Ana Sayfa Blog Sayfa 3110

Hamburg’ta G20 sırasında spontane gösteriler yasaklandı

Hamburg İdare Mahkemesi G20 Zirvesi sırasında kentte spontane gösteriler düzenlenmesini yasakladı.

Almanya 7-8 Temmuz tarihlerinde Hamburg’ta yapılacak G20 Zirvesi’ne hazırlanıyor. Zirveye gelişmiş ve gelişmekte olan 19 ülkenin devlet ve hükümet başkanları ile AB liderlerinin katılacak olması sebebiyle güvenlik önlemleri had safhaya çıkarıldı. Hamburg İdare Mahkemesi bugün zirvenin yapılacağı Hamburg’ta kent içinde spontane gösteriler düzenlenmesini yasakladı. Mahkeme kamuoyunun yararı, G20 Zirvesi’nin planlandığı gibi düzenlenmesi ve sona ermesi, zirve katılımcıları, polis ve olaylarla ilgisi bulunmayan üçüncü şahısların sağlığı ve yaşamının korunmasının öncelikli olduğunu belirtti.

Polis zirve sırasında çok sayıda gösteri düzenlenmesini bekliyor. Küreselleşme karşıtlarının yanı sıra aşırı solcu gruplar da gösteriler yapmayı planlıyor.

Alternatif zirve başladı

G20 Zirvesi’nden önce iki günlük, “Küresel Dayanışma Zirvesi” başladı. Zirvenin açılışında konuşan Alternatif Nobel Ödülü sahibi Vandana Shiva, küreselleşmeyi ve G20 ülkeleri devlet ve hükümet başkanlarının rolünü eleştirdi.

Hamburg’taki Kültür Fabrikası Kampnagel’da başlayan zirvede biraraya gelen küreselleşme karşıtları G20 devlet ve hükümet başkanlarına “Uluslararası sermayenin çanta taşıyıcıları” suçlamasında bulundu. Alternatif zirvede zengin ve yoksullar arasında büyüyen uçurum, uluslararası şirketlerin gücü, giderek artan baskı ve doğal kaynakların yok edilmesi gibi gelişmelerden duyulan rahatsızlık dile getirildi.

Alternatif zirvenin organizatörlerine göre G20 Zirvesi dünyanın iklim değişimi, savaşlar ya da açlık gibi büyük sorunlarını çözebilecek durumda değil.

Alternatif zirvede 17 podyum tartışması ve 75 çalışma grubunda alternatif çözüm önerileri tartışılacak ve hayata geçirilebilecek stratejiler belirlenecek. 20 ülkeden bin 500’den fazla kişinin alternatif zirveye katılması bekleniyor.

Hamburg’ta Küresel Dayanışma Zirvesi’nin yanı sıra Civil20 adlı, Oxfam, ONE gibi uluslarlarası sivil toplum kuruluşlarının katıldığı bir zirve de düzenlendi. Bu yıl bu zirve 18-19 Haziran tarihlerinde Hamburg’ta yapıldı. Zirveye 200 sivil toplum kuruluşu katıldı.

 

(DW Türkçe)

İnsan hakları savunucularına Büyükada’da toplantı halindeler iken toplu gözaltı

İnsan hakları savunucularının korunması programı kapsamında toplantılar yapmak üzere Büyükada’da bir otelde kalan Türkiye’nin önde gelen insan hakları otelde bugün gözaltına alındılar. Büyük bir gizlilik içerisinde yürütülen soruşturmada avukatlara ve gözaltına alınanların yakınlarına dahi “kısıtlılık” kararı olduğu gerekçesiyle bilgi verilmedi.

Edinilen bilgiye göre, Türkiye’deki önde gelen insan hakları savunucuları kurumlarının yöneticileri ve üyeleri Büyükada’da insan hakları savunucularının korunması programı kapsamında meslek içi eğtiim toplantısı düzenledi. Toplantılar sürerken insan hakları savunucularının oteline gelen polis bir ihbar olduğu gerekçesiyle toplu gözaltı işlemi uyguladı.

Polis, Yurttaşlık Derneği’nden Nalan Erkem, Kadın Koalisyonu’ndan İlknur Üstün, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser, İnsan Hakları Gündemi Yönetim Kurulu üyesi Veli Acu, İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden Günal Kurşun, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nden Nejat Taştan, Yurttaşlık Derneği’nden Özlem Dalkıran, eski Mazlum Der’li aktivist Şeyhmus Özbekli ile toplantılara moderatörlük yapan Ali Garawi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanların yakınlarına dahi haber verilmezken akşam saatlerinde tesadüfen öğrenilen gözaltı işlemine karşı avukatlara da bilgi verilmedi. Büyükada’da Polis Merkezi’nde tutulan insan hakları savunucularının hangi suç isnadı ile gözaltında tutulduğuna ilişkin dahi bilgi verilmedi.

Gözaltına alınanların ne kadar tutulacağına ilişkin de bilgi verilmedi.

 

(Cumhuriyet)

Kılıçdaroğlu’nun adımları – Ali Duran Topuz

Bu yazı gazeteduvar.com.tr sitesinden alındı

Yürüyor. Ana muhalefet lideri. Yürüyüş, başkentten taşraya. Parlamentonun, hükümetin, kudretli icra makamı cumhurbaşkanlığının olduğu yerden, olmadığı yere, İstanbul’a doğru.

Ana muhalefet partisi, ikinci büyük parti, sistemin iktidar yapısının en önemli ikinci siyasi organizasyon, başkentin dışına niye yürür? Başkenti niye terk eder? Cevabı belli ama tekrarda yarar var: Yürüyüşün kendisi diyor ki, artık siyaseten başkent kalmamıştır. Lafzi olarak hâlâ bir başkent varsa da orada siyaset imkânı kalmamıştır. Siyasetin şimdiye kadarki mimarisi, ana muhalefet partisinin olağan ikametgâhının başkentte olmasını gerektiriyordu, bu gereklilik bitmiştir.

Hatırlatmak gereksiz ama artık bir iktidar partisi bile yoktur, Recep Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanlığını ve iktidar partisi liderliğini şahsında birleştirdi. O hem parti, hem devlettir artık. Geriye kalan kişi ya da heyetler ya omnipotent liderin bürokrasisinde nefer olacaklar ya da sönümlenip gidecekler. Mutlak itaat ya da mutlak ret. Mutlakiyet çağı.

İKİ YÜRÜYÜŞ BİÇİMİ

Malumatfuruşluk olacak, bağışlansın: İki siyasi yürüyüş türü var. Biri genellikle merkeze, ikincisi genellikle merkezin dışına.

Merkezden dışarıya, taşraya doğru olan siyasi yürüyüşler biraz mitik ve biraz da teolojik özellik arz eder: Musa’nın Mısır’dan çıkışı, Muhammed’in Hicret’i, Spartaküs’ün çıkışı, Temuçin’in kabilesinden ayrılışı, 1. (Çelebi) Mehmet’in Niksar dağlarına çekilişi, Gandi ve Mao’nun yürüyüşleri… Bulundukları mekânda, merkezde siyaset imkânı kalmamış, onlar da merkezden çekilmişlerdir. Geri dönmek üzere.

Bunların dışındaki yürüyüşler, özellikle “modern” siyasette bildiklerimiz hep sistemin dışına, kenarına, ötesine sürüklenmişlerin hak talebiyle merkeze yürüyüşleridir: İşçiler yürüdü. Kadınlar yürüdü. Sömürgeler yürüdü. Amerika’da siyahlar, Kızılderililer yürüdü. LGBTİ yürüdü. Savaş karşıtları yürüdü… Hepsinde bir “hak” arayışı, bir “adalet” talebi vardı elbette, fakat hiçbiri “siyasal sistemin olağan mekanizmaları”na dahil olanların talep dillendirme yolu değildi. Hatta bu yürüyüşler, “ana muhalefet partisi”nin de dahil olduğu sistemin tamamına karşı, tamamının mukim olduğu merkezlere doğru yürüyüşlerdir esasen. Doğrudan merkeze gitmeseler de oraya seslenirler. En ünlüsü Martin Luther King’dir bu tipin.

İSTANBUL: İKTİDAR YOLUNDA BÜYÜK DURAK

İstanbul, siyaseten hem taşra hem merkezdir. Mevcut iktidarın cumhurbaşkanı dahil ana kadrolarının temayüz ettiği yer. Recep Tayyip Erdoğan’ı anlatan bir belgeselin adı da “yürüyüş”lüydü. “Büyük Yürüyüş.” İstanbul, “iktidara yürüme”nin başlangıç noktası Erdoğan ve yoldaşları için.

Ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu, işte iktidarın mukim olduğu Ankara’dan, iktidara yürümek için iyi bir başlangıç noktası olarak görünen İstanbul’a yürüyor. O zaman bir çıkış, bir hicret ile bir meydan okuma birbirine eklemli demektir. O zaman, bu yürüyüşün İstanbul’a ulaşması demek, yeniden Ankara’ya doğru bir yürüyüşün başlayacağı fikrini ve umudunu içermesi demek. Esasen, Ahmet Taşgetiren’in Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşüne gösterdiği dikkat, sembolleri iyi okuyan bir İslamcı ideolog ve teolog olmasının olağan bir sonucuydu.

Eğer Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü birinci tipten değil de, sadece tanımlı bir haksızlığın giderilmesi, bir tekil “hak arayışı” yürüyüşüyse aradığı hakkın ihlalini getiren sistemin bir parçası olmanın yükü ayaklarına dolanacaktır.

YARGININ YERİ VE CELP SİYASETİ

“Yargı sizi çağırabilir” tehdidi, yürüyüşün İstanbul’a ulaşmasından önce bir müdahale olacağını anlatıyor. Bu tehdit aynı zamanda, siyasetin şu anda büründüğü biçimin bir yeniden ifadesi, malumun ilamı: Siyaset artık parlamenter bir faaliyet değil, partisel bir faaliyet değil, kitlesel bir faaliyet değil siyaset artık siyasete özgülenmiş mekanizmaların işlemesiyle yürüyen bir faaliyet değil, siyaset artık idari ve yargısal bir faaliyet: Kanun Hükmünde Kararnameler, cumhurbaşkanının buyrukları ve referandum, evet genellikle tiranlaşma süreçlerine eşlik eden bir siyasi orta oyunu olarak referandum ve idari herhangi bir birimden farkını gösterme ihtiyacı duymayan yargı…

Siyaset yokluğu bu demek zaten: Her siyasal sözü, eylemi, hamleyi yargıyla karşılamak, Charles Taylor’u takip ederek söylersek, üç ihtimalli siyaset oyunundan iki ihtimalli yargı oyununa geçiş demek. Kazanç, kayıp ve uzlaşmadan oluşan siyasal oyun, beraat ya da mahkûmiyet, kazanç ya da kayıptan oluşan yargısal oyuna sıkıştırılırsa, kim hangi niyeti taşırsa taşısın bir tür savaş ortamına işaret eder. Uzlaşma kapısı kapalıdır. Gücü olan oyunu kazanır. Kazanan her şeyi alır, kaybedene “Yargı sizi çağırabilir.” İhzaren celp siyaseti. Tersinden Magna Carta.

Kılıçdaroğlu, iktidarın açtığı siyasa oyunlarında ve kurduğu sahnelerde, dokunulmazlıkların kaldırılmasından Yenikapı’ya varana kadar birçok karar anında muktedir karara katılarak bir çıkış, bir uzlaşma, bir siyasal imkân aradı, sayısız eleştiriyi göze alarak. Bulduğu cevap, siyasetin yokluğu oldu: Beştepe buluşmasında ne derse desin, iktidar için orada çekilen fotoğraf önemli oldu sadece. Yenikapı’da ne derse desin, orada çekilen fotoğraf önemli oldu sadece; genelkurmay başkanı derekesine indirilmiş ana muhalefet lideri. Kendi partisinin içinde de yoğun tartışmalara yol açan dokunulmazlık kararının finali olarak, kendi milletvekili tutuklanınca, başkenti terk etme, başkentten çıkma kararı aldı. Şimdi İstanbul’a varmak üzere.

FİİLİ BİR ÖZELEŞTİRİ

O halde yürüyüşün hem kendisi hem de yönü, CHP’nin bir tür özeleştirisi olarak da görülebilir. Baykalcı çatışmacılık kompleksinden de, iktidara “devlet adamlığı” ekseninde gösterilen uyumculuk kompleksinden de vazgeçildiğini gösteren bir özeleştiri. HDP ve BDP’li siyasilerle birlikte fotoğraf vermeye cesaret etmesi de bu dönüşüm imkan ve arzusunun bir başka enstananesiydi. CHP’nin Kürtlerle ittifak yaptığı dönemlerde ulaştığı oyların anımsanmasına da yol açan kritik bir enstantane.

CHP yürüyüşünün gecikmiş olduğunu söylemek de erken olduğunu söylemek de bize düşmez, tıpkı doğru ya da yanlış olduğunu söylemek gibi; ama şunu söylemek mümkün: Sistem dışına atılan adım, yeniden sistemin çekirdeğine yürüyüş gücünü bulamadığınız taktirde, egemenin mutluluğuna adım olabilir. Elbette yürüyüşçüler bunu düşünmüşlerdir. Sistem dışına atılan adım, yeniden sistem içine dönüş için gerekli enerjiyi, katılımı sağlarsa, mevcut iki ihtimalli oyunda çatışma yoğunlaşacak demektir; yargıya yapılan atfın anlamı bu ve yargı bunu yapacaktır muhakkak. Çünkü yargı artık gerçekten bağımsızdır, hukuk dahil hiçbir şeyle bağlı değildir, Erdoğan hariç.

Yürüyüş, tek tek bireyleri, grupları, toplumları bedenen de ruhen de değiştirme potansiyeline sahip bir edim. Kılıçdaroğlu’nun attığı her adım böyle şu anda. İktidar yanlıları bildik öfke ve alaylarıyla karşılıyorsa da işi, değişim imkanının farkında oldukları kesin. Yoksa öfke ve onun bir biçimi olan alay bu kadar görünür hale gelmezdi.

CHP ve lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Beştepe ve Yenikapı fotoğrafı gibi bir sıradan bir yeni rejimin takdis fotoğrafına dönüşmekle güçlü bir dönüş yürüyüşü hazırlama seçenekleri arasında bir ipin üstünde yürüyor. İktidarın yargısı tetikte. Durumdan gübre çıkaranlar aportta. İstanbul’a az kaldı. Neler yaşanacağını hep beraber göreceğiz.

Ali Duran Topuz – Gazete Duvar

Kilise ve manastırları Diyanet’e veren karar iptal edildi

Mardin’in büyük şehir belediyesi statüsüne alınmasından sonra kurulan Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu, 2014 yılında aldığı ve Süryaniler’e ait çok sayıda kilise ve manastır tahsisini Diyanet İşleri Başkanlığına verilmesini öngören kararını iptal etti.

Aynı komisyonun Pazartesi günü aldığı kararla Diyanet İşleri Başkanlığına yapılan tahsis işlemi iptal edilirken, sorunun kesin çözümü için yasal değişikliğin şart olduğu ve bu değişiklik yapılana kadar şu anki mevcut durumun geçerli olduğu belirtildi.

“Söz konusu mallar vakfa devredilmeli”

Midyat ilçesindeki Mor Gabriel Manastırı Vakfı Başkanı Kuryakos Ergün, böyle bir karar alındığını doğrularken, durumun kendileri açısından çözülmediğini ve söz konusu malların vakfa devrinin yapılması gerektiğini söyledi.

Konunun kamuoyunda tartışılması ve özellikle kilise ve manastırların tahsisinin Diyanet İşleri Başkanlığın’a yapılması üzerinde gelen tepki ve eleştiriler üzerine Mardin Valiliği Devir Tasfiye Paylaştırma Komisyonunun Mor Gabriel Manastırı Vakfı Başkanı Kuryakos Ergün’ün hazır bulunduğu toplantıda, 2014’te alınan karar iptal edildi. Karara göre, manastır ve kiliselerin Diyanet İşleri Başkanlığı’na yapılan tahsisi iptal edilirken, tescilinin halen Hazine’de olduğu belirtildi.

Kararı değerlendiren Mor Gabriel Manastırı Vakfı Başkanı Kuryakos Ergün, tahsis kararının iptal edildiğini ancak tescil kararının halen durduğunu belirterek, Süryani cemaatine ait manastır, kilise ve mezarlık tapularının vakfa verilmesi gerektiğini söyledi. Vakıf Başkanı Ergün, hukuki anlamda verdikleri mücadelenin de süreceğini söyledi.

Mardin Valiliği yetkilileri ise, 2014 yılında yasal mevzuat nedeniyle alınan tahsis kararının iptal edildiğini, tescil kararının iptali için yasal değişiklik gerektiğini, Süryani cemaatine ait yerlerin kullanımının mevcut hali ile devam edeceğini söyledi.

 

(Demokrat Haber)

Yakınında devam eden inşaat nedeni ile Galata Kulesi’nde çatlak riski

Galata Kulesi’nin yakınındaki inşaat nedeniyle kulede çatlak riski olduğu ortaya çıktı. Kuleye çok yakın olan inşaatın tarihi yapıya da zarar vermiş olabileceği düşünülüyor.

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre, Galata Kulesi’ne yaklaşık üç metre mesafede süren inşaat çevredeki binalara hasar verdi.

Evinde derin çatlaklar oluşan tiyatro sanatçısı Gülsen Tuncer’İn dava açmak için başvurduğu bilirkişinin raporunda, inşaatın Tuncer’in evine zarar verdiği ortaya çıktı.

Tiyatro Sanatçısı Gülsen Tuncer evindeki hasarı gösteriyor

Evinde derin çatlaklar oluşan tiyatro sanatçısı Gülsen Tuncer’ın dava açmak için başvurduğu bilirkişinin raporunda, inşaatın Tuncer’in evine zarar verdiği de ortaya çıktı.

Hukuki mücadelelerini sürdüreceklerini belirten Tuncer, “İlgili tüm kurumlara başvurduk. Belediyeler dahil, kimse doğru düzgün ilgilenmedi. Galata Kulesi’nin de tehlikede olduğunu düşünüyorum. Galata Kulesi’nin temelinde çatlaklar olduğu söyleniyordu. Bu sarsıntılar çatlakları büyütmüş olabilir. UNESCO’ya da başvuracağız” dedi.

 

(Cumhuriyet)

Greenpeace’den Enerji Bakanlığı’na: Gölge etme ve Güneşin önündeki engelleri kaldır!

Greenpeace, güneş enerjisinden elektrik üretmesini zorlaştıran bürokratik engellerin ortadan kaldırılması amacıyla “Gölge Etme” sloganı ile Enerji Bakanlığı’na yönelik bir imza kampanyası başlattı.

Türkiye, güneşten yılda 380 milyar kilovatsaat elektrik üretme potansiyeliyle gerçek bir hazineye sahip olduğunun belirtildiği ve bu hazineyi verimli kullanılabilirsek yıl boyunca tükettiğimiz tüm elektriğin güneş enerjisinden karşılanacağını vurgulayan kampanya hakkında Greenpeace İklim ve Enerji Kampanya Sorumlusu Duygu Kutluay’ın kaleme aldığı çağrı metnini paylaşıyoruz.

Gölge Etme: Güneşin önündeki engelleri kaldırın!

“Bugün güneşin doğuşu bizim için bambaşka bir anlam taşıyor.

Bugün, bireylerin güneş enerjisinden elektrik üretmesini zorlaştıran bürokratik engellerin kalkması için yeni bir kampanyaya başlıyoruz!

Türkiye, güneşten yılda 380 milyar kilovatsaat elektrik üretme potansiyeliyle gerçek bir hazineye sahip. Bu hazineyi verimli kullanılabilirsek yıl boyunca tükettiğimiz tüm elektriği güneş enerjisinden sağlayabiliriz. Ama ne yazık ki bu potansiyelin %1’ini bile kullanamıyoruz. Enerjimizi kömür ve nükleer gibi, dünyanın terk etmeye başladığı eski, kirli ve pahalı teknolojilere harcıyoruz.

Güneş panellerinden kişi başına düşen elektrik üretiminde, Türkiye’nin güneşlenme potansiyeline en yakın durumdaki Yunanistan ve İtalya gibi ülkeler bu alanda dünyada ilk beşe girmiş durumda. İlk beşte yer alan diğer ülkeler olan Belçika, Almanya ve Japonya’nın güneşlenme süreleri ise Türkiye’nin çok çok altında.

Bu alanda hak ettiğimiz yerde olmak, enerji bağımsızlığını elde etmiş bir Türkiye yaratmak için enerji politikamızı ve altyapımızı buna göre şekillendirmeliyiz. Bireylerin ihtiyaç duydukları elektriği güneşten üretmesini; bunun için de önlerine konulan bürokratik engellerin kaldırılmasını sağlayarak ilk adımı atmalıyız.

Bu noktada hepimize çok önemli bir görev düşüyor. Haydi; çağrımızı Enerji Bakanlığı’na iletelim. güneşin önündeki engelleri birlikte kaldıralım.”

Kampanyaya bu link üzerinden erişim mümkün.

 

(Yeşil Gazete)

Guinness Rekorlar kitabına, ‘Dünyanın en fazla kez kapatılan haber sitesi’ başvurusu

Erişim engeline en çok maruz kalan sendika.org, Guinness Rekorlar kitabı’na başvurdu. 49 defa kapatılan site haberciliğe sendika50.org adresinde devam ediyor.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından 4 Temmuz 2017 tarihli kararıyla 49. kez sansürlenen Sendika.Org, en çok erişim engeline maruz kalan ve bu sansür uygulamasını en çok aşan site olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na başvurdu.

Sendika.org haberciliğe sendika50.org adresinde devam ediyor.

16 yıldır habercilik yapan Sendika.org haber sitesi 25 Temmuz’da Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) İdari Tedbir kararıyla erişime engellenmişti.

Sitede yayınlanan haberde “ Anayasa’ya aykırı hileli maddelere dayanan erişim engeli uygulaması karşısında sitenin hukuki başvuruları da yanıtsız bırakıldı” denildi.

Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında 17 Ağustos 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) kapatılmıştı. Sansür işlemi bu KHK ile BTK eliyle sürdürüldü.

Önceki rekor da Türkiye’de

Daha önce 48 kez erişime engellenerek bu alandaki rekorun ilk sahibi olan DİHA da ajansın bir bütün olarak kapatılmasının ardından yayın hayatına son verdi.

 

(Bianet)

Mülteciler suç oranını tırmandırıyor efsanesine resmi yanıt: Suriyelilerin şuç oranı yüzde 1,32!

İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı veriler, Suriyeli mültecilerin suça karışma oranlarının bazı haberlerde ve sosyal medyada yansıtılmak istendiği kadar yüksek olmadığını ortaya koydu.

Suriye iç savaşının başlamasından bu yana ‘açık kapı’ politikası uygulayan Türkiye’ye gelen Suriyeli mültecilerin sıklıkla suça karıştıkları, dilencilik yaptıkları iddia ediliyordu.

İçişleri Bakanlığı, son haftalarda artan mülteci karşıtlığı üzerine sitesinden yazılı açıklama yayınladı.

Türkiye’de üç milyonun üzerinde Suriyelinin ‘misafir edildiğini’ dile getiren bakanlık, bazı basın yayın organları ve sosyal medya hesaplarından Suriyelilerle ilgili ‘suçu tırmandırdıklarına yönelik olarak’ servis edilen haber ve yorumların gerçek bağlamından koparılarak kamuoyuna yansıtıldığını aktardı.

Suç oranı yüzde 1,32

Bakanlığın verilerine göre Suriyeli mültecilerin karıştıkları olayların Türkiye’deki toplam asayiş olaylarına oranı 2014-2017 yıllarında yıllık ortalama yüzde 1,32.

Bakanlık bu veriyi de “Bu olayların önemli bir kısmı kendi aralarındaki anlaşmazlıklardan kaynaklanan olaylardır”sözleriyle duyurdu.

Bakanlık, bu yıl Suriyeli mültecilerin karıştıkları suç olaylarında, nüfuslarının artışına rağmen 2016’nın ilk altı ayına göre yüzde 5’lik azalma olduğunu bildirdi.

 

(Diken)

İzmirli gıda toplulukları kendileri üretiyor kendileri tüketiyor

İzmir’deki gıda toplulukları sosyal medya üzerinden oynanan Farmville (Çiftlikköy) oyununa benzer şekilde facebook’tan tanışarak bir araya geliyor. Doğal tarım yapıyor, Facebook’taki gruplarında birbirlerinden sipariş veriyorlar.

Gazete Duvar’dan Oğulcan Bakiler’in haberine göre Urla’daki bir gıda topluluğu, üyelerinden birinin işyeri olan bir atölyede toplanıyor; bir yanda ürün sergisi kurulması için, diğer yanda ürünlerin tartılıp paketlenmesi için bir hazırlık var. Sergiye yalnızca, iki haftada bir yapılan her ürün dağıtımından önce topluluktakilerin birbirlerinden verdikleri siparişler koyuluyor.

Gıda topluluğu üyelerinin oğunun esas mesleği, üreticilik değil… ‘Batı İzmir Topluluk Destekli Tarım Grubu’ (BİTOT) adındaki Facebook grubu onları bir araya getirmiş. Grubun Facebook’ta 800’den fazla üyesi var.

Eğer yeni bir üretici topluluğa katılmak isterse, önce ürün tüm üyeler tarafından pişirilip tadılıyor, ürünün herkes tarafından beğenilmesi gerekiyor. Ürünlerin doğal şekilde üretildiğini de topluluk bilmek istiyor.

Bir yıl önce BİTOT’a katılan Özlem Erkan, “İzmir’deki bir organik pazara gittim, her şey çok pahalıydı, geri döndüm. Burada ise ürünler bize yerel üreticilerden, aracı olmadan geliyor. Bu yüzden fiyatlar da çok makul. Üreticilerden doğal ürünler talep etmek dışında şimdilik doğal tarımın yaygınlaşması için pek fazla bir şey yapamıyoruz, ama BİTOT’un asıl amacı bu” diyor.

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinden emekli olan Prof. Dr. Tayfun Özkaya ise dünyada çok sayıda gıda topluluğu olduğuna dikkat çekiyor:

“Kendi topluluğumuzda bir üreticinin yumurtasını 70 kuruşa alıyoruz. Markette o yumurta 75 kuruş. Yani fiyat piyasayla neredeyse aynı. Ama o üretici ürününü markete daha ucuza satmak zorunda kalıyor. Şimdilik gıda topluluklarının sayısı az, üreticilerin bütün ürünlerini alamıyoruz elbette. Ayrıca dünyada toplulukları destekleyen tarım politikaları var, Türkiye’de de olması gerekiyor.”

Özkaya, beş yıldan beri üniversitedeki akademisyenlerin, öğrencilerin, görevlilerin yer aldığı bir gıda toplulukları olduğunu ifade ediyor.

İzmir’de başka gıda toplulukları da var. Sürekli topluluktan sipariş veren aktif üyeler arttıkça topluluklar bölünüyor. Amaç toplulukların yerelleşmesi. Bu sayede ürünlerin taşınması da kolaylaşıyor.

‘Gediz Ekoloji Topluluğu’ (GETO) iki haftada bir Bostanlı’daki bir kafede toplanıyor. Üye sayısı artınca BİTOT’tan ayrılan kişilerin oluşturduğu GETO’dan Erhan Çetinbağ gıda topluluğuna eşiyle birlikte üretiyor. Çetinbağ’a göre toplulukta üretici-tüketici ayrımı yok:

Çetinbağ “Hasat yapacağımda Facebook’taki grubumuza yazıyorum, topluluktakiler yardım etmeye geliyor. Zaten topluluktaki kimseye tüketici diye bakmıyoruz. Herkes bir şekilde üretime katılıyor. ‘Türetici’ diyoruz biz onlara. Sadece bilgi paylaşımı bile çok değerli… Mesela doğal ilaç tariflerimizi paylaşıyoruz aramızda.” şeklinde konuşuyor.

 

Fotoğraflar BİTOT facebook sayfasından alınmıştır

(Gazete Duvar)

Kadın dayanışması bir kez daha kazandı: Yasemin Çakal’a tahliye!

Şiddet gördüğü eşini özsavunma hakkını kullanarak öldüren Yasemin Çakal tahliye oldu. Kararı sevinçle karşılayan kadınlar, “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” dedi.

Gazete Şujin’deki habere göre Sistematik şiddete maruz bırakıldığı eşi Özkan Kaymaklı’ya karşı 10 Temmuz 2014 yılında özsavunma hakkını kullanan Yasemin Çakal davasının 15’inci duruşması Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Üç yıldır tutuklu bulunan Yasemin Çakal’ın hazır bulunduğu duruşmaya onlarca avukat savunma yaparken, çok sayıda kadın da duruşmayı izlemek için salondaki yerini aldı. Avukatların savunmalarının ardından Yasemin Çakal mahkeme heyetinin kararıyla tahliye edildi.

İddia makamı Adli Tıp Ana Bilim Dalı’nın hazırladığı rapora göre Yasemin’in uğradığı sistematik cinsel saldırıya değinmeyerek, yine bir önceki duruşmada verdiği mütalaayı tekrar etti.

Avukatların savunmasının ardından mahkeme heyeti Yasemin’e söylemek istedikleri olup olmadığını sorduğunda, “Böyle olsun istemezdim. Bilerek ve isteyerek yapmadım. O evden çıkamayacaktım. Öldürmek için hareket etmedim. Yaşadığımı bir ben biliyorum. Olay günü polisi aradım, ancak telefonları kırdı. Yardım istedim ancak ulaşamadım” diye anlattı.

Verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Yasemin’e ceza verilmesine yer olmadığından tahliyesine karar verdi. Verilen kararı kadın dayanışması olarak değerlendiren avukatlar, duruşmanın ardından adliye önünde yaptıkları açıklamada, “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” diyerek, Yasemin’in, tutuklu bulunduğu Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne giderek kendisini karşılayacaklarını bildirdi.

 

(Gazete Şujin)