Ana Sayfa Blog Sayfa 3443

Bertrand Russell: “Çalışmak abartılmış bir erdemdir” – Paul Western

Paul Western’in bu yazısını Şebnem Ertan’ın çevirisiyle www.dusunbil.com portaldan aldık

Bertnard Russell, 1932’de yayınlanan “Aylaklığa Övgü” adlı metninde çalışkanlığın abartılmış bir erdem olduğunu ve bireyin kendi ilgi alanlarına ayırdığı boş zamanın medeni yaşamın bir gerekliliği olduğunu savundu. Ayrıca, yaşadığı dönemde üretimde mekanikliğin öyle bir boyuta ulaştığına inanıyordu ki, ona göre topluma yararlı olmak için haftada yirmi saatten fazla çalışmak gereksizdi. İşsiz sayısı çok yüksek olmasına rağmen geriye kalan kesimin de aşırı çalıştırıldığını gördü. Günümüzde de geçmişe oranla çok daha verimli üretim kaynaklarına sahip olmamıza rağmen hala “aylaklığın” adil dağıtımından bir hayli uzaktayız.

Russell’a göre çalışmayı görev olarak görmek “köle ahlakı”nın (iktidar sahiplerinin, güçsüzleri kendi çıkarlarına göre yaşamaya ikna etmelerini sağlayan aracın) bir parçasıydı. Ve bu yöntem ‘efendilere’ özgürce geçirebilecekleri boş vakit sağlıyordu. Ancak Russell, başkalarının gayreti sayesinde elde edilen aylaklığın övgüye değer olmadığına inanıyordu. Ama tabii ki, iktidar sahiplerinin elde ettikleri boş zamanın ufak bir kısmı uygarlığın geliştirilmesine ayrılıyordu. “Tembellik, medeniyetin temelidir. Geçmişte az kişinin keyfi ya da tembelliği, çok sayıda insanın emekleriyle sağlanıyordu. Harcanan emeklerin değeri çalışmanın yüceliğinden değil; boş geçirilen zamanların güzelliğinden geliyordu. Oysa günümüzdeki modern teknikler sayesinde, boş zaman (tembellik) topluma zarar vermeden, adil bir şekilde dağıtılabilir.”

Birinci Dünya Savaşı süresince toplumun refah seviyesinin korunması Russell’a azaltılmış iş gücüyle de ne kadar çok üretim yapılabileceğini gösterdi. Barış zamanlarında ise, erdem kabul edilen çalışkanlık algısı toplumun yarısı aşırı çalıştırılırken diğer yarısının da işsiz olmasına sebep oluyordu. Öte yandan, herkes topluma bir miktar iş borçluydu ve günde dört saatlik çalışmayla hem toplumun ihtiyaçları karşılanmış olacaktı hem de herkes uygar yaşamın keyfini sürecekti.

Eğer insanların boş zamanlarında ne yapacaklarını bilmedikleri doğruysa, bu tamamen uygarlığımızın zorlamaları yüzündendir. Russell bunun çözümünü iki basamakta açıkladı. Öncelikle, zevk kavramının bizim iyiliğimiz için var olduğunu kabul etmeyi öğrenmemiz gerekir. Eğer çalışmak erdem ise, çalışmanın sonuçlarından keyif almak da dengeleyici bir erdem olmalı. İkinci olarak eğitime daha geniş alanda yer vermeliyiz çünkü insanlar ancak bu şekilde vakitlerini nasıl daha yapıcı biçimde kullanacaklarını keşfederler. Russell’ın kölelerin dansını canlandırmaya yönelik seçimi aristokratik, büyüklük taslayan bir tavır olarak görülse de, insanların eğlence vakitlerinde –toplumsal açıdan yararlı olanlar dâhil- daha aktif olacakları fikriyle de çelişmiyordu. İnsanlar yaşamlarıyla, yaratıcılıklarıyla neler yapabileceklerini gördükçe daha mutlu bir hayat sürmeye başlayacaklardı

Bertrand-RussellYine de itiraf etmeliyiz ki, Russell’ın iş gücünün eşit dağılımına yaklaşımı, anlaşılmaz olmasının yanı sıra umutsuz bir Ütopya gibi görünüyor. Russell’a göre ütopyasının imkânı, tamamen “üretimin bilimsel organizasyonuna” bağlıydı ve bu her ne anlama geliyorsa tek gecede, birden ortaya çıkacak bir şey değildi. Russell’ın aylaklık için yazdığı övgünün üzerinden geçen 66 yılda kendi hayatımıza daha çok değer verir hale gelebildik mi peki? Elbette bu yönde bir takım adımlar atıldı. Artık çocuklarımız okulda daha çok kalıyor ve mesai günlerimiz de azaldı. Fakat bu yine de “mümkün olan en aza” indirildiği anlamına gelmiyor. Hala aşırı çalışanlarla, hiç çalışmayıp aylaklık yapanlar -söz konusu aylaklık kişilerin mecbur bırakıldıkları ve parasızlıktan dolayı keyfini çıkaramadıkları bir durum- arasında büyük bir kutuplaşma var. Yani Russell’ın tahmin ettiği temel eşitsizlik hala bizimle.

Ekonominin büyümesiyle iş gücüne duyulan ihtiyacın artacağına ve bunun da işsizliği azaltacağına dair bir inanç var. Herkesin aşırı çalışacağı bir toplum yapısının çekici olup olmadığı problemini bir köşeye bırakalım. O zaman asıl sormamız gereken şu ki; yapılması gereken daha çok iş olması daha çok insana ihtiyaç duyulduğu anlamına gelir mi? Teknoloji ilerledikçe iş gücü ihtiyacı daha çok otomatik yollarla karşılanır oldu. İnsan gücünün daha önemli olduğuna dair inanç ise yapay, servise yönelik iş alanları ortaya çıkardı. Bunların bazıları anlamsız, örneğin 7/24 açık mekânlar; bazıları ise evlerde hizmet işlerine bakmak gibi umutsuz işler. Eğer bu gereksiz çabalar, insanların verimli çalışmalarına karşılık biraz olsun eğlenceye vakit bırakıyor olsaydı, kayıptan ziyade büyük bir kazanç ortaya çıkardı. İnsanlar artık daha az iş yapmanın yollarını arıyor. Ben de o insanlardan biriyim. Haftada bir gün fazladan tatil yaparak kendime düşünmek ve yazmak için zaman yaratmış oluyorum. Ama bu hala ayrıcalıklı bir pozisyona sahip olmakla alakalı. Çünkü öte tarafta hala birçok kişi fazladan mesaiye kalarak ya da düşük ücretli yarı zamanlı işlerde çalışarak hayatlarını sürdürmeye çalışıyor.

1932’de hayal edilebilir olan adil zaman dilimi dağılımı artık bir hayalden çok daha fazlası olmalı. Fakat günümüzde hala uzun saatler boyunca çalışmanın kişiye bir nevi erdemlilik hissi kazandırdığına inananlar var. Biz o insanlara, çalışkanlığın erdemli olduğu inancının tamamen bir uydurmaca olduğunu hatırlatmaya devam edeceğiz. Bizler adil dağılımı sağlamaya mecburuz. Uzun saatler boyunca çalışmaya duyulan inatçı hayranlığın sona erdirilmesi gerekiyor ki bu hayranlık sistematik işsizliğin asıl sebeplerinden biri. Herkes bunu “ama dünyanın düzeni böyle” diyerek kabullenmiş durumda. Saçmalık. Haftada yirmi saatlik çalışma toplumun tüm ihtiyaçlarını karşılayacağı gibi bize de kendi gerçek yaşamımıza ayıracağımız vakitler yaratır.

Paul Western, (Çeviren: Şebnem Ertan) – www.dusunbil.com

[Yeşil İşler] Yuva Derneği proje koordinatörü arıyor

Yuva Derneği,  Dünya Vatandaşlığı Programı’nda çalışacak yeni proje koordinatörünü arıyor.

50

51Dünya Vatandaşlığı Programı Yöneticisi’ne karşı sorumlu olacağı belirtilem yeni koordinatörün İstanbul merkezli çalışacağı da kaydedildi.

 

Ekoloji ve İklim Değişikliği alanında görev yapacak proje koordinatörünün ana sorumluluk alanları ise Proje Koordinasyonu, Yurttaşlık Eğitimi, Yerel Hareketler olacak.

Detaylı bilgiyi Yuva Derneği’nin web sitesindeki bu link üzerinden edinmek mümkün.

 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklynz

(Yeşil Gazete)

24. Marksizm Günleri bu akşam başlıyor #marksizm2016

Özgürlükçü solun en geniş tartışma platformu olan Marksizm toplantıları bu yıl, 11-15 Mayıs tarihlerinde Taksim Hill Oteli‘nde gerçekleşiyor.

DSİP tarafından 24 yıldır düzenlenen etkinlikte, beş gün boyunca 20’den fazla toplantıda Türkiye ve dünya gündeminin öne çıkan başlıklarının yanı sıra Marksist geleneğe dair pek çok konu aktivistlerin, öğrencilerin, işçilerin, akademisyenlerin ve yazarların katılımıyla tartışılacak.

49

İklim değişikliğinden cinsiyetçiliğe, milliyetçilikten din ve siyaset ilişkisine, emperyalizmden göçmenlerle dayanışmaya, kitlesel bir antikapitalist sol ihtiyacından 1915 soykırımına, dünya halklarının tarihinden 21. yüzyılda sosyalizme, ABD dizilerindeki sistem eleştirisinden LGBTİ hareketine, Rosa Luxemburg’un devrimci fikirlerinden işçi sınıfı mücadelesine, Troçki’nin Marksist geleneğe katkılarından demokrasi talebine kadar, farklı konudaki birçok soruya, hep birlikte yanıt aranacak.

Marksizm Toplantılarının, sadece bir tartışma platformu olmayacağı, beraber tartışmaların yanısıra aynı zamanda dünyayı beraber değiştirmek için beraber eylemler planlayıp beraber örgütleneceği de belirtiliyor.

PROGRAM

11 Mayıs 2016 ÇARŞAMBA
17.00-18.15
ALEVİLERE YÖNELİK DEVLET ŞİDDETİ VE AYRIMCILIK
19.00-20.15
KAPİTALİST ENERJİ POLİTİKALARI VE YERLİ HALKLARIN MÜCADELESİ

12 Mayıs 2016 PERŞEMBE
17.00-18.15
TROÇKİ: EŞİTSİZ-BİLEŞİK GELİŞİM VE TARİHSEL HAREKET
19.00-20.15
HANGİSİ DARBE: ERGENEKON-BALYOZ MU, 17-25 ARALIK MI?

13 Mayıs 2016 CUMA
13.00 – 14.15
ROSA LUXEMBURG’UN DEVRİMCİ MİRASI: SOSYAL DEVRİM Mİ, SOSYAL REFORM MU?
15.00-16.15
YENİ ANAYASA AMA NASIL?
BAŞKANLIK MI DEMOKRASİ Mİ?
17.00-18.15*
AKP KİME HİZMET EDİYOR?
SYRIZA, PODEMOS, CORBYN, SANDERS: UZLAŞMA MI KOPUŞ MU?
19.00-20.15
21. YÜZYILDA MARKSİZM AÇIKLAYICI BİR TEORİ Mİ?

14 Mayıs 2016 CUMARTESİ
11.00 – 12.15
DEVLETİN HEGEMONİK GELENEĞİ OLARAK KEMALİZM
13.00 – 14.15
GÜNÜMÜZDE EMPERYALİZMİN BUNALIMI
15.00-16.15*
SAVAŞ, KAPİTALİZM VE GÖÇMEN KRİZİ
KADINLARI EZEN MEKANİZMA OLARAK CİNSİYETÇİLİK VE DİRENİŞ
15.00-16.15
ERMENİ SOYKIRIMI: BİR MÜLKSÜZLEŞTİRME HİKAYESİ
17.00-18.15*
DİRENİŞÇİ İŞÇİLER TARTIŞIYOR: BİRLİKTE NASIL KAZANACAĞIZ?

ÖRGÜTLENME: AMA NASIL?
MARKSİZM VE DİN: KALPSİZ DÜNYANIN KALBİ Mİ?
19.00-20.15
KÜRT SORUNUNDA DEMOKRATİK ÇÖZÜM OLANAKLARI

15 Mayıs 2016 PAZAR
11.00 – 12.15
TÜRKİYE’DE ANTİSEMİTİZMİN KODLARI
13.00 – 14.15
BİLİMKURGU FİLM VE DİZİLERİNDE SİSTEM ELEŞTİRİSİ
LGBTİ’LERİN KURTULUŞU VE SINIF MÜCADELESİ
15.00-16.15
ORTADOĞU’DA SAVAŞ VE DİRENİŞ: MEZHEPÇİLİK BİR KADER Mİ?
MİLLİYETÇİLİĞİN SINIFSAL KÖKENLERİ
17.00-18.15
ÖZGÜRLÜKÇÜ VE ANTİKAPİTALİST ALTERNATİFİ HEP BERABER YARATMAK

Detay bilgi için sosyal medya adresleri

www.marksizm.biz
https://www.facebook.com/MarksizmGunleri
https://twitter.com/marksizmgunleri

 

(Yeşil Gazete)

Bağdat’ta IŞİD bombası, 64 ölü

Irak’ın başkenti Bağdat’ta, Şii nüfusun yaşadığı ve Sadr Şehri olarak bilinen bölgesinde meydana gelebağdatn bombalı saldırıda en az 64 kişi öldü, 60 kişi de yaralandı.

BBC’nin haberine göre Bağdat’ın doğusunda Sadr mahallesinde gerçekleşen saldırıyı IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) üstlendi.

Çoğunlukla Şiilerin yaşadığı mahallede çarşı içindeki bir güzellik salonunun yakınlarında bomba yüklü bir araç infilak etti.

Saldırının son aylarda Irak’ta gerçekleşen en büyük intihar saldırısı olduğu ifade ediliyor.

Iraklı yetkililer hayatını kaybedenlerin çoğunun kadın ya da çocuk olduğunu söylüyor.

Associated Press haber ajansı, 45 yaşındaki görgü tanığı manav Kerim Salih’in bombanın içi meyve kasalarıyla dolu bir kamyonette olduğunu söyledi ve “Çok şiddetli bir patlamaydı. Yerin sallandığını hissettik. Patlamanın şiddetiyle birkaç metre öteye savruldum. Bir süre bilincimi yitirmişim” dedi.

Sadece Nisan’da 741 kişi öldü

IŞİD’i desteklyen Amaq haber ajansı intihar bombacısının Şii milis savaşçılarını hedef aldığını yazdı.

IŞİD Şubat ayında da Bağdat’ta intihar saldırıları düzenleyerek 70 kişinin ölümüne neden olmuştu.

Irak ordusu IŞİD’e karşı Bağdat’ın kuzey ve batısında kazanımlar elde etmiş durumda. Ancak IŞİD ülkenin birçok yerinde bombalı saldırı eylemlerini sürdürüyor.

Birleşmiş Milletler, sadece Nisan ayında şiddet olayları nedeniyle en az 741 Iraklının öldüğünü belirtiyor. BM’nin Irak temsilciliği ölen sivil sayısını ise 410 olarak veriyor.

 

BBC

Kanada’da orman yangınlarının önüne geçilemiyor

Kanada’nın Alberta eyaletinde giderek yayılan orman yangınları korkutuyor.

Euronews’den Tuba Altunkaya’nın haberine göre Alevlerin bölgedeki petrol sahalarına ulaşmasından ve daha büyük bir faciaya yol açmasından endişe ediliyor. Petrol sektöründeki üretim dörtte bir oranında durduruldu. Çalışmaların aksamasının ülke ekonomisine olumsuz yansıması kaygılandıran diğer bir husus.

Fotoğraf: Reuters/Mark Blinch, 7 Mayıs
Fotoğraf: Reuters/Mark Blinch, 7 Mayıs

88 bin kişinin evlerini terk ettiği Fort McMurray kenti savaş alanına dönmüş durumda. Kentte, en az bin 600 yapı yanarak kül oldu.

Tahliye işlemi çevreyi saran yoğun duman nedeniyle zor şartlar altında yapılıyor. Yetkililerin açıklamalarındaki tek iyi haber alevlerin yerleşim yerlerinden uzaklaşacak olması.

Son durumla ilgili bilgiler Alberta İtfaiye Birimi’nden Chad Morrison’dan geldi:

“Yangının kuzeydoğu kesimlere doğru yayılacağını tahmin ediyoruz. Alevlerin bu akşam üzeri Saskatchewan sınırına kadar uzanması kuvvetle muhtemel. Gün boyunca yangın ormanlık alanlarda şiddetlenecek ancak yerleşim birimlerinden uzaklaşacak gibi görünüyor. Buna rağmen itfaiye ekipleri için zor bir gün olacak.”

Alberta eyaleti lideri Rachel Notley de petrol tesisleri ile ilgili tehlikelere değindi, firmaların gerekli önlemleri aldığını söyledi.

Fotoğraf: Bonnyville Regional Fire Authority Handout via Reuters, 6 Mayıs
Fotoğraf: Bonnyville Regional Fire Authority Handout via Reuters, 6 Mayıs

Notley, “Bu yangın, enerji ile ilgili çalışmaları tabi ki etkiliyor. Suncor şirketi dün tedbir amaçlı tesiste bulunan personelden bazılarını tahliye etti. Noralta Lodge’daki siviller de tahliye edildi. Yangın bugün bu tesisin yakınlarına kadar uzanabilir” dedi.

Alberta’yı saran orman yangınları bin 500 kilometrelik alanı sardı. Sıcak hava ve rüzgar nedeniyle yangınların boyutu katlanarak artıyor. Evlerini terk edenler geçici merkezlere yerleştirildi. Afette ölen ya da yaralanan olmaması ise tek teselli kaynağı.

 

(Euronews)

Gaziantep, Türkiye’nin ilk ‘Bulgur Festivali’ne hazırlanıyor

UNESCO tarafından Gastronomi kenti seçilen Gaziantep, Türk geleneksel yemeklerinin tanıtımına katkı sunmaya devam ediyor. Bu kapsamda Makarna, Bulgur, Bakliyat, Bitkisel Yağlar Tanıtım Grubu (MBTG) öncülüğünde Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) ve Gaziantep Üniversitesi tarafından Türkiye’de ilk defa 28- 29 Mayıs tarihleri arasında Gaziantep’te ‘Bulgur Festivali’ düzenleniyor.

27

Gıda Tarım.com’da yer alan habere göre festivalde, Türkiye’nin çeşitili illerinden gelecek bulgurüreticileri yapacakları yemekler, görsel şovlarla fuara tat ve renk katacak. MBTG’de festivalde ünlü şeflerle standında bulgur yemekleri pişirecek ve bulgur dağıtacak.

Gerçekleştirilecek olan “Bulgur Festivali” tanıtım toplantısın da konuşan Makarna, Bulgur, Bakliyat, Bitkisel Yağlar Tanıtım Grubu (MBTG) Başkan’ı Surur Aydın “Amacımız firmalarımızın ürettiği sağlıklı, kaliteli ve lezzetli ürünlerimizi dünyada bilmeyen kimsenin kalmaması. Bu ürünü tanıyanların da tüketiminin artması. Aynı şekilde, yurtiçinde de çeşitli etkinliklere katılıyoruz. Düzenlediğimiz bu festival ise tüm etkinliklerimiz içerisinde özel bir yer oluşturuyor. Bu festival yalnızca iç tüketime dönük bir ticari etkinlik değil, daha önemlisi, tüm dünya piyasalarında gururla tanıttığımız milli ürünümüz bulgurun ana vatanına, Gaziantepimize bir saygı duruşu anlamını taşımaktadır” diye konuştu.

26

Kuruldukları günden bu güne Bulgur ihracatında gerçekleştirilen artışada değinen Aydın “ Kurulduğumuz günden bugüne bulgur ihracatında çok ciddi mesafe katettik. 2011 yılında 125 bin ton ve 72 milyon dolarolan ihracatımızı tanıtım grubumuzun kurulmasıyla 214 bin ton ve 125 milyon dolara çıkardık. Miktarda yüzde 71, değerde yüzde 74 artış sağladık. Türkiye genelinde 773 üye firmamızla dünyanın 180 ülkesine ihracat yapar konuma geldik” dedi.

“Bulgur Festivali” tanıtım toplantısının açılışında konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkan’ı Fatma Şahin “Bizim Gaziantep olarak yarına dair beklentilerimiz çok büyük. Biz ne kadar sanayi şehriysek bir o kadarda tarım şehriyiz. Bizim sanayi üretimimizin ağırlıklı olarak hammaddesini tarım ürünleri oluşturmakta. Tarım ürünlerinin başında ise ülkemiz üretiminin yüzde 70’ini şehrimizin tek başına yaptığı milli ürünümüz bulgur oluşturmakta. Koruyucu ve önceliyici tedbirlerin bu kadar önem kazandığı bir dönemde sağlıklı ve besleyici milli ürünümüz olan bulgura daha fazla önem vermemiz gerekiyor. Bundan sonra kendimiz pişirip kendimiz yemeyelim, bulguru Dünya’ya yedirelim. Sağlıklı bir dünya için bulgur yemeliyiz” diye söyledi.

 

(Gıda Tarım.com)

Enerji üretimine yerel, yeşil, kooperatif modeli – Pelin Cengiz

Bu yazı haberdar.com/ dan alınmıştır

Küresel iklim değişikliğinin ve iklim değişikliğiyle bağlantılı pek çok kaza, felaket, aşırı hava olayları gibi gelişmelerin artık temel nedeninin petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil yakıtlardan enerji üretimi olduğu konusunda hiçbir şüphe yok. Dünyada bu konuyu öncelikleri arasına almış pek çok ülke fosil yakıtlara ve nükleere dayalı enerji bağımlılığından kurtularak, yenilenebilir enerjilere geçişin ve enerji dönüşümünün stratejilerini uygulamaya başladı bile. Başta Almanya olmak üzere iyi örnekler giderek artıyor.

Bu geçişin yanı sıra, enerji krizleri ya da yüksek enerji bağımlılığı, toplulukları enerji kooperatifleri kurmaya yöneltiyor. Yenilenebilir enerjiye geçiş sürecinde enerjinin yerelde, yerelin ihtiyacını karşılayacak şekilde üretilmesi en kritik konu. Dünyada bu işi hakkıyla yapan ülkelerde yerelde yenilenebilir enerji kaynaklarından kooperatifleşerek elektrik üretilmesi yaygın şekilde uygulanıyor. Türkiye’de henüz uygulaması olmayan bu alanda ilk adımlar Çanakkale’de atılıyor.

Malum, her şeyin ilkini gerçekleştirmek en zoru. Bir süredir bu konuda çalışmalarını sürdüren Troya Çevre Derneği Başkanı Oral Kaya, dünyada enerji kooperatiflerinden örnekler vermek üzere farklı ülkelerden enerji kooperatiflerinin yöneticileriyle Çanakkale’nin yerel yöneticilerini ve bu alana ilgi duyanları bir araya getirdi.

24

Çanakkale, bu alanda Türkiye’nin pek çok bölgesine öncülük yapabilecek nitelikte. Yenilenebilir enerji alanında geniş imkanlara sahip kent, yıllarca Kazdağları’nda siyanürle altın aramak isteyen firmalarla yıllardır boğuşurken, son yıllarda da termik santral projeleriyle mücadele ediyor. Madenlerden sonra termik santrallerle cehenneme çevrilmek istenen Çanakkale’de yurtdışından katılımcıların kendi yerellerindeki farklı deneyimleri paylaşmaları daha da önemliydi.

Anlatılanlardan birkaç örnek aktaralım.

Almanya’da 1000’e yakın kooperatif var

Almanya, bu dönüşümde lider ülkelerden biri. Münih’ten gelen Katharina Habersbrunner, kendi bölgelerinde işe önce okul aile birliği olarak başladıklarını, okulun enerji ihtiyacını karşılamak için yenilenebilir enerji sistemi kurduklarını ve işin daha sonra giderek büyüdüğünü kaydetti. Tarifelerin bu şekilde çok daha ucuza mal olduğunu söyleyen Habersbrunner, aynı zamanda bu üretim modelinin çok daha ademi merkeziyetçi ve demokratik olduğunu ifade ederek, “Ekonomik, teknolojik ve yasal düzenleme yeterliliklerinin olması şart. Siyasi iradenin genel politikalarının yasalarla buna uyum sağlaması gerekiyor” diyor.

Şu anda Almanya’da 1000’e yakın böyle enerji kooperatifi var. Yenilenebilir enerji tesislerinin yüzde 35’i özel kişilere ait. Bu kooperatifler, üretebildiği kadar enerji üretmeye odaklanıyor.

1973’te yaşanan petrol krizinin ardından yenilenebilir enerjileri ülkenin en önemli enerji kaynağı haline getiren Danimarka’da 150 binden fazla aile, rüzgar kooperatiflerinin ortağı. 2000’den fazla rüzgar kooperatifinin bulunduğu ülkenin enerjiyle ilgili yasalarıyla, bu projelerin en az yüzde 20’sinin yerel halka ait olması şartı getirilmiş.

İsveç’te kadınların zaferi

Bir diğer ilginç örnek ise İsveç’ten. Wanja Wallemyr, nükleer karşıtlığıyla başladıkları süreci yenilikçi bir yaklaşımla sürdürmüşler. Kadınların ön planda olduğu bir sistem kurarak, diğer kadınlara da öncülük etmişler. Önce 10 kadın 28 bin euro sermaye ile işe başlamış, ardından 50 kadına yükselmişler. Kredi isteme gittiklerinde bankaların bile şaşırdığını ancak tüm zorlukları aştıklarını dile getiren Wallemyr’in anlattıkları çarpıcı: “Sonunda krediyi aldık, yüzde 40 özsermayeyle 3. projemizi başlattık. 3. projede artık 80 kadın bir araya geldik, sermayemiz 1 milyon euroya ulaştı. Dünyanın her yerinden kadınlardan destek görüyoruz. Yenilenebilir enerji dünyasında kadınların da var olabileceğini göstermek istedik.”

Belçika’dan gelen Patrick Kelleter ise, neredeyse 30 yıldır bu işin içinde. Aslında bu kooperatiflerin temiz enerji üretirken, sağlanan elektriğin satışından elde edilen kaynağın önemli rakamlara ulaşabiliyor olmasını göstermesi açısından Kelleter’in söyledikleri ilginçti. Energie2030 adıyla 90’lı yıllarda kurdukları hem enerji üreticisi hem de enerji tedarikçisi olan kooperatifleri, her yıl üyelerine yüzde 5 ila 10 arasında temettü dağıtıyor. Yani, üyeleri koydukları parayı kaybetmedikleri gibi kar da sağlıyor. Hatta sağladıkları kar payı, bankaların verdiği faizden bile yüksekmiş. Hal böyle olunca bazı bankalar, reklam yapmalarını bile istememiş.

Avustralya deneyimlerini paylaşan Garry Yost, İzmir’de bir yenilenebilir enerji şirketi sahibi. Yost, özellikle enerji kooperatiflerinin rüzgar ve güneşi bir arada üretmesinin mantıklı olacağı, çünkü ikisinin birbirini tamamladığı görüşünde.

Peki, Türkiye’de durum nasıl ona göz atalım.

Elektrik Piyasası’nda Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelikte mart ayı sonunda yapılan değişikliklerle birlikte artık Türkiye’de gerçek ve tüzel kişiler enerji üretebilecek. Avukat Nazan Ünverir, lisanssız elektrik üretimi yönetmeliğinin ilk defa yenilenebilir enerji kooperatiflerinden bahsettiğini kaydederek, ön lisans almadan, şirket kurmadan dernek ya da kooperatifler kanalıyla enerji üretmenin mümkün olduğuna dikkat çekti.

Mevzuata göre, belediyeler de artık bu yenilenebilir enerji kooperatiflerine ortak olabilir ya da onları destekleyebilir. Mart 2016’dan önce enerji kooperatifleri için ortak sayaç veya ortak ikamet gerekirken, yeni yönetmelikte bu zorunluluk da ortadan kalkmış durumda. Ve üretilen elektriğin sisteme satılması da mümkün.

Tüm bunların hayata geçebilmesi için pilot uygulamaların gerçekleştirilmesi, uygulamada safhasında hangi zorlukların yaşanabileceğinin görülmesi ve yeni iyileştirmelerle yenilenebilir enerji kooperatiflerinin önünün açılması gerekiyor.

Bunun arkasından da sık sık arkasına sığınılan cari açığı enerji maliyetlerinin yükselttiği bahanesinin sonlanması, temiz enerjilere geçişin sağlanması, fosil yakıtlardan kurtulunması, yerelin bölgesel katma değer yaratması gibi pek çok fayda gelecek, hodri meydan…

 

Bu yazı haberdar.com/ dan alınmıştır

23-pelin-cengiz

 

Pelin Cengiz

İBB’den, bisikletli yolcuyu otobüse almayan şoföre 100 bilet cezası

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bisikleti ile özel halk otobüsüne binmek isteyen yolcuyu araca almayan şoföre 100 bilet cezası kesti.

21

T24’den Ali Aslangül’ün haberine göre Olay 2 Nisan 2016 tarihinde Kağan Sezgin adlı bir yolcunun, Beşiktaş Sahili’nden bisikleti ile ‘30A’ kodlu özel halk otobüsüne binmek istemesi üzerine meydana geldi. Saat 16.00 ila 20.00 saatleri arasında yoğunluk nedeniyle bisikletlerin otobüse alınmadığını bilen ve bunun için bu saat dilimleri dışında bir zamanda otobüse binmek için hareket eden yolcu, binmek istediği “34 AJ 7572” plakalı aracın şoförünün “Hayır binemezsin” cevabı ile karşılaştı. Yolcu Kağan Sezgin’in “Bu saatlerde böyle bir uygulama yapamazsınız, kuralları biliyorum” karşılığını vermesine rağmen, otobüse girişine izin verilmedi. Etrafta yetkili arayıp bulamaması üzerine İBB’nin şikâyet hattı ‘Alo 153’ü arayan yolcu, kendisini otobüse almayan şoför hakkında işlem başlatılmasını talep etti.

Aradan 1 ay geçtikten sonra 2 Mayıs 2016 tarihinde yolcu Sezgin’e “Alo 153” hattından bir mesaj geldi. Mesajda, ilgili şoförün cezalandırıldığını belirten şu açıklamaya yer verildi:

19

“Kurumumuza yapmış olduğunuz başvurunun tahkikatı yapılmış, şikâyete konu olan personele Özel Halk Otobüsü Yönergesi’ne göre 2. Maddeden 100 bilet ceza uygulanmıştır.”

 

(T24)

Sadakat – Tanıl Bora

Bu yazı birikimdergisi.com/ dan alınmıştır

Ahmet Davutoğlu nasıl arz etti şecaatini: “Başarılarımızın arkasında ahde vefa ve söze sadakat var.” Dostu düşmanı, herkesin kendisine haber verebileceği gibi, orada aranan sadece söze değil lidere sadakattir. “Davaya” sadakat, “Reis”e sadakatle sınanır. Mehmet Metiner’in arz ettiği gibi: “Bizde lidere sadakat esastır. Lidere sadakat, ideallerimize sadakattir. Onun için, ‘Biatsa biat, itaatsa itaat. Ölümüne arkandayız!’ dedik”… Daha 2007’de, Recep Tayyip Erdoğan başbakanken, AKP Meclis Grubu adına yapılan arzda demişlerdi ki: “354 vekil arkadaşımızla birlikte doğum günü hediyemiz, sonuna kadar size sadakattir”.

***

15

Sadakatle sınanmanın, sadakatle övünmenin, sadakatle şereflenmenin bando mızıkası, 28 Şubat sürecinde icat edilen “Orduya sadakat şerefimizdir” sloganıyla çalınmıştı. Sonra, Saadet Partililer bunu devralıp, biraz da AKP’ye hınçla, “Hocaya (Erbakan) sadakat şerefimizdir”e uyarladılar. Bir zamandır, şerefi Erdoğan’a sadakatle tartanların sedası yükseliyor; sosyal medyada da o şekil sloganlar gırla gidiyor. Ülkücü töresinde de “lider-teşkilat-doktrin” düsturu epeydir “Lidere sadakat şerefimizdir”e uyarlanmış durumda – zaten esası baştan beri o idi. Sadakat kefesindeki ağırlıklar değişse de, millî şeref terazisi hep bir baş arıyor.

***

Bu sloganın ilham kaynağı, nasyonal sosyalist seçkin ‘güvenlik’ birimi, aynı zamanda yüksek ırkın en seçkin kanını temsil etmekle mükellef SS’lerdir (Schutzstaffel – Muhafız Bölüğü). 1932’den itibaren “Meine Ehre heißt Treue,” diyerek yemin ediyorlardı: Şerefimin adı, sadakattir; sadakat şerefimdir. Adolf Hitler’e ve “onun tayin ettiği amirlere” ölümüne sadakat andı veriyorlardı.

Amerikan deniz piyadelerinin sloganı “Semper fidelis”tir; “ebediyete kadar sadakatle”. “Anavatan” hesabına, militarist ve işgalci-yayılmacı bir misyona sadakat… Keza emperyal yayılmaya hizmet eden Fransız Yabancı Lejyonu’nun sloganı “Honneur et Fidélité”dir, şeref ve sadakat. Yabancı Lejyonu, Fransız olmayan gönüllülere de açık; kan fedası karşılığında vatandaşlık bile verebiliyorlar. Demek, Yabancı için “Şeref ve Sadakat”in, ona ölümüne bir sadakat mükellefiyeti yükleyerek ve bunu törenle haykırtarak ‘içeriye’ kabul eden bir hükmü var burada…

Sadakatle yükümlendiren, sadakatle şereflendiren söylemler, epey bir zamandır, hep tekinsizdir.

***
Marx 1844 Elyazmaları’nda paranın iktidarının her değeri aksine döndürdüğünü söylerken, ilkin “sadakati sadakatsizliğe çevirir” diye başlar saymaya: “aşkı nefrete, nefreti aşka, erdemi fenalığa, fenalığı erdeme…” diye devam eder. Ama ilk andığı, sadakat… Sadakatten çok bahsedildiğinde, belli ki sadakatsizlik kol geziyordur. ‘Sahih’ bir sadakatten bahsediyorum.

***
‘Sahih’ sadakatin izini sürelim… Sadakat kelimesinin Arapçada bereketli bir kökü var. İlk anlamı, bugünkü yerleşik kullanımına yakın: Dostluk (refiklik!), vefalılık, içten bağlılık. Ahde vefa, söze sadakat. Biraz daha derine inersek: Davranışla söz ve itikadın uyumu. Daha da derine gidersek: Doğruluk, yürek doğruluğu. Kelimenin özsuyunu veren sıdk, erdemli, doğru ve adil olmayı ifade ediyor. Sıddık, “tasdik eden (Allah’ı ve hakikati) ve doğru olan,” demek. Şehitlikle tartılan bir mertebe. Sadk, “her şeyde mükemmel olan,” anlamına geliyor. Bağlılıktan evvel, bağlılığa da anlamını ve dayanağını veren başka bir ahlâk var yani sadakatte.

Sadaka da aynı kökten geliyor. Yüzeyde, fakire yardım; derinde, “mecburi olmayan, Allah rızası için yapılan bağış”. Aynı zamanda “sıdk-u kemal” mertebesi bu, doğrulukta olgunlaşma. Kimi fıkıh yorumlarında “Kulluktaki sadakat, sadakayla ortaya çıkar,” deniyor [1].

İslâmî düşünüş içinde sadakatin ‘sahih’ referansı, ‘doğru’, hak ve erdemli olmadır.

***
Batı dillerinde sadakatle denkleşen iki kelimeden loyal, eski Fransızca legal’den türüyor, dümdüz “yasal” demek; sadakati yasaya bağlılıkla eşliyor. Sadakati karşılayan diğer kelime,fidelity, fidelité, Latince fidelis’ten geliyor. Burada da sadakatin ilk-yüzey anlamı tekrarlanıyor: emin kişi olmak, güvenilirlik, sadakat, doğruluk. 18. yüzyılda, en azından Almanca konuşulan öğrenci muhitinde fidelis’in “neşeli, sevinçli”ye doğru bir anlam kayması geçirmiş olması ilginç.

***
Belki de o kadar ilginç değil… Spinozacı çağdaş felsefeci André Comte-Sponville, Büyük Erdemler Risalesi’nde [2]  “aşkın aşkı” der sadakat için; “gerçekleşmiş olan şeyin süren aşkı”… Sevdiğine, aşkına sadakatin sahih anlamı budur. Arkadaşa, refike sadakati de katabilirsiniz yanına – dikkat: eşitler arasında, dahası biraz da o eşitliğe duyulan sadakattir bu (Bundan büyük sevinç olur mu!).

Comte-Sponville, sadakatin erdemini, insanı insan yapan belleğe duyulan bağlılıkta köklendiriyor. Hatta bellek erdemi veya “erdem olarak belleğin ta kendisi,” diyor sadakat için. Hakikate sadakatin anlamını burada buluruz. Yaşanmışın, tecrübenin bilgisine, altını çizelim, eleştirel bilgisine bağlılık.

“Bildiğin her yerden derinde/ Bulunduğum her seçimde/ Hayalin hâlâ benimle”. Kutlu Özmakinacı’nın sözleri, aşkın aşkıyla bellek erdemini harmanlıyor sanki. Yüksek Sadakat’in şarkısı…

***
Sadakatin “erdem olarak bellek” anlamını, düz anlamına da teyelleyebiliriz isterseniz. Özellikle de yoldaşlık hukukuna dayanan eşitlikçi telakkisiyle… Ibn Haldun’un tarihsel-toplumsal döngüsünde, asabiyeyi yani dayanışma içinde birlik ruhunu yitirmek, belleği yitirmekle eşanlamlıdır [3]. Dayanışmadan ve toplumsal tabandan kopmak, hafızadan kopmaya koşut gider.

***
André Comte-Sponville, sözün özünü gayet yalın söylemiş: “Kötülüğe sadakat, kötü sadakattir.”

[1] Meraklısı için link

[2] Meraklısı için link

[3] Meraklısı için link

 

Bu yazı birikimdergisi.com/ dan alınmıştır

16-Tanıl-Bora

 

Tanıl Bora

Panama Belgeleri’nde Türkiye’den 101 isim ve 684 şirket açıklandı

Off shore hesapları üzerinden “vergi cenneti” olarak bilinen bölgelerde mali imkânlardan yararlanarak vergiden kaçınan şirket ve isimleri gösteren Panama belgelerinin, 200 binden fazla hesabın ayrıntılarını içeren ikinci kısmı yayımlandı.

Belgeler arasında Türkiye’den 101 şirket ve 684 isim geçtiği iddia edildi. Panama belgelerinde öne sürülen Türkiye’deki isimlerin arasında Zorlu Enerji, Çalık Enerji, Sembol İnş, Rixos, Koç Holding şirketleri, Ağaoğlu, Sabancı, Ulusoy aile üyelerinin de bulunması dikkat çekti.

12

11,5 milyon belgeden oluşan 2,6 terabaytlık veri tabanı ilk olarak geçen yıl Alman gazetesi Sueddeutsche Zeitung’a verilmişti.

Gazete belgeleri ICIJ’la paylaşmış, aralarında BBC muhabirlerinin de bulunduğu yüzlerce gazeteci üzerinde çalışmış ve bilgiler geçen ay kamuoyuyla paylaşılmıştı.

Belgelerin tamamı erişime açılırken, isimler belgeleri ortaya çıkaran Uluslararası Araştırmacı Gazetecilik Konsorsiyum’unun (ICIJ) internet sitesinden duyuruldu.

Listede ilk belirlemelere göre Ömer Sabancı, Vuslat Doğan Sabancı, Mehmet Emre Zorlu, Olgun Zorlu, Vakkas Altınbaş, Hüseyin Altınbaş, İmam Altınbaş, Nurettin Çarmıklı, Erol Çarmıklı, M. Oğuz Çarmıklı, Anadolu Grubu CEO’su Tuncay Özilhan, Hattat Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Hattat, eski Galatasaray Spor Kulübü başkanı Adnan Polat, eski Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili, Tuncay Özilhan, Mehmet Hattat’ın isimleri de yer alıyor.
Panama belgelerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen ve çocuklarına burs veren işadamı olan Gürmen Group’un sahibi Remzi Gür de var.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, başbakan adayları arasında adı geçen damadı ve Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın uzun yıllar çalıştığı ve CEO’luğunu da üstlendiği Çalık Holding de Panama belgelerinde yer aldı.

Çalık Holding, Halk Bankası ile Vakıfbank’tan sağlanan 750 milyon dolarlık krediyle TMSF elinde bulunan Sabah grubunu satın almıştı. Sabah ve ATV’yi daha sonra elden çıkaran Çalık Holding’in sahibi olduğu Aktifbank’a “Passolig” imkânı tanınması tartışmalara yol açmıştı.

 

(Cumhuriyet, T24)