Ana Sayfa Blog Sayfa 3098

OHAL’in uzatılmasını öngören tezkere TBMM’ye sunuldu

OHAL’in 3 ay daha uzatılmasını öngören tezkere TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

Kendilerine “Yurtta Sulh Konseyi” adını veren cuntacıların 15 Temmuz 2016’da kalkıştığı darbe girişiminin basıtırılmasının ardından 5 gün sonra ilân edilen ve o zamandan bu yana devam eden Olağanüstü Hâl uygulamasının uzatılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na tezkere sunuldu.

20 Temmuz 2016’dan bu yana devam eden OHAL kapsamında 25 KHK çıkarıldı. ‘FETÖ’yle mücadele için çıkarıldığı öne sürülen ancak tüm muhaliflerin etkilendiği KHK’larla on binlerce kamu çalışanı ihraç edilirken, yayınevleri, televizyonlar, gazeteler kapatıldı, 5 grev yasaklandı.

(Yeşil Gazete)

Ilısu Barajı’nın suları yutacak: 10 bin yıllık Boncuklu Tarla’da arkeolojik kazılar başladı

M.Ö. 10 bin yıl öncesi dönemi yansıtan ’Seramiksiz Neolitik Dönem’deki yaşamın yanı sıra ölenlerin nasıl gömüldüğüne ilişkin önemli bilgi ve verilere ulaşıldı.

Ilısu Barajı göl alanında kalacak Mardin’in bilinen en eski yerleşimi olan Dargeçit ilçesindeki ’Boncuklu Tarla’ yerleşiminde Mardin Müze Müdürlüğü tarafından arkeolojik kazı çalışmalarına hafta içerisinde başlandı.

Günümüzden 10 bin yıl önceki Kuzey Mezopotamya’da yaşayanların kültürler, sosyal yaşamları ve ölü gömme geleneklerine ilişkin önemli bilgi ve verilere ulaşıldı. Seramiksiz Neolitik Dönem’i yansıtan M.Ö. 10 bin – 7 bin yılları arasındaki dönemde temelleri moloz taşlarla örülmüş duvar ve sertleştirilmiş kil tabanları olan konutlar açığa çıkarıldı.

Mardin Müzesi Müdürü Nihat Erdoğan, Neolitik Çağ’ın insanlık tarihinde, Anadolu’da birkaç noktada saptanan besin üretimi yanında ilk yerleşik toplumların kurulması ile başlayan dönemi yansıttığını söyledi.

“Yeniden doğuş inancı ile gömü”

Belirli bir düzene göre inşa edilen yapı, taş ya da kemik alet ve silahları, süs eşyaları ile ilk yerleşik köy örneklerini yansıtan Mardin’deki Boncuklu Tarla Neolitik yerleşim yerinde ölülerin ev tabanlarının altına, dizleri karın bölgesine çekik ana rahmindeki biçimde yeniden doğuş inancı ile gömüldüğü belirlendi. Bunun yanı sıra mezarların içerisinde çok sayıda boncuktan oluşan takı ve yontma taş aletler bulundu. Mardin Müze Müdürü, Nihat Erdoğan şöyle dedi:

“Bu dönemde bu yana insanlar inanç, bereket, büyü, totem, muska ve uğur getirmesi için takıları süslenme ihtiyacı için binlerce yıldır kullanıyor. Renkli taşlar, hayvanların diş, boynuz, kemik ve tırnak kısımları ile deniz kabukları gibi doğal malzemeler, sürtme ve kazıma yolu ile şekillendirilirken, ÿdelinip dizilerek takı haline getirilmiş. Kimi zaman kötülükten hastalıklardan koruyucu gücüne inanılan, kimi zaman şans uğur getirmesi için kullanılan takılardan Boncuklu tarlada açığa çıkarılan üçgen formlu kolye uçları günümüzde hala kullanılan muskaların formlarının ve kullanılış amacının 10 bin yıldır değişmediğini gösteriyor.”

Bölgedeki Boncuklu Tarla yerleşim yerinde binlerce takı için üretilen boncuğun yanı sıra çok sayıda obsidiyen (camsı dokuda ve koyu renkliÿbir kayaç türü) ve çakmaktaşı dilgi(arkeolojik bulgu), çekirdek ve yongalardan oluşan üretim artıkları, yontma taş aletlerin yerleşim yerinde üretildiğine tanıklık etmektedir. Bunlar arasında ok uçları, kesici aletler, delgiler ve mikrolitler bulunmakta.

Mardin Müze Müdürü, neolitik süreçte günümüz uygarlıklarının temelinin atıldığını, sosyo ekonomik yapılanmanın oluştuğunu, hakim toplumsal sınıflar oluşmaya başladığını, insan yaşamında büyük ve köklü değişiklikler meydana geldiğini ekledi. Daha önce Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ekibinin çalışma yaptığı bölgede kazı çalışmaları Ekim sonuna kadar devam edecek. Kazı çalışmalarında açığa çıkarılan eserler Mardin Müzesi’nde sergileniyor.

(BirGün)

Yeşil Oscar, Akdeniz Koruma Derneği’nin oldu

Akdenizfokları ve kum köpekbalıklarının korunması kadar balıkçılığın geliştirilmesi için de çalışan Akdeniz Koruma Derneği, 70 ülkeden 165 farklı projenin arasından birinci seçildi.

Akdeniz Koruma Derneği, başta Gökova Körfezi olmak üzere, Ege ve Akdeniz sahillerinin korunması için verdiği mücadele nedeniyle bu yılki, Uluslararası Whitley Doğa Koruma Altın Ödülü’nün sahibi oldu. Dernek Başkanı Zafer Kızılkaya, geçen mayıs ayında İngiltere prensesi Anne Mountbatten-Windsor’ın elinden Londra’daki Kraliyet Coğrafya Derneği’nde düzenlenen törenle ödülü aldı.

Bi kuruş dahi…

Kızılkaya, 2017 yılında verilecek ödülün jürisine de seçildi. Dernek, 270 kilometrekarelik alanda gırgır ve trole, 30 kilometrekarede ise tüm balıkçılık faaliyetlerine kapalı bir kıyı şeridi oluşturulmasına öncülük etti. Bu sırada balıkçılığın gelişmesinde de etkin oldu. Kızılkaya, “Dünyada her sene balıkçılığa verilen teşvikin yarısı dünya denizlerine harcansa denizleri koruyabileceğiz. Ama hiçbir ülke böyle bir paranın kuruşunu dahi vermiyor” diyor.

Kızılkaya, Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’a Gökova Körfezi’ndeki Deniz Koruma Alanları Yönetimi projesini anlattı.

Kızılkaya’nın Ocak’a verdiği yanıtlar şöyle:

Sualtı tahribatı

Proje hakkında bilgi verebilir misiniz?

Gökova, Türkiye’nin en büyük ve ilk özel çevre koruma bölgelerinden. 1350 kilometrekare. Etrafına herhangi bir yapılaşma yasak. Kapalı bir körfez olduğu için aşırı ve yasadışı balıkçılık nedeniyle inanılmaz bir sualtı tahribatı oluşmuştu. Balıkçılık da bu tahribata dayalı olarak çökmüştü. 2010 yılında balıkçılar ve devlet kurumları dahil ilgili herkesi bir araya getirerek, 6 alanın balıkçılığa kapatılmasını sağladık. Türkiye’de ilk kez balıkçılığa kapalı rezerv alanlar yaratıldı. Bu alanların yönetilmesi ve korunması gerekiyor. Türkiye’de koruma ve denetlemeden sorumlu olan kurum maalesef Sahil Güvenlik Komutanlığı… Komutanlığın o kadar çok işi var ki balıkçılıkla ilgili denetim yapmak en son sırada…

Siz de bu konuya el attınız.

Aynen öyle. Projeyi anlatınca bölgedeki balıkçılar bize inandı. Ama yine de yasadışı avcılar sürekli koruma alanlarına girmeye devam etti. 2013’te denetleme için kendi koruculuk sistemimizi kurmak istedik.Yöredeki balıkçılar kimlerin yasadışı avcılık yaptığını hepimizden daha iyi biliyor.

Örneği yok…

Sonra ne yaptınız?

Anayasamıza göre her Türk vatandaşı herhangi bir suça tanık olduğunda suçluyu kolluk kuvvetleri gelene kadar tutma yetkisine sahip. Biz de bu haktan yararlandık. Yasadışı eylemleri kaydeden ve delil haline getiren bir sistem oluşturduk. Bu sistem mükemmel şekilde işlemeye başladı. Şu anda bizim botlarımız her işe koşuyor. 3 tane botumuz, 5 tane korucumuz var.

Körfezde balıkçılık ne durumda şimdi?

Çok ciddi bir balık artışı olmaya başladı. Balıkçılık gelirleri bir anda yükselmeye başladı. 2010 yılında, tekne başına aylık gelir 1400 liraydı. Şu anda bu rakam 7 bin lira. Değil Türkiye’de dünyada böyle bir örnek daha yok.

“Hemen başvurun dediler”

Ödülden söz eder misiniz biraz?

Whitley fonuna bir projeyle başvuruyorsunuz. Biz iki kez fon kazandık. İlki 35 bin, ikincisi 70 bin sterlindi. Final raporunu teslim ettiğinizde Altın Ödül’e başvurabiliyorsunuz. Bugüne kadar 10 proje altın ödül alabildi. Biz başvurmadan Whitley’den bizi arayıp ‘‘Biz sizi altın ödüle direkt layık görüyoruz. Hemen başvurun’ dediler. Hem bu projenin devamı olarak hem de burada kazandığımız deneyimleri Fethiye Körfezi’ne de uygulamak açısından yeni bir proje hazırladık. Fethiye Körfezi’nde de ciddi sıkıntılar var. Fonlarla yeni bir bot ve korucular aldık. Rahmetli Mustafa Koç, bizim kurucu üyemizdi.

Denizin bekçileri

Dernek Başkanı Zafer Kızılkaya, Akdeniz Koruma Derneği’nin diğer faaliyetlerini ise şöyle anlatıyor:

“Boncuk-Karaca kapalı alanında nesli tehlike altındaki kum köpekbalıkları var. Akdeniz’de tek üremeye geldikleri yer orası. Sadece Akdenizfoku mağaralarına kamera koyan, onları izleyen bir ekibimiz var. Biyolojik çeşitliliği denetleyen, balık sayımları yapan, istilacı türleri gözleyen, balıkçılarla sürekli görüşen ekiplerimiz var. 10 kişiyiz. 6 alanın 4’ünde koruma sağlayabiliyoruz. Bir botumuz, iki korucumuz daha olsa en azından bir bölgeyi daha koruyabiliriz. Deniz koruma alanları, denizlerimizin bütün dünya denizlerinin geleceği olacak.“

(Cumhuriyet)

Marmaris’te 1800 yıllık kilise bakımsızlıktan yıkılıyor!

Muğla’nın Marmaris ilçesindeki Kameriye Adası’nda Yunanlar tarafından kutsal sayılan 1800 yıllık Ortodoks Kilisesi ile manastır, bakımsızlıktan yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya.

Kültür ve Turizm Bakanlığı 2013 yılında duvarları yıkılan kilise ve ortasında bulunan manastırın restorasyon çalışmaları için gerekli izinleri çıkardı. Hazırlanan proje onaylandı.

O zamanlar maddi kaynak da bulduklarını belirten Marmaris Ticaret Odası Başkanı Mehmet Baysal, projenin onaylanmasından sonra tahsis sorunu çıktığını söyledi. Baysal konuyla ilgili, “Kaynak, Belediyeler Birliği parası olduğu için bizim kullanma yetkimiz yoktu. Adanın bağlı bulunduğu Bozburun o zamanlar belde belediyesiyken, zamanın Belediye Başkanı Cemil Şener ile görüşerek restorasyonu birlikte yapma kararı aldık. Bu süreç uzadı ve bir türlü çalışma başlayamadı. Daha sonra Muğla büyükşehir olunca, Başkan Osman Gürün devreye girdi ama bu kez de tahsis konusunda sorun çıktı. Onlar da mahkemeye gitti. Osman Bey ile sürekli iletişim içindeyiz. Konu hala yargıda ve elimiz kolumuz bağlı bekliyoruz” dedi.

“İçindeki her şey talan edilmiş”

Selimiye’den sürekli çevre ada ve koylara tekne turları düzenleyen Şener Öztekin, her geçen gün adanın perişan olduğunu gözlemlediklerini belirterek şunları söyledi:

“Her ne kadar biz sezon başında adada temizlik yapsak da, sezon boyunca ziyaretçiler kötü kullanıyor. Adadaki ağaçların hepsi dilek ağacına dönüştürüldü. Sezonda buraya günde bine yakın ziyaretçi geliyor. Oradaki asırlık zeytin ağacına yıllar önce birisi bir bez bağlamış ve herkes bunu dilek ağacı diye devam ettirmiş. O zeytin ağacı o kiliseden çok daha yaşlı, kilise sonradan yapılmış ama pislik içinde, içindeki her şey talan edilmiş. Müşteri götürmeye utanıyorum. Buna yetkililerin çözüm bulması gerekiyor.”

İngiltere Veliahtı Prens Charles’in da 16 yıl önce ziyaret ettiği Kameriye Adası’ndaki kilise ve küçük manastır, zamana direnmeye çalışıyor.

(T24)

Bilirkişi keşif yaptı: Yumurtalık’ta tarımsal SİT alanında termik santral projesi!

Adana’nın Yumurtalık bölgesinde yapılması planlanan yeni termik santral için bilirkişi heyeti keşif yaptı. Bölgeye giden ve uzmanlardan oluşan bilirkişi heyeti söz konusu termik santralın faaliyete geçmesi durumunda bölgeye etkilerini inceledi. Heyetin oluşturacağı rapor Adana İdare Mahkemesi’nin vereceği kararı etkileyecek.

Bölgede yapımı planlanan 7 termik santral iptal davasından biri olan Yumurtalık EMBA kömürlü santral lisans iptal davasının keşfine katılan avukatlar ve çevre savunucuları uyarılarda bulundu.

Avukatlar ve yaşam savunucuları termik santral yapılacak alanda bir termik santralın da faaliyette olduğuna ve bu alanın sit alanı olduğuna vurgu yaptı.

‘Partikül madde sınır değeri çoktan aşılmış’

DAÇE (Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri) avukatlarından İsmail Hakkı Atal, BirGün’e yaptığı değerlendirmede termik santrallerden kaynaklı partikül madde kirliliği yönünden sağlığa zararlı sınırın Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre 20 ug/m3 olduğunu, EMBA termik santralı ÇED raporunda 2013 yılında yapılan ölçümde partikül madde kirliliğinin ise 83 ug/m3 olduğunu Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin kontrolü yönetmeliğine göre 2017 yılı sınır değerin 70 ug/m3 olduğunu , 2019 yılında AB normlarının kabul edileceğini ve sınır değerin 50 ug /m3 olduğunu ve yapılacak termik santralin kansere yol açan partikül madde sınır değerinin çoktan aşılmış olduğunu belirtti.

Atal, ayrıca Çukurova, Arsuz, Amik, Mersin, Silifke ve Erdemli ovalarının 141 büyük ovayla birlikte koruma alanı ‘tarımsal sit’ ilan edildiğini ve bu nedenle buraya artık termik santral yapılamayacağına değindi. Avukat Atal, termik santralların neden olduğu sera gazları nedeniyle ülkemizde ve dünyada iklim değişikliği kaynaklı orman yangınları başta olmak üzere son meydana gelen doğal felaketlere de değinerek EMBA termik santralının iklim değişikliği sürecine katkısının bilirkişi heyeti tarafından değerlendirilmesini talep ettiklerini bildirdi.

Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri adına konuşan Neriman Yıldırım Kara, termik santralı yapacak olan şirketin ortağının Çinli Şangay Elektrik Şti. olduğuna dikkat çekerek “Çin hızlı kalkınma ve sanayileşmenin bedelini dünyanın en kirli kentleri halini alarak ödüyor. Çin’de her yıl 1 milyondan fazla insan hava kirliliğine bağlı sebeplerden kaynaklı hastalıklardan hayatını kaybediyor. Çin’in vazgeçtiği kömür nedeniyle çevreyi kirleten şirketler şimdi gelip buralarda yatırım yapmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Ne olmuştu?

Yumurtalık Sugözü kömürlü termik santralının 4 kilometre kadar güneyine yapılmak istenen termik santralın iptali için Türkiye Barolar Birliği, Adana Barosu, Adana Tabip Odası, Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şubesi ve DAÇE (Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri) geçen yıl dava açmıştı. Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri avukatları yapılacak termik santralın Yumurtalık Sugözü Kömürlü termik santralına yakınlığı ve birbirinin etki alanında olmasının halk sağlığı ve tarım açısından doğuracağı yıkıcı sonuçlara dikkat çekmişti.

(BirGün)

Bodrum’da asırlık çam ağaçlarını ‘deniz manzarasını kapattığı’ gerekçesiyle kestiler!

Bodrum’daki bir tatil sitesinde 15 çam ağacının dallarının, deniz manzarasını kapattığı gerekçesiyle izinsiz kesilmesi, site sakinlerinin tepkisine neden oldu. Site yöneticisi Ünal Salarvan yaşananları görüntüleyen basın mensuplarına, “Belgesel mi çekiyorsunuz? Ne var şurada 5- 6 ağaç kestiysek? Sizi mahkemeye vereceğim” diyerek tepki gösterdi.

Bodrum’daki bir tatil sitesinde 15 çam ağacının dallarının, deniz manzarasını kapattığı gerekçesiyle izinsiz kesilmesi, site sakinlerinin tepkisine neden oldu. Sitesi Yöneticisi Ünal Salarvan, ağaçları kesmediklerini budadıklarını ileri sürerken, şikayet üzerine Bodrum Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ile Bodrum Orman İşletme Şefliği ekipleri kesimi durdurup, tutanak tutarak soruşturma başlattı. Ağaçların kesilen dallarına da el konuldu.

Kumbahçe Mahallesi, Akçabük Sokak’taki Gencer Sitesi’ndeki 15 çam ağacının dalları, iddiaya göre deniz manzarasını kapattığı gerekçesiyle kesildi. Site yönetimi, vinç ve merdiven yardımıyla tepeden aşağıya doğru kestiği çam ağaçlarının dallarını odun haline getirirken, site sakinleri duruma tepki gösterdi. Yapılanın ‘ağaç katliamı’ olduğunu ileri süren site sakinleri, sitenin yöneticisi Ünal Salarvan ile tartıştı, kesimin bir an önce durdurulmasını istedi. Ancak buna rağmen kesimin devam etmesi üzerine site sakinleri ve mahalleli durumu Bodrum Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ile Bodrum Orman İşletme Şefliği’ne bildirdi. Siteye gelen Zabıta ve Orman İşletme Şefliği görevlileri, kesimi durdurup soruşturma başlattı. Kesilip, odun haline getirilen ağaç dallarına el konulup, tutanak tutuldu.

“40 derecede budama olur mu?”

Mahalle sakinlerinden emekli öğretmen 59 yaşındaki Cemil Güvercin, asırlık çam ağaçlarının güpegündüz kesildiğini görünce şoke olduklarını belirterek şöyle dedi:

“Bu ağaçların kesimi için Belediye ve Orman İdaresi’nden kesim izni alınması gerekir. Aksi takdirde çam ağacının yaprağına bile dokunamazsınız. Sorduğumuzda, ‘Ağaçları kesmiyoruz, buduyoruz’ dediler. 40 derece sıcak havada budama mı olur? Araştırdık, meğerse evlerinin manzarası kapanıyor, denizi göremiyorlar diye ağaçları kesiyorlarmış. İzinleri de yok. Orman ve belediye yetkililerini arayarak müdahale edilmesini ve kesimin durdurulmasını sağladık.”

“Deniziniz batsın”

Mahalle sakinlerinden 47 yaşındaki Murat Aslanda, “Nasıl bir ülkede yaşar olduk. ‘iki fidan dikip, yanan ormanlık alanları yeşillendirelim, çevremizi yeşil tutalım’ derken, acımasızca iş makineleri ve baltalarla ağaçları kesip odun yaptılar. Deniz manzaraları kapanıyormuş. Deniziniz batsın. Bu resmen ağaç katliamı. Savcılığa suç duyurusunda bulunup, sorumluların en ağır şekilde cezalandırılmalarını isteyeceğim” diye konuştu.

“Ne var 5-6 ağaç kestiysek?”

Gencer Sitesi Yöneticisi Ünal Salarvan yaşananları görüntüleyen basın mensuplarına, “Belgesel mi çekiyorsunuz? Ne var şurada 5- 6 ağaç kestiysek? Sizi mahkemeye vereceğim” diyerek tepki gösterdi. Ağaçları kesmek için Bodrum Orman İşletme Şefliği’nden izni olduğunu ileri süren Salarvan, “Ağaçlar evlere zarar vermeye başlamıştı o nedenle kestik. Büyütülecek ne var bunda” dedi. Salavran’ın orman ve zabıta memurlarına izin belgesi diye gösterdiği belgenin ağaçların kesilmesi için izin almak üzere orman şefliğine verdiği dilekçe olduğu ortaya çıktı.

(Sözcü)

2016 yılında dünya genelinde 200 çevreci aktivist öldürüldü!

Uluslararası insan hakları ve çevre örgütü Global Witness 2016 yılında rekor düzeyde çevreci aktivistin öldürüldüğünü açıkladı. Global Witness 2016 yılında 200 çevreci aktivistin öldürüldüğünü duyurdu.

2016 yılında 24 ülkede 200 çevreci cinayete kurban gitti. 2015 yılında 16 ülkede öldürülen çevreci sayısı 185 idi.

En fazla ölüm Brezilya’da yaşanırken, Kolombiya ve Hindistan’da da bu tür ölümlerde büyük artış yaşandı.

En fazla madencilik, tomrukçuluk ve tarımda

Bilgi kaynakları medya, hükümet dışı örgütler ve Birlemiş Milletler olan Global Witness örgütü çevreci ölümlerinin en fazla madencilik, tomrukçuluk ve tarım sektörlerindeki projeler nedeniyle görüldüğünü bildirdi.

2016 yılında çevreci ölümlerinin yüzde 60’ı Latin Amerika’da yaşandı ve kurbanların büyük çoğunluğu o bölgede yaşayan yerlilerdi.

Örgüt için çalışan Billy Kyte BBC’ye açıklamasında ” Bu tür olayların uzak ve tenha bölgelerde olduğunu sanıyorduk ancak bu saldırılar daha da pişkinleşti çünkü pek azı başarılı biçimde ceza aldı” dedi.

Örgütün raporuna göre geçen yıl 49 çevrecinin öldürüldüğü Brezilya ölümlerin en fazla yaşandığı ülke oldu. Onu 37 cinayetle Kolombiya, 28 ile Filipinler izliyor.

Hindistan’da 3 kat artış

Hindistan’da da çevrecilere karşı şiddette üç kat artış görülürken raporu kaleme alan örgüt çalışanları buna neden olarak ülkede aktvistlere karşı baskıları gösteriyor.

Raporda ayrıca saldırıların 43’ünün ardında polis ve ordunun bulunduğuna dair sağlam kanıtlar olduğu ve özel sektör için çalışan güvenlik görevlileri ya da kiralık katillerin 52 ölüme karıştığı ifade ediliyor.

2016’da Honduraslı çevreci Berta Caceres’in onlarca ölüm tehdidi almasının ardından öldürülmesinin büyük tepkiye yol açmıştı.

Global Witness’tan Kyte “Berta’nın öldürülmesinin ardından Honduras’a büyük bir uluslararası baskı yapıldı. Biz de Honduras hükümetine karşı kampanya yürüttük. Bu baskının meyve verdiğine yönelik işaretler var. Honduras’ta geçen yıl 14 kişi öldürülmüştü, bu yıl sadece bir kişi öldürüldü. Ancak hala pek çok insan saldırıya uğruyor” dedi.

Raporu hazırlayanlar madencilik, tarım, tomrukçuluk projelerini yürüten büyük banka ve yatırımcıların bu tür cinayetleri engellemeleri için çaba göstermesi çağrısında bulunuyor.

Kyte “Şiddetten uzakmış gibi görünseler de sonuçta bu projelerde yatırımcıların parası bu şiddete neden oluyor. Berta Caceres öldürülmeden önce 33 ölüm tehdidi aldı ancak tek bir yatırımcı baraj projesi çevresinde gelişen gerilimle ilgili çıkıp olumlu bir mesaj vermedi” dedi.

(BBC Türkçe)

İklim değişikliği alanının John Snow’u kim, peki Cersei Lanister hangi iklim şüphecisi?

Vanity Fair‘de Jane Borden imzası ile yayınlanan yazının serbest derleme çevirisi Yeşil Gazete’den Sıla Özkavaf ve Alper Tolga Akkuş tarafından yapılmıştır

***

İklim değişikliği ile mücadele aslında bir dünya iktidarı savaşını andırmıyor mu sizce de? Ya iklim bilimciler başa ya da fosil yakıt endüstrisi aktörleri leşe. Taht Oyunları olarak çevirebileceğimiz ve dünyanın muhtemelen gelmiş geçmiş en ilgi ile takip edilen dizisi Game of Thrones’u iklim değişikliği alanına uyarlasa idik kim kime denk gelirdi peki?

7. sezon ABD’de 16 Temmuz Pazar akşamı başlıyor. Bu sezon muhtemelen Night King (Kış Kralı), Jon Snow ve arkadaşları ile hararetli tartışmalara girecek

Aynı zamanda Game of Thrones fanı da olan iklim bilimciler bizi yormak istememiş olacaklar ki bizim yerimize bu duruma bir açıklık getirmişler. Spoiler vermek gibi olmasın ama Tyrion Lannister’ı Leonorda DiCaprio yapmışlar.

Daenerys’in Seven Kingdom’a (7 Krallık) doğru yelken açtığı, John Snow’un King of The North (Kuzeyin Kralı) ilan edildiği, White Walkersların (Ak Gezenler, dizideki zombiler) lideri Night King’in (Gece Kralı) duvarın ötesine taarruza başlama hazırlıkları yaptığı dönemde bıraktığımız Game of Thrones’un 7. sezonu, 1 yılı da aşan bekleme sürecinin ardından Pazar günü (16 Temmuz) başlıyor.

Ama biz sizi daha fazla bekletmeden Vanity Fair’de yayınlanan “İklim değişikliği alanı Game of Thrones dünyası olsa kim kimdir?” haberinden yaptığımız serbest derleme özetle başbaşa bırakalım.

Aslında itiraf etmemiz de lazım, haber metnine pek sadık kalmadık. Ne de olsa herkesin Game of Thrones ilgisi kendine özel!

Samwell Tarly = İklim Bilimcileri

Dizinin şu an için baş erkek kahramanı durumundaki Jon Snow’un en yakın arkadaşı Sam olsa olsa iklim bilimci olabilirdi diye düşündük.

Tarly hanedanının babası tarafından evlatlıktan reddedilmiş varisi Sam ne de olsa Ak Gezenler’e dair veri topluyor. Üstelik onlarla ilk karşılaşan 7 Krallık sakini de kendisi idi. Bunu da geçtik onlarla nasıl mücadele edileceğini de biliyor. O, kimseye ümit vaat etmeyen görüntüsü ile bir Ak Gezen’i hakladığını da unutmayalım.

Tüm bunlar onun iklim bilimcisi olması için yeterli değil diyenlere son kozumuzu da ifşa edelim. O da iklim bilimciler gibi bir kitap kurdu, kütüphaneden neredeyse hiç çıkmıyor ve kariyer planını da bir Maester (Dizinin dünyasında filozof, akademisyen ve şifacı kişilere verilen san) olmak üzerine kurdu.

Tyrion Lannister = Leonardo DiCaprio

Bir parça çapkın bir Kazanova, bir parça insanlığa ahlaki söylemler ile yol gösteren bir -olası-kurtarıcı ve say say bitmeyecek bir para. DiCaprio’nun neden Tyrion Lannister olduğunu anlatmaya yeter de artar bile.

 Tyrion da önceden Duvar’ın arkadasında gizlenen devlere, Ak Gezerlere inanmazken şimdi Daenerys’i destekleyerek ve onun er yada geç bu yaratıklar ile savaşacağını varsayarak,  iyilik adına savaşan birisi.  Bu arada DiCaprio’da yavaş yavaş vicdanının sesini dinlemeye  ve  sadece iklim değişikliğiyle ilgili bilgi vermeyen, aynı zamanda onunla mücadele etmek için pratik yöntemler sunan Before the Flood (Tufandan Önce) filmini çekmeye başlamadan önce Los Angeles gece kulüplerine dehşet saçıyordu.

Daenerys Targaryen = Angela Merkel

Ejderhaların annesi ve ezilenlerin kahramanı Khaleesi’ye tam olarak benzeyen birini bulmak zor olsa da, Angela Merkel bu konuma aday olabilir.  ABD çekilirken, diğer ülkeler öne çıkıyor. Almanya kesinlikle bunlardan birisi. Mayıs ayında, basının “İklim Şansölyesi” olarak adlandırdığı Merkel, Paris anlaşmasından çekileceğini belirtmesi üzerine Trump’a karşı çıkarken aynı zamanda “Biz Avrupalılar kaderimizi kendi ellerimizin kontrolüne almayız” dedi.

Khaleesi’nin ejderhaları var, aynı Merkel’in de çok güçlü bir mühimmatı olduğu gibi. Merkel’de doktorasını fiziksel kimyadan alan, on yılı aşkın bir süredir bir bilim insanı. Bir de  George W. Bush da muhtemelen aktrist Emilia Clarke bir sırt masajı yapmaya çalışırdı.

Jaime Lannister = John McCain

 Jaime Lannister ve John McCain’de ortak nokta ılımlı olmaları ve karşı tarafla sık sık iş birliğine girmeleri görülebilir.

McCain ilginç birisi, Joe Lieberman ile zamanında ilk iklim tasarısını birlikte desteklemişlerdi.Bir diğer hoş olmasa da  açık bir benzerlik ikisinin de savaş esiri olmaları.

Bran Stark = Elon Musk

Bran’in görüsü vardır, geleceği görebilmeyi eğitimi alıyor. Üç Gözlü Kuzgun olarak, hayranlarının dünyayı kurtaracağına inandığı büyü üzerine çalışıyor. Bu açılardan Bran’i mühendis olarak ele alabiliriz.

Benzer bir şekilde, Elon Musk, elektrikli araba akülerine güneş enerjisi entegrasyonu gibi ev ve iş yerleri için  ticari güneş enerjisi yazılımları geliştirme çalışmalarında çok önemli katkılar koymakta ve bu da aslında çağımızın büyüsü sayılabilir.

Hodor = The Sierra Club

Sierra Club, ülkemizin en büyük çevre örgütü olan koruma üzerine bir devdir.  Kendisini koruyamayacak olanları korumak için var olan ve halen fosil yakıtlardan uzaklaşmanın öncülüğünü üstleniyor.

Hepimiz göz önüne alındığımızda çok ağır bir kaldırma yapıyor, ancak ölümü bir daha yerine getirdiğinde kaçılacaktır. Ancak Sierra Kulübü bile, nihai küresel ısınmaya karşı kapıyı tutamayacaktır.

Margaery Tyrell =Ivanka Trump 

İkisi de hem sarışın hem güzel ve hem de popülist bir karakterler.

Diğer bir benzerlik ise, çok başka sebeplerden de olsa da, basının her ikisinin giyimiyle takıntılı olması.

Yara Greyjoy = Hillary Clinton

Bu kadınların ikisi de ne Ak Gezerler ne iklim değişikliği ile ilgili pek bir şey yapmadı. Ama inkar edilemeyecek derece komik olan fikir ise Demir Adalar’ın feminist ablası kesinlikle Hilary Clinton.

Şu sahneleri hatırlarsınız: Yara kral ilan edilecektir ve birden tesadüfen bir adam yarışa katılır, Yara’nın amcasıdır  ve herkes bu adamın yetersiz olduğunu söyler. Adam galip geldiğinde ise, Yara ortadan kaybolur. Her ne kadar hiç iyi olmasa da, Clinton’da aynı şeyi yapmıştı.

Cersei Lannister = The Koch Brothers

 Cercei güç kazanmak ve onu korumak için her şeyi yapabilecek birisi. Fosil yakıttan menfaat elde edenlerin de benzer bir eğilimi var.

Koch kardeşleri düşünecek olursak, bütün paralarını petrolden kazanmaları ve aktif olarak iklim değişikliği karşıtı örgütlere finansal destek vermeleri, elde edilen gücün ve paranın kaynağının ellerinden kaymaması için gezegeni dahil gözden çıkarabileceklerine örnek.

Başka bir doğal kaynak israfı karşılaştırması ise, muhtemelen Cercesi, nice savaşlar kazandırmış Çılgınateş’i Ak Gezerler’e karşı kullanacaktır, ya da en azından ölülerin Ak Gezer’e dönüşmesini engellemek için bunu yapabilir. Hepimizin içinde biraz Cercei olduğu iddia edilebilir; ucuz yakıtın getirdiği gücü kaybetmeye gönüllü değiliz ve bundan en çok muzdarip olacak olanlar ise kendi çocuklarımız olacaktır.

Wildlings (Yabanıllar) = Pasifik Adalılar

Yabanıllar, aynı Pasifik Adaları’nda veya Arktik’te yaşayan insanlar gibi yaklaşan tehdidin etkilerini ile ilk karşı karşıya kalacak olanlar.

Eğer Ak Gezerler, Yabanıllar üzerinde korku salmışsa, bu durum Pasifik Adaları’nda deniz seviyelerinin yükselmesi veya Alaska köylerini tehdit eden donmuş toprağın çözünmeye başlaması gibi iklim değişikliğinin etkilerinin  şimdiden kendini gösterdiği, tropiklerde yaşayan insanları karşı karşıya kaldıkları duruma çok benziyor.

Jon Snow = Michael Mann

Eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore da, ilk bakışta Jon Snow gibi hoş olmayan gerçeklerden bahseden birisi. Gece Nöbeti’de Jon’un söylemek durumunda olduğu şeyleri kesinlikle sevmezdi. Ama biraz daha düşününce, Al Gore yerine Michael Mann daha uygun görünüyor, ne de olsa o da zamanında rezil edilmişti. Gerçekten de ikisi arasındaki benzerlikler yadsınamaz.

Bir telefon görüşmesinde Mann üstlendiği rolü bir aktivist olarak şöyle açıklıyor:  “Ben siyasete gitmedim, siyaset bana geldi. 1990’ların sonlarına doğru, kendimi birden bire iklim değişikliğinde inanmayan ve beni kötüleyen inkarcılar tarafından saldırıya uğrarken ve hiç bir zaman girmek istemediğim bir savaşın girerken buldum. Her ne kadar hayatımı önceden niyetlendiğim şekilde, yani laboratuarda gelecek nesli eğitirek geçirmekten mutluluk duyacak olsam da, uygarlık olarak karşı karşıya kaldığımız en büyük sınava dair bir söylem hakkında insanları bilgilendirmekten daha asil bir uğraş olamayacağını düşünüyorum.”

Jon Snow’da serinin 4. Kitabı Kargaların Ziyafeti (A Feast for Crows)’nde ”Bazen mutlu bir seçim yoktur, sadece daha az ıstırap veren seçim vardır.”

derken muhtemelen Mann ile aynı duyguları paylaşıyordu. İnsanlar -gerçek yada kurgusal- çeşitli varoluşsal tehditlere karşı zafer elde edebilecek mi? Game of Thrones kurgusundaki insanların kaderi, dizinin yapımcılarının elinde ama hikayede dizi hayranlarının kontrolünde olan şeyler sınırlı. Michael Mann’a nasıl bu durumum üstesinden geleceğimiz sorulduğunda, Snow’a benzer bir şekilde, başkalarının bilgeliğini dikkate değer buluyor:

“Bunu en iyi şekilde açıklayan, bir önceki bilim danışmanımız John Holdren’den alıntı yapacağım.O iklim değişikliği ile mücadelemizin etkileri azaltma (salınımlar ile ilgili bir şeyler yapmak, sera gazını denge tutmak gibi), uyum sağlama ( gelen değişikliklere, harekete geçmiş olanlar ve gelecekte olacak olanlara karşı uyum sağlamak), ve acı çekme üçlemesinin kombinasyonlarında oluşacağını söylüyor. Bunun dengesini nasıl olacağı ise asıl karar vermemiz gereken şey.”

Aynı Jon Snow dediği gibi “Korkuda utanç yoktur, derdi babam. Önemli olan ona nasıl gögüs gereceğimizdir.

 

Bu serbest derleme çeviri Sıla Özkavaf ve Alper Tolga Akkuş tarafından yapılmıştır

Metnin İngilizce Orjinali

Yazan: Jane Borden

 

(Yeşil Gazete, Vanity Fair)

Tanı, gör, ihbar et: Çocuğumuzun yanında olmamak sapığın yanında durmak demektir

‘’…Bataklık dağlara kadar uzanıyor

Kazanılan her şeye bulaşıyor, kirletiyor.

Bu pis bataklığın sularını kurutmak

Kazanılan en büyük başarı olurdu…’’

Goethe,Faust

Dava sonuçlandı… İzmir’deki köy okulunda yıllarca çocukları istismara maruz bırakan müdür A.Ş 82,5 yıl ceza aldı. Her saniyesini 82 yıl ağırlığında yaşamasını ve çocuklarımızı istismar etmeye meyil edenlerin geri durmalarını sağlayacak bir mücadeleyle sonuca ulaşıldı. Saadet öğretmen öğrencilerinin yaşadığı acıya tanık oldu, görmezden gelmedi ve gelmeyecekte. Kendisine ihbar edilmeye başlayan çocuk istismarına da kayıtsız kalmayarak dernek kurmak istedi. Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı İle Mücadele Derneği’ni böylelikle hayata geçirdi. Yalnız başladığı bu köklü ve cesaretli direnişi kendisine destek veren insanlarla yollarını kesiştirdi. Çocuğu çaresiz bırakan ve bu çaresizliklerinden yararlanan pedofilileri gözlerinden tanımalıyız, diyor Saadet Öğretmen. Hem çocuklarımıza kendilerini korumayı öğreteceğiz hem de toplumun, devletin tüm kademelerine ulaşarak çalışmalar yapacağız. Hiçbir çocuk birbirinden din, dil, ırk ya da Doğu-Batı, Kuzey-Güney olarak ayrılmayacak.

Mersin, mücadelenin ortak zemini

UCİM, Mersin merkezli olarak kuruldu çünkü Mersin mücadelenin yükseldiği ortak bir zemin. Mersin’de yaşayan ve Saadet öğretmene istismarı ortaya çıkarmaya çabalarken yardım eden, yanında olan iş adamı Yücel Ceylan ile beraber dönüşümlerin filizlenmeye başladığı ortak bir mekan Mersin. UCİM, Türkiye’yi kapsayarak temsilciler atayacaktır. Çocuklarımızı korumak için atılan her adım üzülmekten öteye geçerek çözüm odaklı çalışmalara dönüşecek. Bu satırları yazarken aynı zamanda bir çocuğun istismara uğradığı gerçeği ile yüz yüze gelmeli ve harekete geçmeliyiz. ‘’Çocuk susar sen susma’’ diyoruz UCİM olarak bu yüzden. Ve, ‘’Hiçbir çocuğun rızası yoktur, bu konu burada kapanmıştır!’’

‘’Bir kerelikten bir şey olmaz’’ zihniyetleri sorunu yaratanlara cesaret vermekten öteye gitmiyor.

Neden  artık UCİM var?

Çocuk istismarını görmezden geldiğimiz sürece bunu destekliyoruz. Arno Gruen, Empatinin Yitimi kitabında: ‘’Gerçek acı karşısında kayıtsızlık ve korku, acıyı giderek daha az algılamamıza yol açıyor. Algılarımız kapanmazsa, duyarsızlaşmazsa acının varlığını görebilir, duyabiliriz ve bir şeyler yapmamız gerekir.’’ İstismar çok yakınımızda, etrafımızda olabilir. Hatta öyle ki eğitim kurumlarındaki istismar oranı %73’tür. Bu oran dahi yürekleri ürpertmeye yetmiyor mu?

Evet, artık UCİM var çünkü;

Bilimsel yaklaşımlar kullanarak, çocuk istismarını ve ihmalini önleme çalışmaları yapacak. Ulusal ve Uluslararası çalışmalar ile konuya ve amaca yönelik sosyal projeler hazırlayacak, uygulayacak. En önemli noktalardan birkaçı da, istismara maruz kalmış çocuklara hukuki destek ve rehabilitasyon olanağı sağlayacak olması. Çocukların kendilerine yapılanı defalarca anlatmak zorunda kalmayacakları daha sağlıklı çözüm yolları olacak. Hiçbir anne eminim ki şu cümleyi söylemek istemez: ‘’Benim çocuğumu dinlemeye doyamadılar.’’

Kalıcı ruh sağlığı bozulmalarına yol açan istismar olaylarının çocuklara defalarca anlattırılması dayanılacak şey mi?

‘‘İhtisas mahkemeleri kurulmalı.’’ diyor Saadet öğretmen. Özel mahkemeler kurularak, uzmanlar ile beraber çocuğun yarasını büyütmeden konunun üzerine gitmeliyiz.

Leylek hikayemiz

Hepimiz aşinayızdır çocuklara anlatılan leylek hikâyesine. Neden anlatıyoruz peki? Çocuklar cinselliği kavrayacak yaşta değiller çünkü. Bunun farkındayız. Bu noktada çocuğa porno yayınlar izletmek, ona izinsiz dokunmak sapıklıktır. Kaldı ki, pedofililer çocukları ikna etmek için onları kandıracak yollar izlerler.

‘’Çocukları sevgilerinden vuruyor istismarcılar.’’ Diyor Saadet öğretmen

Yani,

Çocuğu korkutup, susturuyorlar.

Unutmamalıyız, Pedofili eğitim dinlemez.

Dört yıllık bir mücadele ile bir sapık cezasını aldı. Eğer görmeden gelinseydi o çocukları kurtaramazdık.

İhbar etmemek suçtur.

Konuşacağız, çocuklarımızı susturanlara karşı susmayacağız.

 

Gökçe Atik

Susuzluk zeytinleri vurdu, 23 bin zeytin ağacı kuruyor

Antalya’da Kırkgöz su kaynağında yaşanan su sıkıntısı ve kaynak suyunun DSİ Bölge Müdürlüğü’nce Döşemealtı bölgesindeki tarım arazileriyle hidroelektrik santraline verilmesinden dolayı Vakıf Zeytinliği’ne 10 gündür su verilmiyor. Bölgedeki 23 bini zeytin olmak üzere 25 bine yakın ağaç, kuruma tehdidi altında.

Antalya’nın en önemli su kaynaklarından Döşemealtı İlçesi’ndeki Kırkgöz, bu yıl yağışların az olması, tarımsal vahşi sulama, kaçak sondajlar, küresel ısınmanın olumsuz etkileri nedeniyle ciddi su kaybı yaşıyor. Kırkgöz’deki su miktarının yetersiz kalması nedeniyle yaklaşık 10 gündür dünyaca ünlü Düden Şelalesi’ne de su verilemediği için şelale kurumanın eşiğine geldi.

Aynı kaynak ayrıca bölgedeki bir hidroelektrik santraline su sağlıyor. DSİ Bölge Müdürlüğü’ne ait kanallarla Düden Şelalesi’ne olduğu gibi Vakıf Zeytinliği’ni de içine alan Kepez İlçesi’ndeki tarımsal arazilerin bulunduğu bölgeye verilen su kesildi.

T24’ün haberine göre Antalya’nın akciğeri olarak nitelendirilen ve içinde 23 bini zeytin olmak üzere yaklaşık 25 bin ağacın bulunduğu 2 bin 630 dönümlük Vakıf Zeytinliği’ne yaklaşık 10 gündür su verilemiyor.

Susuzluk ve aşırı sıcak ile poyraz nedeniyle zeytinlikteki söğüt, kavak, yeni dünya, çınar gibi ağaç türlerinin birçoğu ciddi ölçüde kuruyup yaprak döktü. Olgunlaşma dönemindeki zeytin meyveleri de buruşmaya başladı.

Vakıf Zeytinliği yetkilileri, yaklaşık 10 gündür hiç su gelmediğini belirtti. Kırkgöz’den bölgeye gelen suyun kesildiğini ve 10 gündür ağaçların sulanamadığını dile getiren zeytinlik yetkilileri, “Son 60 yılın en sıcak günlerinin yaşandığı belirtiliyor. Poyraz nedeniyle sıcak hava etkisini daha da artırıyor. Bugünlerde mutlaka su vermemiz gereken ağaçlara maalesef su veremiyoruz. Poyrazın da etkisiyle birçok ağaç türü hızla kurumaya başladı” dedi.

Binlerce zeytin ağacı ve diğer ağaç türlerinin taşıma suyla sulanmaya çalışıldığını anlatan yetkililer, ancak bu yöntemin hem çok pahalıya mal olduğunu hem de yetişmenin mümkün olmadığını kaydetti. Olgunlaşma dönemindeki zeytin meyvelerinde susuzluk nedeniyle buruşmalar başladığı, bir hafta daha su verilemezse ürünlerin kaybedileceği açıklandı.
Yılda yaklaşık 70-80 bin ton zeytin hasadının yapıldığı zeytinlikte, narenciye, ceviz, dut, kavak, söğüt gibi çeşitli ağaç türleri de bulunuyor.

(T24.com.tr)