Ana Sayfa Blog Sayfa 2517

Merkel uyardı: Avrupa’da karanlık güçler yükselişte, çok işimiz var

Almanya Başbakanı Merkel, aşırı sağın güç kazandığı AP seçimleri sonrası konuştu: Almanya ve dünyanın diğer yerlerinde karanlık güçler ana akımdan destek bularak yükseldi.

Milliyetçi ve aşırı sağ partilerin güç kazandığı ancak tahmin edildiği kadar büyük bir yükseliş yaşamadığı Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinin ertesinde, Almanya Başbakanı Angela Merkel “Geçmişin hayaletleriyle yüzleşmemiz lazım. Gençlerimize tarihin bize ve başkalarına yaşattıklarını anlatmamız gerekiyor” dedi. CNN televizyonunda Christiane Amanpour’un sorularını yanıtlayan Merkel Almanya ve dünyanın diğer yerlerinde ‘karanlık güçler’in ana akımın içinden destek bularak yükseldiğini söyleyerek, “çok işimiz var” ifadelerini kullandı. Merkel “Almanya’da doğal olarak bu akımlar her zaman belli bir bağlam içinde, kendi geçmişimizin bağlamı içinde anlam taşıyacaktır. Bu da bizim başkalarından çok daha uyanık olmamız gerektiği anlamına geliyor” diye konuştu.

Son zamanlarda Almanya’da Yahudilere yönelik saldırılarda artış görülmesi üzerine bir hükümet yetkilisi bir kaç gün önce Yahudileri kamusal alanlarda ibadet takkeleriyle dolaşmamaları konusunda uyarmıştı.

Korunmaya alınmayan Sinagog yok

Almanya’da Yahudi düşmanlığının yükselişiyle ilgili soruyu yanıtlarken Başbakan Merkel “Maalesef her zaman belli bir oranda Yahudi düşmanlığı var” diye konuştu: Bugüne kadar Alman polisi tarafından koruma altına alınması gerekmeyen tek bir Sinagog, Musevi okulu, anaokulu olmadı.”

Aşırı sağın yükselişiyle ilgili bir başka faktör de mülteci politikası. 13 yıldır iktidardaki Merkel bazı çevreler tarafından mülteci krizi konusunda izlediği esnek tutum ile Almanya’daki aşırı sağcı, Müslüman karşıtı AfD partisinin ve onunla bağlantılı olarak Avrupa genelindeki sağ popülist dalganın yükselişine sebep olmakla suçlanıyor.

CNN’deki programda Merkel, Almanya’ya yaklaşık 1 milyon mültecinin ülkeye girişine izin verme kararını bir kez daha savundu ve Suriye ve Irak’ta yaşananlar gibi insani krizlerden doğan mülteci akınlarıyla başetmenin yolunun “kendini tecrit etmek” değil, bu ülkelerden kaçan mültecilere “yeterince sahip çıkılmasını” sağlamak olduğunu söyledi.

‘Çöp savaşı’na Malezya da katıldı: 3 bin ton plastik atık geldiği yere gönderilecek

Plastik atıkların ‘çevre’ ülkelere ihracına bir tepki de Malezya’dan. Zengin ülkelerin çöplerini kendi ülkelerine yollamalarına itiraz eden ülke, 3 bin ton plastik atığı geri gönderecek. Atık ihracı konusu Filipinler ve Kanada arasında ‘savaş tehdidine’ kadar varan kriz yaratmıştı.

Malezya Enerji, Teknoloji, Bilim, Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı Yeo Bee Yin, illegal yollarla ülkeye sokulan 60 konteyner dolusu çöpün geri gönderileceğini açıkladı.

Ülkenin ana limanı olan Port Klang’da incelemelerde bulunan Bakan, “Bu konteynerler sahte beyanlarla ve yasadışı yollardan ülkeye sokuldu. Çevre kanunumuzu açıkça ihlal ediyor. Gelişmiş ülkeleri plastik atık yönetimini gözden geçirmeleri ve çöplerini gelişmekte olan ülkelere göndermeye son vermeleri konusunda uyarıyoruz. Eğer Malezya’ya göndermeye devam ederseniz, onları geri yollayacağız, hem de hiç merhamet göstermeden” dedi.

14 ülke tespit edildi

Malezya istenmeyen atıktan sorumlu olan ve aralarında ABD, İngiltere, Fransa, Kanada, Japonya ve Avustralya’nın da olduğu en az 14 ülke tespit ettiklerini açıkladı.Yeo Bee Yin, sadece İngiltere’de bir şirketin son iki yılda Malezya’ya 50 bin ton plastik atık gönderdiğini söyledi.

Hükümetlere bu tarz şirketleri araştırma uyarısı yapan Bakan, ayrıca gelişmiş ülkelerde yaşayan halklara da duyarlı olma çağrısında bulundu. Yin, bu ülkelerdeki insanların atıklarının geri dönüştürüldüğünü sandığını ve sorunun farkında bile olmadığını söyledi.

Malezya, halihazırda beş konteyner çöpü İspanya’ya geri gönderdi.

ABD hariç 187 ülke sözleşme imzaladı

Gelişmiş ve zengin ülkelerin, çöplerini gelişmekte olan ülkelere göndermesi uzun bir süredir sorun yaşanmasına neden oluyor. Geçen yıl Çin başta olmak üzere bazı Asya ülkeleri bu uygulamaya yasak getirdi.  Çin’in yasak kararının ardından Malezya plastik atıkların gönderildiği ana ülkelerden biri haline geldi. Ülkeye her yıl 7 milyon ton çöp bırakıldığı belirtiliyor. Geri dönüşüm tesislerinin sayılarının artmasına karşılık halk çevreye verilen zarar nedeniyle şikâyet ediyor.

BM’nin plastik kirliliğini azaltmaya yönelik yasal bağlayıcılığı olan paktını, ABD hariç hemen her ülke imzaladı. 187 ülke, ‘Tehlikeli Atıkların Sınırlarötesi Taşınımının ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi’ne plastiğin eklenmesini kabul etti.

Filipinler- Kanada çöp krizi

Filipinler ile Kanada arasında devam eden çöp krizinde,  2013-2014 yıllarında Manila limanına toplam 2450 ton çöp taşıyan 103 konteyner bırakan Kanada çöplerini geri alma konusunda isteksiz davranıyor. Kanada’ya defalarca tepki gösteren, elçisini bile geri çeken Filipinler’de Devlet Başkanı Rodrigo Duterte, Kanada’yı ‘savaş açmakla’ bile tehdit etti. Duterte son olarak özel bir nakliye şirketiyle anlaşacaklarını ve çöpleri Kanada karasularına bırakacaklarını söyledi

Malezya’daki son erkek Sumatra gergedanı öldü

Ülkede sadece bir dişi gergedan kaldı. Uzmanlar bunun türün devamı için ağır darbe olduğunu söylüyor.

Malezya’daki son erkek Sumatra gergedanının öldüğü açıklandı. Ülkede sadece tek bir dişi Sumatra gergedanı kaldığı belirtiliyor. Böbrek ve karaciğer hastası olan ‘Tam’ adlı gergedanın ölümünün bu hayvanlarının soyunu kurtarma çabalarına ağır bir darbe indirdiğine dikkat çekiliyor.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Dünya genelinde Sumatra gergedanlarının sayısının 30 ila 80 arasında olduğu tahmin ediliyor. En küçük gergedan türü olan bu hayvanların çoğu Endonezya’nın Sumatra adası ve Borneo’nun Endonezya’ya ait kesiminde yaşıyor. Malezya Hükümeti, 2015’te yaban hayatındaki Sumatra gergedanlarının soyunun tükendiğini açıklamıştı. Ülkede Sumatra gergedanlarının soyunu kurtarma umutları ise 2014’te yakalanan ‘Iman’ adlı dişi gergedana bağlanmış durumda.

Doğal yaşamı koruma uzmanlarına göre Iman, rahmindeki sorun nedeniyle hamile kalamıyor. Hayvandan alınacak yumurtaların Endonezya’daki bir erkek gergedanın spermiyle döllenmesi planlanıyor. Ancak Malezya’da 2011’den beri suni döllenme yoluyla bu hayvanların soyunu kurtarmak için yürütülen çalışmalar sonuçsuz kaldı.

‘Yasını tutmak için zamana ihtiyacımız var’

30’lu yaşlardaki Tam’ın bakımını Borneo Gergedan Birliği (BORA) adlı örgüt üstlenmişti. BORA’nın Tam’ın ölümüyle ilgili açıklamasında, “Malezya’nın son erkek Sumatra gergedanının ölümünü büyük bir üzüntüyle duyurmak istiyoruz. Sizinle ayrıntıları daha sonra paylaşacağız ama şimdi Tam’ın yasını tutmak için zamana ihtiyacımız var” denildi. Dünya üzerinde milyonlarca yıldır var olan ve yasa dışı avlanma ve doğal yaşam alanlarının yok olması nedeniyle sayıları hızla azalan Sumatra gergedanları ortalama 35-40 yıl yaşıyor. Çift boynuzlu tek Asya gergedanı türü olan Sumatra gergedanları, boynuzları için avlanıyordu.

Öykü Arin’e annesinden nakledilen ilik tutmadı

Lösemiyle savaşan Öykü Arin’e annesi Eylem Yazıcı’dan nakledilen yarı uyumlu ilik tutmadı. Aileden yapılan açıklamada “Sağlık Bakanlığı’nın elindeki 100 bine yakın numune Öykü Arin’in umudu olabilir” ifadeleri kullanıldı.

Löseminin ender görülen türü Juvenil Miyelomonositik Lösemi (JMML) ile savaşan 4 yaşındaki Öykü Arin’e annesi Eylem Yazıcı’dan nakledilen yarı uyumlu iliğin tutmadığı açıklandı. Yeniden nakil süreci başlatılırken bu kez baba Çağdaş Yazıcı’dan yarı uyumlu ilik nakledilecek.

Geçen yıl İzmir’de lösemi teşhisi koyulan Öykü Arin’in tedavisi Medical Park Antalya Hastanesi’nde sürdürülüyor. Eylem Şen ve Çağdaş yazıcı çifti, kızlarının sağlığına kavuşması için ‘Öykü Arin’e Umut Ol, Donör Ol” kampanyası başlatmıştı. Binlerce kişi bağışta bulunsa da yüzde 100 uyumlu donör bulunamadı. Bu süreçte doktorlar, Öykü Arin’in organlarının zarar görmemesi için anne Eylem Şen Yazıcı’dan yarı uyumlu nakil kararı aldı. 11 Nisan’da nakil süreci başlatıldı ve 18 Nisan’da Eylem Şen Yazıcı’dan kök hücre alındı ve Öykü Arin’e uyumlu hale getirilip nakledildi. Eylem Şen Yazıcı ve Öykü Arin, 11 Nisan’dan bu yana hastanede steril odada kalıyor.

Babadan yarı uyumlu ilik nakledilecek

Doktorlar, yaptıkları testlerde Öykü Arin’e nakledilen iliğin tutmadığını ve yeniden nakil sürecinin başladığını açıkladı. Yüzde 100 uyumlu ilik bulunamazsa baba Çağdaş Yazıcı’dan yarı uyumlu ilik nakli yapılacak.Süreçle ilgili “Öykü Arin’e Umut Ol” sosyal medya hesabından açıklama yapıldı. Açıklamada,  “18 Nisan’da anne Eylem Şen’den kök hücre nakli yapıldığını ve tüm kalbimizle anneden yapılan yarı uyumlu naklin başarısı ile ilgili umutlu haberleri beklediğimizi sizlerle paylaşmıştık. Geldiğimiz süreç itibarıyla, toplanan kök hücre numunelerinin incelenen kısmı içerisinde canımız Öykü’müze uygun kök hücre çıkmadı ve anneden yarı uyumlu nakil de maalesef başarılı olamadı. Bu yüzden doktorlarımızın kararı ile Öykü Arin’e babası Çağdaş Yazıcı’dan çok kısa zamanda yarı uyumlu nakil şansını deneyeceğiz” denildi.

Açıklamada, Öykü Arin için açılan kampanyada bağışlanan 100 bine yakın numunenin hala Sağlık Bakanlığı’nda bulunduğu hatırlatıldı; bunlar üzerindeki işlemlerin kısa sürede bitirilmesi halinde Öykü Arin’e umut olabileceği vurgulandı.

Peynir ve et ürünlerine zam yüzde 25’i buldu

Süt ve peynirle, kıyma, sucuk, salam gibi ürünler yüzde 10 ila yüzde 25 arasında değişen oranlarda zamlandı.

Yüksek enflasyona bağlı olarak gıda ürünlerine zam üstüne zam gelirken, süt ve et ürünleri de mayıs ayı içinde yüzde 10 ila yüzde 25 arasında değişen oranlarda zamlandı. Bir ay boyunca çeşitli marketleri gezerek önceki etiketleriyle karşılaştırma yapılan fiyatlara göre, 1 Mayıs’tan itibaren çeşitli kutu sütlere gelen zammı, 14-16 Mayıs tarihlerinde devam eden zamlar izledi.

Cumhuriyet’ten Gamze Bal’ın haberine göre, son olarak zamlanmayan bazı süt, peynir ve yoğurt markaları da 23 Mayıs’ta zamlandı. Süt ve süt ürünlerindeki fiyat artışlarını da sucuk, sosis ve salam gibi kırmızı et ürünleri takip etti.

Et ve Süt Kurumu’na (ESK) göre ise perakende kıyma fiyatları son bir hafta içinde yüzde 2.7 artarak 41.1 TL’den 42.2 TL’ye çıktı. 13-17 Mayıs haftasında 39.3 TL olan Ankara’daki perakende kıyma fiyatları da 20-24 Mayıs aralığında 39.7 TL’ye yükseldi. Mayıs ayı itibarıyla son bir yılda kıyma İstanbul’da yüzde 32.4, Ankara’da 17.8 zamlanmış oldu.

‘Piyasa çok durgun’ 

İstanbul Gıda Toptancı Tüccarları Derneği Başkanı Mustafa Karlı, “Bu ay süt ve süt ürünlerine yüzde 20’yi aşan zam geldi. 24 TL’ye satılan toptan kaşar peynirin fiyatı 28.3 TL’ye çıktı. Bir teneke beyaz peynir ise 350-400 liradan 450-500 liraya yükseldi. Piyasa çok durgun” dedi.

Zamları Ramazan’da artan talebe de bağlayan Türkiye Kasaplar Federasyonu Başkanı Fazlı Yalçındağ ise “Et üretimi ve tüketiminde düşüş var. Fırsattan istifade fiyatları artıranlar var. Bu zamlar maliyetlerdeki artışla izah edilemez” yorumunda bulundu. Yalçındağ, kırmızı et üretiminde yaşanan düşüşün, ikinci çeyrekte de devam edeceğini söyleyerek, kasaplarda satılan ürünlerde bir zam yaşanmayacağını belirtti.

Öte yandan, Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) 20 Mayıs’ta açıkladığı Ramazan fiyat değişimleri listesinde de, üreticide en fazla fiyat artışı yaşayan ürünlerden ikisi et ve süt olmuştu. TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bu zammın sebeplerini şöyle açıklamıştı: “Sütte yaşanan fiyat artışında, Ulusal Süt Konseyi’nin yeni tavsiye fiyatını litrede 1 lira 70 kuruştan 2 liraya çıkarması etkili oldu. Ette de maliyetlerde yaşanan artış, fiyatlara yansıdı.”

19. Kuş Konferansı’ndan: Kuş popülasyonu insan faaliyetlerin tehditi altında – Zümre Deniz Denli

Çamlıyayla’da düzenlenen 19. Kuş Konferansına katılan yüze yakın kuş gözlemcisi, akademisyen ve kuş bilimcisi, avcılık, yapılaşma ve kimyasal atık tehlikelerine dikkat çekti.

Doğa Derneği’nin düzenlediği bu yıl Çamlıyayla Belediyesi (Mersin) ev sahipliğinde ve Kızılkaya Yenidünya Derneği ortaklığında düzenlenen 19. Kuş Konferansı 17-22 Mayıs tarihlerinde gerçekleşti. Türkiye’nin ve dünyanın farklı bölgelerinden konferansa katılan yüze yakın kuş gözlemcisi, akademisyen ve kuş bilimcileri araştırma ve deneyimlerini paylaştı; Kızılkaya, Çamlıyayla ve Göksu Deltası’nda kuş gözlemleri yaptı. Bazı kuş ve diğer hayvanların neslinin tehlike altında olduğu hatırlatılan konferansta, bu tehlikenin insan eliyle gerçekleştiği ve avcılık, yapılaşma/kaçak yapılaşma, endüstri sonrası kullanılan kimyasal atıklar gibi başlıca nedenlerin olduğu vurgulandı.

Çamlıyayla Belediye Başkanı İsmail Tepebağlı bölgenin doğasına dikkat çekerek yüzde 10 yapılaşmaya müsaade edildiğini belirtti: “Çamlıyayla doğasıyla gerek Çukurova’nın gerekse Türkiye’nin çok ender yerleşim bölgelerinden bir tanesi. Yapılaşmamız gördüğünüz gibi bir dönüme bir konut ve yüzde 10 yapılaşmamız var. Yani iki kattan yüksek ev yok ve her evimizin etrafında belirli bir yeşil alan bıraktık. Sizler de görmüşsünüzdür trafik ışığımız dahi yok, sakin bir yerdir burası.”

Doğa Derneği Tür Koruma ve Çukurova Bölge Sorumlusu Turan Çetin de Çamlıyayla ve Mersin’in deniz seviyesinden yüksek dağ seviyesine en hızlı geçişin yapıldığı ender noktalardan biri olduğunu, bunun da bölgede bitki ve tür çeşitliği meydana getirdiğini vurguladı. Bölgede 300’e yakın endemik bitki olduğunu anlatan Çetin, bölgedeki göçer kültürünün önemine de değindi: “Bölgede doğal ot, otobur hayvanlar nerdeyse tükendi. Bu nedenle orman çok sıklaşıyor. Bölgedeki göçebeler ise keçileriyle, hayvanlarıyla göçerken dengeyi sağlıyor, keçi göçerken orman arasında boşluklar bırakıyor, böylece yırtıcı kuşlar avlanırken bu boşluklardan yararlanabiliyor.”

Çetin, göçerlerin ölen hayvanlarını doğaya bırakmasının, antibiyotik alan bu hayvanları yiyen diğer türlere zarar verdiğine de dikkat çekti; yerleşim yeri olan alanda bulunan çok fazla orta gerilim hattının kuşlar için tehlikeli olduğunu vurguladı: “Biz de Doğa Derneği olarak göçün yoğun olduğu ilkbahar ve sonbahar aylarında göç yolları üzerinde izole olmamış orta gerilim hattını yürüme yöntemiyle kontrol ediyoruz.”

Göksu Delta’sında kuş gözlemi yapan ekip bölgedeki elektrik direğinde orta gerilim hattı sebebiyle öldüğü düşünülen bir  yılan kartalına denk geldi. Fotoğraf: Turan Çetin

Ağaçlar için çalıkuşunun önemi

Konferans ve kuş gözlemleri sırasında kuşların korunması için bölge habitatının da korunmasının ve tersinin önemi vurgulandı. Konferans katılımcılarından, Çamlıyayla bölgesinde kuş gözlemleri yapan Tayyar Aytekin çalıkuşunun ağaçlar üzerindeki olumlu etkisini şöyle dile getirdi: “Çalıkuşuna, ladin ve çam ağaçlarında çok sık rastlanıyor, bu türün en büyük faydası ağaçlardaki küçük haşere, böcek ve kurtları yiyerek onları hastalıklara karşı korumasıdır. Bu tür, çocukluğumda yaşadığım yerde çok fazla vardı ve ben hiç kuruyan bir ladin ağacı görmemiştim. Ama 3-4 yıldır ormanın yarısı kuruyor, Orman İşletmesi bu ağaçları kestiriyor. İçinden larvalar, ağacı kurutan kurtçuklar çıkıyor. Ağaçlardaki hastalıkların büyük orandaki sebebi bu kuşların yok edilmiş olmasıdır. Bu kuşlar bu böcekleri yemese demek ki hiçbir meyve sebze olamayacak.”

MAK: Nesli Tehlike Altındaki Kuşlar avlanabilir!

Doğa Derneği’yle birlikte 27 kurum ortak bir deklarasyon yayınlayarak nesli dünya ölçeğinde tehlike altında olan “elmabaş patka” ve “üveyik” kuşlarının avının tamamen yasaklanmasını talep etmişti. Ancak 23 Mayıs’ta toplanan Merkez Av Komisyonu (MAK) nesli tehlike altında olan bu türlerin avlanmasına izin verdi. Küresel ölçekte “Kırmızı Liste” türleri içerisinde bulunan üveyik ve elmabaş patkanın avlanmasına izin verilen toplantı kararları, doğa koruma kurumları, doğa severler ve hayvan hakları savunucuları tarafından tepkiyle karşılandı. Konferansta da sıklıkla dile getirilip konuyla ilgili çalışmalara destek çağrısında bulunuldu. 23 Mayıs’ta toplanan

Hala üreme döneminde olan annesi avlanmış bir üveyik vakası

Evcil ve doğadaki vahşi kuşların bakım, tedavi ve rehabilitasyonlarının yapıldığı Simurg Kuş Yuvası Derneği de nesli tehlike altında olan türler konusuna dikkat çekti, Simurg Kuş Yuvası Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Alaz Uslu Eylül 2016 tarihinde kendilerine ulaştırılan üveyik vakası üzerinden türün hala avlanıyor olmasını eleştirdi: “Bize ulaştırılan bir üveyik vardı, adı Pekmezdi. 2016 Eylül ayında öksüz kalıp soğuktan üşürken pekmez kazanının yanındaki ateşe sokulunca insanlar tarafından bulunmuş. Bulan kişiler ‘anasını vurdular bunun’ demişti. Avcılar tarafından vurulan yetişkinlerle birlikte yavrular da ölüyor. Pekmez bize ulaştırıldığında soğuğa ve açlığa karşı bakteri ve enfeksiyon kapmıştı. Tedavi süreci tamamlanırken kış ortasına girdiğimiz için göç dönemini kaçırdı. Mayıs 2017’de İz Tv’nin de katıldığı bir belgesel çekimiyle birlikte doğaya döndü.”

Çukurova Bölgesi 371 kuş türüne ev sahipliği yapıyor

Çukurova Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Lütfi Altınsu da Çukurova bölgesinin coğrafi yapısını ve kuş zenginliğini katılımcılarla paylaştı. 1982-98 yılları arasında e-Bird’ün verilerine göre Adana’da 342, Mersin’de 352, toplamda ise 371 kuş türü olduğunu dile getiren Altınsu bölgenin yüksekliklere göre kuş türlerinin değiştiğini belirterek şunları söyledi: “Kıyılar, lagünler, bataklıklar ve sazlıklarda yer alan kuşlarımız var; özellikle Yumurtalık, Akyatan ve Göksu lagünlerimiz Ramsar Sözleşmesi’yle(Özellikle su kuşları bakımından uluslararası öneme sahip sulak alanlar hakkında sözleşme) koruma altındadır. Buralar pek çok kuş türünün yanı sıra caretta caretta gibi pek çok hayvanın yaşam alanı ve kışlama alanıdır. Bölgeye özgü alaca yalıçapkını, en önemli yeri Yumurtalık olan telli turna, flamingo, Kıbrıs ötleğeni, saz horozu ve sumru türleri gibi pek çok türü gözlemleyebilirsiniz.”

“Bolkar Dağları Yörüklere Emanet”

Kızılkaya Yenidünya Derneği’nden Oktay Armutoğlu ise Doğa Derneği ile beraber yürüttükleri “Bolkar Dağları Yörüklere Emanet” projesini anlattı: “Yörükler burada ekosistemle bütünleşmiş ve harmanlanmış durumda. Bu insanlar yüzyıllardır ovaya inip yazın Bolkar Dağlarına çıkıyor ve birçok göçebe göç yolu olarak yaşadığımız Kızılkaya Köyü yolunu kullanıyorlar. Fakat hayvanlarla en iyi iletişim ve etkiyi sağlayan Yörükler olmasına rağmen; biz gördük ki kuşlar ve diğer hayvanlara en büyük zararı veren de yine Yörükler“

Gediz Deltası’nda yeni bir tür: Pufla

Doğa Derneği Gediz Deltası kampanyası sorumlusu Eyüp Fatih Şimşek, Deltanın 2 milyon yıl yaşında olduğunu belirterek Gediz Deltası ve İzmir bağının önemine vurgu yaptı. Kentin tarımında ve limanın oluşumunda deltanın etkili olduğunu ifade eden Şimşek, “Deltaya organize sanayi yapılmış, insanlara oranın kuş cenneti yerine bataklık olduğunu söylemişler. Yöneticiler İzmir’in algısıyla oynamış, İzmir’in belleğinde Gediz yok” dedi. Türkiye’de yer alan 486 kuş türünün 296’sının Gediz Deltası’nda gözlemlenebildiğinin altını çizen Şimşek en son buldukları yeni bir tür olan ve dünyada “Nesli tehlikeye düşebilir” kategorisinde yer alan pufla kuşu ile birlikte tür sayısının 297’ye ulaştığını açıkladı.

 

Dünya Çevre Günü’nde kaplumbağa yumurtaları üzerinde festival

Mersin’in 1. derece SİT alanı olan Davultepe Tabiat Parkı’nda, deniz kaplumbağalarının yumurtaları üzerinde üç gün sürecek bir müzik festivali yapılmak isteniyor. Başta belediye olmak üzere, uzmanlar, çevreciler, yöre halkı ayakta.

Mersin, Gümüşdere’de deniz kaplumbağalarının yumurta bırakma alanı olan Davultepe Tabiat Parkı’nda yapılmak istenen  üç günlük pop müzik festivaline tepkiler giderek büyüyor. Tabiat Parkı’nın sahili, Caretta Caretta ve yeşil deniz kaplumbağalarının yumurta bıraktıkları ender bölgelerden biri. Kumsal, ayrıca koruma altındaki kum zambaklarına da ev sahipliği yapıyor.  Koruma altındaki park 1. derece SİT alanı. Parka, geçtiğimiz günlerde de ‘temizlik’ adı altında bir çok iş makinası girmiş ve endemik bitkileri yok etmişti.

5 Mayıs Dünya Çevre Günü’ne denk gelen festivale, başta Mersin Belediyesi olmak üzere, uzmanlar, çevre aktivistleri ve bölge halkından büyük tepki var. Konserle ilgili görüşüne başvurduğumuz, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Deniz ve Yaban Hayatı Programları Müdürü Ayşe Oruç şunları söyledi: “Akdeniz’de IUCN Kırmızı Listesi’nde “Kritik tehdit altında” olan yeşil deniz kaplumbağasının yuvalama kumsallarından Mersin/Davultepe 100. Yıl Tabiat Parkı’nda 5-7 Haziran tarihlerinde düzenlenecek konser, son derece ciddi ve acil önlem alınması gereken bir konu. Bu konu yerel yönetimlerin olduğu kadar organizasyon şirketinin, konseri verecek sanatçıların ve konsere katılacak izleyicilerin de doğaya sorumlulukları kapsamında. Kumsaldan uzak yeni bir konser yeri belirlenerek konuya acil çözüm üretilmesi gerekiyor.”

Deniz kaplumbağalarının 110 milyon yıldan daha fazla bir süredir dünya üzerinde yaşadığına dikkat çeken Oruç, dünya okyanuslarında dolaşan 7 türün hepsinin de tehdit altında olduğuna dikkat çekti. Oruç, bugüne dek yapılan araştırmalar sonucunda, Akdeniz kıyılarında, iki tür deniz kaplumbağısının (Caretta caretta ve Chelonia mydas) düzenli olarak yuvaladığını belirlediklerini, Türkiye’nin, Kıbrıs ve Yunanistan ile birlikte, deniz kaplumbağlarının yuvaladığı başlıca alanlar olduğunu anlattı: “Yeşil deniz kaplumbağası (C.mydas) Akdeniz Havzası’nda kritik tehdit altında. Yuvalama alanları Mersin, Adana ve Hatay kıyılarımızda yer alıyor. Mayıs ayı ortasından itibaren deniz kaplumbağaları yuva yapıp yumurtalarını bırakmaya başladılar. Yumurta bırakırken kumsalların sakin olması lazım.”

Denizkaplumbağaları üzerine çalışan Prof. Dr. Serap Ergene de, “Böyle bir festivalle alana çıkacak anaç kaplumbağalar, yuvadan çıkacak yavru kaplumbağalar ve yuva içindeki yumurtalar tamamen zarar görecek. Tam üreme zamanına denk gelen bir program. O kadar kalabalık insan kitlesinin, ışığın ve gürültünün bu alanda vereceği zarar tartışılmaz” dedi.

Belediye: Başka yer gösterdik, kabul etmediler

Konuyla ilgili ulaştığımız Mersin Belediyesi’nden bir yetkili, Orman ve Suişleri Bakanlığı’na bağlı Orman Genel Müdürlüğü’nün araziyi geçtiğimiz yıl özel bir firmaya ihaleyle 39 yıllığına kiraladığını söyledi: “Burası, sadece sahilden ibaret değil, 50 dönümlük, binlerce ağaçlık bir orman. Genel Müdürlük, tüm alanı 38 bin tl’ye ihaleye açtığında biz de belediye olarak, koruma altına alabilme amacıyla girmiştik, ancak Hüseyin Çalışkan adlı bir turizmci, 780 bin TL. vererek ihaleyi aldı. Sonrasında da ormanın içine bir restoran açıldı; girişe, ziyaretçilerden ücret almak için  vezneler kondu. Şimdi de konser yapmak istiyorlar.”

Burada yapılacak bir konserin hem kaplumbağalar hem de zambaklar için bir felaket anlamına geleceğini kaydeden yetkili, “Belediye olarak onlara yer gösterdik, başka yerde yapın dedik, ama Valilikten aldıkları izne dayanarak ısrarcı oluyorlar. Bugün belediyemizle işletme arasında bir görüşme yapılacak. Beklentimiz yerin değiştirileceği yönünde.”

Belediye yetkilisi, firmanın ‘kıyı kenar çizgisi’nin kiralanamayacağı, vatandaşa kapatılamayacağı yönündeki yasayı da çiğneyerek, kıyıları mersin halkına kapattığına da  dikkati çekti. Firmanın bölgeye daha önce bir lunapark ve yeni bir içkili restoran yapmak istediğini anlatan yetkili, “Belediye olarak izin vermedik, bu şekilde parkın tahribatını önlemeye çalışıyoruz, ama bir yere kadar engelleyebiliyoruz” dedi.

 Change.org’tan kampanya

Kendilerini ‘Doğanın Çocukları diye adlandıran çevreci bir grup, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bir çağrı yaparak, change.org üzerinden bir kampanya başlattı. Kampanya metni şöyle:

“5-7 Haziran tarihleri arasında Mersin Davultepe 100.Yıl Tabiat Parkı’nda yapılması planlanan Mersin Popfest’in yeri değiştirilsin!

Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından 2018 yılında 39 yıllığına kiralanan Davultepe Tabiat Parkı bugünlerde bir doğa katliamı ile karşı karşıya. Birçok endemik bitkiyi içerisinde barındıran parka, geçtiğimiz günlerde de ‘temizlik’ adı altında birçok iş makinesi girmiş ve endemik bitkileri yok etmiştir. Park, aynı zamanda CarettaCaretta ve yeşil deniz kaplumbağalarının yumurta bıraktıkları ender yerlerden biri olmasıyla önem kazanıyor. Kaplumbağaların üreme dönemleri boyunca (Mayıs-Eylül) korunması gerekirken, yumurta bıraktıkları alanın festival alanı olarak kullanılmasını kabul etmiyoruz! 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nun 14/a,b ve c maddeleri uyarınca yapılan hukuksuzluğun bir an önce düzeltilmesi ve tabii dengenin korunmasını talep ediyoruz.

Doğanın çocukları.”

İmzalamak için tıklayın

Deniz, kumsal, kızılçam ve okaliptüs ağaçları, güneş…

Firmanın 5-7 Haziran tarihlerinde Tabiat Parkı’nın içinde ve sahilinde düzenlemek istediği PopFest için biletler de satışa çıktı. Biletix’deki satış metninde şu ifadeler yer alıyor:

“Denize, dalgalara, serinliğe sıfır mesafe… 
Deniz, kumsal, kızılçam ve okaliptüs ağaçları, güneş…
3 gün, 3 gece sınırsız eğlence…
Gün Boyu canlı Number One DJ performansları…
Lezzetli yeme içme alternatifleri…

Konser vermeyi kabul eden sanatçılar ise şöyle: Murat Boz, Aleyna Tilki, Fatma Turgut, Hande Yener, Edis, Simge, Demet Akalın, Murat Dalkılıç ve Fettah Can.

Meclis’e taşındı

Festivale tepki gösteren CHP, konuyu Meclis gündemine taşıdı. Mersin Milletvekili Alpay Antmen, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından yazılı olarak yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde, özel işletme kullanımına geçen bölgenin dünyada nesli tükenmekte olan Caretta Caretta kaplumbağalarının Mersin’de ürediği 5 yerden biri olduğuna dikkat çekildi. Konser alanında işletmenin kepçelerle bölgeye özgü endemik bitkileri yok ettiği ve kaplumbağaların yumurtlama alanını tahrip ettiği kaydedilen önergede, işletmecinin Kıyı Kanunu ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na uymak zorunda olduğuna dikkat çekildi. Antmen, Mezitli Belediye Başkanı Neşet Tarhan, doğaseverler ve kamuoyunun yaşanacak doğa katliamına tepki gösterdiğini belirttiği konser girişimi için Bakan Kurum’a şu soruları yöneltti:

1 – Caretta Carettalar için büyük bir tehdit olan bu etkinliği iptal edecek misiniz? Konuyla ilgili ne zaman harekete geçilecektir? Bu doğa katliamına dur diyecek misiniz?

2 – Bölgede faaliyet yürüten işletme sözleşmede belirtilmesine rağmen bölgeye özgü bitkileri nasıl yok etmekte, tam da Caretta Ceratta’ların üreme döneminde zararlı olduğu bilinmesine rağmen nasıl festival yapabilmektedir? Konuyla ilgili idari süreç başlatılmış mıdır?

3 – Nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Caretta Caretta’ların soylarının devamı, güvenli üreme ve doğal koşullarda yaşamaları için hangi çalışmalar yürütülmektedir?

4 – Mersin’de özel işletmeye devredilen kaç sahil, ormanlık ve benzeri alan bulunmaktadır? Buralar ne şekillerde kimlere ihale edilmiştir? Bahsi geçen bu işletme bölgelerinde doğal ortamın korunması konusunda ne tür önlemler alınmakta ve denetimler yapılmaktadır? Konuyla ilgili çevrenin ve hayvanların korunmasına ilişkin sözleşme maddelerine uymayan kaç işletme tespit edilmiştir? Bu işletmelere ne tür yaptırımlar uygulanmıştır?”

Biz yokken onlar vardı

110 milyon yıldan fazla bir süredir dünyanın okyanuslarında kilometreler kat eden deniz kaplumbağaları, deniz ve kıyı ekosistemlerinin sağlığı açısından vazgeçilmez ve tamamlayıcı bir role sahip. Ancak son 200 yıl içinde artarak devam eden insan faaliyetleri bu eski denizcilerin yaşama şansını azaltıyor. Uluslararası anlaşmalar ve ulusal mevzuatlarımız kapsamında koruma altına alınan deniz kaplumbağalarının Akdeniz kıyılarında yer alan 21 yuvalama kumsalı şöyle: Ekincik, Dalyan, Dalaman, Fethiye, Patara, Kale, Kumluca, Olimpos-Çıralı, Tekirova, Belek, Kızılot, Demirtaş, Gazipaşa, Anamur, Göksu Deltası, Alata, Davultepe, Kazanlı, Akyatan, Yumurtalık, Samandağ.

 

Hava kirliliği Asya Musonu’nu da vuruyor

Uluslararası bir ekibin  Çin, Pakistan, Tayland ve çevre ülkelerde yaptığı bir araştırmaya göre, kömürle çalışan termik santraller, endüstriyel tesisler ve diğer kaynaklardan çıkan aerollerin yarattığı hava kirliliği, muson yağmurlarını azaltıyor ve etkisini düşürüyor.

Hindistan, Çin, Pakistan, Tayland ve Hint Okyanusu’na kıyısı bulunan diğer ülkelerde milyarlarca insanın yaşamının bağlı olduğu yağmuru getiren Asya Musonu’nda son 448 yıldır görülmemişbir zayıflama trendi gözlemlendi. Yapılan yeni bir araştırmaya göre bunun faili kömürle çalışan termik santraller ve diğer kaynaklardan havaya yayılan aeresol kirliliği.

Birçok bölgesel iklim döngüsünden oluşan Asya Musonu, Güney Hindistan’dan Kuzey Çin’e kadar Asya’nın büyük kısmı için doğal bir sulama sistemi. Kara ve denizlerin yıl içindeki sıcaklık farkına bağlı olarak işleyen dünyadaki en önemli iklim döngülerinden biri. Araştırma, kömürle çalışan termik santrallerin ve diğer kaynakların yarattığı hava kirliliğinin nüfusu hızla artan bu bölgede gıda güvenliğini tehlikeye atabileceğini gösteriyor.

Geophysical Research Letters’da yayınlanan araştırma için uluslararası bir ekip Kuzeybatı Çin’de, musonların sınır bölgesindeki 310 ağaçtan alınan 584 ağaç halkası kesitini (artım burgusu ile) inceledi. Örneklerin bir kısmının ise önceki araştırmalardan edinildiği belirtildi.

Sözkonusu bölge, musonun sınırını yansıtması nedeniyle değişkenliği daha iyi gösterdiği için seçilirken, bölgedeki ağaç halkası kayıtlarını kronolojik sırayla derleyen araştırmacılar, elde ettikleri verileri yağışın zaman içindeki değişimini izlemek için kullandı.
Ağaç halkaları, büyüme hızları yağmura bağlı olduğu için (geniş halkalar sulak yıllarda, dar olanlar ise kurak yıllarda oluşuyor) iklim geçmişinin fiziksel karakteristiklerinin yani meteorolojik geçmişin (bkz.proxy) bir kaydını tutuyor.

70 yıllık yağış verisi

Bilim insanları elde ettikleri verilere ait bir ölçümlendirme dizisi oluşturmak için aynı bölgedeki meteoroloji istasyonlarından 1951-2013 yıllarında tutulan modern yağış verilerini de araştırmaya dahil etti. Kendi kayıtlarını bu bölgedeki şiddetli kuraklık ve çekirge istilası hakkındaki tarihi dokümanlarla karşılaştırarak test eden araştırmacılar, ayrıca son 80 yılda yağışlardaki keskin düşüşün sebebini bulmak üzere, muson’un sera gazları, sülfat aerosolleri ve güneş ışınlarının değişkenliği gibi farklı faktörlere tepkisini simüle eden bilgisayar modelleri oluşturdu. Tüm bu çalışmaların sonucunda, muson yağmurlarındaki azalmanın en rasyonel açıklamasının aerosol kirliliğinin artışı olduğu bildirildi.

Kömür kullanan elektrik santrallerinden, endüstriyel tesislerden ve diğer kaynaklardan çıkan sülfat aerosollerinin güneş ışınlarını geri yansıtarak atmosferin bazı bölgelerini soğutup küresel ısınmanın etkilerini önleyen küçük parçacıklar olduğu biliniyor. Musonun işleyişi hakkındaki verilere ve bilgilere dayanarak yapılan araştırmaya göre de havadaki artan sera gazının musonu zayıflatması değil, güçlendirmesi gerekirdi. Ancak Asya’da artan kömür kullanımının artırdığı aerosol kirliliğinin etkisinin, karbondioksit gibi sera gazlarının etkisini de aştığı belirlendi.

Araştırma sonuçlarının ortak yazarı Arizona Üniversitesi’nde Steven W. Laeavit, “Aerosoller yağış trendlerini etkiliyorsa, önümüzdeki on yılda Çin’de kömürden üretilen elektriğin azaltılması, azalan yağış paternini geriye çevirebilir veya azaltabilir” dedi. Georgia Teknoloji Enstitüsü’nden Kim Cobb da bu çalışmanın diğer uzmanları bölgesel yağış trendlerini incelemeye ve araştırmaya teşvik etmesini umduğunu söyledi: “Bu çalışma, benzerlerini desteklemeli ve dikkatimizi, kömür ile çalışan elektrik santralleri gibi, nispeten gözden kaçmış olan insan kaynaklı iklim değişikliğine yöneltmeliyiz.”

Haberin orijinali

Yeşil Gazete için gönüllü çeviren: Verda Zincirkıran

 

 

İlk kez bir albino panda görüntülendi

‘Dev’ pandalardan doğada 2 binden az bulunurken, albinoluk çok nadir görülüyor.

Çin’de Wolong Doğa Koruma Alanı görevlileri dünyada ilk kez albino bir pandayı görüntülemeyi başardı. Çin’in Şiçuan bölgesinin güneyinde çekilen görüntüde ormanda yürüyen büyük bir beyaz panda görülüyor. Bilim insanları görüntülenen pandanın albino olduğunu, bu yüzden beyaz tüylere ve kırmızı gözlere sahip olduğunu bildirdi.Wolong Doğa Koruma Alanı yetkilileri de  hayvanın “güçlü olduğunu” ve albino olmasının normal fonksiyonlarını etkilemediğini açıkladı.

Araştırmacılar fotoğrafa göre pandanın bir veya iki yaşında olduğunu belirledi. Vahşi yaşamı gözlemek için yerleştirilen kamera tarafından çekilen görüntüden hayvanın cinsiyeti belirlenemedi.

The Guardian’ın aktardığına göre ‘dev’ pandalardan doğada 2 binden az bulunuyor, ayrıca pandalarda albinoluk çok nadir görülüyor. Bu yüzden çekilen görüntüler bilim insanları için büyük önem taşıyor.

MSB: Kuzey Irak’a karadan ve havadan harekat başlatıldı

Milli Savunma Bakanı Akar ve Genelkurmay Başkanı Güler’in harekatı sevk ve idare ettiği duyuruldu.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Irak’ın kuzeyindeki Hakurk bölgesinde PKK’lılara yönelik harekât başlattığını duyurdu. Gün içerisinde topçu bataryalarından yapılan atışlar ve düzenlenen hava harekatının ardından akşam da bölgeye özel eğitimli komandolar sevk edildi. Harekâtta ATAK helikopterlerinin de görev aldığı bildirildi.

TSK, kara harekâtına dün saat 20.00’de başladı. Özel eğitimli komandolar, helikopterle belirlenen güvenli alanlara indirildi.Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın gece Silahlı Kuvvetler Komuta ve Harekat Merkezi’nden, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ve kuvvet komutanlarıyla birlikte harekâtı sevk ve idare ettiği duyuruldu. Hava harekâtında ondan fazla savaş uçağının hedefleri vurduğu belirtilirken bölgedeki mühimmat depolarında büyük patlama yaşandığı ifade edildi.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan konuya ilişkin yapılan açıklama şöyle:

“Pençe Operasyon Planı çerçevesinde, 27 Mayıs 2019 öğleden sonra Kara Kuvvetleri topçu bataryaları ve Hava Kuvvetlerimizin atışlarını müteakip saat 20.00’de Irak kuzeyinde teröristlerin yuvalandığı bölgelere karşı komando tugaylarımızla bir harekât başlatılmıştır. Operasyon, ATAK helikopterlerimizin de desteğinde planlandığı şekilde devam etmektedir. Bu harekât ile Hakurk bölgesindeki terör örgütünce kullanılan mağara ve sığınakların imha edilmesi ve teröristlerin etkisiz hale getirilmesi amaçlanmaktadır.”