Ana Sayfa Blog Sayfa 3400

Validebağ Korusu’nda çıkan yangını mahalleli söndürdü

25 Temmuz gecesi 12.00 civarında Validebağ Korusu’nun Acıbadem yönündeki yamacında yangın çıktı. Validebağ Gönüllüleri ve mahalleliler otluk alanda çıkan yangına hemen müdahale ederek alevler koruya yayılmadan söndürmeyi başardılar.

KOS Medya’da yer alan habere göre Hemen haber verilmesine rağmen koruya yangın söndürülmek üzere iken gelen itfaiye, soğutma işlemi yaparak 02:30 gibi korudan ayrıldı. Söndürülmeden atılmış bir izmarit nedeniyle çıktığı tahmin edilen yangın 500 m2’ye yakın bir alanı tahrip etti.

49

Validebağ Gönüllüleri de yazılı bir açıklama yaparak, 2012 yılında yine koruda çıkan bir yangın üzerine defalarca “bir müdahale planı geliştirilmesi” için ilgili yerlere başvurduklarını ancak bir sonuç alamadıklarını ifade etti.  Açıklamada ayrıca çıkan yangının Validebağ Gönüllüleri’nin ve mahallelinin çabasıyla söndürüldüğünü ve bir kez daha facianın kıyısından dönüldüğü belirtildi.

Validebağ Gönüllülerinin yaptığı yazılı açıklamanın tam metni şöyle;

“25 Temmuz’u 26 Temmuz’a bağlayan gece saat 24:00 sularında Validebağ Korusu’nun Acıbadem yönündeki yamacında yangın çıkmıştır. Mahalleli ve Validebağ Gönüllüleri hem ilk müdahaleyi yaparak yangını söndürmüşler, hem de itfaiyeye haber vermişlerdir. Adresin tam verilmemesi gerekçesiyle geciken itfaiye soğutma işlemini yaparak 02:30 gibi korudan ayrılmıştır. Söndürülmeden atılmış bir izmarit nedeniyle çıktığı tahmin edilen yangın 500 m2’ye yakın bir alanı tahrip etmiştir.

48

2012 yılı Ağustos ayında aynı bölgede çıkan yangında Genç Sokak tarafından Koru’ya girmeye çalışan itfaiye, uyarımız üzerine Av Köşkü kapısına yönlendirilmiştir. Gecikme nedeniyle itfaiye yangına, mahalleli ve Validebağ Gönüllülerinin çabasıyla söndürülmek üzere iken gelebilmiştir. Bu nedenle yangın sonrasında itfaiyeyle çeşitli yazışma ve görüşmeler yapılmış, Koru için bir müdahale planı geliştirilmesi talep edilmiştir. İtfaiye yetkililerinin Koru’ya gelmesi sağlanmış, olası bir yangında Koru’ya girebilecekleri yerler (1. Hastane, 2. Öğretmenevi Konaklama Bölümü, 3.Öğretmenevi otoparkı, 4. Av Köşkü) tesbit edilmiştir. Ayrıca İSKİ ile iletişime geçilerek Koru’ya yeterince yangın musluğu (hidrant) yerleştirilmesi sağlanmıştır.

Son yangın gösteriyor ki, itfaiye, 2012 yılındaki yangından bu yana herhangi bir müdahale planı geliştirmemiştir. Bu nedenle gecikme yaşanmaktadır. Bu gecikme, bu defa da Validebağ Gönüllüleri’nin ve mahallelinin çabasıyla facia ile sonuçlanmamıştır.

İtfaiye yetkililerinden, acil olarak 1. derece doğal SİT alanı olan Validebağ Korusu için özel bir müdahale planı geliştirmelerini tekrar talep ediyoruz.

Validebağ Gönüllüleri”

 

(KOS Medya)

Tarım yazarlığında 20 yıl… – Ali Ekber Yıldırım

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

Dünya Gazetesi’nde tarım yazarı olarak ilk yazım 31 Temmuz 1996’da yayınlandı. O günden bu yana 20 yıl geçti. Tarımı 20 yıldır yakından izleyen gazeteci olarak bir muhasebe, değerlendirme yapmak yerinde olacaktır.
Tarım yazarı olmak gibi bir düşüncem, planım yoktu. Tarım yazmamı isteyen, beni bu alana yönlendiren ve destekleyen gazetemizin kurucusu Nezih Denmirkent oldu. Bu nedenle Nezih Bey’in ne denli uzak görüşlü olduğunun en başta altını çizmek gerekiyor.

Nezih Bey, tarım yazmamı istediğinde çizdiği bir tablo, bir gelecek vizyonu vardı. “Uzman gazetecilik gelecekte daha çok önem kazanacak. Bir alanda uzmanlaşmak gerekiyor. Dünya Gazetesi olarak buna öncülük yapacağız. Tarım, Türkiye için çok önemli. Gelecekte daha da önemli olacak. Senin tarım konusunda yazı yazmanı ve uzmanlaşmanı istiyorum. Tarımda uzmanlaşırsan bu konuyu en iyi bilen gazeteci olursun. Diğer gazeteciler, televizyonlar, herkes sana danışacak. Bunu başaracağına inanıyorum. Ben de sana destek olurum” demişti.

Ana fikrini özetleyerek paylaştığım ve yaşamımı değiştiren, yön veren o konuşmanın Nezih Bey’in ne kadar uzak görüşlü, vizyon sahibi olduğunu gösteriyor. Nezih Bey, 20 yıl önce ne söylediyse hepsi gerçekleşti. O’nun uzak görüşlülüğü benim tarım yazarı olmamı sağladı. Nezih Demirkent’i ve tarım yazmamı istediğinde bana örnek gösterdiği tek tarım yazarı olan ve o dönem Cumhuriyet Gazetesi’nde “Çiftçi Dostu” köşesinde tarım yazan ustam Sadullah Usumi’ yi saygı ve özlemle anıyorum.

Geçen 20 yılda her alanda olduğu gibi tarımda da çok önemli gelişmeler,değişimler yaşandı. Fakat, bu 20 yılda değişmeyen tek şey, Türkiye’de tarımın yeterince önemsenmemesi oldu. Bir çok hükümet, başbakan, bakan geldi, geçti. Hiç bir hükümet döneminde tarım önemsenmedi. Daha doğrusu hak ettiği önemi göremedi. Hükümetlerin öncelikli konuları arasına giremedi.

Genellikle tarım sektörü ekonominin sırtında bir yük olarak görüldü. Enflasyonun sorumlusu olarak takdim edildi. Köy ve köylülük hep küçümsendi. “Domates üreterek,patates üreterek kalkınma olmaz” denildi. Kalkınma ve büyümenin sadece sanayileşme ile, turizm ile sağlanabileceği düşünüldü. Bu nedenle tarım alanları daraldı. Ovalar, sulak alanlar, verimli tarım toprakları adeta talan edildi.

Tarım ve kırsal kesim bir popülizm alanı olarak görüldü. Seçimden seçime hatırlanan, seçim dönemlerinde yüksek destek verilerek oy alınan bir kesim olarak algılandı. Devlet destekleri, hibe ve krediler genel olarak amacına uygun kullanılamadı.

Ülkenin tarımsal potansiyelini harekete geçirecek, devlet politikası niteliğinde sektörün tümünü kapsayıcı orta ve uzun vadeli bir tarım politikası, vizyonu hiç olmadı. Sürekli olarak “sorun çözme” odaklı bir politika benimsendi.

Geçen 20 yılda aile çiftçiliği, geçimlik tarım yapanların bir bölümü tasfiye oldu. Tarımı bilenler, tarım kültürü ile yetişenler sektörün dışına itilerek kent varoşlarına göçe zorlanırken, tarımı bilmeyen ancak, kendi kaynakları veya devletin düşük faizli kredileri ile sektör dışından tarıma yatırım yapanların sayısında ciddi artışlar oldu.

Tarımsal yapıdaki değişime bağlı olarak, Türkiye tarımsal üretimde, dış ticarette, ürün bazında ve bir çok alanda 20 yıl öncesine göre çok farklı bir yerde. Üretimi artan ve dışa bağımlılığı azalan ürünler olduğu gibi, Türkiye’nin kendi kendine yeterliliğini kaybedip tamamen dışa bağımlı hale geldiği ürünler de var.

Bundan 20 yıl önce, Türkiye ürettiğinden çok daha fazla mısır ithal ediyordu. Bugün de ithalat var. Fakat üretimde de ciddi artışlar sağlandı. Benzer bir yapı çeltikte, pirinçte yaşandı.

Bu dönemde bir çok üründe Türkiye kendine yeterli olma vasfını yitirerek büyük oranda dışa bağımlı hale geldi. Bakliyat ürünleri kuru fasulye, nohut, mercimek, bu konuda akla gelen ilk ürünler. Pamukta ihracatçı konumdan ithalatçı konuma geldi. Tütün üretiminde büyük ölçüde çekildi ve ihtiyacının önemli bölümünü ithalatla karşılar oldu.

En olumsuz tablo ise hayvancılıkta yaşandı. 1980’li yıllarda Ortadoğu’nun canlı hayvan ve et tedarikçisi olan Türkiye, dünyanın öbür ucundan Uruguay’dan, Avustralya’dan, Avrupa’dan canlı hayvan ve hayvansal ürünleri ithal eden ülke konumuna geldi.

Tarım Yasası, Tohumculuk Yasası, Çiftçi Kayıt Sistemi gibi bazı önemli yasal düzenlemeler yapıldı. Bu düzenlemelerin bir bölümü ülke tarımına ivme kazandırırken bazıları tarımsal yapının bozulmasına, yabancı şirketlerin egemenliğini artırmaya yol açtı.

Bütün bu konuları somut verilerle, haber veya köşe yazısı olarak 20 yıldır yazıyoruz. Sektöre katkıda bulunmaya, gördüğümüz yanlışları, sorunları dile getirmeye çalışıyoruz. Doğru bildiklerimizi ve bilgiye dayalı olarak yazmaya özen gösteriyoruz. Hiç bir partinin, grubun veya kişinin adamı olmadan, tarımı partiler üstü bir anlayışla ele almayı görev bildik. Bu nedenle, her partiden, her görüşten okurlarımız, dostlarımız var.

Geçen 20 yılda tarım gazeteciliğinde de önemli gelişmeler yaşandı. Ulusal medyada tarıma ilişkin haberlere daha çok yer verilmeye başlandı. Sektörün yakından izlediği tarım konusunda yayın yapan televizyonlar kuruldu. Tarım dergileri, internet siteleri yaygınlaştı. Dünya Gazetesi olarak her hafta yayınladığımız tarım sayfasının yanı sıra 5 yıldan beri 4 Mevsim Tarım Dergisi ile sektörün nabzını tutarak, sorunları, gelişmeleri yansıtıyoruz.

Tarım konusunda duyarlılığı ile örnek olan ve her zaman desteğini yakından hissettiğim Gazetemizin Yönetim Kurulu Başkanı Didem Demirkent, Başyazarımız Osman S.Arolat, Genel Yayın Yönetmenimiz Hakan Güldağ ve gazetedeki tüm çalışma arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler. En büyük teşekkürüm ise 20 yıldır yazıları okuyan, tartışan,bilgilerini paylaşan siz değerli okurlarımıza. Nice yıllar hep birlikte tarımın hizmetinde olmayı sürdürmek dileği ile bereketli,sağlıklı ve mutlu yıllar dilerim.

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

46-Ali-Ekber-Yıldırım

 

 

Ali Ekber Yıldırım

İstanbul’un ‘Gezi’ dönemi valisi Mutlu da gözaltında

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ’15 Temmuz’ darbe girişimine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul’un eski valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun da bulunuduğu 8 merkez valisi, 1 vali yardımcısı ve 3 kaymakam hakkında gözaltı kararı verildi.

87

Hakkında gözaltı kararı verilen valilerin ve kaymakamların ev ve işyerlerinde arama yapıldı. Hüseyin Avni Mutlu’nun da aralarında bulunduğu 10 kişi gözaltına alınırken, diğer 2 kişiyi arama çalışmaları ise devam ediyor.

VALİLERE YÖNELTİLEN SUÇLAMALAR

8 vali, 1 vali yardımcısı ve 3 kaymakamın işlediği iddia edilen suçlamalar ise şöyle: “FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği”, “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” ve “Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs.”

EVİNDE ARAMA YAPILDI

Eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu evinde gözaltına alındı. Gözaltı işlemi yapan polislerin sabah saatlerinde eski Vali Mutlu’nun Üsküdar’daki evine geldiği bildirildi. Komşuları sivil giyimli polislerin, Mutlu’nun 4 katlı binanın en üst katındaki evine geldiklerini ve Hüseyin Avni Mutlu’yu polis aracına bindirerek ayrıldıklarını söyledi.

 

(Hürriyet)

Nesin Vakfı’ndan Felsefe Köyü’ne destek çağrısı

Nesin Vakfı’na ait Felsefe Köyü, ekonomik sıkıntılar sebebiyle bitirilemiyor. Ali Nesin sosyal medya hesabından Felsefe Köyü’ne destek çağrısı yaptı.

Dünyanın tek imece usulüyle kurulan köyü olan Matematik Köyü’nün başarısından ilham alınarak tasarlanan Felsefe Köyü ekonomik sıkıntılar sebebiyle bitirilemiyor. Ali Nesin sosyal medya hesabından Felsefe Köyü’ne destek çağrısı yaptı.

84

2007 yılında tamamlanan Nesin Vakfı’na ait Matematik Köyü İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı olan Şirince köyünün 1 kilometre uzağındaki Kayser dağının yamaçlarında yer alıyor.

Aynı bölgede inşaatına başlanan Felsefe Köyü, bu yaz kapılarını ilköğretim lise ve üniversite düzeyinde öğrenciler ve araştırmacılara açmaya hazırlandı, ancak inşaat ekonomik sıkıntılar sebebiyle bitirilemiyor. Ali Nesin sosyal medya hesabından köyün bitirilebilmesi için destek çağrısında bulundu.

Nesin’in paylaştığı destek çağrısı şöyle:

Sevgili Dostlar,

85“Matematik Köyü müthiş bir başarı yakaladı. O kadar ki başvuran öğrencilerin ancak onda birini kabul edebiliyoruz. Her yıl ilkokuldan doktoraya kadar 5000 dolayında öğrenci Köy’ü ziyaret ediyor.

Yurtdışından hocalar da Köy’de ders vermek için kuyruğa girmiş durumdalar. Namımız aldı yürüdü…Yaz okullarımız meşhur, biliyorsunuzdur. İlkbahar ve sonbaharlarda ise bir nevi Disneyland’a dönüşüyor Köy.

Akın akın gelen çocuklarla matematiksel oyunlar oynuyorum. Yenildikçe oynamak istiyorlar, oynadıkça yeniliyorlar…

Bir zaman sonra o kadar şanslı olamayacağımı düşünüp stratejiyi aramaya başlıyorlar. Tam bulmak üzere olduklarında oyunu değiştiriyorum; yağma mı var!

En sonunda yeniyorlar tabii. İşte o zaman keyiflerini görmelisiniz. Bazılarına da ancak iki saatte bulabilecekleri bir soru soruyorum. Hangimiz kaç defa aralıksız iki saat düşünmüşüzdür ki; zaman mı var? Ama çocuklar iki saat boyunca probleme yoğunlaşıyorlar ve altından girip üstünden çıkıyorlar. Başlangıçta kendilerine imkânsız gelen bir problemi çözmek onları çok mutlu ediyor. Kendilerine güven duyuyorlar, zekâlarına şaşıyorlar.

Matematik Köyü dünyada bir ilktir ve sanıyorum imece usulü kurulan bir başka bilim kurumu daha yoktur. Katkısı olan, destekleyen herkese gençler adına çok teşekkür ederim. Umarım yarattığımız güzelliği gelip görmüşsünüzdür. Mutlaka bekleriz. Görülesi bir yer çünkü.

Güzelliğinden öte, Türk eğitim sistemini vasatlıktan kurtaran devrim niteliğinde bir oluşum mutlaka görülmeli diye düşünüyorum. Matematik Köyü rüştünü ispatladığına göre artık Felsefe Köyü’ne el atabiliriz. Geçen yıl inşaatına başladık. Yarıladık sayılır.

Paramız tükendi ama. Katkılarınızı aşağıdaki hesap numaralarına yatırabilirsiniz. Not olarak “Felsefe Köyü için” yazarsanız bizim için kolaylık olur. Bir de adresinizi ya da bir iletişim bilginizi eklerseniz teşekkür edebiliriz.

Bin lira ve üstü bağışta bulunanların adlarını bir mermer plakete yazıp Köy’e asacağız, aynen geçmişte Matematik Köyü’nde yaptığımız gibi. Katkılarınız için çok teşekkür ederim.”

 

(Bianet)

Adalet Bakanlığı mı yoksa Af Örgütü mü Türkiye’yi bilmiyor? – Kerem Altıparmak

Kerem Altıparmak’ın bu yazısı bianet.org sitesinden alındı

af örgütüHatırlanacağı üzere, 24 Temmuz 2016 tarihinde Uluslararası Af Örgütü Türkiye’de darbe girişimi sonrasında işkence yapıldığına dair ciddi duyumları olduğuna dair bir açıklama yaptı. Adalet Bakanlığı da bir gün sonra bu iddiayı cevapladı.Cevabın “algı operasyonu” kısmı ve mevzuatın çeşitli hükümlerini sıralaması bölümü alıştığımız bir yöntem.

Lakin bu kadar ciddi bir açıklama yapıyor, bir de üstüne üstlük muhatabınızı bilgisizlikle suçluyorsanız, elinizde çok sağlam veriler olması gerekir. Dahası, kendi hukuksal durumunuzla ilgili hata yapmamanız gerekir. Yoksa yapılan açıklama ciddiye alınmadığı gibi kaygılar daha da artar. Durum ise tam tersi. Bakanlığın ulusal önleme mekanizması ile yaptığı fahiş hata verilen cevabın gerekli ciddiyetten uzak olduğunu gösteriyor. Bakın Adalet Bakanlığı ne diyor cevabında:

“Açıklamada Türkiye İnsan Hakları Kurumunun kaldırıldığı ve  bu konuda inceleme yapacak herhangi bir kurumun olmadığının belirtilmesi, Af Örgütünün Türkiye’deki gelişmelerden habersiz olduğunu göstermektedir. Zira, Türkiye İnsan Hakları Kurumu yeniden yapılandırılmış, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu olarak yetkisi genişletilmiş ve faaliyetlerine devam etmektedir.”

Yani Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) oluşturulmuş, alıkonulma yerlerini ziyaret ediyor diyor Bakanlık. Buna göre, eğer işkence iddiası varsa merak etmeyin Kurum saptayacaktır sonucunu çıkarabiliriz.

Oysa bu doğru değil. Muhtemelen açıklamayı yapan kişilerin mevcut durumdan haberi yok çünkü. Evet 20/4/2016 tarihli ve 29690 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6/4/2016 tarihli ve 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanununa göre yeni bir Kurum kuruldu. Ama iddia edilenin aksine ne genişlemesi tamamlandı ne de faaliyetlere başlandı.

Kurumun karar organı, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu. Paris İlkelerine aykırı olarak, tamamı Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından atanacak 11 üyesi var. Kurumun muhtemelen hiçbir zaman etkili bir faaliyet sürdürememesine neden olacak bu sorunu şimdilik bir kenara bırakıyoruz. Yasa yeni çıktığı için bu Kurul üyelikleri için ilan da yeni çıktı. İlana göre, başvurular için süre 6 Hazirandı. Aynı kaynaktan izleyebileceğiniz üzere bu Kurula henüz bir atama yapılmış değil. Atama yapılmışsa, kim nerede yayınlamış bilemiyoruz. Belki açıklamayı yapan Bakanlık paylaşırsa biz de öğrenebiliriz. Bir başka deyişle, aslında fiilen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu karar alabilecek durumda değil. Bu kadar ciddi iddiaları da inceleyip karara bağlayacak bir alt yapısı da yok.

6701 Sayılı Yasanın 11. Maddesinin 1 (ç) bendi uyarınca Kurulun görevleri arasında “Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin ulusal önleme mekanizması kapsamındaki başvurularını ve bu kapsamda resen yürütülen incelemeleri karara bağlamak” var. Yani eğer işkence kötü muamele iddiası varsa bunu karara bağlayacak organ Kurul. Ama o Kurul, açıkladığımız nedenlerle henüz oluşturulmuş değil.

Tabii aynı durum Kuruma tahsis edilmiş çok sayıdaki idari personel için de söz konusu. Çok yeni olan Yasa nedeniyle Türkiye’nin her yerinde gerçekleşen yoğun gözaltı işlemlerini takip edebilecek bir idari yapıdan söz etmek de söz konusu değil.

Belki İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu oluşturuluncaya kadar, eski Türkiye İnsan Hakları Kurulu’nun bu görevi yapabileceği düşünülebilir. Her ne kadar Adalet Bakanlığı açıklamasında bu konuda bir şey denmemişse de, belirtelim ki bu da imkansız. Çünkü 6701 Sayılı Yasa’nın Geçici 1. Maddesine göre “Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurulu üyelerinin üyelikleri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte sona erer.” Yani şu anda TİHK de mevcut değil. Daha önce ziyaretleri gerçekleştiren ve belli bir tecrübe edilen Kurul da nihayete ermiş durumda. Nitekim Kurumun İnternet sayfasını ziyaret ederseniz, son ziyaret raporunun 4 Aralık 2015 tarihli olduğunu görebilirsiniz. Bu durumda, Türkiye’de TİHK veya TİHEK’in son 6 ayda herhangi bir alıkonma mekanını ziyaret ettiğine dair hiçbir bilgi mevcut değil.

Dahası, Af Örgütü’nün açıklamasının son 10 güne ilişkin olduğu hatırlandığında, şu soru kolayca sorulabilir: TİHEK son 10 günde hangi alıkonma mekanlarını, hangi yasal mevzuata göre ziyaret etmiştir? Benim ve insan hakları alanında çalışan herkesin muhtemel cevabı kocaman bir hiçtir. Bakanlık, eğer farklı bir bilgiye vakıfsa, bunu paylaşmalıdır.

Görüldüğü gibi Türkiye’deki gelişmelerden haberdar olmayan kurum Uluslararası Af Örgütü değil Adalet Bakanlığı gibi gözüküyor. Yıllardır, Türkiye’nin tarafı olduğu Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme’nin ulusal önleme mekanizması kurulmasını öngören Seçmeli Protokolü’nün etkili bir şekilde yürütülmesi için çok çaba harcadık. Tarafsız ve bağımsız bir denetim mekanizmasının önemine dikkat çektik. Tüm çaba ve taleplerimiz cevapsız kaldı. Bakanlık talep ederse, bir kez daha Af Örgütü ve uluslararası insan hakları camiası karşısında kötü durumuma düşmemesi için bilgi ve deneyimimizi kullanımlarına açabiliriz. Hazır Bakanlığı ve çevresini Cemaatten temizlemeye çalışıyorken, hiç fena bir teklif değil bence.

Kerem Altıparmak – bianet.org

Kerem Altıparmak
Kerem Altıparmak

Darbeyle ilgili organize belirsizlik – Ahmet İnsel

Ahmet İnsel’in bu yazısı comhuriyet.com.tr sitesinden alındı

15 Temmuz Cuma akşam saat 9 civarında, hatta biraz daha önce başladığı giderek ortaya çıkan darbe harekâtının halen karanlık kalan birçok noktası var. Bunların bir kısmı zaman içinde aydınlanacak, bir kısmı ise yıllar boyunca farklı senaryoların, yorumların, bir vesileyle ortaya çıkan yeni bir bilginin ışığında tartışılmaya devam edecek. Bütün bunlar ortada son derece vahim bir darbe hazırlığının yapılmış olduğu, hazırlıkla kalmayıp kanlı bir eyleme döndüğü gerçeğini değiştirmeyecek.

Buna karşılık, darbenin bastırılmasından sonra başlatılan ve her ne kadar iktidar öyle sunsa da, kamu kurumları personeliyle sınırlı olmayan ve giderek genişleyen arındırma operasyonu, iktidarın darbe belasını Allah’ın bir lütfu olarak algılayıp, bir fırsata çevirdiği kanaatini güçlendiriyor. Siyaseti demokratik ilkeler değil, çıplak güç ilişkileri olarak algılayan iktidarın bakış açısından doğal bir karşı hamle bu. Suçun şahsiliği ilkesini açıkça çiğnediği için de bir o kadar antidemokratik. Bir köyden bir suçlu çıktı diye bütün köy halkını kılıçtan geçiren, en azından hepsini süren tiranların geçmiş pratiklerini hatırlatıyor.

Darbenin hemen öncesindeki saatlerde yaşanmış olanlar konusunda gün geçtikçe artan muğlaklık ve çelişkiler, bu fırsatçı davranışla birleşince, iktidarın darbeden beşaltı saat önce, hatta belki çok daha önce haberdar olduğu ama başarısız olacağını kestirip, kasıtlı olarak önceden engellemediği varsayımının karşımıza çıkmasına neden oluyor. Bu soruya belki ileride sağlam bir yanıt verebilecek, doğrulayacak ya da yalanlayacak bilgilere sahip olacağız ama bugün bu konuda tartışmanın pek bir yararı yok.
Buna karşılık bu darbeyi planlayan, olgunlaştıran ve büyük ölçüde yönetenlerin Gülen Cemaati ile ilişkili asker ve sivil kişiler olduğu konusunda halen kesin bilgi yok ama güçlü karineler var. Elbette bu iddianın da kesinleşmesi için çok daha fazla somut delile ihtiyaç var. Darbe öncesi günlerde bazı yüksek rütbeli subaylarla sivil memurların kaydı olmayan toplantı veya toplantılar yaptıkları söylentisi somutlaşırsa, aydınlatıcı olacak. Emekli edilmiş veya aranan polis müdürlerinin darbe sırasında olay yerlerinde zuhur etmeleri de anlamsız değil. Ama örneğin Zaman gazetesi abonesi olmak bir öğretmenin darbe suçuyla ilişkisini ispatlamak için yeterli olabilir mi? Totaliter rejimlerdeki temizlik operasyonlarında yeterli olabilir. Cemaat medyası ve çevresinin bundan önce Ergenekon davalarında zihniyet polisliğini açıkça desteklemiş, hatta yer yer örgütlemiş olması da, bugün darbe suçlusu ilan edilmeleri için yeterli değil. Demokrasilerde dişe diş, kana kan hukuku uygulanmaz. O zaman işlenmiş bir suç varsa, ki vardı, onun davası ayrı görülür.

Darbeyi yöneten ekibin sadece Gülen Cemaati çevresinden gelen, bu çevreyle bir şekilde ilişkili olan subay ve generallerle sınırlı olmadığı konusunda da her geçen karineler güçleniyor. Ama halen darbeyi fiilen kimin veya kimlerin yönettiği sorusunun yanıtı yok. Üzerinden on gün geçmiş, aktörlerinin ezici çoğunluğu yakalanmış bir darbe konusunda bu muğlaklığın devam etmesi normal değil. Bu muğlaklık da, büyük arındırma ve sonuçta müsadere operasyonunun hedefi olan çevreleri, hiçbir şekilde darbe suçuyla doğrudan ilişkileri olmasa da kamuoyu gözünde kriminalize etme amacıyla ilişkili midir? Kesin olarak hayır demek mümkün değil…

Darbenin öncesi, eyleme geçmesi ve bastırılmasıyla ilgili çelişkiler, belirsizlikler, günden günde genişleyen işten el çektirme, gözaltına alma, tutuklama, mala el koyma işlemlerine zemin oluşturuyor. Zanlılara yönelik kötü muamele ve işkence iddialarının arttığı bu ortamda, insan haklarının istisnasız herkes için geçerli olduğu gerçeğini inatla ve kararlılıkla savunmak ve somut olgulara dayanan gerçekler dışındaki organize gürültüye pabuç bırakmamak elzemdir. Fethullah Gülen’in projesinin demokratik düzen ve devlet yapılanması için bir tehlike teşkil ettiğine 1990 ortasından beri sık aralıklarla dikkat çektik. Bugün Gülenci cadı avını iştiyakle yürütenler, hedef gösterenler, şüpheli listeleri yayımlayanlar yıllarca bu cemaatin en yakın işbirlikçileri olarak bu iddiaları hep yalanladılar ya da üzerlerini örttüler. Darbe ile ilgili muğlaklık bu defterlerin de açılmaması için organize ediliyor. Darbecilerden ayrı olarak, iktidardan da hesap sorulmalıdır.

Ahmet İnsel – Cumhuriyetahmet_insel

Almanya’da gördüğü Güneş Enerjisi Santrali’ni Gerze’deki köyüne de kurdu

Sinop Gerze Gürsökü köyünde yaşayan Kezban Karaman, Almanya’da yaşayan ailesini ziyarete gittiğinde dikkatini çeken ve çatılarda gördüğü güneş enerji santrallerinin kendi köyünde de olması için gerekli adımları attı.

78

Gerze Gündem Haber’de yeralan habere göre Karaman, 1 yıl önce Gerze Gürsökü köyündeki evinin bahçesine güneş enerji santralini yaptırmak için gerekli mercilere müracaatını yaparak çalışmalarına başladı. Zorunlu prosedürün bitmesiyle güneş enerji santrali 25 Temmuz 2016 Pazartesi günü Samsun TEDAŞ Bölge Müdürlüğü, Samsun YEDAŞ ve Sinop YEDAŞ yetkilileri tarafından incelenerek geçici kabulü yapıldı ve elektrik üretmeye başladı.

79

Kezban Karaman, yüklenici firma yetkilileri Murat Coşkun, Elektrik ve Elektronik Mühendisi Murat Aksan, İnşaat Mühendisi Aykut Kökdemir ve Tekniker Mehmet Karpuz’a yetkililerin huzurunda teşekkür etti.

80

Firma yetkilisi Murat Coşkun hizmete giren güneş elektrik santralinin yaklaşık 26 bin liraya mal olduğunu şu an fiili olarak 3.6 KW elektrik ürettiğini ,sistemin 30 yıla kadar % 80 verim garantisi yaklaşık 60 – 70 yıl ömrü olup 7 yılda kendini amorti ettiği bilgisini verdi.

 

(Gerze Gündem Haber)

Karadeniz kıyılarına rekor sayıda ölü yunus vurdu

Bulgaristan’a ait Karadeniz kıyı kesiminde rekor sayıda yunusun sahile vurduğu belirtildi. Yerel kaynaklar 2016 yılı içinde sahile vuran yunus sayısının 108 olduğunu ifade ederken ölüm nedenleri henüz tespit edilebilmiş değil.

77

Bulgaristan Başbakanı Boiko Borissov yunus ölümlerinin nedenini ortaya çıkarmak ve bu soruna bir çözüm bulabilmek amacıyla konuyla ilgili kurumlara özle bir toplantı çağrısında bulundu.

Bulgaristan’ın Karadeniz kıyılarında üç tür yunus bulunuyor.

Geçtiğimiz yıllarda yunus ölümlerine yol açan sebebin yerel balıkçılar olabileceği iddiası gündeme gelmişti. Bulgaristan’da Yunus öldürmenin cezası ise 20bin leva (1.270 dolar) ve 5 yıla kadar hapis.

 

(Yeşil Gazete, uk.whales.org)

İstanbul Kent Savunması 10 maddede “Kabataş Martı Projesi’ne Hayır” dedi

Kabataş’a yapılması planlanan martı formundaki transfer merkezi nedeniyle iskeleler ile Kabataş Meydanı 28 Temmuz 2016 sabahı kapatılıyor.

Proje kapsamında Kabataş’ta deniz doldurulacak, trafik yeraltına alınacak, meydana kanat çırpan martı şeklinde transfer merkezi yapılacak. İstanbul Kent Savunması, 27 Temmuz Çarşamba günü saat 18:00’de İBB’yi uyarmak için açık kürsü kuracak.

İstanbul Kent Savunması, 10 maddede Kabataş projesine karşı görselli bir metin hazırladı.

73

1-) Kamu yararı yok

En az 3 sene Kabataş iskeleleri kullanılamayacak. Açıldığı zaman da halka bugünkünden daha iyi bir hizmet vermeyecek.

2-) Kamu hizmeti değil rant

Yapılmak istenen devasa bir yapı ve inşaat ile Rant sağlanmasıdır, transfer merkezi için bu kadar büyük bir inşaat projesine ihtiyaç yoktur.

3-) Hukuka ve İmara aykırı

İstanbul çevre düzenleme planında yok. Koruma mevzuatına, şehircilik bilimine aykırı. Boğaziçi İmar yönetmeliğine uygun değil. ÇED raporu mevcut değil. Sahil güvenliği onayı yok.

74

4-) Beton yığını – denizin doldurulması

83 bin metrekare beton yığını söz konusu. Boğaz’ın ekosistemine zarar verecek.

5-) Sahil vatandaşa kapatılacak

Sahil alışveriş merkezi ve otoparklarla İstanbullulara kapatılacak. Kabataş’ta deniz kenarına ulaşamayacağız.

75

6-) Sit alanına zarar verecek

Bir yanda Mimar Sinan’ın Molla Çelebi Camisi diğer yanda Valide Sultan Cami ve Dolmabahçe Sarayının olduğu sahil şeridinin tarihi dokusu tamamen bozulacak.

7-) Düzenlemeye ihtiyaç var

Etap etap çalışlamalarla iskeleler rehabilite edilebilir. Kabataş şu anda da bir transfer merkezi. Basit iyileştirmelerle kamu yararına uygun şekilde o alan geliştirilebilir.

76

8-) Tramvay ve Füniküler de kapanacak

Kabataş 3 sene kullanılamayacak. Hem o bölgede yaşayanlar hem de ulaşım için orayı kullananlara maliyeti çok ağır olacak.

 9-) Deprem riski

Deprem riski olan bir bölgede denizin doldurularak böyle büyük bir inşaat yapılması ve kullanıma açılması çok tehlikelidir.

10-) Demokratik, bilimsel değil

Kimseye danışılmadı. Gerekli izinler alınmadı. Ulaşım istatistik bilgileri yok. Katılımcılık yok.

 

(Bianet)

 

Japonya’da engelli rehabilitasyon merkezine bıçaklı saldırı: 19 ölü

Japonya’da Kanagawa vilayetine bağlı Sagamihara kentindeki bir engelli rehabilitasyon merkezi bıçaklı saldırıya hedef oldu.

71

Binaya giren bir saldırgan en az 19 kişiyi öldürdü. Yerel saatle 02.30 sularında meydana gelen olayda 26 kişi de yaralandı.

Yaralılardan çoğunun durumu ciddiyetini koruyor.

Kısa bir süre sonra Tsukui semtindeki polis karakoluna giderek teslim olan saldırgan tutuklandı.

Suçunu itiraf eden 26 yaşındaki Satoshi Uematsu adlı şahsın merkezin eski çalışanlarından olduğu öğrenildi. Saldırının gerekçesi ise henüz bilinmiyor.

 

(Euronews)