Ana Sayfa Blog Sayfa 3316

Adana Valiliği otoparkında bomba yüklü araçla terör saldırısı: 2 ölü, 21 yaralı!

Adana Valiliği otoparkında bomba yüklü araçla terör saldırısı gerçekleştirildi.

57

Adana Valiliği otoparkında patlama meydana geldi. Valilik’ten saldırıya ilişkin yapılan ilk açıklamada, 2 kişinin hayatını kaybettiği, 16 kişinin de yaralandığı belirtildi. Adana Valisi Mahmut Demirtaş, “Valilik makam girişine yakın bir yerde, 33 plakalı bir araçla bir kadın tarafından olayın gerçekleştirildiği tahmin ediliyor” dedi. Habertürk’ün haberine göre, otopark görevlisi gözaltına alındı. Hayatını kaybedenlerden birinin 41 yaşındaki valilik çalışanı olduğu bildirilirken, ikinci kişinin üzerinden herhangi bir kimlik çıkmadığı belirtildi.

Patlama sonrası olay yerine çok sayıda ambulans sevk edildi. Patlamaya ilişkin geçici yayın yasağı getirildi.

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, CNN Türk canlı yayınına yaptığı bağlantıda “Valilik makamının girişine en yakın noktada bomba yüklü araç patlatılmış. İki şehidimiz var. Şu anda da 21 yaralı var. Umarım ölü sayısı artmaz” diye konuştu.

“Bombalı araç patlatıldı”

58

CNN Türk canlı yayınına bağlanan DHA muhabiri Bekir Karakoca, olayın sabah saat 8.05 sularında meydana geldiğini belirtti. Karakoca, patlamanın ardından yaptığı ilk bağlantıda 1 yaralının durumunun ağır olduğu, 4 yaralının daha olduğu ancak onların hayati tehlikesinin olmadığını söyledi. Karakoca, patlama sonrası otoparkta bulunan çok sayıda aracın da yandığını, ilk gelen bilginin bir otomobile yerleştirilen bombanın patlatıldığı yönünde olduğunu ifade etti.

Adanalı AB Bakanı Ömer Çelik de, patlamaya ilişkin kişisel Twitter hesabından bir açıklama yaptı. Çelik, Adana Valisi ile konuştuğunu belirterek, “Lanetli terör insanımızı hedef almaya devam ediyor. İnsanlık adına bu terörle sonuna kadar mücadele edeceğiz” dedi.

 

(T24)

Gözaltındaki Grup Yorum üyeleri tutuklandı

Halkın Hukuk Bürosu’ndan yapılan açıklamada, gözaltındaki Grup Yorum üyelerinin hepsinin tutuklandığı bildirildi.

Grup Yorum üyeleri Ali Aracı, İnan Altın, Selma Altın, Sultan Gökçek, Fırat Kıl, Dilan Poyraz, Helin Bölek, Abdullah Özgün tutuklandı. Kafe tadilatında çalışan işçiler Musa Varıcı, Cemil Varıcı ve Mehmet Varıcı’ya da ev hapsi verildiği belirtildi.

28

Grup yorum üyeleri geçtiğimiz hafta Okmeydanı’nda bulunan İdil Kültür Merkezi’ne yapılan polis baskınında gözaltına alınmıştı. İdil Kültür Merkezi’ne yapılan ve müzik aletlerinin kırıldığı baskının üzerinden bir ay bile geçmeden, Grup Yorum üyeleri bir kez daha gözaltına alınmıştı.

Grup Yorum üyeleri, İdil Kültür Merkezi’ne düzenlenen polis baskınında parçalanan enstrümanları kullanarak ‘Haklıyız, kazanacağız’ parçasına klip çekmişlerdi.

https://www.youtube.com/watch?v=O-tWg1kg3Es

Halkın Hukuk Bürosu’ndan yapılan açıklamada, gözaltındaki Grup Yorum üyelerinin hepsinin tutuklandığı bildirildi.

 

(Birgün, Evrensel)

Çanakkale’de 1. derece sit alanı Skamender Vadisi’nde taş ocağına çed olumlu raporu

Çanakkale’de kuş türlerinin barınma ve üreme alanı Skamender Vadisi 1. derece koruma statüsüne rağmen taş ocaklarının talanına açılmış durumda.

Özer Akdemir’in Evrensel’de yer alan haberine göre Dünya Kültür Mirası olarak tescil edilen  Truva Antik Kenti ve Milli Parkına kuş uçuşu 5 kilometre uzaklığında bir taş ocağına daha ÇED olumlu Raporu verildi. Skamender Vadisi/Araplar Boğazı’nda kurulacak olan yeni taş ocağı 1. derece Doğal sit alanı, tarım ve orman alanı içerisinde bulunuyor.

25

Proje tanıtım dosyasında taş ocağı ile ilgili Çanakkale Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü alanın kısmen “Tarım Alanı”, kısmen “1. Derece Doğal Sit Alanı”, kısmen de Orman Alanı kullanımında kaldığını dile getiriyor. Şirket bunu 69.78 hektarlık ruhsat alanının 10,88 hektarlık kısmında işletme yapacağı taahhüdü ile aşmış. Bilim insanlarının biyoçeşitlilik açısından çok önemli dediği ve doğal anıt olarak değerlendirildiği bu vadi yaşayan iki yüz çeşit kuş türüne barınak durumunda. Bazı kuş türlerinin nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Kuş cennetinde yapılmak istenen taş ocağının buna karşı aldığı tek önlem ise patlatmalardan önce anons yapmak!

ORMAN MÜDÜRLÜĞÜ ORMANI GÖRMEMİŞ!

Yine ÇED tanıtım dosyasında proje kapsamında malzeme çıkarılacak, kırma – eleme işlemi ve depolama yapılacak olan alanların tamamının orman alanı içerisinde kaldığı görülüyor. Oysa, Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü’nden alınan görüşte taş ocağının ormanlık alan dışında kaldığı, ormanlar ve ormancılık çalışmaları üzerinde olumsuz bir etkisi bulunmadığı yazmakta! Orman Müdürlüğünün “önemsiz” diye nitelendirdiği alanlar için, Çanakkale 2015 yılı Çevre Durum Raporunda ise şöyle deniyor; “Ekolojik özellikleri: Sürekli tatlı su sazlıkları ve çevresinde orman vejetasyonu bulunduğu için kuş türleri için önemli bir alandır. Birçok kuş türünün barınma, beslenme ve üreme alanını oluşturur. Alan I.derece doğal sit durumundadır”. Şirket 2003 yılında Çanakkale Mülga (Yürürlükten kalkmış) Tarım İl Müdürlüğü’nün verdiği “… çevrede yapılan tarımsal faaliyetlere zarar vermemesi için ger ekli tedbirlerin alınması şartıyla, söz konusu alanın istenilen amaçla kullanılması uygun” görüşüyle tarım alanı konusunu da halletmiş!

 

(Evrensel)

Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay tahliye kararına rağmen tahliye edilmiyor

Kapatılan “Özgür Gündem Gazetesi” yazar ve yöneticilerine yönelik açılan soruşturmada tutuklanan gazetenin Yayın Danışma Kurulu üyesi yazar Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın, “Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” suçundan yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle tahliyelerine karar verildi. Ancak mahkeme, şüphelilerin, “Terör örgütü üyeliği” suçundan ise tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Erdoğan ve Alpay cezaevinden çıkamayacak.

28

Kapatılan Özgür Gündem gazetesi yönetici ve danışmanlarına yönelik başlatılan soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamenin kabulüyle birlikte Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay hakkında tahliye kararı verildi.

Ancak, gazetenin Yayın Danışma Kurulu üyesi yazar Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın, “Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” suçundan yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle tahliyelerine karar verildiği, “Terör örgütü üyeliği” suçundan ise tutukluluk hallerinin devamına karar verdiği ortaya çıktı. Erdoğan ve Alpay bu nedenle cezaevinden çıkamayacak.

Aslı Erdoğan 19 Ağustos’ta, Necmiye Alpay 31 Ağustos’ta örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklanmıştı. Aslı Erdoğan 97 gün, Necmiye Alpay 85 gündür tutuklu bulunuyor.

85 gündür tutuklu olan Necmiye Alpay, 70. doğum gününde cezaevinde.

AVUKATTAN AÇIKLAMA

Mahkeme kararının ardından Aslı Erdoğan’ın avukatı Erdal Doğan, Cumhuriyet.com.tr’ye açıklamalarda bulundu.

Mahkemenin “Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” suçlamasından tahliye kararı verdiğini, “Terör örgütü üyeliği” suçlamasından ise tutuklulukların devamına karar verdiğini aktaran Doğan, “Hukuki cinayet dediğimiz bu sürece yeni bir cinayet daha eklenmiş. Soruşturmanın kendisi hukuki cinayet silsilesiydi. Tutuklama gerekçesi olan tüm suçlamalardan tahliye verilmeliydi” diye konuştu.

MÜEBBET HAPİS İSTENİYOR

Özgür Gündem davası kapsamında gazetenin Yayın Danışma Kurulu üyesi Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay ile gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Zana Kaya ve Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya tutuklu yargılanırken, 5 kişi hakkında da yakalama kararı bulunuyor.

“Devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak”, “Örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası” yapmak iddiasıyla yargılanacak Alpay ile Erdoğan hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

Davanın duruşması 29 Aralık’ta yapılacak.

ŞERMİN SOYDAN TAHLİYE EDİLDİ

Yüksekova’ya yönelik operasyonu kamuoyuna duyuran ve müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan DİHA muhabiri Şermin Soydan da tahliye edildi.

Hakkâri’nin Yüksekova ilçesine yönelik operasyonu, ‘İşte Gever’e ‘gizli’ operasyon belgesi’ başlıklı haberle kamuoyuna duyurduğu için 14 Mayıs’ta tutuklanan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Şermin Soydan’ın yargılandığı davanın 3’ncü duruşması Hakkari 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

‘Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme’ ve ‘Devletin savaş ve imkânlarının tehlikeye sokulması’ iddiasıyla müebbet hapis istemiyle yargılanan Soydan, duruşmaya Oltu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile katıldı. Soydan’ın ailesi ve avukatlarının da hazır bulunduğu duruşmada, kimlik tespitinin ardından tanık İbrahim Aşan dinlendi.

Ardından ifade verip verilmeyeceği sorulan Soydan, hakim karşısına çıkmadığı müddetçe ifade vermeyeceğini söyledi.

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Soydan’ın denetimli serbestlikle tahliyesine karar verdi. Bir sonraki duruşma 25 Aralık’ta görülecek.

27

Aslı Erdoğan Kimdir?

1967 doğumlu Erdoğan, Amerikan Robert Lisesi, ardından Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünü bitirdi.

26

Yüksek lisansını CERN (Conseeil Europeen pour la Recherche Nucleaire)’de hazırladı. Rio de Janeiro’da başladığı fizik doktorasını yarıda bırakarak yazmayı seçti.

1994 ‘te ilk kitabı yayımlandı. Ulusal ve uluslararası basında kendinden övgüyle bahsedilen yazar, 1997’de Deutsche Welle’nin düzenlediğ yarışmada Tahta Kuşlar adlı öyküsüyle birincilik ödülü aldı, bu öykü dokuz dile çevrildi.

Kırmızı Pelerinli Kent romanı Gyldendal Yayınları’nın (Norveç) Marg –omirilik— serisine seçildi. Hayatın Sessizliğinde (2005) Dünya Yayınları tarafından yılın kitabı seçildi.

Hayatın Sessizliğinde’den bir bölüm Piccola Tiyatrosu’nda (Milan) Serra Yılmaz tarafından seslendirildi, dans tiyatrosu ve baleye uyarlandı.

Mahpus adlı öyküsü Fransa’da filme çekildi. Aslı Erdoğan’ın yapıtları birer ‘çağdaş klasik’ olarak nitelendirildi. Le Monde, Frankfurter Allgemeine Zeitung, Neue Zürcher Zeitung, die Welt, der Freitag, die Berliner Literatur Kritik gibi gazete ve dergilerde Aslı Erdoğan’ın yapıtları üzerine yüzden fazla makale ve çalışma yayımlandı. Ingo Arend, Ruth Klüger, Barbara Frischmuth gibi yazarlar Aslı Erdoğan’ı yazdı. La Libre Belgique tarafından Antonin Artaud ve Malcolm Löwry ile kıyaslanırken, Aftenposten şu cümleyle değerlendirdi:“Joyce ve Dublin, Kafka ile Prag nasıl birbirinden ayrılmazsa, bundan böyle Aslı Erdoğan Rio da birbirine kopmaz bağlarla bağlanacak.” Son olarak ’Ord i Grenseland Prisen—Sınırda Sözcükler Ödülü’ ödülünü kazanan yazarın kitapları dünya dillerine çevrilmeye devam ediyor.

Aslı Erdoğan’ın kitapları

Kabuk Adam 1994
Mucizevi Mandarin 1996
Kırmızı Pelerinli Kent 1998
Hayatın Sessizliğinde 2005
Bir Yolculuk Ne Zaman Biter 2000 (Gazete Yazıları)
Bir Delinin Güncesi 2006 (Denemeler – I)
Bir Kez Daha 2006 (Denemeler – II)
Taş Bina ve Diğerleri 2009 (Öykü)

Necmiye Alpay Kimdir?

Necmiye Alpay 23 Kasım 1946 yılında Balıkesir’in Sındırga ilçesinde doğdu. 23 yaşındayken Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakultesi’nden mezun olduktan sonra eğitim hayatını yurt dışında devam etmek istedi. Siyaset üzerinden değil İktisat alanından doktora yapmak istedi. Doktorasını Paris-Nanterre Üniversitesi’nden aldı.

25

12 Eylül olayları

Okuduğu okulda öğretim üyesi görevinde bulunurken, 12 Eylül’de yaşanan olaylardan ötürü tutuklanarak Mamak Cezaevi’ne gönderildi. Hapishanede 3 yıl kaldı.

Çevirmenlik ve edebiyat

Hapishaneden çıktıktan sonra çevirmenlik ve edebiyat üzerine yöneldi. Kuram Dergisi ve Ludingirra Dergisi’nin kuruluşunda yer alarak edebiyata giriş yaptı. Bir zaman sonra Sonbahar Dergisi’nde editörlük görevinde bulundu. 7 yıl boyunca (1996-2003) Akademi İstanbul ve Yeditepe Üniversitesi’nde Türkçe dersi verdi. 6 yıl boyunca da (2001 – 2007 ) Radikal Gazetesi’nde “dil” üzerine makaleler yazdı.

Bu zamana kadar çıkardığı kitaplar:

Türkçe Sorunları Kılavuzu, Metis Yay.Dilimiz, Dillerimiz / Uygulama Üzerine Yazılar, Metis Yay.Yaklaşma Çabası, Kanat Yay., 2005

Çevirdiği Kitaplar: Kültür ve Emperyalizm (Edward Said), Hil Yay., 3. BaskıTarihsel Kapitalizm (I. Wallerstein)Aydın Kesimi Üstüne (V. I. Lenin)Modernleşmenin Eşiğinde Osmanlı Kadınları (Madeline C. Zilfi), Tarih Vakfı Yurt Yay.Şiddet ve Kutsal (Rene Girard), Kanat Kit.Freud ve Felsefe (Paul Ricoeur), Metis Yay.Bilge Sokrates’in Ölümü (Jean Paul Mongin), Metis Yay., “Küçük Filozoflar” dizisi, 2011Martin Heidegger’in Böceği (Jan Marchand), Metis Yay., “Küçük Filozoflar” dizisi, 2012Diyojen Köpek Adam (Jan Marchand) Metis Yay., “Küçük Filozoflar” dizisi, 2012.

 

(Cumhuriyet)

Trump’a rağmen yola devam eden yeni iklim rejimi ve Türkiye’nin değerli yalnızlığı – Arif Cem Gündoğan & Pelin Cengiz

Arif Cem Gündoğan ve  Pelin Cengiz’in yazısı t24.com.tr sitesinden alındı

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamındaki 22. Taraflar Toplantısı (COP22) 7-18 Kasım 2016 tarihlerinde Fas’ın Marakeş şehrinde gerçekleştirildi. İklim değişikliği ile küresel mücadele rejiminin neredeyse baştan sona değiştiği Paris’teki iklim zirvesi sonrası, Marakeş’teki zirvede sözlerden çok eylemler merak konusuydu. Türkiye’nin iklim finansmanına erişim isteği ile kısmen gecikmeli başlayan zirve, Trump galibiyetinin yankıları ile devam etti; ardından yüksek seviye toplantılarda bakanların insanlığın iklim krizi karşısında elini çok da arttırmayan açıklamalarını dinledik. Yeni iklim rejimine dair 2018’e dek bir yol haritası çizilen zirvede gelişmekte olan ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden en çok zarar gören ülkelerin temsilcilerinin, sivil toplum temsilcilerinin ve biliminsanlarının uyarıları iklim krizini çözmekten hâlâ uzak olduğumuzu hatırlattı.trump

Son gelişmeler ışığında elde ne var?

COP22’deki asıl gündem Fransa’da temeli atan ve çerçevesi çizilen Paris Anlaşması’nın içini doldurmak ve nasıl uygulanacağına dair bir “kural kitabı” geliştirmekti. Bunun yanında iklim finansmanı havuzunun doldurulması, ülkelerin uzun dönemli azaltım hedeflerine daha hızlı şekilde angajmanı, ulusal katkıların (NDCs) daha iddialı hale getirilmesine yarayacak kolaylaştırıcı diyalog sürecinin tasarlanması gibi pek çok alt gündem maddesi yapılacaklar listesindeydi. Zirvenin ana çıktılarını hızlıca özetleyecek olursak:

Paris Anlaşması’nın kural kitabının 2018’deki zirveye (COP24) dek tamamlanması üzerinde uzlaşıldı.
ABD, Almanya, Meksika ve Kanada uzun dönemli sera gazı azaltım planlarını paylaşarak, 2050’ye dair önemli ölçüde iddialı (yüzde 90’a varan) azaltım hedefleri belirledi.
İklim değişikliğinin etkilerinden en olumsuz şekilde etkilenen 48 az gelişmekte olan ülkenin oluşturduğu inisiyatif (Climate Vulnerable Forum – CVF) en kısa sürede yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçiş yapacaklarını ilan etti.
Yine az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ulusal katkılarını yerine getirebilmeleri için kapasite ve finansman desteği sunulması amacı ile “NDC Ortaklığı” kurulduğu ilan edildi. Gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere iklim finansmanı desteği ile ilgili yeni katkılar açıklandı. (Ancak bunların toplamı 2020 itibariyle yılda 100 milyar dolar hedefinden çok uzaktı)
Uyumla ilgili iklim finansmanı konusunda uzlaşı yine sağlanamadı; iklim etkilerinden doğan kayıp ve zararların tespitinin nasıl yapılacağı konusunda beş yıllık bir çerçeve çıkarıldı.
Paris Anlaşması’na ve yeni iklim rejimine sahip çıkılması anlamında önemli olan “Marakeş Deklarasyonu” kabul edildi; iklim değişikliğinde mücadelede devlet dışı aktörlerin (yerel yönetimler, şehirler, özel sektör, akademi, sivil toplum gibi) rolü önem kazandı.
Paris Anlaşması’nın -resmen böyle ifade edilmese de- olası bir Trump galibiyeti ihtimaline karşın ABD seçimlerinin hemen öncesinde devreye girdiğini hatırlayalım. Bu durum, kampanya sürecinde ABD’yi Paris Anlaşması’ndan çekeceğini ifade eden Trump’ın bunu istese de dört yıllık bir süreçten erken yapamayacak olmasını sağladı. Trump’ın ABD’yi doğrudan çerçeve sözleşmeden çekmesi halinde bu süre bir yıla kadar düşecek olsa da, ABD’nin böylesine vahim bir diplomatik hata yapması beklenmiyor. COP22’de Trump’ın galibiyeti kısa bir şok dalgası yaratmış olsa da tüm tarafların Paris Anlaşması’na olan desteği, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin ve Başmüzakereci Jonathan Pershing’in konuşmaları düşük karbon ekonomisine geçişin artık geri döndürülemez bir süreç olduğunun altını kırmızı kalemle çizmiş oldu.

Tehlike çanları hâlâ çalıyor mu?

Evet. COP22 esnasında özellikle iki rapor lansmanı buna konuya dikkat çekti. Birisi Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) “Azaltım Açığı 2016” raporu, bir diğeri ise Tyndall, CICERO gibi dünyaca ünlü iklim araştırma merkezlerinin başını çektiği “Küresel Karbon Bütçesi” raporuydu…

Biliminsanları özetle masadaki ulusal katkıların (NDCs) iklim krizi ile mücadele için yetersiz olduğunu ve Paris Anlaşması kapsamındaki hedeflere bu katkılarla ulaşmanın imkânsız olduğunu belirtti. Küresel sıcaklık ortalamasındaki artışın yüzyıl sonunda 2 oC’nin olabildiğince altında (mümkünse 1.5 oC’de) dizginlenebilmesi için eldeki katkıların misline ihtiyaç olacak. Bu bağlamda zamanın aleyhimize işlediğini belirten iklim bilimciler ülkelerin katkılarını iyileştirmek için 2020’ye dek beklemeleri durumunda -ki Paris Anlaşması kapsamında ilk iyileştirme teorik olarak 2023’te yapılacak- maalesef trenin kaçabileceğini ifade etti. COP22’deki bu uyarılar müzakereciler tarafından ne denli dikkate alındı tartışılır; ancak bilim, politika gibi istediğiniz yöne gitmiyor ve gerçekleri tüm yalınlığı ile ortaya seriyor.

Peki, Türkiye ne yaptı? Ne elde etmiş oldu?

Mevsimler geçiyor, iklim değişiyor, Türkiye değişmiyor. İklim zirveleri artık Türkiye için giderek daha fazla “samimiyet testi” haline geliyor. Türkiye, bunu bu açıklıkta ifade etmese de kömüre yatırım yapma kararlılığından vazgeçmeyip, aynı zamanda iklim finansmanından faydalanmak için pazarlık yapmaktan geri durmayan bir pozisyonda.

Bu anlamda geride bıraktığımız COP22’ye Türkiye epey hızlı başladı. Müzakerelerin resmen başlamasının ardından Türkiye, gündemin onaylanacağı ilk açılış oturumunda söz alarak, Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamında ana fon dağıtım mekanizmalarından olan “Yeşil İklim Fonu” üzerinden iklim finansmanına erişimi meselesinin resmi müzakere gündemine eklenmesini önerdi. Marakeş’te bunlar konuşulurken, aynı gün aynı saatlerde Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın katılımıyla 5 milyar dolar yatırım bedeline sahip 158 enerji santralinin açılışı gerçekleştirildi. Marakeş’te, Türkiye hem fosil yakıtlara dayalı enerji yatırımlarında vazgeçmeyip, hem de küresel fonlardan yararlanma pazarlığı yaparken, Erdoğan da açılışta yaptığı konuşmada, “Siz bakmayın Batı ülkelerinden çevrecilik saldırılarına bunların hepsi art niyetlidir. Kömür ve nükleerle çalışan santraller olmasa Batı karanlığa gömülür” diyordu.

Türkiye’nin bir yandan kömürlü termik santrallerin açılışını yaparken, diğer yandan iklim değişikliği ile mücadele için fonlardan yararlanmak istemesi, uluslararası sivil toplum kuruluşları tarafından tepki ile karşılandı. Öneri Suudi Arabistan tarafından desteklenirken, diğer delegasyon yetkililerinden tepki gelince toplantıya ara verildi, ara sonrası Türkiye’nin talebinin ucu açık bir dönemde değerlendirilmesi önerildi. 19 Kasım’a adım atıldığı sabahın erken saatlerinde gerçekleştirilen COP22 son oturumuna gelindiğinde hâlâ uzlaşıya varılmaktan uzak olan Türkiye’nin önerisi COP23’e paslandı.

Türkiye’nin müzakere pozisyonu sürdürülebilir mi?

Türkiye’nin sağduyudan uzak pazarlık siyaseti “hem kömürlü termik santraller açayım hem daha çok ihtiyacı olan ülkelerin erişimine açık olan Yeşil İklim Fonu’ndan para alayım” ile de bitmiyor. COP22’nin devam ettiği son iki haftada küresel sera gazı salımlarının yüzde 77’sinden sorumlu 112 ülke anlaşmayı resmen onaylamış durumdaydı. [1] Türkiye’nin halen anlaşmayı Meclis gündemine taşımadığını ve Rusya ile beraber anlaşmayı resmen onaylamayan iki G20 ülkesinden birisi olduğunu biliyoruz. Türkiye, Marakeş’te Çevre Bakanı’nın ağzından iklim fonlarından yararlanmasının önünün açılması halinde, Paris Anlaşması’nı Meclis’ten onaylayarak yasalaştırma niyetinin olduğunu ifade ederek tanıdık bir strateji izliyor. Hatırlanacağı üzere çerçeve sözleşme ve Kyoto Protokolü’ne de 12’şer yıllık gecikmelerle imza atıp sürecin neredeyse dışında kalmıştık. Türkiye gibi gelişmekte olan ve sera gazı salımları hızla yükselme trendinde bulunan ülkelerin küresel iklim rejiminin dışında kalması, süreç açısından kritik bir tehlikeye işaret ediyor. Artık oyalanmak için, diploması trafiğiyle vakit kaybetmek için çok geç.

Bu arada, Türkiye’nin geçen yıl Paris’e gitmeden önce sunduğu niyet edilen ulusal katkı belgesinde (INDC) sera gazı salımlarını 2030’a kadar iki katından fazla arttırmayı planladığını da hatırlatalım. [2] Hedefini 2030’da referans senaryoda öngörülen artıştan yüzde 21 azaltım şeklinde belirleyen Türkiye’nin zaten beklentileri karşılamadığı ve INDC belgesinde revizyona gitmesinin gerektiği biliniyor. Türkiye metinde, 2030’da 1 milyar 175 milyon ton sera gazı salımı projeksiyonu üzerinden bunu yüzde 21 azaltarak, 929 milyon tona indireceğini açıklamıştı. Bu artış oranı, enerji yoğun, kömüre ve diğer fosil yakıtlara dayalı ekonomik büyümenin devam edeceğine işaret ederken, düşük karbonlu büyüme perspektifinin tamamen göz ardı edildiği de bir kez daha görülmüştü.

Zaten durumu tescilleyen bir veri de, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından yayınlanan Azaltım Açığı 2016 raporundan geldi. [3] Rapor, ülkelerin ulusal katkı niyet beyanlarında ortaya koyduğu emisyon azaltım hedefleri ile Paris Anlaşması’nın hedefleri arasındaki farkı hesaplayarak, mevcut hedeflerle yüzyılın sonunda yaşanacak sıcaklık artışının 3.4 °C olacağını olabileceğini ortaya koydu. Raporun Türkiye açısından önemi ise şu: Türkiye bu raporda hem en hızlı artışa sahip hem de kişi başına salım yoğunluğu artacak tek ülke konumunda.

Diğer yandan, Germanwatch tarafından her yıl açıklanan İklim Değişikliği Performans Endeksi 2017 (CCPI) sonuçlarına göre, hızlı gelişmekte olan ekonomiler kategorisindeki Türkiye, daha önceki yerini koruyarak listenin 51. sırasında yer alırken, iklim değişikliği ile mücadele performansı “çok zayıf” olarak derecelendirildi. [4] Bunun başlıca sebebi, Türkiye’nin INDC’sindeki hedefin artıştan azaltım üzerinden olması ve yetersiz nitelendirilmesi.

Bunların yanı sıra, Türkiye’nin rüzgâr ve güneş enerjisi merkezli yenilenebilir enerji kaynaklarını geliştirmek üzere ilerici iklim politikaları geliştirmemesi, aynı zamanda kömürü merkezine alan enerji politikaları ile kömüre verdiği teşvik ve imtiyazlar, Türkiye’nin iklim performansı konusunda liderlikten uzak olduğunu gösteriyor.

Oysa başka türlüsü de mümkün. NewClimate Institute (NCI) ile CAN Europe (Avrupa İklim Ağı) tarafından hazırlanan “İklim Hareketine Geçmenin Yan Faydaları: Türkiye İklim Taahhüdünün Değerlendirmesi Raporu” Paris Anlaşması’na uyumlu politikalarının Türkiye için daha güçlü ekonomi anlamına geleceğini gösteriyor. Raporda, Türkiye’nin sadece enerji politikalarını değiştirerek 2030’a kadar enerji ithalatında 23 milyar dolar tasarruf edebileceği, bu faydanın Türkiye’nin 2014 GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 3’ü kadar tasarruf anlamına geldiği belirtiliyor.

Yine Germanwatch tarafından hazırlanan “Küresel İklim Risk İndeksi 2017” raporunda da, Türkiye’de 1996-2015 yılları arasında sadece iklim kaynaklı afetlerden yaklaşık 350 milyon dolarlık hasar meydana geldiği ifade ediliyor. [5]

Kısaca iklim politikamızı sağlamlaştırmak ve düşük karbon ekonomisine olabildiğince geçmek sadece çevresel değil, ekonomik ve sosyal faydaları da beraberinde getiriyor. Bunların Türkiye pavyonunda konuşulduğu oturumda devlet temsilcilerinden herhangi bir katılımcının bulunmaması ilgi ve önem düzeyi hakkında size belki bir fikir verebilir.

Peki ne yapmalı?

2020 yılında Antalya’da yapılmak üzere 26. Taraflar Konferansı’na (COP26) ev sahibi olmaya talip Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede daha proaktif adımlar atması şart. Türkiye’nin bundan sonraki süreçte INDC belgesindeki hedeflerini ve sera gazı salımlarına yönelik taahhütlerini gözden geçirip, fosil yakıtların payının kademeli olarak azaltılması, yenilenebilir enerji potansiyelinin sosyo-ekonomik ve çevresel adaletsizliklere sebep olmayacak şekilde harekete geçirilmesi gerekli. Türkiye, bu konuda kararlı olduğunu göstermek adına Paris Anlaşması’nı bir an önce onaylamalı.

Türkiye’nin anlaşmaya resmen taraf olmadan iklim zirvelerinde bundan sonra sözünü dinletmesi pek mümkün değil. Bu durumun devamlılığı ise Türkiye’nin müzakerelerde giderek daha fazla yalnızlaşmasına ve müzakere zeminini tamamen kaybetmesine neden olabilir. Türkiye’nin ısrarcı olduğu iklim finansmanına erişim isteği kadar kendi kamu kaynaklarını nasıl kullandığını ve özel sektörü hangi yönde teşvik ettiğini Paris Anlaşması kapsamında yeniden düşünmesi ve özeleştiri yapması inandırıcılığının artmasına yarayabilir. Paris Anlaşması ile beraber önemi belirginleşen ve sorumluluk yüklenen yerel yönetimlerin, STK’ların, üniversitelerin, araştırma ve düşünce kuruluşlarının bu süreçlerde aktif rol oynamasına izin verilmediği her türlü opak süreç devletin elini zayıflatmaya devam edecektir.

Arif Cem Gündoğan & Pelin Cengiz – t24.com.tr 
[1] http://unfccc.int/paris_agreement/items/9444.php
[2] https://www.csb.gov.tr/db/turkce/editordosya/The_INDC_of_TURKEY_v_15_19_30-TR.pdf
[3] http://wedocs.unep.org/bitstream/handle/20.500.11822/10572/EGR_Executive%20_summary_EN.pdf?sequence=1&isAllowed=y
[4] https://germanwatch.org/en/13042
[5] http://germanwatch.org/de/download/16411.pdf

Helal tecavüz * – Mine Söğüt

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

İktidar tecavüz mağduru küçükleri tecavüzcüsüyle evlendirecek yasa tasarısını sunduğunda gerçekten öfkelendik mi?
Gerçekten bütün ülke ayağa kalktık mı?
Tasarı yasallaşsa gerçekten o Meclis’i o iktidarın kafasına yıkar mıydık?
Ne yapmak istediklerinin tam olarak farkında mıyız?
Onları durduracak gücümüz olduğunu düşünüyor muyuz?
Yoksa sadece fiiller ve kelimeler çok asitli diye mi bu meselede hop oturup hop kalktık?
Niyet çok net diye mi edecek iki laf bulduk?
Acaba sadece konu tecavüz olunca mı anlıyoruz tehlikeyi?

***

Ahlak adı altında en korkunç ahlaksızlıkları pazarlayan bir ideolojinin gaddar hükümdarlığındayız.
Törelerin dokunulmazlığını meşrulaştırarak güç kazanmaya çalışan kurnaz bir irade Meclis’i ele geçirmiş, koca ülkeyi geriye, çok geriye, atalarının sübyancılığı doğal ve yasal saydığı o günlere geri götürmeye yeltenmekte.
Soyu ezelden beri geleneklerle ve göreneklerle ve törelerle ve hatta yasal hükümlerle tacize uğrayan bu ülke, küçüklerini kendi barbarlığından ne yaparsa yapsın koruyamıyor.
Bugün tecavüzcüsüyle evlendirilmek istenen küçük kız çocuklarını tartışıyoruz…
Dün türban meselesini tartışıyorduk.
En masum görünen meseleden en tehlikeli meseleye ulaşan o korkunç yola nasıl girdiğimizi ve nasıl hızla ilerlediğimizi;
Hangi tuzaklara düşerek bu çirkin noktaya vardığımızı artık ulusça anlamışızdır herhalde.
Kadınları günah duygusuyla örtünmesi gereken bir cins olarak kodlayan ve bu kod üzerinden siyaset yürüten bir akla hep birlikte geçit verdik.
Kapanmakla özgürlüğü aynı cümle içinde rahatça kullananlar, bu ülkedeki kadınları ve kız çocuklarını bekleyen büyük tehlikeleri inatla görmezden geldiler.
Kıyafet özgürlüğünden bahseden ama iktidara dini referanslarla gelen bir ideolojinin demokrat ve özgürlükçü olduğuna kananlar, şimdi kız çocuklarının küçük yaşta evliliğinin, hem de tecavüzcüsüyle evliliğinin yolunu açanlara ateş püskürtüyorlar.
Bir mal gibi alınıp satılması normal sayılan, yatak odasıyla mutfak arasındaki varlığı anca anneliğiyle kutsallaşan, ahlak ahmaklığına tosladığında, tam da o kutsallığından bıçaklanan kadınların, kanamaya başlar başlamaz lanetlendiği…
Cinsel bir oyuncak gibi görüldüğü… Üzerlerine günah örtüleri örtüldüğü… Kaderleri resmi ya da gayriresmi ama illa ki aklıevvel iktidarların eline bırakıldığı bu ülkede…
İktidar, küçük çocuklarının neden erkenden evlenmemesi gerektiğini bir türlü anlamayan kalabalıkların desteğine güveniyor.
Daha konuşmayı, yürümeyi yeni öğrenmiş kız çocuklarının kafasını başörtüleriyle kapatanların sırtını sıvazlıyor.
Aileleri, çocuklarını duvarları korku ve tehditlerle örülmüş ahlaki bir hapishanenin içinde büyütmeye kışkırtıyor.
Çocukların zihinsel ve bedensel özgürlüklerini günah kavramıyla mühürleyen bir eğitim sistemini ülkeye iyice yerleştiriyor.
Gelecekte de kendilerine biat edecek toplumsal bir edilgenliğin inşasının peşindeler.
O yüzden devlet okullarında ve hatta üniversitelerde, başı sıkıştığında ilahi adalete sığınacak, beşeri adaletin peşine asla düşmeyecek; korkuyla eğitilmiş, günahla törpülenmiş, varlığı tümden istismar edilmiş çocuklar ve gençler yetiştirmeyi hedefliyorlar.
Bütün iktidarlar tehlikelidir;
Ama dini referanslarla hükümdarlık kuranlar en tehlikelileridir.
Çünkü tehlikenin farkına iş işten geçtikten sonra varan halklar çocuklarını “helal tecavüz” pazarlayanlara fena kaptırırlar.

*Başlık Yazar İsmail Güzelsoy’un Facebook sayfasındaki bir yorumundan alınmıştır.

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

41-mine-sogut

 

Mine Söğüt

Boğaziçi Üniversitesi’nin halka ”Açık Ders”leri başlıyor

Boğaziçi Üniversitesi’nin bilimsel merak, özgür düşünce ve yaratıcı fikirlerin oluşmasına katkı sağlamak amacıyla başlattığı “Açık Ders”lerin ikinci dönemi başlıyor.

 Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından verilen derslerin ilki 29 Kasım’da Prof. Dr Levent Kurnaz’ın “İklim Değişikliğinin Dünya ve Türkiye’ye Etkileri” başlıklı konuşmasıyla Fulya Sanat Merkezi’nde bilim meraklılarıyla buluşuyor.

 ‘’Açık Ders’’ler Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi’nin (BÜYEM) katkıları ve Beşiktaş Belediyesi’nin işbirliğiyle düzenleniyor. 

40

Boğaziçi Üniversitesi’nin BU + Etkinlikleri kapsamında Açık Ders adı altında ilkini 2016 Bahar döneminde başlattığı halka açık seminer dizisinin kış programı 29 Kasım’da başlıyor.

Sosyal, beşeri ve fen bilimlerini kapsayarak toplumun her kesimine ulaşmayı hedeflemek amacıyla verilen dersler, BÜYEM’in katkıları ve Beşiktaş Belediyesi’nin işbirliğiyle Fulya Sanat Merkezi’nde ücretsiz olarak düzenleniyor.

Farklı temalar altında oluşturulan seminer dizilerinin kış programında iklim değişikliğinden Kaos Teorisi’ne, CERN’de devam eden güncel bilimsel çalışmalardan Sistem Yönetimi kavramı ve sosyo-ekonomik anlamda bu kavramın yansımalarına bilimsel merakı uyandırmayı hedefleyen farklı konular ele alınacak.

İlk ders 29 Kasım’da: İklim Değişikliği Bizi Nasıl Etkiliyor?

Kış Programı’nın ilk dersini 29 Kasım’da “İklim Değişikliğinin Dünya ve Türkiye’ye Etkileri” başlıklı konuşmasıyla Prof. Dr. Levent Kurnaz verecek. Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi olan ve İstatistiksel Fizik ve İklim Değişikliği konularında çalışmalarını sürdüren Kurnaz, iklim değişikliğinin bugüne kadar insanlığın karşılaştığı en önemli problem olduğunu ifade ediyor.  Kurnaz, iklim değişikliğiyle ilgili öngörülerini, gelecekte bizi nasıl etkileyeceğini ve yapılan bilimsel çalışmaların çıktılarını dinleyicilerle paylaşacak. 

Açık Ders programı kapsamında 9 Aralık 2016 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Yağmur Denizhan, ‘’Belirsizliğin Modellenmesi, Öngörülebilirlik ve Kaos’’ başlıklı dersi verecek. Program 19 Aralık 2016 tarihinde, CERN çalışmalarına aktif olarak katılmakta olan Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Erhan Gülmez’in ‘’CERN’de Neler Oluyor?’’  dersiyle devam edecek.

5 Ocak 2017, Perşembe günü ise Endüstri Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Yaman Barlas ‘’Sistem yaklaşımı’: Nedir, neye yarar, nasıl uygulanır?’’ başlıklı semineri verecek.

Ayrıntılı bilgi için: www.buplus.boun.edu.tr ve www.facebook.com/buplusetkinlikleri adresleri ziyaret edilebilir.

 

(Boun.edu.tr)

Kara Kartal, Benfica maçında işaret dilinde haykırıyor: Irkçılığa Hayır

Beşiktaş futbol takımı bu akşamki Benfica maçında taraftarlar maçın başlama düdüğü ile birlikte bir dakika boyunca işaret diliyle “Irkçılığa hayır” ve “Kara Kartal” diye bağıracak.

Dünyanın ilk sessiz tezahüratı olması planlanan etkinlikte taraftarlar maçın başlama düdüğü ile birlikte bir dakika boyunca işaret diliyle “Irkçılığa hayır” ve “Kara Kartal” diye bağıracak.

Beşiktaş'ın Kanadalı orta saha oyuncusu Atiba Hutchinson
Beşiktaş’ın Kanadalı orta saha oyuncusu Atiba Hutchinson

Beşiktaş, ırkçılığın yanı sıra işitme engellilerin problemlerine de dikkat çekmek istiyor. Benfica Kulubü de taraftarlarını bu sessiz eyleme katılmaya çağırdı.

Sessiz tezahürat” hakkında futbolcular Atiba Hutchinson, Andreas Beck, Gökhan İnler ve Necip Uysal’ın yer aldığı filmler hazırlandı.

Beşiktaş, İnönü Stadı’nda oynanan son Gençlerbirliği maçında 142 desibel ile ses rekoru kırmış ve Guinness Rekorlar Kitabı’nda girmişti.

Duyamayanların oranı 1,1

TÜİK’in Nüfus ve Konut Araştırması 2011 verilerine göre İşitme cihazı/implant kullanıyor olsa dahi duymada çok zorlanan veya hiç duyamayan nüfusun oranı %1,1’dir. Duymada biraz zorlandığını beyan eden nüfusun oranı %3,7’dir.

İşitme engelliler, eğitim, istihdam, erişilebilirlik, sağlık gibi alanlarda diğer engelliler gibi birçok zorluk yaşıyor.

Ankara milletvekili Aylin Nazlıaka, işaret dilinin ilköğretim müfredatına zorunlu ders olarak konulması için kanun teklifi vermişti.

Sadece kamu binalarına baktığımızda bile işitme engellilerin yaşadığı ayrımcılık ortaya çıkıyor.

Mevzuattan Uygulamaya Engelli Hakları İzleme Raporu 2014 raporuna göre kamu binalarında işaret dili bilen personel oranı yüzde 15 ile sınırlı. Kamu kurum ve kuruluşları internet web sayfalarının yüzde 92,86’sı ise işitme engelli kişilere uygun değil.

 

(Bianet)

Eşcinsel haklarına katkısı nedeniyle ABD’li komedyene Obama’dan “Özgürlük” madalyası

ABD’li komedyen Ellen DeGeneres eşcinsel haklarına katkıları nedeniyle “Başkanlık Özgürlük Madalyasını” almaya layık görüldü. ABD Başkanı Barack Obama, Beyaz Saray’da yapılan törende DeGeneres’e madalyasını taktı.

38

Spor, bilim, müzik ve sinema gibi farklı alanlarda başarıya ulaşmış kişilere verilen Başkanlık Özgürlük Madalyasına bu sene 21 kişi layık görüldü.

Ödül alanlar arasında sanat dünyasından Robert De Niro, Tom Hanks, Robert Redford, Diana Ross, Bruce Springsteen, basketbol oyuncuları Kerim Abdülcabbar ve Michael Jordan, fizikçi Richard Garwin, Microsoft’un kurucusu Bill Gates ve eşi Melinda Gates gibi isimler bulunuyor.

Obama başkan olarak katıldığı son ödül töreninde yaptığı konuşmada “Bu insanlar benim kendimi bulmamda yardımcı oldu. Bu sahnede duran herkes hayal bile edemeyecekleri ölçüde bana güçlü ve kişisel anlamda tesir etti” dedi.

DeGeneres’in 1997 yılında eşcinsel olduğunu açıklamasının getirdiği risklerden söz eden Obama, komedyenin cesaretinin “ülkeyi adalet yönüne götürdüğünü” söyledi.

Obama “Kariyerini bu şekilde riske atmak pek çok insanın kaldırmayacağı büyük bir yük. Sonra da milyonların umutlarını omuzlarında taşımak..” ifadelerini kullandı.

DeGeneres Twitter hesabında paylaştığı mesajında, komedyen kimliğini de es geçmeyerek Beyaz Saray’a kimliğini unuttuğu gerekçesiyle başta alınmadığını söyledi.

37

Başkanlık Özgürlük Madalyası ABD’nin kültür, güvenlik ve uluslararası çıkarlarına yönelik katkı yapan kişileri onurlandıran en yüksek sivil ödül.

 

(BBC Türkçe)

Boğaziçi’nin ‘son kez olsun’ dilekli 1. Kayyum Rektör Şenliği bu Cuma 19:00’da

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri KHK ile rektörlük seçimlerinin kaldırılmasına düzenledikleri şenlikle tepki gösterecek. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, 25 Kasım Cuma günü üniversite kampüsünün alternatif çimlerinde gerçekleştireceği, ‘1. Geleneksel’ ‘Kayyum Rektör Şenliği’ne tüm öğrencileri davet etti.

36

Etkinlik çağrısında şu ifadeler yer aldı:

Boğaziçi Öğrencileri ‘1. Geleneksel’ Kayyum Rektör Şenliği’ne çağırıyor: KHK’yı tanımıyoruz!

Gençlik yılları kıpır kıpırdır. Şenlikler, festivaller derken yılların nasıl geçtiğini hiçbirimiz anlamayız. Kimi zaman bu şenlik ortamları kendimizi ve fikirlerimizi açıkça ifade edebildiğimiz politik alanlara dönüşür kimi zamansa doyasıya eğlencenin mekanlarına. Ama iddia ediyoruz: Bu şenlik bir başka! Siz daha önce hiç bir şenliğe bir daha gerçekleşmemesini umarak katıldınız mı? Boğaziçi Üniversitesi’nin seküler, özgürlükçü, çoğulcu, barışçıl ve hoşgörülü değerlerine sahip çıkan öğrencileri olarak bir araya geliyoruz. Bundan sonra da yan yana duracağımızı duyuruyoruz. 29 Ekim 2016’da çıkarılan 676 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin okulumuzdaki özerk üniversite geleneğine, ifade özgürlüğüne, demokratik ortamına zarar verdiğini buradan kamuoyunun bilgisine bir kez daha sunuyoruz!

25 Kasım Cuma günü sözümüzle, şarkımızla, ezgilerimizle 676 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yi tanımadığımızı ilan ediyoruz, sizleri de yanımızda durmaya ve okulumuza sahip çıkmaya çağırıyoruz!

 

(T24)