Ana Sayfa Blog Sayfa 3103

Sera gazı salımının yüzde 71’ine 100 şirket sebep oluyor!

Küresel ısınmaya yol açan sera gazlarının salımında en büyük rolü dünyanın en güçlü şirketlerinin üstlendiği belirtildi.

Sivil toplum kuruluşu Karbon Bildirim Projesi tarafından hazırlanan Carbon Majors Report’a göre, 1988 yılından bu yana gerçekleşen karbon gazı salımının yüzde 71’i sadece 100 şirket tarafından gerçekleştirildi.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin kurulduğu 1988 yılını baz alan raporda, sera gazı salımının yarısından fazlasının 25 şirket tarafından gerçekleştirildiği de vurgulanıyor. Karbon Bildirim Projesi Direktörü Pedro Faria, geleneksel olarak sera gazı salınımı verilerinin ülke bazında toplandığını, yeni raporunsa şirketlerin küresel ısınmadaki rolüne odaklandığını ifade ediyor.

Raporda dünyanın en büyük enerji şirketleri ExxonMobil, Shell, BP, Chevron ve Saudi Aramco, en çok karbon emisyonu üreten şirketler olarak listeleniyor.

1988 – 2017 arasındaki sera gazı salımının aynı şekilde devam etmesi durumunda, 21. yüzyılın sonunda ortalama sıcaklıkların 4 santigrat derece daha yüksek hale geleceği uyarısı da raporda yer alıyor. Karbon Bildirim Projesi Direktörü Faria, şirketlerin kısa vadede kâr etme güdüsüyle hareket etmek zorunda olmalarının karbon emisyonlarında acil düşüş ihtiyacıyla ciddi biçimde çeliştiğini vurguluyor. Faria, açıkladıkları raporla birlikte şirketleri karbon emisyonları konusunda daha şeffaf olmaya zorlamayı amaçladıklarını da belirtiyor. Rapora göre, küresel sera gazı salımının yüzde 20’si ise, kamu sermayeli şirketler tarafından gerçekleştiriliyor.

(BirGün)

Fikret Hakan yaşamını yitirdi; işte son sözleri…

Türk sinemasının ustalarından Fikret Hakan, dün sabaha karşı vefat etti.

Sanat dünyasını ve sevenlerini yasa boğan ünlü oyuncu Fikret Hakan’ın vefat etmeden önceki son sözleri ortaya çıktı. Hakan’ın son sözleri vatan ve Atatürk sevgisiyle ilgili oldu. Son söyleşisinde, “Vatana ve Ata’ya ihanet affedilmez. Nokta.” diyen Hakan, bugün ikindi vakti Levent Camisi’nde kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu’da toprağa verilecek.

Fikret Hakan, akciğer ameliyatı olduğu İstanbul Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde doktorların tüm müdahalesine rağmen kurtarılamadı. Yaklaşık 2 saat hayata döndürülmeye çalışılan efsane oyuncu, 83 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Fikret Hakan kimdir?

Bumin Gaffar Çıtanak ya da sahne adıyla Fikret Hakan (d. 23 Nisan 1934, Balıkesir), Türk oyuncu.

1950 yılında ‘Üç Güvercin’ adlı oyunla ‘Ses Tiyatrosu’nda tiyatro sahnelerine ilk adımını attı. 1952 yılında ‘Köprüaltı Çocukları’ adlı filmle sinemaya geçti. 163 film ve dizide oynadı, 1970’li yıllarda senarist, yönetmen ve yapımcı olarak çalıştı. ‘Üç Arkadaş’ ve ‘Keşanlı Ali Destanı’yla büyük bir üne kavuştu.

Fikret Hakan Hollywood’ta

Ünlü yönetmen Peter Collinson başrollerini Tony Curtis ve Charles Bronson’un oynayacağı Paralı Askerler (Birleşik Krallık filmi, 1970) filmi için Türkiye’ye geldiği zaman Türk sinema oyuncuları için Hollywood’a adım atma fırsatı doğmuştu. Çünkü Collinson tamamını Türkiye’de çekmek istediği filmde Türk oyunculara da yer verecekti. Filmin oyuncu kabul mülakatlarına büyük ilgi olunca Şan Tiyatrosunda oyuncu seçme yarışması yapıldı. Bu yarışmada başarılı olan Fikret Hakan, Salih Güney, Erol Keskin, Aytekin Akkaya ve birkaç Türk oyuncu filmin oyuncu listesine alındılar.

Fikret Hakan filmde Albay Ahmet Elçi rolüyle önemli bir yer edindi. Başarılı mimikleri ve az İngilizce bilmesine rağmen uyumlu dudak hareketleri ile yönetmen Peter Collinson’un büyük beğenisini kazandı. Uzun yıllar Hollywood’ta görev yapıyormuş gibi rahat bir performans sağlayan Fikret Hakan film sonrası çeşitli yapımlar için teklif aldı. Aynı dönemde henüz nedeni bilinmeyen bir şekilde filmin Türkiye’de yasaklanması sonrası Türk oyuncuları ile Hollywood yetkilileri arasındaki bağ zayıfladı. Özellikle bazı Türk oyuncuların hiç İngilizce bilmemeleri oyunculuk yeteneklerine rağmen ülke dışında kendini göstermelerini engelledi.

Türk Sinemasının en verimli çağını yaşadığı 70’li yılların başında, gelen cazip tekliflere rağmen Fikret Hakan Türkiye’de kalmayı tercih etti. Filmde Fikret Hakan’ın canlandırdığı Albay Ahmet Elçi’nin yardımcı subaylığını yapan Salih Güney ise dil bilmemesi nedeniyle bu filmde konuşamadığı gibi diğer yapımlar için teklifte alamadı. Filmde Tony Curtis’in fedailerinden birini canlandıran Aytekin Akkaya ise her ne kadar filmde yeteri kadar görünmesede gösterdiği performans ve kamera arkasındaki çalışkanlığı ile yapımcıların büyük beğenisini kazandı. Kendisine İngilizce öğrenmesi karşılığında Hollywood filmlerinde oynama teklifleri sunuldu. Akkaya İngilizce kurslarına zaman ayıramaması sonucu diğer sanatçılar gibi Türkiye’de kaldı.

Fikret Hakan 1998 yılında Kültür Bakanlığı’nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır. İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak eğitim vermektedir.

13.11.2009 tarihinde Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Anabilim Dalı’ndan fahri doktor unvanı almıştır.

(T24, Hürriyet)

Kolombiya’da FARC’ın çekildiği bölgelerde ormansızlaşma yüzde 44 arttı!

Kolombiya’da FARC’ın silahsızlandırılmasının ardından, eskiden gerillaların kontrolü altında olan bölgelerde ‘ormansızlaşma’nın yüzde 44 oranında arttığı belirtildi. Aktivistler ‘hükümetin konuyla ilgili bir şey yapmayı reddettiğini’ belirtirken, FARC’ın on yıllardır bölgede ağaç kesimine kısıtlama getirdiği biliniyordu.

Kolombiya’da geçtiğimiz ay hükümet ve Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) arasında 52 yıldır devam eden savaşı sona erdiren ‘barış anlaşması’nın koşulları uyarınca FARC’ın silahsızlanma sürecinin tamamlandığı duyurulmuştu.

Birleşmiş Milletler’in (BM) garantörlüğündeki barış anlaşması kapsamında FARC gerillaları Kolombiya sınırındaki kamplara yerleştirilmiş, sivil hayata katılmayı bekliyordu.

Yaklaşık 200 bin hektar yağmur ormanı tahrip edildi

FARC’ın silahsızlanma sürecine başlanan tarih ve sürecin tamamlandığı tarih arasındaki ormansızlaşma istatistikleri değişik bir veriyi ortaya koydu.

Gazete Karınca’dan Ezgi Gül’ün Guardian’dan aktardığı habere göre, FARC kırsal bölgelerden çekildikten sonra bu bölgelerdeki ormansızlaşma yüzde 44 oranında arttı.

Kolombiya’da şu anda 178.597 hektar alan ormansızlaştırılmış durumda.

Bu alanların büyük kısmı ise daha önce FARC tarafından kontrol edilen yağmur ormanları.

FARC ağaç kesimine kısıtlama getiriyordu

FARC on yıllardır bu bölgelerdeki sakinlerin ağaç kesimine kesin kısıtlamalar getiriyordu.

Meta Bölgesi’ndeki Uribe’nin Belediye Başkanı Jaime Pacheco ‘FARC ormanların kesimine sadece yılda iki hektar olmak koşuluyla izin veriyordu. Geçtiğimiz hafta sadece 100 hektar orman kesildi’ dedi.

‘Hükümet kırsal bölgelere acilen müdahale edilmesi talebimizi dinlemiyor’

Kolombiya Hükümeti geçtiğimiz yıl yayınladığı bir raporda ‘1991 ile 2013 arası ormansızlaşmanın yüzde 58’inin çatışma bölgelerinde görüldüğünü’ belirtmişti.

Ancak çevre aktivisti Susana Mullohand “Belki çevreci değillerdi ama insanların ormanları tahrip etmelerini engellemeyi başardılar. Hükümete bu alanlarda acilen kontrol sağlaması gerektiğini söyledik fakat dinlemiyorlar” dedi.

Dünyadaki sekizinci en büyük orman örtüsüne sahip olan Kolombiya, Paris İklim Anlaşması kapsamında 2020’ye kadar ormansızlaşmayı bitireceğine ve 2030’da bütün kaybedilen ormanları yeniden oluşturmuş olacağına söz vermişti.

(Gazete Karınca)

İstanbullunun çilesi bitmiyor: 71 cadde ve meydan düzenlenecek, inşaat 2.5 yıl sürecek

İstanbul’un en önemli cadde ve meydanlarında yine inşaat başlıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, aralarında Beyoğlu Talimhane ve Sıraselviler meydanlarının da bulunduğu 71 cadde ve meydanda düzenleme yapmak üzere ihale açacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Altyapı Hizmet Müdürlüğü, dün (10 Temmuz) “İstanbul genelinde cadde düzenleme işi” ihalesi düzenledi.

Sözcü Gazetesi’nden Özlem Güvemli’nin haberine göre, kentin en önemli cadde ve meydanlarını kapsayan düzenleme işi, yer tesliminden itibaren 925 gün olarak belirlendi. Yani İstanbul’un kilit noktalarındaki inşaat çalışmaları 2.5 yıl sürecek.

Taksim, Bakırköy…

İhale şartnamesine göre düzenleme işi yapılacak 71 nokta var. Taksim Beyoğlu’ndaki Şişhane Meydanı, Sıraselviler Caddesi, Kadiriler Yokuşu, Talimhane bölgesi, Piyalepaşa Bulvarı-Kasımpaşa Deniz Askeri Hastanesi bulunuyor. Bakırköy’de Özgürlük Meydanı, Ataköy Meydanı, İncirli Caddesi, İstanbul Caddesi, Florya Caddesi, Bahçelievler’de Şirinevler Kent Meydanı da düzenleme yapılacak noktalar arasında.

İnşaat sesleri…

Tarihi Yarımada’nın en önemli ulaşım yollarını oluşturan Atatürk Bulvarı, Vatan Caddesi, Aksaray’dan Beyazıt’a uzanan Ordu Caddesi, Vezneciler’den Süleymaniye’ye uzanan 16 Mart Şehitleri Caddesi de yenilenecekler arasında bulunuyor. Sirkeci Feribot İskelesi ile İstanbul Ticaret Üniversitesi arasındaki alan da yeniden düzenlenecek. Ayrıca Atatürk Bulvarı üzerinde bulunan Zeyrek Sarnıcı’nın da rölöve, restitüsyon, restorasyon ve çevre düzenleme projelerinin hazırlanması da iş kapsamında yer alıyor. İhale kapsamında Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada’nın cadde ve meydanlarında da düzenleme projesi hayata geçirilecek. İstanbul genelindeki köprü, viyadük ve yaya üst geçitlerinin güçlendirilmesi de gündemde. Güçlendirme çalışmaları için proje hazırlanması işi için İBB 25 Temmuz’da ihaleye çıkacak.

71 noktada çalışma

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin açacağı İhale kapsamında düzenleme yapılacak meydan ve caddeler arasında şu noktalar yer alıyor:

“Büyükçekmece Gazi Mustafa Kemal Caddesi, Esenyurt Nazım Hikmet Bulvarı, Güngören Davutpaşa Caddesi, İnönü Caddesi, Küçükçekmece 27 Mayıs Caddesi, Zeytinburnu Abay Caddesi, Zübeyde Hanım Caddesi, Rauf Denktaş Caddesi, Bağcılar Atatürk Caddesi, Fatih Caddesi, Bahçelievler Çavuşpaşa Caddesi, Beylikdüzü Cumhuriyet Caddesi Yayalaştırma Projesi, Çatalca Cevdet Barın Caddesi, Gaziosmanpaşa Meydanı, Küçükçekmece Aşık Veysel Caddesi.”

(Sözcü, CNN Türk)

‘Faşist bir dayatma söz konusu’: TBMM’de ‘Ermeni Soykırımı’, ‘Kürdistan’ ve ‘Kürt illeri’ demek yasaklanacak!

AKP ve MHP’nin uzlaşmasıyla Meclis Başkanlığı’na sunulan TBMM İçtüzük Teklifi, vekillere uygulanacak olan cezai yaptırımları yeniden düzenliyor. Hazırlanan içtüzüğe göre, ‘Ermeni soykırımı’, ‘Kürdistan’, ‘Kürt illeri’ diyen vekiller para cezasına çarptırılacak.

Teklifin Meclis Anayasa Komisyonu’ndaki görüşmelerine yarın başlanacak. Yeni düzenleme yasalaşırsa, ‘kınama’ cezaları sadece kâğıt üstünde kalmayacak. Kınama alan milletvekilinin maaşının üçte biri (bugünkü miktarla 6 bin lira) kesilecek. ‘Geçici çıkarma’ olan 3 birleşim yasaklama cezasının karşılığında da maaşlarının üçte ikisi oranında (12 bin lira) para cezası uygulanacak.

Döviz ve pankart yasak, küfür 12 bin TL

CHP’nin protestolarda sık kullandığı döviz, pankart gibi görsel malzemeler ‘kınama’ kapsamına alınıyor. Bu malzemeler, ‘çalışma düzeni ve huzurunu bozucu materyal’ kabul edilecek. Yeni uygulamada, hakaret eden milletvekilinin maaşından 6 bin lira kesinti de olacak. Oturumu yöneten başkanvekiline veya Başkanlık Divanı üyelerine küfür eden veya tehditte bulunan milletvekili 3 birleşim yasaklanacak, maaşından da 12 bin lira ceza kesilecek. Yumruk atma, tokat atma, saçından çekme, tekmeleme gibi fiili saldırılar ise ‘ağır ceza’ kapsamına alındı.

“Ermeni Soykırımı ve “Kürdistan” kelimeleri yasaklı

Hürriyet’ten Bülent Sarıoğlu’nun haberine göre, içtüzük teklifinde, Meclis kürsüsünden, 1915 olaylarıyla ilgili ‘Ermeni soykırımı’ ifadesini kullanan veya Türkiye’nin bir bölgesiyle ilgili ‘Kürdistan’, ‘Kürt illeri’ gibi tanımlamalar yapan milletvekilleri 3 birleşim yasaklanma ve maaşından 12 bin lira kesintiyle cezalandırılacak. Bu yasak, “Türk milletinin tarihi ve ortak geçmişine yönelik hakaret ve ithamlar”, “Türkiye Cumhuriyeti’nin idari yapısı ve yerleşim birimlerine ilişkin Anayasa ve kanunlara aykırı isim ve sıfatlar kullanmak” ifadeleriyle düzenleniyor. Teklifteki hükümler, ifade özgürlüğü tartışmasına neden oldu. HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, “Meclis’te ifade özgürlüğünün tamamen yok edilmesi ve çoğunluk tahakkümünün yasallaşmasının adımıdır” dedi.

“Faşist bir dayatma söz konusu”

T24’ten Hülya Karabağlı’nın haberine göre ise, HDP İstanbul Milletvekili Mithat Sancar, konuyu şöyle değerlendirdi:

“Tam bir faşist dayatma söz konusu burada. Şüphesiz bu düzenlemenin somut amaçları da var. Birincisi; başta ‘Ermeni meselesi’ olmak üzere geçmişteki soykırım, kıyım ve katliamların adını koymayı ve o zamanki anlayış ve uygulamaları eleştirmeyi engellemek. Mesela ‘Ermeni soykırımı’ ifadesini kullanan bir milletvekili, hemen cezaya çarptırılacak. Aynı durum mesela Dersim, Maraş, Sivas gibi kıyım ve katliamlar için de geçerli. Yine mesela Şeyh Said’i saygıyla anmak da, bu kapsama sokulabilir. İkinci somut amaç; Kürt, Kürdistan gibi kelimelerin kullanılmasını cezalandırmaktır. Hatta Meclis kürsüsünden Kürtçe kelimeler kullanmayı ve Kürtçe cümleler kurmayı da bu çerçeveye sokabilirler. Üçüncü somut amaç ise; özerklik, çokdillilik, anadilinde eğitim gibi fikir ve önerileri boğmak gibi görünüyor.”

“AKP-MHP ittifakı rejiminin özeti”

“Tek kelimeyle dehşet verici bu düzenlemeyle geçici çıkarma cezasın mali sonuç da bağlanıyor. Teklifin 16. maddesine göre, Meclis’ten geçici olarak çıkartma cezasına çarptırılan milletvekilinin bir aylık ödenek ve yolluğunun üçte ikisi kesilecek. Üstelik bu cezaları verme yetkisi de Meclis çoğunluğunun, yani iktidarın elindedir. Milletvekillerini ırkçı-muhafazakar anlayışa aykırı fikirler savundukları için gelirlerini kesmekle tehdit etmek, tek kelimeyle ahlakdışı bir yaklaşımdır. Faşist bir düzenlemeyi etkili kılmak için, ahlakdışı bir yaptırım: AKP-MHP ittifakının bu topluma dayatmak istediği rejimin çarpıcı bir özeti…”

“Demokrasinin tabutuna son çivi”

“Böyle yapılırsa, parlamentonun demokratik anlamı ortadan kalkar. İçtüzük değişiklik teklifiyle hedeflenen de esasen budur. Bu teklifin aynen kabul edilmesi, parlamentonun ve demokrasinin tabutuna son çiviyi çakma sonucunu doğuracaktır. Diğer iki çivi, OHAL rejimi ve şaibeli referandumla gerçekleşen anayasa değişikliğidir. Bu teklifin bu haliyle geçmemesi için, biz parti olarak elimizden geleni yapacağız. Ancak parlamentodışı toplumsal demokratik muhalefetin de bu konuda etkili çalışma yapmasına ihtiyaç var.”

(Hürriyet, T24, BirGün)

İklim değişikliği Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanmaz koşullar yaratıyor

Lina Yassin tarafından theecologist.org için yazılan yazıyı Yeşil Gazete ekibinden Gizem Hasırcıoğlu‘nun çevirisiyle sunuyoruz.

                                      ***

Climate Tracker’dan Sudanlı mühendislik öğrencisi Lina Yassin’in The Ecologist için yazdığı makale, iklim değişikliğinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgelerinde yaptığı etkileri konu alıyor. Lina Yassin iklim değişikliğinin hali hazırda bölgeyi şiddetli şekilde etkilediğini belirtiyor.

 İklim değişikliği daha soğuk kışlar, şiddetli yağmurlar ve türlü ekolojik felaketler anlamına geliyor.

Fakat Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) için iklim değişikliği yaşanmaz hava koşulları, mecburi göç ve geleneksel gelirin kaybı ile bölgeyi yaşanmaz hale getirebilecek ciddi bir tehdit demek.

MENA bölgesi dünyanın en kurak bölgesi olarak nitelendiriliyor. Dünya nufüsünun yüzde altısına ev sahipliği yapan bölgede, Tunus, Bahreyn, Kuveyt ve Cezayir’in de dahil olduğu 12 ülke şiddetli su kıtlığı çekiyor.

Dünya Bankası’na göre MENA bölgesi dünya su kaynaklarının yüzde ikisinden daha azına sahip.

İklim değişikliği bölgeyi hali hazırda şiddetli şekilde etkiliyor fakat aşırı sıcakların bölgeyi daha geniş ve daha uzun sürelerle etkileyeceği öngörülüyor. Bu durum, Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi bazı ülkelerin nemli ısı koşullarının insan varlığını tehdit edecek boyutlara ulaşacak olması sebebiyle yaşanmaz hale getirecek.

Ayrıca bölgede önemli sektörlerden biri olan tarımı da, tarım yapılabilecek arazilerin küçülecek olması sebebiyle olumsuz etkileyecek.  Artan sıcaklıklar su kaynakları ve ekinler üzerindeki baskıyı arttıracak ve sonunda artan bir göç seviyesi ve çatışma riskine sebep olacak.

MENA bölgesi iklim değişikliği kaynaklı çok sayıda ekolojik felaket yaşadı.

2006 ve 2010 yılları arasında Suriye’nin yaşadığı aşırı kuraklıklar topraklarının yüzde altmışının çöle dönmesine ve çok büyük bölgelerin ekonomik açıdan fakirleşmesine neden oldu.

2013 yılında Sudan’daki sürekli ve şiddetli yağmurların sebep olduğu baskınlar 25.000 evin zarar görmesine ve yüzbinlerce insanın işsiz, evsiz ve hatta ailesiz kalmasına sebep oldu.

Birleşik Arap Emirlikleri de iklim değişikliğinden epey etkilendi. 2008 yılında yoğun sis yüzünden gerçekleşen 60 araçlık zincirleme trafik kazasında 3 kişi öldü ve 350 kişi ağır şekilde yaralandı.

2016 yılında Tunus’ta yüzde otuz oranında azalan yağış miktarı 2 milyar dinardan fazla kayıba sebep oldu.

Bölgenin yeşil çözümlere gitmek zorunda olduğu aşikar. İklim değişikliğinin etkileri ile mücadelede gereken değişime ayak uydurabilirliğin güçlendirilmesi için adaptasyonun yanı sıra etkileri azaltmak üzerine alınacak önlemler de esastır.

Hükümetlerin acilen sera gazı emisyonlarını azaltacak ve sıcaklık artışını durduracak yenilenebilir enerji politikalarına yatırım yapmaları gerekiyor.

Fas bu anlamda iyi bir örnek olarak iklim değişikliği uyum politikalarını milli öncelik haline getirdi ve ülkeyi yeşil büyüme rotasına soktu. Yeşil Fas Planı ile tarımsal uyum ve sürdürülebilir su ve toprak yönetimi konularına odaklandı.

Bir diğer iyi örnek ise çevre korumayı yeni anayasasına sokan Tunus oldu.

Bahreyn ise bu yıl ilk güneş paneli üreten fabrikasını açarak, hükümetin yenilenebilir enerii konusuna ilgisini kanıtlamış oldu.

MENA bölgesi, geniş açık alanları ve bol güneşi ile rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji teknolojileri için çok uygun bir bölge.

Bölgedeki bazı ülkeler örnek uygulamalar ile daha iyi bir çevre yaratmak için çalışırken, Suudi Arabistan’nın başı çektiği diğer ülkeler için fosil yakıtlar hala temel enerji kaynağı ve diğer ülkelerin meseleyle doğru şekilde mücadele etmesi önündeki en büyük engel.

İklim değişikliği ile mücadele etmek yönünde hiç katkıda bulunmayan ya da en az katkıda bulunan insanlar, iklim değişikliği etkilerinden en çok etkilenenler.

Bu yüzden, iklim değişikliği ile mücadele her ülkenin birinci önceliği olmalı. Ancak bu şekilde, daha istikrarlı bir gelecek ve daha az yoksulluk için temel oluşturabilir ve gelecek nesillere daha iyi bir yaşam bırakabiliriz.

 

Haberin İngilizce orijinali

Haber: Lina Yassin

Yeşil Gazete için çeviren: Gizem Hasırcıoğlu

(Yeşil GazeteEcologist)

“Alman Hastanesi İstanbul Kent Üniversitesi oluyor, Taksim İlkyardım Hastanesi 2018 başında açılıyor”

Hürriyet gazetesi yazarı Cengiz Semercioğlu, bugünkü köşe yazısında, 2013’ten bu yana kapalı halde duran Taksim – Cihangir’deki Alman Hastanesi’nin üniversite olacağını duyurdu. Semercioğlu ayrıca, Taksim İlkyardım Hastanesi’nin de 2017 yılının başında açılacağını ileri sürdü.

Hürriyet gazetesi yazarı Cengiz Semercioğlu, Taksim – Cihangir’deki Alman Hastanesi’nin duvarlarına İstanbul Kent Üniversitesi afişi asıldığını belirterek, 2013 yılından bu yana kapalı olan hastanenin üniversite olacağını duyurdu.

Semercioğlu yazısında, Alman Hastanesi’nin karşısında yer alan ve yaklaşık 4 yıl önce yıkılan Taksim İlkyardım Hastanesi’nin yeniden yapımının bitmek üzere olduğunu ver 2017 yılının ilk aylarında hizmete gireceğini ileri sürdü.

Semercioğlu, Taksim İlkyardım Hastanesi’nin mimari yapısına ilişkin olarak “Estetikten yoksun, lök diye oturtulmuş bir bina olduğunu söylemeliyim.” eleştirisinde bulundu.

Semercioğlu’nun yazısının ilgili bölümü şöyle:

Taksim Sıraselviler’de 2013’ten bu yana kapalı bulunan, ne olacağı konusunda çeşitli iddialar ortaya atılan Alman Hastanesi üniversite oluyor…

Fotoğrafı önceki gün ben çektim. Tadilat çalışmaları başlamıştı binada… Boya badana ve temizlik işleri sürüyordu…

Binanın ne olacağını sordum yetkililere, “Üniversite olacak” dediler. Zaten binanın üzerine kocaman bir İstanbul Kent Üniversitesi afişi asmışlar.

Adını ilk defa duyduğum bir okul…

Nedir bu Kent Üniversitesi, kimindir diye merak edip, öğrendim.

Eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın eşi Berna Yılmaz’ın…

Üniversiteyi kurmak için 2016 yılında başvuran Berna Yılmaz’a Yüksek Öğrenim Kurumu’ndan olur çıkmış…

2016 Ağustos ayında Resmi Gazete’de yayınlanan yazıyla da üniversite resmi olarak kurulmuş…

İşte o üniversitenin ilk kampüsü olacak tarihi Alman Hastanesi…

Tarihi diyorum çünkü Alman Hayır Cemiyeti’nin katkılarıyla 1852 yılından beri hizmet veren bir binaydı orası…

1992’de Universal Grup bünyesinde Alman Hastanesi’ne dönüşmüş, grubun girdiği ekonomik kriz sonucu da 2013’te kapanmıştı.

Kent Üniversitesi’nin resmi web sitesi kent.edu.tr’ye de girdim, ana sayfasında Alman Hastanesi’nin binasının üzerine kocaman okulun adı yazılmış bir fotoğraf vardı…

Şu an binada o yazı yok, demek ki bittikten sonra böyle olacak…

Okulun Mütevelli Heyeti Başkanı Berna Yılmaz, kurucu Rektörü ise Prof. Dr. Zehra Neşe Kavak…

Kız öğrencilere ve engellilere pozitif ayrımcılığın yapılacağı okul kapılarını bu eğitim döneminde açacak….

Hatta inşaatın sürdüğü binaya asılan afişte “Kız öğrencilere yüzde 30 burs” duyurusu yer alıyor…

Açıkçası ben tarihi Alman Hastanesi’nin bundan sonra da sağlık kuruluşu olarak hizmet etmesinden yanaydım…

Hatta Alman Hükümeti’nin bu binayı sadece sağlık kuruluşu olarak kullanılması için devrettiği söylenip dururdu.

Kapandıktan sonra otel olacağı iddiaları da ortaya atılmıştı, neyse ki öyle bir şey olmadı…

En azından buna sevinebiliriz.

Taksim İlk Yardım’da son durum

Madem Alman Hastanesi’nden bahsettik, hemen karşısındaki Taksim İlk Yardım’dan son haberi vereyim. Taksim ve civarında oturanlar için yıllardır iki hastanenin kapalı olması büyük sıkıntıydı…

Çevrede yakın bir hastane kalmamıştı. Alman Hastanesi, Kent Üniversitesi olurken Taksim İlk Yardım’da neredeyse sona yaklaşıldı.

Binanın dış cephe camları giydiriliyor, 31 Aralık 2017’de inşaat bitecek.

Muhtemelen yeni yılın ilk ayında yeniden açılacak Taksim İlkyardım.

Estetikten yoksun, lök diye oturtulmuş bir bina olduğunu söylemeliyim.

(Hürriyet, Yeşil Gazete)

Cumhurbaşkanı’nın yemediği zehirli gıdaları çocuklarımız yiyor mu? – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org sitesinden alındı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ikamet ettiği Cumhurbaşkanlığı Sarayı bünyesinde gıdalarda zehirli kimyasal madde kalıntılarını analiz etmek amacıyla çok üst düzey analiz cihazlarına sahip bir laboratuvar kurulmuş.

Bu laboratuvar öylesine üst düzeyde ki kalıntı analizleri konusunda şu an en üst teknolojik seviyedeki cihazlar olan yüksek çözünürlüklü kütle spektrometrelerinden (her biri en az 1-1.5 milyon TL) en az 3 tane var. Bu tip cihazlar en küçük bir zehir kalıntısını bile tespit etme yeteneğine sahip.

Hürriyet gazetesi laboratuvar haberini sarayda yenen “Her lokmaya analiz” başlığı ile duyurmuştu. Haberde Cumhurbaşkanı’nın sağlığını korumak için saraya giren her gıda maddesinin analiz edildiği belirtiliyor. Analiz edilen gıda ürünlerinde pestisit olarak nitelenen tarım zehirleri kalıntısına rastlandığı da haberde yer alıyor.

Akla gelen soru şu: Pestisit kalıntısı içeren ürünler saray mutfağında kullanılıyor mu? Örneğin bir gıda maddesinde insanlarda sinir ve beyin gelişimine zarar veren klorpirifos zehri tespit edildiğinde ne yapılıyor?

Bu soruyu şimdilik askıya alalım; yazının sonunda yeniden döneceğiz. Klorpirifos sorununa yakından bakmak gerekiyor çünkü.

Avrupa Birliği’ne ihraç ettiğimiz gıda ürünleri

Avrupa Birliği ülkeleri ithal ettikleri gıda ürünlerini laboratuvarlarında test ediyor. Testlerde mevzuata aykırı zehirli kimyasal madde kalıntısı bulunan ürünler ülkeye sokulmuyor ve ihracatçı ülkeye geri gönderiliyor.

Avrupa Birliği ülkeleri yaptıkları test sonuçlarını bir internet portalında yayınlıyor. Dolayısıyla ülkemizin ihraç ettiği gıda ürünlerinde tespit edilen zehirli kimyasal madde kalıntıları ile ilgili bilgilere o portaldan erişmek mümkün.

2016 yılı Haziran ayından itibaren ülkemizin Avrupa Birliği ülkelerine ihraç ettiği gıda ürünlerinde klorpirifos zehri içerdiği belirlenen gıda ürünlerinin sayısı önceki yıllara kıyasla anormal seviyelere tırmandı. Bu bebek ve çocuk sağlığı açısından ciddi bir sorun olarak görülmeli. Bu konuda daha önce de bir yazı yazmıştım.

Klorpirifos nedir?

Klorpirifos (Chlorpyrifos) bir pestisit. Pestisitler tarımsal üretimde kullanılan zehirli kimyasal maddeler.

Klorpirifos insanlarda beyin ve sinir sistemi üzerinde zararlı etkiler gösteriyor. Zararlı etkilere en duyarlı olanlar ise bebek ve çocuklar. Klorpirifos bebek ve çocuklarda nöro-davranışsal gelişim bozucu olarak nitelenen en önemli 12 zehirli maddeden biri.

Otizm, dikkat eksikliği hiperaktivite sendromu, disleksi, öğrenim güçlükleri ve diğer bilişsel bozukluklar tıpta nöro-davranışsal gelişim bozuklukları kategorisinde inceleniyor. 2014 yılında dünyanın en saygın tıp dergilerinden biri olan Lancet’de çıkan bir makalede bebek ve çocuk gelişimine zarar veren klorpirifos’un derhal yasaklanması gerektiği belirtilmişti.

Klorpirifos ülkemizde yasaklandı mı?

Klorpirifos kullanımı 2015 yılı ocak ayında Avrupa Birliği ülkelerinde yasaklandı. Ülkemizde de Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı klorpirifos içeren tarım kimyasallarının 31 Mayıs 2016 tarihine kadar piyasadan toplatılmasına ve satışının yasaklanmasına karar verdi.

Peki bu yasaklama ve toplatma kararı bir işe yaradı mı? Bu sorunun yanıtını alabilmek için ihraç etiğimiz gıda ürünlerinde klorpirifos kalıntısı çıkıp çıkmadığına bakmak bir fikir verebilir.

Yandaki grafikte son beş yıl içinde ülkemizden Avrupa Birliği ülkelerine ihraç edilen meyve ve sebze ürünlerinde klorpirifos kalıntısı tespit edilen ürün sayısının yıllara göre dağılımı görülüyor.

Grafikte de görüleceği gibi 2013 ve 2014 yılında ihraç ettiğimiz ürünlerde klorpirifos kalıntısı çıkmazken, 2015 yılından sonra klorpirifos tespit edilen ürün sayısında ciddi bir artış olduğu gözleniyor.

Özellikle 2017 yılındaki artış önceki yıllara kıyasla epeyce fazla.

Grafikte her yıl için hem Ocak-Temmuz ayları arasında ve hem de Mayıs-Temmuz ayları arasındaki kayıtlar var. Mayıs ve temmuz ayları arasındaki kayıtları almamın nedeni geçen yıl mayıs ayından sonra klorpirifos tespitinde anormal artış olması; 2017 yılı içinde benzeri bir durum var mı diye kontrol etmek istedim.

Grafikte de görüleceği gibi 2017 Mayıs ayından bu güne klorpirifos tespit edilen örnek sayısında tıpkı bir önceki yıl olduğu gibi yine ciddi bir artış var. 2017 yılında Ocak-Temmuz ayı arasında klorpirifos içerdiği tespit edilen 13 gıda örneğinin 8 tanesi Mayıs-Temmuz ayları arasında yer alıyor. Klorpirifos böceklere ve kurtçuklara karşı kullanılan bir tarım zehri ve ilkbahar-yaz döneminde bu canlılar çokça ortaya çıktığı için klorpirifos kullanılması da artıyor.

İhraç ürünlerde durum buysa

Bu veriler şunu gösteriyor: Tarımsal üretimde klorpirifos kullanımı yasak olmasına rağmen geçmiş yıllara kıyasla artarak devam ediyor.

Geçen yıl piyasadan toplatılması gereken bu zehirli maddenin bayi satışları da devam ediyor.

Dahası elde mevcut klorpirifos stokları tükenene kadar da kullanılması devam edecek gibi görünüyor.

Klorpirifosun 2015 yılından önce ihraç ettiğimiz ürünlerde kalıntısının çıkmaması ise şunu gösteriyor: 2015 Ocak ayında Avrupa Birliği’nin aldığı yasaklama kararı er veya geç ülkemizde de alınacaktı. Yasak kararı alınmadan elde mevcut klorpirifos stoklarını biran önce eritelim diye düşünülmüş olmalı.

Cumhurbaşkanı’nın yemediğini ülkemiz çocukları yiyor mu?

Çok daha kontrollü şartlarda üretilen ihraç ürünlerde durum buysa yurtiçinde tüketilen ürünlerin büyük bir kısmında klorpirifos kalıntısı çıkacağı kesindir.

İç piyasada tüketilen domates, biber, patlıcan, hıyar, dolmalık biber, kırmızıbiber, elma, armut, şeftali, üzüm asma yaprağı, patates ile diğer meyve ve sebze ürünlerinde klorpirifos kalıntısı çıkması sürpriz olmaz. Tüketici örgütlerinin ya da meslek odalarının hızlı bir şekilde yapacağı bir saha çalışması iddiamı kanıtlayacaktır.

Bu mesele basit bir konu olarak görülmemeli.

Gıdalarda kontrolü yapılması gereken binlerce toksik kimyasal madde var. Gıdalarda toksik kimyasal madde kalıntılarını analiz etmek gıda güvenliğini sağlama açısından yapılması gereken en önemli kamu görevlerinden biri.

Klorpirifos bu işin ülkemizde nasıl yapıldığına (ya da yapılmadığına) bir örnek teşkil ediyor.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na alınan yiyeceklerde yapılan kontrollerde klorpirifos kalıntısı mutlaka tespit edilmiş olmalı.

Yazının başında askıya aldığımız soruya tekrar dönelim: Kalıntı çıkan kaç gıda örneği var ve bu gıda maddelerine ne yapılıyor? Herhalde yenmiyor ve imha ediliyordur. Yapılması gereken budur.

Klorpirifos kalıntılı gıda ürünleri sarayda sofraya gelmiyordur.

Mesele yapmamız, üzerinde ısrarla durmamız gereken konu ise şu: Piyasada satılan gıda ürünlerinde klorpirifos kalıntısı çıkması mümkün olduğuna göre çocuklar bu zehirli kimyasala maruz kalıyor mu?

İhraç ürünlerdeki klorpirifos kalıntılarının çokluğuna bakılırsa maruz kalıyorlar.

Bu ülkenin çocukları sahipsiz bırakılmamalı.

Bülent Şık – bianet.org

Yeşil Gazete’den özür ve açıklama

Bu haber editöryal bir hata sonucu, eski tarihli ve gerçekliği konusunda kuşku olduğuna dikkat edilmeyerek, yeterince kontrolü yapılmadan yayımlanmıştır.

Okuyucularımızdan özür diliyoruz.

(Yeşil Gazete)

Kabataş Martı Projesi’nin mimarı, Cihan Uzunçarşılı Baysal’a dava açtı; İstanbul Kent Savunması desteğe çağırıyor

Kabataş Martı Projesi’ni eleştirdiği yazısı için projenin mimarı Hakan Kıran tarafından dava açılan Cihan Uzunçarşılı Baysal’ın yargılanacağı dava perşembe günü başlıyor. İstanbul Kent Savunması, dava için Çağlayan Adliyesi’ne çağrı yaptı.

Kabataş İskelesi ve meydanının yıkılıp yerine yapılan Kabataş Martı Projesi’nin mimarı Hakan Kıran, projeyi eleştiren bir yazı yazan Cihan Uzunçarşılı Baysal’a dava açtı. Baysal’ın bir internet sitesinde yayımlanan “Kabataş Martı Projesi: İstanbul’un Dubaileştirilmesi ve Mimarın Etiği” başlıklı yazısı nedeniyle, projenin mimarı Hakan Kıran tarafından açılan davanın ilk duruşması, 13 Temmuz Perşembe günü saat 10:00’da Çağlayan Adliyesi’nde görülecek.

İstanbul Kent Savunması, Hakan Kıran’ın açtığı dava sonucunda yargılanacak olan Cihan Uzunçarşılı Baysal’a destek için adliyeye çağrı yaptı. İstanbul Kent Savunması’nın çağrısında, “Hala askıya çıkmış bir imar planı olmayan, koruma kurulu izni, inşaattan 2 ay sonra alınan bu devasa projenin mimarı, nam-ı diğer Beton Mimarı Hakan Kıran, bütün bu pervasızlığının yanına, projesini eleştiren bilim insanlarına, kent ve yaşam savunucularına davalar açmayı da eklemiş durumda! Bu şehre sahip çıkan herkesi arkadaşımıza açılan davanın ilk duruşmasında dayanışmaya, yanımızda olmaya çağırıyoruz!” ifadeleri yer aldı.

İstanbul Kent Savunması’nın çağrı metni şöyle:

“Kabataş Meydanı’na İBB tarafından yapılmak istenen ve inşaatına 2016 Ağustos’unda başlanan transfer merkezi ve martı görünümlü terminal projesi, binlerce yurttaşın itirazına rağmen bütün hukuksuzluğu, çirkinliği ve çevreye verdiği rahatsızlıkla devam ediyor.

“Hala askıya çıkmış bir imar planı olmayan, koruma kurulu izni, inşaattan 2 ay sonra alınan bu devasa projenin mimarı, nam-ı diğer Beton Mimarı Hakan Kıran, bütün bu pervasızlığının yanına, projesini eleştiren bilim insanlarına, kent ve yaşam savunucularına davalar açmayı da eklemiş durumda! Hakan Kıran’ın, dostlarımızdan Cihan Uzunçarşılı Baysal’a “Kabataş Martı Projesi: İstanbul’un Dubaileştirilmesi ve Mimarın Etiği” makalesinden dolayı açtığı dava 13 Temmuz Perşembe 10.00’da Çağlayan Adliyesi’nde görülücek.

“Gücünü, iktidara yakınlıktan aldığı ortada olan, dönemin vasatlığının simgesi olan bu mimarın kent ve yaşam savunucularına açtığı bu davaların kamu vicdanı nezdinde zerre kadar önemi, ahlakiliği bulunmamaktadır. Yaptığı yanlışların farkında olanların üste çıkma telaşından farksız bu saldırganlık hali, Hakan Kıran’ı ve kendisi gibi yaşam yerine betonu kutsayanları kurtaramayacaktır. Biz kent ve yaşam savunucuları, boğazı doldurarak bu şehrin canına okuma cüreti gösterenlere gereken cevabı bulunduğumuz her yerde, sokakta, adliyede, kamusal olan her alanda vermeye devam edeceğiz.

“Bu şehre sahip çıkan herkesi arkadaşımıza açılan davanın ilk duruşmasında dayanışmaya, yanımızda olmaya çağırıyoruz!

13 Temmuz Perşembe 10.00’da Çağlayan Adliyesi C Kapısı önündeyiz.”

Cihan Uzunçarşılı Baysal’ın dava konusu olan yazısını okumak için tıklayın.

(Yeşil Gazete)