Ana Sayfa Blog Sayfa 3088

Pakistan Başbakanı Nevaz Şerif görevden alındı

Pakistan Yüksek Mahkemesi’nin Başbakan Nevaz Şerif’i, ailesinin servetine yönelik yolsuzluk iddiaları nedeniyle görevden alınması yönünde bir karar aldığı bildirildi.

Nevaz Şerif

Yargıç Ejaz Afzal Khan, “O artık parlamentonun dürüst bir üyesi olma niteliğine sahip değil ve başbakanlık görevi de sona erecek” dedi.

Yüksek Mahkeme’nin Şerif ile ilgili soruşturma kapsamında ayrıca Maliye Bakanı İshak Dar’ı da görevden alan bir karar aldığı bildirildi.

Yüksek Mahkeme Şerif ile ilgili kararını yolsuzluk soruşturmasının neticesinde Şerif’in servetinin ailesinden gelmiş olamayacağı yönünde çıkan sonuç üzerine aldı. Pakistan medyası Şerif ve ailesi hakkında cezai bir soruşturma da açılabileceğini bildirdi.

Yüksek Mahkeme ayrıca ulusal yolsuzluk karşıtı büroya Şerif’e karşı suçlamaları araştırmasını istedi. Şerif’in Panama Belgeleri’nde çocuklarının adı geçmişti.

Bu karar ile Pakistan’ın 70 yıllık tarihinde ikinci kez görevdeki bir başbakanı görevden almış oldu. 2012 yılında da o zamanki Başbakan Yusuf Rıza Gilani görevden alınmıştı.

“Post- Feminist” bir dünyada günlük cinsel ayrımcılık

The Atlantic.com’da Hayley Krischer imzası ile yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete’den Özde Çakmak‘ın çevirisi ile paylaşıyoruz

***

Pop kültürü kız çocuklara her şeyi yapabileceklerini söylese de kızların sınıfta tecrübe ettikleri mesajlar başka bir hikaye anlatıyor.

Son yirmi yıldır “girl power” Amerikan kültüründeki kızların başarılarını tanımlamanın popüler bir yolu haline geldi. Herşeyi yapabilen, popülerlik bulan, cinsiyet rollerinden kaçan, okulda sivrilen ve Mezuniyet Balosu Kraliçesi ödülüyle uzaklaşan yaygın “alfa kızlar” söylentileri, her türden medya haberine bakılacak olursa, bir toplumsal cinsiyet devir teslimine öncülük etti. 2007 yılında, Nation kızların erkeklerin yaptıkları her şeyi – üstelik daha iyi – yapabildiklerini bildirdi. Aynı yıl bir New York Times haberi yazarın “inanılmaz kızlar” diye tanımladığı kız çocuklarını – üstün başarılı, kendine güveni tam, ilgili ve bir erkek çocuğunun yapabildiği her şeyi, yani istedikleri her şeyi yapabileceklerini öğrenerek büyüyen kızlar – belgeledi. 2003’de Business Week kızları, “erkek çocukların zayıf düşmüş Yunanistan’ının yanısıra bir tür skolastik Roma İmparatorluğu inşa edenler” olarak tanımladı.

Fakat, kızlar, en azından Kanada’daki çok sayıda ortaokulda, erkek akranlarıyla etkileşimde bulunduklarında bir tür kültürel zaman makinası ile karşılaştılar. 2010 ile 2013 arası araştırmacılarla yapılan görüşmelerde kızlar, hoşlarına gitmeyen bir şey duyduklarında erkek çocuklarının sözümona kızlara “Git, bana bir sandviç yap” minvalinde “şaka yapma” eğilimlerinden sözettiler.

Kanada, St. Catharines’deki Brock Üniversitesi’nin Çocuk ve Gençlik Çalışmaları Bölümü’nde profesör olan Shauna Pomerantz ile Rebecca Raby, medyanın sözde alfa kızına yer verişini inceleme amaçlı altı yıllık bir araştırmada sandviç türünden bu anekdotları çokça duydular. Bu yılın başlarında araştırmacılar Güney Ontario’nun dört bir yanındaki okullarda 12 ila 18 yaş arası 57 kızdan oluşan bir grup ile yaptıkları görüşmeleri belgeledikleri bir kitap “Akıllı Kızlar: Başarı, Okul ve Post-Feminizm Miti yayımladılar.

Bu anlatılar tek bir okul ya da tek bir arkadaş grubuyla sınırlı değildi. Ortaokul ve liseli çok sayıda kız çocuğu benzer tecrübeler yaşadıklarını bildirdiler. 13 yaşındaki bir kız, Rory, onlara şunu anlattı: “Basketbol seçmelerine katılmıştım, kağıdı imzalamak için ayağa kalktığımda herkes ‘Mutfağa geri dön’ falan dedi.” Rory’nin ilk tepkisi öfke oldu – ama daha sonra öfke kabullenmeye döndü. “Erkekler böyledir, salla geç. Takmıyorum, beylik bir şey. Kadınların mutfakta olduğu o kitapları her daim okuyoruz.” dedi.

(Pomerantz ve Raby kızların kimliklerini korumak için takma isim kullandılar.)

Hem Pomerantz hem de Raby kız çocuk kültürü hakkında çeşitli kitaplar yazdılar ve kızların yaşamlarının yalnızca medyada yansıtılan güzel, kusursuzca yapılmış kısa açıklamalara tekabül etmediğini biliyorlardı. Yazarlar çok sayıda alfa kız hikayeleri duyarken – erkek hokey takımının tek kadın oyuncusu olan bir kız, popülerliği ile akademik kariyerini dengeleme endişesi yaşayan bir kız, gecenin birine kadar okul ödevini kontrol etmek için uyanık kalan bir kız – makaleler sanki toplum bir post-feminizm iklimine geçiş yapmış gibi lanse ediyordu. Fakat, erkek ve kız çocuklar arasındaki rahatsız edici dinamikleri duymayı beklerlerken muhakkak 1950’leri andıran aşırı cinsiyetçi buyrukları ummuyorlardı. “Git bana sandviç yap” lafını duyduklarında hem Pomerantz’ın hem de Raby’nin nutku tutuldu.

İncelemeye alınan birkaç kız cinsiyetçi ifadeleri geri püskürttü ve neyin şaka olup neyin şaka olmadığını anlaşılır biçimde tarif edebildiler. Fakat kızların daha fazlası sergiledikleri cinsiyetçi davranış için erkek çocuklarına bağırmakta tereddüt ediyordu. Cadaloz, dobra ve seksi olmayan biri olarak görülmek istemiyorlardı. Bu onların bir feministmiş gibi görülmesine neden olacaktı ve feminizm potansiyel olarak zarar veren bir etiketti. İma ettikleri oldukça fazlaydı: aşırı ahlakçıydın, şaka kaldıramazdın, bir “erkek düşmanı” ya da bir “kaltak”tın. Hiçbir şey söylememek çok daha klastı. Gülüp geçmek.

Bir diğer düğüm noktası: Raby bana kızların bunu her zaman cinsiyet ayrımcılığı olarak görmediklerini söyledi. “Sadece çok ciddiye almamaları gereken bir şey diye düşündüler.” Fakat ortaokul ve lisede bir şaka nadiren yalnızca bir şakadır. Genellikle ırk, popülerlik, notlar ya da yeniyetmelerin birbirlerine ayar vermek için kullandıkları stratejik hiyerarşiyi kullanma biçimleri hakkında her türden ima ile katman katmandır.

Sorunun büyüdüğü yer de burası. Kültürel mesajlara ve kadınların gelişmiş ya da daha akıllı cins olduğuna işaret eden alfa kız çocuğu raporlarına rağmen cinsiyet ayrımcılığı halen siyasette, Hollywood’da ve genel işgücünde devamlılık göstermekte. Üstelik en gelişmemiş, ilkel seviyelerde baş gösteriyor – okullarda, çocuklar arasında.

Peki bu inandırıcı girl power anlatısı kız çocuklarının çocukluklarında yaşadığı gerçekçi bir deneyim ile eşleşmemesine rağmen neden varoluyor? Pomerantz ile Raby’nin bir teorisi var: Kızların akademik araştırmacıların ve kültürel eleştirmenlerin cinsiyet eşitsizliğinin “post-feminist” bir algısı addettikleri şeyden – kadınların nasılsa dünyayı “yönettikleri” ve kadınlara yönelik ayrımcılığın artık olmadığına dair bir kavram – etkilendiklerine inanıyorlar.

Pomerantz, kız çocuklarının her derste daha yüksek notlar elde ettiklerini gösteren bir dizi çalışmayı referans göstererek, “Kız çocuklarına her şeyin eşit olduğu ve hatta belki de erkek çocuklarının bile ilerisinde oldukları anlatılır,” dedi. “Fakat gerçek şu ki, cinsiyet eşitsizliğinin bütün bu unsurları ile sürekli yüzyüze kalıyorlar,” dedi. Bu yılın başında University of Illinois, New York University ve Princeton’dan araştırmacılar, altı yaşlarındaki küçük kız çocuklarının “zeka parlaklığı”nın erkeklere ayrıldığına inandıklarını saptadılar. Çalışmadaki kız çocukları, ayrıca, erkeklerin aksine, okulda iyi not almak için doğuştan yeteneklerinin olmadığına inanıyorlardı. Bu bulgular, kadınların aynı iş için erkeklerden daha az para almakla kalmayıp daha az CEO pozisyonu elde ettiklerini ve seçildikleri görevde oldukça az temsil edildiklerini gösteren kapsamlı veriyi destekliyor.

Oysa, kadınlar arasında da olmak üzere post-feminist görüş devam ediyor. Örneğin, 45.000’den fazla kişi Facebook grubu Feminizm Karşıtı Kadınlar’ı (Women Against Feminism) beğendi. Bu yılın şubat ayında yazar Jessa Crispin’in Why I am Not A Feminist (Neden Feminist Değilim?) adlı kitabı feminizmin başarısız olmasında mesajının zayıflatılmasını suçladı. Crispin, feminizmin bir diğer şirket sloganı, sulandırılmış bir yaşam tarzı markası haline geldiğini öne sürdü. (Guardian ile yaptığı röportajda örnek olarak üzerinde “We Should All Be Feminists” (Hepimiz Feminist Olmalıyız) yazan 600 dolarlık Dior tişörtü gösterdi.) Yaşları 18 ila 29 arasında değişen Amerikalıların katıldığı 2016 Harvard Kamuoyu Projesi Anketine katılanların yaklaşık olarak yarısının feminizmi desteklerken kadınların yalnızca %37’sinin gerçekte kendilerini feminist olarak tanımladıklarını saptadı. Pomerantz ve Raby kitabı “süper – kız” anlatısına meydan okuyacak bir sohbeti ateşlemesi amacıyla yazdılar. “Feminist anlatılar ile post-feminist anlatılar arasındaki bu gerilim ve bu gerilime dümen tutan kız çocukları,” dedi Raby, “bu işler karmaşıktır.”

Post-feminist algı gerçek hayattan değil, medya ve pop kültürü aracılığıyla geliyor. Muhtemelen en sık alıntılanan analiz bir City, University of London sosyoloji ve medya çalışmaları profesörü olan Rosalind Gill’e aittir. Gill post-feminizme bir “duyarlık” diyerek onun kız çocuklarının kendilerine ait deneyimlerininin bir iletiminden ziyade insanların kültürel olarak ne gördüklerine dair bir his ya da tepki olduğunu kastetmektedir. Kız çocukları popüler kültürdeki kız güçlendirmesi (empowerment) hakkındaki mesajlarla öylesine içiçe ki – Bella and the Bulldogs’da Nickelodeon’ın kadın futbol oyun kurucusu, Cars 3’deki güçlü kadın protagonist ve Wonder Woman’ın gişe hasılatındaki başarısı – post-feminist bir toplumda yaşadıklarına inanmamaları güç. Kızlar video oyunları ve ana akım TV’de muhakkak cinsiyetçi kinayelere maruz kalıyorlar, fakat televizyondaki cinsiyetçilik o kadar doğrudan değil. Farketmesi Güney Ontario’daki ortaokula giden kız çocuklarının başetmek zorunda kaldıkları “şaka”lardan daha zor.

Pomerantz ve Raby’nin kızların bu yorumlara verdikleri tepkileri bu denli takdire şayan bulmaları bundan. Araştırmacılar, bazı kızların – kısmen erkeklere “itici ya da çirkin” görünmek istemedikleri için – cinsiyetçi davranışları sebebiyle erkek çocukları ile yüzleşmekte güçlük çektiklerini açıkladılar. Pomerantz ve Raby’nin bulgularıyla tutarlı 2014 tarihli bir çalışma, 14 yaşındaki kız çocuklarının erkek çocukları korkutup kaçırmamak için kendi zekalarını hafifseme ihtiyacı hissettiklerini saptadı. “Popüler feminenlik girmesi çetin bir yoldur,” dedi Raby. “Bazıları aşırı zeki görünmek istemediklerini söyledi. Parmağın her daim havada görülemezsin. Ukala olarak görülemezsin.  Sosyal yaşamını çekip çevirmen önemlidir.” Başka bir deyişle, bir sandviç yorumunu savuşturmak ve çeneni kapamak daha kolaydır.

Kız çocukları arasındaki bu popülerliği ve zekayı ayrışık görme, kendilerini ya popüler ya da zeki kız olarak konumlandırma eğilimi eğitimcilerin özellikle daha çok kız çocuğunu STEM (fen, teknoloji, mühendislik ve matematik) alanlara sokmak için küresel hareketin gelişmesinden bu yana son 10-20 yıldır mücadele ettikleri bir durumdur. National Girls Collaborative Project’in açıkladığı üzere,  kız çocuklarını STEM doğrultusuna yönlendirmek için çok sayıda program ve girişimin yaratıldı, fakat bu kızlar engelleyici kültürel güçler yüzünden psikolojik olarak yıpranıp ortadan kayboldular. STEM’deki kadınların sayısı 1980’den bu yana artarken, ABD Ticaret Bakanlığı’na göre günümüzde kadınlar STEM işlerinin yüzde 25’inden azında çalışıyor.

Bu sorun cinsiyet ayrımını Latin, Asyalı ya da beyaz akranlarından farklı yaşayan siyahi kız çocukları için daha da karmaşıktır. The Atlantic’in bildirdiği üzere siyahi kız çocuklarının okuldan uzaklaştırma alma oranı beyaz kız çocuklarından daha fazla olmakla kalmayıp siyahi kız çocukları daha ağır cezalandırılıyorlar. Bu konuda araştırma yürüten Villanova sosyoloji profesörü Lance Hannon, 2014’te New York Times’a “Daha koyu tenli bir Afrikalı-Amerikalı kadın arıza çıkardığında erkeksi agresiflikleri hakkında; bir dişi, bir kadın olarak yerlerini bilmediklerine dair belli bir endişe vardır,” diye konuştu.

Siyahi kız çocuklarını güçlendirme çabasıyla Princeton ve Swarthmore gibi üniversitelerde hafta boyu yaz konferansları veren At The Well adlı kar amacı gütmeyen örgütte rehber olan Melissa Lyken’e göre Hannon’ın tasvir ettiği hisler alışılmadık değil. Geçtiğimiz günlerde üniversitede çeşitliliği artırma amaçlı girişimler üzerinde çalışan University of Southern California – Santa Cruz’dan mezun olan Lyken, Birleşik Devletler’in dört bir yanındaki yetişkinler ve akranlarından gelen çok sayıda cinsiyetçi etkileşim tarif eden kız çocuklarından bir dizi hikaye dinledi. Ancak kızlar “cinsiyetçi” kelimesini kullanmadı; Lyken’ın söylediğine göre, bu ifade sözlüklerinde yoktu.

Lyken konferans katılımcılarıyla yaptığı sohbetleri hatırlayarak bana “Neler yaşadığımızı biliyoruz, ama bazen buna bir isim koymak zor,” diye anlattı. Daha önceki At The Well konferanslarında konuştuğu kızların çoğu ona STEM dersleriyle ilgilendiklerini fakat rehberlik öğretmenlerinin onları bu dersi almaktan caydırdığını söyledi. Onur listesi ve AP (Advanced Placement [Liseli öğrencilerin üniversite dersleri almalarını ve aldıkları bu derslerden muaf olmalarını sağlayan ileri yerleştirme programı]) dersleri için de aynısı geçerli. Lyken “Onlara daha düşük düzeyli dersleri almaları ya da bir üniversitenin aksine ikili öğrenim yapan bölge üniversitelerine gitmeleri söyleniyor,” dedi. Hatta bazı kızlar siyahi kadınlara yardım eli uzatmak amacıyla kar amacı gütmeyen örgütlerini kendi liselerinde başlattıklarını fakat genellikle alçaltıcı biçimde sorgulandıklarını anlattılar.

Bir At The Well konferansına katılmaları için kızların 3.0 not ortalamasına ve referans mektuplarına ihtiyaçları vardır. Bu kızların ebeveynlerinin çoğu son derece saygın Afrikalı Amerikalı kız ve erkek okul derneklerine üyeydi; genellikle üst-orta sınıf ailelerden geliyorlar. Fakat At The Well’i kuran Jacqueline Glass bana bu kızların çoğu zaman belli sınıf ya da okul genelindeki tek siyahi kişiler olduklarını söyledi. Glass, “Bu yaz konferansta onlar gibi görünen, akıllı, yüksek performanslı ve çalışkan 81 tane kız vardı,” diye anlattı. “Mesele yalnızca arkadaş olmak ya da iletişim sağlamak değil, hikayelerini bilen başka biriyle tanışmakla ilgili bu. Kendi yaşadıklarını yaşayan başka biri.”

Pomerantz ve Raby, kızların stres, baskı, şüphe ya da anksiyete ile başetmesinde akran gruplarının (ailelerin yanısıra) etkili bir rol oynadığını saptadı. Araştırma, başarılarından zevk almalarına izin verdiği için At The Well’e ek olarak Girls In Stem, Girls Who Code, Black Girls Code veya Girl Leadership gibi örgütlerin kızların benlik algısında güçlü bir etki yapabildiğini gösteriyor. Lise kulüpleri de benzer bir rol oynuyor – kızların arkadaşça rekabetle iştirak etmelerini ve başarı gösterdiklerinde utanmak yerine kendilerine güvenmelerini sağlıyor.

Elbette ki, Birleşik Devletler – özellikle de 2016’daki seçimin ardından – feminist politikanın yoğunlaşmasına tanık oldu. Hillary Clinton’ın kampanya neticesini belirlemede cinsiyet ayrımcılığının rolü üzerine yazdığı yakın zamanlı bir New York Times makalesinde Rebecca Traister şöyle yazdı: “Duygusal düzeyde, cinsiyet ayrımcılığının kalıcı gücünün ifşası, Trump’ın göreve başlama töreninin olduğu gün 3 milyon kadının protesto yürüyüşü yapmasının ve 13.000’den fazla kadının seçimden bu yana seçimler için adaylıklarını koymaya ilgi göstermelerinin sebebidir.”

Bu tür bir duygusal tepkinin kız çocuklarında patlak verip vermeyeceğini görmek biraz zaman alacak. Şimdilik, çok sayıda kız çocuğu bu kültürel beklentiler ve mesajlar girdabının paradoksuyla içiçe yaşamayı sürdürüyor.

 

Yazının İngilizce Orjinali

Yazar: Hayley Krischer

Yeşil Gazete için çeviren: Özde Çakmak

(Yeşil Gazete, The Atlantic.com)

İstanbul’da iklim felaketi: Ceviz büyüklüğünde dolu, fırtına, yıldırım, sel

İstanbul’da akşam üzeri başlayan şiddetli fırtına, dolu ve yağmur hayatı felç etti. Akşam 18:00 civarında havanın aniden kararmasının ardından başlayan gökgürültülü sağanak yağış ve dakikalarca devam eden ceviz büyüklüğünde dolu çok sayıda aracın ve evin camlarının kırılmasına, pek çok binanın çatı, duvar ve tentelerinde hasara neden oldu.

Fırtına, düşen yıldırımlar ve şiddetli yağış nedeniyle Gezi Parkı’nda ve başka bazı yerlerde ağaçlar devrildi. Şişli’de Ermeni mezarlığının bir duvarının yıkılması nedeniyle yaralıların olduğu bildiriliyor. Haydarpaşa’da ise bir vincin yakıt tankları üzerine devrilmesi sonucunda patlama oldu. Kağıthane’de bir tesise yıldırım düşmesi sonucunda yangın çıktı.

Karaköy’den kalkan 18:00 Kadıköy vapuru ise kayalıklara çarptı. Yolculara can yeleklerinin giydirildiği vapur bir süre sonra Kadıköy’e yanaştı. Bandırma’dan gelen Adnan Menderes feribotu ise Yenikapı’da iskeleye yanaşırken Orhangazi adlı feribota çarptı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi yaptığı açıklamada, akşam saatlerinde İstanbul’da etkili olacak olan şiddet yağış nedeniyle vatandaşları uyardı.

İstanbul’da Temmuz ayında yağan şiddetli dolu ve fırtına, iklim değişikliği nedeniyle sıklığı ve şiddeti artan aşırı hava ve iklim olaylarının tipik bir örneği. Uzmanlar bu tür felaketlerin iklim değişikliğinin yarattığı yeni normal olduğunu ve bu felaketlerle karşılaşmamak için iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının salımnın azaltılmasının ve uyum için önlemler alınmasının zorunlu olduğunu belirtiyor.

(Yeşil Gazete, Televizyonlar, T24)

Faysal Sarıyıldız ve Tuğba Hezer’in milletvekilliği düşürüldü

HDP’li Tuğba Hezer Öztürk ve Faysal Sarıyıldız’ın devamsızlık nedeniyle milletvekilliğinin düşmesine ilişkin oylama yapıldı. Açık yapılan oylamada 328 milletvekili Sarıyıldız’ın ve 324 milletvekili Öztürk’ün vekilliğinin düşmesi yönünde oy kullandı. Salt çoğunluk olan 276’nın aşılmasıyla iki ismin vekilliği düşmüş oldu.

Meclis Anayasa ve Adalet Komisyonlarının üyelerinden kurulu Karma Komisyon’un, HDP Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk ve HDP Şırnak Milletvekili Sarıyıldız’ın “devamsızlık” nedeniyle milletvekilliklerinin düşürülmesi yönündeki raporu dün gece TBMM Genel Kurulu’nda görüşüldü. Öztürk adına Sırrı Süreyya Önder, Sarıyıldız adına da HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş savunma yaptı.

Sarıyıldız ve Öztürk’ün “milletvekilliklerinin düşürülmesine” ilişkin tezkerelerin oylaması ise 24 saat geçtikten sonra yapıldı. Açık yapılan oylamada 328 milletvekili Sarıyıldız’ın ve 324 milletvekili Öztürk’ün vekilliğinin düşmesi yönünde oy kullandı. TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğu olan 276 sayısının aşılmasıyla Sarıyıldız ve Öztürk’ün vekilliği düşmüş oldu. 20 milletvekili ise Sarıyıldız ve Öztürk’ün vekil olarak kalması için oy kullandı.

İçişleri Bakanlığı, 4 Kasım 2016’da, haklarında yakalama kararı bulunan Öztürk ve Sarıyıldız’ın yurt dışında olduğunun tespit edildiğini açıklamıştı. İki vekil 2016 ekim ayından bu yana TBMM çalışmasına katılmıyor.

Daha önce, HDP Eş Genel Başkanı ve Van Milletvekili Figen Yüksekdağ ile, HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın da milletvekilliği düşürülmüştü.

(Hürriyet)

Kuledibi dergisinin “Ağaç” temalı üçüncü sayısı yayımlandı

Kültür sanat edebiyat dergisi Kuledibi’nin, “Ağaç” temalı üçüncü sayısı yayımlandı.

Kuledibi’nin bu sayısında Tunç Kurt, Fatih Külahçı, Mustafa Kara, Miraç Ağca öyküleri, Ali Kayaalp, Emre Zeytinoğlu, Ezgi Tek, Osman Palabıyık, Zeynep Gambetti ve Umut Kalkan incelemeleriyle yer alıyor.

Dergide müzik listesini Yunus Emre Gök hazırlıyor. Burcu Meltem Tohum ve Halil İbrahim Sağlam’ın sinema, Burcu Demir ve Gizem Yerlikaya’nın ise edebiyat üzerine yazılar da derginin bu sayısında okurlar ile buluşuyor.

Kuledibi’nin bu sayısına yer alan diğer isimler ise, denemeleriyle Elif Okan Gezmiş, Emek Erez ve Ercan Dalkılıç; çevirileriyle M. Taha Tunç; film listeleriyle Hasan Cem Çal ve çizimleri ile de Fattma Kurnaz, Aleksandra Fabia, Rahime Orak Boran ve Gizem Malkoç.

 

(Edebiyat Haber)

Erdoğan “Yardımcı doçentlik olayı nedir ya” dedi, YÖK ilk adımı attı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yardımcı doçentlik ile ilgili açıklamalarının ardından YÖK ilk adımı attı.

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yardımcı doçentlik ile ilgili açıklamasından sonra bir çalışma grubu oluşturulmasına karar verdiklerini ve çalışmalara hızlı bir şekilde başladıklarını söyledi.

Saraç, YÖK tarafından Bilkent Otel’de “İslam Dünyasının Yükseköğretim Alanını Oluşturmak” temasıyla düzenlenen İslam Ülkeleri Rektörleri Forumu’nun sonuç bildirgesini açıkladıktan sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yardımcı doçentlik ile ilgili açıklamalarının anımsatılması üzerine Saraç şöyle konuştu:

“Sayın Cumhurbaşkanımızın bu husustaki açıklamasından sonra aynı gün, yani dün bir çalışma grubu oluşturulmasına karar verdik ve çalışmalarımıza hızlı bir şekilde başladık. Çok yakın bir süre içinde konuyu zamana yaymadan somut bir önerinin oluşacağını burada söylemek isterim. Buradaki öncelik yardımcı doçentlik mevcut sistemdekilere hiçbir şekilde olumsuz etkisinin olmaması, bu yönde atılacak adımın yükseköğretim sistemine yeni bir soluk getirmesi. Sayın Cumhurbaşkanımızın da zaten bu husustaki sözleri bu yeni bir heyecan yeni bir soluk getirilmesi yönünde çok olumlu bir yönlendirmedir.” Saraç, mevcut yardımcı doçentlerin hiçbir mağduriyet yaşamamaları ve kazanımlarını kaybetmemeleri için azami dikkat edileceğini söyledi.

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün yaptığı açıklamada üniversitelerdeki yardımcı doçentlik konusuna değinerek “Ülkemdeki rektörlerimizden de bir ricam var. YÖK Başkanımız ile de bunu konuşuyorum. Allah aşkına şu yardımcı doçentlik olayı nedir? Şunu bir gözden geçirsin. Yardımcı doçentlikle ön kesiyoruz. Dünyanın kaç yerinde acaba yardımcı doçentlik var? Ben araştırdığım yerlerde doğrusu böyle bir mekanizma pek görmüyorum. Bunu birileri birilerini oyalamak için yapmışlar. Bu, gerçekten ilmiye sınıfına bir paravan, engel oluşturuyor. Bunu aşmamız lazım ve aşacağımıza inanıyorum” demişti.

AKOM uyardı: İstanbul’da kuvvetli yağış bekleniyor

Marmara Bölgesi’nin batısında bugün öğleden sonra ve akşam saatlerinde kuvvetli ve gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor.

Marmara Bölgesi’nin batısında bugün öğleden sonra ve akşam saatlerinde kuvvetli ve gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü ani sel, su baskını, yıldırım ve ulaşımda aksama uyarısı yaptı. İstanbul için akşam saatlerinden sonra yerel olarak kuvvetli olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor. Bir uyarı da Afet Koordinasyon Merkezi’nden (AKOM) geldi. AKOM İstanbul için kuvvetli yağış uyarısını tekrarlayarak ani sel ve su baskınlarına dikkat uyarısında bulundu.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, bugün öğleden sonra ve akşam saatlerinde Marmara Bölgesinin batısında, kuvvetli gök gürültülü sağanak yağış beklendiğini açıkladı.

Öğleden sonra başlayacak, akşam da sürecek

Yağışın başlangıç zamanı ve etkili olacağı bölgelerle ilgili olarak “bugün (27.07.2017 Perşembe) öğleden sonra ve akşam saatlerinde Marmara bölgesi başta olmak üzere yurdun kuzeybatı kesimlerinde görülecek.” denildi.

Gök gürültülü sağanak yağışların; Edirne ve Kırklareli çevrelerinde çok kuvvetli (metrekareye 51-75 kg) , Çanakkale, Tekirdağ ve İstanbul’un batı çevrelerinde kuvvetli (metrekareye 21-50 kg) olması bekleniyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü yağışlar sırasında “ani sel, lokal su baskını, yerel dolu yağışı ve yıldırım düşmesi” olaylarının yaşanabileceğine dikkat çekti.

 

Önlemler işe yaramıyor: Alt yazıya inanan define avcıları tarihi alanı tahrip etti

İzmir’in Torbalı ilçesinde alınan önlemlere rağmen, Nif Dağı civarında kaçak define avcılarının yaptığı kaçak kazıların önüne geçilemiyor. Tarihi alanlar tahrip ediliyor.

Torbalı’ya bağlı Dağkızılca Köyü’nde Nif Dağı civarında 1999 yılından beri kazı çalışmaları yaptıklarını ifade eden İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Elif Tül Tulunay, bu seneki kaçak kazıların daha önce hiç rastlamadıkları boyutta olduğunu açıkladı. Nif Dağı’ndaki hayali altınlarla ilgili cahilce ve sorumsuzca yayınlar yapıldığını belirten Prof. Dr. Tulunay, “Sabah kuşağında çok izlenen bir televizyon programının kadın sunucusu Nif Dağı’nı gösteriyor, Karabel Anıtı’nı gösteriyor ve altında da ‘Nif Dağı’nda 800 ton altın’ yazıyor. Bu gibi asılsız söylentiler nedeniyle her yerde kaçak kazı arttı. Bu kadar akılsızca bir şey olmaz. Taşın içinde altın arıyorlar, kandırılmaktan bıkmadılar. Yaptıkları şey altın yumurtlayan tavuğu kesmekten farksız. Kendilerine maddi ve manevi geri dönüşüm sağlayacak her türlü güzelliği baltalıyorlar” dedi.

Kazı bölgesinde gerçekleştirilen kaçak define avcılığından sonra civarda tamiri mümkün olmayan deformasyonlar oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Elif Tül Tulunay, “Bizim binbir emek harcayıp göz nuruyla, el emeğiyle gün ışığına çıkardığımız her şeyi tahrip etmişler. Artık biz burayı adam edemeyiz. Tek şansımız var, üstünü örteceğiz kazılarımız bittikten sonra aynısını yukarıya inşa edeceğiz. Aktoprak’ta o şekilde bir arkeopark yapıldı. İmkan ve para olursa onun gibi yapabiliriz. Burasının artık korunacak yeri kalmamış. Kazı sezonumuz zehir oldu” diye konuştu.

“Söylentilere aldanıp tarihi yağmalıyorlar”

Torbalı Belediye Başkanı Adnan Yaşar Görmez de yoğun güvenlik önlemlerine rağmen, kaçak kazıların önüne geçilemediğini belirterek, “Hayali haritalara, sosyal medya ve bir TV programı da eklenince Nif Dağı kazı alanında bu üzücü durum yaşandı. Çok değerli tarihi alanlar acımasızca yağmalanıyor. Olay ancak vatandaşın bilinçlenmesiyle çözülür. Bölgemizde oldukça zengin tarihi kalıntılar mevcut. Yıllardır aynı sorunu yaşıyoruz. Özellikle Torbalı dışından geliyorlar. Çok sayıda gözaltı oldu. Lakin polisiye tedbirlerle önüne geçilecek gibi görünmüyor. Zamanlarını, enerjilerini, paralarını hem boşa harcıyorlar hem de tarihi dokuya zarar veriyorlar” diye konuştu.

(Siyasi Haber)

İtalya da iklim değişikliğinin tehdidi altında: Kuraklık ve susuzluk alarmı

İtalya’nın başkenti Roma ve çevresinde aşırı sıcak hava nedeniyle su kaynaklarının azaldığı, şebeke suyunda kısıtlamaya gidilmesinin gündemde olduğu belirtildi. İtalya’da başkent Roma’da içme suyunun şebekeye dağıtımında da kısıtlamaya gidilmesi gündemde.

Uzmanlar, geçen yıla oranla Mart, Nisan, Mayıs döneminde yüzde 56, Haziran ayında ise yüzde 74 azalan yağışların, küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin neticesi olduğunu belirtiyor.

Kuraklık ve suzuluk Vatikan’ı da önlem almaya zorladı. Papa Francis, Vatikandaki fıskiyelerin çeşmelerini kapatma talimatı verdi

Rainews24 kanalının haberine göre, Roma’da aşırı sıcak hava ve kuraklık sonucu kentteki içme suyu rezervleri azaldı. Kentin yerel yöneticilerinin ve sudan sorumlu enerji firması ACEA yetkililerinin kenti susuz bırakmamak için çalıştıkları vurgulanan haberde, Roma’ya bağlı 20 beldede de aynı sorunun yaşandığı ve suyun belli saatlerde şebekeye verilmeye başlandığı ifade edildi.

Çeşmelerden su akmıyor

Bölgedeki su sıkıntısının Roma’yla komşu olan Vatikan’ı da etkilediği, çeşmelerde suların akmadığı kaydedildi. Kuraklık nedeniyle alınan önlemler kapsamında başkent Roma ve Katolik dünyasının merkezi Vatikan’da bulunan fıskiyelerdeki sular bile kesildi. Aziz Petrus Bazilikası’nın avlusundaki iki Barok mimarisi eseri dahil Roma genelindeki tarihi çeşme ve süs havuzlarının büyük bir kısmında sular bir süre akmayacak. Haberlerde, Roma Belediye Başkanı Virginia Raggi’nin, 1 milyona yakın kişinin susuz kalmasından endişe ettiği ve ACEA ile bölgesel yönetim yetkililerini belediyede toplantıya çağırdığı aktarıldı. Çevre Bakanı Gian Luca Galletti de konuyla ilgili açıklamasında, başkent için durumun kritik ve ağır olduğunu, sivil savunma ekiplerinin de olası bir olağanüstü hal ilanı kapsamında görev almaya hazırlandığını söyledi.

Bazı tarım ürünlerinde azalma

Bu arada Ulusal Çiftçiler Konfederasyonu Coldiretti’den yapılan açıklamada, bu yıl yaşanan kuraklık nedeniyle toplam zararın 2 milyar avroyu aştığı ve ülkenin önde gelen bölgelerinde üretilen bazı tarım ürünlerinin oranında yüzde 50’ye yakın azalma olduğu bildirildi. Coldiretti, süt üretiminin de ülke genelinde yüzde 15 azaldığını kaydetti. Lazio Bölgesel Yönetim Başkanı Nicola Zingaretti’nin hafta sonu, Roma’ya su sağlayan kaynaklardan Bracciano Gölü’ndeki su seviyesinin azaldığını ve durumun alarm verdiğini söylemesiyle susuzluk konusu gündeme gelmişti. Bracciano Gölü’nde su seviyesinin düşmesi nedeniyle gölden su alınması da yasaklandı. Öte yandan susuzluk sadece başkent ve çevresini değil, ülkenin güney bölgelerini de etkiliyor. Kalabriya bölgesinde de susuzluk nedeniyle acil durum ilan edilebileceği belirtiliyor.

İtalyan hükümeti geçtiğimiz ay bazı bölgelerde aynı sebeple acil durum ilan etmişti.

 

(Rainews 24Su Hakkı.org, Euronews)

Taş ocakları zarar veriyor: Kibele heykelinin bulunduğu 2300 yıllık kale yıkılma tehlikesi altında!

Ana Tanrıça Kibele heykelinin bulunduğu 2 bin 300 yıllık Ordu Kurul Kalesi’ndeki arkeolojik kazılara yeniden başlanırken, kale etrafında faaliyet yürüten taş ocaklarında dinamit patlatıldığı için tarihi dokunun yıkım tehlikesi altında olduğu ortaya çıktı. Ordu Çevre Derneği Başkanı Gül Ersan, bölgenin SİT alanı kapsamının genişletilmesi gerektiğini belirterek, yetkilileri göreve çağırdı.

Karadeniz’de geçen yıl Ana Tanrıça Kibele heykelinin bulunduğu 2 bin 300 yıllık Ordu Kurul Kalesi’ndeki arkeolojik kazılara yeniden başlanıldı. Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyeleri ve arkeologların katıldığı kazı çalışmaları sürerken, kale etrafında faaliyet yürüten taş ocaklarında dinamit patlatıldığı için tarihi dokunun yıkım tehlikesi altında anlaşıldı.

Gazete Şujin’den Evrim Kepenek’in haberine göre, Ordu Çevre Derneği Başkanı Gül Ersan, bölgedeki tarihi dokunun ve SİT alanlarının sermaye grupları için bir anlamı olmadığını ifade ederek, rant için yaşam alanlarının yok edildiğini belirtti. “Bize göre, ilimiz için hem kültürel hem de turizm açısından önemli olan Kurul kayalıkları, tepesinden Melet Irmağına kadar SİT alanı ilan edilmeli, taş ocağı faaliyeti de derhal durdurulmalıdır” diyen Gül, Samsun Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğüne; Çevre ve Şehircilik Bakanlığına ve İl Müdürlüğüne ayrı dilekçeler yazdıklarını, Cumhuriyet Başsavcılığınada suç duyurusunda bulunduklarını ancak dilekçelerine verilen yanıtların kendilerini çok daha üzdüğünü söyledi.

Tarihi alanda taş ocağı faaliyetinin sakıncası yokmuş!

Kültür Bakanlığı’nın ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın dilekçelere verdiği yanıtlarda, arkeolojik ve doğal SİT alanlarının zaten fazlasıyla geniş tutulmuş olduğunun ifade edildiğini anlatan Gül, “Taş ocağının herhangi bir zararı yokmuş. Samsun Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’nden geldiler ve koşulları elverdiğince kayalıkları tekrar incelediler. Yazdıkları raporda, ‘Sınırların genişletilmesini gerektirecek herhangi bir arkeolojik bulguya rastlanmamıştır, taş ocağı faaliyetinin sakıncası yoktur’ dediler” diye konuştu.

“SİT alanı daraltılmasın”

Yetkililerin tarihi alanlar için “3-5 çanak çömlek bulundu diye bütün kaya kütlesi SİT alanı ilan edilemez” söylemini hatırlatan Gül, Ordu Müze Müdürlüğü’nün 3 arkeologa yaptırdığı araştırma sonucunda SİT alanının daraltıldığını belirtti. Gül, “SİT alanı genişletilsin istedik. İlgili her kuruma dilekçeler gönderdik. Bütün bunları yaparken dayanağımız mahkeme dilekçeleri ve mahkeme kararlarındaki bazı uzman görüşleriydi” diye konuştu.

Taş ocakları çevreye zarar veriyor

Bölgedeki sayısız taşocağı nedeniyle doğal yapı bozulduğu gibi çevresinde yaşayanların sağlığının da olumsuz etkilendiğini anlatan Gül son olarak, “Bitmeyen gürültü ve toz halkı canından bezdirdi. Bütün bunlara neden katlanmak zorundalar?” diye sordu.

(Gazete Şujin)