Ana Sayfa Blog Sayfa 2454

‘İklim acil durumu ilanına iklim planı eşlik etmeli’

Dünya genelinde iklim acil durumu ilan eden ulusal hükümet ve yerel yönetimlerin toplam sayısı 792’yi buldu. Bu kararlar toplamda yaklaşık 141 milyon insanı kapsıyor.

Dünyanın iklim krizi karşısında alarma geçtiğini belirten sosyolog Dr. Baran Alp Uncu, 350.org Türkiye’ye ülkelerde ve kentlerde art arda ilan edilen ‘iklim acil durumu’nun anlamı ve önemi hakkında yazdı. Uncu’nun yazısı şöyle:

“İklim acil durumunun ilanı, yaşanan iklim krizinin ciddiyetinin ve aciliyetinin siyasi alandaki karar alıcılara resmi olarak kabul ettirilmesi ve yerel/ulusal hükümetlerin ve meclislerin iklim krizine karşı önlemleri bir an önce alması için taahhüt vermeleri anlamına geliyor.  Bunun yanı sıra, iklim değişikliği siyasi alanda öncelik verilmesi gereken gezegenin karşı karşıya olduğu en büyük kriz olarak da tarif edilmiş oluyor.

Bugüne kadar ulusal düzeyde parlamentolarında iklim acil durumu ilan eden ülkeler İrlanda, İskoçya, İngiltere ve Kanada’dan oluşuyor. Bunlara ek olarak, ABD’de Bernie Sanders ve Alexandria Octasio-Cortez’in başını çektiği Demokrat Parti senatörlerinin konuyu Senato’nun gündemine taşımaya hazırlandığı haberleri geçtiğimiz günlerde çıktı.

Diğer yandan, dünya genelinde birçok irili ufaklı kent ve bölge meclisinde de yerel düzeyde iklim acil durumu ilan edilmekte. Bugün yerel düzeyde iklim acil durumu ilan eden kent ve bölgelerin ülkelere göre dağılımı şöyle: ABD 19, Almanya 34, Avusturalya 27, Avusturya 5, Belçika 1, Birleşik Krallık 200, Çekya 1, Fransa’da 8, Hollanda 1, İrlanda 11, İspanya 1, İsviçre 13, İtalya’da 15, Kanada’da 438, Polonya 3, Portekiz 1, Yeni Zelanda 12.

Bu durum ile ilgili üç durumun altı çizilmeli:

İklim acil durumu şu ana kadar küresel kuzey’le sınırlı 

Birincisi, iklim acil durumu şu an için sadece Küresel Kuzey’deki ülke ve kentlerde ilan edilmiş durumda. Bunun küresel bir harekete dönüştürülerek, dünya geneline yayılması için girişimler bulunmakta. Ancak, Güney’deki ülkeler ve kentlerde, bu yönde çağrı yapan ve baskı kuran sivil girişimler bulunsa da, henüz bu kararı almış ulusal veya yerel bir hükümet bulunmuyor.

İklim eylem planlarının önemi 

İkinci olarak, iklim acil durumu ilan edilen yerlerde halihazırda iklim eylem planları oluşturulmuş ve uygulamaya konulmuş halde. İklim acil durumu ilan etmek, iklim krizine dikkat çekmek ve iklim krizine karşı mücadeleye kararlı ve iddialı bir şekilde devam edildiğine dair sembolik bir önem taşımakta. Ancak, bunun kapsamlı ve bütünleşik bir plan çerçevesinde uygulamaya konulan somut, hedefleri net olan ve uygulanabilir azaltım ve uyum eylemleri ile pratiğe dökülmesi gerekiyor. Mesela, iklim acil durumu ilan eden Paris, Londra ve New York kentleri oldukça iddialı iklim eylem planlarını bir süredir uygulamaya koymuş durumda. Kısacası, yerel ve ulusal hükümetlere iklim acil durumu ilan etmeleri için çağrıda bulunurken, iklim eylem planlarını oluşturmaları yönünde girişimde bulunmalarını talep etmeyi unutmamak gerekiyor.

Kentler..

8 Eylül 2018 – Kadıköy İklim Elçileri’nin öncülük ettiği İklim İçin Ses Ver etkinliğinden.

Son olarak, merkezinde iklim acil durumu ilanı olan hareketlenme, kentlerin iklim mücadelesi içerisindeki yadsınamaz önemine işaret ediyor. Zira ilk iklim acil durumu yerel düzeyde İngiltere’nin Bristol kentinde ilan edildi. Kent Konseyi üyesi Carla Denyer hem yerel düzeyde karbon salımlarının düşürülmesi hem de ulusal düzeyde hükümetin ve parlamento üyelerinin dikkatini çekmek amacıyla iklim acil durumu ilan edilmesi önerisi sundu ve Bristol Kent Meclisi öneriyi 2018 yılının Kasım ayında kabul etti. Daha sonra benzer kararlar aralarında Edinburgh, Londra, Manchester ve Bath’ın da bulunduğu birçok kentte de alındı. Extinction Rebellion / Yokoluş İsyanı’nın da protesto ve çağrılarıyla kentlerin başlattığı “iklim acil durumu” ilanı pratiği Birleşik Krallık Parlamentosu’na kadar ulaştı.  Avam Kamarası’nda alınan karar ile hükümetin mevcut karbon salımlarının 2050 yılında (1990 yılı seviyesine göre) %80 aşağı çekilmesinin ötesine geçilmesi hedefleniyor. Yeni hedef 2050 yılında karbon salımlarının sıfıra indirilmesi olarak belirlenmiş durumda. Benzer şekilde, İskoçya Parlamentosu’nda alınan karara göre karbon salımlarının 2045 yılında sıfırlanması hedefleniyor.

Özetle, 

İklim acil durumu ilanına giden yolda yerellerden başlayan hareketlerin yadsınamaz bir önemi bulunuyor. Özellikle iklim krizinin hem faili hem de mağduru olan kentler; iklim mücadelesinde yerel, ulusal ve küresel boyutta etkili birer aktör olarak gün geçtikçe daha fazla önem kazanıyor. Paris örneğinde de görülebileceği gibi kentlerin katılımcı şekilde hazırladıkları iddialı iklim eylem planları, iklim acil durumunun da önünü açmak için önemli bir katalizör işlevi görüyor. Halihazırda içinden geçmekte olduğumuz iklim krizi daha fazla derinleşmesini engellemek istiyorsak, somut kararların alınması için yerellerimizden başlayarak bir an önce harekete geçmeliyiz.”

 

Bezos: Uzaya gitmek zorundayız, çünkü gezegeni mahvettik

‘Dünyanın en zengin kişisi’ Jeff Bezos, uzay çalışmalarına büyük miktarlarda yatırım yapmasını “İklim değişikliği, kirlilik, ağır sanayii ve artan nüfus gezegeni mahvetti.  Uzay gitmek zorundayız” sözleriyle açıkladı.

Jeff Bezos, kurucusu ve CEO’su olduğu Amazon’dan elde ettiği gelirin önemli bir kısmını uzay teknolojileri üzerinde çalıştığı Blue Origin adlı şirketine aktarması hakkında çarpıcı yorumlarda bulundu. CBS televizyonuna konuşan Bezos, bu yatırımı önemli bulduğunu söyledi: “Bu gezegen için, gelecek nesillerin dinamizmi için önemli olduğunu düşünüyorum. Bu benim son derece önemsediğim ve bütün hayatım boyunca düşündüğüm bir şey.”

İnsanlığın uzun bir geleceği olması açısından uzay teknolojilerini geliştirmenin kritik bir önemde olduğunu vurgulayan milyarder iş adamı, şu ifadeleri kullandı: “Sağlam bir uygarlığa sahip olmaya devam etmek istiyorsak biz insanlar uzaya gitmek zorundayız. Popülasyon olarak genişledik ve dünya göreceli olarak küçük kalıyor. Etkilerini iklim değişikliği, kirlilik ve ağır sanayide görüyoruz. Bu gezegeni mahvetme sürecindeyiz. Bu gezegeni korumak zorundayız.”

Fabrikaların uzaya taşınması teklifi

Gelecekte mikroişlemci gibi üretimi hayli zor olan komplike cihazların düşük maliyetlerle üretilebileceğini belirten Jeff Bezos, böylece dünya üzerinde kirliliğe yol açan fabrikaların uzaya taşınabileceğini ve gezegenin kirlilikten kurtulabileceğini söyledi. Bezos, bununla birlikte bu hayale pek çok nesil ve yüzlerce yıl sonra ulaşılabileceğini belirtti.

Bu seyahatleri olanaklı kılmak amacıyla Blue Origin’in ilk aracı New Shepherd’ın test edilmeye başladığını da açıklayan Bezos, yakın zamanda insanları kısa süreli uzay seyahatlerine çıkarmayı umduklarını belirtti.

Türkiye F-35 programından çıkarıldı

ABD Savunma Bakanlığı müsteşar yardımcısı Lord, ”Türkler bir seçim yaptı. Bu noktada ilişkilerdeki gerilimi gevşetmeye çalışacağız” dedi. Pentagon’dan hemen önce Beyaz Saray’dan da açıklama yapıldı

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri alma kararı nedeniyle F-35 savaş uçakları programından çıkarıldığını açıkladı. Kararı, Pentagon Satın Alma ve İdame İşlerinden sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ellen Lord ile Savunma Bakanı yardımcılarından David J. Trachtenberg açıkladı.

Açıklamada “Türkiye S-400 kararından dolayı iş imkanlarını ve ekonomik fırsatları kaybedecek. F-35 programıyla bağlantılı 9 milyar dolarlık bir kayıp olacak” denildi. Açıklamada Türk pilotlara ABD’yi terk etmeleri için 31 Temmuz’a kadar süre tanınacağı belirtilirken, programdaki bütün pilotların tanınan bu süreyi önceden bildiğini belirtildi. Lord, açıklamasında Türkiye ile ABD’nin ilişkisinin çok katmanlı olduğunu vurguladı ve ortaklığın F-35 savaş uçaklarından daha öteye dayandığını söyledi. Açıklamada iki tarafın stratejik müttefikliğinin devam ettiği de ifade edildi.

‘F-35’lerin gücü gizliliğinde’

Lord, ABD’nin Türkiye’yi F-35 programında tutmak için geçmişte ”alternatif yollar” aradığını ve devletin her kademesinden isimlerin Türkiye’ye F-35 ile S-400’lerin uyumsuz olduğunu söylediğini aktardı. ”F-35’lerin gücünün gizliliğinde yattığını” söyleyen Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, ”Türkler bir seçim yaptı. Bu noktada ilişkilerdeki gerilimi gevşetmeye çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Trachtenburg ve Lord, programda yer almış pilotların Rusya’ya bilgi sızdırma ihtimali olup olmadığı ile ilgili soruya ”Spekülasyon yapmak istemiyoruz” diyerek yanıt vermekten kaçındı. İkili, bir gazetecinin ABD Başkanı Donald Trump ile Savunma Bakanlığı’nın yaptığı açıklamalar arasındaki ”uyumsuzluk” hakkındaki sorusuna da yanıt vermedi.

Türkiye 9 milyar dolarlık maddi kayba uğrayacak

Açıklamada, Türkiye’nin bu programdan çıkarılmasından dolayı 9 milyar dolarlık bir maddi kayba uğramasının beklendiği kaydedilirken,  F-35 programında bir aksama yaşanmasının öngörülmediği vurgulandı. Savunma Bakanlığı yetkilileri, Türkiye’nin sipariş ettiği ve ödemesini yaptığı uçaklarının durumunun ne olacağı ile ilgili soruya da ”üzerinde çalışıyoruz” yanıtını verdi.

“Karar ‘geri döndürülemez’ değil”

Trachtenberg, ”Türkiye NATO’da kalmalı mı?” sorusuna da ”Bu NATO birliğinin vereceği bir karar” yanıtını verdi. Ayrıca Lord, alınan bu kararın ‘geri döndürülemez’ olmadığını söyleyerek Ankara’nın S-400 konusundaki pozisyonunu değiştirmesi takdirinde programa katılımının tekrar değerlendirilebileceği işaretini verdi.

Rus yapımı S-400 savunma sistemlerinin teslimatına geçen hafta başlanmıştı.

Beyaz Saray: Türkiye ile kapsamlı işbirliği devam edecek

Pentagon’da düzenlenen basın toplantısından dakikalar önce  Beyaz Saray‘dan yapılan açıklamada ise Türkiye’nin F-35 programına katılımının ‘imkansız’ olduğu belirtildi ve “Türkiye’de S-400 sisteminin varlığından kaynaklanan kısıtlamaları gözeterek Türkiye ile kapsamlı şekilde işbirliği yapmaya devam edeceğiz” ifadesi kullanıldı. “Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alma kararı Türkiye’nin F-35 programına katılımını imkansız kılmaktadır” denilen açıklamada, Rus istihbaratının F-35’in gelişmiş kapasitesini öğrenmek için kullanacağı bir platformun Türkiye’de olduğu ve bu durumun kabul edilemeyeceği belirtildi.

‘İlişkimiz F-35’e odaklı değil’

Beyaz Saray açıklamasında S-400 almasının Türkiye’nin NATO içinde birlikte çalışılabilirliği üzerinde olumsuz etkileri olacağı vurgulanırken, ABD’nin hâlâ Türkiye ile stratejik ilişkisine değer verdiği belirtildi.Açıklamada “NATO müttefikleri olarak ilişkimiz çok katmanlıdır ve sadece F-35’e odaklı değildir. Askeri ilişkilerimiz güçlüdür” denildi.

Dışişleri’nden tepki: Onarılmaz yaralar açacak

Dışişleri Bakanlığı’ndan, ABD’nin F-35 kararına ilişkin yapılan açıklamada ise şöyle denildi: “ABD’yi, ilişkilerimizde onarılmaz yaralar açacak bu hatadan geri dönmeye davet ediyoruz. Bu tek taraflı adım müttefiklik ruhuyla bağdaşmadığı gibi hiçbir meşru gerekçeye de dayanmamaktadır.”

 

Marmara depremi için son araştırma neyi gösteriyor? – Savaş Karabulut (*)

Lange ve arkadaşlarının ilk kez doğrudan Marmara Denizi içindeki fayın üzerine ve deniz içine yerleştirdikleri GPS sayesinde ulaştıkları yeni ve ilginç veri seti, bölge için bir ilki temsil ediyor. 

Temmuz ayının ilk haftasında Nature Communications adlı dergide Lange ve arkadaşları tarafından yayınlanan Interseismic strain build-up on the submarine North Anatolian Fault offshore Istanbul başlıklı makale, ülkemizde birçok gazete ve sosyal medyada büyük gündem oldu. Bu makaleyi önemli yapan nedenlerin başında, Marmara Denizi çevresinde yaşayan kent sakinlerinin -özellikle İstanbul’da- beklenen büyük Marmara depremin tekrar gündeme getirmesi oldu. İstanbul depremini her an olacakmış gibi “diken üstünde” oturup beklemek, ister istemez toplumda bu tür endişelere neden oluyor. Bir jeofizik mühendisi ve sismoloji konusunda uzman bir araştırmacı olarak ilgili makaleyi “bilimsel olarak yorumlamak, amacını ve elde edilen bilimsel sonuçlarının” ne ifade ettiğini açıklamakta, birilerinin yanlış yorumlamalara gitmesini engellemek açısından önemli olduğunu düşünüyorum. İlgili makalenin genel itibariyle; “Marmara bölgesinden geçen “Kuzey Anadolu fayının davranış özelliklerini” ve oluşacak “depremin boyutlarını” anlamak”, niteliğinde olduğu söylenebilir.

Kuzey Anadolu fayının Marmara Denizi içinden geçen uzantısının davranışlarını anlamak açısından bu çalışma literatüre kattığı “yeni ve ilginç bir veri setiyle” bölge için bir ilki temsil ediyor. Günümüze kadar Marmara Denizi içinde levhaların hareket hızlarını belirlemek için karada yapılan GPS (Global Positioning System: Küresel Konum Belirleme Sistemi) ölçümleri dışında, doğrudan fayın üzerine ve deniz içine yerleştirilen GPS’lerle eş zamanlı ölçümler alınmadı. Bu bilgi, “Marmara Denizi içinden geçen Kuzey Anadolu Fayının davranış özelliklerinin doğrudan fayın üstünde yapılan ölçümlerle” belirlemiş olması açısından çok önemli. GPS’ler görece olarak levhaların hareket hızlarını ve büyüklüklerini anlamamıza yarayan ekipmanlardır. Bulunduğumuz noktanın koordinat ve yükseklik bilgilerini vermek yanında, uzun süreli gözlemlerle gelecekte olması muhtemel depremlere neden olacak levha hareketlerini/hareketsizliklerini ölçmemize yarar.

Uzunca bir süredir beklediğimiz Marmara Depremi, istatistik analizlerle yapılan değerlendirmelerle yorumlanırken, belli büyüklüğe sahip depremlerin belirli bir yıl içinde oluşma yüzdeleri veriliyordu: 7.0 büyüklüğünde bir depremin 30 yıl içinde olma ihtimalinin  % 57 olması gibi. Ancak yayımlanan bu makale depremin olmamasının nedenini de anlatıyor.   Genel olarak “Marmara Denizi’nde neden deprem olmuyor?” sorusuna iki farklı cevap verilebilir. Birincisi, “yeriçinde kabuğu kıracak yeterli enerjinin birikmemesi ya da ikinci olarak, kırılacak alanın enerji biriktirmeye devam edip, fayın kilitlenmiş” olmasıyla izah edilebilir.

Lange ve arkadaşlarının yapmış olduğu çalışma, tam da bu noktada fayın kilitli olup olmadığını, karada kurulan GPS istasyonlarıyla yeterince net bilgiler elde edilememesi nedeniyle, deniz içinde kurulan GPS ağı ile asismik (deprem üretmeyen) creep/deformasyonların varlığını tespit etmeye odaklanmış. “Kuzey Anadolu Fayının Marmara Denizi içindeki uzantılarının geçtiği “Orta Marmara Çukurluğu’nda “creep:akma” (faydaki yerdeğiştirmenin devam edip, deprem olacak enerjinin birikmemesi) olayının saptanması, Kumburgaz baseni ve Çınarcık Çukurluğu’ndan da “locking fault” olarak adlandırdığımız “kilitlenmiş fay” durumunda olduğu, belirlenmiştir”. Ayrıca, “Kumburgaz baseninde fayın 3 km derinliğe kadar (hatta Kristalin temel kaya olarak belirtilen ve yaklaşık 5.5 km derinliğe kadar devam eden alan dahil) kilitlenmiş” olduğunu ilgili çalışma da belirlemiştir.

Makale yayınlanmadan önce bu fayın “akma” nedeniyle yeterince enerji birikiminin olmaması konuşulurken, yapılan bu çalışmayla “ilgili fayın enerji biriktirmeye devam ettiği” sonucuna varılmıştır. Böylece karada yapılan GPS ölçümleri ve sismisite (depremsellik) haritalarının bu noktada tek başına yetersiz kaldığı ve hatalı yorumlara neden olduğu da belirlenmiş oldu. Ayrıca “Kumburgaz basenin altından geçen Kuzey Anadolu fayının 34 km uzunluğuna sahip olması ve kırılması durumunda 7.1 büyüklüğünde bir deprem yaratacağı (Kırılacak fay uzunluğu ile deprem büyüklüğü arasında amprik ilişkiler bulunmaktadır) ve bunun da yeryüzünde 4 metrelik deplasmanlara neden olacağı” sonucu da elde edildi.

Sonuç olarak “Marmara Denizin’in doğusunda bulunan Çınarcık Çukuru ve Kumburgaz Baseni altından geçen fayların tamamı kırılırsa 7.4 büyüklüğünde bir deprem olacağı da” yayında en kötü senaryo olarak verilmiştir. Bu çalışma kapsamına girmeyen fakat yine bu yıl Tectonophysics adlı dergide yayınlan Bulut ve arkadaşlarının yaptığı başka bir çalışmada, da Marmara Denizi’nin üç farklı parçaya bölünerek, olası bir deprem de kırılacak fayların üreteceği depremler verilmiştir.  Bulut ve arkadaşları “son 1500 yıl içinde meydana gelen tarihsel depremleri incelemiş ve Marmara Denizi içinden geçen 160 km uzunluğunda KAF zonunda 7 büyük deprem  meydana geldiğini” belirtmişlerdi. Çalışmada, Marmara Denizi içindeki üç çukurlukta “meydana gelecek yerdeğiştirme ve büyüklükleri; batı (Tekirdağ 1.7 m, Mw: 7.5, orta (Kumburgaz Basini 4.0 m) ve doğu (Çınarcık baseni 5.4m ve Mw: 7.6) olarak” hesaplanmıştı. Araştırmacılar “tek bir parçada kırılması durumunda Mw: 7.7 büyüklüğünde deprem üreteceğini” belirtmişti.

1766 depremlerinin istatistiksel olarak 250 yılda bir tekrar ettiği, o gün ki koşullarda birkaç ay arayla iki büyük depremin meydana geldiği düşünüldüğünde; Marmara Denizi’nde oluşacak depremlerin kırılmasında etkin rol oynayacak kırılma şeklinin “asperity mi?” yoksa “barrier mi?” olacağı sorusu cevaplanmayı beklenen en temel soru olarak hala karşımızda bekliyor. Zaman içinde tekrar edecek depremlerde yerdeğiştirme miktarının genel olarak aynı olacağı ve benzer bir kırılma meydana geleceğini savunan asperity ile aynı fay üzerinde daha farklı bir yerdeğiştirme olacağını savunan ve bunu da aynı fay düzlemi üzerinde daha zayıf engellerin de olabileceği savıyla ortaya koyan model mi gerçek olacak, bunu bize zaman gösterecek!

Kaynakça:

Leng ve arkadaşları, “Interseismic strain build-up on the submarine North Anatolian Fault offshore Istanbul” Nature Communications, 10, Article Number: 3006.

Bulut ve arkadaşları, 2019. Magnitudes of future large earthquakes near Istanbul quantified from 1500 years of historical earthquakes, present-day microseismicity and GPS slip rates, Tectonophysics, 764- p. 77-87.

*Jeofizik Mühendisi-Sismolog

Susma Platformu ve Altyazı Sinema Derneği’nden Bakur’a destek çağrısı

Çözüm süreci devam ederken çekilen ve Türkiye sınırları içindeki PKK kamplarının ülke dışına çekilmesini konu alan Bakur belgeseline açılan ‘terör propangandası’ davasının duruşması bugün. Sinemacılar ve belgeselciler sosyal medyadan destek bekliyor.

2013 yılında barış ve çözüm süreci devam ederken çekilen Bakur belgeseli, aynı yıl Nisan ayında düzenlenen İstanbul Film Festivali programından kayıt tescil belgesi olmadığı için çıkarılmıştı. Ardından Mayıs 2015’te Batman’da Yılmaz Güney Sineması’nda ilk defa gösterilen belgeselin yönetmenleri Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu’na, bu gösterimden iki yıl sonra ‘terör propagandası yapmak’ suçlamasıyla dava açıldı.

2017 yılında açılan Bakur davasının, bugün saat 14:00’da gerçekleşecek olan yedinci duruşması Batman’da görülecek. Yargılamaya karşı Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu’nun yanında olan Susma Platformu ve Altyazı Sinema Derneği, Bakur belgeseli davasına destek amaçlı bir sosyal medya kampanyası yapma kararı aldı. Dün akşam saat 21.00’de başlayan sosyal medya kampanyası halen sürüyor. Kampanya boyunca #BelgeselSinemaYargılanamaz ve #SinemayaÖzgürlük etiketleri kullanılacak.

Çözüm sürecinin devam ettiği 2013 yılında Türkiye sınırları içindeki PKK kamplarını görüntüleyerek örgütün Türkiye dışına çekilme sürecine tanıklık etmek üzere yola çıkan Bakur, gerek Türkiye’de gerekse DOK Leipzig, Visions du Réel, Stockholm Film Festivali ve Akdeniz Film Festivali gibi uluslararası önemli belgesel festivallerinde bugüne kadar on binlerce izleyiciyle buluştu.

Dink davası: Tuncel’e 99 yıl

99 yıl altı aya mahkum edilen Erhan Tuncel yeniden tutuklanarak cezaevine konuldu.

Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin davada Erhan Tuncel’e 99 yıl altı ay, Ogün Samast’a iki yıl altı, Yasin Hayal’e ise yedi yıl altı ay hapis cezası verildi. 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Tuncel, Samast ve Hayal dahil dokuz sanık hakkındaki suçlamaların zaman aşımı kapsamına girmesi ihtimaline karşı, 13 Haziran’da görülen duruşmada dosyanın, kamu görevlilerinin de aralarında bulunduğu ana dava dosyasından ayrılmasına karar vermişti.

Tutuksuz yargılanan Tuncel bugünkü karar duruşmasında hazır bulunurken, Hayal ve Samast cezaevinden SEGBİS’le katıldı.Kararın ardından Tuncel’in yeniden tutuklanmasına karar verildi. Tuncel polisler tarafından götürülürken “TC devletine hizmet hiçbir zaman cezasız kalmaz” dedi.

Erbil’de Türkiye konsolosluğu çalışanlarına saldırı

Türkiye’nin Erbil Başkonsolosluğu çalışanlarına bir restoranda saldırı düzenlendi. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada “Bir başkonsolosluk görevlimiz şehit oldu” denildi.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin başkenti Erbil’deki bir restoranda Türk diplomatlara silahlı saldırı düzenlendi. Kentin güvenli ve lüks bir bölgesinde yerel saatle 14.30 civarında düzenlenen saldırıda, diplomatların susturuculu silahlarla doğrudan hedef alındığı belirtiliyor.

Dışişleri: Bir konsolosluk çalışanı öldü

Dışişleri Bakanlığı, bir konsolosluk görevlisinin yaşamını yitirdiği iddiasını doğruladı. Bakanlık açıklamasında “Saldırının faillerinin süratle bulunması için Irak makamları ve yerel yetkililer nezdinde girişimlerimiz sürmektedir” denildi.

Kalın: Gereken cevap verilecek

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise “Faillerin bulunması için çalışma başlatıldı.  Bu hain saldırıyı yapanlara gereken cevap verilecektir” açıklaması yaptı.

Başkonsolosluk çalışanlarının bir taziye ziyareti dönüşünde yemek yemek için restorana girdiği, bu sırada sivil giyimli bir kişinin içeri girerek ateş açtığı belirtiliyor. Saldırganın kendisini dışarıda bekleyen bir kişi ile birlikte arabayla kaçtığı, bu sırada diplomatik güvenlik yetkilileri ile saldırganlar arasında çatışma çıktığı da aktarıldı.

Irak devlet televizyonu: Konsolos yardımcısı öldü

Irak devlet televizyonu yaşamını yitiren diplomatın başkonsolos yardımcısı olduğunu duyurdu. Bu bilgi henüz teyit edilmedi. Sivil kıyafetli olduğu belirtilen saldırganlar ise henüz yakalanmadı. Saldırının düzenlendiği noktada güvenlik önlemleri artırıldı.

Gediz Deltası’nın ‘Dünya Doğa Mirası’ olması için Tarkan’dan destek

Ünlü şarkıcı Tarkan, İzmir’in Gediz Deltası’nın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilmesi için destek çağrısında bulundu. Seslendirdiği video ile Doğa Derneği’nin yürüttüğü kampanyaya destek veren Tarkan, daha önce Burdur Gölü ve Hasankeyf gibi önemli doğal ve kültürel alanların korunması için yapılan çalışmalarda da  rol üstlenmişti.

UNESCO kriterlerinin hepsini sağlıyor

Gediz Deltası, İzmir gibi nüfusu dört milyonu aşan bir metropolün içinde yer alan eşine az rastlanır bir sulak alan. Flamingoların tüm dünya nüfusunun neredeyse yüzde onuna ev sahipliği yapan delta, yüzlerce kuş ve canlı türünün yaşam alanı olma özelliği taşıyor. Dünya ölçeğinde Önemli Doğa Alanı ve Önemli Kuş Alanı olan delta, nesli tehlike altında olan tepeli pelikan, Akdeniz foku ve Caretta caretta deniz kaplumbağasının birlikte yaşadığı nadir alanlardan biri. Bilim insanlarının raporları, Gediz Deltası’nın dört UNESCO Dünya Doğa Mirası kriterinin dördünü birden sağladığını ortaya koyuyor.

Doğa Derneği, Şubat 2019’dan bu yana, deltanın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilmesi için kampanya yürütüyor. Deltanın doğal güzelliklerinin ve burada yaşayan canlı türlerinin dikkat çektiği videoda Tarkan, “Gediz mirasımızdır” diyerek deltanın korunması gereken bir doğal alan olduğunun altını çiziyor.

 

Çernobil’in köpekleri…

Çernobil felaketinin ardından tahliye edilen insanların kedi ve köpeklerini yanlarına almaları yasaklanmıştı. Bugün o köpeklerin torunlarının Çernobil’deki yaşam mücadelesi devam ediyor.

Amerikan medya devi HBO’nun mini dizisi Çernobil ile birlikte 1986’da Sovyetler Birliği’nde yaşanan nükleer facia yeniden gündeme geldi. Nükleer santralin dördüncü reaktöründe yaşanan patlamanın ardından bölgede yaşayan insanların tahliye edilmesi sırasında evlerinde besledikleri kedileri ve köpekleri yanlarına alması yasaklanmıştı.

Patlama sonrasında pek çok kişinin evini terk ederken evcil hayvanını ardında bırakmak zorunda kaldı. Beş bölümlük dizinin en etkileyici bölümlerinden biri radyoaktif kirliliğe maruz kalan köpeklerin Sovyet askerleri tarafından öldürülmesine dair sahnelerdi. BBC Türkçe’nin haberinde, bugün hala Çernobil’deki yasak bölgelerde bulunan köpeklerin yaşam mücadelesine yer veriliyor. Temiz Gelecek Vakfı ise unutulan köpeklere ulaşıyor ve veteriner yardımı sağlıyor.

2018 yılına kadar Çernobil Nükleer Santrali çevresindeki alan içindeki köpeklerin bu alanın dışına çıkarılması yasaktı. 20 yıldır bölgedeki kuşlar ve böcekler üzerine Temiz Gelecek Vakfı desteğiyle bilimsel araştırmalar yürüten Timothy Mousseau Çernobil Nükleer Santrali’nin etrafındaki 30 kilometrekarelik alan için de 250 köpeğin yaşadığını söylüyor. Geçmiş yıllarda köpekler veterinerler eliyle kısırlaştırması aşıları yapıldıktan sonra bulundukları yerde  doğaya bırakılıyordu. Geçen sene ise  yeni doğan ve ölçüldüğünde görece düşük radyoaktivite olduğu görülen 1 yaşın altındaki 12 köpek yavrusu  New York’a götürülerek sahiplendirildi. Böylece ilk defa 32 yıl sonra Çernobil tahliye bölgesi olan 30 kilometrekarelik alan içinde doğan köpekler bu bölgenin dışına çıkarılmış oldu.

 

Fransa’nın yeni Çevre Bakanı Borne

Ulaştırma Bakanı Elisabeth Borne, meclis bütçesiyle lüks yemek davetleri vermekle suçlandığı için istifa eden De Rugy’nin yerine Çevre Bakanlığı’na atandı

Fransa’da Ulaştırma Bakanı Elisabeth Borne, istifa eden François de Rugy’nin yerine Çevre Bakanı olarak atandı. Elysee Sarayı‘ndan yapılan yazılı açıklamada, Mayıs 2017’den bu yana Ulaştırma Bakanı olarak görev yapan 58 yaşındaki Borne’nun ataması yer aldı, ancak Borne’nun yerine Ulaştırma Bakanı olarak atanacak isim ile ilgili bilgi verilmedi.

Eski Bakan De Rugy, Facebook’taki hesabından yaptığı açıklamada, kendisinin Ulusal Meclis Başkanlığı görevini yürüttüğü dönemde, “Meclisin bütçesiyle lüks yemek davetleri verdiğini” ileri süren Mediapart internet sitesi hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirtmişti.  Söz konusu suçlamaları reddettiğini ifade eden Rugy, bu şartlarda etkili şekilde görevini yürütemeyeceğini ve istifasını Başbakan Edouard Philippe‘e sunduğunu bildirmişti. Fransa Hükümet Sözcüsü Sibeth Ndiaye de, France Info’ya yaptığı açıklamada, Rugy’nin istifasının kabul edildiğini kaydetmişti.