Ana Sayfa Blog Sayfa 2829

Finike’de sedir ormanlarını korumak isterken öldürülen Büyüknohutçu çifti anılıyor

Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Alacadağ Mahallesi sınırlarındaki Kızılcık Yaylası’ndaki çiftlik evinde yaşayan ve bölgedeki sedir ormanlarında faaliyet yürüten mermer ve taş ocaklarına karşı açtığı davalarla tanınan Ali Ulvi Büyüknohutçu ile eşi Aysin Büyüknohutçu bir yıl önce bugün, 9 Mayıs 2017’de evlerinde öldürülmüş olarak bulunmuşlardı.

Büyüknohutu çifti cinayetinin yıldönümünde ekoloji aktivistleri ve sivil toplum kuruluşları anma etkinlikleri düzenliyor.

Antalya Ekoloji Meclisi’nden anma

Ali ve Aysin Büyüknohutçu çifti, vahşice katledilmelerinin birinci yıldönümünde bugün (9 Mayıs) Antalya’daki mezarlarının başında yakınları ve dostları tarafından anılacak.

Antalya Muratpaşa’daki Andızlı Mezarlığı’ndaki anma, saat 18:30’da başlayacak.

DİÇEP’ten basın açıklaması

Büyüknohutçu çifti cinayetinin yıldönümünde Didim Çevre Platformu (DİÇEP) ve bir çok çevreci örgütü içinde barındıran Ekoloji Birliği bir basın açıklaması yaparak olayların gelişimini ve çevre mücadelesi verenlerin karşılaştıkları sorunları aktardı.

Basın açıklamasını okuyan DİÇEP dönem sözcüsü Saime Özarslan, sözlerini, “Bugün 9 Mayıs 2018. Bugün her bir yaşam savunucusunun kalbi, Ali Ulvi ve Aysin için atıyor. Bugün Toroslar’dan esen rüzgar, Ali Ulvi ve Aysin’in nefesini taşıyor. Bugün Finike’nin sedir ormanları; kurdun ve kuşun şarkısıyla Ali Ulvi ve Aysin’i uğurluyor bir defa daha. Bugün ve bundan böyle her gün, Ali Ulvi ve Aysin, yaşamı savunanların mücadelesinde yaşıyor. Ve bizler de bu iki güzel ruhun şiarını taşıyoruz yarına ve sonraki yıllara. “Korkmuyoruz” ve mücadeleye devam ediyoruz!” diyerek noktaladı.

KOS’tan anma etkinliği çağrısı

Kuzey Ormanları Savunması (KOS) da Büyüknohutçu çiftinin öldürülmesinin yıldönümünde Fatih Ormanı Darüşşafaka kapısında 19:00’da başlaması planlanan bir anma etkinliği düzenliyor.

KOS anma etkinliği çağrısında, “Tam bir yıl önce karanlık bir cinayetle yitirdiğimiz, Finike’nin sedir ormanlarını savunan, taş ocaklarına karşı mücadele eden Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu’yu yaşatmak için 9 Mayıs Çarşamba mücadele alanlarımızda aynı metni okuyoruz” bilgisini paylaştı.

Etkinliğe katılmak için ilgili bağlantı üzerinden bilgi edinebilirsiniz.

EGEÇEP’ten basın açıklaması

Büyüknohutçu çifti cinayetinin yıldönümünde Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP – Ekoloji Birliği de bir basın açıklaması paylaştı.

“Bugün 9 Mayıs 2018. Türkiye ekoloji hareketini ve bu hareketi destekleyen her bir yaşam savunucusunu, alışık olmadığı bir biçimde sarsan bir olayın üzerinden tam bir sene geçti.

Bugün 9 Mayıs 2018. Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu’yu, içinde sayısız karanlık ilişkinin bulunduğu bir cinayette yitirişimizin yıldönümü. O günden bugüne, kötü bir suç filmi senaryosundaki gibi gelişen olayları ve cinayetin üzerinden bir türlü kalkmayan şaibeyi gün be gün takip ettik, edeceğiz.” denilen basın açıklaması şu sözlerle sona eriyor,

“Bugün 9 Mayıs 2018. Bugün her bir yaşam savunucusunun kalbi, Ali Ulvi ve Aysin için atıyor. Bugün Toroslar’dan esen rüzgar, Ali Ulvi ve Aysin’in nefesini taşıyor. Bugün Finike’nin sedir ormanları; kurdun ve kuşun şarkısıyla Ali Ulvi ve Aysin’i uğurluyor bir defa daha. Bugün ve bundan böyle her gün, Ali Ulvi ve Aysin, yaşamı savunanların mücadelesinde yaşıyor.

Ve bizler de bu iki güzel ruhun şiarını taşıyoruz yarına ve sonraki yıllara:

“Korkmuyoruz” ve mücadeleye devam ediyoruz!”

Ne olmuştu?

9 Mayıs 2017’de, Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu Kızılcık Yaylası’ndaki evlerinde ölü bulundu. Bölgeye yeni taşınmış olan Ali Yamuç gözaltına alındı ve üç gün sonra tutuklandı. Cinayeti itiraf etti, “para için” yaptığını söyledi. Mahkemedeki ifadesinde kapatılan bir mermer ocağını azmettirici olarak gösterip, kendisine 50 bin TL para teklif edildiğini anlattı. Bir hafta sonra, katil Ali Yamuç’un eşi Fatma Yamuç, cinayete iştirak suçuyla tutuklandı.

Ali Yamuç, savcılık ve mahkemede ifadelerinde, kapatılan mermer ocağında çalışan ’Çirkin’ lakaplı kişinin, cinayetler için 50 bin TL teklif ettiğini, 3 bin TL’sini ödediğini ileri sürdü. Takip eden günlerde eşi Fatma Yamuç yardım ve yataklıktan tutuklandı.

20 Eylül 2017’de, “güvenlik” gerekçesiyle Elmalı Cezaevi’nden Alanya L Tipi Kapalı Cezaevi’ne nakledilen Ali Yamuç, ölü bulundu. Alanya Savcılığı’nın hazırladığı rapora göre, Ali Yamuç’un, kaldığı koğuştaki diğer hükümlü ve tutuklular kahvaltıya gittiği sırada koğuşta kaldığı, tuvalette eşofman lastiğiyle duvarda kendini astığı belirtildi.

11 Ocak 2018’de, Aysin ve Ali Büyüknohutçu çifti cinayeti davası başladı: Fatma Yamuç hakkında cinayete yardım ettiği gerekçesiyle ‘kasten öldürme’ ve ‘birden fazla kişiye karşı gece vakti konutta silahla yağma’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet istendiği davanın ilk duruşması görüldü.

14 Mart 2018’de Aysin ve Ali Büyüknohutçu çiftinin evlerine yaklaşık 300 metre mesafede bulunan ve mahkeme yoluyla kapattırdığı ki mermer ocağı için yeniden ÇED başvurusu yapıldı! Hemen ertesi gün Fatma Yamuç, adli kontrol şartıyla tahliye edildi. Duruşma eksik hususların giderilmesi için ertelendi.

Bir ay sonra ise mahkeme, azmettiricilerin tespiti için Finike Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

 

(Yeşil Gazete)

 

Cerattepe’deki bakır madeni Artvin’in geleceğini tehdit ediyor: “Ağır metaller ölüm ve zorunlu göç getirecek”

Cerattepe’de Cengiz İnşaat’a ait bakır madeni faaliyeti Artvin’in geleceğini olumsuz etkileyecek.

Bölgede maden faaliyetinin başlamasından kısa bir süre sonra madenden çıkan pasın (maden artığı) dereyi kirletmesi üzerine Yeşil Artvin Derneği, numune alıp resmi kurumlara başvuruda bulundu.

Rıfat Doğan’ın Artı Gerçek’te çıkan haberine göre, bölge halkının direnişine rağmen Cerattepe madeninde çalışma bütün hızıyla devam ediyor.

Devlet kurumları gelen başvurulara yanıt vermezken, kentte maden faaliyetinin aksamaması için baskı sürüyor.

“Artvin terk edilmiş kasabaya dönecek”

Artvin’in gelecekte madencilik faaliyetlerinden nasıl etkileneceğini anlatan Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan ve avukat Bedrettin Kalın Artvin’i ölümden başka bir şeyin beklemediğini söylüyor.

Karahan, “Bu Artvin’in sonu demek. Bu yerin üstünde görülen kısmı bir de yerin altında tünellere devam ediyorlar. Açık halde olduğu zaman ağı metaller havaya karışacak. O zaman olacakları tahmin etmek zor değil” diyor.

“Bu vahşetin durdurulması gerekiyor”

Cerattepe panelinde konuşan biyolog Ali Demirsoy’un sözlerini aktaran Karahan, Demirsoy’un maden çalışmasından dolayı olacak sarsıntılar nedeniyle ağır metallerin nasıl havaya karışacağını, bu ağır metallerin Artvinlileri nasıl zehirleyeceğini ve en sonunda bunun ölümlerle sonuçlanacağını anlattığını söyledi.

Madenin Artvin’de büyük bir göç başlatacağı uyarısında bulunan Karahan, “Kim durmak ister Artvin’de? Terk edilmiş kasabaya dönecek. Bu vahşetin bir an önce durdurulması gerekiyor. Başka bir dünyamız yok” dedi.

Yeşil Artvin Derneği’nin avukatı Bedrettin Kalın da maden faaliyeti nedeniyle bölgede yapılan ağaç kesiminin alanda büyük bir açıklık oluşturduğunu, maden çevresindeki köylere Cerattepe üzerinden gitmek isteyen köylülere de izin verilmediğini anlattı.

“Su kirlendi, hayvanlar hastalandı: Resmi kurumlara göre her şey yolunda”

Sulardaki kirlenmenin had safhaya ulaştığını ve bu nedenle hayvanlarda hastalıklar görüldüğünü anlatan Kalın, “Tehlikeli bir durum söz konusu. Buraya ilişkin daha önce numune alıp bir resmi kurumlara başvuruda bulunmuştuk ancak “maden kaynaklanan bir sakınca görülmemiştir” şeklinde cevap verdiler. Bu atıklarla ilgili “sakınca yoktur” cevabını da hiçbir inceleme yapmadan verdiler. Derede kirlenmenin çok açık görüldüğü yerler var. Üzerinde yağ birikmiş alanlar var. Bu nedenle hayvanlarda hastalıklar görüldü, konuyu Tarım İl Müdürlüğü’ne bildirdik. Tarım İl Müdürlüğü de bu hastalıklarla ilgili başvurumuza hayvanlarda ishal görülmesi gerekiyor ancak böyle bir durumun olmadığını belirten bir yanıt gönderdi.

 

(Artı Gerçek)

Millet, 7 Haziran’da da “Tamam” demişti, ne oldu? – Oya Baydar

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

Siyasette; dün söylediğini bugün inkâr edenleri, en küçük bir açıklama yapmadan, utangaç bir özeleştiriye bile gerek görmeden dünkü vaatlerinin, hatta icraatlarının 180 derece tersini söyleyip eyleyenleri, iktidara gelene kadar özgürlükçü, demokrat görünüp iktidarını sağlamlaştırınca astığı astık despot kesilenleri çok gördük. Gördük de bu kadarını hiç görmemiştik: AKP Reisi bu konuda benzerlerinin açık ara önünde.

6 Mayıs’ta partisinin İstanbul İl Kongresi’nde özgürlük, adalet, yargı bağımsızlığı, laiklik, barış falan dedi de bir daha demedi. O sözleri dinlerken, ekranlarda Reis’in mahcemalini görmesek, bu muhalefet lideri de nereden zuhur etmiş böyle, keşke iktidara gelse de şu karanlık günlerde ülkeye barış, özgürlük, hak, adalet, demokrasi getirse diye umutlanmak bile mümkündü.

Reis’in konuşmalarını kimler hazırlıyor bilemem. Sanırım bir alay danışmandan zat-ı şahanelerinin teveccühüne ve güvenine mazhar olanlar, yandaş kamuoyu yoklama şirketlerinin Saray’a özel verilerine bakarak oy almak için günün koşullarında neler söylemek gerektiğini, hangi toplum kesimlerinin hangi söylemlerden etkilenebileceğini, çekirdek seçmen dışında kalanlara hangi oltanın sallanıp çengelin ucuna hangi yemlerin takılacağını belirleyip Reis’e sunuyorlar. O da pervasız bir umursamazlıkla, “yahu şimdi şunu söylersem, şunu vaad edersem, sen bunca yıldır iktidardasın, bütün söylediklerinin tersini yaptın; özgürlük, adalet, hukuk, barış, demokrasi diyorsun, bunların tümünü sen, senin iktidarın yok etti” derler kaygısı taşımadan konuşuyor da konuşuyor.

Ben bu zokayı bir kez yuttum, yemezler!

Ben Erdoğan’a ve partisine hiçbir zaman oy vermedim; ne yaşam biçimim, ne dünya görüşüm, ne Marksist soldan gelen ideolojik-kültürel mayam, ne de şahsın lümpen tarzı, üslubu uyar bana. Hani, aynı kazana koysalar birlikte kaynamam, denir ya, işte öylesi. Ama 2002’de AKP iktidara geldikten sonra attığı kimi reformcu adımları destekledim: Askerî vesayetle mücadele, OHAL’in kaldırılması, demokratik açılımlar, AB’ye uyum yasaları, Türk milliyetçiliği ve devletinin çıkmaz sokakları olan: Kıbrıs, Ermeni, Kürt sorunlarının çözümüne yönelik gelgitli arayışlar, Erdoğan’ın “milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım” sözü, 12 Eylül Anayasası’nın demokratik, özgürlükçü, çoğulcu yönde değiştirileceği vaadi, Kürt açılımı…

O dönemde AKP devletçi, elitist, vesayetçi rejimin; eğitilmesi, medenîleştirilmesi, asimile edilmesi gereken cahil kitleler, ikinci sınıf vatandaşlar saydığı Müslüman- muhafazakâr halkın siyaset sahnesine çıkışının ve iktidar umutlarının temsilcisiydi (şimdi bile gücünü o günlerin hatırasından ve o kitlelerden alıyor). Rejimin asker-sivil muhafızları bu gelişmeleri engellemeye yeminliydiler. AKP’yi gerekirse darbeyle bertaraf etme planları ve girişimleri 2003’ten, belki daha önceden gündemdeydi. İktidara sandıkla gelenlerin darbeyle değil sandıkla gitmelerinden yanaydım. 12 Eylül referandumunda, önümüze getirilen (sonradan ne kadar demokratik maddesi varsa hepsi birer birer geri alınan) anayasa değişiklikleri sivilleşmeye ve çoğulculuğa kapı açtığından ve 12 Eylül Anayasası’nı deldiğinden, referandumda evet oyu verdim: etik olarak kendimle tutarlı ve doğru, siyasal öngörü olarak yanlış yaptığımı düşünüyorum. Erdoğan’ın ve partisinin (ki o zamanki kurucu babaların hemen hiçbiri bugün AKP saflarında değil) bir Siyasal İslam projesi olduğunu ve oraya doğru evrileceğini göremedim.

Erdoğan’ın 6 Mayıs konuşmasını dinlerken, bütün bunları düşündüm işte ve “Ben bu zokayı bir kez yuttum, artık yemezler!” dedim kendi kendime.

Millet tamam derse kenara çekilirmiş!

“Bunlar seçimle gitmezler, gitmemek için her şeyi yapacaklar” kuşku ve söylentilerinin ayyuka çıktığı şu günlerde Erdoğan’ın yine burnu uzadı:

“Millet tamam derse, kenara çekiliriz” dedi.

Buna da karnımız tok Sayın AKP Reisi. Unuttunuz galiba, 7 Haziran 2015 seçimlerinde millet tamam demişti. Parlamento çoğunluğunu yitirmiştiniz. Peki sonra ne oldu? Şimdi de yapmayı planladığınız gibi, erken seçim kararı aldırdınız, çözüm masasını devirdiniz, ardından, millet daha ne olduğunu anlayamadan o güne kadar yaşanmadık bir şiddet ve terör dalgası geldi. Yüzlerce insanımızın canına mal olan bu provokatif eylemleri kimler, nasıl örgütledi, ardında hangi güçler vardı? Henüz erken ama tarih yazacak. İktidarınızın önünde en büyük engel olarak gördüğünüz, 7 Haziran’da Meclis’e 80 milletvekiliyle üçüncü parti olarak “Seni başkan yaptırmayacağız” sloganıyla giren HDP ilk hedefinizdi. PKK’nin, IŞİD’in, çeşitli mihrakların doğrudan dolaylı yardımlarıyla Kürt demokratik siyasetini kitlelerin ve sağlı sollu ulusalcı kesimlerinin nezdinde şeytanlaştırmayı başardınız. Yarattığınız korku ortamında, bir kısım seçmen denize düşen yılana sarılır misali terör korkusuna karşı size sarıldı, propagandanıza kandı. Yüzlerce insanımızın ölümüyle, Kürt düşmanlığıyla, korku tacirliğiyle 1 Kasım’da çoğunluğu aldınız. 7 Haziran öncesinde televizyon kanallarında en sempatik haliyle, gençliğiyle, güleryüzüyle, aklı ve namuslu demokratlığıyla, sazıyla sözüyle konuk edilen HDP Eşbaşkanı Demirtaş birden aynı kanallarda terörist ilan edildi/ettirildi. Oysa o hiç değişmemişti, hâlâ da değişmedi.

Demek istediğim; siz millet istese de gitmemenin provasını 7 Haziran seçimlerinde yaptınız. Aradan geçen üç yılda o kadar çok suç günah birikti ki muhasebe defterinizde, artık “tamam” dedik diye kenara çekilmeniz daha da zorlaştı. Gitmemek için her şeyi yapacaksınız, ama biz de sizi indirmek için gerekli bütün önlemleri alacağız, bütün gücümüzü seferber edeceğiz.

Hani kurmaylarınız, yandaşlarınız, çanak yalayıcılarınız “Erdoğan’ı yıkmak için seferber oldular” diye bağrışıp sanki muhalefet suçmuş gibi ona buna saldırıyorlar ya…İktidarı sandıkta kitle gücüyle, sokakta meydanlarda demokratik hakkımız olan eylemlerle değiştirmek muhalefetin hakkı, dahası ödevidir. Hakkımızı kullanacak, ödevimizi yerine getireceğiz.

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

 

Oya Baydar

Brüksel havaalanında konteyner içinde havasız kalan 20 bin civciv öldürüldü

Belçika’da havaalanı apronunda bir konteynerde havasızlık ve sıcaktan boğulmak üzere olan 20 bin civciv, itfaiyeciler tarafından gazla zehirlenerek öldürüldü.

Civcivlerin daha fazla acı çekmemeleri için öldürüldüğü açıklandı.

Civcivlerin Cumartesi günü uçakla Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne gönderilmesi gerekiyordu ancak uçuş iptal oldu.

Belçika medyası ithalatçının civcivleri geri almayı reddettiğini yazdı.

Flaman hayvan sağlığı yetkilileri Pazar akşamı bazı civcilerin öldüğünü, olay yerine veteriner gönderildiğini ve diğer hayvanların acı çekmesini önlemek üzere gazla öldürülmelerine karar verildiğini açıkladı.

Havaalanı itfaiyesi verilen görevi yerine getirmek istemeyince yakınlardaki Zaventem’den ekip çağırıldı.

Yetkililerin bu kararına bazı Flaman milletvekilleri de tepki gösterdi. Hayvan hakları savunucusu bağımsız milletvekili Hermes Sanctorum “Amazon kargoları ile hayvan taşımacılığı arasında hiçbir fark yok” diyerek hayvanların nakliye yöntemini eleştirdi.

Jelle Engelbosch adlı bir diğer milletvekili de “Canlıların dünyanın bir ucuna neden herhangi bir ürün gibi nakliye edildiğini sorgulamamız gerekiyor” diye konuştu.

 

(BBC Türkçe)

Üniversiteleri bölen kanun tasarısı kabul edilerek yasalaştı

TBMM Genel Kurulu‘nda 4’ü vakıf, 20 yeni üniversite kurulmasını ve tarihi İstanbul ve Gazi Üniversiteleri dâhil 13 kurumdan bazı bölümlerin de yeni kurulacak üniversitelere bağlanmasını öngören kanun tasarısı kabul edilerek yasalaştı.

Kabul edilen tasarıyla bazı üniversitelerin de isimleri değişti.

Tasarıya karşı İstanbul Üniversitesi ve Gazi Üniversiteleri’nin kampüslerinde öğrenci ve akademisyenler gösteriler düzenlemiş, sosyal medyada tasarıya karşı #ÜniversitemeDokunma etiketiyle kampanya başlatılmıştı.

Muhalefet, yeni kanunun kurumların tarihini ve birikimlerini sileceğini söylüyordu. Hükümet ise, yeni kurulacak üniversitelerle hem öğrenci sayısının sınırlanacağını hem de şehirlerin ekonomisinin canlanacağını savunuyordu.

Kanunla beraber İstanbul Üniversitesi bölündü ve ‘İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa’ kuruldu.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre bu üniversite İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Cerrahpaşa Tıp, Florence Nightingale Hemşirelik, Hasan Ali Yücel Eğitim, Orman, Sağlık Bilimleri, Spor Bilimleri, Veteriner, Mühendislik fakültelerinden oluşacak.

Yeni üniversitede diş hekimliği, eczacılık, iktisat ve işletme fakülteleri de olacak. Gazi Üniversitesi de yasalaşan tasarıyla bölündü.

Yeni isimlerle Gazi Üniversitesi’nden ‘Hacı Bayram Veli’, İstanbul Üniversitesi’nden ‘İbn-i Sina’ ve İnönü Üniversitesi’nden ‘Turgut Özal’ üniversiteleri doğdu. Erzincan Ünivesitesi’nin adı ‘Binali Yıldırım Üniversitesi’ oldu.

Bursa Uludağ Üniversitesi ve Sivas Cumhuriyet Üniversitesi gibi bazı üniversitelere de bulundukları şehrin isimleri eklendi.

Ayrıca Ankara Medipol Üniversitesi, İstanbul Atlas Üniversitesi, Semerkand Bilim ve Medeniyet Üniversitesi, İzmit Tınaztepe Üniversitesi adıyla dört yeni vakıf üniversitesi açılıyor.

Nasıl gündeme geldi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP’nin bir grup toplantısında Malatya’ya Turgut Özal Üniversitesi kuracaklarını açıklamasıyla tasarının önü açıldı.

Erdoğan konuşmasında Malatya’daki İnönü Üniversitesi’ni işaret ederek, “Mevcut üniversitenin, adını anmak istemiyorum, oradaki öğrenci sayısı fazla. Onu ikiye böleceğiz ve Turgut Özal Üniversitesi’ni kuracağız” ifadelerini kullandı.

Tasarının yasalaşması Twitter’da öğrencilerin tepkisini çekti.

 

(BBC Türkçe)

Gaziantep’te kimyasal atık alarmı: 20 tonluk madde inceleniyor

Gaziantep’in Nurdağı ilçesi kırsal Yukarı Olcak Mahallesi D-400 devlet karayolu yakınındaki taşlık bir alanda etrafa kimyasal madde döküldüğü tespit edildi.

İhbar üzerine Gaziantep’te Nurdağı İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri bölgeye gitti.

Ekipler ormanlık alana atık madde attığı iddia edilen kamyon sürücüsü Ali F’yi suçüstü yakaladı.

Dökülen yaklaşık 20 ton atığın kimyasal madde olup olmadığının belirlenmesi için AFAD ile Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkilileri incelemelerde bulunuyor.

Dün çevrede geniş güvenlik tedbirleri alındı.

Çevredeki yerleşim yerlerinde korku yaşanması nedeniyle camilerden anons yapılarak, kimyasal atığın bulunduğu Amanos Dağları eteği tarafına giriş ve çıkışların yasaklandığı duyuruldu.

Gözaltına alınan sürücü Ali F. ise emniyetteki işlemlerin ardından serbest bırakıldı.

Atığın çevreyi kirleten madde olması ve raporla belgelenmesi durumunda araç sürücüsüne para cezası verileceği öğrenildi.

 

(NTV)

Avrupa Birliği, 2018 Türkiye Raporu’nda hayvan haklarını yine yok saydı

Türkiye’deki hayvan hakları ihlâllerini izleyen ve raporlayan Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), geçtiğimiz günlerde yayınlanan Avrupa Birliği 2018 Türkiye Raporu’nu değerlendirdi ve raporda hayvan haklarına yer verilmemesini eleştirdi.

HAKİM Koordinatörü Veteriner Teknikeri Burak Özgüner, “AB ‘nin 2018 Türkiye Raporu, hayvan haklarını yok sayarak kaleme alınmış. Çünkü Türkiye’de hayvan haklarının yok sayıldığı gibi, AB ülkelerinde de hayvan hakları yok sayılıyor. Raporda hayvanlar, hakları olan canlılar olarak değil; birer hastalık odağı, tüketilecek birer nesne olarak yer alıyor. Hayvan hakları da en az insan hakları kadar önemli ve politik bir mesele” açıklamasında bulundu.

“AB de hayvanlara yönelik sistematik zulmü destekliyor”

HAKİM Koordinatörü Özgüner, raporda sadece hayvan refahına dair düzenlemelere bir cümle ile yer verildiğini belirterek “Raporda, ülkemizdeki hayvan refahına ilişkin gelişmeler sadece bir cümle ile değerlendirilmiş. ‘Hayvan refahı’ teorisi, hayvanlara işkence edilmesinde, hayvanların öldürülmesinde hiçbir sakınca görmüyor. Bu teoride, hayvanlar öldürülürken  ya da kullanılırken ‘insanî’ yöntemler kullanılması öneriliyor. Türkiye’deki hayvan hakları ihlâlleri incelendiğinde barınaklardan deney laboratuvarlarına, mezbahalardan süt ve yumurta çiftliklerine, hayvanat bahçelerinden hayvanlı sirklere ve yunus parklarına varana kadar, hayatın hemen hemen her alanında ciddi bir zulümle karşılaşıyoruz. AB raporunda, bunların hiçbirisinden bahsedilmemiş. Rapordaki değerlendirme, ‘Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Politikası’ başlığı altında yer alıyor. Bu, çok sorunlu bir yaklaşım, bu yaklaşım hayvanların haklarını yok sayıyor. AB de hayvanlara yönelik sistematik zulmü ve soykırımı destekliyor” dedi.

“Hayvan hakları bağlamında, AB’nin örnek alınacak pek bir yanı yok”

Hayvanların doğuştan gelen haklara sahip olduğuna dikkat çeken Özgüner, “Devletler, hayvanların doğuştan gelen haklara sahip olduğunu kabul ediyor ancak Türkiye’de olduğu gibi AB’de de hayvanların hakları, mevzuatla etkin bir şekilde güvence altına maalesef alınmıyor. Örneğin AB Anayasası’nda hayvanlar, ‘duygulu varlıklar’ olarak tanımlanıyor. Ancak, raporda böyle bir yaklaşım yok; bu rapor, AB Anayasası’nın da içini boşaltıyor. Zaten hayvan hakları bağlamında, AB’nin örnek alınacak pek bir yanı da yok. Hayvanlara merhamet değil, adalet ve özgürlük istiyoruz” diye konuştu.

“Raporun bizler açısından hiçbir anlamı kalmamıştır”

Avrupa Birliği 2018 Türkiye Raporu’nun, hayvan hakları açısından hiçbir anlam taşımadığını ifade eden Özgüner, “Raporda hayvan refahına yer verilip hayvan hakları konusundaki sorunlardan ve mevzuat eksikliklerinden bahsedilmemesi ile, söz konusu raporun bizler açısından hiçbir anlamı kalmamıştır. Raporda bahsi geçen ‘hayvan refahı’ düzenlemelerinin varlığında hayvan haklarından bahsetmemiz mümkün değil. Dolayısıyla bu hâliyle rapor, hayvan hakları açısından sınıfta kalmıştır” açıklamasında bulundu.

Avrupa Birliği 2018 Türkiye Raporu’nda “hayvan refahı” ne şekilde yer aldı?

“Gelecek yıl, Türkiye’nin özellikle:

– hayvan refahı ve hayvansal yan ürünlere ilişkin kuralların uyarlanması ve uygulanmasına yönelik daha fazla adım atması gerekmektedir.”

” Hayvan refahına ilişkin AB müktesebatının tam olarak uygulanması için ilave yapısal ve idari çalışma gerekmektedir. Zoonozlar konusunda ilerleme kaydedilmemiştir.”

 

(Yeşil Gazete)

Talepleri kabul edilen vegan mahkum Osman Evcan açlık grevini sonlandırdı

Vegan hükümlü Osman Evcan, talepleri kabul edilince açlık grevine 44. gününde son verdi.

Silivri Cezaevi’nde iki senedir tutulduğu tek kişilik hücreden başka bir odaya alınan Evcan, artık spor ve sohbet hakkını da kullanabilecek. Evcan’a vegan menü de verilecek.

“Yanında olanlara teşekkür ediyor”

26 Mart’tan bu yana açlık grevinde olan Evcan, vitamin desteği de almıyor; sadece su, limon, tuz ve şeker tüketiyordu.

Bugün cezaevinde ziyaret eden avukatı, Evcan’ın dün bayıldığını ve revire götürüldüğünü söyledi. 60 yaşındaki Evcan 54 kiloya düşmüştü.

Dün cezaevi revirinde tedaviyi reddettiğini belirten Evcan’ın talepleri, cezaevi yönetimince kabul edildi. Avukatı gelişmeleri şöyle aktardı:

“Revirden doğrudan yeni odaya götürmüşler. Yeni kaldığı yerde tek tek hücreler var, havalandırma ortak. Şu anda 2 kişiler ama 3 olacaklar. Spor sohbet hakkına da çıkacak. Kendisi çok mutlu. Bu süreçte yanında olanlara teşekkür ettiğini söyledi.”

1992’de müebbet hapis cezasına çarptırılan Evcan’ın, disiplin cezaları sayılmazsa, 2022’de tahliye olması bekleniyor. Ancak avukatları Evcan’a “sayılamayacak kadar çok” disiplin cezası verildiğini, her açlık grevinin bir disiplin cezasına neden olduğunu belirtti.

 

(Bianet)

Söz milletin: T A M A M !

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Milletimiz tamam derse ancak o zaman biz kenara çekiliriz’ mesajı sonrası ‘Tamam’ mesajı dünyada TT oldu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, AK Parti’nin bugünkü grup toplantısında, “Şayet bir gün milletimiz tamam derse ancak o zaman biz kenara çekiliriz” ifadesini kullandı. Erdoğan’ın bu açıklaması sonrası sosyal medyada üst üste mesajlar geldi.

Twitter’da saat 16.00 itibariyle 4 yüz bin “T A M A M” tweet’i atıldı. T A M A M, Türkiye ve dünya TT listesinde bir numaraya çıktı. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’den de yanıt geldi. Sosyal medya hesabı Twitter’dan İnce, “Vakit TAMAM” derken, Akşener de büyük harflerle, “TAMAM” paylaşımında bulundu. Karamollaoğlu ise, ” T A M A M İnşallah!” dedi.

 

(Gazete Duvar)

 

Ordu yüzünü “güneşe” döndü: Otobüs terminali kendi elektriğini üretecek

Ordu’nun, Altınordu ilçesinde yapılacak olan otobüs terminali güneşten yıllık 322 bin kWh elektrik üretecek.

Enerji Günlüğü’nde yer alan habere göre, Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından Altınordu ilçesinde, çevre yolunun kenarında yapımına başlanan şehirlerarası otobüs terminalinin çatısına güneş panelleri entegre edilecek.

Yapılacak olan güneş enerjisi santralinin yıllık 322 bin kWh elektrik üretmesi bekleniyor.

Isıtma ve soğutma da sağlayacak

Konuyla ilgili açıklama yapan Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz, “Altınordu Şehirler Arası Otobüs Terminalinde inşaat çalışmalarımız sürüyor. Şu an çalışmalarda yüzde 25 seviyesine geldik. Trafo binası ve giriş kulübesinin betonarme imalatı tamamlandı. Terminal 22 bin metrekarelik alan üzerine projelendirildi. Hayata geçireceğimiz proje, standardı yüksek güneş panelleri sistemiyle yıllık tahmini 322 bin kWh elektrik üretecek. Bu kapsamda güneş enerjisi sistemiyle kendi elektriğini üretecek, ısı pompasıyla da ısıtma ve soğutma sistemini sağlayacak çevre dostu bir bina olacak” şeklinde konuştu.

 

(Enerji Günlüğü)