Ana Sayfa Blog Sayfa 3388

Esad’dan YPG’ye bomba

Suriye_Haseke-Kamisli-AmudeSuriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), rejime ait 3 savaş uçağının Haseke’de YPG’nin denetimindeki bazı bölgeleri havadan hedef aldığını söyledi. Yerel kaynaklara göre, vurulan mevzilerin arasında  YPG’ye bağlı Asayiş güçlerinin binası da var.

Rejim güçlerinin, YPG’nin bölgelerine top ve havan bombardımanı da gerçekleştirdiğini de aktaran SOHR, kentin merkezinde rejim yanlısı ulusal savunma milisleriyle YPG’ye bağlı güçlerin arasında çatışmaların da olduğunu belirtti.

Al Jazeera’nın haberine göre çatışmalarda 2 YPG’li ve 5 rejim yanlısı milis öldü. SOHR ayrıca en az bir sivilin de öldüğünü ve birkaç kişinin de yaralandığını ifade etti.

YPG’nin omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik güçleri (SDG) de Haseke’de kendisine ait bazı binaların bombalandığını söyledi.

PKK’nin Suriye uzantısı PYD’nin askeri kolu YPG ile rejim arasında daha önce de çatışmalar çıkmıştı. Ancak rejim ilk kez YPG bölgelerine hava saldırıları gerçekleştirdi.

Haseke kenti YPG ile Rejim güçleri arasında bölünmüş durumda.

 

(Al Jazeera Turk)

Özgür Gündem’de gözaltına alınan gazetecilerden 22’si serbest

Önceki gün kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’ne yapılan polis baskınında gözaltına alınan 25 gazeteciden 22’si serbest bırakıldı.

gazeteciler-serbest

Özgür Gündem çalışanları Elif Aydoğmuş, Sevdiye Ergürbüz, Reyhan Hacıoğlu, Amine Demirkıran, Günay Aksoy, Burcu Özkara, Kemal Bozkurt, Önder Elaldı, Ender Öndeş, Sinan Balık, Davut Uçar, Fırat Yeşilçınar, Zeki Erden, Bilir Kaya, Ersin Çaksu ve Bayram Balcı; DİHA Muhabirleri Özgür Paksoy ve Mesut Kaynar ile İMC TV’den Gökhan Çetin ve Gülfem Karataş “polise mukavemet” suçlamasıyla Basın Savcısı Umut Tepe, Metin Küçükerdem ve Emin Aydinç’e ifade verdi. İfadeleri alınan gazeteciler serbest bırakıldı.

Gazeteciler ifadelerinde polisin gözaltı sırasında darp ve hakaretine maruz kaldıklarını belirterek polise mukavemette bulunma iddiasını reddetti.

İMC TV muhabiri Gülfem Karataş gözaltı sırasında kendisine küfür ve hakaret edildiğini, tecavüzle tehdit edildiğini, ırkçı küfürler savrulduğunu, sırtına zincirle vurulduğunu, gözlüğünün kırıldığını, darp edildiğini ve yedi saat boyunca ters kelepçeyle tutulduğunu söyledi.

Karataş, ifadesinde, gözaltı sırasında uğradığı işkence ve kötü muameleyi şöyle aktardı:

“…Ülkücü bıyığına benzer bıyıklı mavi tişörtlü, uzun boylu ve siyah saçlı polis bana bu hakaretleri etti. Ardından kırmızı tişörtlü bir polis bana merdivenlerden indiğimiz sırada sırtıma zincirle vurduğu için yaralandım. Bu sırada gözlüğüm kırıldı. Ayrıca burada beni ters kelepçelediler. Yedi saat kelepçeyle bekletildim. Bu yüzden el bileklerim hala yaralı vaziyettedir. …Üç hilal bilekliği olan bir polis bunu bize göstererek ‘Bunun anlamını biliyor musunuz, orospular, kahpeler’ diyerek hakaret etti.”

Özgür Güdem muhabiri Ender Öndeş ise ifadesinde, 16 Ağustos günü olanları şöyle anlattı:

“16 Ağustos 2016 günü saat 16.30-17.00 sıralarında kalaşnikolfu güvenlik güçleri gazeteye girdi ve gazetede arama yapacaklarını söylediler. Bu sırada avukatlarla görüşme halindeydiler. Ufak çaplı bir iki tartışma haricinde herangi bir sıkıntı yaşanmadı. Kesinlikle ne ben ne gazete içerisinde bulunan diğer kişiler tarafından güvenlik güçlerine mukavemette bulunmadık.”

İMC TV muhabiri Gülfem Karataş “Bu iki günde yaşadıklarımız, hem psikolojik baskı açısından, hem gazetecilerin yargılanması açısından. çok zor geçti. Aslında biz yıllardır söylüyoruz, gazetecilik yargılanamaz diye. Bir kez daha göstermiş olduk gazeteciliğin yargılanamayacağını” dedi.

İMC TV kameramanı Gökhan Çetin ise “Benim için hayatımın dönüm noktası gibiydi. İşkenceler, darplar çok kötüydü. Bir daha kimse, gazetecilik yaptığı için buralara düşmesin diyorum” diye konuştu.

Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Zana Kaya, Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya ve Yayın Danışma Kurulu Üyesi Aslı Erdoğan’ın TEM Şube’de sorguları sürüyor.

(T24, İMC TV)

Bitlis’te bombalı saldırı: Beş asker ve bir korucu hayatını kaybetti

Bitlis’in Hizan ilçesinde askeri aracın geçişi sırasında yola konulan patlayıcıların infilak ettirilmesi sonucu beş asker hayatını kaybederken, altı asker de yaralandı.

13

Hizan İlçesi’nin Nazar Köyü kırsalında PKK’ya yönelik operasyonda çıkan çatışmada bir korucu hayatını kaybederken, 1 asker de yaralandı. Bölgede yürütülen operasyonlarda korucunun hayatını kaybettiği noktaya yakın Gayda Köyü kırsalından dönen zırhlı askeri araca saldırı düzenlendi. Yola yerleştirilen patlayıcılar , zırhlı aracın geçişi esnasında infilak ettirildi.

Doğan Haber Ajansı’na göre patlamada beş asker hayatını kaybederken, altı asker de yaralandı. Yaralı askerler, Bitlis Devlet Hastanesine kaldırıldı.

Bölgede hava destekli operasyon sürüyor.

 

(BBC Türkçe)

Su Hakkı Kampanyası’nın kampı Büyükada’da Cuma günü başlıyor

Su Hakkı Kampanyası‘nın bu yaz ilk kez hayata geçireceği “Yaşam için Su” yaz kampını Büyükada’da Kartal Belediyesi’nin sosyal tesislerinde yarın (19 Ağustos 2016 Cuma) başlıyor. 19 – 21 Ağustos tarihleri arasındaki kampta üç gün boyunca hem su hakkı mücadelesini nasıl büyütelecdeğine dair fikirler paylaşılırken aynı zamanda deniz kıyısında, ağaçların arasında birlikte güzel vakit geçirme imkanına da sahip olacak kamp katılımcıları.

21

Yaşam içi Su Kampının gündüz saatlerinde “İstanbul’un Su Yolları ve Çeşmeleri”, “Mitoloji ve Felsefede Su”, “Kapitalizmin Ekolojik Yıkımı”, “Türkiye’de ve Dünyada Su Hakkı Mücadeleleri” ve “İstanbul’un Su Sorunu” başlıkları altında toplantılar ve atölyeler, akşamları ise film gösterimleri ve müzik dinletileri olacak.

Kartal Belediyesi’ne desteklediği yaz kampı süresince konaklama ve üç öğün yemeğin ücretsiz olacağı da Su Hakkı Kampanyası aktivisleri tarafından belirtildi.

20

Konaklamanın herkesin kendi çadırını ve uyku tulumunu getirmesi ile sağlnacağı da belirtilen kamp katılımı ise alanın koşulları gereğince 50 kişi ile sınırlı.

Ayrıntılı bilgi için Su Hakkı Kampanyası’nın sitesi suhakkı.org‘u ziyaret edebilirsiniz.

Yaşam için Su Yaz Kampı Programı

19 Ağustos Cuma

19.30-20.30 Akşam yemeği

20.30-22.00 İstanbul’un Su Yolları ve Çeşmeleri

Konuşmacılar: Dr. Korhan Gümüş (Mimar, Açık Radyo), Prof. Dr. Murat Güvenç (Kadir Has Ünv.)

22.00-23.00 Müzik dinletisi

Sinan&Deniz

21 Ağustos Cumartesi

10.00-11.30 Mitoloji ve Felsefede Su- Ekoloji Felsefesi

Konuşmacılar: Doç. Dr. Ferda Keskin (Bilgi Ünv.), Prof. Dr. Sinan Özbek (Adalar Kent Konseyi Başkanı, Kocaeli Ünv.)

12.30-13.30 Öğle yemeği

13.30-14.30 Kapitalizmin Ekolojik Yıkımı

Konuşmacı: Nuran Yüce (Su Hakkı Kampanyası), Memet Uludağ (İrlanda- Kârdan önce İnsan Koalisyonu)

14.30-16.00 Türkiye’de ve Dünyada Su Hakkı Mücadelesi

Konuşmacılar: Dr. Akgün İlhan (Su Hakkı Kampanyası), Özdeş Özbay (Su Hakkı Kampanyası)

19.30-20.30 Akşam Yemeği

20.30-22.00 Habap Çeşmesi Film Gösterimi ve Söyleşi

Konuşmacı: Zeynep Taşkın (Hrant Dink Vakfı)

22 Ağustos Pazar

10.00-11.00 İstanbul’un Su Sorunları

Konuşmacılar: Nuran Yüce (Su Hakkı Kampanyası), Mehmet Baki Deniz (Kuzey Ormanları Savunması)

11.00-12.30 Nasıl Bir Su Hakkı Mücadelesi Atölyesi

Kolaylaştırıcı: Özdeş Özbay (Su Hakkı Kampanyası)

12.30-13.30 Öğle Yemeği

 

(Yeşil Gazete)

Bisikletle 16 bin km’den yansımalar : “Oğuz Gidiyor” sergisi

Fotoğrafçı ve bisiklet gezgini Oğuz Tan’ın İstanbul’dan Tayland’a yaptığı 16.000 km’lik bisiklet yolcuğunda çektiği fotoğraflardan oluşan “Oğuz Gidiyor” sergisi bu akşam (18 Ağustos 2016) Şevki Bey Sk. No 1 Moda Kadıköy adresindeki Zapata Moda’da açılıyor.

19

Bisikletle 16 bin km: Türkiye – İran – Tayland

Sistem mühendisliğini bırakarak 2013 yılında eşyalarını bisikletine yükleyip yola koyulan Oğuz Tan 2 yıl boyunca İran’dan Hindistan’a, Himalaya dağlarından Tayland’a 16.000 km’lik bir serüvene atıldı. Bisikleti ile çıktığı bu yolculukta çadırında, yolda tanıştığı insanların evlerinde ve köylerde konaklayan Tan, izlenimlerini yazarken bir yandan da görselleştirdi. Bisikletiyle 4000 ve 5000 m yükseklikteki dağ geçişleri yaparken, dünyanın en yüksek ultra maratonunu da yine bu yolculukta koştu. Serüveninin tüm aşamalarında fotoğraf makinesini yanından ayırmayan Oğuz Tan, farklı yaşamlardan, eşsiz doğa manzaralarına kadar bir çok ayrıntıyı fotoğrafladı.

18

Bisiklet yolcuğuna ara vererek 2015’te İstanbul’a dönen Oğuz Tan, yolculuğu süresince biriktirdiklerini çeşitli festival ve organizasyonlarda sunumlar yaparak ve dergilerde yazarak da paylaştı.

Tüm bu yolculuğu boyunca çektiği fotoğraflardan hazırladığı özel bir seçkiyi bu sefer Zapata Moda’da “Oğuz Gidiyor” sergisiyle paylaşmaya hazırlanıyor. 18 Ağustos’ta açılışı yapılacak olan sergi 27 Eylül’e kadar ziyaret edilebilecek.

 

(Yeşil Gazete)

 

Türkiye karasularında Orfoz avlamak yasaklandı

Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) Kırmızı Listesi’nde durumu tehlikede (endangered) olarak belirtilen orfoz balığının artık iç sular dahil bütün sularımızda avlanması, toplanması, gemilerde bulundurulması, karaya çıkarılması, nakledilmesi ve satılması yasaklandı.

16

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yayınladığı tebliğlerle* hayata geçirilen yasak 1 Eylül 2016’dan 31 Ağustos 2020’ye kadar uygulanacak. Sayıları azalan orfoz stoklarının iyileştirilmesini amaçlayan düzenlemeye uymayanlara 1.113TL para cezası kesilecek.

Kararın çok yerinde olduğunu ve desteklediklerini belirten WWF-Türkiye Doğa Koruma Sorumlusu Yaprak Arda yaptığı açıklamada, “Orfoz çift cinsiyetli bir balık. 12 yaşına kadar dişi ardından erkek olur. Bu nedenle orfozun üreme yaşına gelene kadar avlanmaması gerekiyor. Daha önceki kural 45 cm’den küçük orfozların vurulmasını yasaklıyordu ancak bu kurala uyulmadığı için daha ciddi bir yaptırım getirildi. Hem Akdeniz hem de yerel ekonomi için çok önemli olan orfozun neslinin devam etmesini istiyorsak bu yasağa harfiyen uymalı ve üremesine izin vermeliyiz” dedi.

Arda, “Bir zamanlar oldukça bol olduğu düşünülen orfoz, yasadışı avcılık ve kirlilik nedeniyle nesli tehlike altındaki türler arasına girdi. Orfozun neslini sürdürülebilmesi, yaşadığı alanların korunmasına ve kurallara uyulmasına bağlı” açıklamasında bulundu.

WWF-Türkiye 2000 yılından beri Akdeniz kıyılarında araştırmalar yapıyor. 2014 yılından beri ise Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde yürüttüğü sürdürülebilir turizm projesiyle yerel ve merkezi yönetimler, balıkçılar, dalış kulüpleri ve tur tekne sahipleriyle bir araya gelerek bölgedeki orfoz, deniz çayırları gibi türlerin korunması ve sürdürülebilir bir turizm anlayışının yerleştirilmesi için çalışıyor.

 

(Yeşil Gazete)

Enkaz halinde nesil – Özgür Mumcu

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

Darbe girişiminin üzerinden çok vakit geçmeden mesele bir şekilde Gezi’ye bağlanmaya çalışıldı. Memleketin generallerinin yarısı tutuklanmış, yüzlerce vatandaş öldürülmüş, Meclis binası, Aksaray, Polis Özel Harekât binası bombalanmış, Cumhurbaşkanı kendi ifadesiyle on beş dakikayla kurtulmuş. Memleket senelerce iktidar tarafından desteklenmiş bir İslamcı hareketin kurduğu ağ kullanılarak çökertilmekten kurtulmuş.

İnsanın bu denli büyük bir depremden sonra aklına ilk gelen ne olur? Topçu Kışlası mı?

Darbe girişiminden üç gün sonra halka konuşan Cumhurbaşkanı neden “Taksim’deki kışla inşallah isteseler de istemeseler de tarihine uygun olarak o da yapılacak” dedi?

İnsanın böylesine büyük bir darbe tehlikesi atlatıldıktan sonra aklına ilk gelenlerden birinin Gezi Parkı ve Topçu Kışlası olması nasıl izah edilir? Ardından Sayın Kadir Topbaş’ın benzer açıklamalarını da not edelim.

Sayın Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın darbe girişiminden yaklaşık yirmi gün sonra şu sözlerini de unutmayalım:
“Bu Gezi olayının ne olduğunu anlamamız biraz uzun sürdü ama sonunda başkomutanımız ‘Burada bir oyun var’ dedi, bütün milletimizi ikaz etti.”

Memleket uçurumun kenarından dönmüşken bu Topçu Kışlası ısrarı nedendir?

Önceki gün Cumhurbaşkanı’nın eski metin yazarı, AKP milletvekili Aydın Ünal da “tam anlamıyla bir darbe girişimi olan ve tartışmasız şekilde Fethullah Gülen Örgütü tarafından yönetilen Gezi olayları” diye yazdı.

Oysa o dönem cemaat yayın organlarının ve Gülen’in neler dediği hafızalarda.

Zaman gazetesi “Provokatörlere suçüstü”, “Çevre duyarlılığı yakıp yıkmaya dönüştü” manşetleriyle çıktı. Gazete, bütün iktidar medyasıyla aynı telden “Demokratik taleplere can feda” manşetini attı. Gülen ise şöyle demişti: “Karınca istilasıdır bu; sizin yağ çanaklarınıza, bal çanaklarınıza kadar girerler, zehir taşır ve kirletirler oraları; hafife almayın.” Nasıl tasvir etmişti Gezi’ye katılanları: “Çerik-çürük hale gelmiş, enkaz halindeki bir neslin yeniden elden geçirilmesine, restorasyona tabi tutulmasına ihtiyaç var.”

Bu fikri Sayın Erdoğan da paylaşıyordu. Gezi eylemleri sürerken araları limoni olmasına rağmen Türkçe Olimpiyatları’na katılmadı mı? Bununla yetinmeyip olimpiyatlara katılan şakirtlerle Gezicileri şöyle kıyaslamadı mı?
“Sizler bozkırdaki fidan gibi, çölün ortasındaki vaha gibi, kuruyan dudaklarda bir damla su gibi, kararmış dudaklarda bir damla merhamet gibi en zor zamanlarda bize güzeli anlattınız, bize güzeli hatırlattınız. Üç haftadır Türkiye’de birbirinden taban tabana zıt iki fotoğraf var. Bir tarafta taş vardı, sapan vardı, molotofkokteyli vardı. Diğer tarafta Türkçe vardı, türkü vardı, şiir vardı.”

O sene, ertesi sene ve sonraki sene YAŞ toplantılarında darbecilerin çoğunluğu terfi ettirilmedi mi?

Gezi’deki İstanbul Güvenlik Şube Müdürü darbeci bir tankta yakalanıp sonra da intihar etmedi mi?

Darbe girişiminden sonra beliren laiklik talepleri, Gezi’yi de Gülen cemaatine bağlayarak boğulmaya çalışılıyor.

Kusura kalmayın. Siz kandırılmaya müsait olabilirsiniz de herkesi kendiniz gibi bellemeyiniz.

Gezi asırlar önce olmadı. Sizlerin de, “en zor zamanlarda bize güzeli hatırlattınız” diye beraber hareket ettiğiniz cemaatin de pozisyonunu hatırlıyoruz. Unutmaya ya da unutturmaya da niyetimiz yok.

Gülen’le beraber çerik-çürük, enkaz halinde dediğiniz nesil, Altın nesil ile Asım’ın nesli diyerek bu hale düşürdüğünüz bu memleketin gerçek umududur.

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

14-ozgur_mumcu

 

Özgür Mumcu

‘Hazineden beslenecek dokunulmaz yatırım’ tasarısı – Arif Ali Cangı

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

Uçak düşürme krizi sonucunda bozulan Rusya-Türkiye ilişkilerinin düzeltilmesi kapsamında geçen hafta Moskova’da yapılan görüşmeler sırasında Türkiye tarafı Rus Rosatom şirketi tarafından yapılacak Akkuyu Nükleer Santralı projesinin ‘stratejik’ proje olarak kabul edilip hızlandırılacağı sözünü verdi..

Bu haberi duyunca ‘eyvah’ dedim, 11 Temmuz’da Akkuyu’da ÇED olumlu kararının iptali davasının keşfini yapmıştık. ( [1] ) Bu özensiz projenin keşfi pek çok hukuk ihlali yapılmıştı, şimdi bir de stratejik proje kılıfı hazırlanıyordu.

Ardından bu konuyu da içeren torba kanun tasarısı Meclis’in gündemine geldi. “Türkiye Varlık Fonu Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”  başlığı ile Meclise gelen tasarı Plan ve Bütçe Komisyonu’nun kabul ettiği metinde ” Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi,İki İl Merkezinin Değiştirilmesi ve Bazı K.ve KHK.lerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” adını aldı. Tasarı, Meclis Genel Kurulu’nda 16 Ağustos Salı günü görüşülmeye başlandı, 17 Ağustos Çarşamba günü görüşmeler devam edecek.

Tasarının tamamı hak ihlalleri ile dolu, oralarda yaşayan halka sorulmadan iller ilçe, ilçeler il haline getiriliyor, terörle mücadele bahanesiyle belediyeler kayyıma devrediliyor. Birbiriyle ilgisi olmayan  konuların doldurulduğu torba kanun tasarısının bir maddesini bu yazıda ele almak istiyorum.

Tasarının ilk halinde 70. madde, komisyon önerisinde 75. maddeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Önerilen düzenlemeye göre; Bakanlar Kurulu bir projenin kalkınma planları ve yıllık programlarda öngörülen hedefler doğrultusunda ülkenin mevcut veya gelecekte ortaya çıkabilecek ihtiyaçlarını karşılama, arz güvenliğini sağlama, dışa bağımlılığını azaltma, teknolojik dönüşümü sağlama, yenilikçi, Ar-Ge yoğun ve katma değeri yüksek olma niteliklerinden birisine sahip olduğunu düşünürse, o projenin Ekonomi Bakanlığı tarafından desteklenmesine karar verebilecek. Böyle bir karar verilirse o projenin artık önü açık, hiç kimse durduramaz, yavaşlatamaz. Bakanlar Kurulu tarafından bu projelere;

·      Kurumlar vergisi, Gümrük Vergisi muafiyeti, gelir vergisi stopajı teşviki,

·      Hazine arazilerinin 49 yıllığına bedelsiz tahsisi, yatırımın tamamlanması ve 5 yıllık istihdamın sağlanması halinde bedelsiz devri

·      Proje çalışanlarının 10 yıla kadar sigorta primi işveren hissesinin ve 10 yıla kadar tüketilen enerjinin %50’sinin kamu bütçesinden  karşılanması

·      Sabit yatırım tutarının finansmanında kullanılacak krediler için 10 yıla kadar faiz veya
kâr payı desteği ya da hibe desteği sağlanması,

·      Nitelikli personel için 5 yıla kadar asgari ücretin aylık brüt tutarının 20 katına kadar ücret desteği,

·      Yatırım tutarının %49’una kadar edinilen payların 10 yıl içerisinde halka
arzı veya yatırımcıya satış şartıyla yatırıma ortak alınması

gibi çok önemli hibe, teşvik ve destek sağlanacak. Ayrıca bu projelerden üretilecek ürünler için devlet alım garantisi verecek. Bitmedi; diğer kanunlarla getirilen izin, tahsis, ruhsat, lisans ve tesciller ile diğer kısıtlayıcı hükümler için istisna, kolaylıklar var. Tasarının bu maddesinin 4. fıkrası düzenlemesi kabul edilirse; bu yatırımlar için imar, lisans, çevresel etki değerlendirmesi  (ÇED) olumlu belgesi, inşaat ruhsatı, işyeri açma ruhsatı gibi izin ve ruhsatlara gerek kalmadan Bakanlar Kurulu “Yürü, yolun açık olsun” diyecek. Ayrıca projenin gerekli kıldığı hallerde Bakanlar Kurulu kararı ile her türlü altyapı yatırımının yapılması kararlaştırılabilecek.

Özet olarak; çoğu lüzumsuz olan ‘çılgın’ projeler bizim vergilerimizle oluşan hazineden beslenecek ayrıca dokunulmazlıkları olacak. Bu projeler halka açılarak, hisseleri satılacak, olası ekolojik yıkımlara küçük yatırımcılar  ortak edilecek. Bu sayede aynı zamanda var olan toplumsal tepki sönümlendirilmek isteniyor. Tasarı yasalaşırsa Bakanlar Kurulu Akkuyu Nükleer Santralı için ÇED iznine gerek yok diyebilecek. Neden ‘eyvah’ dediğimi bilmem anlatabildim mi?

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

13-Arif-Ali-Cangı-300x194

 

Arif Ali Cangı

Bozdağ: Denetimli serbestlikten 93 bin hükümlü yararlanacak

bozdagdan-korkutan-2-7d8770c66344af65130bAdalet Bakanı Bekir Bozdağ, ‘Denetimli serbestlik’ ile ilgili düzenlemeden 93 bin hükümlünün yararlanacağını duyurarak “Türkiye’de hükümetimizin bir af çalışması yoktur böyle bir düşüncesi de yoktur. Böyle bir beklentiye kimsenin girmemesi gerekir. Hükümetimizin gündeminde af kesinlikle yoktur. Bugün de yoktur yarın da olmayacaktır” dedi.

Bozdağ, A Haber televizyonunda katıldığı programda gündeme ilişkin soruları yanıtladı, açıklamalarda bulundu.

Kanun hükmünde kararnameyle şartlı salıverme süresinin bir yıldan iki yıla çıkarıldığı belirtilerek, “Böyle bir düzenlemeye niçin gerek duyuldu, düzenleme ne getiriyor? Bunun af olduğu yönünde yorumlar var” denilmesi üzerine Bakan Bozdağ, önemli bir düzenlemenin dün yürürlüğe girdiğini belirtti.

Yasanın, hükümlülerin şartla salıvermeye bir yıl kala denetimli serbestliğe çıkmalarına izin verdiğini hatırlatan Bozdağ, “Biz bir yıllık süreyi, şartla salıverilmesine iki yıl kala denetimli serbestliğe çıkma olarak değiştirdik, yani bir yıl artırdık” diye konuştu.

‘1 TEMMUZ ÖNCESİ İŞLENEN SUÇLARLA İLGİLİ’

Bakan Bozdağ, süreli hapis cezalarının hükmedilen ceza süresinin üçte ikisi kadar uygulandığını hatırlatarak, “Bu düzenleme de hükmedilen cezasının yarısı kadar uygulanacak. Burada da bir indirim yapıldı” ifadesini kullandı. Bunun bazı istisnalarının bulunduğunu vurgulayan Bozdağ, şunları söyledi:

“Bu düzenleme 1 Temmuz 2016 tarihinden önce işlenmiş suçlarla ilgilidir. 1 Temmuz’dan sonra işlenmiş suçlar bakımından uygulanmayacaktır. Bu düzenleme kasten adam öldürme, alt soya, üst soya, eşe ve kardeşe karşı, kendini savunamayacak durumda olan kişilere karşı işlenen kasten yaralama neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarında, cinsel saldırı suçlarında, uyuşturucu madde imal ve ticareti suçlarında, terörle mücadele kapsamında olan suçlarda, milli güvenliğe, milli savunmaya, anayasal düzene karşı işlenen suçlarda ve özel hayata ve bu hayatın gizliliğine karşı işlenen suçlarda bu düzenleme uygulanmayacaktır. Bu suçların tamamı da kapsam dışındadır. Şu anda Türkiye cezaevlerinde 214 bin kişi bulunmaktadır. Bunlardan 93 bin kişiyi bu düzenleme ilgilendirmektedir. İlk etapta 38 bin kişinin tahliyesi söz konusu olacaktır. Bunların bir kısmı, büyük bir kısmı açık cezaevinden, diğer kısmı da kapalı cezaevlerinden olması söz konusu olacaktır.”

‘DENETİMLİ SERBESTLİK AF DEĞİLDİR’

Denetimli serbestliğin af olmadığına dikkati çeken Bozdağ, “Kamuoyunda sanki af yapılmış gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor” diye konuştu.

Denetimli serbestliğin, cezanın ceza infaz kurumunda çekilmesinin yanında denetim altında serbest şekilde dışarıda infazına imkan veren bir yöntem olduğunu anlatan Bakan Bozdağ, bunun ABD’de de pek çok demokratik hukuk devletinde de olduğunu vurguladı.

Türkiye’de denetimli serbestliğin 2005’ten beri uygulandığını dile getiren Bozdağ, “Bugüne kadar 2 milyon 200 bin kişi denetimli serbestlikten istifade etmiş. Bunların bir kısmı cezaevine girdikten sonra istifade etmiş. Cezaevine girdikten sonra bundan istifade eden kişi sayısı 303 bin. Ama cezaevine girmeden de mahkemeler, yargılama sonucunda adli para cezası veya hapis cezası yerine bir yerde kamu yararına çalışmaya hükmedebiliyor. O nedenle denetimli serbestlik af değildir, cezanın infazının cezaevi dışında farklı bir yöntemle yapılması şeklidir” ifadelerini kullandı.

‘KAMU YARARINA ÇALIŞILMASINA HÜKMEDİLEBİLİR’

Ceza infaz yöntemlerine ilişkin bilgi veren Bakan Bozdağ, şunları kaydetti:

“Bu yasadan sonra ilgililerin bütün dosyaları infaz savcılıkları tarafından inceleniyor. İnceleme durumuna göre dosyası tekemmül edenlerle ilgili kararlar verecek, bunlar tahliye olacak. Tahliyeden sonra bunlar üç gün içinde denetimli serbestlik müdürlüklerine müracaat edecekler. Orada da bunların risk analizi yapılacak, ‘kime ne tür denetimli serbestlik uygulaması yapalım’ denilecek. Belki şu anda çok ciddi yoğunluk olacaktır onun için randevuyla uygulanması sağlıklı olacaktır. Muhtemel öyle uygulanacaktır. Nelere hükmedilebiliyor? Karakolda her gün imza vermekle yükümlü tutulabilir, kamu yararına kamuda veya başka bir yerde çalışmasına hükmetmek suretiyle yapılabilir, bazı eğitim programlarına, sosyal programlara katılma zorunluluğu getirebilir, bazı bireysel iyileştirici görüşmeler ve terapilere katılma zorunluluğu getirebilir, bazı faaliyetlere katılmama, bazı yerlere gitmeme zorunluluğu getirilebilir. Bunların hepsi bu kişinin risk durumuna göre değerlendirilecek ve buna göre onların cezası dışarıda, bu mükellefiyetlerden birine hükmedilmek suretiye yerine getirilecek.”

‘TÜRKİYE’DE ŞU AN 2 BİN 700 KİŞİDE ELEKTRONİK KELEPÇE VAR’

Bakan Bozdağ, söz konusu kişilerin denetimli serbestlik müdürlükleri tarafından yakından takip edileceğini belirterek, “Eğer toplum için tehlikelilik durumu varsa o zaman elektronik kelepçe uygulaması dediğimiz uygulamamız var. Ona elektronik kelepçe takılıyor, Ankara’da genel müdürlük bünyesinde de bir izleme merkezimiz var, Türkiye’de şu anda 2 bin 700 kişide elektronik kelepçe var” diye konuştu.

Tehlike sınırı yüksek olanlara yönelik böyle bir uygulamanın da gerçekleştirildiğini ifade eden Bozdağ, denetimli serbestlik uygulamasından istifade edenlerden tekrar suç işleyenlerin oranının sadece binde 8 olduğunu vurguladı.

Denetimli serbestlik süresinde suç işleyenlerin bu haklarının yandığını ve hemen kapalı cezaevine konulduğunu belirten Bozdağ, “O nedenle denetimli serbestlikle tahliye olan kişiler bir daha suça bulaşmamak için çok büyük hassasiyet de gösteriyor” dedi.

Bu uygulamanın afla karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Bozdağ, “Buna ‘af’ diyenler ya bizim hukukumuzu ve dünyadaki infaz sistemini bilmiyor ya da sadece karalama maksadıyla kullanılıyor. Denetimli serbestlik cezanın dışarıda denetim altında infazını öngören bir infaz sistemidir” ifadesini kullandı.

‘DENETİMLİ SERBESTLİK UZUN SÜREDİR GÜNDEMDE’

15 Temmuz’dan sonra çok sayıda kişinin tutuklanmasından dolayı cezaevlerinin kapasitesinin yetersiz kaldığı için böyle bir uygulamaya gidildiğine yönelik iddiaların hatırlatılması üzerine Bozdağ, denetimli serbestlik konusunun uzun süredir gündemlerinde olduğunu bildirdi.

‘Denetimli serbestliğin üç yıla çıkarılmasına’ yönelik milletvekillerinden toplumun birçok kesimine kadar kendilerine talepler geldiğini ifade eden Bakan Bozdağ, bununla ilgili bir formül arayışında olduklarına yönelik o dönemlerdeki açıklamalarını hatırlattı.

‘CEZAEVLERİNDE KAPASİTENİN ÜSTÜ YOĞUNLUK VAR’

“Türkiye cezaevlerinde şu anda yaklaşık 215 bin tutuklu ve hükümlü var” diyen Bozdağ, bunu büyük bir rakam olarak nitelendirdi. Bozdağ, şunları kaydetti:

“Cezaevlerimizin kapasitesinin üzerinde de bir yoğunluk söz konusu. Hem bu yoğunluk bu kararın alınmasında etkili hem de bu cezaevlerinde bulunan insanların topluma kazandırılması bakımından bir oryantasyona ihtiyaç duyulması burada önemli. Bir de denetimli serbestlik uygulaması. Bu uygulamayı başlatan bütün ülkelerde başlangıçta çok dar uygulanırken zaman geçtikçe daha fazla uygulanmaya başlanmış. Çünkü cezanın içeride infazıyla dışarıda başka sorumluluklar ve yükümlülükler yüklenerek infazının topluma sağladığı fayda üzerinde de çalışılmış. Biz Türkiye uygulamasında 2005’ten beri bu yana cezanın dışarıda infazının hem bir daha suç işlememe eğilimini güçlendirip kişileri suçtan uzak tuttuğu gibi hem de onları topluma kazandırmada etkin sonuç doğurduğunu gördük.”

(Sputnik)

ABD’den Özgür Gündem yorumu

97859F81-4C92-43C9-8819-44C7CE86492D_w987_r1_sABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’de basın kuruluşlarının kapatılması konusundaki endişelerini yineledi. Bakanlık Sözcüsü Mark Toner, “Bağımsız bir medya kuruluşunun kapatıldığını gördüğümüzde her zaman endişe duyarız, bu konuda çok net olduk” dedi.

Bakanlık Sözcüsü Mark Toner, günlük basın brifinginde, Özgür Gündem gazetesinin kapatılması ve gazetecilerinin gözaltına alınmasıyla ilgili bir soruyu da yanıtladı.

Toner, “Bağımsız bir medya kuruluşunun kapatıldığını gördüğümüzde her zaman endişe duyarız, bu konuda çok net olduk” dedi.

Sözcü Toner, “Türkiye’yi bu türden adımların, özgür ve bağımsız medya dahil, demokratik kurumlar üzerinde yapacağı etkiye dair duyarlı olmaya çağırıyoruz” ifadesini kullandı.

Özgür Gündem gazetesinin, terör örgütü PKK’nın devamlı olarak propagandasını yaptığı iddiasıyla, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği tarafından geçici süreyle kapatılması ve 24 gazetecinin gözaltına alınmasına uluslararası basın örgütleri de tepki göstermişti.

Aralarında, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Freedom House, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) gibi çok sayıda uluslararası örgüt, gazetenin mahkeme kararıyla kapatılması ve gazetecilerin gözaltına alınmasının ardından yayınladıkları açıklamalarda, bu kararın kabul edilemez olduğunu savunmuştu.

(VOA)