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sembol hareketi “dört parmaklı Rabia işaretini” yapması da sorun oldu. Öte yandan, Yeşil Parti’nin yönetimine aday olan Yasri Han, bir kadın gazetecinin elini “İslami hassasiyetleri nedeniyle sıkmayınca”, polemikler başladı ve Han, adaylığını geri geçti. İsveç Yeşilleri’nin Müslüman kimlikli politikacılarına asıl kaybettiren ise, Müslüman Kardeşlerle bağlantılı olduklarının iddia edilmesi. Türkiye’ye karşı Avrupa’da güçlenen olumsuz bakış da, etkili tabii İsveç’te olan bitende…

Londra’nın en üst düzey politikacılarından birine dönüşen Sadık Han’a kazandıran ise, politik kariyerinde, dindarlığını ve siyaseti çok ince bir dengeyle ayırıp, dini politikaya alet etmeyi tamamen reddetmesi. Bunun yerine de, kendine evrensel insan hakları prensipleri ve insani ilkeleri pusula alması. Demek isteyince oluyor, samimi politikacılar badireleri atlatıp kazanabiliyor.

Sezin Öney – www.yarinabakis.com14-Sezin Öney

İzmir’de Temiz Enerji Zirvesi

Temiz Enerji Zirvesi, “Paris İklim Zirvesi Ardından Enerjide Değişen Trendler” kapsamında İzmir Tarihi Havagazı Kültür Merkezi’nde 11 Mayıs’ta düzenlendi.

12-izmir-de-temiz-enerji-gundemi

Yeni Arayışlar Girişimi Platformu (YAPDER) öncülüğünde Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) Küresel Isınma Kurultayı Komitesi’nin desteklerini sunduğu etkinlik, temiz enerji üretim başkenti olma potansiyeli taşıyan İzmir’de gerçekleşti. Sanayici, kamu yetkilisi ve sivil toplum örgütlerinin katılım gösterdiği zirvede, temiz enerji üretiminin yaygınlaştırılmasına yönelik fikirler tartışıldı.

Yerel yönetimde temiz enerjinin kullanımına ilişkin konuşan Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar,  elektrikli araç kullanımı, güneş enerjisi projelerinin artırılması ve bisiklet ulaşımının teşviki konularında yaptıkları çalışmalardan söz etti. Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer de yenilenebilir enerji kooperatifi kuracaklarını açıkladı.

İZKA Genel Sekreteri Murat Yılmazçoban, mali destek programı kapsamında 41 projeyi desteklediklerini belirterek, yaptığı sunumda İZKA’nın desteklediği projelere yönelik bilgiler verdi. 35 yenilenebilir enerji sistemi olduğunu belirterek İzmir’in yapılan projelerle ilgi odağı olduğunu söyledi.

 

(Solarbaba)