Ana Sayfa Blog Sayfa 3339

Termik Santrale, ‘Hayır’ diyen Terme’ye tabiat parkı müjdesi

Samsun’un Terme İlçesi’nde yapılması planlanan Termik Santrale izin vermeyen Belediye Başkanı Şenol Kul’un da girişimleri ile ilçenin Gölyazı Gölardı bölgesi ‘Amazon Tabiat Parkı’ ilan edildi. Başkan Kul, Terme’nin Amazon geçmişi, 243 çeşit kuş türü, endemik bitkileri, su basar ormanları ve eşsiz bir güzellikte kumsalları ile dünya markası olacağını söyledi.

23

Terme İlçesi’nde özel bir firma tarafından ithal kömürle çalışacak 680 megavatlık termik santral kurulması için girişimlerde bulunması üzerine yaklaşık 73 bin nüfuslu ilçeden tepkiler yükseldi. Belediye Başkanı AK Partili Şenol Kul da ilçesine santral yapılmaması için yoğun mücadele başlattı. Kömürünün Kolombiya, Rusya, Güney Afrika’dan getirilmesi planlanan, saatte 225 ton, yılda 1 milyon 620 bin ton kömür ve saatte 100 bin metreküp su kullanılacağı hesaplanan santral ile ilgili hukuki süreç geçen yıl tamamlandı. Greenpeace’nin de destek verdiği, Terme Çevre Platformu öncülüğünde kitlesel çalışmalar gerçekleştirilen eylemler ile ÇED sürecinin iptal edilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na gönderilen 25 bin dilekçe, olumlu sonuç verdi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, termik santralle ilgili ÇED süreci sonlandırıldı. Bakanlık tarafından gönderilen yazıda 1’inci İnceleme Değerlendirme Komisyonu Toplantısı’nda Terme Belediyesi tarafından termik santralin yapılmaması için sunulan gerekçeler nedeniyle ÇED sürecinin sonlandırıldığı belirtildi.

Termik santrale halkın da katkısıyla izin vermeyen Terme Belediye Başkanı Şenol Kul, ilçesine tabiat parkı kazandırdı. Belirten Başkan Kul, ilçenin geleceğinin ‘3T’ olarak nitelendirdiği ‘Tarım, Turizm ve Ticaret’e bağlı olduğunu belirterek, Gölyazı Gölardı bölgesinde 563 hektarlık alanın tabiat parkı ilan edilmesini sağladı.

Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz’ın da yakından ilgilenerek destek verdiği alan ‘Amazon Tabiat Parkı’ olarak ilan edildi. Tarihte Amazon Kadın Savaşçıları’nın oturduğu bölge olarak da bilinen Terme’nin bir dünya markası olması için çalıştıklarını ifade eden Başkan Şenol Kul, bölgenin bitki örtüsü, yaban hayat özelliği ve manzara güzellikleri ile tabiat parkı potansiyeline fazlası ile sahip olduğunu belirterek, şöyle dedi:

“Burasının büyük bir potansiyeli var. Ortaya çıkarılmamış değer ve güzellikleri var. Bu güzellik bizden kaynaklanan bir durum değil. Allah’ın Terme’ye hediye ettiği bir güzellik. Biz de bu güzellik tanınsın, ortaya çıksın. Bölgemizde doğa turizminin gelişmesine katkı sağlayacak. Arzu ediyoruz ki, Terme’de yeni başlayan turizm faaliyetleri bir görüp bir çay içip gidilecek şekilde olmasın. Bu tür sosyal tesislerle ekonomik değeri olan yerlerle ilçemize yerli yabancı turist gelsin. Hem kendi dinlensin, hem de daha çok ekonomik canlılık oluştursun. Terme İlçesi’nin ekonomi ve turizmine katkı sağlayacak önemli bir proje olacak. Terme Gölyazı Mevkii’nde yapılması planlanan çalışmalara katkı ve desteklerinden dolayı da Samsun Valisi İbrahim Şahin, Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkililerine teşekkür ederiz. Amazon geçmişi, 243 çeşit kuş türü, endemik bitkileri, su basar ormanları ve eşsiz bir güzellikte kumsalları ile Terme, dünya markası olacak.”

Düzenlenen protokol ile bölgenin Büyükşehir Belediyesi’ne devredildiğini de açıklayan Başkan Şenol Kul, “Burada 37 hektarlık alanda sülün doğal ortamında yetişiyor. Ayrıca belediye kuş gözlem evi ve yol yapım çalışmalarına da başladı. Biz de Terme Belediyesi olarak sosyal tesis, plaj ve kumsalını yapıyoruz. Ayrıca bu bölgeye 40 hektarlık alan içerisine de yılkı atlarını toplayıp onları koruma altına alacağız” diye konuştu.

 

(Hürriyet, DHA)

Evleri yıkılan Şırnak halkının ihtiyaçları için kampanya

Kobanili çocuklara oyuncak, kitap, erzak götürmek isterken, Urfa’nın Suruç İlçesinde bulunan Amara Kültür Merkezi’nde 33 kişinin hayatını kaybettiği IŞİD’in gerçekleştirdiği bombalı saldırıdan yaralı olarak kurtulan gençler ve çeşitli siyasi oluşumlar çadırlarda yaşamak zorunda kalan halkla dayanışmak için Şırnak’a gidecek.

22

Mehmet Lütfü Özdemir’in Demokrat Haber’de yer alan haberine göre aralarında AKA-DER, ESP, SGDF, BİRLEŞİK HAZİRAN HAREKETİ, HALKEVLERİ, SYKP, TÖPG ve Siyaset Meclisi’nin de yer aldığı siyasi oluşumlar operasyonlarda yıkılan ve halkın çadırlarda yaşam mücadelesi verdiği Şırnak’la dayanışmak için ihtiyaç topluyor.

Suruç Yaralıları ve Tanıkları Platformu yaptığı açıklamada şöyle dedi:

21

“Kış geliyor! Şırnak halkının kışlık ihtiyaçlarının acil olarak karşılanması gerekiyor. Şırnak’ta 3 bin insan çadırlarda yaşıyor ve Şırnak halkını çetin bir kış bekliyor. “Dün Kobeni’de olduğu gibi bugün de Şırnak ile dayanışma” sloganıyla başlattığımız kampanya çerçevesinde Bağcılar’daki Med Kültür Merkezi, Taksim’deki Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM), Kadıköy’deki AKA-DER ve BEKSAV’da topladığımız yardım malzemelerini Şırnak’a ulaştıracağız.”

Suruç Yaralıları ve Tanıkları Platformu, kampanyanın Kasım ayı sonuna kadar devam edeceğini belirterek, 24 Ekim 2016 Pazartesi günü saat 20.00’de dayanışmayı büyütmek için tüm sosyal medya platformlarında başlattıkları #ŞırnakiçinElele hashtag çalışmasına destek vermeye çağırdı.

 

(Demokrat Haber)

Çocuk mülteciler Türkiye’de tekstil atölyelerinde çalıştırılıyor

BBC araştırmacı gazetecilik programı Panorama’nın ekibi, Türkiye’deki Suriyeli mülteci çocukların İngiltere’de satılan tekstil ürünlerinin üretiminde çalıştıklarını ortaya çıkardı.

55

Türkiye’deki tedarikçi fabrikalarda gizli çekimler yapan Panorama ekibi, Marks and Spencer ve internet satış mağazası Asos tarafından satılan kıyafetlerin üretiminde çocukların çalıştırıldığını tespit etti.

Ayrıca, mültecilerin Zara ve Mango’nun kot pantalon üretiminde de kayıt dışı olarak çalıştırıldığı belirlendi.

Markaların tamamı, tedarik zincirlerini dikkatli bir şekilde takip ettiklerini ve mülteci ya da çocukların suistimal edilmesine izin vermediklerini söylüyor.

Marks and Spencer, kendi yaptığı araştırmalarda, Türkiye’deki tedarik zincirinde Suriyeli göçmen çalıştırıldığına dair herhangi bir bulguya rastlamadığını açıkladı.

Ancak Panorama ekibi, şirketin en büyük fabrikalarından birinde çalışan yedi Suriyeli olduğunu tespit etti. Göçmenlere genellikle saatte 3,75 TL’nin biraz üzerinde bir ücret ödeniyor. Bu rakam, Türkiye’deki asgari ücretin çok altında kalıyor.

Bu işçiler, sokakta kendilerine nakit ödeme yapan bir aracı üzerinden istihdam ediliyor.

BBC Türkçe’de yer alan haberin tüm detayını buradan okuyabilirsiniz.

 

(BBC Türkçe)

Havadaki karbondioksit oranı ‘alarm veriyor’

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun 2015’te rekor düzeye ulaştığını rapor ederken, bu durumun iklim değişikliğini kuşaklar boyu sürecek kritik bir aşamaya taşıdığını duyurdu.

51

Karbondioksit salımının iklim değişikliğine etkilerinin inlecendiği WMO’nun raporuna göre, 2015 yılında atmosferdeki karbondioksit oranı milyonda 400 parçacığa ulaştı. 2014 yılına göre karbondioksit yoğunluğu milyonda 2.3 parçacık arttı. Yeni ölçüm, 1760-1820 arasındaki Sanayi Devrimi’nden bu yana ise karbondioksit yoğunluğunun yüzde 44 arttığını gösteriyor.

WMO Genel Sekreteri Petteri Taalas, Cenevre’de düzenlediği basın toplantısında bunun ‘kötü haber olduğunu’ vurgulayıp, “Karbondioksit yoğunluğunun kritik sınırı kaydedildi. Sanırım bu, yarımkürelerden ve mevsimlerden bağımsız, kalıcı bir durum” diye konuştu.

Hawaii’deki Mauna Loa gözlemevinde ilk ölçümlerin 1958 yılında yapıldığını anımsatan Taalas, “2016 yılının tamamında da karbondioksit yoğunluğu milyonda 400 parçacığın üzerinde seyredebilir. Kuşaklar boyu bu seviyenin altına düşmeyebilir” tahmininde bulundu.

Atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu

52

WMO Genel Sekreteri, “Bazı bilimsel çalışmalar Sanayi Devrimi öncesi seviyelerin altına inmek için binlerce yıl gerekebileceğini öngörüyor. Bu yüzden çok acil karbondioksit emisyonunu düşürmemiz gerekiyor” çağrısı yaptı.

WMO’nun atmosferle ilgili araştırmalarını yapan ekibin başında yer alan Oksana Tarasova ise, fosil yakıtlarının kulllanılmaya devam etmesi halinde karbondioksit yoğunluğunun artmaya devam edeceği uyarısını yaptı.

 

(BBC Türkçe)

“Çağdaş Dans”ın eğitim sezonu Mimar Sinan Üniversitesi’nde açıldı

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sahne Sanatları Çağdaş Dans Anasanat Dalı, 2016/2017 öğretim yılını, güz dönemi açılış gösterisi ile 21 Ekim Cuma günü saat 20:00da, MSGSÜ Bomonti yerleşkesi, Şebnem Selışık Aksan Sahnesi’nde, Çağdaş Dans Ana Sanat Dalı Başkanı, Doç. Tuğçe Tuna’nın sunumu ile açtı.

Çağdaş Dans ASD Güz Dönemi Açılışı Gösterisi
Çağdaş Dans ASD Güz Dönemi Açılışı Gösterisi

Sunumun ardından, MSGSÜ öğrencileri ve öğretim üyelerinin koreoğrafi ve performanslar ile beş ayrı çağdaş dans ve performans gösterisi yapıldı.

İlk gösteri, “Mecnun ve Leyla”, B.B. King’in “Stand by me” adlı şarkısı ve Kayhan Kalhor & Brooklyn Rider – “Ascending Bird”’I eşliğinde, Utku Kara’nın ışık tasarımı, Hür Diren Bankoglu ve Ilayda Ipekçi’nin performansları ve Bedirhan Dehmen’in Konsept & Koreografisi ile yapıldı. Gösteri, çok yoğun alkış aldı.

İkinci gösteri olan “Flow and Fall” Moonlight Sonata Dubstep” müziği eşliğinde Lale Madenoğlu’nun koreografisi, performansı ve kullandığı görseller ile yapıldı.

Üçüncü gösteri “Gülistan’dan Haristan’a” Ozan Akgün’ün konsept ve koreografisi ile “sizi duyuyorum ve hissediyorum” başlığı ile sahnelendi.

Gösteride, Ozan Akgün’ün daha önce, bir eğitimci olan Miray Sayın ile yaptığı bir röportaj metni, gösteri metni olarak kullanıldı.

Gecenin dördüncü gösterisi olan “Yüksel Bir İpin Üstü” Martha Graham’ın “Ben Bir Dansçıyım” makalesinden alınan metnin, Ezgi Çanaklı’nın metin kolajı ve koreografisi ile Deniz Özgür ve Ezgi Çanaklı’nın performansları ile yapıldı.

Beşinci ve son gösteri olan “Sessiz” Tuğçe Tuna ve dansçıların metni ile Asena Ersöz, Ekin Ançel, Elçin Yavuz, Aybike İpekçi, Tuğçe Toker, Julie Heinen, Yağmur Buyan, Yazı Köz’ün performansı, Tuğçe Tuna’nın Konsept & Koreografisi ile yapıldı.

Son gösterinin ardından, tüm seyircilerin ve dansçıların katılımı ile, gece büyük bir dans partisine dönüştü.

 

Haber: Murat Akdağ

(Yeşil Gazete)

İskenderun’da 6 bin zeytin ağacının bulunduğu araziye TOKİ inşaatı

İskenderun’da 6 bin zeytin ağacının bulunduğu bölgede TOKİ toplu konut inşaatı başlattı. Ağaçları 35 yıl önce kendilerinin diktiğini belirten mahalleli TOKİ’ye tepkili.

Hatay’ın İskenderun ilçesinde binlerce zeytin ağacı toplu konut inşaatı için kepçelerle sökülmeye başlandı.

48

İlçeye bağlı Gültepe Mahallesi’ndeki 450 bin metrekare alan üzerine ilk etapta 4 bin 500 konut yapmayı planlayan TOKİ, şantiye kurmak ve yol açmak için çalışmaya başladı. Hazine arazisi üzerindeki zeytin ağaçlarının bir bölümü de iş makineleri tarafından söküldü.

Zeytin ağaçlarını 35 yıl önce kendilerinin ektiğini belirten mahalle sakinleri, başvuru yapmak için muhatap bulamadı. TOKİ’nin yapılacağı bölgede 6 binin üzerinde zeytin olduğunu anlatan mahalle sakinlerinden Kazım Tekbaş ve Reşit Bulut, “TOKİ’ye karşı değiliz yapılmasın da demiyoruz. Az emekle bu ağaçları büyütmedik. Bu emeğimizin karşılığını versinler. Bu ağaçları yetiştirmek için sırtımızda su çekip, taslarla sulayarak büyüttük. Yetkililer gelip keşfini yapsınlar. Zeytin ağaçlarımızın değerini bize versinler, ondan sonra söksünler” diye konuştu.

Geçen yıllarda Manisa’nın Soma ilçesine bağlı Yırca köyünde de yüzlerce zeytin ağacı termik santral inşaatı için kesilince köylüler ayaklanmıştı. Yürütülen mücadele sonucu yargı kararıyla zeytin ağaçlarının olduğu bölgedeki termik santrale izin çıkmamıştı.

 

(Gazete Duvar, DHA)

Musul – Mesut Yeğen

Öncülük etme payesi hangisine ait hatırlamıyorum ama hem Yalçın Küçük hem de Doğu Perinçek aynı alarmist tespiti seneler önce yapmıştı: “Musul giderse Diyarbakır da gider”. Birdenbire kapıldığımız Musul tartışmasında serdedilenler, başta Erdoğan olmak üzere hem devletin hem de kanaat erbabının önemlice bir kısmının memleket siyasetinin bu iki ‘egzantrik’ figürü gibi düşünmeye başladığını gösteriyor. En son rivayet o ki, başkanlık ettiği son bakanlar kurulu toplantısında Erdoğan da benzer bir tespitte bulunmuş ve Irak ve Suriye’deki gelişmelere atfen “Türkiye ya ileriye doğru hamle yapacak ya da küçülecek” buyurmuş. Bir zamandır yükselen Batı karşıtlığı, Rusya’yla yaşanan yakınlaşma, 15 Temmuz’u ulusalcı bürokratik ve entelektüel aparatın desteğinde defetme gibi işler ve bu işlere her cenahtan verilen hevesli destek Ak Parti, MHP, CHP, bürokrasi, medya, hülasa memleketin büyük kısmının Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek standartlarında düşünmeye başladığını zaten gösteriyordu; lakin bu kadar net bir örtüşme bugünlere kısmetmiş.

Yalçın Küçük-Doğu Perinçek aklının genel akıl, ulusal akıl olmasının tedirgin ediciliği bir yana, bu ikilinin Diyarbakır’la Musul’u bir diğerine bağladığı orijinal bağlamla bugünkü bağlam arasında epey bir fark var. Dolayısıyla, Musul’la Diyarbakır’ın kaderini bugünkü şartlarda birbirine bağlamanın, bugünkü şartlarda “Türkiye ya büyüyecek, ya küçülecek” demenin biraz farklı bir anlamı olsa gerek. Malum, Küçük ve Perinçek’i alarm durumuna geçiren 2003 sonrasında Irak’ta bir Kürdistan’ın kuruluyor olmasıydı.

Oysa, bugün durum bu değil. 2000’lerin büyük tehdidi KBY, Diyarbakır üzerinde bir tehdit oluşturmak bir yana, uzun zamandır Türkiye’nin iyi kötü müttefiki. Nitekim, bu müttefiklik durumundan olsa gerek ki, Türkiye’deki cari terminolojide hep bugün Kürdlerce yönetilen Kerkük’le birlikte anılan Musul, esas olarak Sünni Araplarla meskun kent merkezine atıfla ve bir başına anılıyor.

Gerçi Musul etrafında olan bitenin KBY’yi çevreleyen ihtilaflı alanların büyük kısmının Irak Kürdistanı’na dahil olmasına yol açıp KBY’yi ve Barzani’yi güçlendirecek olması Türkiye’yi yönetenleri muhakkak düşündürüyordur. KBY’nin ‘arazisini’ büyütmüş, hele de Kürdleri konfederalizm ya da bağımsızlıkla buluşturmuş bir Barzani’nin Türkiye açısından eskisinden daha zorlu bir müttefik olması ihtimali yok değil. Lakin, bütün bunlara rağmen Musul işinde Türkiye’ye ‘tehdit var’ dedirten Musul civarının KBY’nin eline geçecek olması değil. Barzani ve ABD izin vermediğinden PKK’nin Musul civarına yerleşmesi de değil. Belli ki, Türkiye’ye “tehdit var” dedirten Musul’un Bağdat tarikiyle Tahran’ın kontrolüne geçmesi ihtimali. Bugünkü şartlarda Türkiye’ye “büyümezsek, küçülürüz”, “tehdit var” dedirten bu ihtimal.

Peki neden? Musul’un Sünni Arap karakterinin değiştirilmesi, Musul ahalisinin Şii milislerin insafına terk edilmesi kabul edilemez, bu elbette doğru. Ama diyelim ki olmadı ve Musul Bağdat yoluyla Tahran’ın kontrolüne girdi. Bu, neden Türkiye’nin küçülmesine yol açsın? İran’ın Irak üzerindeki hegemonyasının Musul’u da kapsaması İran’ın bölgedeki nüfuzunu arttırır ve İran’ı Türkiye aleyhine güçlü kılar, buna şüphe yok, lakin bu durum neden Türkiye’nin küçülmesine yol açsın, burası esrarını koruyor.

Bir an için İran’ın bölgedeki nüfuzunun artmasıyla Türkiye’nin küçülmesi arasında mistik bir ilişki olduğunu farz edelim ve şunu soralım: Olur da Türkiye küçülürse neresinden ve nasıl küçülür? Neresinden küçülebileceği konusunda herkesin kafası açık: Türkiye küçülse, küçülse Kürdlerin yaşadığı yerlerden küçülür. Yok, küçülme fiziksel değil de niteliksel olacaksa burada da cevap çok zor değil: Türkiye epey bir Kürd, seküler ve Alevi yurttaşının enerjisini ulusal enerjisine dahil edemediği için küçülür.

Şimdi, küçülme ihtimallerimiz bunlarsa eğer, olur da bir gün küçülürsek, bu İran’ın bölgedeki nüfuzunun büyümesinden ziyade kendi ulus fikrimizden dolayı olacak gibi görünüyor. Türkiye, niceliksel ya da niteliksel, eğer Kürdler, sekülerler ve Aleviler üzerinden küçülebilir görünüyorsa, bu olsa olsa siyasi birlik mefhumumuzun fazlasıyla Türk ve fazlasıyla Sünni-İslami olmasıyla ilgili olsa gerek. Nitekim, hem “Sünni Musulu Şii İran’a bırakmak olmaz” düsturu hem de Irak Kürdistan’ının büyümesinden duyulan tedirginlik tam da bu küçülebilme halinin semptomu gibi duruyor. Öyle bir düstur ve tedirginlik ki, mezkur tehdidi azaltmak yerine pekiştiriyor. Türkiye, “Sünni Musul, Şii İran’ın olmasın”, ”Irak Kürdistan’ı büyümesin (ya da Rojava ayakta kalmasın)” dedikçe küçülebilme vasatını canlı tutuyor.

Türkiyeyi küçülebilme vasatından kurtarmanın yolu ulus fikrimizi, siyasi birlik muhayyilemizi yenilemekten geçiyor. Ulusal enerjinin tamamını “Musul’u İran’ın insafına terk etmemek gerekir” fikri etrafında toplayabilmek için Kürdleri, Alevileri ve sekülerleri evlerinde hissettiren bir ulusal muhayyileye ihtiyaç var, “Musul, İran’ın olmayacak” hezeyanına değil.

Mesut Yeğen – bas-haber.commesut yeğen

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali bu sene 18-20 Kasım tarihlerinde

Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi tarafından düzenlenen 9. Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali (SYFF)  geçen sene olduğu gibi bu sene de 20 şehir ve ilçede eş zamanlı olarak düzenlenecek. SYFF tarihleri ise 18- 20 Kasım olarak belirlendi.

35

Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi’nin “Siz de Yapabilirsiniz!” çağrısına bu sene yanıt veren ve festival filmlerini kendi yerellerindeki izleyiler ile paylaşma imkanına kavuşan şehirler ise Adana, Ankara, Antalya, Artvin, Balıkesir, Bayındır (İzmir), Bodrum (Muğla), Bursa, Diyarbakır, Düzce, Eskişehir, Fethiye (Muğla), Güzelbahçe (İzmir), İstanbul, İzmir, Kartal (İstanbul), Kayseri, Konya, Manisa, Mersin.

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali 2008 yılından bu yana, sürdürülebilirlik kavramının daha iyi anlaşılması, birbiriyle etkileşim içinde olan sistemik sorunların daha iyi algılanması ve ilham veren çözümlerin paylaşılması amacıyla düzenleniyor.

Festivali gerçekleştiren Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi, bireylerin “kelebek etkisi yaratacak” projeleri kolektif olarak hayata geçirmesi amacıyla doğdu. Çeşitliliğe değer veren açık ve esnek yapısıyla tamamen sivil bir oluşum olan Kolektif, film festivali gibi sürdürülebilir yaşam konusuyla ilgili farkındalık artırıcı çalışmaları, Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi’nin vizyonunu paylaşan bireyler ve organizasyonların desteği ve katılımıyla sürdürüyor.

Yeşil Gazete’nin basın destekçileri arasında bulunduğu SYFFye destek veren kurumlar ise şöyle:

Festival Destekçileri:

Buluşum Platformu
Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği
Sivil Düşün AB Programı

Film Destekçisi:

ABD İstanbul Başkonsolosluğu

Festival Dostu

AFD Fransız Kalkınma Ajansı
Ekol Lojistik
İstanbul Fransız Kültür Merkezi
İzmir Fransız Kültür Merkezi
Petra The Flooring Co.
Sanatorium Sanat Galerisi

Hizmet Destekçileri:

Dinamo İstanbul
Mikado Danışmanlık
Myra İletişim Tasarım Ajansı

Basın Destekçileri:

Açık Radyo
EkoIQ
Gaia Dergi
Yeşil Gazete

 

(Yeşil Gazete)

‘Zonguldak Filyos Vadisi, Filyos Vadisi Projesi’nin tehdidi altında’

TEMA Vakfı, Filyos Limanı yapımını da kapsayan Filyos Vadisi Projesi ile bölgedeki doğal hayatın geri dönüşü olmayacak şekilde zarar göreceğine dikkat çekti

Zonguldak’ta bulunan ve Türkiye’nin doğal hayat açısından önemli bölgelerinden biri olan Filyos Vadisi, sanayi bölgesine dönüştürülmek isteniyor.

34

Filyos Vadisi Projesi kapsamında serbest bölge, endüstri bölgesi, liman, sanayi ve depolama alanları gibi yapılar inşa edilecek. Liman inşaatı çalışmalarına başlandı.

TEMA Vakfı, Filyos Limanı nedeniyle bölge ekolojisinin geri dönüşü olmayacak bir şekilde zarar göreceğini belirtiyor. Liman inşaatının ve işletmesinin en önemli etkileri deniz ve kıyı ekolojisi üzerinde olacak.

Konuyla ilgili hukuki süreci başlattıklarını belirten TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, bölgenin barındırdığı nadide ekosistemler ve biyolojik çeşitlilik ile Türkiye’nin uluslararası ölçekte öneme sahip alanlarından biri olduğuna dikkat çekti.

Ataç, Filyos Nehri’nden Amasra’ya kadar olan sahil kesiminde, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler kapsamınca koruma altına alınan bitki ve hayvan türleri yaşadığını belirtti.

Bölgenin “Amasra Önemli Kuş Alanı” ve “Amasra Kıyıları Önemli Doğa Alanı” sınırları içerisinde yer aldığını hatırlatan Deniz Ataç, Türkiye’nin taraf olduğu Ramsar Sözleşmesi’ne göre de bölgedeki tüm sulak alanların koruma altına alınması gerektiğini söyledi.

TEMA Vakfı’nın aktardığı bilgilere göre, liman inşaatına başlanan bölge, su derinliği ve besin kaynakları açısından balık üretimi için uygun koşullara sahip. Liman inşaatı ve işletmesi nedeniyle bölgedeki balıkların yuvaları da zarar görecek. Ayrıca Zonguldak ili kirlilik açısından uluslararası alanda da gözetim altında. Bu kadar kritik seviyelere çıkan hava kirliliğinin deniz ekosistemi üzerine etkileri de göz ardı ediliyor.

TEMA Vakfı, Filyos Vadisi’ni, endüstri bölgesine dönüştürmek yerine, vadide doğaya duyarlı eko-turizm faaliyetleri yapılabileceğini aynı zamanda Karadeniz Bölgesi genelinde kısıtlı olan tarım arazileri açısından da zengin bir bölge olan vadide tarım odaklı turizm faaliyetlerinin önemli istihdam kaynağı olacağını belirtti.

 

(Bianet)

Bartın Platformu’ndan Amasra’ya kurulmak istenen termik santrale karşı dava

Bartın Platformu, Türkiye’nin en büyük çevre davasını açacaklarını açıkladı. Fatih’in 1460 yılında ‘Çeşm-i cihan (Dünyanın gözü)’ olarak adlandırdığı Amasra’nın termik santralden korunması için 1460 davacı ile dava açılmayı hedefliyorlar.

33

Amasra’ya kurulmak istenen termik santrale karşı 1460 davacı ile dava açılmaya hazırlanılıyor. HEMA Termik Santrali’ne verilen ÇED olumlu kararına karşı dava açmaya hazırlandıklarını açıklayan Bartın Platformu, vatandaşlardan yoğun destek aldıklarını belirtti. Muhtarların da avukatlara vekalet verdiğini açıklayan platform, bölgenin önemine dikkat çekerek Fatih’in sefer sırasında Amasra için “Çeşm-i Cihan bu mu ola” sözlerinin tarihe geçtiğini hatırlattılar.

126 sivil toplum kuruluşunun da harekete geçtiği dava ile ilgili Bartın Platformu’nun açıklaması şöyle:

“1 hafta içinde davacı sayısı 1000’e ulaşmıştır. Hedefimiz 1460 davacıdır. Bu rakam Fatih Sultan Mehmet’in Amasra’yı aldığı tarihi ifade etmektedir. Bir rekora doğru gitmekteyiz. Stantlar kurduk, halka dava sürecini ve noter aracılığıyla dava açmak için avukatlara nasıl vekalet verebileceklerini anlatmaktayız. Bir yandan dava dilekçesini hazırlamaktayız. 19 Ekim Muhtarlar Günü’ydü. Amasra’da törene katılan bütün muhtarlar (35 muhtar) hep birlikte davacı olmak için notere vekalet vermeye gitmiştir. Daha fazla desteğe ihtiyaç duymaktayız. Herkesi davamıza destek vermeye çağırıyoruz”

 

(Çevrecitv)