Ana Sayfa Blog Sayfa 2994

İstanbul bostanlarının öyküsü: Bostan Hikayeleri Kent Karşılaşması

66Kolektifi, 28 Ekim Cumartesi günü İstanbul Kuzguncuk’ta bulunan mekanları Kuzguncuk66’da Bostan Hikayeleri Kent Karşılaşması düzenliyor.

Kuzguncuk’ta yaşayan, Kuzguncuk Bostanı’nın hayatta kalma mücadelesinde birbiri ile tanışan ve çok farklı sektörlerde çalışan insanlar tarafından kurulan 66Kolektifi, Bostan Hikayeleri Projesi’ni kentte tarımsal üretim yapan insanları, toplulukları tanıtmak, “kentte de tarım yapılıyor mu?” kuşkulu sorularına yanıt vermek ve deneyim paylaşımı aktarımında bulunmak gibi amaçlar ile 2016 başlarında fikir olarak ortaya çıkmış.

 

Bostan Hikayeleri Kent Karşılaşması’nda 28 Ekim Cumartesi gübü 13:00 – 17:00 saatleri arasında İstanbul’da faaliyetini sürdüren 4 bostanın yani Yedikule, Roma, Kuzguncuk ve Tarlataban bostanlarını üyeleri de hazır bulunacak. 66Kolektifi’nin her bostana dair hazırladığı tanıtım videolarının izlenmesi ile başlayacak etkinlikte bostan üreticileri ve katılımcıların fikirleri ile Bostan Hikayeleri Projesi’nin ufkunun netleştirilmesi hedefleniyor. Karşılaşmanın sonunda ise tüm katılımcılar bostan ürünleri ile hazırlanmış leziz yemeklerin tadına varma imkanı bulacaklar.

Buluşma yerine Karşılaşma tabirini kullanmalarını ise şöyle açıklıyorlar. Bostan Hikayeleri için ilk etapta adı anılan dört bostana önceden gidilip videolar çekildi, bostanhikayeleri.com sitesinde gerek bu dört bostanın gerek yerel ya da uluslararası diğe bostanlara dair bilgiler paylaşıldı. Dolayısı ile önceden bir buluşma gerçekleşti. Yarın olan ise önceden buluşanların karşılaşması anlamında bir etkinlik olacak.

Mevcut bostan hikayelerini içeren online bir arşive www.bostanhikayeleri.com adresinden erişim mümkün.

Bu hikayelerin ele alındığı farklı bostanların işleyiş ve ihtiyaçlarına dikkat çeken periyodik bir yayın olarak kurgulanan Bostan Hikayeleri dergisinin ilk sayısı da karşılaşma sırasında katılımcılara dağıtılacak. Dergi ayrıca site üzerinden de online erişime açık olacak.

Karşılaşmaya iştirak etmek için [email protected] adresine mail atabilir, facebook etkinlik sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

 

 

2022 Dünya Kupası’na hazırlanan Katar’dan göçmen işçilere asgari ücret kararı

Dünya Kupası 2022’nin ev sahibi Katar, stadyum ve diğer tesislerin inşaatlarında çalışan yabancı işçilerden gelen talepler üzerine ‘asgari ücret’ uygulaması başlatmaya hazırlanıyor. Katar Haber Ajansı’nın haberine göre Katar, ülkeye gelen iki milyon yabancı işçinin yasal haklarını korumak amacıyla, ülkeye işçi yollayan 36 farklı ülkeyle iki taraflı bir anlaşma imzaladı.

Katar Kalkınma, Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı Issa Saad Al Jafali Al Nuaimi, yabancı diplomatlarla yaptığı toplantıda açıkladığı asgari ücret girişimleri ve anlaşmalarının, ‘insani bir seviyede yaşayan işçilerin gerekli ihtiyaçlarını karşılamayı’ hedeflediğini söyledi. 2015 yılında Katar, işçilerin maaşlarını elektronik olarak iki haftada bir veya aylık olarak almaları için bir Maaş Koruma Sistemi oluşturmuş ve bu sistem büyük bir yenilik olarak karşılanmıştı.

2022 Dünya Kupası için Katar, FIFA’ya 12 stadyum yapacağını bildirmişti.

 

(Gazete Duvar)

Çanakkale’nin 2017 yılında yanan “ciğerleri” ilk kez görüntülendi

Çanakkale’de bu yıl açık alanda, 468 yangın meydana geldi. Bunlardan 42 orman yangınında ise toplam 319 hektarlık alan yanarak küle döndü. Diğer 426 yangında ise 115 hektarlık alanın yandığı belirtildi.

Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri, bu yıl ilk kez drone uygulamasıyla yanan alanları havadan görüntüledi. Yanan alanlarda tespit ve yeşillendirme çalışmalarının yapıldığı gözlendi.

ALO 177’yi arayın

Çanakkale Orman Bölge Müdürü Refik Ulusoy vatandaşlardan açık alanlarda ateş yakmamalarını, kontrolsüz ateş yakmamalarını, yakanları uyarmalarını, ALO 177’ye haber vermelerini istedi.

 

(Birgün)

Almanya’da Jamaika koalisyonu için ön görüşmeler iklim, göç ve Türkiye başlıkları nedeniyle çıkmazda

Almanya’da Hristiyan Demokrat Birlik partileri (CDU/CSU), Hür Demokrat Parti (FDP) ve Yeşiller) arasında Jamaika koalisyonu adı verilen koalisyon hükümetinin kurulması için yapılan ön görüşmeler iklim değişikliği, göç ve Türkiye-AB ilişkileri başta olmak üzere çeşitli konularda yaşanan derin görüş ayrılıkları nedeniyle çıkmaza girdi.

Deutsche Welle Türkçe’nin özel haberine göre Perşembe günü parti yetkililerinin gerçekleştirdiği 11 saatlik görüşmelerde de iklim ve göç politikaları gibi tartışmalı konularda ilerleme kaydedilemedi, görüşmeler önümüzdeki haftaya ertelendi. Göç politikaları konusunda parti liderlerinden oluşan küçük bir grup içinde önümüzdeki hafta Perşembe gününe kadar bir çözüm bulunmasının hedeflendiği belirtiliyor.

Hür Demokrat Parti (FDP) Genel Sekreteri Nicola Beer, görüşmeler sonrasında yaptığı açıklamada, partisinin diğer ortaklarla koalisyona girme şansını “yüzde 50” olarak değerlendirdi. Dört parti arasında koalisyon kurulması olasılığını tamamen gözardı etmek istemediğini belirten Beer, “Bu başarılabilir, ama bunun için masada daha fazla cesaret ortaya koyabilmek gerek” dedi.

Koalisyon ön görüşmelerinde partiler arasında ana anlaşmazlık konularını göç, Türkiye-AB ilişkileri ve iklim koruma konuları oluşturuyor.

İklim politikaları

İklim koruma önlemleri konusunda da partiler arasında görüş ayrılıkları bulunuyor. Yeşiller Meclis Grubu Başkanı Anton Hofreiter iklim koruma konusunda FDP’yi blokajla suçlayarak, “Özellikle FDP iklim hedefleriyle ilgili net taahhütlerden kaçınıyor” dedi. Yeşiller, “2020 yılı için belirlenen iklim hedeflerine bağlılığın açık bir şekilde ortaya konması, kömür gibi fosil kaynaklardan vazgeçilmesi gibi etkili önlemler alınması ve yenilenebilir enerjilerin daha hızlı bir şekilde yaygınlaştırılması” gibi taleplerinde ısrarcı. FDP ise kömürden 2030’a kadar tamamen vazgeçilmesinin mümkün olmadığını belirterek, enerji piyasasında planlı ekonomiden ziyade piyasanın söz sahibi olmasını savunuyor.

Avrupa politikaları ve Türkiye

Avrupa politikaları konusunda ortak bir belge oluşturulmuş olmasına rağmen, belge AB ve Euro Bölgesindeki reformlarla ilgili genel çerçeveyi içeriyor. Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin geleceği ile ilgili anlaşmazlık ise sürüyor. Hristiyan Birlik partileri ve Hür Demokratlar Türkiye ile müzakerelerin kesilmesini savunurken, Yeşiller müzakerelerin zaten ilerlemediğine dikkat çekerek, görüşmelerin resmen sona erdirilmesinin yanlış bir sinyal olacağını savunuyor. Türkiye-AB ilişkilerinin yanısıra Euro kurtarma şemsiyesi Avrupa İstikrar Mekanizması’nın geleceği ve Euro Bölgesi’nin ayrı bir bütçeye sahip olması gibi konular da somut ortak pozisyon bulunamadığı için ileriki tarihlere atıldı.

Göç ve mülteciler

Göç konusunda üst sınır getirilmesi, güvenli ülkeler, iç savaştan kaçan mültecilerin aile birleşimi ve sınırdışı merkezleri gibi konularda anlaşmazlıklar bulunuyor.

Hristiyan Birlik partileri göçe üst sınır getirilmesini savunurken, Yeşiller üst sınıra karşı olmasının yanısıra aile birleşimi konusundaki kısıtlamaların da kaldırılmasını savunuyor.

CSU Genel Sekreteri Andreas Scheuer, kardeş parti CDU ile göç sınırı konusunda vardıkları uzlaşmaya dikkat çekerek, bu sınırın koalisyon ön görüşmelerinde kendileri için temel olduğunu vurguladı. CDU Genel Başkanı Başbakan Angela Merkel, kardeş parti CSU’nun üst sınır taleplerine uzun süre direnmiş, ancak ardından iki parti arasında 200 bin kişilik sınır konusunda uzlaşmaya varılmıştı.

CSU Genel Başkan Yardımcısı Manfred Weber, dün geceki görüşmelerde iklim politikaları konusunda görüş alışverişinde bulunulduğunu belirterek, “Ancak somut uzlaşmaların, net vaatlerin henüz çok uzağındayız” dedi.

(Deutsche Welle Türkçe)

Osman Kavala’nın gözaltı süresi uzatıldı, AB tepkili

İstanbul’da 19 Ekim’de Alman Goethe Enstitüsü ile birlikte gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin toplantısından dönerken İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alınan işadamı ve Anadolu Kültür Derneği Başkanı Osman Kavala’nın, gözaltı süresi 7 gün uzatıldı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, meclis grubunda yaptığı konuşmada, işadamı Kavala için, “Türkiye’nin Soros’u dedikleri kişinin bağlantıları çıkıyor ortaya. Gereken hesabı soracağız” demişti.

Avrupa’da Osman Kavala tepkisi

AB çevrelerinde yakından tanınan işadamı Osman Kavala’nın gözaltına alınmasına Avrupa genelinde tepkiler sürüyor. Osman Kavala’nın serbest bırakılması için AP Sosyal Demokrat, Hristiyan Demokrat, Liberal, Muzafazakar, Yeşiller ve Sol grupları adına Türkiye Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve AB Bakanı Ömer Çelik’e 25 Ekim’de ortak bir mektup gönderildi.

Mektupta, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 24 Ekim’de TBMM’deki AKP grup toplantısında yaptığı konuşmada Osman Kavala’yı suçlaması kınandı. Osman Kavala’nın uzun süredir Türkiye-AB ilişkilerinde “muhatap” olduğu, gözaltına alınmasının “Türkiye’de sivil topluma karşı baskıda yeni bir kötü gelişme” olarak görüldüğü belirtildi.

Türk makamlarına “Osman Kavala’nın ivedi olarak serbest bırakılması” çağrısında bulunulan mektupta, temel hak ve özgürlükler ve hukuk devleti alanlarında kısıtlamaların son bulması için “gerekli adımların atılması” istendi.

 

(DW)

Rock’n Roll müziğinin efsane ismi 89 yaşında aramızdan ayrıldı

Rock’n Roll müziğinin efsane ismi Fats Domino, 89 yaşında ABD’nin New Orleans şehrinde hayatını kaybetti.

Bir döneme damgasını vurmuş dünyaca ünlü sanatçı The Fat Man ve Fats olarak da tanınan Domino kariyeri boyunca 65 milyonun üzerinde albüm sattı.

Fats Domino kimdir?

1928’de doğdu. Rock’n Roll müziğinin otoriter isimleri arasında gösteriliyordu.  Aynı türde müzik yapmış olan Elvis Presley ve The Beatles grubu gibi isimlerden etkilendi. Müzik kariyerine piyano ile başladı. Rolling Stone dergisinin yayınladığı “Tüm Zamanların En İyi 25 Sanatçısı” listesinde yer aldı. 50 yılı aşan müzik kariyeri oldu.

 

(Yeşil Gazete)

Cerattepe tahribat raporu: “50 bin 300 ağaç kesilecek, 10 ton civa Artvin’i yok edecek!”

Yurt genelindeki Artvinli yurttaşlar, profesörler, hukukçular, platformların ve STK’lerin bir araya geldiği, Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği (KYÖD) Sosyal Tesislerinde gerçekleşen “Artvin STK ve Platformları Türkiye Buluşması” toplantısının sonuç bildirgesi açıklandı. Buna göre Cerattepe davası için Anayasa Mahkemesi’nden olumsuz yanıt alınması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidilecek. Verilen mücadele yurt genelinde yaşayan Artvin STK’ler tarafından oluşturulacak platform ve meclisler tarafından sürdürülecek.

“Madenle yeryüzüne çıkacak olan 10 ton cıva Artvin’i yok eder”

Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu da Artvin’de yapılan projelerin yol açtığı tahribatı görsel sunumla anlattı. Kurdoğlu, “Doğu Karadeniz dünyanın 3 ayrı kuş göç bölgesi ve yılda 1 milyon kuş geçiyor. Doğayı en az tahrip eden HES’ler Türkiye’de dereyi 25 km boyunca gün yüzü görmeden borulardan geçiriliyor. Yerüstü ve yer altı suları akıl almaz bir şekilde yok ediliyor. Cebri boruların inşaatı 10-15 futbol sahası kadar alan tahrip ediyor. HES’ler için yapılan yolların malzemesi şerlerden aşağı akıtılarak doğa yok ediliyor.” dedi

50 bin 300 ağaç kesilecek!

Yaylaların mülkiyet yapısının “Yeşil Yol” projesiyle değiştirildiğini anlatan Yrd. Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, “Cerattepe’de 50 bin 300 ağaç kesilecek. Maden için toprağı tersyüz edecekler. Yeraltından yüzeye çok ağır metaller çıkacak. Örneğin 1 milyon ton cevher için çevreye 10 ton cıva salınacak. Yalnızca cıva, ormanlar dahil tüm bitki örtüsünü, yaşam alanlarını yok edecek güçte.” açıklamasında bulundu.

“Artvinli değil flora ve faunayız”

Artvin’de yaşanan çevre sorunlarını hukuk çerçevesinde değerlendiren Anayasa uzmanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, “Cerattepe’nin korumak zorunda olduğu değerler Türkiye’nin değerleridir, onun ötesinde insanlığın değeridir. Kendimizi Artvinli yada Türkiyeli olarak değil kendimizi flora ve fauna olarak da tanımlamalıyız. Kaboğlu, “Çevre alanı devletin tekelinde olan bir alan değildir, çevre alanı yurttaşlarına Anayasanın başta 56. maddesi olmak üzere birçok maddesinin koruma önleme geliştirme hakkını yükümlüğü yüklediği bir alandır” dedi.

 

(Birgün, Bianet)

Değişmezsek tükeneceğiz – Metin Solmaz

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

Türkiye’nin en büyük şansı da şanssızlığı da bu tırnak içinde güvenli hali. Daha doğrusu “aman bir tatsızlık çıkmasın da gece rahat uyuyalım” hali. Sessizliği sağlamayı uzlaşma sanan çirkin hali. Düşünsenize, insanlar arasındaki her türlü sorun karşısında anneler, babalar, arkadaşlar, patronlar, işçiler, sendikacılar, karakol polisleri, mahkemeler hepsinin işi gücü “öpüşün barışın” demektir.Bir arkadaşım anlattı, Fransız bir arkadaşı ailesiyle Türkiye’ye yerleşecekmiş, ev bakıyorlarmış. Güvenlik sebebiyle. Arkadaşım şaşkınlık içerisinde sormuş: “Deli misiniz? İnsanlar buradan oraya gidiyor. Aynı sebeple.”

İkna edememiş.

Fransız arkadaş demiş ki, “15 Temmuz’da olanı biteni gördüm. O olanın bitenin yarısı Paris’te olsaydı ülke birbirine girmişti. Sizde ertesi gün hayat normale döndü. Daha güvenli bir ülke olabilir mi? Ne olursa olsun galeyana gelmiyor.” Haksız mı?

Türkiye’nin en kara günlerinden birinin sonrasına bakalım. 12 Eylül 1980 sonrasında ülkenin minik bir pürsentajını oluşturan devrimcilerin hayatı geri alınamaz bir şekilde değişti elbette. Ama bunlar dışında korkmak dışında ne yapıldı? Cinayetleri, işkenceleri bir kenara bıraksak bile uzun yıllar konser olmadı, film çekilmedi, roman yazılmadı, albüm yapılmadı; yine de herkes büyük bir uysallıkla yaşadı gitti. Darbeye tepkisi de oturduğu yere neredeyse üfleyerek oturan, apartman yönetimi için bile güven vermeyen Sunalp’e oy vermeyip retorik uzmanı Özal’ı parlatmak olabildi. Bu kadarını darbesiz de yapabilirlerdi. Kenan Evren uzunca yaşadı, masum bir öğretmen emeklisiymiş gibi Marmaris’e yerleşti, resme başladı, adı okullara yollara verildi, ibretlik anılarını marifetmiş gibi yazdı, eceliyle öldü.

***

Hal böyle. İnsanlar memnun mu? Hayır. Mızıldanma var. Ben dikkat ettim, yaz boyu “eee yeter artık” hatta “ya basta” mesajlarının çoğu Güney sahillerinden geldi. Önce uzatılmış ayakları da içine alan sahil ve deniz karesi, ardından “of yeter artık”. Belki bir de kareye girmiş Kürk Mantolu Madonna. Yanlış anlamayın. Herkes kumsalına gitsin. Hatta bizim memleketteki en bilinmeyen şeylerin başında iyi vakit geçirmek var. Sabahattin Ali’ye de bayılırım. Lakin tatildeki birisinin “bıçak kemiğe dayanmış” gibi davranması ilginç.

Türkiye’nin en büyük şansı da şanssızlığı da bu tırnak içinde güvenli hali. Daha doğrusu “aman bir tatsızlık çıkmasın da gece rahat uyuyalım” hali. Sessizliği sağlamayı uzlaşma sanan çirkin hali. Düşünsenize, insanlar arasındaki her türlü sorun karşısında anneler, babalar, arkadaşlar, patronlar, işçiler, sendikacılar, karakol polisleri, mahkemeler hepsinin işi gücü “öpüşün barışın” demektir.

Yahu adam karısını dövmüş, öbürü bilmemne kabahatine kurban gitmiş, beriki haksızlığa uğramış. Niye barışalım? Niye uzlaşalım? Hukuk uzlaştırmak için mi vardır? Hukuk çatışma çözmek için vardır. Adaleti sağlamak için vardır. Uzlaşma adına ezenin ezdiğiyle, bozanın bozduğuyla kaldığı yerde kim yaşamak ister? Hatta pek çok insan ezenin bozanın tarafına geçmek ister.

***

Rus ulusalcısı bir arkadaşım var, çok severim. Evet, Türkiye’de de ulusolcu, milliyetçi, vatansever, yurtsever, değişik isimlerle milliyetçi arkadaşlarım var. Milliyetçilk bence de hoş görülmemeli. Ama milliyetçileri hoş görmek durumundayız. Öbür türlüsü için site hayatı lazım. Hani yapıyorlar ya, “kendileri gibi” insanlar bir araya gelip birbirleriyle komşu oluyorlar, dışarı dikenli tel çekip timsah gezdiriyorlar çevrelerinde. Siteye yerleşecek olanı irtibatlar zinciri içinde buluyorlar. Bu hijyeni de milliyetçilik kadar riskli buluyorum. Neyse, bu Rus arkadaşıma çok beğendiğim bir Rusça kitap önerdim. Nobelli kitap. Bilmemesine olanak yok. Tepkisini merak ettim de önerdim. Arkadaşım hemen cevabı yapıştırdı: “Okumadım ama güvendiğim insanlardan yorumlar aldım. İçinde ne olduğunu biliyorum. Bize işin içinde bir oyun olmadan Nobel vermezler.”

Ne kadar tanıdık geldi değil mi? Burada da Orhan Pamuk için aynı söylenir. “Okumadım ama ne olduğu belli.”

Birleşmiş Milletler’den İllüminati’ye bütün örgütler ve Donald Trump’tan Noam Chomsky’ye bütün yabancıların “bize” kastı olduğunu düşünmekteyseniz düşünme hayatınız çok kolay işliyor demektir.

Bu insanlar aptal mı? Asla. Bu insanların arasında ne doktorlar, ne mühendisler var. Bu insanlar “müftü nikah kıyıyor” diye kızmayan kitlelere “aptal” diye kızıyorlar. Kendi akıllı ve okumuş halleriyle Sarıgül’den Ekmeleddin’e savrulan, kendi cumhurbaşkanı adayına meclis başkanlığı seçiminde oy vermeyen, dokunulmazlıklardan tezkerelere kadar iktidarla flört eden partilerine oy vermekte bir beis görmüyorlar.

***

Akıllı olan değil, akılla hareket eden insanlara ihtiyacımız var bizim. Nasıl olabiliyorsa herkes eş zamanlı olarak çok fazla kendinden emin ve tedirgin buralarda.

***

Kimbilir kaçtır söylüyorum. Kimbilir kaç kişi daha söyledi. Bizim problemimiz, çaresizliğimiz derinlerde. 1915’ten beri olana bitene bir göz atın. Bir milyon kişi önce yerinden yurdundan, sonra pek çoğu hayatından edilmiş. Bugüne kalan bir mahcubiyet dahi yok. Varsa yoksa, soykırım denmesin, başka bir şey densin.

Ne çok şey anlatıyor bu “ne desek” olayı. Her sene 24 Nisan’da kahvesiyle, berberiyle, gazetesiyle memleket medyası ABD başkanına kilitleniyor. Acaba “soykırım” mı diyecek, “kırım” mı? Düşünsenize, bir katliamdan, utanç verici bir tehcirden 102 sene sonraya kalabilen en görkemli tartışma kırım lafının başındaki üç harfe kilitleniyor. Batı dönse, “tamam ulan soykırım değil, kırım” dese Ermeni sorunu çözülecek, izleri silinecek, yaraları sarılacak sanki. Bunu sanan, konuyu bu düzeyde değerlendiren insanlar günlük ihtiyaçlarını kendileri görebilen insanlar. E-posta filan kullanabilen, kendilerine göre sağlıklı, her partiye oy veren milyonlar… Öyle milyonlar yüzünden işte bu ülkede elle tutulur, peşinden gidilir bir parti, bir STK, bir teşekkül yok.

***

Bu düzen böyle mi gidecek? Pireler filleri yutacak mı?

Bir kere 1915’i, İstiklal Mahkemeleri’ni, Varlık Vergisi’ni, 6-7 Eylül’ü, Çorum-Maraş Katliamlarını, 2 Temmuz’u, Roboski’yi, yıkılan şehirleri, teşebbüsünden post modernine bütün darbeleri günlük hayatını neredeyse değiştirmeden “atlatabilen” bir toplumun bu kadar uzun süre “birlik ve beraberliğini” idare edebilmiş olması zaten bir mucize. Daha ne kadar daha idare edebilir bilmiyorum.

Bence ağlayan ağlamayı bırakıp önce kendine bakmalı. Sonra da değişmeye ve örgütlenmeye başlamalı. Bence (elbette ben de dahil) hepimiz yanılıyoruz. Dünyada ve Türkiye’de her şey değişiyor.

Bu arada bana sorarsanız gençler varken umut var. Gezi konusunu açmayacağım. Daha güncel bir örneğim var. 300 bin kişilik İnterrail Türkiye diye bir Facebook grubu var. Bir yığın da alt grup… Türkiyeli gezginler bilgi alışverişi yapıyorlar orada. Muhabbet ediyorlar, anılarını anlatıyorlar, dayanışıyorlar, beraber faaliyet düzenliyorlar. Müthiş örgütlüler. Girin bir bakın neler yapıyorlar. Dünyanın bir ucunda birisine avukat gerekiyor, şıp buluyorlar. Öbürü bir yerde çantasını unutuyor, hop alıyorlar. Beraber geziyorlar, eğleniyorlar. Şapkanız uçar. Her siyasetten insanın, daha doğrusu “akılların” birlikte yaşaması olayını, “kimseye zararı dokunmadıkça her şey serbesttir” hukukunu çoktan hayata geçirmişler. Bizler, bir ortak bildiriyi yüz bin kere değiştirmeden yazamazken; onlar, yüz binlerce kişi bir çeşit anayasa ve konsensüs dahilinde neredeyse hiç maraz çıkmadan “her şey serbest” yaşayıp gidiyorlar. Grup kuralları “pek de kurallarımız bulunmamaktadır” diye başlıyor. Homofobiyi adıyla anarak ayrımcılığı ve hakaret, reklam gibi rahatsızlık işini yasaklamışlar. O kadar. Bir erkek sarkıntılık mı yapıyor, yahut anlamsız para hesabına giren, başka türden bir zibidilik yapan mı var? Birisi “çomar detected” diyor ve hop, muhabbete boğuluyor konu. Yapan, çaresizlik içinde “ortama uyuyor”. Başka bir yığın yazılmış yazılmamış, pek çoğu oluşmuş konvansiyonları, kendi jargonları var.

Bir arada iyi vakit geçirmenin bin türlüsünü bulmuşlar. Batılılar gibi hazıra konmadıkları, memlekette “bir gezme geleneği” bulunmadığı için her bir şeyi sıfırdan bulmaları gerekmiş. Bu yüzden batılı benzerleriyle karşılaştırılamayacak kadar yaratıcılar. Hepsini başka bir yazıda ayrıca anlatacağım.

***

Sadece gezelim, eğlenelim demiyorum. Elbette haksızlıklara karşı duracağız. Hakkımızı savunanların hakkını savunmamız gereken vakitlerden geçiyoruz. Bu sıradan gerçekler dışında tek bildiğim cesur olmamız, değişmemiz ve örgütlenmeyi öğrenmemiz gerektiği. Örgütlenme deyince de devrim için mahalleleri örgütlemekten değil, her ne yapıyorsak onu berabere ve daha iyi yapabilmeyi kastediyorum. Sonsuz toplantılar, paneller ve klişe retoriklerden sıkılmayan kalmadı sanırım.

Yoksa hem bir işe yaramamaya devam edeceğiz, hem de tükeneceğiz.

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

 

Metin Solmaz

“İklim değişikliği yüzünden 50 yıl içerisinde kızaracak, kavrulacak, ızgara olacağız!”

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki ekonomi forumuna konuşmacı olarak katılan IMF Başkanı Christine Lagarde, küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle ilgili uyardı. Lagarde, “Eğer iklim değişikliği ve eşitsizliği doğru kavrayıp çözemezsek, dünyanın başı 50 yıl içerisinde büyük belaya girecek” dedi.

İnsanlığın karanlık bir geleceğe doğru ilerlediğini söyleyen Lagarde, dünyanın iklim değişikliğini önlemek ile ilgili “kritik kararlar” alma konusunda başarısız olmasının, “kızarmamıza, kavrulmamıza ve ızgara olmamıza” (*toasted, roasted and grilled) sebep olacağını sözlerine ekledi.

Paris İklim Anlaşması

Fransa’nın başkenti Paris’te 2015 yılında yaklaşık 200 ülkenin katılımıyla imzalanan anlaşmada, küresel sıcaklık artışının yüzyılın sonuna kadar 2 derecenin altında tutulması konusunda uzlaşılmıştı. Fakat ABD Donald Trump Haziran’da ülkesinin ‘ekonomik olarak zora düşeceğini’ öne sürüp anlaşmadan çekileceğini duyurmuş. Anlaşmada imzası olan ülkeler, küresel sera gazı emisyonunu düşürmeyi hedefliyor. Bu adım, fosil yakıtların yanması sonucu oluşan karbondioksit gazının da azaltılması anlamına geliyor.

 

(Guardian)

Katalonya lideri Puigdemont erken seçimi reddetti

Katalonya lideri Puigdemont beklentilerin aksi bir karar aldı ve erken seçimi reddetti. Gözler şimdi Madrid’te, Katalonya’nın özerkliği feshedilebilir.

İspanya’daki Katalonya krizi belirsizliğini koruyor. Katalonya Özerk Bölgesi Başkanı Carles Puigdemont gün içinde iki kez ertelediği basın toplantısını akşam saatlerinde gerçekleştirdi, erken seçime gitmeyeceklerini açıkladı.

Bu karar bölgenin özerkliğini tehlikeye atıyor. Zira Katalonya’nın erken seçime gitmemesi halinde İspanya Senatosu’nun anayasanın 155’nci maddesini oylayıp yerel hükümeti feshetmesi bekleniyor.

Puigdemont, bunu önlemek için çabaladığını, ancak tüm çabalarına rağmen Madrid hükümetinin bir güvencesini göremediğini, olumlu bir karşılık alamadığını belirtti.

Puigdemont, “Kimse Katalonya tarafının diyalogdan ve siyasi müzakeren yana olduğunu inkar edemez” dedi.

Puigdemont’un diğer bağımsızlık yanlısı partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının baskısı nedeniyle erken seçim kararı alamadığı belirtiliyor. Puigdemont’un açıklaması sırasında konut önünde toplanan bağımsızlık yanlıları slogan attı.

Senato’nun oylaması bekleniyor

İki taraf arasında krize neden olan Katalonya’nın tek taraflı bağımsızlık referandumunun ardından İspanya hükümeti anayasanın 155’inci maddesini işletme kararı almıştı.

Söz konusu madde Katalan hükümetin görevden alınmasını ve bölgede altı ay içinde erken seçimlerin yapılmasını öngörüyordu. Kararın hayata geçirilmesi için İspanya Senatosu’nun onayı gerekiyor. Senato’nun konuyu görüşmek üzere Cuma günü toplanması bekleniyor.

Bu arada 155’nci maddenin uygulanmasının askıya alınmasını isteyen Katalan hükümeti, bu talebiyle ilgili Yüksek Mahkeme’ye itirazda bulundu.

Katalan hükümeti ayrıca Senatoya gönderdiği mektupta 155’nci maddenin Katalonya’daki mevcut durumu çok daha zora sokacağını savundu.

 

(DW Türkçe)