Ana Sayfa Blog Sayfa 3194

Selda Bağcan’ın kedilerini öldürdüler!

Muğla’nın Bodrum ilçesinde yaşayan Selda Bağcan’ın 3 kedisi zehirlenerek öldürüldü.

Bodrum ilçesine bağlı Yalıkavak Mahallesi’nde yaşayan sanatçı Selda Bağcan, omuzlarındaki ağrılar nedeniyle Bodrum’da özel bir klinikte fizik tedavi görüyor.

Selda Bağcan evinde 20’si Van, 20’si sokak kedisi olmak üzere 40 kedi besliyor ancak geçtiğimiz günlerde yaşadığı olay yüzünden oldukça sarsılmış durumda…

Kedilerinin zehirlenerek öldürüldüğünü söyleyen Selda Bağcan, acısını şöyle anlattı:

“Evimde 40 kedi besliyorum ayrıca sokak kedilerine de bakıyorum. Geçtiğimiz günlerde kedilerimden üçünü zehirlediler ve çok acı çektim. Bu nedenle bahçemin bir köşesine kedi evi yaptırıyorum, onlarsız bir yaşam düşünemiyorum”

 

(Ajanimo)

ABD ve AB’den anayasa referandumu ile ilgili, ‘AGİT raporunu bekliyoruz’ açıklaması

Anayasa değişikliği referandumunun ardından Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda “AGİT Uluslararası Gözlem Misyonu’nun değerlendirmesini bekliyoruz” açıklaması yaptı.

Anayasa değişikliği referandumuna ilişkin uluslararası kamuoyundan da tepkiler geldi.

AB ve ABD: AGİT değerlendirmesini bekleyeceğiz

Avrupa Birliği’nden (AB) yapılan ilk açıklama AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker, AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve AB Komisyonu’nun Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn imzasıyla yayınlandı.

AB

Açıklamada, referandum sonuçlarının not edildiği belirtilerek, “AGİT Uluslararası Gözlem Misyonu’nun, kural dışılık iddialarına ilişkin olanlarla da ilgili olan, değerlendirmesini bekliyoruz” denildi. Değişikliklerin ve özellikle de pratikteki uygulamalarının, “Türkiye’nin, AB adayı ve Avrupa Konseyi üyesi olmaktan kaynaklanan yükümlülükleri ışığında değerlendirileceği” belirtilen açıklamada Türkiye’ye az farklı sonuçlanan referandumun ardından “ulusal uzlaşı” yolunun aranması çağrısı yapıldı.

ABD

ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’deki anayasa değişikliği referandumunun neticesini takip ettiklerini, sonuçların doğrulanması ve AGİT’in ilk bulgularına ilişkin raporunu tamamlamasına kadar yorum yapmayacaklarını açıkladı. Bakanlığın bir sözcüsünün Amerika’nın Sesi’ne e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Türkiye’deki referandum oylamasının neticesini takip ediyoruz. Sonuçlar doğrulanana ve AGİT’in ilk bulgularına ilişkin raporu yayınlanana kadar yorum yapmaktan kaçınacağız” ifadesini kullandı.

Avrupa Konseyi: Yakın sonuçlar dikkatli değerlendirilmeli

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland yaptığı açıklamada oyların yakınlığına dikkat çekerek, Türkiye’ye bundan sonraki adımlarını “dikkatli şekilde değerlendirmesi gerektiği” mesajını verdi.

“Türkiyeli seçmenler Anayasa değişikliğini oyladı. Yakın sonuçlar ışığında Türkiye liderliği bundan sonraki adımlarını dikkatli şekilde değerlendirmelidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde kutsal kabul edilen hukukun üstünlüğüne uygun olarak yargının bağımsızlığının güvence altına alınması son derece önemlidir. Türkiye’nin tam üyesi olduğu Avrupa Konseyi bu süreçte Türkiye’yi desteklemeye hazırdır.”

 

(Bianet)

 

Mavi Anadolu, Halikarnas Balıkçısı’nı unutmadı

Balıkçı bugün 127 yaşına girdi.

Balıkçı deyince aklıma deniz, ağaç ve orman geliyor. Oğlu onun için “Denizde balık adam, karada ağaç adamdı” demişti.

Mavi Sürgün ‘ün kapağında Sabahattin Eyüboğlu, Zindan karanlığını hürriyet mavisine dönüştürmüş bir yaman insan soluğudur bu kitaptaki. Bu soluk otuz yıldır, gittikçe daha gür, daha dolgun, bir Batı Anadolu destanı savuruyor bize: Ege tanrılarının ve insanlarının yenmiş haklarını arayan bir destan.

Denizlerin en mavisiyle sarmaş dolaş olan bu destanda tanrılar bir insan sıcaklığı, insanlar bir Tanrı yüceliği kazanır, kara günler içinde ak günler doğar, yoksul ellerden bereket saçılır, en mutsuz yaşantılardan en mutlu ötelere yollar açılır, yürekler acısı gerçekler Tabiat Ana’nın gülümser bakışında erir, topraklar yeşerir, sürgünler mavileşir.

Bu destanda insanoğlu zaman zaman kirinden pasından arınıp yalın yürek sonsuz evrenin karşısına dikilir, bu canım dünyayı cehenneme çeviren savaşlara yuf diye, ekmeği, şarabı ve sanatı yaratan barışlara merhaba diye seslenir.

Sanatın ve bilginin ışığında, insan olmak ve dünyaya tutunmaktı bizlere bıraktığı vasiyeti.

Zaman kullanmayı bilmeyeni öldürür! diyordu ve ekliyorduZaman hep yatay sanılır. Ben geçmişte yokum, gelecekte de. Şimdi dikine varım: yükselmesine sonsuz ve derinlemesine dipsiz…” En çok bu sözüyle sevdim onu. Hayatı dikine ve dibine kadar yaşadı. Zarlar çoğu zaman hileliydi. O bunu biliyordu, yaşadı da. 25 yıllık sürgününü bir cennete dönüştürdü. Bizler de daha dün yaşadık. Civalı zarlarla sürgün edildik bir meçhule. Hem de tek tek değil, milyon milyon sürgün edildik!

Araf’ ta bekliyoruz. Dikine ve derinlemesine!

1890 yılında ada Türk iken Girit’te doğdum. Babam, Türkiye’nin Atina Sefiri oldu. Falerin’de ilk evi babam yaptırdı. Üç dört yaşındayken, küçük kardeşimle Parthenon’ un mermerleri arasında oynardık. Bir gün kayıkta, kayıkçı deniz aynasını denize tuttu. Denizaltı âlemini görünce, tokat yemiş gibi sarsıldım. Yazı öğrenmeden önce, sabahtan akşama kadar resim yapardım. Sonra Büyükada’da oturduk. Altı yaşında oradaki mahalle mektebinde okuma yazma öğrendim. 10 yaşında bir misyoner kuruluşu olan Robert Kolej’ e gönderildim. Sabah, öğlen, akşam ve yatmadan önce dua ediyorduk. Ben İsrail’in boyuna, Cerikaya, öteye beriye taşınan taşlardan bıktım. Kütüphanelerde, içleri hayat dolu kitaplar vardı. Okudum. Ama 700 öğrenci arasında o kitaplar bana yasak edildi. Elektrik feneri icat edilmişti. Gece yorganla battaniyeyi çadır yapar elektrik feneriyle, arkadaşlarıma aldırdığım kitapları okurdum. Çok yazardım İngilizce… Ama on üç yaşımdan sonra yazmadım. Çünkü pazar günü kilisede okuduklarımı yazmamı istediler.

Ben de herif eşek arısı gibi vızıldarken, yanı başlarında uyuyan arkadaşların kulaklarına çöp soktuklarını ve başka realiteyi yazdım. Skandal oldu, paylandım, artık yazmadım. Kolej’ den sonra İngiltere’ye göndermek istiyorlardı. Portsmouth’ da ki mektebine gitmek istedim. Münasip görmediler. Oxford’a gönderdiler. İsteksiz gittim. En kolay konuyu seçtim, üç dört yıl öğrendim. Üç dört yılda öğrendiğimi unutmak için sarf ettim. Ama kütüphanelerden, hem sonradan Londra Üniversitesi’nden istifa ettim. İlk dünya savaşında hastaydım. Savaş sonrası asker kaçaklarının kendileri gelip teslim oldukları halde yargılanmadan asıldıklarını yazdım. Ankara İstiklal Mahkemesi’nde, Bodrum’da üç yıl kalebentliğe mahkûm ettiler. Asıl mimledikleri M. Zekeriya’yı mahkûm etmek istiyorlardı. Ama yazıda suç bulamazlarsa yazıyı basan da serbest kalacaktı. Bodrum’a vardığım zaman 34 yaşındaydım.

Oğlu Şadan Gökovalı ve sevgilisi Azra Erhat ile Bodrum’ da

Ondan önceki mektep hayatımın bende bıraktığı intiba şöyleydi. İstiklal Mahkemesi’nde mevkuf iken, bir gece rüyamda çocukluğumu, hala Kolejde olduğumu görmüştüm. Uyanınca hapishanede olduğumu ve kolejde olmadığımı gördüm ve çıldırasıya sevindim. Bu hürriyetti bre! Oysaki kolejde Fikret’in oğlu Haluk’ta, benimle aynı tabiydi. Halikarnas’ da, üç dört yaşındayken Faleron’ da gördüğümü ve kaybettiğimi buldum orada kaldım, yazdım, çiçek, ağaç ve yemiş yetiştirdim. Gece rüyamda kendimi savaşan bir general gibi görüyordum. Arkamda, yüz binlerce portakal ve grapa fruit ağaçları kökleri üzerine kalkmışlar, ilerliyoruz ve düşmanımız ölüme karşı vitamin ve ışık bombaları portakalları, greyfurtları, çiçekleri atıyoruz.

Sonrası Halikarnas Balıkçısı. İşte o kadar!”

Ortalık bugün de sis ve pus.

Dünyanın sisini ve pusunu ne temizler?

Sıkı bir poyraz ve belki de Balıkçı’ nın bir “Merhaba!” sı…

 

Ercüment Gürçay

Erdoğan “İdam” dedi, Yıldırım’a göre kaybeden yok, Kılıçdaroğlu YSK’yı suçladı, Bahçeli teşekkür etti

YSK’nın oylama sürerken “Mühürsüz pusulalar geçerli kabul edilecek” açıklamasıyla üzerine gölge düşen referanduma ilişkin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ilk açıklamalarını yaptı. Erdoğan, idam konusunu gündeme getirirken, Yıldırım “Bu oylamanın kaybedeni yok” dedi. Kılıçdaroğlu YSK’ya tepkisini, “Maç içinde kural değiştirilmez” sözüyle dile getirirken, Bahçeli ise Cumhurbaşkanı, Başbakan ve tüm evet oyu kullananlara teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, anayasa değişikliği teklifinin referandumda kabul edilmesiyle ilgili olarak “Şimdi bazı televizyonlarda filan aç tavuk kendini buğday ambarında sanarmış ya, bu neticeyi küçümsemeye gayret edenler var. Boşuna uğraşmayın. Atı alan Üsküdar’ı geçti, haberiniz yok” diye konuştu.

“Bir halk oylaması da idam için yaparız”

Cumhurbaşkanı, idamla ilgili olarak “Yapacağımız ilk iş… (İdam isteriz sesleri) Hemen bu konuyu Başbakan ve Bahçeli ile konuşacağım. Zaten sayın Bahçeli ben desteklerim dedi, sayın Yıldırım da aynı şekilde. Kılıçdaroğlu da destekleyeceğini söylemişti. Eğer gerçekten önüme gelirse ben bunu onaylarım. Desteklemedi, o zaman yapacağımız şey ne? Bir halk oylaması da onun için yaparız.” dedi.

Başbakan: Kaybedeni yok

Başbakan Binali Yıldırım, referandumun sonucunda kaybeden kimsenin olmadığını ifade ederek, “Bizler Türkiye Cumhuriyetinin birinci derece eşit vatandaşlarıyız. Siyasi alandaki rekabet, birlik ve bütünlüğümüzü bozamaz. Vatandaşlarımızın tercihi doğrultusunda geleceği güven içinde inşa edeceğiz. Açıkça söylüyorum bu halk oylamasının kaybedeni yoktur, kazanan Türkiye’dir, kazanan Türk milletidir.” dedi.

Kılıçdaroğlu: Maç yapılırken kural değişmez

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı yaptı. Kılıçdaroğlu, “Toplumun en az yüzde 50’si ‘Hayır’ diyor. Bu gerçek önümüzde dururken siyasi kuruma bir görev düşüyor. Anayasayı toplumsal uzlaşı metnine dönüştürmek” dedi.

YSK’nın kararına da değinen Kılıçdaroğlu, “YSK’ya şunu soruyorum. Hiçbir kurum kendisini parlamentonun üstünde göremez. Ama siz oturuyorsunuz bir kişinin itirazı üzerine bunları geçerli sayıyorsunuz. Kendinizi nasıl parlamentodan üstün görüyorsunuz. Maç yapılırken kural değişmez. YSK maçın ortasında kuralları değiştiriyor. YSK bu referanduma gölge düşürmüştür.” diye konuştu.

Bahçeli: Şükranlarımı sunuyorum

MHP Genel Başkanı Bahçeli, halk oylaması sonucuna ilişkin, “Aziz milletimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesine hür iradesiyle onay vermiştir. İnkarı imkansız bir kazanımdır ” dedi.

Bahçeli sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sandıktan evet oyunun çıkması için mücadele veren Sayın Cumhurbaşkanı’na, Sayın Başbakan’a, iktidar partisi AKP’ye ve elbette bekamız için evet mührünü vuran Türk milletine şükranlarımı sunuyorum.”

(Yeşil Gazete)

Kömür müzesinin enerji ihtiyacı için güneş tercihi

ABD’de Kentucky eyaletinde bulunan Benham’da faaliyet gösteren Kömür Müzesi enerji ihtiyacını güneşten karşılamaya karar verdi.

Müze yönetimi, kararının tesisin eyalette en çok enerji haracayan mekanlardan biri olduğu için böyle bir tasarruf tedbiri aldıklarını söyledi.

1917 yılında ABD Çelik’in alt kuruluşu olan  US Coal & Coke dünyanın en büyük kömür  maden komplekslerinden birini kurdu. Tesis 1970’lerin sonlarına kadar faaliyet gösterdi. 1990’lı yılllarda başlayan restorasyon faaliyetlerinin ardından  müze 1994 yılında açıldı.

Benham’ın eski belediye başkanı 85 yaşındaki Wanda Humphrey madenlerin aktif olduğu dönemde kasaba nüfusunun 3 bine kadar ulaştığını söyledi. Başkan ayrıca 1990’larda artık kimse madenlerde çalışmak istemediği için nüfus binlere kadar düştüğünü de sözlerine ekledi. Benham’da bugün yaklaşık 500 kişi yaşıyor.  Müzenin hem eyalet için bir gelir kanağı yaratabilmesi için hem de yerel halkı  kömürden doğalgaza geçiş konusunda bilinçlendirebilmek için açıldığı belirtiliyor

 

(Gazete Duvar)

‘Demokratlar için acı bir gün’: Güçler ayrılığına saygı duymayan Türkiye’nin AB’ye tam üye olamayacağı çok açık!

Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri, referandum sonuçlarının ardından açıklama yaptı.

Kati Piri, referandumda oylanan anayasa paketinin olduğu gibi uygulanmasının, Türkiye’nin AB’yle katılım müzakerelerinin sona ermesine yol açabileceğini belirtti.

Piri, “Adil olmayan seçim ortamında, Türk nüfusunun küçük bir çoğunluğu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a denetlenemeyen güçler verecek anayasa paketini kabul etti. Bu, Türkiye’deki tüm demokratlar için acı bir gün. Güçler ayrılığına saygı duymayan, denge ve denetleme mekanizmaları olmayan anayasaya sahip bir ülkenin AB’ye tam üye olamayacağı çok açık.” dedi.

“Türk liderliği bundan sonraki adımı dikkatlice düşünmelidir”

Avrupa Konseyi, Türkiye referandumu sonuçlarına yanıt olarak şu ifadeyi yayınladı:

”Türk seçmenler anayasa referandumu değişiklikleriyle ilgili oy kullandı. Türk liderliği, birbirine yakın çıkan sonuçları göz önünde bulundurarak sonraki adımları dikkatlice düşünmelidir. Yargı bağımsızlığının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan hukuk devleti ilkelerine uygun olarak güvence altına alınması son derece önemlidir. Türkiye’nin tam üyesi olduğu Avrupa Konseyi, ülkeyi bu süreçte destekleyecektir.”

YSK’nın referandum sürerken verdiği karar tartışılıyor, peki kanun ne diyor?

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), anayasa değişikliklerine ilişkin referandumda oy sayımına geçilirken son anda tartışılan bir karar duyurusu yaptı.

“Duyuru” başlığı altında YSK’nın internet sitesinde de yayımlanan açıklamada, kurulun aldığı karar, “Bazı sandık kurullarının seçmene oy pusulası ve zarflarını sandık kurulu mührüyle mühürlemeden verdikleri yolundaki yoğun şikayetler üzerine bugün toplanan Yüksek Seçim Kurulu sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulası ve zarfların dışarıdan getirilerek kullanıldığı kanıtlanmadıkça geçerli sayılmasına karar vermiştir. Sayım döküm işleminin buna göre yapılması gerekmektedir. Kamuoyuna, il ve ilçe seçim kurullarımıza, sandık kurullarına ve siyasi partilere duyurulur” ifadeleriyle duyuruldu.

Referandumda kullanılan evet ve hayır oylarının birbirine çok yakın olmasının da büyüttüğü tartışmada gözler YSK’nın aldığı kararın 198 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’a uygunluğuna çevirdi.

YSK’nın, 198 Sayılı Kanun’un “geçerli olmayan oy pusulalarına” ilişkin 101. maddesi ile “mühürlü zarf” koşulunu düzenleyen 77. ve 98. maddelerini ihlal ettiği görüşü dile getirildi.

Yasanın 77. maddesinde, zarfların ilçe seçim kurulu ve sandık kuruluna ait iki mühür taşımasını düzenleniyor.

98. maddede, çift mühürlü zarflara vurgu yapılıyor.

Geçerli olmayan oy pusulalarını düzenleyen 101. maddede de, “arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan ” oy pusulalarının geçerli olmayacağını hükme bağlanıyor.

YSK’nın son anda geçerli olacağını duyurduğu mühürlü zarflar ve oy pusulalarına ilişkin 198 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 77, 98 ve 103. maddeleri, madde başlıklarıyla birlikte aynen şöyle:

Sandığın, Birleşik Oy Pusulalarının ve Zarfların Kurulca Mühürlenmesi

MADDE 77 – (Değişik: 2234 – 17.5.1979) Sandık kurulu, başkanı, oy verme işlerine başlamadan önce, sandığın boş olduğunu hazır bulunan sandık kurulu üyeleri ile müşahitler önünde tespit ederek sandığı kapatır, mühür bozulmadan açılamayacak şekilde sandık mühürü ile mühürler.

Birleşik oy pusulası kullanılan seçimlerde, (Katlanıp zamklı kenarı yapıştırılarak kapatılmak suretiyle zarf haline getirilen birleşik oy pusulaları) bu Kanunda (zarf) deyimi geçen hallerde zarf olarak kabul edilir.

Şu kadar ki, zarflar için öngörülen çift mühür bulunmasına ilişkin hükümler birleşik oy pusalalarına uygulanmaz.

Sandık kurulu, and içme, sandığı yerleştirme, kapalı oy verme yerini düzenleme işlerini bitirdikten sonra, hazır bulunanlar önünde, birleşik oy pusulalarını sayar, her birinin üzerine, sandık kurulu mühürünü basar, böylece üzerinde sandık kurulunun mühürü bulunan birleşik oy pusulalarının sayısını tesbit eder. Birleşik oy pusu

lası kullanılmayan seçimlerde, ilçe seçim kurulu başkanından teslim alınan ve ilçe seçim kurulu başkanlığı mühürünü taşıyan özel zarfları sayar, her birinin üzerine sandık kurulu mühürünü basar, böylece üzerinde biri ilçe seçim kurulunun, diğer sandık kurulunun mühürleri bulunan çift mühürlü özel zarfların sayısını tespit eder.

Sandık kurulu, bu madde gereğince yaptığı işlemleri tutanak defterine geçirip imzalar.

Sandığın Açılması ve Zarfların Sayımı

Madde 98 – (Değişik: 8/4/2010-5980/19 md.) Sandık, yukarıdaki maddelerde belirtilen iş ve işlemler tamamlandıktan sonra, oy verme yerinde hazır bulunanların gözü önünde, sandık kurulu başkanı tarafından açılır.

Sandıktan çıkan zarflar, sandık kurulu başkanı tarafından yüksek sesle iki defa sayılır.

İki sayım arasında fark olursa, üçüncü sayım yapılarak sonucuna göre işlem yapılır ve o seçimde kullanılan toplam zarf sayısı tespit edilir.

Tespit edilen zarf sayısı, o seçim türüne ait özel tutanağın ilgili yerine işlenir. Bütün zarflar sayıldıktan sonra, geçerli olup olmaması yönünden kontrol edilir.

Sandık kurulunca verilen biçim ve renkte olmayan, üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan, tamamı yırtılmış olan, üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü dışında herhangi bir mühür, imza, yazı, parmak izi veya herhangi bir işaret bulunan zarflar geçersiz sayılır. Ancak, zarfın üzerinde, herhangi bir şekilde leke veya çizik olsa bile, bunun özel işaret koymak amacıyla yapıldığının kesin olarak anlaşılamaması halinde, bu zarflar geçerli sayılır.

İtiraza uğrayan zarflar ile itiraza uğramadan geçersiz sayılan zarflar, başkan tarafından bir kenara ayrılır. Sandık kurulu, bütün zarflar kontrol edildikten sonra, itiraza uğrayan zarfları inceleyerek, geçerli veya geçersiz sayılması yönünde kararını verir. Bundan sonra, o sandıktan çıkan geçerli ve geçersiz oy zarflarının toplam sayısı ayrı ayrı o seçim türüne ait özel tutanağın ilgili yerine işlenir.

Geçersiz zarflar paketlenir ve paketin üzeri mühürlenerek zarf sayısı yazılır. Bu zarflar saklanır ve kesinlikle açılmaz.

Bu işlemler yapıldıktan sonra, o sandıktan çıkan geçerli ve geçersiz zarfların toplam sayısı ile o seçim türü için oy kullanan seçmen sayısı karşılaştırılır.

Zarf sayısı, o seçim türü için oy kullanan seçmen sayısına eşit veya eksik ise başkaca bir işlem yapılmaz.

Zarf sayısı oy kullanan seçmen sayısından fazla ise eşitliği sağlamak için önce geçersiz zarf sayısı düşülür. Geçersiz zarf sayısının düşülmesi halinde de eşitlik sağlanamıyorsa, sandık kurulu başkanı geçerli zarflar arasından, eşitliği sağlayacak sayıda zarfı gelişigüzel çeker ve bu zarflar açılmadan derhal yakılarak imha edilir. İmha edilen zarf sayısı tutanağa yazılır.

Yukarıda belirtilen işlemler bittikten sonra, geçerli oy zarfları sandığın içine tekrar konularak sayıma geçilir.

Bütün bu işlemler ayrıca tutanak defterine geçirilerek, sandık kurulu başkan ve üyeleri tarafından imzalanır ve mühürlenir. Sandıklar, bütün seçimlere ait sayım ve döküm işlemleri bitinceye kadar oy verme yerinden çıkarılamaz.

Geçerli Olmayan Oy Pusulaları

Madde 101 – (Değişik: 8/4/2010-5980/21 md.) Aşağıda yazılı;

1. Sandık kurulunca verilen ve o seçim için düzenlenmiş biçim ve renkte olmayan,

2. Arkasında “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranı bulunmayan,

3. Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan,

4. Hiçbir yerine “EVET” mührü basılmamış olan,

5. Siyasi partilere veya bağımsız adaylara ayrılan alanlardan birden fazlasına “EVET” mührü basılmış olan,

6. Birden fazla siyasi partiye veya bağımsız adaya ayrılan alana taşmış “EVET” mührü bulunan,

7. Sandığın ait olduğu seçim çevresinden başka bir seçim çevresi için düzenlenmiş olan,

8. Bütünlüğü bozulacak şekilde yırtılmış veya koparılmış olan,

9. Üzerine “EVET” mührü dışında veya “EVET” mührü yerine herhangi bir özel işaret, herhangi bir isim, imza kaşesi, mühür veya parmak izi basılmış olan,

10. Üzerinde yer alan siyasi partilere veya bağımsız adaylara ait bölümleri belirgin bir şekilde ve özel olarak karalanmış, çizilmiş veya işaretlenmiş olan,

11. Üzerinde yer alan matbu yazıların ve şekillerin dışında yazılar veya harfler veya sayılar yazılmış veya şekiller çizilmiş olan, birleşik oy pusulaları geçerli değildir.

Ancak aşağıdaki haller oy pusulalarını geçersiz kılmaz:

1. Zarfların açılması veya oyların okunması sırasında yırtılması.

2. Bütünlüğü bozulmaksızın bir kısmının kazaen yırtılması.

3. Herhangi bir şekilde lekelenmiş olup da bunun özel olarak işaret koymak amacıyla yapıldığının anlaşılamaması.

4. Birleşik oy pusulasının katlanarak zarfa konulması sebebiyle “EVET” mührü ile oy pusulasının arkasına basılan sandık kurulu mühür izinin oy pusulasının diğer kısımlarına geçmesi.

5. Bir siyasi parti veya bağımsız aday alanına basılan “EVET” mührünün sadece iki parti alanını ayıran çift çizgili bölgeye taşmış olması.

6. Başka bir siyasi partinin veya bağımsız adayın alanına taşmamak kaydıyla, bir siyasi partinin alanına birden çok “EVET” mührü basılması. Bir zarfta birden fazla oy pusulası kullanılan seçimlerde, zarftan çıkan oy pusulalarından bir seçim türüne ait olanının geçersiz olması, diğerlerinin geçersiz sayılmasını gerektirmez. Muhtarlık seçimlerinde, bu maddede belirtilen geçersizlik sebeplerinin dışında oy pusulalarının hangi sebeplerle geçersiz sayılacağı Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir.

“YSK, maç sürerken kural değiştirdi”

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyelerinden idare hukuku doçenti Kerem Altıparmak, YSK’nın kararını eleştirirken, Twitter’daki hesabından şu mesajı paylaştı:

“YSK kararı maç devam ederken 9 kusurlu hareketi 6ya indiren futbol hakemine benzetilebilir sanırım. Ceza alanında elle oynamak serbest.”

“Mühürsüz pusula ve zarflar daha önceki seçimlerde de onlarca kere geçerli sayıldı”

Yüksek Seçim Kurumu (YSK) Başkanı Sadi Güven, tartışma yaratan kararlarla ilgili açıklamalarda bulundu. Güven, mühürsüz pusula ve zarfların seçmen kusurundan değil, sandık kurullarının ihmalinden kaynakladığını belirtirken, “mühürsüz pusula ve zarfların, 1990, 1994 ve 2004 yılları da dahil olmak üzere daha önceki seçimlerde de onlarca kere geçerli sayıldığını” açıkladı.
Hatanın siyasi parti temsilcilerinden oluşan sandık kurullarından kaynakladığını belirten Güven, bu nedenle seçmenlerin anayasal oy verme hakkını engellemiş olmamak için mühürsüz zarf ve oy pusulalarını geçerli sayıldığını vurguladı.
Güven, saat 23:30 sıralarında karşısına karşısına çıktığı gazetecilerin “Karar yasağa uygun mu” sorusunu yanıtsız bırakarak basın toplatısı düzenlediği salondan ayrıldı.

(T24)

Times: Erdoğan’ın zaferi geride ‘bölünmüş bir Türkiye’ bıraktı

İngiliz Times gazetesi, anayasa değişikliği referandumuna geniş yer ayırdığı haberinde “Erdoğan’ın zaferinin bölünmüş bir Türkiye geride bıraktığını” yazdı.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre The Times’ın İstanbul muhabiri Hannah Lucinda Smith’in haberinde, Erdoğan’ın “bıçak sırtı” bir referandum süreci sonrası zafer ilan ettiği ancak oylamaların yeniden sayılması yönündeki çağrılar düşünüldüğünde, sonuçların toplumda ayrışmayı derinleştirebileceği belirtildi.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) mühürsüz oyların geçerli sayılması yönündeki kararı muhalefet kanadında tepkilere neden olmuştu. CHP ve HDP oyların yaklaşık üçte ikisinin yeniden sayılmasını istemişti.

Haberde, “Muhalifler Türk liderin zaferinin, modern Türkiye’nin babası Mustafa Kemal Atatürk’ün mirası için ölüm çanları anlamına geleceğinden korkuyor” ifadeleri yer aldı.

‘Erdoğan ikinci Fatih Sultan Mehmet’

Times muhabiri, Erdoğan’ın büyüdüğü İstanbul’un Kasımpaşa ilçesindeki referandum sonrası kutlamalara ilişkin izlenimlerine de yer verdi:

“Sonuçlar gelirken, Erdoğan’ın halen kahraman olarak görüldüğü Kasımpaşa’da bir kahvehanede erkekler toplanmış. Sürücüler arabalarına astıkları ve Erdoğan’ın portresinin olduğu bayraklarıyla korna çalıyor.

“Adını vermek istemeyen yaşlı bir adam cebinden bir fotoğraf çıkararak, ‘Bu kim biliyor musun?’ diye soruyor. Fotoğraf 1453’te İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’e ait. Arkasını çevirdiğindeyse Erdoğan’ın fotoğrafı var. Erdoğan için ‘O ikinci Sultan Mehmet’ diyor.”

Times’ın haberi, bu görüşün tam da muhaliflerin vurguladığı korkularının temelinde olduğuna dikkat çekiyor.

Üsküdar’da yüzde 53 hayır oyu ‘sembolik bir darbe’

Öte yandan, Erdoğan’ın kazandığı zafere rağmen seçmen tabanında “utanç verici terslikler” yaşadığı da vurgulandı.

İstanbul’da çoğunluğu muhafazakarların oluşturduğu Üsküdar’da seçmenlerin yüzde 53’ünün ‘Hayır’ oyu verdiği ve bunun “büyük bir sembolik darbe” olduğuna dikkat çekildi.

Yazıda referandumda ‘Evet’ diyenlerin ‘istikrar’ ve ‘güvenlik’ endişelerine de yer verildi.

‘Ne siyasi ne ekonomik istikrar gelir’

Times’a konuşan bir tekstil işçisi, “Ekonomi çok kötüye gidiyor, benim korkum o. Artık koalisyonlar olmayacak ve siyasi istikrar olacak. Ayrıca biz Müslümanız. Ülkeyi daha İslamik yapma çabasına da katılıyorum” dedi.

Hayır oyu destekçileri referandumu tencere ve tava çalarak protesto ediyor

İngiliz ordusunun tarih ve çatışma araştırmaları biriminden siyaset bilimci Ziya Meral’in ise şu ifadelerine yer verildi:

“‘Evet’ oyu ne siyasi ne de ekonomik istikrar getirecek. Güvenlik ve savunma alanlarındaki zorluklar için de istikrarı sağlamayacak.”

Hannah Lucinda Smith’in analiz yazısında ise, Erdoğan’ın 2.6 puanlık farkla yakaladığı zaferin “‘Yeni Türkiye’sini kurmak için yeterli olduğu” belirtildi.

Öte yandan, oyların yeniden sayılması durumunda ülkede “şiddetli protestolar olabileceği” kaydedildi.

Yazıda ayrıca, Türkiye’nin özellikle referandum kampanyaları sırasında Avrupa ülkeleri ile yaşadığı diplomatik krizler hatırlatılarak, “Türkiye bir zamanlar parçası olmayı arzu ettiği Batı’ya yüzünü daha da çevirecek” denildi.

 

(BBC Türkçe)

16 Nisan: Nereden baksan tuhaf, nereden baksan tartışmalı – Yetvart Danzikyan

Yetvart Danzikyan’ın yazısı artigercek.com sitesinden alındı

Televizyonlara bakılırsa Türkiye’deki rejimi köklü biçimde değiştiren ve tüm yetkileri tek bir kişiye bağlayan Anayasa değişikliği teklifi, % 51 civarında evet oranıyla halktan kabul görmüş durumda. Hemen eklemek gerekir ki bu sonuçlar AKP’nin yayın organı durumumdaki Anadolu Ajansı’nın televizyonlara akıttığı bilgidir. Kesin sonuçlar henüz açıklanmadı. Üstelik YSK’nın “Mühürsüz oy zarfları da geçerli sayılacaktır” kararı zaten gün içinde büyük tepki yarattı ve CHP de 2,5 milyona yakın geçersiz sayılması gereken oyun kabul edildiğini öne sürerek seçim sonuçlarını tartışmalı ilan etmiş durumda. HDP de sonuçlara itiraz etmeye hazırlanıyor. Bu açıdan öyle görünüyor ki bu sonuçları öncelikle meşruiyet anlamında tartışacağız çünkü YSK’nın tutumu ve bu tür açıklamalar sonuçları zaten tartışmalı kılıyor.

Ancak bu tartışmaları şimdilik bir kenara ayırıp bu sonuçların doğru olduğunu kabul ettiğimizde bile: sonuçlar yine de tartışmalıdır.

Öncelikle: Devletin, kamunun tüm imkanlarını kullanan, medyadaki sürenin çok büyük bir kısmını kendine ayıran, TRT’yi kendi kanalı haline getiren AKP yüzde 51,36 gibi çok az bir farkla bu halkoylamasını kazanmış görünüyor. Bu açıdan sonuçlar gayet tartışmalı görünmektedir ve tartışılmalıdır.

Ayrıca: MHP’yi yanına alarak girdi bu seçimlere AKP. Son seçim olarak sayabileceğimiz 1 Kasım 2015 seçimlerinde AKP % 49,50 oy almış iken MHP %11,90 oranında oy almıştı. 16 Nisan sonuçlarına baktığımızda MHP tabanının çok büyük bölümünün hatta neredeyse tamamının genel merkezin tercihinin dışında oy kullandığını görmekteyiz. Yani önümüzdeki dönemde MHP açısından tartışılacak çok şey var ve bu halkoylamasının nasıl parlamentodan geçip önümüze getirildiğini hatırladığımızda da yine tartışılacak çok şey var.

Daha da önemlisi: İlk kez üç büyük ilin üçü birden AKP’nin tercihi dışında oy kullandı. İstanbul, Ankara ve İzmir “Hayır” dedi. Buna Adana, Balıkesir, Manisa gibi 1 Kasım’da ve geleneksel olarak AKP ile MHP’nin önemli bir güç oluşturduğu illeri de eklemeliyiz. Bu ciddi bir kırılmadır ve AKP’nin, daha doğrusu Erdoğan’ın hegemonyasının artık eskisi gibi olmadığını göstermektedir. Bunda elbette MHP tabanının tercihini de hesaba katmalıyız. Ayrıca elimizde net bir veri olmasa da AKP tabanında da bu teklifin “tamamen” kabul edilmediğini söylemek de mümkün hale geliyor, büyük şehirlerdeki sonuçlara bakınca. (Şu notu da ekleyelim mesela: Konya’da Evet oyu %72,88. 1 Kasım 2015’te AKP’nin oyu % 74,52; MHP’nin oyu % %11,40 idi. Buna karşılık, 1 Kasım’da CHP’nin Konya’daki oyu %9,17, 16 Nisan’da ise Hayır oyu %27,12)

En az bunun kadar önemlisi: Kürt illerinden AKP’ye beklenen destek çıkmamıştır. Yani “Seçmen HDP’yi terketti” analizlerinin geçerli olmadığı ortaya çıkmıştır. Yine de Diyarbakır, Mardin, Van, Şırnak, Batman, Hakkari gibi illerde 1 Kasım’daki HDP oyları ile karşılaştırıldığında az da olsa bir düşüş olduğu gözlenmekte.Eş başkan ve vekillerin hapiste olmasıyla bu durumun bir ilgisinin olabileceğini ve gerçek anlamda mitingiler yapılamadığını hesaba katmakta fayda var. Ve son iki yıl boyunca bölgedeki demografiyi değiştirmek için de ciddi bir çaba yürütüldü iktidar tarafından. Ancak yine de bu nispi düşüşü not etmekte fayda var.

Ama en önemlisi: Erdoğan böylesi kritik bir Anayasa değişikliği için Türkiye’yi ikna edememiş görünmekte. Halkoyuna sunulan teklif, şu ya da bu kişinin siyasi yasaklarının kalkması, HSYK’nın yapısının değişmesi gibi bir teklif değil. Türkiye’deki rejim değişiyor, parlamento gidiyor yerine tek yetkili bir kişi geliyor. Böylesi bir değişiklik için yüzde 51 oy belki teknik olarak yeterlidir ancak siyasi olarak yeterli değildir. Üstelik bunu herhangi bir usulsüzlük olmadığı senaryoda söylüyoruz. Bu çapta bir değişikliğin halktan çok daha geniş oranda destek görmesi gerektiği açıktır. Evet ben de biliyorum bunlar biraz spekülatif fikirler, mesela yüzde kaç olsa meşru olacaktır, yüzde 70 mi, ve bu oranı kim belirleyecek mesela? Evet bunlar meşru sorulardır ancak ortada bir de gerçek var: Halkın yarısı bu değişikliğe karşı. AKP’ye düşen, bu teklifi geri çekmek ve eğer çok istiyorsa tadil edip tekrar parlamentoya sunmaktır. 2019’a kadar bu gerilim içinde yaşamak zor olur. Kaldı ki Avrupa Birliği’nden sıcağı sıcağına gelen tepkiler de hayli sert. Anayasa’nın bu şekilde değişmesi durumunda ilişkilerin daha da kötüleşeceğini öngörmek zor değil. Bunun başta ekonomi olmak üzere her alanda yansımaları olacaktır.

Bunlar bardağın dolu tarafları. Ancak biraz da boş yanına bakalım. Böylesine gereksiz ve anlamsız bir Anayasa değişikliği teklifinin dahi toplumun yüzde 50 küsuru tarafından kabul görmesi hala nasıl  oy destekli bir otoriter rejim içinde yaşadığımızı göstermekte. Dikkat çekmek gerekir ki bu referandum, OHAL’in toplumun geniş bir kesimini mağdur ettiği, insanların sorgusuz sualsiz işlerinden, memuriyetlerinden edildiği, gazetelerin, televizyonların kapatıldığı, gazetecilerin hapse atıldığı, muhaliflerin ağır bir baskı altında yaşadığı bir ortamda yapıldı. Yani bu kadar geniş çaplı bir baskı rejiminin toplumun yarısının onayını aldığını da bilmek gerekiyor. Üstelik ekonominin hiç de iyiye gitmediği bir ortamdan bahsediyoruz. Yani bu baskı rejiminin, otoriter rejimin ne yazık ki hala bir tabanı var. Bu da önümüzdeki dönemin başlıca meselelerinden biri olmaya devam edecek belli ki..

Yetvart Danzikyan – Artı Gerçek

Hayır kazandı, şimdi yarınlara bakalım – Oya Baydar

Oya Baydar’ın yazısı t24.com.tr sitesinden alındı

Başlığa bakıp da kesin sonuçlar gelmeden yazıya oturduğumu sanmayın. Şu anda durum: yaklaşık yüzde 51 evet, yüzde 49 hayır. Pek ummuyorum ama YSK -yüzünde gözü varsa ve ar damarı çatlamamışsa- fotoğrafla, zabıtla, ses kaydıyla sabit olan tartışma götürmez seçim hilelerine/ rezilliklerine yapılan itirazların bir bölümünü bile kabul etse, sonuç tam tersine dönecek. Referandum öncesinde, gözlerimizin önünde yaşanan eşitsizlikten, adaletsizlikten, baskı ve yıldırma operasyonlarından söz etmeye gerek yok. Bütün bunlara rağmen, bu “sözde” anayasa referandumunda ilk resmî açıklamalara göre şimdilik evet’ler kıl payı önde görünüyor olsa da hayır diyenler gerçekte kıl payı çoğunlukta.

Kıl payı ile anayasa olur mu?

Daha önce de söylendi, yazıldı: Nasıl yönetileceğiz, yurttaşlar olarak haklarımız ve ödevlerimiz ne olacak, sorularına verilmiş bir cevap olan anayasalar, mümkün olan en geniş toplum kesimlerinin ortak paydalarını gözeten uzlaşma metinleridir. Bu yüzden anayasa değişiklikleri parlamentolarda en az üçte bir çoğunlukla kabul edilir. Dünkü referandumda oyladığımız anayasa değişiklikleri ise, bir Zat-ı muhterem’in tek adamlık dayatmasını meşrulaştırmaya yönelik, çevresindeki üç beş kişi tarafından kotarılmış, topluma tüm iktidar olanakları ve baskıyla dayatılmış bir metinden ibarettir.

İster evet ister hayır çıksın sandıktan, kıl payı farkla, yüzde 51’e 49’la kabul edilen bir anayasanın meşruiyeti tartışmalıdır. Tartışmalı olmakla da kalmaz tehlikelidir. Çünkü bu azınlık anayasasına  dayanarak hükmetmeye kalkışanlar, halkın yarısını karşılarında bulacaklar, ister istemez daha fazla şiddet ve baskı uygulamak, despotlaşmak zorunda kalacaklardır.
Milletin yarısının başkanı olmanın dayanılmaz ağırlığı

Eğer haklı itirazlar gözardı edilir de sonuçlar değişmezse, bu “sözde” anayasa değişiklikleri yürürlüğe girerse, acırım Başkan olacak Tayyip Bey’in haline. Yerinde olmak, bu zül’ü, bu vebali taşımak istemezdim. Düşünsenize milletin en az yarısı sizi istemiyor, bir bölümü de korkusundan sesini çıkaramıyor. Bu öyle bir ağırlıktır ki, altından kalkabilmek, yerinizi koruyabilmek ve de varlığınızı güvenceye alabilmek için ister istemez şimdiki OHAL koşullarından da ağır baskılara, devlet şiddetine başvurmak zorunda kalırsınız. Milletin yarısının, hatta yarısından azının başkanı olmak ve tümüne hükmetmeye çalışmak sizi ister istemez, farkında bile olmadan bazen, diktatörlüğe götürür.

Bölücülük tam da budur işte

Eş dost bilir. Referandum konusunun ortaya atıldığı günden itibaren, bu sürecin zaten cepheleştirilmiş toplumumuzda tam bir bölünme yaratacağını söyleyip duruyorum. Ve işte toplum, referandum sonuçlarıyla bir kez daha karpuz gibi ortasından bölündü.

Oysa toplumun karşıt görünen farklı kesimlerini ortak çıkar ve yararlar etrafında birleştirmek, normalleşmeyi sağlayacak bir toplum sözleşmesi yapmak mümkündü. Referandumda hayır’da birleşenler, -her birinin hayır’ı farklı da olsa- bir noktada buluşmayı başardılar. Erdoğan ve çevresi de  milletin birliğini, vatanın bütünlüğünü gerçekten isteselerdi, bu referandum macerasına girmez, birliği bütünlüğü muhataplarıyla birlikte oluşturabilirlerdi.

Bölücülük diye kafa ütülenen, şeytan görmüşe dönülen konu, Kürtlerin ayrılma talepleri falan değil (ki altını çizerek söylüyorum, küçük bir azınlık dışında böyle bir talep yok, Kürtler ortak vatanda eşit yurttaşlar olarak, kendi kimlikleriyle yaşamak istiyorlar) tam da bu referandumla amaçlanan ve sağlanan şeydir. Toplum bilerek, isteyerek, kışkırtılarak ortasından bölünmüştür.Önümüzdeki günlerde bu bölünmenin bizzat Başkan Erdoğan tarafından körükleneceğini; evetçilerin, hayır cephesine karşı sert saldırılarına maruz kalacağımızı da şimdiden söyleyeyim.

Bugün 17 Nisan

16 Nisan’ı geride bıraktık, bugün 17 Nisan, yeni bir başlangıç. Hiç gecikmeden, sallanmadan, o sağcı bu solcu, o laik bu dindar, o Türk bu Kürt demeden, faşizme, otoritarizme, tek adam keyfiliğine, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı demokrasi cephesini örme zamanıdır.

Ne cebime öksürmek ne de gaz vermek için söylüyorum: Biz kazandık, hayır diyenler kazandı. Bunu onlar da çok iyi biliyorlar. Şimdi önümüzde zorlu bir demokratik mücadele yolu uzanıyor. O yolda ne kadar kalabalık ve kararlı yürüyebilirsek o kadar çabuk kazanırız.

İlk adımın, bu ülke insanlarının ortaklık belgesi olacak gerçek bir anayasa hazırlığından geçtiğini düşünüyorum. Hemen başlayalım.

Oya Baydar – t24.com.tr